11 EYLÜL SALDIRILARININ ÜZERİNDEN 15 YIL GEÇTİ!

11 EYLÜL SALDIRILARININ ÜZERİNDEN 15 YIL GEÇTİ!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Amerika Birleşik Devletleri tarihinin en büyük terör saldırılarından bir olarak kayıtlara geçen
11 Eylül (AS : 2001) saldırılarının üzerinden 15 yıl geçti.

Dünya’da da büyük değişimlere neden olan terör saldırıları başta New York olmak üzere ABD’de törenlerle anılmaya başlandı.

ABD Başkanı Barack Obama, Beyaz Saray’dan bir anma mesajı yayınladı. ABD Başkanı Obama, “El Kaide ve DAEŞ (AS : doğrusu DEAŞ olacak) gibi teröristlerle aralıksız şekilde mücadele ediyoruz ve ülkemizi güvende tutabilmek için onları yok edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Geçen 15 yılda çok şeyin değiştiğini kaydeden Obama, “11 Eylül saldırılarını yapan El Kaide liderlerini ortadan kaldırdıklarını” ve “Usame bin Ladin’e adaleti götürdüklerini” belirtti.

Ancak bu süre içinde terörle ve teröristlerle yüzleşmeye devam ettiklerini dile getiren Obama, “El Kaide ve DAEŞ (AS : doğrusu DEAŞ olacak) gibi teröristlerle aralıksız şekilde mücadele ediyoruz ve ülkemizi güvende tutabilmek için onları yok edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

“Trajik olarak Boston’dan Chattanooga’ya, San Bernardino’dan Orlando’ya kadar gördüğümüz üzere terörist tehdidi gelişti. Afganistan’da, Irak’ta Suriye’de ve bunlarında ötesinde EL Kaide ve DAEŞ (AS : doğrusu DEAŞ olacak) gibi teöristlere karşı acımasız olacağız. Onları yok edeceğiz ve gücümüz çerçevesinde vatanımızı korumak için her şeyi yapacağız.”

Resmi anma törenleri bu gün TSİ 16:00’da başlayacak olmasına rağmen New York Belediye Başkanı Bill de Blasio Dünya Ticaret Merkezi’nin yerine yapılan anıta çiçek bıraktı.

Ne olmuştu?

11 Eylül 2001’deki terör saldırılarda, 4 yolcu uçağı kaçırılmış, uçaklardan ikisi İkiz Kuleler’e çarpmıştı. Kaçırılan bir diğer uçak başkent Washington’da Pentagon’u hedef alırken dördüncü uçak ise F-16’lar tarafından Pensilvanya kırsalında düşürülmüştü.

İkiz Kuleler’de 2606 kişi, Pentagon’da 125 kişi ve kaçırılan uçaklarda ise 246 kişi hayatını kaybetmişti. Saldırılarda 19 teröristle birlikte toplam ölü sayısı 2996 olarak açıklanmıştı.

Tarihin akışını değiştiren 11 Eylül saldırılarının ardından eski Başkan George W. Bush, Afganistan ve Irak’a girme kararı almış, Beyaz Saray’ın Ortadoğu’daki savaş yanlısı politikası büyük tepkilere neden olmuştu.

Bush’un ‘‘Terörizmle Savaş Kampanyası’‘ çerçevesinde kurulan ABD Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) ülkede yasa dışı dinlemelerine başlarken, “Medeniyetler Çatışması“na ve İslamofobiye zemin oluşturan 11 Eylül saldırıları, başta ABD olmak üzere, Batılı devletlerde Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarında büyük artışa yol açtı.

=================================

Dostlar,

“ABD, Afganistan harekatına (AS: işgaline!) kendi ülkesinde tezgahladığı bir komployla başladı. ABD’de 9/11 olarak adlandırılan bu saldırılarda New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ve Başkent Washigton’daki Savunma Bakanlığı (Pentagon) hedef alındı.

Binlerce günahsız ABD vatandaşı öldürüldü. Bu olay tek başına, emperyalizmin kendi yurttaşlarını bile nasıl acımasızca katledebileceğini gösteren bir ibret belgesidir..

9/11 konusundaki gerçekler çok sayıda internet sitesinde kendine yer buluyor. Ayrıca bu konuda onlarca bilimsel tabanlı analiz yapıldı. Biraz merak eden biri, çok kısa bir araştırmayla bu olayın bir tertip olduğunu hemen anlar. Zaten ABD’de yapılan kamuouı araştırmaları, ABD vatandaşlarının ezici bir çoğunluğunun -neredeyse %80’inin- bu konuda ABD hükümetinin yaptığı açıklamaya inanmadığını gösteriyor.

9/11 komplosunda ABD Başkanı Bush bile devre dışı bırakıldı. Çok istemesine rağmen uzun süre Wasington’a sokulmadı; korumasız olarak havada dolaştırıldı. Neler döndüğünün farkında olmadığı için verdiği tüm demeçler birbiriyle çelişiyordu. Komplonun bir nükleer savaşa yol açmasından endişe eden Bush, Nebraska eyaletindeki Offutt hava üssüne gitti. Burası Amerikan nükleer gücünün komuta ve kontrol merkeziydi.

Bush birşeyler döndüğünü anlıyor, ama ne olup bittiğinin tam olarak farkında olmadığı için panik içinde kararlar alıyordu. Ayrıca saldırıdan önce bazı şirketler hisselerine çok sayıda satış emri vermişlerdi.

