Etiket arşivi: enflasyon

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 19 Ocak 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE


HESAPLAŞMA

RTE, ”Şu an Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek

Devleti yöneten mi, örgütü izleyen mi?..

UYDURMA

Kılıçdaroğlu, Ulaştırma Bakanı Karaismailoğlu hakkında İBB’deki görev dönemi ile ilgili yolsuzluk soruşturması yürütüldüğünü açıkladı.

Bakan, ”Uydurma” dedi. Savcılığın soruşturma yazısı ortaya çıktı.

“Kitabına uydurma” mı?..

GERÇEK

RTE, “Gelişmiş ülkeler bir anda 5-7 kat enflasyon gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalmıştır.”

  1. Ülkemizdeki enflasyonu çözer mi?
  2. O ülkelerdeki hayat pahalılığından ne haber?..

(AS: Enflasyon oranı %0,5 olan bir ülkede %2,5’e çıkınca 5 kat oluyor doğru, ama hala %2,5 ve tek rakamlı. Senin TÜİK bile %36 enflasyon ilan etmek zorunda kaldı.. Bunca çarpıtma ayıptır!)  

KARA

Cemaat Yurdunda intihar eden Enes Kara’yı haber yapan Elazığlı gazeteciye tehdit yağdı. İşten çıkarıldı. Gazete haberi sitesinden kaldırdı. Hiçbir adli takibat başlatılmadı.

  1. Hukuk devletinde işler böyle mi işler?
  2. Devlet tarikatlara şemsiye midir?
  3. Enes mi kara, sonrası mı?..

CİN

Ankara’da bir vatandaş psikolojik sorunlu eşini cinci hocanın tavsiyesi ile cin çıkarmak için oklava ile döverek öldürmüş.

Cin beyinlerde…

VELET

BBP MKYK Üyesi Ahmet N. Akdoğan, “Bir velet öldü diye cemaatleri mi kapatacağız?.. Öyleyse ÇYDD, ADD de kapatılsın.”

DEVA P. Gen. Bşk. Babacan, “Yasaklanırsa yer altına girerler”

  1. Ölen bir gence “velet” demek hangi insanlığın göstergesidir?
  2. Cemaat-tarikatlar yasal olarak serbest mi?
  3. ADD, ÇYDD ülkeye, gençliğe ne zarar vermiştir?…

TEMEL

KPSS’de 1. geldiği halde görev verilmeyen Elif, haberleri üzerine mülakat sistemini savunan MEB M. Özer, “Bazen bilgili de olsanız, temel alanda eksikseniz nasıl öğretmenlik yapacaksınız? Ya da kekemeyseniz mesela..” dedi.

  1. Temel alana “AKP üyesi olmak” girer mi mesela?
  2. Dört yıl okulda ayırdına varılmayan kekemelik bir tek mülakatta mı anlaşılır mesela?..

(AS: 657 s. yasanın 48. maddesine göre sağlık bakımından o mesleğin yapılıp yapılamayacağına sağlık kurulu ile hekimler karar verir..)

YOL

Zonguldak-Kilimli arasındaki yol tam da RTE açılış yapacakken 3. kez dalgalara gitti.

  1. Yolu ihale edenler kaçıncı çöküşte akıllanacak?
  2. Akıllı oldukları için yolu böyle mi buluyorlar?..

DİŞÇİ

Kılıçdaroğlu’nun ”Telefonlarım dinleniyor” açıklamasına Soylu, “Dinlenseydi Pensilvanya ile görüşmeni ortaya çıkarırdık” çıkışı yaptı.

Meğer, Kılıçdaroğlu danışmanlığından Soylu danışmanlığına geçen Ali Özzeybek adlı dişçi, Soylu’ya Kılıçdaroğlu’nun kendi muayenehanesinden görüşme yaptığını söylemiş.

  1. Enes Kara olayında tarikatlara bir çift söz edemeyen Kılıçdaroğlu şimdi ne diyecek?
  2. Laikliği savunamayan biri CHP liderliğine layık mıdır?
  3. Önce çalıştığı insanı sonrakine gammazlayan dişçi Soylu’nun dişlerini ve işlerini açıklamaz mı bir gün?..

HİLAFET

Ankara Melike Hatun Camisi’nin imam hatibi Halil Konakçı, Bursa’da bir camide verdiği vaazda hilafet çağrısı yaptı. “Biz o makamı geri istiyoruz arkadaş. İslam adına istiyoruz. Bunun için çalışacağız” dedi.

2023 yakın. AKP gider takkeler düşer…

TEST

Uçakla yolculukta PCR Testi zorunluluğu 15 Ocak’ta kaldırıldı,16 Ocak’ta yeniden getirildi.

Bu ne bilimsellik! Bu ne üst düzey yönetim!..

(AS: bizim yayınladığımız sert sosyal medya iletileri de etkili oldu sanırız.. kısa sürede 1 milyondan çok kişinin okuduğu tweet iletimiz örn.)

FETÖ’CÜ

Fetö’nün öğrencisi olmakla gurur duyan yazar Hekimoğlu’nun ölümünün ardından devlet erkanından (S. Soylu, A. Gül, A. Davutoğlu, A. Babacan, M. Şentop) taziye yağdı.

Gurur tablosu…

SARAY

2022 bütçesinde Tayyib’in saray harcamalarına 470 milyon, uzay programına 20 bin TL ayrıldı.

