Etiket arşivi: Tekalif-i Milliye Yasası

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ

Prof. Dr. Süleyman Çelik

Sakarya Zaferinin 97. Yıl dönümü, ulusumuza kutlu olsun…

Atatürk, Nutuk’da Sakarya Meydan Muharebesinden şöyle söz eder: “23 Ağus­tos gü­nün­den 13 Eylül gününe ka­dar, bu­gün­ler de dâhil ol­mak üze­re, yir­mi iki gün ve yir­mi iki ge­ce bilâ-fâsıla de­vam eden, Sa­kar­ya Mel­ha­me-i Kübrâ­sı, ye­ni Türk dev­letinin ta­ri­hi­ne; ci­han ta­ri­hin­de en­der olan bü­yük bir mey­dan mu­ha­re­be­si misâli kay­det­ti.” (Nutuk, 1927, s. 449)

Çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübrâ, dinsel öykülerde de geçer ve bazı öykülerde “Kıyamet Savaşı” olarak nitelenen Armageddon ile özdeşleştirilir.

Sakarya Meydan Muharebesi, düşmana öldürücü vuruşun yapılarak kesin zaferin elde edildiği Büyük Taarruz’un gölgesinde kalmıştır. 13 Eylül’ün, art arda büyük ulusal coşku ile anılan / kutlanan 26 Ağustos, 30 Ağustos ve 9 Eylül tarihlerinin hemen ardından gelmesinin de Sakarya Zaferi’nin gölgede kalmasında rolü vardır.

  • Oysa Sakarya Zaferi, Ulusal Kurtuluş Savaşımımızın kaderini değiştiren çok önemli bir zaferdir.

Sakarya Zaferi’ne kadar Milli Mücadele, basit bir isyan hareketi / eşkıyalık olarak görülüyor; işgalci emperyalistler Padişahtan isyanın bastırılmasını istiyorlardı. Padişah, çıkardığı yerel isyanlarla bunu beceremeyince, İngilizlerden lojistik destek sağlayarak, üzerimize Kuvay-ı Muhammediye adını verdiği bir ordu gönderdi, ama gene başaramadı. Bunun üzerine, İngilizler bu işi Yunanlılara (AS: Yunanlar olmalı) yaptırmak istedi ve onları üzerimize saldı.

22 gün, 22 gece aralıksız sürdüğü için dünya savaş tarihine, en uzun meydan muharebesi olarak geçen Sakarya Meydan Muharebesinin kazanılması, Ankara’da bir çete değil, ciddiye alınacak bir “GÜÇ” olduğunu dünyaya kabul ettirdi.

Sovyetler o tarihe kadar, emperyalizme karşı bir mücadele verdiğimiz için bize sıcak yaklaşmış, teşvik etmiş ama yardım etmemişti.

Osmanlı Ordusunun tamamını onlara teslim edecek kadar dost bildiği Almanlar, yenilgiden sonra yüzüne bakmayınca Berlin’den Moskova’ya geçen Enver Paşa, bu kez Bolşeviklere sığınmış ve eğer kendisini destekleyecek olurlarsa Sovyetler Birliğine katılma sözü vermiştir. Bunun üzerine Sovyetler, kullanılmaya elverişli görmedikleri Mustafa Kemal Paşa yerine kullanılmaya hazır Enver Paşa’yı desteklemeye karar vermişlerdir. Enver Paşa Batum’da, derlediği Bolşevik kuvvetlerle Anadolu’ya yürümeyi beklerken Sakarya Zaferi’nin kazanılması Sovyetlerin planlarını değiştirmelerini sağladı.

  • Lenin, “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı ile, “Mustafa Kemal elbette bir sosyalist değil, ama akıllı bir anti-emperyalist. Başarısı emperyalizme büyük bir darbe olacaktır” dedi ve Ankara’ya yardım emrini verdi.

Sovyet Devrimi’nden sonra Rusya’nın, İngiltere ile 1. Dünya Savaşı öncesi yaptığı gizli anlaşmalar açıklanınca İngilizlerin, parçalanacak Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda herkese mavi boncuk dağıtmış olduğu görüldü. Bunun üzerine Fransa ve İtalya, iki yüzlü İngiltere’ye güvenlerini yitirdiler. Askeri dehasının yanında diplomatik bir dahi de olan Atatürk, bu durumu değerlendirip, Fransa ve İtalya ile anlaşma yaparak İngiltere’yi karşımızda yalnız bıraktı, hatta bu ikisi işgal ettikleri yerlerden çekilirken, bazı malzeme, silah ve cephanelerini de bize bıraktılar.

Ezilen ve sömürülen tüm dünya halkları Sakarya Zaferi’ni kendi zaferleri olarak algıladılar ve Ankara’ya yardım kampanyaları düzenlediler. Başta Hindistan Müslümanları (Pakistanlılar) olmak üzere bazıları önemli maddi destek verirken bazıları da manevi destekleri ile moral verdiler…

Sakarya Zaferi’ne kadar “tüm Anadolu’yu ele geçirip ‘Megalo İdea’yı gerçekleştirerek Bizans’ı yeniden kurmak”, büyük hayali ile yaşayan Yunanlıların (AS: Yunanların) moralleri çöktü. Artık saldırıyı bırakıp kazandıkları toprakları elde tutmak için savunmayı düşünmeye başladılar. Yunanlılarla (AS: Yunanların) birlikte, başta Vahdettin olmak üzere, işbirlikçi hainlerin de moralleri bozuldu

