ERMENİ MESELESİ

ERMENİ MESELESİ

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
29.4.19

Değerli arkadaşlar,

Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler (Diaspora), özellikle ABD ve Fransa’daki militan temsilcilerinin oluşturduğu Dernekler, 100-140 yıl önce Doğu Anadolu Osmanlı toprakları üzerinde, Ermeni ve Müslüman Osmanlı toplulukları arasında yaşanmış bir Trajediyi her 24 Nisanda gündeme getirirler. Peki nedir bu “duygu sömürüsü”nün altında yatan?
________
3T Planını gerçekleştirmek !!

Diasporanın öncelikli amacı, Dünya Kamuoyunu Basın ve Medyada yalan-yanlış bilgiler bombardımanı ile etkilemek, aralıksız sürdürülen bu “Algı operasyonu” ile tek yanlı ve çok abartılı bir “Soykırım” yalanının Küresel çapta tanınmasını sağlamaktır.

Görünen o ki, biz ne yaparsak yapalım, ne dersek diyelim, Amerika’daki ve Avrupa’daki Ermeni Diasporasının, Ermeni lobilerinin 100 yıldır inatla sürdürdükleri kara propagandalarla şekillenmiş Dünya Kamuoyunu düzeltebilecek, kendi lehimize çevirebilecek durumda değiliz; iş perde arkasında adeta Hristiyan-Müslüman çatışmasına büründürülmüş gibidir.

Ne yazık ki, Küresel Kamuoyu “Gerçekler” üzerinden değil, “Algılar” üzerinden yönetiliyor. Bugün Dünyada 12’si NATO üyesi olan ve aralarında Rusya’nın da bulunduğu 30 ülkenin parlamentolarında “1915’te Osmanlı Devleti tarafından Ermenilere Soykırım uygulanmıştır” kararı çıkmıştır. ABD’deki 50 eyaletten (Missisippi dışında) 49 eyalet meclisinde de benzer kararlar alınmıştır.

1915’te yalnızca Ermenilerin değil, tüm Doğu Anadolu halkının yaşadığı trajediyi Dünya Milletlerine anlatamadık. Her alanda olduğu gibi, bu konuda da “aydın ihaneti” ile kaşı karşıya kaldık (örn Orhan Pamuk). Beceriksiz, yeteneksiz ellerdeki dış politikamız, Türk Ulusunu ‘soykırım töhmeti’ altında kalmaktan kurtaramamıştır. Hele hele,

“…efendim, tarihte başka soykırımlar da oldu…”
“..sizler de soykırım yaptınız…”

şeklindeki “tevil ve inkâr” ima eden yanlış söylemler, bizim

“1915’te Anadolu’da soykırım yapılmamıştır”

Tezimizin inandırıcılığını yıkmıştır. Ve bu günlere geldik. Emperyal odaklarca da desteklenen Ermeni Diasporası’nın 3T planı (Tanıtım,Tazminat,Toprak) işliyor;

Bu meş’um Planın 1.bölümü maalesef başarı ile sonuçlanmıştır.

Yana yakıla “Osmanlıcılık” yapanlara,
“mademki, Osmanlısın, ver Dedenin hesabını” derler (gerçekte öyle bir hesap olmasa da )

Yana yakıla “İslamcılık” yapanlara, IŞİD sempatizanlarına,
“Ver bakalım Müslümanların Hristiyanlara yaptığı zulümlerin hesabını” derler.
(gerçekte öyle bir şey olmasa da)

Unutmayalım değerli arkadaşlar; Ülke olarak, Başımıza gelen belaların başlıca nedeni, Başımıza getirdiklerimizdir…*
________
Sorunun geçmişi

Osmanlının tüm Anadoluyu egemenliği altına aldığı 1600’den, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşına (93 Harbi) dek 250 yıl boyunca Ermeniler Osmanlının sadık tebası (millet-i sadıka) olarak bilindi.

Ermeniler, sadece Doğuda değil, Kars’tan İstanbul’a kadar hemen tüm Anadolu kentlerinde sanatsal, yapıcı, üretici mesleklerin temsilcileri olarak tanındılar, Müslüman Osmanlı halkı ile barış içerisinde Ortak yaşam sürdürdüler; ve hatta Osmanlı Devlet yönetiminde önemli makamlarda bulundular.