Eller Ay’a biz saraya…

AYIRIM

Otobüs alımı için AKP’li Konya belediyesine Cumhurbaşkanlığından 54 milyon TL ödenek, İstanbul belediyesinin kendi bulduğu krediye engel.

İstanbul halkı sıkıntı çekecek, oylar AKP’ye dönecek. Nah!..

ŞEMSİYE

Anıtkabir’de Bülent Ersoy’a şemsiye tutan subay ve komutanı sürgün edildi. MSB Akar’ın Gnkur. Bşk. iken ABD’li orgenerale şemsiye tuttuğu açıklandı.

Kime-neye dokunur;

  1. Üniformanın onuruna,
  2. Ulusun gururuna,
  3. Akar’ın umuruna…

***********************

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ten                                 :

  • Yobazın olmadığı her yer cennettir.
  • Kadın yaktınız, ozan yaktınız, köpek yaktınız.
  • Siz varken başka cehenneme gerek yok.

 

Ekonomi bilgisine fazla güvenen liderlerin hatalarından çok güçlükler çektik

Prof. Dr. Şevket Pamuk
SÖZCÜ, 21.12.21

İktisat Tarihçisi Prof. Dr. Şevket Pamuk ekonomik durumu “bunalım” olarak nitelendirdi. SÖZCÜ‘ye özel değerlendirmelerde bulunan Pamuk, ” Cumhuriyet tarihinin bazı dönemleri ekonomi bilgisine fazlasıyla güvenen liderlerin hatalarından kaynaklanan iktisadi güçlüklerle geçti” dedi, “Israr edilirse koşullar ağırlaşacak” uyarısında bulundu.
Ekonomide sıra dışı günler yaşıyoruz. Kimse ne yapacağını, başına ne geleceğini bilmiyor.
Bu karanlığa ışık tutabilmek için Türkiye’nin önemli bilim insanlarından, iktisat tarihi konusunda ilk akla gelen isimlerden Prof. Dr. Şevket Pamuk‘un kapısını çaldık.

“Ekonomi nereye gidiyor? Ne yaşıyoruz? Daha önce yaşadığımız krizler bize nasıl bir yol gösteriyor?” hepsini sorduk…

Boğaziçi Üniversitesi’nin duayen hocalarından Prof. Dr. Şevket Pamuk iktisat tarihi konusunda dünyanın sayılı bilim adamlarından biri… Uzun yıllar Dünya İktisat Tarihçileri Derneği’nin yönetim kurulu üyeliği, Avrupa İktisat Tarihçileri Derneği Başkanlığı’nı yaptı. Osmanlı ve modern Türkiye iktisat tarihi üzerine pek çok makale ve kitap yayımladı. Kitapları birçok ülkede basıldı. “Paranın Tarihi”ni yazdı. Bu kitabı Cambridge Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. Çok sayıda uluslararası ödül aldı. Bilim Akademisi Üyesi… 

Prof. Dr. Şevket Pamuk’un 2022 yılına girerken sorularımıza verdiği yanıtlar,
Türkiye ekonomisine ilişkin saptama ve değerlendirmeleri:

NEDEN DAHA İYİSİNİ YAPAMADIK?

Türkiye ekonomisinde kişi başına gelirin düzeyi ve artış hızı son 70 yılda dünya ortalamalarına yakın, ortalamaların biraz üzerinde gerçekleşti. Niçin daha iyisini yapamadık diye düşününce, küresel ekonominin kurallarındaki eşitsizliklerden eğitim, araştırma ve teknoloji alanındaki zaaflarımıza kadar pek çok neden akla geliyor.
Bunların yanı sıra, siyasi rejimlerimizin kırılganlıkları ve siyasetteki istikrarsızlıklar da ktisadi gelişme önünde önemli bir engel oluşturdu.

“BUGÜN FARKLI BİR YERDE OLABİLİRDİK”

İkinci Dünya Savaşının sona ermesinden bu yana, ekonomide zaman zaman başarılı dönemler yaşansa da, bunlar uzun sürmedi. 1950’lerin ikinci yarısı, 1970’ler ve 1990’lar, kısa ömürlü koalisyon hükümetlerinin uygulamalarından veya ekonomi bilgisine fazlasıyla güvenen liderlerin hatalarından kaynaklanan iktisadi güçlüklerle geçti. Bu zor dönemleri yaşamasaydık, bugün iktisadi gelişme yolunda daha farklı bir yerde olabilirdik.

“AKP’NİN ÖZEL BİR YERİ VAR”

AKP iktidarı döneminin bu tarih içinde özel bir yeri var. AKP iktidarının öncekilerden daha uzun sürmesi, AKP’ye ve liderine köklü değişiklikler yapabilme fırsatı verdi. Ancak bu uzun zaman dilimi ekonomiyi dönüştürmek ve güçlendirmek için değil, siyasi rejimi değiştirmek için kullanıldı.

Geçtiğimiz 19 yılda ekonomi siyasi hedeflere ulaşmak için bir araç olarak görüldü. Bugünlerde bol bol sözü edilen iktisadi bağımsızlık hedefi pek hatırlanmadı. Uzun iktidarı boyunca AKP’nin bir sanayileşme modeli ya da politikası olmadı.

“PARA BASIP KREDİ DAĞITMAK TEMEL POLİTİKA OLDU”

Dünya ekonomisindeki likidite bolluğunda dış kredi sağlamak ve içeride para basıp iktidara en yakın kesimlerden başlayarak kredi dağıtmak, temel iktisat politikası haline geldi. İnşaat gibi iktidara yakın kesimlere en uygun gelen sektörler ve gösterişli altyapı projeleri tercih edildi. İnşaat sektörü dışındaki yatırımlar gerilerken verimlilik son on yılda yerinde saydı.

