Daha öldürücü bir pandemi dalgası geliyor: Açlık!

Daha öldürücü bir pandemi dalgası geliyor: Açlık!

 

Arkadaşlarımla sık sık modern hayatın trajedileri üzerinde konuşur, trajedinin zemininde yatan komik şeylere gülüşürüz. Geçenlerde bir arkadaşım altı yaşındaki çocuğunun domatesin, biberin, patlıcanın, ekmeğin, peynirin marketlerde üretildiğini düşündüğünü söyledi. Aslında çoğumuz bu komik ayrıntının bilen tarafında görünsek de çocukların gerçeküstü düşüncelerini bizler besledik. Elimizde ederi hıyar, domates, ekmek olan para isimli bir kağıt parçasını cebimize koyup marketlere koştuğumuzda, ne ürün ne de üretim süreci hakkında düşündük. Hıyarın kütürtüsü ve lezzeti damağımızda patladığında, kokusu olfaktor traktustan (koku yolağı) beynimize ulaştığında, içimizdeki insanı ilkel insanın duyusal ve duygusal kontrolüne esir verdik. Bize neydi mazot fiyatından, tarımsal destekten, gübreden, ilaçtan, selden, erozyondan…

Covid salgını tüm gerçekçiliği ile gerçek dünyaya hızlı bir düşüşle inmemizi sağladı. Kafamızı, kolumuzu, kaburgalarımızı şöyle bir elimizle kontrol ettikten sonra etrafımıza bakınmaya başladık. Bu domatesin, biberin, hıyarın da bir üreteni varmış! Yok ya! Biz maaşla çalışanlar ya da emekliler için elimizdeki para hıyarın bedelini ödeyemiyorsa hıyarın suçu ne? Ya da markette artık domates kalmadıysa marketin suçu ne? Ya da elimizde para kalmadıysa kağıdın suçu ne?

Uluslararası İş Örgütü (ILO) diyor ki, Dünya çapında işsizlik oranı o kadar yükseldi ki dünyanın iş gücünün yaklaşık yarısı artık çalışmıyor. Tam 1.6 milyar kişi işsiz. COVID-19 pandemisi sonrası Nisan 2020 itibarıyla rakamlarına göre, kayıt dışı işçilerin kazançlarında %60 düşüş meydana geldi.

Peki ya çalışmayanlar, işini kaybedenler ya da atılanlar! Gerçek yaşamda bu insanların yiyebileceği bir lokma ekmek bulabilmesi, kirasını ödeyebilmesi için sokağa çıkması gerekiyor. Salgını yönetenler diyor ki dışarı çıkamazsın kardeşim. Bunu şöyle okuyabiliriz: Bu insanların, korunma, gıda bulma, ilaç temin etme hakları artık yok; açlığa ve ölüme mahkumlar…

Dünya’nın güney yarımküresinde milyonlarca insan mega şehirlerin kaldırımlarında açlık, sefalet ve hastalıklardan ölüyor. Bu ölümlerin Corona ile ilişkisi dolaylı. Bu insanlar hiçbir istatistik rakamının içine dahi girmiyorlar; hatta insan bile değiller, onlar dünyanın bir zaman diliminde yaşayanlar…

Dünya Gıda Programı (WFP) yöneticisi David Beasley, BM güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada diyor ki; “Virüsün yaşattığı sağlık riskleri bir yana,

  • birkaç ay içinde Dünya’da bir açlık pandemisi başlayacak ve günde 300.000 insan açlıktan ölecek.

Dünya Covid öncesinde dahi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük insani kriz içinde idi, açlığın tek nedeni Covid değildir, iç içe geçmiş sorunların devamıdır. Suriye, Yemen, Güney Sudan ve özellikle Afrika’nın doğusunda savaşlar, fırtınalar, sel felaketlerinin getirdiği ekonomik ve sosyal yıkımlar, coronavirüs salgınıyla birleşince açlık başladı, açlık artık üç düzine ülkeyi tehdit ediyor”.