ABD’nin Irak’a saldırısı da bir sahtekarlık üzerine inşa edildi. Iak’ta nükleer, biyolojk ve kimyasal (NBC) silahların olduğu ileri sürüldü. Ama müdahale yapıldıktan sonra bu silahların varolmadığı, bir istihbarat hatası (!) yapıldığı bizzat ABD yetkilileri tarafından açıklandı.

ABD eski Ggenelkurmay başkanı ve Dışişleri Bakanı emekl, orgrneral Colin Powell, Mayıs 2005’te Amerikan ABC televizyonua verdiği demeçte ‘Irak’ta kitle imha silahları yalanını desteklediği için kendisini çok kötü hissettiğini’ söyledi.
*****
Yukarıdaki dizeleri, E. Tümamiral Sayın Soner Polat‘ın “Türkiye İçin Jeopolitik Rota” adlı çok değerli kitabından aldık (s. 77-78, Kaynak yay. 2015).

İşte ABD emperyalizmi böyle bir şeydir..
Türkiye hala “stratejik müttefik” rollerini oynamaya devam edecek, kendisini ve halkını aldatarak felakete sürüklemeyi sürdürebilecek midir??

9/11 komplosunun Hitler’in Reichstag yangınından daha beter olduğunu söylemeye gerek var mı??

Sevgi ve saygı ile.
12 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Aziz Sancar, Nobel, Atatürk ve Türkiyesi

MURAT YETKİN
MURAT YETKİN

RADİKAL, 12.12.05

Aziz Sancar, Nobel, Atatürk ve Türkiyesi

Aziz Sancar burada kalsa o’na DNA araştırmalarıyla Nobel yolunu açan çalışma imkânı bulur muydu,
yoksa YÖK’ün bilim değil bürokrasi ve ideoloji üretmeye odaklı labirentlerinde mi kaybolurdu?
Prof. Aziz Sancar 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü 10 Aralık akşamı Stockholm’de düzenlenen ödül töreniyle (öbür iki meslektaşıyla paylaşarak) İsveç Kralı 16’ıncı Gustaf’ın elinden aldı.

Sonra da

“Bu ödül Ata’mız sayesinde alınmıştır.”

dedi;

“Ödülü 19 Mayıs’ta Türkiye’ye gelerek Anıtkabir’de
Atatürk’e bırakacağım.”

Bunu neden mi söylemiş? Çünkü Mardin’in Savur İlçesi’nden sekiz çocuklu okuma-yazması olmayan “ama eğitimin önemini bilen” bir anababanın 7. çocuğu olarak kendisine sağlanan eğitim olanaklarını Atatürk Türkiyesi‘ne bağlıyor.

***

Ailesinden general de çıkmış HDP milletvekili de.
O’na “Arap kökenli” olup olmadığını soran BBC muhabirine Türküm, o kadar
cevabını vermiş. Üniversiteden sonra fikir hürriyetinin, akademik hürriyetin daha geniş olduğu diyarlara göç etmiş, ABD’ye yerleşmiş, bir “Turkish-American” yani Amerikalı Türk olmuş.
***

Burada kalsa O’na DNA araştırmalarıyla Nobel yolunu açan çalışma olanağı bulur muydu,
yoksa YÖK’ün bilim değil bürokrasi ve ideoloji üretmeye odaklı labirentlerinde mi kaybolurdu?Zaten farkına varıp kıymetini bilmemiz de Amerikalılardan sonra olmuş. Sancar’ın Amerikan Bilimler Akademisi üyeliği 2005’te, Türkiye Bilimler Akademisi üyeliği 2006’da verilmiş.
***

Sancar siyasal görüşleri olan, bunu saklamayan bir bilim insanı… Gençliğinde
Ülkü Ocakları’nda da bulunmuş; Koray Aydın, Beşiktaş günlerini Twitter’da paylaştı.
Milliyetçiliğinde İslami değil laik ve Atatürkçü yön ağır basıyor;
bu bakımdan ulusalcı da denebilir.
Atatürk ve 19 Mayıs demeci, Türkiye’nin laik cumhuriyet ilkelerine vurgu yapmayı amaçlıyor.
***

Tabii Türkiye’nin Müslüman nüfusuyla laik, demokratik ve serbest ekonomiye sahip bir ülke oluşu bundan daha birkaç yıl öncesine dek parmakla gösterilen özelliğiydi.

ABD Başkanı Barack Obama, seçildikten sonra ilk deniz aşırı gezisini bu yüzden Türkiye’ye yapmış, Nisan 2009’da Meclis’te yaptığı konuşmasında Türkiye’yi öbür Müslüman ülkelere örnek göstermişti. Acaba Obama bugün de aynı konuşmayı yapar mı, ne dersiniz?
***

Benim kuşkularım var. Çünkü Türkiye’nin yalnızca Müslüman ülkeler arasında değil,
genel olarak dünyadaki algısı ciddi şekilde değişmeye başladı. Nereden mi anlıyoruz bunu?
***

Aziz Sancar’ın Kimya Ödülü’ne ortak olduğu 2015 Nobellerinde Barış Ödülü,
Norveç’in başkenti Oslo’daki törende Tunus’a gitti.
Nobel Komitesi, Sendikacı Hassine Hassine Abassi, avukat Mohamed Fadhel Mahfoudh,
insan hakları savunucusu Abdessatar Ben Moussa ve iş dünyasından Ouided Bouchamaoui’dan oluşan Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü’nün “İslami ve laik grupların ülke çıkarları için bir arada yaşayıp diyalog kurabildiklerini” gösteren çalışmalarından ötürü ödüle layık bulmuş.

