Müslüman Dünyası tarihi dönüm noktasında

Müslüman Dünyası tarihi dönüm noktasında

portresi

9 Temmuz 2013

Olmak ya da Olmamak

Mehmet Bedri Gültekin

mbgultekin@ip.org.tr

Satır içi resim 2

Haziran 2013’te, üç önemli Müslüman ülkede yaşananlar, kesinlikle
yeni bir tarihsel gelişmeye adım attığımızı gösteriyor.

            En başta; Suriye Hükümeti ve Ordusunun Mayıs ayında stratejik Kusayr kentini çetelerden temizleyerek, uluslararası emperyalist komploya karşı verdiği vatan savunmasında, inisiyatifi ele almasını belirtmek gerekiyor.

Suriye halkı, Beşar Esad’ın önderliğinde 100 bine yakın evladını feda ederek, Müslüman dünya başta olmak üzere tüm insanlığa büyük bir hizmette bulundu.

İkinci önemli gelişme Türk milletinin “Büyük Haziran Ayaklanması”dır.

Milletin bütün kesimlerinin bir araya gelerek Amerikan emperyalizmine ve AKP hükümetine karşı ayağa kalkması,
Türkiye’de bütün dengeleri değiştirdi.

Şimdi artık Haçlı irtica iktidarının sonu görünmüştür.

  Emperyalizmin “Ilımlı İslam” üzerinden Müslüman dünyasına hakim olma planları bozulmuştur.

Artık ABD başta olmak üzere herkes, “AKP sonrasına” ilişkin değişik ihtimallere göre hesabını yapmaktadır.

Üçüncü önemli gelişme Mısır’da Mursi iktidarının yıkılmasıdır.

Önce net olarak saptayalım; Mursi’yi Mısır halkı devirdi.
Ordunun bütün yaptığı, ayağa kalkmış olan Mısır halkının iradesine
boyun eğmek oldu.

Belirleyen ülkeler

            Türkiye, Mısır ve Suriye, İslam dünyasında rastgele ülkeler değildir.

Türkiye büyük imparatorluklar geleneğinin mirasçısı, tarihin ilk milli kurtuluş savaşını vermiş ve ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan en gelişmiş Müslüman ülkedir.

Mısır en büyük Arap ülkesi, tarihsel olarak Arap dünyasında
hep önder roller oynamış ve Nasır hareketi ile son 60 yılda Arap bağımsızlığının ve milli hareketinin simgesi olmuştur.

Suriye ise hem tarihsel olarak oynadığı rol, hem de son yarım yüzyılda İsrail siyonizmine karşı verdiği mücadele ile özel bir konuma
sahip olmuştur.

İşte bu özelliklerinden dolayı Türkiye, Mısır ve Suriye (elbette
İran ile birlikte); İslam dünyasındaki gelişmeleri belirleyen ülkelerdir.

İki yol

            İslam dünyası hangi yolu takip edecektir? 2000’lerle birlikte
iki seçeneğin netleştiğini görüyoruz:

1.     Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) yedeğinde uygulamaya konulan “Ilımlı İslam” yolu.

Türkiye’de AKP, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Tunus’ta En Nahda, Fas’ta “Adalet ve Kalkınma Partisi” bu projenin gereği olarak birer birer iktidar koltuklarına oturtuldular.

Suudi Arabistan ve Körfez Emirliklerinde “Ilımlı İslamcı” yönetimler eskiden beri vardı. Libya’da NATO bombalarının açtığı yoldan ilerleyerek iktidarı ele geçirenler, “Haçlı İrtica”nın çeteleriydi.

Suriye, Irak, Çad, Somali, Sudan ve Pakistan gibi ülkelerde faaliyet gösteren El Kaide, El Nusra, Boko Haram, El Şebap vb. türünden terör örgütlerinin batılı istihbarat servisleri ile bağları öteden beri biliniyor.

Sonuç olarak bütün bunlar, Müslüman halkların önündeki
birinci seçeneği temsil ediyorlar.

Yani en başta ABD olmak üzere emperyalist dünyanın yedeğinde “Ilımlı İslam” başka ifadeyle “Haçlı İrtica” iktidarlarını hakim kılmak.

Milli Demokratik Devrim Yolu

2.     İslam Dünyasının önündeki ikinci yol, tarihsel olarak Mustafa Kemal, Cemal Abdül Nasır ve Baascılık tarafından temsil edilen milli bağımsızlık ve demokratik toplum modeline yönelmektir.

Bu model, tarihsel olarak bugün de sosyalizme açıktır.

Geçmişte Ekim Devrimiyle, Sosyalist Sovyetlerle ve Çin Halk Cumhuriyeti ile dostluk ilişkileri içinde olmuştur.

Bugün ise emperyalist Batının karşısında başını Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Rusya ve Venezüella gibi ülkelerin çektiği gelişen dünya ile dayanışma halindedir.

Geçtiğimiz 10 yılda bu iki seçenekten saldıran, mevzi kazanan
hep “Ilımlı İslam” seçeneği oldu.

İşte şimdi bu durum değişiyor. “Tarihi dönüm noktası” dediğimiz gelişme budur.

Türkiye, Mısır ve Suriye’nin tarihsel rolü

            Şimdi herkes “siyasal İslam”ın bittiği tespitinde birleşiyor.

Gerçekte “bitmiş” olan ABD’nin bölgemize ilişkin hegemonya projesidir.

Bu projenin bir “yan unsuru” olan Ilımlı İslamın yaşanan gelişmelerle birlikte rafa kalkması kaçınılmazdır.

İslam dünyası, 20. yüzyıl başındaki devrim dalgasını da aşan bir hamle ile yeniden Milli Demokratik Devrime yöneliyor.

Türkiye, Mısır, Suriye ve İran bu yeni devrimci atılımın başını çeken ülkelerdir.

Yaşadığımız günlerin tarihsel önemdeki gerçeği budur.

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir