Etiket arşivi: Enver Paşa

‘Ermeni soykırımı’ diyenlere…

Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV

Cumhuriyet, 30 Nisan 2022

ABD Başkanı Biden’ın uzun Osmanlı-Ermeni ilişkisinde 1915’in 24 nisanını “soykırım” diye nitelemesi tarih yönteminin yansız bir değerlendirmesi değil, bir iç siyaset zorlaması, bize karşı da bir baskıdır. Yoksa, yalnız kendi anadilinde okuma becerisi olan Biden S.J. Shaw, J. McCarthy, H. W. Lowry,  C.F. Dixon-Johnson, F. Valyi, R. de Nogales, K.S. Papazian, P. Price, M.A. Shaikh, E. Tashji, S.A. Weems, E. Feigl ve benzerlerinin güvenilir kitaplarının kapaklarını bile herhalde görmemiştir.

1915 olaylarının nedeni Van’da başlayan Ermeni terörünü ve onların tek yanlı kan dökümünü, ayrıca baskın, işgal, kitlesel kıyım ve askerlerimizle kadınlara saldırılarını çevre il, kent ve köylere yansıtmalarıdır. Uzun dostça ilişkilerin yerini genişlemeci Çarlık Rusyası’nın, Katolik Fransız ve Protestan Anglo-Sakson, ayrıca Amerikan din yayıcılarının Ermenileri yüreklendirmeleri, giderek silahlandırmaları aldı. Örneğin, Van’da Rus Konsolosu Binbaşı Kamsaragan Ermeni yurttaşlarımıza askerlik eğitimi veriyordu. İstanbul’daki ABD Büyükelçisi Morgenthau’un iki çevirmeni-danışmanı Ermeniydi. Tek yanlı bilgileri bu ikisinden alıyordu.

ENVER PAŞA’NIN ÖNERİSİ

Oysa, 1915’te Van’a görevle giden E.H. Niles ve A.D. Sutherland adlı iki Amerikalı, o ildeki Türk-Müslüman Mahallelerinin bütünüyle yanıp yıkıldıklarını, erkeklerin öldürüldüğünü, geri kalan ailelerin de kaçmaya çalıştıklarını saptamışlar, Ermeni mahallesindeyse hiçbir müdahale olmadığını görmüşlerdi. Ermeniler Van’ı Osmanlı’dan ayırdıklarını açıkladılar, başlarına da tüm kapıları Rus askerlerine açan A. Manukyan geçti. Bu gerçeği anlatan ortak yazanakları Ermeniler ABD Kongre kitaplığından yok ettiler. Aynı gerçeği Osmanlı asker-sivil görevlileri de İstanbul’a bildirince Enver Paşa önce Ermenilerin değil, Türklerin yer değiştirmelerini düşündü. Kararı verecek olan içişlerinden sorumlu Talat Paşa, Ermenileri Halep ve Şam gibi güneyde cepheden uzak yerlere yollamayı önerdi. Parası olan tren gibi bir araçla da gidebilirdi. Yolda kafilelerin birkaçına saldıran birtakım siviller oldu. Büyük çoğunluk yeni yerlerine salimen vardı. Zaten, birkaç yüz bin Ermeni de yerlerinde bırakılmış ya da Batı Anadolu’ya götürülmüşlerdi. Saldırı haberi İstanbul’a geldiğinde, yakalanan sanıklara ağır cezalar verildi. Bunlar 1915’teki Osmanlı yargılamalarıdır. Ceza görenler Müslümanlar oldu. Suçlu Ermenileri Ruslar, Fransızlar ve İngilizler koruyorlardı.