İşte Türkiye’nin çok değil, birkaç yıl öncesine dek örnek gösterilmesine vesile olan özellikleri arasında bunlar da vardı.
***

Atatürk’ün temellerini attığı Cumhuriyet, “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinin parlak dönemlerinden birini yaşıyordu 2008-2009’da. Bunun temelinde özellikle Ortadoğu’daki ihtilaflara taraf olmamak vardı; müttefik ABD’nin Irak işgaline bile taraf olunmamıştı.

Sonra, 2010 sonlarında Tunus’ta Arap Baharı patladı.
Türkiye, önce Libya, sonra Mısır derken, sonunda Suriye’de giderek siyasi niteliğin yanı sıra mezhep ayrılıklarının öne çıktığı bu bataklığa saplanmaya başladı.
***

Suriye ve Irak’ta bugün yaşanan sorunlar, Rusya ile yaşanmakta olan kriz,
İran boyutu filan hep ortada.. Ayrıntılarına girmeyeceğim, sürekli yazıp duruyoruz zaten.
Ama Tunuslu sendikacı ne dedi biliyor musunuz, Nobel Ödülü nedeniyle CNN tarafından
canlı yayınlanan görüşmede ?

Ortadoğu’da yaşanan kargaşada Türkiye’nin de sorumluluğu olduğunu söyledi.
Hatta daha ileri giderek

IŞİD’e Türkiye ve Katar’ın destek olduğunu herkesin bildiğini iddia etti.

***
Deneyimli CNN muhabiri durumu hemen toparladı, bu iddiaların her iki ülke tarafından da yalanlanmakta olduğunu söyleyerek konuyu değiştirdi. Tabii Türkiye de Katar gibi
ABD öncülüğünde IŞİD’e karşı koalisyonun üyesi. IŞİD, 2013 Eylül’ünden bu yana
terörist örgüt sayılıyor. Hükümet stratejik İncirlik üssünü (Rus uçağının düşürülmesinden
bu yana, kendi uçaklarıyla katılamasa da) Suriye’deki IŞİD hedeflerine karşı kullandırıyor.

Öte yandan eğer siyaset yaşanan gerçeklikten çok algılanan gerçeklikle ilgiliyse,
Tunuslu sendikacı Abbasi’nin Türkiye algısının böyle olması gerçekten üzüntü vericidir.
***

Türkiye’nin Arap dünyasındaki Müslüman ve Batı dünyasındaki algısı birkaç yıl içinde
laik, demokratik sistemin işlediği, komşularıyla sorunlarını çatışmalara taraf olmadan,
diyalogla çözmeye çalışan, hatta onların aralarındaki sorunları çözmeye çalışan bir ülkeden, ortalığı karıştıran, teröristlere destek veren bir algıya kaymış olması, gerçekten üzüntü vericidir. (Bu işler çıkmadan Türkiye’nin İsrail ve Suriye’yi barıştırmak için devrede olduğuna inanmak şimdi ne kadar uzak geliyor, değil mi?)

Herhalde bu algının yaygınlaşması Aziz hocayı da üzüyor ki,
bir ömür verdiği Nobel’ini Profesör Sancar Atatürk’e ithaf ediyor.

====================================

Evet dostlar,

RADİKAL‘den Murat Yetkin önceki gün köşesinde bunları yazdı.
Atatürk Türkiye’sinin AKP – RTE ile nereden nereye savrulduğunu izlemek
gerçekten çok acı verici.
Üstelik bu akıldışı iç ve dış politikanın son derece ağır faturası var; ödeniyor, ödenecek :

Bay RTE İslam alemine Türkiye’nin sözde sorumluluğunu vurgularken (bilinç altı  Halifelik hayali ne denli çıplak değil mi?!), tam tersine onyılların emeğiyle kazanılan saygınlık
yerle bir oldu; hatta nefrete dönüştü.

– Yalnızca sayısı 60’a yaklaşan İslam ülkeleriyle diplomatik düzeyde değil yaşanan ağır sorun;
değiştirilemez coğrafyayı paylaştığımız 3 Müslüman komşumuz İran, Irak ve Suriye ile
düşman edildik.

– Ülkemiz, Büyük ATATÜRK’ün tam bağımsızlıkçı dış politikasını terk ederek NATO üyesi olmuştu 1952’de ama (DP, Menderes dönemi) AKP – RTE döneminde olduğu ölçüde
asla uydu politikalar izlememiş, Batı Emperyalizminin taşeronu olmamıştı.

– Artık dünya alem biliyor ki RTE, komşu Suriye’nin Başkanı Esad ile dün can ciğer iken,
bir ABD talimatıyla, –BOP eşbaşkanlığı diyeti olarak-,180 derece dönerek 1 numaralı düşman olmuştur!.. RTE, dinci terör örgütü IŞİD’e ısrarla “IŞİD unsurları” demiş, son zamanlarda
pusula dönünce zorunlu olarak O da söylem değiştirmiştir.