Osmanlı Devletinin zayıflayıp 1699 Karlofça antlaşmasıyla hızlı inişe geçişinde en büyük Pay sahibi Rusya’dır. 1500-1900 arasında, toplam 47 yıl süren 11 Osmanlı-Rus Savaşının 7 sini Rusya kazanmıştır. En son (1877-78) 93 harbinde de Osmanlının yenilmesiyle Rus Orduları iki koldan, Batıda Trakya üzerinden İstanbul’a, Doğuda Kafkaslar üzerinden Kars’a, Erzurum’a kadar inerek Osmanlıyı kıskaç arasına almışlardı.

Osmanlı Devleti, imzalamak zorunda kaldığı Ayastefanos (Yeşilköy) antlaşmasıyla artık de-facto (AS: fiilen) bitmiş sayılırdı. Gerçi, Osmanlı Devleti 1920’ye dek 40 yıl daha can çekişti; Sevr’de bütün topraklarını yitirmiş bir durumda ve 85 milyon altın Lira (600 ton altın) borç bırakarak son nefesini verdi.
________
Ayaklanmalar

Osmanlı Devletine karşı ilk Ermeni ayaklanması, Rusların da kışkırtmasıyla 1894’te Sason’da olmuş, Van dolarında Türk / Müslüman Osmanlılar katledilmişti. (Ermeni vahşetinin yakın görgü tanıkları Rus Subaylarının anıları var) Ruslardan cesaret ve silah desteği alan Ermeni komitacıları (Hınçaklar, Taşnaklar..) Anadolu kentlerinde terör estirmeye başladılar. 1896’da İstanbul’da Osmanlı Bankasını soydular…

Doğuda Ruslara karşı savaşan Osmanlı Ordusunu arkadan vuran, cephanelikleri uçuran Ermeni çeteleri karşısında çaresiz kalan Osmanlı Hükümeti 24 Nisan1915’te Hınçak, Taşnak… gibi terörist Ermeni Örgütlerini toptan yasakladı, İstanbul’daki örgüt ileri gelenleri, 200 dolayında militan üye tutuklandı ve Çankırı’ya sürgün edildi…

İşte Dünya’ya “Ermeni Soykırım günü” olarak duyurulan “24 Nisan” Osmanlı Devletinin azgın Ermeni çetelerine karşı bu meşru müdahale tarihidir… Bu yasaklamanın ardından, 27 Mayıs 1915’te İçişleri Nazırı Talât Paşa imzasıyla,

Savaş Bölgesindeki Ermeni nüfusu Osmanlı toprakları içinde güvenli bir başka yere iskan

Genelgesi yayınlandı.. (Talat Paşa 1921’de Berlin’de bir Ermeni tarafından katledilmiştir..)
________
Kanlı günler….

1878’lerde Kars’a, Erzurum’a, Van’a giren Rus alaylarının öncülüğünü yapan Ermeni komitacıları (çeteleri) bir yandan da sivil halkı katletmeye başlamıştı. İki toplum arasında ilk nefret tohumları o zamanlarda atılmış oldu.

Doğu Vilayetlerinde binlerce Müslüman Osmanlı Ermeni Çeteleri tarafından toplu katliama uğramıştı. (Ben bugün Ali Ercan olarak varlığımı şanslı bir tesadüfe borçluyum.1916’da Kars’ın Oluklu köyünde bir grup kadını duvar önünde infaz eden bir Ermeni’nin tüfeği tutukluk yaptığı (ya da mermisi bittiği?) ve infazı yarıda bıraktığı için henüz bir yaşındaki Babam, annesiyle birlikte ölümden kıl payı kurtulmuştu..)

1918’de Kâzım Karabekir Paşa‘nın emrindeki Osmanlı Ordusunun Kars’a girişi ve Rus kuvvetlerinin çekilişiyle Rüzgâr tersine dönmüştü, bu kez Ermeniler yarattıkları nefret ortamının sonucunu yaşadılar, misillemelere kurban gittiler… Bu trajediye “Mukatele” deniyor Arapça, yani karşılıklı öldürüş. 40 yıl boyunca Rus esareti altında ve Ermeni komitacıların insafına terk edilmiş Müslüman Osmanlı Halkının kayıpları elbette çok daha fazla olmuştu…
________
Rakamlar ne diyor ?