Buna karşılık ordumuzun ve halkımızın morali düzeldi, umudu arttı ve Mustafa Kemal Paşa’ya tüm varlığı ile güvenmeye başladı. Atatürk’ün deyimiyle, “topyekûn savaş” koşulları oluştu. Cephedeki  ordu kadar cephe gerisindeki tüm halk, elinde avucundaki her şeyini verdiği gibi yaşlı çocuk, kadın erkek herkes seferber oldu ve Büyük Zafer’in önü açıldı

Bu konuda güzel bir yazı okuyup daha ayrıntılı bilgi edinmek ve gururlanmak istiyorsanız, sevgili Sinan Meydan’ı öneriyorum:

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/sinan-meydan/sathi-mudafaa-veya-sangarios-cikmazi-sakarya-destani-2617129/
=================================================
Dostlar,

Sevgili dostumuz, ADD Samsun Şubesi önceki başkanlarından, 19 Mayıs Üniv. Tıp Fak. emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Süleyman Çelik hocamızın iletisini, tatil dönüşü yolculuğumuz nedeniyle yeni gördük ve hemen paylaşıyoruz..

Sakarya Meydan Savaşının 22 gün – 22 gece süren cehennem ortamında gözünü kırpmadan ülkemiz – vatanımız için canlarını feda eden aziiiiiiz şehitlerimizin anısı önünde sonsuz bir minnet ve şükranla eğiliyoruz. Merhum gazilerimizin de..

Tekalif-i Milliye Yasası” insanlık tarihine geçmiştir.  Halkın elinde ne varsa, 2’sinden 1’ini Orduya ödünç vermesi istenmiş ve yoksul Anadolu halkı bu büyük özveriyi üstlenmiştir. Polatlı’ya dek Ankara’ya yaklaşan (75 km) ve Ankara’yı alıp Milli Mücadeleyi bitirmeyi planlayan İngiltere’nin maşası Yunanlar, Sakarya’nın batısına püskürtülmüş, ilerlemeleri durdurulmuştur. Meydan Savaşı’nın top sesleri Ankara’dan duyulmaktadır! 1. Meclis’te Kayseri’ye taşınma tartışmaları yapılabilmiştir.

Bu savaş bir “subay savaşı” oldu adeta.. Ordu’dan kaçanlar, yeterli asker toplayamama… nedenleriyle, ne denli yurtsever subay varsa cepheye sürüldü. Ağır can yitikleri oldu ve bunun 26 Ağustos Büyük Taarruzu sırasında eksikliği çok ağır hissedildi. Arada yalnızca 12 ay var.. Bir ölüm – kalım savaşı için olağanüstü yokluklar ve Osmanlı Saltanatının da düşmanla işbirliği yaparak engellemelerine karşın 200 bine yakın bir ordu toplamak son derece zor oldu.

Mustafa Kemal Paşa‘nın dehası, özverisi, yürekliliği (cesareti) ve görkemli başarısı karşısında şapka çıkarmamak olanaklı mı??

Bu vatan ve bağımsızlık – özgürlük kolay kazanılmadı. Uğruna ödenen bedel, yeryüzünde belki de an ağır bedel oldu. Hiç akıldan çıkarmamak, asla nankör olmamak, vefalı olmak ve tarih bilinciyle ulusal duruş sergilemek, kazanımları her durumda korumak.. tarihsel yükümümüzdür.

Sevgi ve saygı ile. 16 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kılıçdaroğlu’ndan döviz krizi için 13 maddelik öneri

Kılıçdaroğlu’ndan döviz krizi açıklaması

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu yaşanan döviz kriziyle ilgili açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu, iktidara ekonomiyle ilgili 13 maddelik öneride bulundu. (11 Ağustos 2018)
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Kılıçdaroğlu, düzenlediği “ekonomi” konulu basın toplantısında, Türkiye’nin, tarihinin en önemli dönemlerinden birini yaşadığını, derin bir ekonomik, siyasal sorunla karşı karşıya olduğunu söyleyerek, yaşanan sorunun siyasetçilerin yanı sıra işçinin, memurun, emeklinin, sanayicinin, esnafın gündeminde olduğunu belirtti.

Sorunun büyüklüğünün, bunu “halının altına süpürme lüksü”nün olmadığını gösterdiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Hep birlikte bu sorunu aşmak için çaba göstermek zorundayız. Bunun birinci yolu kararlı, sabırlı ve tutarlı bir politikayla yola devam etmektir. Neyi, nasıl yapacağınızı çok iyi bileceksiniz. Eğer neyi, nasıl yapacağınızı bilmeden, öngörmeden, planlamadan yola çıkarsanız bu krizi aşamazsınız. Krizi aşmak, sağlıklı bir süreci yaşama geçirmek için ilk yapılması gereken iş, sorunu yaşayanlarla bir araya gelmektir” dedi.

Kılıçdaroğlu, eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in Ekonomik ve Sosyal Konseyi kurduğunu, konseyin Anayasa’ya girdiğini hatırlatarak, “3 ayda bir toplanması, bütün sosyal tarafların olması gerekiyor. Ekonomik ve sosyal olayların görüşülüp, tartışılıp çözüme bağlandığı bir ortam olarak değerlendiriliyor. Ülkeyi yönetenlerin ilk yapması gereken iş hızla Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamaktır. Ekonomik ve Sosyal Konseyin toplandığı tarih en son 5 Şubat 2009. Ülkeyi yönetenler buna düşünmemiş, buna gerek duymamış olabilir.” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “13 madde bize göre çok önemli” diyerek açıkladığı öneriler şöyle:

  1. madde: Devlette liyakat yoksa devlette çürüme vardır. Yapılması gereken en önemli işlerden birisi devlette liyakat sisteminin yeniden inşa edilmesidir.

2. madde hukukun üstünlüğü ve güvenliğidir. Milletvekillerinin öğrencilerin hapiste olduğu bir ülkede ‘yabancılar gelsin yatırım yapsın’ diye beklerseniz hayal ortamında yaşarsınız.

3. madde Merkez Bankası’nın bağımsızlığıdır. Bugün merkez Bankalarıyla ilgilenen dünyadaki bütün çevreler Türkiye’deki Merkez Bankası’nın bağımsız olmadığına inanıyorlar. Siyasi otorite yüzünden bağımsız karar alamıyor. Eğer bu güvenceyi verirseniz farklı bir merkez bankası profili ortaya çıkar. Ülkeyi yönetenlerin 3. maddesi bu.”

4. madde sıcak para yönetimi. Akılcı bir sıcak para yönetimine geçmek gerekiyor. Dolar kurundaki her on kuruşluk artışın bize maliyeti 22 milyar lira. Yılbaşından bu yana dolar kurunun yükseliş maliyeti 580 milyar lira.

5. madde: Dolar esas alınarak ihaleler yapılıyor yani dolar baş tacı ediliyor bu politikadan vazgeçilmeli. Dolar esas alınarak hızla TL’ye dönüştürülmeli eğer TL’ye güveniyorsanız ‘TL bizim paramız’ diyorsanız hızla ihaleleri Türk Lirasına dönüştürün. Dolara endeksli geçiş ücretleri var. Bunların da tümüyle TL’ye dönüştürülmesi gerekiyor. Bunu yapmanın mevcut yönetim tarafından zor olduğunu biliyorum”

6. madde: Kamu İhale Yasasının mutlaka değişmesi gerekiyor. Yolsuzluğun temel kaynağı budur. 16 yılda tam 186 kez ihale mevzuatı değişti

7. madde: Hepimiz vergi ödüyoruz çocuk doğduğu andan başlayarak vergi ödüyor. Vergilerin nereye ödendiğini denetleyen Sayıştay uluslararası standartlarına dönmeli. Sayıştay’ın şu anda denetim yapacağı alanlar kısıtlı, eli kolu bağlı durumda.”

8. madde: Bütçe dışı uygulamalar. Kim bütçenin dışında fonlar oluşturdu? TOKİ vb. yapıların hepsinin kaldırılması gerek. Bütçe disiplinin bu bağlamda sağlanması gerek.”

9. madde: Dış politika bugün izlenen politikanın 180 derece değişmesi gerek. Dış politikada hamaset söylemlerine, dost söylemlerine yer yoktur. Her ülke kendi çıkarları için söylem oluşturur. Güçlü bir ekonomi oluşturamazsanız başka ülkelerin sömürdüğü ülkeler durumuna gelirsiniz. Türkiye’nin bugün geldiği nokta bu. Trump bir tweet atıyor, Türkiye’de $ yükseliyor. Neden böyle oluyor? Güçlü bir ekonomi olmadığı için. Trump’ın attığı her tweet Türk halkının onurunu zedeliyor. Asla kabul etmiyoruz. Bu konuda Türkiye’de bir görüş birliğinin sağlanması çok önemli. Eğer iç politikayı, dış politikanın malzemesi haline getirseniz güçlü kalamazsınız.”

10. madde: Kontrolsüz borçlanma. Bunun için bir anayasal kural getirmek gerekiyor. Herkes gönlünce borçlanamaz. Çocuklarımızı, torunlarımızı borç altında bırakamayız. Bunun sınırları ve kurallarının olması gerek. TBMM’ye hesabı verilmeli. Bu borçları kim ödeyecek? Bu borcu 80 milyon ödeyecekse hepimizin soru sorma hakkımız var.”

“11. madde: Fakirin, fukaranın sırtına yıkılan bir vergi politikası var. Türkiye’nin bunu düzeltmesi gerek. Vergi cennetlerinde dolarları olanlar var. Bu dolarları olanlar Türkiye’ye getirdiğinde vergi ödemiyorlar. Yoksul ekmek alırken, su içerken vergi ödüyor. Milyarlarca dolarla uğraşanlar vergi ödemiyor. Bunu engellemek için 2006 yılında Parlamento üstüne düşeni yapmış. ‘Dolarlar ülkeye gelirse %30 vergi alacağım’ demiş. Bu kararname 2006 yılından beri çıkmıyor. Biz bu kararnamenin hızla çıkmasını istiyoruz. O vergi cennetleri nereler, herkes biliyor.”

12. madde: Üretimi önceleyen politikaya gerek var. Bir ülke üretirse güçlü olur.

13. madde: İsraf ekonomimizi hepiniz görüyorsunuz. Lüks arabalardan geçilmiyor. Tasarruf yapacağız diyorsanız kamudaki araba saltanatına son verin. Kiralık binalarda oturuyorlar. Neden? Eskiden bakanlıklarda otururlardı. Beğenmiyorlar.

“Saydığım 13 madde bize göre çok önemli. Bir bölümü derhal yapılabilir bir bölümü orta vadede (AS: erimde). Bir bölümünün sonuçları uzun sürede çıkabilir. Hem yasaların hem uygulamanın gelişmesi gerekiyor. Yasama ve yürütmenin bunu el ele vererek yapması gerekiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Sayıştay’ın güçlenmesi pek çok yasal düzenlemeye her türlü desteği vereceğiz ve izlemcisi olacağız. Hükümet yok. Artık bakanlar kurulu yok. Yasa tekliflerini milletvekilleri verecek. Bu tekliflerin krizden çıkma yolunda bir uzlaşmayla parlamentoda görüşülmesi bizim en büyük arzumuz. Her türlü katkıyı veririz.”

  • Bir kişinin egosuna ülke teslim edilemez.
  • Parlamentoda üzerimize düşeni yapacağız.
  • Ülkeyi yönetenlerin hızla karar alması gerek..