Türkiye Suriye’de iç savaşı kışkırtmış, rejim karşıtlarına her türlü desteği vermiştir.
MİT TIR’ları ile silah ve cephane yollamıştır Esad’a karşı isyan edenlere ve bu durum
suçüstü yakalanarak Cumhuriyet‘te fotoğraflarıyla yayımlanınca da Can Dündar ve
Erdem Gül‘ün başına “imal edilmiş” epey suç gelmiştir. Suçlamalardan başlıcası “devlet sırrını açıklamak”.. Yani apaçık “..biz MİT TIR’larıyla silah vs. yollamadık..” denemiyor ama örtük bir kabulle, “..evet.. doğru.. biz MİT TIR’larıyla silah vs. yolladık ama bu Devlet sırrı idi,
siz onu açıkladınız..” denmektedir an Dündar ve Erdem Gül‘e..

– Rusya ile de uçak düşürek / düşürtülerek bozulan / bozdurulan ilişkiler yüksek çok maliyetlidir.

TÜRKİYE YALNIZLAŞTIRILARAK ATLANTİK EKSENİNDE BOĞULMAKTADIR!
Oysa kurtuluş, Batı Asya Birliğinde!  

  • Ülke içinde de mezhep ve dinsel inanç temelinde, etnik temelde, politik temelde insanlarımız ayrıştırılmış ve birbirine düşmanlaştırılmıştır. Tayyip bey ağzını açtığında “..bunlaaaarr..” diye başlamakta ve apaçık ayrımcılık yaparak AKP propagandasını sürdürmektedir. Hatta karşıtlarına hakaretler yağdırmakta, onları sürekli aşağılamaktadır bilinçli bir sosyal psikolojik savaşla.
    Sonra da TCK’nın AYM kararıyla ilga edilmiş, gerçekte olmayan 299. maddesine dayalı
    yüzlerce hakaret davalarıyla muhalefeti yıldırarak teslim almak istemektedir; kendi bilinçli tahrikini örterek, tarafsızlığını yitirdiği halde, gerçekte olmayan özel yasal korumadan yararlanmaya çalışarak. (Bkz. Altıparmak K ve Akdeniz Y. TCK 299 : Olmayan Hükmün
    Gazabı mı? Güncel Hukuk Dergisi, Ekim 2015, syf. 42-44)
  • AÇILIM saçmalığı ile, ülkemizin bilinen bölgeleri başta olmak üzere silah – cephane deposuna dönüştürülmüş, ilçeler hatta iller içeriden teslim alınarak, AKP- RTE’nin göz yummasıyla
    Devlet tasfiye edilmiş, alan egemenliği hendekler, barikatlar, tunellerle.. terör örgütüne bırakılmıştır. Gelinen uçurum eşiği çok geç de olsa farkedildiğinde, sorun askere – polise – korucuya havale edilmiş, çok sayıda şehit – gazi – halktan ölüm ve yaralanmalarla
    çok kanlı biçimde geriletilmeye çalışılmaktadır.
  • Hiçbir iktidar döneminde bunca çok insanımız öldürülmemiş, yaralanmamıştır.
    AKP – RTE yönetimleri, 1 numaralı görevleri olan yurttaşın CAN GÜVENLİĞİNİ sağlayamamıştır! Bunca ağır maddi – manevi yitiğin politik sorumlusu RTE – AKP’dir!Ülkenin ve tüm yurttaşların devlet başkanı olamamıştır, olmaya da niyeti yoktur. Bu haliyle Tayyip Bey bir de NOBEL Barış ödülünü eleştirmiş ve dolaylı olarak kendini adreslemiştir!. Akıllara seza.. Oysa Nobel Kurulu, sözde “Arap Baharı” ile kan gölüne dönüştürülen
    Laik Tunus’ta, yaraları sarmak üzere olağanüstü çaba gösteren Sendikacı Hassine Hassine Abassi, Av. Mohamed Fadhel Mahfoudh, insan hakları savunucusu Abdessatar Ben Moussa
    ve iş dünyasından Ouided Bouchamaoui’dan oluşan Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü’nün
    İslami ve laik grupların ülke çıkarları için bir arada yaşayıp diyalog kurabildiklerini” gösteren çalışmalarından dolayı ödüle yaraşır buldu..

    RTE ise tersini yapıyor Türkiye’de.
    “Hem Laik hem Müslüman olunmaaazzz..” diye haykırarak kurulu düzeni değiştirmeye
    çalışıyor. Anayasa Mahkemesi, RTE başkanlığındaki iktidar partisi AKP’yi, “Laikliğe karşı eylemlerin odağı olmuş bir parti” olarak suçluyor ve her nedense kapatmayıp
    para cezası veriyor!?..Ne diyelim.. Allah feraset versin özellikle buna çooook gereksinimi olan ülke yöneticilerine..

    NOBEL ödüllü yüz akımız Prof. Sancar‘ın iletisi alınabiliyor mu acaba?
    Hiç sanmıyoruz.. Yarın (15.12.15) Erdoğan Prof. Sancar ile görüşecek..
    Sancar hoca, bu buluşmanın ucuz politik şova, yoz oy avcılığına dönüşmesine izin vermemeli..
    O yüksek zekasının küçücük bir bölümüyle bu liezonu yönetebilir, yönetmeli. Bir kez daha;

  • ATATÜRK TÜRKİYE’sine DÖNÜLMESİ ZORUNLUĞUNU VURGULAMALI!
    Sevgi ve saygı ile.
    14 Aralık 2015, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

    Yazımızın pdf biçimi : NOBEL_Odullu_Prof._Aziz_Sancar_ile_R.T._Erdogan_Bulusmasi

AKP’nin seçim öncesi son dakikada ne yapacağını buldum!