ÇARPICI İTİRAF

Batı Hıristiyan dünyası Ermenileri, Hz. İsa’nın tek ya da çift kişiliği üstüne farklı yorum nedeniyle bir tür aforoz etmişti. Ermeni Kilisesini 1461 gibi erken bir tarihte tanıyıp ona devlette resmi yer veren Osmanlı Türkleridir. Tartışılan 1915 yılıysa da 1913’te Osmanlı Dışişleri Bakanının Gabriel Noradunkyan adlı Ermeni olduğu bilinmelidir. Yahudi kökenli ABD büyükelçisinin 1915 olaylarına eğildiği söylenen kitabı Ermenilerle birlikte yazılan, Amerikan Devlet Bakanı Robert Lansing’in sayfa sayfa okuyup dilediği gibi değiştirdiği ve Burton J. Hendrick gibi ünlü yazarın para karşılığında baştan yazdığı bir metindir. “Görgü tanığı” dedikleri elçi (Filistin’e gitmesi dışında) İstanbul’dan dışarıya adımını atmamıştı; meslekten emlakçıydı; Ermeni sorununu da bilmezdi. Elçinin Amerika’daki ailesine mektuplarını bile patronun danışmanı Ermeni M. Şinopyan yazıyordu. Öteki danışmanı Arşak K. Şmavonyan’ı Washington’a dönerken yanına alıp götürdü. Bu iki Ermeniyle Paris’teki baştemsilci Bogos Nubar Anadolu’nun neredeyse çoğunu kapsayan bir “Büyük Ermenistan” haritası çizdiklerinde Fransız bakanın tepkisi, “Ama buralarda hiçbir yerde çoğunluğunuz yok ki!” olmuştu…

Cumhuriyet sırat köprüsünden geçiyor

GANİ AŞIK
E. CHP KAYSERİ MİLLETVEKİLİ/MÜFTÜ
Cumhuriyet, 18 Nisan 2022

Birinci Dünya Savaşı’nda Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın otoriterleşen büyük gücü nedeni ile Batılılar, özellikle de Almanlar, Türkiye’yi, “Enver’in Ülkesi” anlamında “Enverland” olarak tanımlıyorlardı. Enver Paşa kuşkusuz büyük bir siyasi güce sahipti ama üstünde sadrazam ve padişah vardı. Siyasi ve hukuki garabet örneği olarak partisinin genel başkanı, ülkenin de cumhurbaşkanı sıfatlarını taşıyan Erdoğan’ın üzerinde başka bir otorite ve güç yok. Erdoğan’ın siyasal genetiklerinden şekillenen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) ideolojik kodları ile laik cumhuriyetin kodları örtüşmüyor.

Türkiye’nin “Recep’in Ülkesi”ne dönüştürüldüğünün binlerce örneği varsa da sadece kuvvetler ayrılığına özet bir değinme ile yetinelim: İşleyişine ya da işlemeyişine bakarak  parlamento eşittir Erdoğan ve ulusal irade tutsak. Yürütme, ana muhalefet liderini bile kapısından çevirecek kadar evlere şenlik. Özellikle siyasi veya siyasetle bağlantılı cinayet davalarında kararı yargıçların vermediğinin açık kanıtı, yüksek perdeden atıp tuttuktan sonra Kaşıkçı dosyasını katiline iade ederek bağımsız Türk devletinin yargı egemenliğinin dolarla takas edilmesidir. Hukuk devletinin üç vazgeçilmezi de işlemez durumda…

DEVLETİ YIKIYORLAR

Batı’nın Atatürk rahatsızlığı; onun antiemperyalist, tam bağımsız ve çağın aydınlığı ile buluşmuş Türkiye idealinden kaynaklanır. Osmanlı’nın batışında payı olan, Cumhuriyeti de uçurumun kenarına taşıyan tarikat, cemaat ve güdümlerindeki örgütlenmelerin Atatürk düşmanlığı cehalet ve emperyalizme köleliktendir. “Dava”ları Türkü Arap, Türkiye’yi Arabistan yapmaktır.

Sayıları on binleri aşan tarikat yurtları ve gökdelen altı şer yuvalarında körpe dimağlar, Cumhuriyetle vuruşacak savaşçı eğitimi alıyor ve Türkiye Batı Ortaçağı’na evriliyor. 

Devlet ve millet olarak böyle bir ortamda sırata benzer bir kader köprüsü üzerinde yalpalayarak ilerliyoruz. Kimi ulema, “Sırat bir köprü değil, cennet ehli için genişleyen, cehennemlikler için daralan yoldur” der. Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlere doğru ilerleyen yolumuzun, ortaçağcılara mı, Atatürk’ün has evlatlarına mı daralacağı veya genişleyeceği, gizlerle dolu ciddi bir sorun olarak ülkenin gündeminde.