“KAYBOLAN GÜVENİ GERİ GETİRMEK ARTIK ÇOK ZOR”

Bugünkü bunalım koşullarına birkaç yıl içinde gelmedik. AKP iktidarının ilk yıllarından sonra ekonominin yapısı giderek zayıfladı. Hem ülke içinde hem ülke dışında hukuka, ekonomi yönetimine ve ekonominin gücüne olan güven zaman içinde kayboldu. Kaybolan güveni geri getirmek artık çok zor.

“DÜNYADA RÜZGARLAR DEĞİŞTİ, İNAT EDİLİYOR”

Şimdi dünyada rüzgarların değiştiği, merkez bankalarının faizleri yükseltme eğilimine girdikleri bir dönemde, para basıp kredi dağıtma politikasında ısrar hatta inat ediliyor.

Yapılanlara gerekçe aranırken, düşük faiz ve düşük değerli TL politikası, Çin modeli olarak sunuluyor. Oysa Çin’de düşük kur çok daha istikrarlı koşullarda ve uzun yıllar boyunca sanayileşme, teknoloji ve eğitim politikalarıyla desteklendiği için başarıya ulaşabilmişti.

İçeriği ve derinliği çok zayıf bugünkü politika, 80 milyonluk bir ülkeyi deney tahtası haline getiriyor.

“DÖVİZ KURUNDAKİ DALGALANMALAR DEVAM EDECEK”

Eğer bugünkü politikada ısrar edilirse, önümüzdeki dönemde tam olarak nelerle karşılaşacağımızı öngörmek kolay değil. Büyük ihtimalle son dönemde zaten azalmakta olan cari açığın kapandığını göreceğiz. Ancak artan belirsizlikler ve döviz kurundaki dalgalanmalar ekonomiyi olumsuz etkilemeye devam edecektir.
Ayrıca enflasyonda düşüş beklenmemelidir. Tam tersine, giderek yükselen enflasyon, örgütsüz, savunmasız, dar gelirli kesimleri en çok etkileyecek ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri artıracaktır.

“ISRAR EDİLİRSE KOŞULLAR DAHA DA AĞIRLAŞACAK”

Bu süreç içinde bütçe ve daha genel olarak kamu kesiminin dengeleri daha da bozulabilir. Yapılan yanlışlar ve artan belirsizlik karşısında toplumsal destek azalırken, izlenen politikaların sürdürülmesi güçleşecektir. Eğer bu politikalarda ne pahasına olursa olsun ısrar edilirse, koşullar daha da ağırlaşacak ve daha radikal uygulamalar gündeme gelebilecektir.
Ekonomide yaratılan hasarı tamir etmek uzun zaman alacaktır. Ama daha önce olduğu gibi, Türkiye er ya da geç bu zor günleri de geride bırakacaktır.
Bugünden ileriye doğru bakarken, yapılan yanlışlardan, ödenen bedellerden dersler çıkarılacağını ummak istiyoruz. Sadece iktisat politikaları açısından değil, son dönemdeki olumsuz gidişata zemin hazırlayan siyasi rejim açısından da…

“SİYASİ KOŞULLAR ELVERİŞLİ OLDUĞUNDA…”

Türkiye’de ekonomik dinamizm her zaman var oldu. Bugünkü ağır sorunların aşılması ve daha güçlü ve istikrarlı bir ekonomiye geçiş ancak siyasette olumlu gelişmelerle mümkün olacak.

İleride siyasi koşullar elverişli olduğunda, umarız eğitime daha fazla önem veren, daha ileri teknolojiler kullanan ve daha yüksek verimlilikle üreten, gelirlerin daha eşit paylaşıldığı, çevreye daha saygılı bir ekonomi kurmak mümkün olur.

 

Doları Yükselten Beklentiler ve Sonuçları

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

ABD Dolarının yabancı para birimleri karşısında değerini ölçmekte iki önemli ölçü kullanılıyor. İlk ölçü; 1973 yılında Doların altın karşılığının kaldırılması sonrasında ABD’nin 6 önemli ticaret ortağının para birimlerine (Euro, Japon Yeni, İngiliz Sterlini, Kanada Doları, İsveç Kronu ve İsviçre Frangı) karşı oluşturulmuş bulunan Dolar Endeksidir (DXY).

ABD Dolarının yabancı para birimleri karşısında değerini ölçmekte iki önemli ölçü kullanılıyor. İlk ölçü; 1973 yılında Doların altın karşılığının kaldırılması sonrasında ABD’nin 6 önemli ticaret ortağının para birimlerine (Euro, Japon Yeni, İngiliz Sterlini, Kanada Doları, İsveç Kronu ve İsviçre Frangı) karşı oluşturulmuş bulunan Dolar Endeksidir (DXY). Dolar Endeksi’nin nötr değeri 100’dür. Eğer endeks mesela 105 ise bu, Doların söz konusu 6 para birimine göre kurulduğu tarihten bu yana % 5 değer kazandığını, endeks 95 ise % 5 değer yitirdiğini gösterir. DXY bu gün 92’nin hemen altında bulunuyor. DXY Endeksi; Fed toplantısı öncesinde 90,5 idi. Buna göre son üç günde Dolar bu endekse karşı önemli oranda değer kazanmış bulunuyor.