AKP’nin seçim öncesi
son dakikada ne yapacağını buldum!

portresi

 

Cüneyt Ülsever
Odatv.com, 17.05.2015

 

 

Siyasal partiler seçimlerden hemen önce ceplerinden tavşan çıkarmayı
çok severler. Rakiplere son dakika golü atmaya bayılırlar.
CHP böyle bir girişimi olacağını önden açıkça beyan etti.
Ben de “AKP ne yapacak?” diye merak ediyordum.

***

Sanki yanıtı buldum. Önce iki habere göz atalım:

ABD Özel Kuvvetleri, terör örgütü Irak-Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Suriye’deki petrol ve doğalgaz operasyonlarından sorumlu komutanı
Ebu Sayyaf’ı ülkenin doğusunda önceki gece komandoların da dâhil olduğu nokta operasyonunda öldürdü. Operasyon,
ABD Başkanı Barack Obama’nın emriyle yapıldı. Ebu Sayyaf’ın Ümmü Sayyaf adlı eşi ise baskında sağ
ele geçirildi ve
Irak’ta bilinmeyen bir yere götürüldü.”
(Hürriyet web-17.05.2015)

AP’ye konuşan adını vermeyen bir ABD savunma yetkilisi de operasyona Amerikan Delta komandolarını taşıyan V-22 Osprey ve Blackhawk helikopterlerinin katıldığını söyledi. Bu görev gücü, Irak’tan Suriye’deki operasyon bölgesine uçtu. Deyr ez Zur vilayetindeki Al Omar petrol sahasında çok katlı bir bina olan hedefe ulaşıldığında Amerikan güçleri,
IŞİD militanlarının sert direnişiyle karşılaştı. Hatta bazı yerlerde göğüs göğüse çatışmalar yaşandı.”
(ibid)

24 saat içinde şu gelişme de oldu:

Türkiye sınırını ihlal eden Suriye’ye ait helikopter, Adana’dan kalkan
F-16’lardan atılan iki füze ile düşürüldü. Başbakan Ahmet Davutoğlu ve
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Suriye tarafından İHA olduğu
iddia edilen hava aracının, bir Suriye helikopteri olduğunu doğruladı.”
(Radikal web-17.05.2015)

Başbakan Ahmet Davutoğlu konu ile ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

İlk anda puslu hava olduğu için Suriye hava aracı olarak tespit ediliyor, daha sonra helikopter olduğu anlaşılıyor. Yaklaşık 7 mil kadar içeriye girip Türk sınırını ihlal edince önce uyarılıyor. Daha sonra ihlal devam edince de bildiğiniz gibi Suriye olayları başladıktan sonra verdiğimiz talimatla oluşmuş angajman kuralları var. Kim olursa olsun, hangi gerekçeyle olursa olsun sınırımız ihlal edilmişse kesinlikle mukabelede bulunulur. Mukabelede bulunuyor jetlerimiz ve daha sonra Suriye sınırları içine o helikopter düşüyor.” (ibid)

***

Çoktandır dünya basınında ABD-Türkiye-Suudi Arabistan’ın ortaklaşa bir “Suriye Harekâtı”na girişeceği dile getiriliyordu. “Eğit-Donat” programları ile Türkiye’nin de dâhil olduğu, Suriye’ye komşu kimi ülkelerde Esad Muhaliflerine askeri eğitim verileceği, ardından bu kişilerin askeri malzeme ile donatılarak Suriye’ye geri gönderileceği yazılıyordu.

Ancak, Türkiye ile Suudi Arabistan Esad’ın düşürülmesine odaklanmak isterken, ABD’nin İŞİD’in berhava edilmesine odaklanmak istediği de vurgulanıyordu.

Bazı kişiler bu görüş ayrılığından hareketle “ABD’ye karşı Türkiye ile Suudi Arabistan ittifak mı yapacaklar?” diye sorguluyordu.

En son gelen haberler ise bu görüş ayrılığına karşın ittifakın sürdürüleceği
ve Suriye’ye her durumda müttefiklerin saldıracağını iddia ediyordu.

***

Irak’ta yaşanan acı deneyimden sonra ABD’nin artık yabancı ülkelerde
kara harekâtı yapmayacağı kuvvetle telaffuz edilirken, dün Başkan Obama’nın emri ile ABD Özel Kuvvetleri Suriye’nin doğusuna girdi ve yukarıda alıntılandığı gibi IŞİD komutanlarından Ebu Sayyaf öldürüldü. Ayrıca 12 IŞİD militanının da öldürüldüğü iddia ediliyor. ABD kendisinin
hiç zayiat vermediğini beyan ediyor.

Öte yanda TSK sınır ihlali yapan bir Suriye helikopterini vuruyor.
7 mil sınırlarımızdan içeri giren helikopter önce uyarılıyor, uyarıları dikkate almayınca vuruluyor. Görgü tanıklarına göre üçe bölünüp Suriye tarafına düşüyor.