Son çıkardıkları Seçim Yasası’ndan da anlaşılacağı gibi, Türkiye’nin yaklaşan kader seçiminde sandığa giden yolda kendilerine geçiş üstünlüğü, muhalefete bariyer planlıyorlar. Bu yasa ile sağlanan ek imkânlarla (olanaklarla) bürokratik, yönetsel ve siyasal zorbalıklarla, gerekirse de ellerindeki devlet gücü ile yine bir “Atı alan Üsküdar’ı geçti” hazırlığındalar. Başarıları, Cumhuriyetin ölümüdür.

  • Devlete ve demokrasiye sahip çıkmak gibi bir yurttaşlık görevi ile yüz yüze ve ulusal tarihimizin zor bir dönemecindeyiz.

94. YILINDA 30 AĞUSTOS’un, 9 EYLÜL 1922’nin GÜNCEL ANLAMI

98. YILINDA 30 AĞUSTOS’un,
9 EYLÜL 1922’nin GÜNCEL ANLAMI


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com


Giriş                                                       :

Onlar (Yunanlar) zafer ve megalo idea için dövüştüler.
Fakat Türkler ocaklarını ve yurtlarını korumak için savaştılar.

(A. H. Lybeyer, “Türk’ün Ateşle İmtihanı” H.E. Adıvar, Atlas Kitabevi, İst., 1994, s. 177)

Osmanlının Milli Savunma Bakanı (Harbiye Nazırı) Enver Paşa ve arkadaşlarının son derece yanlış, serüvenci politik kararları ile 1. Dünya Paylaşım Savaşı’na Almanların yanında giren (1914) Osmanlı Devleti, bağlaşığı (müttefiki) Almanya’nın yenilmesiyle; Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde Çanakkale gibi kimi savaşlarda ciddi askeri başarılarına karşın yenik sayılmış, ateşkes (mütareke, silah bırakışması) istemek zorunda kalmıştı.

Mondros Ateşkes Anlaşması’nın kurallarını çiğneyen Batılı işgalciler, Megalo İdea veya
Büyük İyonya düşleri ile kışkırttıkları Yunan komşumuzu silahlandırarak Batı Anadolu’ya sürmüşler ve 15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edilmişti.

Son Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahidettin tarafından kabul edilen önce 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkesi (Mütarekesi), sonra da 10 Ağustos 1920’de bağıtlanan Sevr Anlaşması ile, Osmanlı İmparatorluğundan geriye kalan en az bin yıllık anavatan toprakları Anadolu da
Batılı emperyalistlerce hızla işgal edilmiştir!

Mütareke İstanbul’u Çaresiz                               :

…….

Kurtuluş Savaşı Örgütleniyor                             :

…….

Büyük Taaruz”a Hazırlık                                  :

…….

Büyük Taarruz ve Sonuçları                               :

……

Sonuç                                                                     :

Emperyalizmin sömürgeleri, Türk Ulusunun UNESCO’nun 1979 kararıyla da onaylandığı üzere yeryüzünün ilk ve tek anti-emperyalist bağımsızlık savaşını başarmış olmasından cesaret alarak tutsaklığa başkaldırıyor ve Atatürk’ün savaşım yöntemini örnek alarak başarılı oluyorlar.

Bu görkemli tarihsel dönüşüm ve başarının uluslararası kıvancı, Yüce Atatürk’ün önderliğindeki Ulusumuzundur. Bu yüzdendir ki, hazımsız ve kinci emperyalizmin
ülkemizle görülecek büyük hesabı vardır!

Geleceği, bize Yüce Atatürk’ün kutsal emaneti Türkiye Cumhuriyetinin parlak geleceğini,
Cumhuriyet ordusunun aydınlık beyinli, yiğit yürekli ve yurtsever subayları ile biz Kemalist aydınlar el ele Ulusumuza öncülük ederek, “tüm ulusçu ve cumhuriyetçi güçleri bir araya” getirerek kuracağız.

Bu duygularla ulusumuzun ve Ordumuzun ve milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı
ve 9 Eylül 1922’yi, İzmir’in 3,5 yıl sonra Yunan işgalinden kurtarılışını kutluyoruz.

………

===========================================

Dostlar,

6 sayfalık uzunca yazımızın tümünü okumak için lütfen tıklar mısınız??