İkinci ölçü; Doların, kendisinden sonra en yaygın kullanıma sahip rezerv para konumunda olan Euro ile karşılaştırılmasıdır. Euro/Dolar paritesi Fed toplantısı öncesinde 1,21 idi, bugün 1,19 dolayında bulunuyor. Buna göre Dolar, Euro’ya karşı son üç günde ciddi değer kazanmış görünüyor.

Dolar, yalnızca Dolar Endeksi ve Euro/Dolar paritesine göre değil son birkaç gündür TL’nin de aralarında yer aldığı bütün paralara karşı değer kazanmış durumda bulunuyor. Dolar / TL kuru Fed toplantısı öncesinde 8,55 iken bu gün 8,67 dolayında bulunuyor. Demek ki Dolar, öbür paralara karşı olduğu gibi TL’ye karşı da son üç günde önemli oranda değer kazanmış.

Bu genel açıklamayı ve saptamaları yaptıktan sonra Doların, özellikle son üç gün içinde niçin öbür para birimlerine karşı değer kazandığını analiz etmeye geçebiliriz. İlk bakışta bu değer kazanma sorununda bir çelişki var gibi görünüyor. Çünkü ABD’de enflasyon son 3 ayda ciddi bir artış eğilimine girmiş durumda. Mayıs’ta açıklanan 12 aylık enflasyon oranı %5 ile Fed’in ekonomiyi dengelemeyi öngördüğü % 2’lik oranın 2,5 katına yükselmiş bulunuyor. Normal koşullarda bir paranın enflasyonla iç değer yitimi yaşaması durumunda dış değer yitimine de uğraması ve yabancı para birimlerine karşı değer yitirmesi beklenir. Oysa burada tam tersi oluyor ve Dolar, yükselen enflasyon eğilimiyle içeride değer yitirirken yabancı paralara karşı değer kazanıyor. Bu durumun birkaç nedeni var:

İlk olarak ABD ekonomisi Covid-19 Salgınıyla büyümede yitirdiği ivmeyi yeniden yakalamış görünüyor. Ekonomi, 2020 yılının ilk çeyreğinden sonra girdiği resesyondan (AS: durgunluktan) çıkarak 2021 yılının ilk çeyreğinde büyüme trendine (AS: eğilimine) geri dönüş sinyali veriyor. Bu trendin 2. çeyrekte de süreceği kestiriliyor. İkinci olarak ekonomideki bu büyümeye geri dönüş trendine koşut olarak işsizlik oranında düşüş söz konusu. Salgının etkisiyle 2020 yılı Nisan ayında %15’e dek yükselmiş olan işsizlik oranı bir yıl sonra Mayıs 2021’de %5,8’e dek gerilemiş durumda. Bu iki önemli gösterge ekonomide canlanma olduğunu ortaya koyuyor.

Üçüncü olarak Fed, her ne denli enflasyondaki yükselişin geçici bir yükseliş olabileceği kanısında olduğunu açıklasa da, son toplantı sonrasında iki önemli sinyal verdi:

(1) Toplantı öncesine dek faiz artırımı için en erken tarih olarak 2024 yılını öngörürken, bunu 2023 yılına çekti.

(2) Faiz artırımı başlamadan önce, varlık alımı yoluyla yaptığı piyasa fonlamasını azaltmaya başlayacağını (tapering) açıkladı. Başka nedenler de var kuşkusuz ama bu sayılan nedenlerin içeride hızlanan enflasyona karşılık Doların dış değer yitirmesine değil kazanımına yol açtığı anlaşılıyor

Bu gelişmeden Türkiye ekonomisi için birkaç sonuç çıkar:

(1) Fed’in varlık alımını azaltacağını açıklaması ve faiz artırım beklentisini öne çekmesi ABD’de faizlerin ileride yükseleceği anlamına gelir. Bu durumda bizim gibi dış kaynak gereksinimi nedeniyle yüksek riske karşılık yüksek faiz öneren ülkelere gelmiş olan dövizler yavaş yavaş çıkmaya başlar. Ki bu da TL’nin değer yitimine uğramasına yol açar.

(2) Dünya piyasalarında sıkılaştırma eğilimi yayılmaya başlarsa, likidite bolluğu azalacağı için, bizim gibi tasarruf yetersizliği nedeniyle dış kaynağa bağımlı ülkelerin dış kaynak sağlama maliyetleri yükselir.

Çinli bilgeler: “İştahını kısan borca girmez” diyor. (18.06.21)

EKONOMİ NEREYE GİDİYOR?

Cumhuriyet, 11.08.2020

Son bir aydır iç politika ile ilgili siyasal tartışmalar sürüp gidiyor. Ayasofya’nın ibadete açılması, İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı’na davet edilmesi, CHP’li İnce’nin yeni parti kurma girişimleri, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmek istenmesi gibi konular gündemi işgal ediyor.

Ancak asıl gündemin ekonomi olması gerekir. Geçen hafta tüm ekonomik göstergeler altüst oldu. Merkez Bankasındaki döviz rezervlerinin erimesiyle birlikte Türk ekonomisinde giderek artan sıkıntılı durum, dolar, Avro ve altındaki rekor artışları gerçekleştirdi. Bu artışların rakamsal anlamı şudur: Yılbaşından bu yana Türk Lirası %24 oranında değer kaybetmiş bulunuyor. Çok çarpıcı bir gerçek şudur:

2018 yılı başında (Ocak- Şubat 2018) Dolar 3.75 TL düzeyindeydi. İki yıl sonra Ocak 2020’de dolar 5.98 TL düzeyini gördü. Ocak ayından bu güne, 7 Ağustos 2020’de Dolar 7.37, Avro 8.71, Cumhuriyet Altını 3,234 TL ve 1 gram altın 485.40 TL düzeyine yükseldi. Bu ekonomik yapının faturası kuşkusuz doğrudan olarak yurttaşın sırtına yükleniyor.