***

24 saat içinde cereyan eden her iki olay bana “Suriye Meselesi’nde
yeni bir dönem mi başlıyor?”
 diye sordurdu.

ABD’nin uluslararası hiçbir örgütten (örnek BM, NATO) izin almadan başlattığı karada vur-kaç taarruzu (Esad Hükümeti’nden izin alınıp alınmadığı, kendilerine haber verilip verilmediği şu satırlar yazılırken
henüz belli değildi.) diğer müttefiklere de cevaz verir.

Bundan böyle Türkiye’nin Suriye’de vur-kaç taktikli kara harekâtına girişmesi için önünde bir engel kalmamıştır.

(Sınırlarımız dibinde yapılan Süleyman Şah Türbesi operasyonundan
çok farklı olarak Suriye’nin iyice içine giren, çok daha derin,
çok daha kapsamlı operasyonlardan söz ediyorum.)

Türkiye Suriye’de Esad Ordularından zulüm gören Suriyeli muhalifleri korumak ve kollamak adına Suriye’de kara harekâtına girişirse artık ABD (dolayısı ile Batı) Türkiye’ye bir itirazda, ikazda bulun(a)mayacaktır.

Biz Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) sahip çıkmak, Türkmenlere korumak, Esad’dan zulüm gören insanlara insani yardımda bulunmak için Suriye’ye giriyoruz”, iddiası artık Esad’ı iyice zora sokmak için birer gerekçedir.

Nitekim Odatv’nin görüntülü haberine göre “Siirt’te esnaf ziyaretine çıkan AKP milletvekili adayı Yasin Aktay, vatandaşların tepkisi ile karşılaşıyor. Vatandaşların AKP’nin IŞİD’e destek verdiği ve MİT-TIR’larıyla IŞİD’e
silah taşındığı şeklindeki sözleri üzerine Yasin Aktay,
“MİT, TIR’larını ÖSO’ya gönderdi”
itirafını ağzından kaçırıyor.”

Böylelikle:

1) MİT’in kamyonlarla Türkmenlere yardım malzemesi göndermediği,

2)AKP Hükümeti’nin komşu ülkedeki muhalefete yalnızca diplomatik yollarla değil, askeri malzeme ile de çoktandır yardımcı olduğu,
bir AKP’li tarafından açık-seçik kabul ediliyor.

(Bu itirafın ardından Adana ve Hatay’daki MİT-TIR’larının durdurulup aranması nedeniyle açılan soruşturmada Tarsus 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan ve sonrasında tutuklanan 4 savcı ve 1 kurmay albayın davalarının seyri nasıl etkilenecek, çok merak ediyorum.)

***

Katiyen Suriye’ye ilan edilecek topyekûn bir savaştan bahsetmiyorum.
Böyle bir savaş bahane edilerek seçimlerin erteleneceği savlarına inanmıyorum.

Ancak, seçimler öncesi Suriye’de zulüm gören muhaliflere ve Türkmenlere sahip çıkmak adına Suriye’ye yapılacak kısa süreli birkaç kara harekâtı
bir “kahraman Başkomutan” (Cumhurbaşkanı RTE) yaratabilir!

Malum, muhafazakâr / milliyetçi Türk milleti hem askere kızar,
hem de onun “başarılarına” meftun olur!

=================================

Dostlar,

Değerli araştırmacı – dikkatli, çözümleyici (analizci) yazar
Sayın Dr. Cüneyt ÜLSEVER oldukça önemli bir makale kaleme almış.

Elbette dikkate almaya değer..

AKP Siirt milletvekili adayı sosyoloji profesörü Yasin Aktay ile bir TV programında birlikte olmuştuk. Konya Selçuk Üniversitesinde görevli idi ama Ankara’da, statüsünün ne olduğunu bir türlü anlayamadığımız bir “Stratejik Araştırmalar Enstitüsü”nde görevlendirilmişti??.. Son derece rahat, çalışmalarını sürdürüyordu. Beyaz TV’de Türban’ı konuşuyorduk ve yandaşı bir avukatla canhıraş biçimde türbanı savunuyordu. Biz de Denizli eski DSP milletvekillerinden Hasan Erçelebi ile din sömürgenliğini anlatıyorduk.

Biz, Türban’ın Seyyid Kutup projesi ile 1968’lerde şeriatçılığın üssü Mısır / Kahire El Ezher Üniversitesi’nde ABD güdümünde pişirildiğini, İslamın siyasallaştırılmasının simgesi olduğunu… anlattıkça karşılık verememenin çaresizliğiyle sinirleniyor ve ses tonu yükseliyordu…
(Türban Sorunu; Av. Mustafa Karaman, Prof. Yasin Aktay, Hasan Erçelebi ve biz;
Sağduyu Prog., Beyaz TV Ankara 11.11.2010).

Yasin bey AKP’ye danışman oldu… sonra da “sadakatla hizmetinin” karşılığı olarak
yıldızı parla(tıl)dı ve milletvekili adayı yapıldı.. Çok da parlak olmayan zekasıyla yaşamının gafını yaptı ve

“MİT, TIR’larını ÖSO’ya gönderdi” itirafını ağzından kaçırdı.”

Bu çok önemli bir itiraftır.. ve tutuklu asker – savcı sanıklarla süren yargılamayı
doğallıkla etkileyecektir..