Sadece üretim değil, hizmet sektörü ve gıda temin yolları da durma noktasına geldi. Taşımacılık sektörünün durmasıyla şehirler arası yaşamsal önemli malların nakil sorunu başladı. Güvenlik sadece kişiler kendilerini koruyabildikleri sürece mevcut. Her yerde görünmeyen bir düşmanın adı ve korkusu. Korku insan ruhunu esir aldı. Herkes bağırmaya başladı; “lütfen artık aşıyı bulun, yalvarırım bulun”. İşte tam bu noktada Bill Gates’in rüyaları gerçek oldu. Milyarlar aşılara teslim edilirken onun gücü yükselmeye başladı.

Bill Gates ve satın aldığı DSÖ, Dünya’yı Covid’den de yeni pandemilerden de koruyacak! Dünyayı kurtaran adam Bill Gates belki Nobel alacak belki biten ABD imparatorluğunun yeni başkanı olacak. 7 milyar insan aşılanacak, aşıların ne yan etkisini soracak, ne de öldürücü olup olmadığını bilecek.

Hükümetler ekonomi defterini kapatmak üzere olduklarının farkında ve yüklü miktarda paraya ihtiyaç duyduklarını açıklıyorlar. Sorular ise bu noktada başlıyor. Bu para nereden gelecek? Sonra esas soru! Alınan paralar nerelere gidecek?

Henry Kissinger’ın 1970 yılında sarf ettiği önemli sözü hatırlayalım. Diyor ki: “Kim gıda kaynaklarının kontrolünü elinde tutarsa insanları da kontrolünde tutar. Kim enerjinin kontrolünü ele geçirirse tüm kıtaları ve kim paranın kontrolünü ele geçirirse tüm dünyayı elinde tutar…”. İşte şimdi de toplumların sağlığını birilerinin ellerinde tutma siyasi hamlesi. Kapitalizmin insanların yumuşak karnını iyi bilmesi, insanlığın zaafları üzerinden hareket etmesi başlı başına iyi bir teorik bilginin pratiğe dökülmüş eylemler zinciri. Şaşıracak bir durum yok…

Ekonominin soğukkanlı katili IMF dünya ekonomisinin geleceğine dair tahminlerine başladı. Dünya ekonomisinin durumuna, sosyal krizlerden çıkarımına ve insan tabiatının kırılganlığına bağlı olarak IMF’nin sahneye çıkma zamanı geldi. IMF soruyor: “Kim borç ister?”

Bu Kurumdan merhamet dilenmek, ulusların kaderini ABD ve politikalarına sermaye bırakmak için yeterlidir. Sebep oldukları ekonomik krizler sonrası yaşadığımız ekonomik çöküşte IMF ve Dünya Bankası’nın merhametine mi sığınacağız? Sığınırsak pavyona sermaye olmak için borç kağıdına imza atan zavallı bir kadının ya da adamın durumuna düşmeyecek miyiz? Bağımsız olma umudu olan ulusal hareketimizi, ekonomi politikamızı, iç ekonominin düzelmesi için yapılacak girişimlerimizi, ulusal paramızı, bankacılık sistemimizi, merkez bankamızı, iş imkânı oluşturma, gıda, sağlık ve eğitim politikamızı IMF’ye teslim etmeyecek miyiz?

Diyeceksiniz ki ne yapalım?
– Tüm bu kirli senaryonun para ve egemenlik için yapıldığını algılamak, medyanın bilinçaltı, üstü, yanı saldırılarını insan bilinciyle yenmek zorundayız.
-Dünya’nın sahibi olmaya çalışan psikopat elitlerin elinden özgürlüğümüzü geri almak zorundayız.
– Zihni korkuya esir bırakılan insanların bedenlerinin esaretten kurtulamayacağını bilmek ve ona göre davranmak zorundayız.