Bu yüksek kur, sofraya gelecek olan her ürünün zamlanmasına, faizlerin ve kredi maliyetlerinin artmasına neden olacaktır. Bu durum karşısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta ekonominin kriz içinde değil, olumlu bir tırmanışta olduğunu söyledi. AKP’nin sözcüleri, ekonomiyle ilgili eleştirileri, “kriz senaryosu” olarak niteledi ve “Bu senaryo boşa çıkacak, Türkiye yükselmeye devam edecek” dediler.

AKP’nin, içinde bulunduğumuz bu ekonomik gerçeği, “kriz senaryosu” olarak nitelemesine karşı, Cumhuriyet gazetesi konuyu “senaryo değil kâbus” olarak 1. sayfadan ve tam manşetle değerlendirdi. Cumhuriyet gazetesi ekonomik değerlendirmesinde, asgari ücretin eridiğini, yurttaşın evine götürdüğü ekmeğin küçüldüğünü, istihdamın yavaşladığını, özellikle dış borç ödemelerinin zorlaştığını, üretim maliyetlerinin arttığını, büyümenin ve istihdamın yavaşladığını ve enflasyonun yükselerek hayat pahalılığının daha da artacağını açık bir biçimde ortaya koydu.

Gazetemizin deneyimli ve birikimli ekonomi yazarları “bu gidişle, daha sert ekonomik dalgalar gelebilir” yorumunu yaptılar.

Nedenler Çok

Ekonomik durumun bu tehlikeli düzeye gelişinde AKP’nin temel ekonomik politikaları etkili olmuştur. Örneğin Türkiye, son 2 yıldır Dolar kurunu sabit tutmak için ne yazık ki döviz rezervlerini hovardaca harcamıştır. Bir ülkede döviz sıkıntısı varsa, enflasyon dizginlenemiyorsa, tasarruflar kısıtlıysa, Merkez Bankası çok dikkatli hareket etmek zorundadır. Son bir yıldır, Merkez Bankası’nın bilimsel temellere dayanmayan faiz politikası, açıkçası duvara çarpmıştır.

Tam bugünlerde Uluslararası Para Fonu (IMF), “Dünya Ölçeğinde Covid-19 ve Küresel Dengesizlikler Raporu”nu açıkladı. (6.8.2020) IMF’nin raporunda, Türkiye konusunda çarpıcı noktalar var. Kısa bir özet verelim :

1- Türkiye’nin brüt döviz rezervlerinde erime vardır. Ocak-mayıs dönemindeki 5 aylık süreçte Türkiye’nin döviz rezervleri 22 milyar $ azalmıştır.
2- Merkez Bankası rezervlerinin düşük olması Türkiye’yi ekonomik alanda savunmasız bırakmaktadır.
3- Hızlı kredi büyümesi denetim altına alınmalıdır.
4- Merkez Bankası para politikalarında titiz davranarak güvenilirliğini güçlendirmelidir.

Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) sevmeyebilirsiniz… Kapitalist dünyanın bir denetleme ve yaptırım aracı olduğu da doğrudur. İtirazlar bu temel gerçeği değiştirmez. Ancak bugünün ekonomi dünyasında IMF’nin, uluslararası bir konumu olduğu gerçeğini dikkate almak zorundayız. İç siyaset her türlü şamatayı, gereksiz körükleme ve gerçeklere uymayan demagojileri kaldırır. Ancak özellikle ekonomi alanı bilimsel gerçeklere uymayan bu körüklemelerden olumlu yönde etkilenmez. Tersine olumsuz etkilenir. Ekonomi dünyasının gerçeklerini demagoji yaparak örtemezsiniz.

Erdoğan’ın ekonomi modeli özetle şöyledir: Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, yüksek israf, yüksek cari açık, yüksek döviz rezervleri açığı…

Artık Erdoğan’ın bu ekonomik modelinin sonuna gelinmiştir.

Ekonomide, Türkiye’nin yükselmeye devam eden güç olduğu iddiasını bırakıp, gerçeklere ciddi olarak eğilmenin zamanı geldi ve geçmektedir.

 

 

 

Ekonomideki İllüzyonlar

KENDİME YAZILAR…

Ekonomideki İllüzyonlar

İllüzyon ya da yanılsama, gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Algılama sırasında oluşan yanılsamalar bazen kendiliğinden ortaya çıkar. Çölde, güneşin kumdaki yansımalarını su birikintisi sanmaya yol açan serap gibi algılamalar kendiliğinden oluşan yanılsamaya örnektir. Bazen de birisinin yarattığı illüzyonlar algılamamızı etkileyebilir. İç tarafı siyah kadifeyle kaplı bir kutunun içinde kaybedilen eşya tipik bir illüzyon gösterisidir. Kutunun içinde aynı renk kadifeyle kaplı cebi ya da bölmeyi renk aynılığından dolayı kimse fark etmez. Bu gibi yanılsamaya yol açan oyunları yapanlara illüzyonist deniyor.