Dileriz TSK, “2. bir paralel operasyonuna” uğramaz ve evlatlarını ilahlara yeni kurbanlar vermez!.. Gerekli dersler Balyoz, Ergenekon vd. den çıkarılmıştır ve Genelkurmay Askeri Savcılığı doğrudan kendisi araştırma – soruşturma – inceleme yaparak nesnel sonuçlara ulaşır;
2. bir tasfiye ile TSK’nın iyice çökertilmesine izin vermez.. Bu arada Özel Paşa da dileriz  hızla “iyileşsin” ve görevinin başına dönsün; ülkenin yazgısına şu kritik günlerde sahip çıksın..

Sevgi ve saygı ile.
18 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İkinci İsrail, AKP’nin kollarında büyüyor!


İkinci İsrail, AKP’nin kollarında büyüyor!

AYDINLIK, 01 Temmuz 2014

fikretakfirat

FİKRET AKFIRAT

 

IŞİD saldırısından sonra bölgede oluşan saflaşma; ‘ABD, İsrail, AKP, PKK, IŞİD ve Barzani cephesi;

Karşısında ise Irak’ın birliğini savunan güçlerle birlikte Maliki, Esad, İran, Rusya, Çin
ve Türkiye’nin milli güçleri’ şeklinde oldu.

Irak Kürdistan Bölgesi Petrol Bakanı Aşti Havrami, “Bağımsızlık ilanı olursa Ankara’dan habersiz olmaz” diyor. AKP hükümeti ile petrol pazarlıklarının merkezinde yer alan Havrami, Hürriyet’te dün yayınlanan röportajda Barzani yönetiminin
bu aşamadaki hedefini de, “bölgelerin daha etkin olacağı konfederal bir yönetim” olarak açıklıyor.

Havrami’nin sözleri, Ankara ile Erbil arasında sıkı bir eşgüdümün olduğunu ortaya koyuyor. Havrami’nin yıllardan beri, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve
Irak’ın kuzeyinde ihaleler alan Tayyip Erdoğan‘a yakın işadamlarıyla
sağlam ilişkilere sahip olduğu bir sır değil.

Öte yandan 28 Haziran günlü Aydınlık’ta yer verdiğimiz, Tayyip Erdoğan’ın Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşad Salihi’ye söylediği “Kerkük de Musul da özerk bölge olacak” açıklaması ve AKP’nin konuğu Tarık el Haşimi’nin IŞİD işgaliyle başlayan operasyondaki ortaklığı, eşgüdümün önemli bir kanıtı niteliğinde.

IŞİD’in Haziran ayı başında başlattığı Musul işgalinin ardından Barzani yönetimi Peşmergesi, başta Kerkük olmak üzere 2003’teki Amerikan işgalinden başlayarak
hak ettiği Irak topraklarında denetimi ele geçirdi. Irak Kürt Bölgesi’nin, Irak Anayasası’na uygun olarak egemenliği altındaki topraklara göre üçte bir oranında daha geniş bir bölgede askeri denetimi ele geçirdiği kaydediliyor. Ancak Barzani yönetimi,
bu bölgede mevcut yönetim mekanizmalarını ele geçirmiş değil.

ABD’nin 2003 işgalinden sonra yaptırdığı anayasada etnik ve mezhepsel fay hatlarına göre bölünmeyi sağlayabilmek için gevşek federatif yapı sistemi kuruldu.
Buna göre, her vilayet referandum sonucunda kendi başına Federatif Bölge olabiliyor ve istediği Bölge ile birleşebiliyor. Hedef, 2003 yılından başlayarak nüfus dengesi değiştirilen Kerkük’te, referandum sonucunda Bölge ilanını sağlayıp,
sonra Kürdistan Bölgesi’ne katılmasını sağlamak.

İSRAİL VE AKP’NİN EŞZAMANLI DESTEĞİ

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, bölgedeki ılımlı güçlerle İsrail arasındaki ittifakın bir parçası olarak bağımsız Kürdistan’ın kurulması gerektiğini söyledi. Tel-Aviv Üniversitesi Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde konuşan Netenyahu, “Kürtler mücadeleleriyle bağımsızlığa layıktır” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres de, ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşmede,

  • “Kürtler de facto olarak devletlerini kurmuş durumda. Türkiye de
    onlarla petrol ticareti yaparak buna hazır olduğunu gösteriyor.”
    demişti.

Bu açıklamayla eşzamanlı olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
“Türkiye Kürdistanı” ifadesini yasallaştıran bir karara imza attı. Saidi Kürdi takipçisi AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik de “Onların adı Kürdistan ve bunun kabul edilmesi gerekli.” diyerek AKP adına Kürdistan’ı tanıma sinyali verdi.

PKK’YE HAREKET SERBESTLİĞİ

Musul’un işgaliyle başlayan Irak’taki yeni durumda, PKK’nın da kazançlı çıktığı görülüyor. PKK yöneticileri, statükonun bozulmasından mutlu. PKK, IŞİD’in Suriye’de Irak’a yönelmesiyle hem Suriye’nin kuzeyinde hem de bu bölgelere komşu olan
Irak içlerinde hareket alanını genişletiyor. Ayrıca, açılımda 2. aşamaya geçildi ve
önce Sırrı Süreyya Önder, sonra da tahliye olan Hatip Dicle,

  • “Öcalan 9 ay sonraki Nevruz’da aramızda olacak.” dedi.