==================================================
Dostlar,

AKP = ERDOĞAN, “1 $ = 6,5 TL” İKEN BİLE NEDEN HALA ULUSAL BİRLİĞE SARILMIYOR?

Anamuhalefet partisi CHP’nin “Kara Cuma” nın ertesi günü (11.08.2018), gecikmeksizin, İstanbul’da 13 önemli öneri sunması değerlidir, anlamlıdır.

10 Ağustos Sevr Anlaşması‘nın (1920) 98. yıldönümüdür.
Bu rezil Anlaşma, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Mustafa Kemal Paşa‘nın çağrısı ve büyük çabaları ile toplanan 1. Meclis (BMM) tarafından “vatana ihanet” belgesi sayılarak reddedilmiştir. Bu Anlaşmaya imza koyan son Osmanlı Padişahı 6. M. Vahdettin ve damadı… vatan haini ilan edilmiştir. Kurtuluş Savaşımız bu temelde azimle kurgulanmış, yürütülmüş ve başarılmıştır.

Lozan Barış Anlaşması ile Sevr tarihin çöplüğüne atılmış ancak Batılı emperyalistlerin kursağında ukde olarak kalmıştır. Bunu her fırsatta yazıp söylemişlerdir ve halen de işlemektedirler.

Paranoya denilmesin lütfen, siyasal tarihte – uluslararası ilişkilerde hiçbir şey rastlantı değildir; Türkiye’de yürütülen ekonomik ağırlıklı çok yönlü operasyonun dün, 10 Ağustos 2018 günü, Sevr’in 98. yılına dek düşmesi basit bir örtüşme (tesadüf) değildir…

Emperyalizm gene işbirlikçiler bulabilmekte, tersinden söylersek işbirlikçiler gene emperyalizmin uşaklığını sürdürmektedirler.
*****

Rize’de söylenenler son derece ilginçtir. Kılıçdaroğlu’na “… avcunu yalarsın.. ” denmektedir. Olanaklı en kısa sürede bu kez AKP sözcüsü devreye girmekte, Anamuhalefet liderine pekiştirme dozu ile saldırmaktadır. Bu patolojik – kör takıntı nasıl açıklanabilir? Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük kategorik bir saplantılı düşmanlık niyedir ki?

Sırası ve zamanı mıdır ayrıca?
Eğer ülkemiz “belirttiğiniz üzre” küresel bir saldırı karşısında ise içeride safları bir etmek kaçınılmaz değil midir? Burnunuzun dikine dikine gitmeniz, kör inadınızı sürdürmeniz nelere dayandırılabilir?
Yangını söndürmek için eylem planınızda ele gelir ne öneri var? Damat bey dün buram buram terlerken hangi somut çözüm önerisi üretebildi?
Oysa CHP’nin 13 önerisi, ülkenin seçkin uzmanlarının emeği ile hazırlanmıştır.
****

AKP = RTE’ye çağrı              :

Madem 15 Temmuz benzeri bir ekonomik saldırı var, üstelik AKP’nin başı aynı zamanda Cumhur’un da başı; o halde ULUSAL BİRLİK ÇAĞRISI dışında seçenek yoktur!

Eğer bunu yapmayarak hala ayrıştırıcı – ötekileştirici, kin – nefret tabanlı söylem içinde iseniz; bu tutumunuz net bir turnusol kağıdıdır ve politik psikoloji açısından yaşanan yangını sizin gerçekte ciddiye almadığınız hatta kurgulayıcılarından olabileceğinize ilişkin net bir turnusol kağıdıdır.

Daha açık mı yazalım : Günlerdir yazıyoruz..

  • KURGULU DEVALÜASYON!
  • Batı’yı rant ile besleme misyonuna devam iktidarda kalabilmek ve yolsuzlukları örtmek için..

Anamuhalefet – Muhalefet bu gerçekleri de dile getirmelidir; ortak söylem geliştirmelidir.

Erdoğan’a şu sorulmalıdır    :

  • Garip – gurebanın yastık altındaki kara gün dostu birikimini kumar masasına çağırarak hamaset yapıyorsun da, 15 yılda yarattığın en az 15 yandaş, resmi Dolar milyarderinden, yurt dışına kaçırılan servetlerin yurda getirilmesinden.. neden söz etmiyorsun? Örneğin 1942’de İnönü’nün koymak zorunda kaldığı Servet / Varlık vergisi neden aklına gelmiyor? Şirketlerin borçları yeniden yapılandırılıyor da, Anonim şirket gibi yönetmek istediğiniz Türkiye’nin çevrilemeyen yarım trilyon doları aşkın borcu neden yeniden vadelendirilmesin? Finans-kapital izin vermiyor mu buna?

Kurtuluş Savaşında bile Sakarya savaşı hazırlığı için Tekalif-i Milliye Yasası çıkarıldığında (1921), yurttaştan “ödünç” istenmişti.  Halktan bozdurması istenen döviz – altın vb. için belli süre sonra -“kriz” aşıldıktan sonra- faiziyle ve aynen iade güvencesi neden vermiyorsunuz? TL’ye dönüştürsün, kalıcı olarak yoksullaşşsın ve yarattığınız bunalımı omuzlasınlar öyle mi? Bu da AKP dinciliğinin, oy depolarına ve Müslüman din kardeşlerine dönük adalet anlayışı olmalı! Yurdum insanı uyanır mı acaba??
****

  • Bunca sefilliğe çözüm önermekten aciz kaldığımızı itiraf ediyor; pisliği teşhir ediyoruz.