Özellikle parasının iç değer kaybının (enflasyon) ve dış değer kaybının yüksek olduğu ekonomilerde karşılaşılan birçok olay, ortaya çıkardığı farklı görünümler nedeniyle yanılsamalara yol açar. İnsanların gayrimenkulleri ikinci elden satışa çıkardıkları zaman karşılaştıkları yanılsamalar buna örnek oluşturur. Diyelim ki bir kişi 2010 yılı 7 Temmuz günü 1 milyon liraya satın aldığı bir konutu 2020 yılının 7 Temmuz günü 2,5 milyon liraya satmış olsun. İlk bakışta bu işlemden 1,5 milyon lira kazanmış görünür. Bu, tipik bir yanılsamadır. 7 Temmuz 2010’da USD/TL kuru 1,55 idi. Yani o tarihte 1 milyon lira ile dolar satın almış olsaydı 645 bin doları olacaktı. Bugün USD/TL kuru 6,86 olduğuna göre 645 bin doların karşılığı 4,4 milyon lira ediyor. Bu durumda bu kişi döviz almak yerine gayrimenkul alarak 1,9 milyon lira kaybetmiş olmaktadır ( söz konusu tarihlere ait satış kurları için kaynak: TCMB.) Bu on yılda 1,9 milyon liradan az kira geliri elde etmişse (ki o kadar kira geliri elde etmesine olanak yok) yine de zararda olacaktır.

Ekonomi biliminde illüzyon sözcüğü ilk kez İtalyan iktisatçı Amilcare Puviani tarafından 1897 tarihli “Teoria della illusione nelle entrate publiche” ve 1903 tarihli “Teoria della illusione finenziaria” adlı kitaplarda mali illüzyon biçiminde kullanılmıştır. Puviani’ye göre eğer kamu gelirleri ve özellikle vergilerin miktarı halk tarafından tam olarak bilinmezse, halk, kamu kesiminin olduğundan düşük maliyetle çalıştığını zanneder ve kamu harcamalarının artırılmasına itiraz etmez. O nedenle de hükümetler topladıkları vergiyi daha düşük göstermek için bir bölümünü gizlemeye yönelebilirler.

Türkiye’de mali illüzyon, vergi gelirlerinin düşük gösterilmesinden çok kamu harcamalarının düşük gösterilmesine yönelik bir yaklaşım olarak çıkıyor karşımıza. 1980’lerde kamu harcamalarının hızla artması sonucu bazı kalemlerin bütçe dışı fonlara devredilmesi yoluyla harcama artışlarının kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırılması yoluna gidilmişti. Bugün de benzeri uygulamalar Varlık Fonu ve kamu bankaları eliyle yürütülüyor. Böylece kamu kesiminin gerçek harcama miktarı saklanmış oluyor.

Merkez Bankası da ilginç illüzyonlara başvuruyor. Enflasyon hedeflemesi yöntemi uygulayan Merkez Bankası, hiçbir zaman tutturamamış olsa da her yıl %5’lik enflasyon hedefi koymaya devam ediyor. Aslında uyguladığı para politikasıyla enflasyonu etkileyebilecekmiş gibi bir illüzyon yaratıyor ve bunun anlaşılmaması için faizi indirmeye devam ediyor. Merkez Bankası, önceleri kuru denetleyebilmek için rezervlerden döviz satışı yaparak bir başka illüzyon daha yaratırdı, son dönemlerde bu görevi kamu bankalarına devretti.

Şimdilik ekonomideki illüzyonlar ikna edici görünüyor. Bakalım insanlar kutunun içindeki bölmeyi ne zaman fark edecek? (9 Temmuz 2020)

Dr. Mahfi EĞİLMEZ

KORONA VİRÜS SALGINININ EKONOMİ-POLİTİĞİ

KORONA VİRÜS SALGINININ
EKONOMİ-POLİTİĞİ


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı   
profsaltik@gmail.com

Sn. Ufuk Söylemez (eski Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı), 23 Mart 2020 gecesi bizi HALK TV‘deki programına davet etti. Korona salgını Bilim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniv. Tıp Fakültesinden çalışma arkadaşımız Sn. Prof. Dr. Alpay AZAP ile birlikte güncel salgını 3 saate yakın süre kapsamlı irdeledik. Sn. Söylemez Ekonominin son derece zor – ağır – kırılgan koşullarda olduğunu programda zaman zaman söyledi ise de, özveri göstererek sözü daha çok biz 2 hekime bıraktı. Biz de bu konuyu yazmasını rica ettik ve “Zor zamanlar Olağandışı kararlar!” başlıklı makalesini yayınladık (http://ahmetsaltik.net/2020/03/27/zor-zamanlar-olagandisi-kararlar/).

Söz konusu makale zarif eleştiriler içeriyor, yol da gösteriyor. Emisyon = Para basma öneriyor Sn. Söylemez.. Çünkü devlet tahvillerimize uluslararası pazardan %7-8 dolayında Dolar olarak faiz ödemeyi üstlenmemize (taahhüt etmemize) karşın istem yok, borç veren yok ülkemize! Oysa karşılıksız para basmanın faturasını biliyoruz, enflasyon.. Bunun bedelini de gene yoksullar – orta sınıf ödüyor..