BÖLGEDE OLUŞAN SAFLAŞMA

Bu gelişmelerin ardından ortaya çıkan saflaşma şöyle:

ABD, İsrail, AKP, PKK, IŞİD ve Barzani cephesinin karşısında Irak’ın birliğini savunan güçlerle birlikte Maliki, Esad, İran, Rusya, Çin ve Türkiye’nin milli güçleri.

Celal Talabani’nin KYB’si ve KYB’den kopan Değişim Hareketi halen Irak’taki saflaşmada ara güç durumunda. KYB hem IŞİD saldırısını Amerikan komplosu olarak niteledi hem de Barzani’nin “Kerkük’ten çıkmayacağız” sözlerine karşı tutum aldı. KYB Merkezi Konsey Başkanı Adil Murad, Barzani’nin Kerkük’te yaptığı konuşmaya işaret ederek anayasanın 140. maddesi’nin uygulandığı yönünde bir açıklamanın yapılmaması gerektiğini söyledi. Adil Murad, daha önce de Irak’ta yayımlanan es-Sabah gazetesine verdiği demecinde Irak’ta yaşananları bir Amerikan komplosu olarak nitelemiş ve IŞİD’in KDP’ye değil KYB’ye bağlı peşmergelere saldırdığını söylemişti.

Daha önce muhalefette yer alan Değişim Hareketi ise kuzeyde kurulan Hükümet’e katılmakla birlikte, Barzani yönetiminin tek taraflı tasarruflarla ve AKP desteğiyle
elini güçlendirmesinden rahatsız.

Düğüm, Irak Meclis Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık için yapılacak pazarlığın sonucuna göre çözülecek.

‘Suriye’deki kimyasal saldırıyı Erdoğan yaptırdı’


‘Suriye’deki kimyasal saldırıyı Erdoğan yaptırdı’!

kimyasaltayyip

Yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği Suriye’deki Doğu Guta saldırısında Erdoğan’ın rolü olduğu ve MİT’in El Nusra’ya kimyasal silah malzemesi sağladığı iddia edildi

Suriye’de Ağustos ayındaki (AS : 2013) kimyasal saldırının, Tayyip Erdoğan’ın
bilgisi içinde ve MİT tarafından “El Nusra”ya kimyasal silah malzemesi sağlanarak yaptırıldığı ileri sürüldü.

İddiaya göre, ABD saldırıyı Esad’ın değil, cihatçı teröristlerin yaptığını öğrendikten sonra Suriye’ye operasyondan vazgeçti.

Aylar süren araştırmaya dayanıyor

Yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği, 21 Ağustos 2013’te Suriye’nin Doğu Guta bölgesinde meydana gelen kimyasal saldırının Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde cihatçılara yaptırıldığı ileri sürüldü. ABD’nin de hemen sonrasında Suriye’ye askeri müdahaleyi gündeme getirdiği Sarin gazı saldırısının aslında Türkiye’nin desteklediği El Nusra Cephesi’nce yapıldığı ifade edildi.
İddiaya göre, MİT ve Jandarma da kimyasal silahın malzemelerini gizli yollarla
El Nusra’ya ulaştırdı.

Pulitzer Ödüllü Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, bu iddiayı, saygınlığıyla bilinen “London Review of Books”ta yer alan haber-analizinde paylaştı. Amerikan istihbarat ve savunma yetkilileriyle yapılan görüşmeler ve uzun süren bir araştırmanın sonucunda yazıldığı belirtilen analizde şu ifadeler yer aldı:

“Erdoğan, Suriye’deki savaşın Beşar Esad tarafından kazanılmasının kendisi için yıkım (felaket) olacağının farkındaydı. 2012 baharından başlayarak savaşta ibrenin Esad’a dönmesiyle birlikte ne yapıp edip Amerikalıları işin için sokma arayışına girdi.

Bu amaçla, MİT ve Jandarma işbirliğiyle, Esad rejimine karşı mücadele veren
El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi
’ne gizli yollardan kimyasal silah yapımında kullanılan malzeme sağlandı.”

Analizin ABD’nin askeri saldırıdan vazgeçmesiyle ilgili olan bölümü de söz konusu iddiayla şöyle ilişkilendirildi:

“Amerikan yönetimi kimyasal silah kullanılması ‘kırmızı çizgi’sinin ihlal edildiğini bildirerek Suriye’ye karşı askeri harekât için düğmeye basmıştı. Ancak tüm dünya Amerikan bombardımanı eli kulağında diye düşünürken ABD Başkanı Barack Obama, Kongre’ye başvurma kararı alıp harekâtı ertelemiş, Rusya’nın arabulucuğuyla Esad rejimi kimyasal silah stokunu eritme sözü verince de iptal etmişti. Söz konusu harekâttan vazgeçilmesinin nedeni, Sarin gazı saldırısının Suriye rejimi tarafından değil,
cihatçı muhalif gruplardan El Nusra Cephesi tarafından yapıldığının anlaşılmasıydı. Çok daha önemlisi, El Nusra Cephesi’ne malzeme sağlayan da eğitim veren de Türkiye’ydi.”
(http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/37500-suriyedeki-kimyasal-saldiriyi-erdogan-yaptirdi.html, 7.4.14, AYDINLIK)