Bunca ağır – kahredici yıkımda bile ulusal birlik dışlanıyorsa 2 seçenek var :

1. Ya olup bitenin gerçekten ayırdında değilsiniz, realiteden koptunuz;

2. Ya da kurgulayan aktörlerdensiniz ki serinkanlı gözüküyor, (!?) “meydan okuma” rolü (!) oynuyorsunuz hala..

Ancak her ikisi de Türkiye için felaket… Biri “40 satır”, öbürü “40 katır”.. Ya siz oyuncular??

TEK ADAM rejimi, Türkiye’de “İslamcıların iktidar hırsı ve Cumhuriyet düşmanlığı” körüklenerek işte tam de “bu günler” için kuruldu ve model acımasızca işletiliyor..

Herkes aklını başına alsın.. “ABD’nin istekleri bir sömürge ülkesine gibi..” vb. yönlendirici yorumlara aldanıp “2 yanlı senaryo”yu görmezden gelmesinler..

Gene de ekleyelim :

  • TBMM Başkanı Binali Yıldırım, Meclisi olağanüstü toplantıya çağırmalıdır genel görüşme için (Anayasa md. 93). Yeryüzünde parası = saygınlığı = geleceği ile böylesine acımasızca oynanan bir başka ülke yoktur! AKP = Erdoğan bu yıkımdan 1. derece sorumludur ve TBMM böylesi zamanlarda ülkeye kol kanat germeyip ne zaman işe yarayacaktır? Tatilin sırası mıdır? Muhalefet de bu isteği yükseltmelidir, 120 vekil (1/5) ile çağrı yapmalıdır (Anayasa md.93).. Ve genel görüşme bitmeden tatile dönülmemelidir.. 600 vekile onca aylığı – yolluğu niye ödüyoruz? TBMM toplansın ve muhalefetin “genel görüşme” istemi AKP – MHP blokunca reddedilsin.. Halka teşhir edilsin bu tutum.. TBMM süs ve TEK ADAM post-modern sultan!

Çare;

  • Halka bu çıplak gerçekleri anlatarak örgütlemekte.. Düzen partileri ne denli yapabilir? Koşulların zorlaması ve başka çareleri kalmadığı ölçüde, gıdım gıdım belki..Yaşayacak ve göreceğiz; insanlık onuru, ne denli ağır bedeller ödese de, gene kazanacak.

Sevgi ve saygı ile. 11 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Sivas Kongresi’nin 94. Yılı..

Dostlar,

SİVAS KONGRESİ‘nin 93. yılı için yazdığımız yazyıyı bu yıl da paylaşmak istiyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 4.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Dostlar,

Az önce (bu yazıdan hemen önce); 5 yıl önce 11 Eylül 2007 günü, Sivas Kongresi’nin
88 yıl önce bittiği ve tarihsel kararların açıklandığı günün yıldönümünde yazdığımız makaleyi sizinle kısa bir yorumla paylaştık.

Şimdi ise 89. yılda yazdığımız 4 Eylül 2008 tarihli yazımızı sunacağız. Eski sitemizdeki arşivi de böylelikle yeni sitemize taşıyoruz yeri geldikçe.

4 Eylül 2012’nin gündeminden 2 fotoğraf sunacağız.
Bir başka anlatımla, 89. yıl yazımızı, 4 yıl sonra “2 fotoğraf parantezinde” bir kez daha irdeleyeceğiz.

Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değermiş..

O Sivas Kongresi ve kararları idi ki, alındıktan 3 yıl sonra savaş meydanlarında yürütülüyordu (icra ediliyordu). 26 Ağustos’ta başlatılan yeryüzünün en büyük ve meşru nefsi müdafaa hareketi, 9 Eylül 1922’ye dek sürecekti.. Taa ki emperyalistlerin maşası, güncel deyimiyle taşeronu Yunan ordusu, tümüyle imha edilip komutanı General Trikopis tutsak alınana ve palikaryalar 9 Eylül 1922 günü Ege’de (Ata, “Akdeniz” demişti..) denize dökülene dek.

Ne var ki, geri çekilirken tüm evleri, yapıları, yolları, köprüleri imha ediyorlardı. Hayvan sürülerini tarayarak su kuyularına dolduruyorlardı. Her yerde yangın çıkarıyorlardı. Bu denli düşmanlık niye? 400 yıllık Osmanlı egemenliğinin intikamı mı? Osmanlı hayranlarına sormak gerek..

4 Ekim 1922’de Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa TBMM’ye bilgi verirken,
Büyük Taarruz’un planladığından 1 gün daha uzun sürmesi nedeniyle,
ulusundan özür diliyordu!

Yani, 90 yıl önce bugünlerde Afyon ovasında, Dumlupınar’da, Kütahya’da, Gediz’de,
İzmir yolarında bir can pazarı yaşanıyordu.

Türk milleti, son damlasına (katresine) dek olanaklarını zorlamış, olağanüstü
Tekalif-i Milliye Yasası gereği elinde avucunda ne varsa ordusuna vermişti.
Eh işte, emperyalizmin silahlandırdığı taşeron Yunan ordusuna yakın sayılabilecek bir güç iyi kötü oluşturulabilmişti. Ama buna yurt savunması bilinci ve Mustafa Kemal Paşa ile dava ve silah arkadaşlarının üstün komuta yeteneği eklenince denge lehimize dönüşüyordu.

Türk orduları başkomutanı Mareşal Mustafa Kemal Paşa, “TBMM yetkileriyle donatılmış”, ağzından çıkan “yasa” olmak üzere hemen her fani için kaldırılması çok güç, çok ağır bir sorumlulukla cephede en önde idi. Yunan orduları başkomutanı Hacı Anesti ise savaşı Atina’dan yönetiyordu (!)