1897 nüfus sayımında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu 1,10 milyon olarak belirlenmişti. Savaş öncesi, 1914’te yapılan 2. genel sayımda Ermeni nüfus 1,25 milyon olmuştu; yıllık nüfus artış oranı ortalama %0,8’dir…

Bu müessif olaylar meydana gelmeseydi, yılda % 1’lik artışla, 104 yıl sonra bugün, Ülkemizde Ermeni Vatandaşlarımızın nüfusu, kuramsal olarak 2,25 katına çıkmış,

1,25 x (1,01)^104 = 3,5 milyona erişmiş olabilirdi….

Peki bu 3,5 milyon şimdi nerelerde ?

Türkiye’de bugün resmen 60 bin kadar Ermeni kökenli T.C. vatandaşı bulunuyor; öte yandan TTK’nun araştırmalarına göre, en az 500 bin kadar, kimlik (hatta Din) değiştirmiş “kripto” Ermeni’nin Türkiye’de yaşamakta olduğu anlaşılıyor. Geri kalan 3 milyon da, çok büyük olasılıkla, 1915’lerde Suriye’ye ve Lübnan’a göç ettirilmiş, oralardan da Dünyanın dört bir yanına, çoğunlukla ABD, Fransa ve Avrupa Ülkelerine gitmiş olan Ermenilerin ardıllarıdır.

Dünyadaki tüm Ermeni nüfusu 2019’da 11,5 milyondur; bunun 3 milyonu Ermenistan’da, 3,1 milyon kadarı Rusya’da yaşamaktadır. Geri kalan 5,4 milyon Ermeni de ABD, Fransa ve öbür ülkelerde bulunuyor ki, bu 5,4 milyon insanın “en az yarısı” 2,7 milyonu Anadolu kökenlidir.
Bu toleranslı varsayıma göre, yaşayan nüfusun bugün olması gerekenden 300 bin kadar eksik olduğu söylenebilir. Bugünkü 300 bin, 1915’teki nüfusta 300/2,25=135 bine kişiye karşılık gelir. kısacası, öyle milyonlar falan değil…

  • “1915-18 zorunlu göç sürecinde (en çok) 135 bin Ermeni zayiatı meydana gelmiş olabilir.”

sonucuna geliyoruz…. Ayrıca bu yitiklerin çok büyük bir bölümünün göç sırasındaki hastalıklar (tifüs, verem, malarya..) nedeniyle meydana geldiği unutulmamalıdır.
________
Sorumluluk ?

Ve yine unutulmamalıdır, ki tüm bu acı ve çirkin olaylar 1923’te kurulmuş yepyeni bir Devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir bakımdan sorumluluk kapsamında değildir. O nedenle Lozan’da “Ermeni meselesi” diye bir şey söz konusu bile yapılmamıştır.

Elbette masum insanları öldürmenin, öyle onlarca, binlerce değil, 1 kişi bile olsa, “Cinayetin hiç bir etik gerekçesi olamaz” Siyasal, ekonomik çıkar uğruna, toplumları saldırganlaştıran, birbirine kırdıran Emperyalizme ve öldürmeyi, Cinayeti kutsayan her türlü ilkel ideolojik öğretiye karşı, Mustafa Kemal Atatürk’ün insancıl – barışçıl öğüdünü hatırlatmak isterim;

  • “Ülkeyi ve Ulusu savunmak zorunluluğu yoksa, Savaş bir Cinayettir”

Ne var ki Diaspora yıllarca,

İnsanlar büyük yalanlara daha kolay inanırlar

mottosuyla hareket etmiş, gerçekleri saptırarak, 10 kez abartarak, Müslüman ülkeler dahil, Dünyayı kendi uyduruk tezine ikna etmeyi, inandırmayı becermiştir….