Yukarıda değindiğimiz HALK TV programında (23 Mart 2020, saat 21:00 – 24:00, 1. bölüm : https://youtu.be/NeX0QtFuib4 veya https://youtu.be/NeX0QtFuib4?t=34  2. Bölüm : https://youtu.be/4lV1oYGtWS0   3. bölüm : erişemedik.. site okurlarımız erişir ve bize bildirirse seviniriz..) biz ise, Mülkiyeli şapkamızla, üst gelir dilimlerinden ek vergi alınmasını önerdik. Örnek olarak 2010 Nisan’ında ABD Başkanı Obama’nın OBAMACARE olarak adlandırılan sağlık reformu programını verdik.

Hemen hemen hiçbir sağlık güvencesi olmayan 50 milyon (6 kişiden 1’i o dönemde) hiç olmazsa çok altta kalan 30 milyonu için, sınırlı da olsa sağlık güvencesi sağlanması düşünülmüştü. Kişi başına 3 bin $ /yıl kaynak gerekiyordu oldukça sınırlı bir sağlık güvencesi için. O sıralar ABD’de kişi başına ortalama yıllık sağlık gideri 10 bin $ p.c./p.a. (kişi başına / yıllık; per capita / per annum) idi. 10 yıl boyunca gereksinim duyulan kaynak 3 bin $ x 30 m nüfus x 10 yıl süre.. 900 milyar $ ya da 0,9 trilyon $ idi. Üst gelir dilimlerine %1-2 ek vergi kondu. Para babaları, Kongre’de Başkan Obama hükümetinin yıllık bütçesini engelleyerek devleti felç ettiler..
****
Biz, benzer bir öneri ile, bu olağanüstü dönemde Türkiye’nin zenginlerinden bir tür servet vergisi / varlık vergisi alınmasını önerdik bağış kampanyası önerisine karşılık Sn. Söylemez’in.

– Halkın çok yoksullaştırıldığını,
– işsizliğin aşırı yüksek ve
– gelir dağılımının olağanüstü adaletsiz olduğunu ekledik.

Ek olarak, Türkiye’nin Dolar milyarderlerinin bu servetlerini Türkiye’de kazandıklarını, içinde bulunduğumuz çok zor dönemde kendilerinin de ellerini taşın altına sokmalarının gerekli olduğunu belirttik.

  • 1 Dolar milyarderi = 1 milyon yoksul!

Ayrıca, 1942’de İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken 2. Dünya Paylaşım Savaşı’nın bunaltıcı koşullarında da Türkiye’nin bekası için Varlık Vergisi Yasası’nın çıkarıldığını, uygulamada kimi yanlışlar yapılmış olsa da ilke olarak o politikanın tek seçenek ve doğru olduğunu ekledik.

  • AKP iktidarında son 20 yılda ülkemizden 3 Tr $ kaynak çıktığını ancak 1 Tr $ girdiğini ve 2 Tr $ gibi muazzam bir ulusal servetimizin yurt dışına bu iktidar tarafından rant olarak aktarıldığını (Prof. Dr. Bilsay Kuruç, 19 Mart 2020, Cumhuriyet, M. Balbay ile söyleşi),

bu yaşamsal sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğin vurguladık. Sağlık sektörüdeki rant aktarımı da dahil.. her yıl birkaç on milyar $.

Tasarruf, SOSYAL DEVLETkamucu sağlık hizmeti ve KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE MUTLAK BİR ÖNCELİK gerekliliğinin altını çizdik..

25 Mart 2020 akşamı KRT‘deki programda da Türkiye’nin Dolar milyarderi sayısı bakımınan dünyada çok önlerde geldiğini, son 20 yılda özellikle bu sayının çok büyüdüğünü anımsatarak, 45 dolayında Dolar milyarderinin 100’er milyon $ gönüllü bağış yapmasını önerdik. Yaklaşık 4,5 milyar $ kaynak, günümüz kuru ile 1 $ = 6,4 TL’den hesaplanırsa yaklaşık 29 milyar TL yapar ki, devasa kaynak gereksinimine bir merhem olur..

Benzer finansal önerileri dün (26 Mart 2020) sabahı VERYANSIN TV’de de seslendirdik.
(KORONAVİRÜS YANGINI İÇİN İÇİN SÜRÜYOR | ÇÖZÜM NE?
https://youtu.be/x0HcoRv2KvY)

Ne hazindir ki, dün, 26 Mart 2020 günü, Türkiye ve Dünya küresel salgın ile (Pandemi) boğulurken / boğuşurken, AKP = Erdoğan / TEK ADAM rejimi, “huylu huyundan vazgeçer mi?” dedirtircesine, toplumun sinir uçlarıyla oynayarak, İstanbul Kanalı kapsamında 2 köprünün taşınması ihalesini yaptı!?

Gerçekten ibretliktir, AKP kendi ayağına neden bu denli sıkar, anlaşılmaz..
***
Bağlarsak; bu sitede hep yaptığımız gibi, test sayısını artırarak taşıyıcı – hasta bulmayı hızlandırmayı ve gerekli tıbbi hizmeti de vererek salgını çok uzatmadan sonlandırmayı hedeflemeyi öneriyoruz. Uzayan salgın, zaten olağanüstü hasta / kırılgan ekonomiyi, ayağa kaldırılamayacak derecede çökertebilir!

Ne var ki, ilk olgunun Çin’den bildirildği 31 Aralık 2019’dan günümüze 3 aya yakın bir zaman geçmesine karşın hala şu testi uygulayalım / bu testi uygulayalım aşaması geride bırakılabilmiş değildir.. Birkaç sahra hastanesi de yapılmadı.. Ya da boş tatil köyleri, dev otellerin hastane – karantina yerleri olarak kiralanması, satılamayıp boş bekleyen yüzbinlerce konut fazlası ve TOKİ evleri de..