Anadolu’daki Yunan Generali Trikopis tutsak alındığında Kemal Paşa’ya ilk sorusu
şu olmuştu:

– Kemal Paşam, savaşı nereden yönetiyordunuz?
– Mustafa Kemal Paşa : Buradan…
– Trikopis : Şimdi anlıyorum neden yenildiğimizi, bizim komutan Hacı Anesti Atina’da..

93 yıl sonra Sivas Kongresi’nin yıldönümünda yazımızı paranteze alacak ilk fotoğraf :

Beytüşşebap şehitleri “10 Mehmet” Cennete uğurlanıyor..
Sivas Kongresi’nin 93. yılı, 4 Eylül 2012, Türkiye

SİVAS KONGRESİ’nin 89. Yılı : Ne Mutlu Türkiye’ye !

Prof. Dr. Ahmet SALTIK, www.ahmetsaltik.net (yeni adres olarak düzeltildi)
Ankara Üniv. Tıp Fak. / ADD Genel Başkan Önceki Yrd.

Bu gün 4 Eylül 2008.. Tam 89 yıl önce, Mustafa Kemal Paşa, ağır Mondros Ateşkesi kuralları bile çiğnenerek anayurt Anadolu’nun işgaline ve yalnız yurdun değil,
Ulusun da yokedilme planlarına karşı Anadolu’da çıkış ararken, Sivas’ta bir Ulusal Kurtuluş Kongresi düzenlemişti. Erzurum’da 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919 arasında yapılan ve yerel ölçekte kalan ilk Kongrenin ardından, Sivas Kongresi hem pekiştirme,
hem süreklilik hem de ulusal ölçekte olma savlarını taşımaktaydı..

İşte, ulusal kurtuluşu örgütleyen şanlı Sivas Kongresi’nin açılışının mutlu
89. yılındayız bu gün!

G i r i ş

Dersaadet, çağın devlerinden Almanya ile bağlaşıklığına karşın 1. Dünya Paylaşım Savaşı’ndan yenik çıkmış ve burnunun dibine uzatılan Mondros Silahbırakışması’nı (Mütareke) imzalamak zorunda kalmıştı. Devletlü Müdafaa Nazırı (Savunma Bakanı)
Enver Paşa, 2 Alman savaş gemisini (Göben ve Breslau) Boğazlardan Karadeniz’e geçirmiş, Rus Çarlığı’na karşı kriz çıkmasın diye de bu 2 savaş gemisini Osmanlı Devleti’nin satın aldığı (!) açıklanmıştı; hatta anılan 2 geminin adları da değiştirilerek Yavuz ve Midilli yapılmıştı!

Ne var ki, Yavuz ve Midilli mahlaslarıyla (takma ad) Karadeniz’e açılan 2 Alman
savaş gemisi Sivastopol’ü bombalayınca, “Hasta Adam”, parçalanmaya giden acımasız tarihsel süreçte son perdeyi oynamak üzere kendisini otomatik olarak, Almanya bağlaşıklığıyla İtilaf Devletleri ile (İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan..) savaşta bulmuştu.

Çoook geniş cephelerde 4 yıl süren tarihin en kanlı savaşlarından biri olan 1. Dünya Paylaşım Savaşı yitirilmişti. Milyonlarca şehit, gazi ve yitik (kayıp) Galiçya’dan Kafkasya’ya, Libya’dan Sina’ya, Hicaz’dan Balkanlara… dek 7 cephede acı deyim yerinde ise “diz çökmek” zorunda kalmıştık.

Enver Paşa, tüm olumsuz tabloya karşın, gerçekçi olmaktan son derece uzak,
Atatürk’ümüzün nitelemesiyle “serüvenci” liğini bırak(a)mamış, 90 bine yakın vatan evladını, ham hayal “Turan” ülküsü uğruna Sarıkamış dağlarında donmaya terk ederek yurtdışına kaçmıştı (acı ki, ülke dışında öldü) ..

1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyun-u Umumiye’nin (Borçlar Genel İdaresi) kurularak Maliye’nin Batı emperyalizmine terki ile başlayan “kırılma” süreci, “Hasta Adam” ın
nasıl paylaşılacağına 40 yıl sonra artık karar verilebildiğinden, yıkım planı
Mondros Ateşkesi ile yürürlüğe fiilen sokulmuştu.

Mondros Ateşkesi’nin kurallarını aşan işgallerin ardından SEVR dayatılacağı açıktı..
Öyle de olmadı mı? 30 Ekim 1918’in üzerinden 2 yıl bile geçmeden 10 Ağustos 1920’de, İngiliz Muhibbi (Sevdalısı!) 36. ve son Padişah 6. Mehmet Vahidettin, sadrazamı Tevfik Paşa’yı Paris’e yollayarak, bırakalım öbür Osmanlı topraklarını, anavatan Anadolu’nun bile emperyalist işgalle paylaşılmasına imza koymadı mı? Kuvayı Milliye’yi asi ilan edip Yunan işgaline ses çıkarılmamasını fetvalarla İngilz uçaklarından Anadolu’ya attırmadı mı? Mustafa Kemal Paşa tüm bu ihanetlerini SÖYLEV’inde açıkladı ve “alçak” (den’i) “soysuz” dedi Vahdettin’e.. Yanlış mı??