  • Kısacası bir devrim yapmak zorundayız

Tayfun Özkaya : Tarımsal üretim tepelenmek istenmiyorsa

Toprak Mahsülleri Ofisi (TMO) buğday, arpa alım yerlerini çok azaltmıştı, ayrıca doğru dürüst bir alım da yapmıyor. Stokları ise eski yıllara göre çok düştü. Sonuçta aracıların fiyatlarla istediği gibi oynaması mümkün oluyor. Bunu değiştirmek için buğdayda gümrük vergilerini düşürmek bir işe yaramaz. Çiftçi eline geçen fiyatlar düştüğünde çiftçinin bir kısmı daha buğday, arpa üretiminden vazgeçer. Bunun sonu tekrar gümrük vergilerini düşürerek ucuza buğday ithal etmeye çalışmaktır ki kuyruğunu tutmaya çalışan köpek gibi bir durum oluşur.

En iyisi buğdayda hiçbir işe yaramayan prim gibi uygulamalardan vazgeçip TMO’nun etkili alım yapması ve stok oluşturmasıdır. TMO bürokratik bir kuruluş verimli olamaz deniyorsa o zaman etkili kooperatiflerin oluşması ve alım yapması için destek olmak gerekir. Ancak böyle politikalar IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarca hiç sevilmez. Alınan gümrük vergilerini indirme kararı ise onlar tarafından alkışlarla karşılanan politikalar arasındadır. Bu yazdıklarımız et için de aynen geçerli.

Orada da Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu’nun özelleştirilmesi benzer sonuçlara yol açtı. Yeni kurulan Et ve Süt Kurumu güya alımlar yapacaktı. Doğru dürüst bir uygulama göremiyoruz. Uluslararası kuruluşlardan bağımsız politikalar oluşturmak hiç kolay değil. Ancak güçlü olmak istiyorsak başka çare yok. Onların beğendiği politikalar bizim için kötü politikalardır. Onların eleştireceği politikalara ihtiyaç var. (YURT Gazetesi, 30.06.17).
==================================
Dostlar,

Değerli Tarım Ekonomisi uzmanı dostumuz Prof. Tayfun Özkaya, YURT Gazetesindeki mütevazi köşesinde son derece önemli yazılar yayımlıyor uzmanlık alanında. AKP’nin ardı arkası gelmeyen hatalı politikalarından biri de geçtiğimiz hafta kimi tarım – hayvancılık ürünlerinin dışalımında (ithalatında) vergiyi düşürerek sözde “ucuz” ürünlerin piyasaya sunulması ve arz üzerinden fiyatları düşürmek..

Nasreddin hoca görse ne derdi acaba AKP’nin bu üstelik de afralı tafralı pazarlanan gürültülü uygulamasına?? Kendi üreticisini “ithalat” sopası / tehdidi ile terbiye etmeye (!) kalkan bir siyasal iktidar.. Üstelik yönetimde tek başına 15. yılında, çoook deneyimli!? TÜİK, geçtiğimiz günlerde enflasyon rakamlarını açıkladı. Geriye doğru son 12 ayda ÜFE (Üretici Fiyatları Endeksi) % 15’e yaklaşıyor.. Yani üretim maliyetinde ciddi artış var. Haliyle TÜFE’ye (Tüketici Fiyatları Endeksi) yansıyacak. Tarımsal üreticiyi de sanayi üreticisi gibi desteklemek gerekmez mi? Örn. akaryakıtta, gübrede, tohumlukta, yemde, enerjide, sulamada, tarımsal mekanizasyonda, tarımsal – hayvancılık kredilerinde, kamusal kurumlar eliyle ürün alımlarında….. değişik araçlarla kamusal destekleme (sübvansiyon) neden dışlanır?

Ölçüsüz ve ihanete varan özelleştirmelerin kaçınılmaz bedelidir ödenen..
AKP’nin halka, Türk ekonomisine ödettiği diyelim daha açıkçası..
TMO, EBK, SEK.. felç edildi. Çaresiz kalınca benzerleri kuruldu, yetmiyor. Yapılacak en akıllıca işlerden biri, ÜRETİCİ – TÜKETİCİ arasındaki sefil komisyoncu/aracı zincirini, hal mafyasını kırmaktır. Daha önce de yazdık;

  • Tek başına iktidarının 15. yılında bir siyasal kadro bu ahlaksız yapıyı kır(a)madı ise yalnızca 2 seçenek var : Ya akıl fukaralığı ya da soyguna ortaklık!