Derin üzüntülerimle.æ

Gazeteci-Yazar Kerem Çalışkan’ın “Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü” adlı kitabı


Ermeni sorununda bir tanığın ifadeleri ortaya çıktı

ERMENİ BELGELERİYLE, RÖPORTAJLARLA, TANIKLARLA 1915 BELGESELİ!
İŞTE 1915’İN GERÇEK ÖYKÜSÜ…


Gazeteci-Yazar Kerem Çalışkan,
“Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü” adlı son kitabını Odatv’ye anlattı.
http://odatv.com/n.php?n=ermeni-meselesinde-bir-tanigin-ifadeleri-ortaya-cikti-0506151200,  ODATV, 5.6,2015

Gazeteci-Yazar Kerem Çalışkan, “Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü” adlı son kitabını Odatv’ye anlattı. Çalışkan’a göre 1915 yılında yaşananlar tamamen Almanya’nın kararıyla gerçekleşti. Çalışkan, “I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’da ordusunun yönetimi tamamen Alman subaylara verilmişti. Daha önemlisi kararların verildiği askeri karargah Berlin’di. Türkiye’de ise Enver İTC’ye askeri işlere karışmama şartı koşmuştu.” dedi.
Çalışkan, kitabında Osmanlı ordusunu I. Dünya Savaşı’nda yöneten Schellendorf’un
Talat Paşa lehine yapmak istediği tanık beyanlarını da ortaya çıkarmış.

Kerem Çalışkan, Remzi Kitabevi’nden çıkan yeni kitabında, “Ermeni Soykırımı” iddialarına ve Almanların Ermeni tehcirindeki rolüne dikkat çekti.

Ermeni tehcirinin 100. yılında, Almanların sorumluluğunu anlattığı yeni kitabına ilişkin
merak edilen soruları yanıtlayan Çalışkan,

100 yıl sonra bu konuya daha gerçekçi ve soğukkanlı bakmak gerekiyor.
Evet, I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’da ordusunun yönetimi tümden
Alman subaylara verilmişti. Daha önemlisi kararların verildiği askeri karargah Berlin’di
” dedi.

İşte Kerem Çalışkan’ın yanıtları:

YÖNETİM ALMAN SUBAYLARDAYDI

Ermeni tehcirinin bütün sorumluluğunun Almanya’ya ait olduğunu söylüyorsunuz. Osmanlı ya da İttihat Terakki bu denli iradesiz miydi?
Salt Almanlar’ın aldığı kararları mı uyguladılar?

-1. Dünya Savaşı dönemi Cumhuriyet döneminde, günümüze kadar yeterince incelenmemiş bir konudur. Atatürk ve arkadaşları, bunun üstünü kapatıp beyaz bir sayfa açtılar.
Çünkü İstiklal Savaşı’nı yürüten kadrolar da I. Dünya Savaşı’nda aktif görevler almışlardı.

Yüz yıl sonra bu konuya daha gerçekçi ve soğukkanlı bakmak gerekiyor.
Evet, I. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşı sırasında Osmanlı’da ordusunun yönetimi tümden
Alman subaylara verilmişti. Daha önemlisi kararların verildiği askeri karargah Berlin’di. Türkiye’de ise Enver İTC’ye askeri işlere karışmama şartı koşmuştu. Bütün askeri kararları Almanların direktifi doğrultusunda Enver tek başına veriyordu. Osmanlı Genelkurmayı’nda Almanlara direnen Hafız Hakkı, Kazım Karabekir gibi İTC’li subaylar ise Almanların emriyle Enver tarafından tasfiye edildiler. Kazım Karabekir bunları I. Dünya Savaşı anılarında acı acı anlatır. Merak edenler okursa, Almanların etkin rolünü ve İTC’nin iradesi olup olmadığını
o anılardan çok iyi anlar…

TEHCİR OLMAYABİLİR MİYDİ ?

İttihatçılar‘ın Almanlar’dan önce Rusya, İngiltere gibi müttefik arayışlarından
söz ediyorsunuz. Bu gerçekleşse tehcir olmaz mıydı?

-İttihatçılar Rusya, İngiltere ve Fransa ile ittifak aradılar. Ancak hiçbiri olmadı.
Çünkü hepsinin hedefi Osmanlı’yı parçalayıp paylaşmaktı. Bir tek Almanya’nın
dünya egemenliği planı Osmanlı’yı ayakta tutup, onun üzerinden Orta Doğu’ya denetlemeyi içeriyordu.

Büyük devletlerin hepsinin kendi çıkarına göre bir Ermeni planı vardı.