Sivas Kongresi Süreci

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 30 Ekim 1918’i izleyen birkaç ay, “Mütareke İstanbul’u” nda kurtuluş çareleri için çırpınmış ancak Saltanat’ın teslimiyeti hatta daha sonra SÖYLEV’inde dile getireceği açık ihaneti karşısında, tek yol olarak Anadolu’da örgütlenecek bir Ulusal Kalkışmayı, anti-emperyalist özgürük ve bağımsızlık savaşını öngörmüştü. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışını, Mustafa Kemal Paşa, verili koşulları
son derece akıllıca değerlendirerek yönetti. Padişah’tan bir Ordu Müfettişliği görevi sağladı, Genelkurmaydaki arkadaşlarının da desteği ile. Musta Kemal Paşa, bu süreci özellikle anılarında açıkça yazmıştır. Sonradan kitaplaştırılan, Hakimiyet-i Milliye’de Falih Rıfkı Atay’ın kaleme aldığı yazılarda, tarihe not düşürmüştür.

19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkış, 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi,
Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919), Ali Rıza Paşa Kabinesi ile Amasya Protokolü
(20-22 Ekim 1919)..

Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu Kongreye de, Erzurum Kongresi’nde olduğu gibi, askerlikten istifa etmiş, herhangi bir resmi sıfatı bulunmamasının yanı sıra, boynunda İngiliz Muhipleri (Sevenleri) Derneği’nin kurucusu Osmanlı Padişahı Vahdettin’in idam fermanı ile katılmıştır.

Kendisine yakıştırdığı nitem şöyledir :

– “Sine-i Millette ferd-i mücahitim..”

Sivas’a geçiş de kolay olmamıştır.. Elazığ Valisi Ali Galip, “yakalama” ve gerekirse infaz fermanı almıştır Pay-i Taht’tan (İstanbul’dan).. (Diyab Ağa komutasında 3000 dolayında yurtsever Dersimli, en kritik sarp geçitlerde Mustafa Keamal Paşa ve konvoyunun Sivas’a geçişi için yaşamsal önemde tarihsel koruma sağlamıştır..)
Bu kez, Erzurum Kongresi yerel kararlarının pekiştirilmesinin yanında, genelleştirilmesi de hedeflenmiştir.

Ne kararlar alındı Sivas Kongresi’nde ?

Sivas Kongresi, Temsil Heyeti’ni belirler, başkanlığına Mustafa Kemal Paşa’yı getirir
ve görkemli meydan okuyuşunu, özgürlük bildirgesini dünya kamuoyuna şöyle haykırır :

Bugün ulusça bilinmekte olan iç ve dış tehlikelerin yarattığı
“u l u s a l u y a n ı ş” t a n doğan Kongremiz, aşağıdaki kararları almıştır :

1. Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan silah bırakımı (Mütareke) tarihinde (30 Ekim 1918, Mondros) sınırlarımız içinde kalan Osmanlı ülkesinin bölgeleri, birbirinden ve Osmanlı toplumundan ayrılması olanaklı olmayan bölünmez bir bütün oluştururlar.

2. Toplumun bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığımızın sağlanması için
ULUSAL GÜCÜ ETKEN ve ULUSAL İSTENCİ EGEMEN KILMAK kesin ve temel ilkedir.

3. Ülkenin herhangi bir bölümüne (Ulusal Ant sınırları içinde) yönelecek müdahale ve işgale, hep birlikte savunma ve direnme ilkesi meşru kabul edilmiştir.

4. Osmanlı hükümeti, bir dış baskıyla ülkemizin herhangi bir kesimini terk ve
ihmal etmek zorunda kalırsa, ülke ve ulusun dokunulmazlığını ve bütünlüğünü güvenceleyen her türlü önlem ve karar alınmıştır.

5. Ülke bütünlüğümüzün bölünmesi düşüncesinden tümüyle vazgeçilerek bu topraklar üzerinde tarihsel, ırksal, dinsel ve coğrafyasal haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz kılınmasını, böylece hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını bekleriz.

6. Ulusumuz, insancıl ve çağdaş amaçların yüceliğine inanır; teknik, ekonomik ve endüstriyel durum ve gereksinimimizi takdir eder. Bu nedenle, devlet ve ulusumuzun
iç ve dış bağımsızlığı ve yurdumuzun bütünlüğünü korumak koşuluyla, önceki maddede açıklanan sınırlar içinde, ulusal ilkelerimize saygılı ve yayılma emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, ekonomik ve endüstriyel yardımını hoşnutlukla karşılarız. İnsancıl ve adil koşulları taşıyan bir barışın kısa zamanda gerçekleşmesi, dünya ve insanlığın dinginliği adına, en başta gelen ulusal emelimizdir.

7. Ulusların kendi yazgılarını kendilerinin belirlediği bu tarihsel çağda, merkezi hükümetimizin de ulusal istence bağlı olması zorunludur. Çünkü ulusal istence dayanmayan bir hükümetin tepeden inme ve kişisel kararlarına ulusça uyulmayacağından başka, bu kararların dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye dek görülen eylemler ve sonuçlarıyla kanıtlanmıştır. Bu nedenle ulus,
içinde bulunduğu kaygı ve sıkıntılardan kurtulmak çarelerine doğrudan başvurmak zorunda kalmadan, merkezi hükümetimizin Ulusal Meclis’i hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması, böylece vatan ve ulusun yazgısı hakkında alacağı bütün kararları
Ulusal Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

8. Vatan ve ulusumuzun karşılaştığı zulüm ve elemlerle ve tümüyle aynı ülkü
ve amaçlar, ulusal vicdandan doğan vatansever ve ulusal derneklerin birleşmesinden oluşan genel kitleye bu kez “ANADOLU ve RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ” adı verilmiştir. Bu Dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tümüyle arınmış ve aklanmıştır. Tüm Müslüman yurttaşlarımız bu Derneğin doğal üyelerindendirler.

9. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan genel kongresi tarafından kutsal amaçları izlemek ve bütün örgütü yönetmek için bir “Temsil Kurulu” seçilmiş ve köylerden il merkezlerine dek bütün ulusal örgüt birleştirilmiş ve güçlendirilmiştir.