“Altın dişli kabzımal mafyası” na son vermek artık AKP için kaçınılmazdır.

Üretici – tüketici kooperatifleri mutlaka yaygınlaştırılmalı ve güçlendirilmelidir.
TİGEM, Atatürk’ün kurduğu Tarım Kredi Kooperatifleri yeniden etkinleştirilmelidir. Kooperatiflerden korkmanın anlamı yoktur. Bu kurumlar “komünist” buluşu (icadı) değildir. İlk Kooperatifler İngiltere’de 1844’te kurulmuştur Sanayi Devrimi’nin doğurduğu feci yoksulluğa karşı ve çok başarılı olmuştur.
Ziraat Bankası’nın tarım – hayvancılık kredileri uygun koşullara çekilmelidir. Tarım – havancılık ürünlerinin taşınmasında demiryolları öne çıkarılmalıdır… Tarımsal topraklar başka amaçla kullanılmamalıdır, mera – otlak – yaylaklar iyileştirilip korunmalıdır.

Türkiye, anormal hızlı ve çooooooooooooook gereksiz hızlı nüfus artışını (2016 sonunda %1,36!) mutlaka frenlemeli ve hızla %1’in altına çekmelidir.

Tarım – hayvancılık ürünleri üretimi kendisine yetmeyen 80+ milyon dev nüfuslu bir ülke, 50 milyar Dolar düzeyinde yıllık dış ticaret açığı verirken (+ bütçe açığı + cari açık: 3’lü açık şeytan üçgeni!) öyle uzun boylu ithalat sopası da kullanamaz.. Üreticisine düşman bir iktidar olabilir mi!?

Tarım – hayvancılık stratejik sektör kabul edilmelidir.
Son sözü ABD eski Dışişleri Bakanı Dr. Henry Kissinger‘a bırakalım :

  • “Petrolü denetlersen ulusları, yiyeceği denetlersen insanları kontrol edersin.”
    (Ulusal Güvenlik Araştırması Raporu 200 – NSSM 200)

Sevgi ve saygı ile. 06 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TÜRKİYE’YE YÖNELİK TEHDİTLER ve TÜRKİYE MİLLİ BİRLEŞİK CEPHESİ’nin İNŞASI


Türkiye’ye Yönelik Tehditler ve Türkiye Milli Birleşik Cephesi’nin İnşası

Erol BİLBİLİK
Araştırmacı-YazarSon dönemde, Türkiye’ye yönelik tehditleri açıklarken tespitlerimizi 9 ana başlık altında toplayabiliriz:

1) David Makovsky, İsrail-ABD Suriye’in Nükleer Reaktörünü imha etti diyor. 5 Eylül 2007’de gece yarısından hemen önce İsrail Hava Kuvvetleri üslerinden kalkan dört F15 ve dört F16 savaş uçağı, radarlara yakalanmadan Suriye-Türkiye sınırını izleyerek, Suriye hava savunma sistemin işlemez hale getirmiştir. Fırat Nehri’ne dokuz yüz metre uzakta ve Suriye-Türkiye-Irak sınırın kesiştiği noktaya yakın bir yerde bulunan Al-Kibar nükleer reaktörünü 17 ton bomba ile imha etmiştir.


Saldırıdan bu yana, Beşar Esat yönetimi halkı ile birlikte ABD-İsrail saldırganlığına beş yıldır direnmektedir. Ortadoğu ve Filistin-İsrail Barış Süreci uzmanı olan Makovsky, Dünya basınında ilk defa, Amerika’da 17 Eylül 2012 tarihli The New Yorker adlı dergide yayınlanan, Suriye’ye Sessiz Darbe başlıklı makalesinde, ABD-İsrail’in Suriye ve İran’a askeri müdahalesinin olasılık dışı olduğunu yazmıştır.
2) Joseph Biden, Kuzey Irak’a asker gönderirim diyor. ABD Başkan yardımcısı Biden, Maliki ile bir telefon görüşmesi yaparak Kuzey Irak’ta operasyonlar yapan Dicle Ordusu’nu acilen geri çekmesini, aksi taktirde bölgeye ABD askerlerini konuşlandıracaklarını ifade etti. Maliki ise, kesin bir dil kullanarak kuvvetlerini çekmeyeceğini belirtti.