93._YILINDA_30_AGUSTOS’un_9 Eylul_1922’nin_Guncel_Anlami_30.8.2015

30_Agustos_Kutlamasi

Bir kez daha kutlu olsun Büyük Zafer

30 Ağustos Utkusu ve uzantısı, tamamlayıcısı 9 Eylül 1922!

İzmir’in ve Ege’nin emperyalistlerin maşası Yunanların işgalinden kurtarılışının 98. yılı!

9 Eylül 1922 ile ilgili görsel sonucu

Mustafa Kemal Paşa Başkomutanİsmet Paşa ise Batı cephesi komutanı idi. Türkiye’nin işgalden kurtaran bu 2 yengin (muzaffer) ve saygın komutan ve devlet adamı için R.T. Erdoğan Başbakan iken ne acı, ne yazık, ne utandırıcı ve ne uyandırıcı ki, “2 ayyaş” nitelemesini kullanabilmişti..

Haziran 2013 Gezi isyanının tetikleyicisi oldu bu acı, haksız, yanlış ve çok sorumsuz.. sözler..

  • Erdoğan özür dilemedi hala, mutlaka dilemeli oysa..
    Tarihin şaşmaz hakemliğine ve yargısına bırakıyoruz Erdoğan’ı ve iftirasını.. Son anavatan toprağı Anadolu’nun bile son Osmanlı padişahının işbirliği ile emperyalistlerce işgaline son veren, Sevr’i yırtıp Lozan’ın yolunu açan, Türkiye’nin kurtuluş zaferi olan 9 Eylül 1922‘yi,

Üstelik bu yıl, “pandemi” bahanesiyle, inanılmaz bir ikiyüzlülükle 30 Ağustos anmalarının yasaklanmasına bile yeltenildi.. Kamuoyunun haklı ve şiddetli tepkisi ile geri adım atmak zorunlu oldu.. Ne denli zavallılık…

Adına AKİT denen gazete olduğu ileri sürülen ceride, “ANIT KABİR ” yerine “ANIR KABİR” yazdı.. Sonra da sahibinin sesi edasıyla maddi hata gerekçeli özür diledi!??
Biz de yuttuk!
Zırva öyle büyük ki, hiçbir tevil kaldırmıyor, kaldıramaz..
Mutlaka yasal işlem yapılmalı ve hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdırlar..
RTÜK hazretleri gece yarısını bekle(ye)meden hemmen, en ağır yaptırımını koymalıdır..

  • Ölen insanın anısına bile saygı göster(e)meyen önce insan, sonra da müslüman olabilir mi??

98 yıl sonra bir kez daha coşku ile anıyoruz.

Büyük Zaferde en küçük emeği olan herkesi, şehitlerimizi sonsuz bir minnet ve şükranla anıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.

30 Ağustos 2020, Tekirdağ

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

Prof. Dr. Süleyman Çelik

Sakarya Zaferinin 97. Yıl dönümü, ulusumuza kutlu olsun…

Atatürk, Nutuk’da Sakarya Meydan Muharebesinden şöyle söz eder: “23 Ağus­tos gü­nün­den 13 Eylül gününe ka­dar, bu­gün­ler de dâhil ol­mak üze­re, yir­mi iki gün ve yir­mi iki ge­ce bilâ-fâsıla de­vam eden, Sa­kar­ya Mel­ha­me-i Kübrâ­sı, ye­ni Türk dev­letinin ta­ri­hi­ne; ci­han ta­ri­hin­de en­der olan bü­yük bir mey­dan mu­ha­re­be­si misâli kay­det­ti.” (Nutuk, 1927, s. 449)

Çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübrâ, dinsel öykülerde de geçer ve bazı öykülerde “Kıyamet Savaşı” olarak nitelenen Armageddon ile özdeşleştirilir.

Sakarya Meydan Muharebesi, düşmana öldürücü vuruşun yapılarak kesin zaferin elde edildiği Büyük Taarruz’un gölgesinde kalmıştır. 13 Eylül’ün, art arda büyük ulusal coşku ile anılan / kutlanan 26 Ağustos, 30 Ağustos ve 9 Eylül tarihlerinin hemen ardından gelmesinin de Sakarya Zaferi’nin gölgede kalmasında rolü vardır.

  • Oysa Sakarya Zaferi, Ulusal Kurtuluş Savaşımımızın kaderini değiştiren çok önemli bir zaferdir.