Almanlar için, Ermeniler Rusya’yı destekledikleri için bölgeden tasfiye edilmesi gereken
bir unsurdu. Ermeni militan güçleri aktif olarak Rusya desteğinde Doğu bölgesinde terör estirmeseler ve Osmanlı, Alman baskısına boyun eğmeden ve savaşa aktif olarak katılmadan ‘silahlı tarafsızlık’ politikasını uygulayabilse, belki bölgedeki Ermenilerin
böyle topluca ve sert tasfiyesi gerçekleşmeyebilirdi.
Ama tarihel açıdan bu tür farklı senaryolar artık yalnızca spekülasyon…

GOLTZ PAŞA’NIN TEORİSİ

Goltz Paşa’nın Ermeni sorunu dahil Osmanlı’ya ilişkin öngörülerinin kaynağı sizce ne?

– Goltz Paşa, Alman-Prusya politikasının, emperyal, militarist ekolünü temsil eden önemli kuramcılarından biriydi. Goltz’un 1883’te yazdığı ‘Silahlı Millet’ kitabı tüm sivil halkı
savaş ögesi olarak gören, tüm savaşın şifrelerini içeren önemli bir kitaptı. Goltz ve Alman emperyal güçleri Bağdat Demiryolu çerçevesinde dünyayı, bölgeyi ve Osmanlı’yı kafalarında dizayn ediyorlardı (AS: tasarlıyorlardı). Amaç Osmanlı üzerinden Almanya’nın Basra Körfezi ve Hindistan’a dek egemenlik kurmasıydı. Almanların Osmanlı-İslam politikası bu stratejik hedef nedeniyle geliştirildi. Goltz bu çerçevede Osmanlı’nın Avrupa’dan çekilip Arap-İslam alemine yönelmesini istiyordu. Huntington’un Türkiye’ye önerdiğini Goltz yüz yıl önce önermişti… Goltz’un ve Huntington’un öngörülerinin kaynağı bölgede emperyal hesaplar…Türkiye o hesaplara göre çekiştiriliyor yüz yıldır hala…

ALMAN CİHADI NEDİR ?

O dönem ‘Alman cihadı’ olarak tanımladığınız şey bugünkü cihada benziyor mu?

-O zaman Alman Cihadı ‘İslam fanatizmi’ni Osmanlı üzerinden kendi düşmanlarına karşı şiddete dönüştürmeye çalışıyorlardı. Bugün de yine bazı Batılı güçler, CIA ve İsrail’deki bazı güçler, şimdi IŞİD’in vahşi ‘İslam fanatizmini, IŞİD tarzı cihadı, Suudiler ve Türkiye üzerinden kullanıp bölgeyi dizayn etmeye çalışıyorlar.. Demek ki İslam fanatizmi Batı için hala kullanışlı bir alet…

Oppenheim’ın Osmanlı politikasını bu denli etkilemesinin sırrı ne?

-Max von Oppenheim Almanya’nın karanlık ve gizli bir casusu…Türkiye’de şimdiye kadar tarih çalışmalarında isminin hiç geçmemesi ve rolünün aydınlatılmaması da bunun kanıtı…Oppenheim 1914 Ekiminde ‘İslam İhtilallerini Kışkırtma Raporu’nu yazıyor…1915 Nisanı’nda İstanbul’a gelip bir yıl kadar buradaki Alman İstihbarat Bürosu’nun başında faaliyet yapıyor…Tarihçilerimizin bu faaliyeti ve etkilerini aydınlatması gerekiyor..Teşkilatı Mahsusa’nın faaliyetleri ve Oppenheim’ın gösterdiği hedefler aynı…Bu bağlantıyı incelemek gerekiyor…

NEDEN TANIK OLAMADI ?

Schellendorf’tan biraz bahseder misiniz?
Talat Paşa lehine neden tanık olmasına izin vermediler?