3) James L. Jones, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye petrol boru hattı inşa edilecek diyor. Eski NATO Başkomutanı, Obama’nın 2. dönemi Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı ve Deloitte LLP’nin başdanışmanı olan Jones; ABD-Kürdistan
İş Konseyi
kapsamında Erbil’e gitmiştir. Burada yaptığı konuşmada
“Türkiye nihayetinde Kuzey Irak’a petrol boru hattı inşa edecektir.” demiştir.

Jones Erbil’de bir haber sitesinde yaptığı konuşmada asıl kritik dönemin ilerleyen süreçte ortaya çıkacağını, Exxon Mobil ve Chevron’un mutlaka
ham petrol pompalayacağını, bu safhadan sonra Türkiye’nin inşa edeceği Suriye petrol boru hattına ihtiyaç olacağını ifade etmiştir.

4) John Kerry, Suriye muhafeleti iktidarı ele almalı diyor. Kerry, “Biz Suriye muhalefetinin bir an önce başa geçerek Besar Esad’ın görevi bırakmasının gerektiğini düşünüyoruz. Rusya ile işbirliğini sürdürmekten yanayız.” diyerek Obama yönetiminin amacını ortaya koymuştur. İlk ziyaretini şubat ayında Türkiye’ye gerçekleştireceğini ifade etmiştir.

5) Victoria Nuland, Maliki’nin onayı olmadan Irak’tan petrol ihraç edilemez diyor. Eski ABD-NATO büyükelçisi ve NATO konusunda ABD’nin önde gelen uzmanlarından ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nuland, Ocak 2013’ün ilk haftasında Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Türkiye üzerinden ham petrol ihracatına başladığı duyurulurken şu açıklamada bulunmuştur:

“Amerikan şirketleri ve Türk hükümetine söylüyoruz. Irak federal yetkililerinin onayı alınmaksızın Irak’ın herhangi bir bölgesinden ham petrol ihracatını desteklemiyoruz.”

6) Webster Griffin Tarpley, “Türkiye Suriye’de tampon bölge kuracak” diyor. ABD’li saygın yazar ve tarihçi Tarpley, 2012 Nisan ayında bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada Türkiye’nin savaş tehditlerine dikkat çekerken Türkiye’nin Suriye’de tampon bölge kurması (Suriye’den geçecek petrol boru hatlarını ABD’nin koruması amacıyla) halinde bunun modern Türkiye’nin parçalanmasına yol açacak, büyük çapta bölgesel savaşa doğru dev bir adım olacağını ifade etti. Tarpley, Ocak 2013 ortalarında Türkiye ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada İngiltere ve Amerika Türkleri Suriye’ye karşı kullanacaklar ve çatışmayı modern Türkiye’yi yok etmek için kullanacaklar.

Korkarım Obama’nın aldattığı Erdoğan ve Davutoğlu bu psikoloji ile kendi çukurlarını kazıyorlar. Kazanacakları hiçbir şey yok ve kaybedecekler. Şu bilinmelidir ki, Suriye güvenlik güçleri isyancılara karşı başarılı bir harekat yürütüyorlar, isyan bastırılıyor. Tarpley, şu anda Türkler güney bölgelerinin tamamını CIA’ya terk ettiler. Orada CIA başıboş, kontrolsüz dolaşıyor. İskenderun otellerinde cirit atıyor. Oteller El-Kaide teröristleri ile dolu. CIA İncirlik üssünden bölgeye getirdikleri teröristleri kullanıyor ve bunun Türkiye’ye faturası çok büyük olacak.

7) Exxon Mobil ve Chevron petro-kan emicileri, Davos’tan silah gösteriyor. Barzani, ABD’nin petrol devleri Exxon Mobil ve Chevron ile petrol anlaşmaları imzaladı. Maliki bu anlaşmaları kabul etmedi. ABD’den Kürt Bölgesel Yönetimi ile Irak Merkezi Yönetimi arasında bir seçim yapmasını istedi. Exxon Mobil ve Chevron, Bölgesel yönetimle imzaladıkları anlaşmayı, Bağdat yönetiminin Petrol Bakanlığı imzalamadı. Bunun Üzerine Exxon Mobil’in başkanı Rex Tillerson, Chevron başkanı John Watson, ülkenin güneyindeki Batı Kurna-1 sahasında daha önce durdurulan faaliyetlerine devam etmek için Maliki ile görüştü.