Sakarya Zaferi’ne kadar Milli Mücadele, basit bir isyan hareketi / eşkıyalık olarak görülüyor; işgalci emperyalistler Padişahtan isyanın bastırılmasını istiyorlardı. Padişah, çıkardığı yerel isyanlarla bunu beceremeyince, İngilizlerden lojistik destek sağlayarak, üzerimize Kuvay-ı Muhammediye adını verdiği bir ordu gönderdi, ama gene başaramadı. Bunun üzerine, İngilizler bu işi Yunanlılara (AS: Yunanlar olmalı) yaptırmak istedi ve onları üzerimize saldı.

22 gün, 22 gece aralıksız sürdüğü için dünya savaş tarihine, en uzun meydan muharebesi olarak geçen Sakarya Meydan Muharebesinin kazanılması, Ankara’da bir çete değil, ciddiye alınacak bir “GÜÇ” olduğunu dünyaya kabul ettirdi.

Sovyetler o tarihe kadar, emperyalizme karşı bir mücadele verdiğimiz için bize sıcak yaklaşmış, teşvik etmiş ama yardım etmemişti.

Osmanlı Ordusunun tamamını onlara teslim edecek kadar dost bildiği Almanlar, yenilgiden sonra yüzüne bakmayınca Berlin’den Moskova’ya geçen Enver Paşa, bu kez Bolşeviklere sığınmış ve eğer kendisini destekleyecek olurlarsa Sovyetler Birliğine katılma sözü vermiştir. Bunun üzerine Sovyetler, kullanılmaya elverişli görmedikleri Mustafa Kemal Paşa yerine kullanılmaya hazır Enver Paşa’yı desteklemeye karar vermişlerdir. Enver Paşa Batum’da, derlediği Bolşevik kuvvetlerle Anadolu’ya yürümeyi beklerken Sakarya Zaferi’nin kazanılması Sovyetlerin planlarını değiştirmelerini sağladı.

  • Lenin, “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı ile, “Mustafa Kemal elbette bir sosyalist değil, ama akıllı bir anti-emperyalist. Başarısı emperyalizme büyük bir darbe olacaktır” dedi ve Ankara’ya yardım emrini verdi.

Sovyet Devrimi’nden sonra Rusya’nın, İngiltere ile 1. Dünya Savaşı öncesi yaptığı gizli anlaşmalar açıklanınca İngilizlerin, parçalanacak Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda herkese mavi boncuk dağıtmış olduğu görüldü. Bunun üzerine Fransa ve İtalya, iki yüzlü İngiltere’ye güvenlerini yitirdiler. Askeri dehasının yanında diplomatik bir dahi de olan Atatürk, bu durumu değerlendirip, Fransa ve İtalya ile anlaşma yaparak İngiltere’yi karşımızda yalnız bıraktı, hatta bu ikisi işgal ettikleri yerlerden çekilirken, bazı malzeme, silah ve cephanelerini de bize bıraktılar.

Ezilen ve sömürülen tüm dünya halkları Sakarya Zaferi’ni kendi zaferleri olarak algıladılar ve Ankara’ya yardım kampanyaları düzenlediler. Başta Hindistan Müslümanları (Pakistanlılar) olmak üzere bazıları önemli maddi destek verirken bazıları da manevi destekleri ile moral verdiler…

Sakarya Zaferi’ne kadar “tüm Anadolu’yu ele geçirip ‘Megalo İdea’yı gerçekleştirerek Bizans’ı yeniden kurmak”, büyük hayali ile yaşayan Yunanlıların (AS: Yunanların) moralleri çöktü. Artık saldırıyı bırakıp kazandıkları toprakları elde tutmak için savunmayı düşünmeye başladılar. Yunanlılarla (AS: Yunanların) birlikte, başta Vahdettin olmak üzere, işbirlikçi hainlerin de moralleri bozuldu

Buna karşılık ordumuzun ve halkımızın morali düzeldi, umudu arttı ve Mustafa Kemal Paşa’ya tüm varlığı ile güvenmeye başladı. Atatürk’ün deyimiyle, “topyekûn savaş” koşulları oluştu. Cephedeki  ordu kadar cephe gerisindeki tüm halk, elinde avucundaki her şeyini verdiği gibi yaşlı çocuk, kadın erkek herkes seferber oldu ve Büyük Zafer’in önü açıldı