-Schellendorf, Osmanlı ordusunu I. Dünya Savaşı’nda yöneten Osmanlı Genelkurmay Başkanı. Enver, onun ve Berlin’in emirlerini yerine getiriyor. Ermenilerin o bölgeden tasfiyesini ilk gündeme getiren de Talat Paşa’nın anılarına göre yine Schellendorf. Tehcir kararında etkin rol oynuyor. Schellendorf’un Talat Paşa’yı savunmak için yazdığı metin bunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak savaş sonrası Almanya’da belli ki yetkili çevreler, Ermeni meselesinde Almanya’nın rolünü ortaya çıkartmamak ve örtbas etmek için Schellendorf’u mahkemeye çıkarmıyorlar. O da tarihe kayıt düşmek için gazeteye yazıyor…Ben de Almanya’nın Ermeni tehcirinde rolünü açıklayan bu metni kitaba alarak, bu tarihi kaydı yeniden gün ışığına çıkardım…

TEŞKİLAT-I MAHSUSA ALMAN DESTEKLİ

Yıllardır liberallerin ‘derin devlet’ suçlamasına uğrayan Teşkilat-ı Mahsusa da mı
Alman organizasyonuydu?

-Teşkilatı Mahsusa’nın çekirdeği daha 1906’da İTC kurulurken onun bünyesinde yeralan gizli

‘Fedai gönülüler grubu’na dayanır. Bunlar hürriyet davası uğruna, tetikçilik ve terör faaliyetlerini gönüllü üstlenecek cesur ve gözüpek yiğit gençlerdir. İTC tüzüğünde ayrı bir madde olarak bu fedailer bölümü de vardır. 1911’de Enver ve Mustafa Kemal gibi Trablus’a savaşa koşan da İTC’nin bu fedailer grubundandır. Ancak 1914’te Enver kendi kurduğu resmi Teşkilatı Mahsusa’yı Almanya’dan gelen para ve lojistik destekle Almanların İslam ihtilalleri hedefine yöneltmiştir…Teşkilatı Mahsusa’nın bütün faaliyetleri Alman hedeflerine göre şekillenmiştir…Hüsamettin Ertürk bunu anılarında anlatır…Teşkilatı Mahsusa’dan Kuşçubaşı Eşref ve Mehmet Akif’in Almanya ve Arabistan gezileri de Alman planları ve organizasyonu çerçevesindedir…

TANER AKÇAM VE BASKIN ORAN KIZIYOR

Ermeni meselesine ilişkin tartışmalarında neden sözünü ettiğiniz Almanya’nın rolü irdelenmiyor?

-Bugün dahi örneğin Taner Akçam ve Baskın Oran gibi isimler, Ermeni tehcirini, onlara göre katliamını sadece İTC üzerinden Türklere ve bugünkü Türkiye’ye fatura etmek için Almanya’nın rolünü gündeme getirmekten ısrarla ve dikkatle kaçınıyorlar…Hatta Almanya’nın rolünü vurgulayanlara kızıyorlar…Çünkü Almanya’nın Ermeni tehcirindeki rolü, savaşı ve o dönemi objektif bir şekilde masaya yatırmayı gerektiriyor. Bunu yapınca olaya Türk-Ermeni kavgası olarak bakmanın saçmalığı ortaya çıkıyor…

ALMANYA’DA O KİTAP TARTIŞILIYOR

Almanya’da da son dönemde bu konu tartışılıyor galiba?

-Almanya’da şimdi Ermeni sorununda Almanya’nın rolünü ele alan ve tartışan yeni kitaplar yayınlanıyor. Benim kitabımdan kısa süre önce yayınlanan Alman gazeteci Jürgen Gottschlich’in ‘Beihilfe zum Völkermord’ (Halk katliamına destek) kitabı da bunlardan birisi. Bu kitap da Almanya’da şiddetli tartışmalara yolaçtı. Tabii orada da bu konuyu örtbas etmek isteyen Alman politik çevreler var…

NASIL ÇÖZÜLÜR ?
Sizce Ermeni sorunu nasıl çözülür?

-Ermeniler Türkiye’nin Doğusunu, Trabzon’dan Adana’ya ilhak hayallerinden vazgeçmedikçe
– ve Ağrı Dağı’nın iadesini istedikçe bu konuda çekişme alttan alta sürer.

Tabii kapıların açılması, ticaret ve kültür alışverişinin artması iki halk arasında 100 yıllık öfke, nefret ve kızgınlığı yavaş yavaş azaltabilir… Ama emperyal güçlerin bölgeden Türkleri kovarak ve o haritadan silerek Kürdistan ve Ermenistan kurma planları bu tür çatışmaların kolay bitmeyeceğini gösteriyor…

100 yıl sonra önemli olan,
100 yıl önceki olayların perde arkasını ve gerçekleri iyi bilmek…