Tillerson, Maliki ile görüşmeye gitmeden önce Davos’a uğradı ve Mesut Barzani ile bir görüşmede bulundu. Böylece Davos’un çok gizli olarak yapılan toplantılarında Exxon Mobil ve Chevron’un talepleri Kuzey Irak ve Suriye konuları gündemin en önemli maddesi oldu. Tillerson ve Watson’un iştirak ettiği bu toplantının başkanının Henry Kissinger olduğu gözden kaçırıldı. Josep Biden, James Jones, Victoria Nuland ve John Kerry’nin, Irak’tan, Suriye’de oluşturulan Kürt Petrol Koridoru üzerinden geçecek olan petrolün boru hatları ile Türkiye’ye akıtılması konusundaki dayatmaları Exxon Mobil, Chevron ve Kissinger gücünün yansımalarıydı.

8) Henry Barkey, Türkiye ABD’nin Suriye’ye girmesini talep ediyor dedi. Barkey, Türkiye’nin ABD’nin askeri açıdan Suriye’ye girmesini istediğini ama ABD’nin buna yanaşmadığına dikkat çekti. Barkey, seçimlerden önce Suriye’ye karşı temkinli davranan ABD’nin bu tutumunun seçimler sonrasında değişmesini beklemediğini belirterek, “herkesin gördüğü gibi ABD’nin büyük bir bütçe problemi var. Başkan Obama’nın aslında ülke içi konulara daha çok önem vermesi lazım ve dolayısıyla Suriye’de yeni bir askeri maceraya girmek istemeyecek” dedi.

9) Peter GalbraithTürkiye’nin ağabeyliğinde Kürdistan kuralım diyor.
Eski ABD Hırvatistan Büyükelçisi, Bağımsız Kürdistan Anayasası’nın yazarı ve Bağımsız Kürdistan fikrinin en kuvvetli lobicisi Galbraith, Demokratik Parti’nin Vermont Senatörüdür. John Kerry ile yıllardır yakın temasta olan Galbraith, Hürriyet’ten Tolga Tanış’a verdiği röportajda Bağımsız Kürdistan planını
şöyle açıklıyor.

      • Bağımsız Kürdistan Türkiye’yi Bölmez:
      Bugün Türk Dışişleri Bakanlığını dinlediğinizde Irak’ın bütünlüğü “esastır” değil, “tercih edilir” diyorlar. Bu konunun kırmızı çizgi olmamakla beraber, sadece tercih edilir olması bir değişimi gösteriyor. Türkiye, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan olmasının, buna Türkiye ve Suriye’den de Kürt bölgelerinin dahil olacağı anlamına gelmediğini anladı.
      • Kürtler Toprak Tavizi Verecek:
      Kürtlerin bağımsızlığı için önce toprak meselesinin çözülmesi gerekecek. Musul en kolayı. Kürtler Musul için hak iddia etmiyorlar. Ancak en büyük problem Kerkük. Kürtler toprak konusunda tavizler vermek zorundalar. Kerkük için bir petrol paylaşımı anlaşması düşünülebilir. Bu müzakere sürecinde Türkiye de olumlu bir rol oynayabilir. Mesela Erbil’i vereceği tavizler konusunda ikna etmek gibi.
      • PKK Meselesini Türkiye Kendi Çözmek Zorunda:
      PKK ne istiyor? Kürtlerin isteklerinin üç başlık altında toplayabiliriz.
      Af,
      politik sürece katılmak ve
    Kürtlerin sivil hakları.
    Bunlar Türkiye’nin yapabileceği şeyler.