Bu konuda güzel bir yazı okuyup daha ayrıntılı bilgi edinmek ve gururlanmak istiyorsanız, sevgili Sinan Meydan’ı öneriyorum:

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/sathi-mudafaa-veya-sangarios-cikmazi-sakarya-destani-2617129/
=================================================
Dostlar,

Sevgili dostumuz, ADD Samsun Şubesi önceki başkanlarından, 19 Mayıs Üniv. Tıp Fak. emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Süleyman Çelik hocamızın iletisini, tatil dönüşü yolculuğumuz nedeniyle yeni gördük ve hemen paylaşıyoruz..

Sakarya Meydan Savaşının 22 gün – 22 gece süren cehennem ortamında gözünü kırpmadan ülkemiz – vatanımız için canlarını feda eden aziiiiiiz şehitlerimizin anısı önünde sonsuz bir minnet ve şükranla eğiliyoruz. Merhum gazilerimizin de..

Tekalif-i Milliye Yasası” insanlık tarihine geçmiştir.  Halkın elinde ne varsa, 2’sinden 1’ini Orduya ödünç vermesi istenmiş ve yoksul Anadolu halkı bu büyük özveriyi üstlenmiştir. Polatlı’ya dek Ankara’ya yaklaşan (75 km) ve Ankara’yı alıp Milli Mücadeleyi bitirmeyi planlayan İngiltere’nin maşası Yunanlar, Sakarya’nın batısına püskürtülmüş, ilerlemeleri durdurulmuştur. Meydan Savaşı’nın top sesleri Ankara’dan duyulmaktadır! 1. Meclis’te Kayseri’ye taşınma tartışmaları yapılabilmiştir.

Bu savaş bir “subay savaşı” oldu adeta.. Ordu’dan kaçanlar, yeterli asker toplayamama… nedenleriyle, ne denli yurtsever subay varsa cepheye sürüldü. Ağır can yitikleri oldu ve bunun 26 Ağustos Büyük Taarruzu sırasında eksikliği çok ağır hissedildi. Arada yalnızca 12 ay var.. Bir ölüm – kalım savaşı için olağanüstü yokluklar ve Osmanlı Saltanatının da düşmanla işbirliği yaparak engellemelerine karşın 200 bine yakın bir ordu toplamak son derece zor oldu.

Mustafa Kemal Paşa‘nın dehası, özverisi, yürekliliği (cesareti) ve görkemli başarısı karşısında şapka çıkarmamak olanaklı mı??

Bu vatan ve bağımsızlık – özgürlük kolay kazanılmadı. Uğruna ödenen bedel, yeryüzünde belki de an ağır bedel oldu. Hiç akıldan çıkarmamak, asla nankör olmamak, vefalı olmak ve tarih bilinciyle ulusal duruş sergilemek, kazanımları her durumda korumak.. tarihsel yükümümüzdür.

Sevgi ve saygı ile. 16 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

BALKAN FACİASI

BALKAN FACİASI


Dostlar
,

Geçtiğimizn yüzyıl başlarında yaşanan Balkan faciası, yakınçağ insanlık tarihinin
en büyük trajedilerinden biridir.

Balkanlarda 7 (yedi) milyon dolayında Müslman Türk nüfus ve Batı Trakya’yı, Makedobya’yı.. yitirmiştir Osmanlı’nın serüvenci politikaları..
Enver Paşa, Sarıkamış’ta 90 bine yakın vatan evladını kör Panturanist – Panislamcı ihtirasları ve hesapsızlığı yüzünden korkunç açlık ve soğuğa kurban verirken;
Mustafa Kemal Paşa gergef gergef KURTULUŞU örüyordu.

Site okurlarımızdan Dostumuz Sayın Suna Gürkem hanımefendi,
içimizi parçalayan yansılar göndermiş..

Sakin sakin izlemek ve günümüze bağlamak, ders çıkarmak
elde kalan son vatan toprağı ANADOLU’da olağanüstü dikkatli biçimde YAŞAM – SAĞKALIM KAVGASI vermek zorundayız.
En küçük hata hakımız, risk alma şansımız yok!

İzlemek için lütfen tıklar mısınız??

Balkan_faciasi

Sevgi ve saygı ile.
08 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com