GENEL KONGRE KURULU / 11 Eylül 1919, Sivas

Sonuç ve Günümüze Bağlantı :

Her şeye karşın, emperyalizmin içeriden devşirdiği Ali Kemal’lerin, Ref’i Cevat Ulunay’ların, Refik Halit Karay’ların, Şeyhülislam Dürrizade’lerin.. ve aynı yoldaki güncel işbirlikçi takım da dahil tüm şürekanın akıl almaz yöntemlerle ahtopot örneği
pek çok koldan saldırmasına karşın; Türkiye Cumhuriyetimiz dimdik ayakta.
Sonsuza dek de ayakta kalacak, özgür ve onurlu varlığını sürdürecek elbette.

İstanbul Tıp Fakültesi öğrencilerinin aralarında para toplayarak Sivas’a temsilci olarak yolladıkları Tıbbiye’nin 3. sınıfındaki Hikmet (Boran), Mustafa Kemal Paşa’ya kafa tutacak denli ateşli bir tam bağımsızlık savunucusuydu. Çünkü arkadaşları
O’nu bu amaçla yollamışlardı. Çünkü onlar, 1915’te Çanakkale savunmasında hepsi
şehit olan Tıbbiye 1. sınıf öğrencilerinin acılı ülküdaşlarıydı.

Hep yineliyoruz; tarih engebeli bir yaşantı sürecidir, maratondur.

“Akılcı bir sabırlılık” temel koşullardan biridir.

Hele hele ülkemiz coğrafyasının ne denli belalı olduğunu uzun uzadıya irdelemek de anlamsız. Bu zor tarihsel süreçte, jeo-coğrafik konumda, bir yandan yüksek kaliteli
jeo-politik konumun nimetlerini devşirirken, bir yandan da külfetlerini omuzlayacağız.

Türkiye, hiç ama hiç kuşku yok büyük ve köklü bir devlettir. Son derece varsıl
ve bize güç katan devlet kurma-yönetme deneyimimiz vardır ve doğallıkla genetik kodlarımıza da işlenmiştir bu yetilerimiz.

Günümüzde Tek Dünya Devleti hatta hegemonyasına oynayan süper gücün yüzyüze olduğu güçlükler çok nettir.

Hiç kimse, süt liman bir küresel hele bizim koordinatlarımızda bölgesel bir konjonktür hayal etmesin. Bitmeyen, bitmeyecek olan -yoksa tarih de biter!-
bu yaman diplomatik satranç sürecek.

Sivas Kongresi’ni en zor koşullarda, kelle koltukta başaran, Kurtuluş Savaşı’na
yol ve yön veren saygın temsilcileri, Tıbbiyeli Hikmetleri, Mustafa Kemal Paşa’yı utandırmayacağız.

Onları minnet, şükran ve saygıyla anıyoruz.

Bize kutsal emanetleri Türkiye Cumhuriyetimizi sonsuza dek şanla yaşatacağız.

Devrim, Türkiye topraklarında bu tarihsel gizilgücü (potansiyeli) yaratmıştır;

Devrimci kuşaklar, geriye dönüşe asla izin vermeyecek güç, azim ve kararlılıktadır.

Bu böylece bilinmelidir.

Selam olsun Sivas Kongresi’ne, yiğitlerine ve kararlarına!

=================================================================

Dostlar,

Bu yazımızı “2 fotoğraf parantezi” ne alacağımızı başta yazmıştık. 2. foto şöyle :

İlk fotoğrafta Beytüşşebap’ta 2 Eylül 2012 günü vurulan 10 Mehmedimizin
Cennete uğurlanışı vardı. Türkiye bu ağır bedeli de omuzlar. 30 yıldır omuzluyor da..
Türk-Kürt düşmanlığı ve iç savaşı çıkaramadılar, çıkaramayacaklar.

2. fotoğrafta İHO (İmam Hatip Ortaokulları) ve IHL (İmam Hatip Liseleri) ne devletin ayrımcılık yaparak ücretsiz yemek ve taşımacılık hizmeti sunacağı işleniyor.

Bütün canhıraş çabalara karşın bu okullara istedikleri sayıda öğrenci kaydolmuyor!
Ve biz acı bir tebessümle izliyoruz :

Bir milletin Cumhuriye’ten bu yana 90 yıllık çağdaşlaşma azmi karşısında,
bu girişimler zavallı Donkişot’un yel değerimenlerine saldırmasından daha zavallı değil mi??

4 Eylül 1989 tarihli, çok sınırlı ekleme yaptığımız (Diyab Ağa’nın Atatürk’e
yaşamsal katkısı parantezi) yazımız böyle..

Elbette yaşam inişli çıkışlı.

Türkiye’de güzel şeyler de oluyor..

Örn. CHP’nin 4 Eylül 2012’de Sivas’ta toplantı yapması, etkinlikler düzenlemesi..
Dileriz salt nostaljik düzeyde kalmasın..

Çünkü CHP gerçekte Sivas Kongresi’nde kurulmuştur..

CHP bir yandan köklerine dönmeli ve onlara sarılmalı, onlarda güç ve yaşam bulmalı;
bir yandan da, Mustafa Kemal Paşa’nın “sürekli devrimcilik”, “akla ve bilime dayalı olma” .. gibi iyi bilinen ilkeleri doğrultusunda kendisini çağın gereklerine uydurmalıdır.

Bu o denli büyütülecek zor bir iş değildir ve “Yeni CHP, Y-CHP” olmayı içermez, gerektirmez de.

Sivas Kongremizin 91. yılında, gelecek yıl 4-11 Eylül haftasında daha güzel bir
içerik paylaşma umut ve dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 5.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net