Galbraith’in söylediği şu; “Kürdistan kaçınılmaz ama Türkiye’yi bölmez.”
Zaten, Galbraith otuz yıldır aynı şeyi söylüyor. Onun bu konudaki görüşlerini şöyle özetleyebiliriz. “Türkiye’yi federatif bir yapının parçası haline getirmeyin. Türkiye üniter devlet olmaya devam etsin. Ama Kuzey Irak’ta kurulacak Kürt Devleti’ni Türkiye himaye etsin. Hasmı değil koruyucusu olsun. Zannediyorlar ki bu Kuzey Irak’a verilmiş bir tavizdir. Hayır. Türkiye’nin bütünlüğünü sağlamaya yönelik bir çözümün ifadesidir.”

Bu çözümü Joseph Biden ile Richard Holbrooke daha başlangıçta kabullenmişlerdi. Şimdi de yeni Obama yönetimi de bu konuda birleşmiş görünüyor. Ama bu çözüm ABD-İsrail tezgahıdır. Sonunda Türkiye Kürtlerini de içine alan Büyük Kürdistan inşasının tezgahıdır.

 

  • Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin tamamında,
    kanlı iç savaşlar yaşanması gündemdedir.
Yukarıda sıraladığımız 9 tespit, açık ve net olan bir tehdidin varlığı ve tanımlanması için yeterlidir.

Bu tablo içinde, ABD-İsrail emperyalizminin BOP Eşbaşkanlığı iktidarına öngördüğü görev, bir yandan savaş çığırtkanlığı yaparak, Beşar Esat iktidarını, Suriye Ordusunu ve ekonomisini çökertmek, diğer yandan PKK sorununu çözmek adına, içte açılımlar yaparken, dışta bölgesel Kürt güçlerini ABD-İsrail’in istekleri konusunda ikna edip Kürt yapısının yaşatılması konusunda garantiler vermesidir.
Fakat günümüzde tek kutuplu bir dünya yok artık. Güç dengesi batıdan doğuya kaymıştır. Türkiye’de ayağa kalkan Milli Güçler bunların tümünü boşa çıkaracak potansiyele sahiptir.

Türkiye Milli Birleşik Cephesi’nin (TMBC) İnşa Edilmesi

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu hayati tehlikelerden kurtulmasının tek yolu BOP Eşbaşkanlığı iktidarının yıkılmasıdır.


Yıkılabilir mi? Evet.

Çünkü AKP iktidarı bölünme anayasası dahil,
bu tehditlerin hiçbirini gerçekleştirecek güce sahip değildir.
Yıkmanın görülebilen tek yolu politik mücadeleye yönelik işlevsel bir yapılanmanın inşa edilmesidir. Böyle bir yapılanmanın hayata geçirilmesi tehditlerin yok edilmesi için gereklidir.

Bu yapılanma; Cumhuriyetin değişmez ilkeleri, tam bağımsızlık ve özgürlük ortak paydasında birleşen kadrolarla oluşturulacak ve faaliyette bulunacak olan “Türkiye Milli Birleşik Cephesi (TMBC)” adlı yapılanmadır.

TMBC, Milli Anayasa Forumu (MAF) düşünce ve pratiği temelli olarak en geç dört ay içinde oluşturulmalıdır. Milli İktidar hedefli olmalıdır. Gölge Kabinesi’nin yer aldığı özgün bir programla Ankara’da Türk Halkına açıklanmalıdır.

TMBC, Başkanını, siyasi, iktisadi, dış politika stratejisi, güvenlikten sorumlu başkan yardımcılarını ve basın sözcüsünü seçerek görevlendirmelidir.

David Makovsky, Suriye’de Sessiz Darbe adlı makalesinde Suriye ve İran’a yönelik bir ABD-İsrail saldırısının olasızlığını yazmış ise de hızla değişen uluslararası ortama bağlı olarak çok zor duruma düşmüş olan BOP Eşbaşkanı, Suriye’ye karşı savaş başlatabilir ve başta Türkiye olmak üzere bölgeyi
kanlı iç savaşların içine çekebilir. Bu nedenle de TMBC’nin dört aylık bir zaman diliminde hayata geçmiş olması bir şart olarak önümüzde durmaktadır.


Erol BİLBİLİK, 2 Şubat 2013