Hala temel tıbbi lojistik sıkıntısı yaşanıyor daha başında salgının.. Caaaaaanım Türkiye’miz etil alkolü bile dışarıdan satın alıyor! Tıbbi maske kıtlığı üzüntü verici..

Korona salgınını AKP = Erdoğan iktidarı iyi yönetemiyor.. başından beri, 18 yıldır Türkiye’yi çoooooooooooooooooooooooook kötü yönettiği gibi.. Sözde toplantı yapıp görüş alıyor toplumdan ama yasal kurum Türk Tabipleri Birliği’ni akıl almaz biçimde dışlıyor!?

Ekonomi yangın yeri, ama Anayasal bir Kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey (AY md. 166) bir türlü toplantıya çağrılmıyor!? Damat Hazine Bakanı Albayrak, 2019 için 2,5 milyon istihdam yaratılacağını buyurmuştu ama, TÜİK geçen yıl 932 bin yeni işsiz oluştuğunu açıkladı!

AKP = Erdoğan rejimi, anamuhalefet CHP’nin 13 maddelik ciddi ve akılcı önerilerine kör ve sağır!

Bu hazin ve ağır tablo da AKP iktidarını BİLİMSEL AKILCILIK zemini ve eksenine çek(e)meyecekse ne çekebilir?

Geriye ağır yaralı ama mutlaka iyileşecek bir Türkiye ve seçim sandığına gömülerek tarihin çöp sepetine atılan bir yığın siyasal parti gibi, AKP mevta kalır..

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2020, Ankara

Ekonomide Durum Tespiti

Ekonomide Durum Tespiti

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
http://www.mahfiegilmez.com/2019/09/ekonomide-durum-tespiti.html? 16.09.2019

Durum tespiti; içinde bulunulan durumun niteliğini, koşullarını, kullanılabilecek araçları tespit ederek neler yapılması gerektiği belirlemeye çalışmak demektir. Aşağıda ekonomiyi özetleyen grafikleri sunuyorum.

Değerlendirme Tablosu

Gösterge Mevcut Görünüm Yapılması Gerekenler
Sanayi Üretimi Ekside, kararsız Riskleri azaltıp, yatırım iştahını artırmak gerekir.
Perakende Satışlar Ekside, toparlanamıyor Beklentileri düzeltmek gerekir.
İşsizlik Oranı Arındırılmış işsizliğin inişe geçmesi olumlu. Ama henüz sorun çözüm yolunda görünmüyor. Ekonomiyi canlandırmak gerekir.
Bütçe Dengesi Bozuluyor Kamu harcamalarını düşürmek gerekir.
Enflasyon Düşüşte, baz etkisine göre yön belirleyecek Faizi indirirken gösterilen cesareti yükseltmek için de göstermek gerekir.
USD/TL Kuru İnişli çıkışlı bir trend izliyor Riskleri düşürmek gerekir.
Cari Denge Fazla verecek Üretimi canlandırmak için fırsat.
Petrol Fiyatları Çıkışa geçmesi cari dengeyi etkileyecek İçeride yapılabilecek bir şey yok.

Grafikler için kaynaklar: TÜİK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, TCMB siteleri ve Bloomberg HT sitesi.

Merkez Bankası Faiz İndirmeli mi?

KENDİME YAZILAR

Merkez Bankası Faiz İndirmeli mi?

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
23.7.19, http://www.mahfiegilmez.com

Şimdiye dek bana sorulan “Merkez Bankası faizi ne denli indirir ya da ne denli artırır?” biçimindeki sorulara hiç yanıt vermedim. Çünkü yanıtını bilmiyorum. Bunun yanıtını bilmem için ya Merkez Bankası’nda bu kararı alan kişilerden birisi veya hükümette en üst düzeyde yetkili karar alıcı konumunda birisi ya da falcı olmam gerekir. Ben hiçbiri değilim. Bu durumda benim yanıtlayabileceğim soru: “Merkez Bankası faizi ne denli indirir ya da ne denli artırır?” sorusu değil “Merkez Bankası faizi ne denli indirmeli ya da ne denli artırmalı?” sorusudur. Bu, benim ekonomide ve piyasada izlediğim, gördüğüm, analiz ettiğim verilere ve bilgilere göre olması gerektiğini düşündüğüm oranı söylemem demektir. Bence iktisatçının yanıtlaması gereken soru budur.

Buna karşılık kurumların iktisatçıları, kurumlarının yatırım fonlarını, tasarruflarını yönetenlere veya o konuda karar alanlara yardımcı olmak için Merkez Bankası’nın ne yapması gerektiğinden çok ne yapacağı ile ilgilenirler ve o konuda kestirim (tahmin) yaparlar. Bulundukları konum bakımından (itibarıyla) haklıdırlar da.

Bu girişten sonra gelelim Merkez Bankası’nın Perşembe günü ne yapması gerektiğine : Öncelikle bu konunun dayanağını oluşturan verileri ele alalım. Bugün Merkez Bankası kararına dayanak oluşturacak veriler aşağıdaki tabloda gösterilmiş bulunuyor (Tablodaki veriler TÜİK ve TCMB sitelerinden alınmış resmi verilerdir. Son sütundaki veriler TCMB’nin Beklenti Anketine verilen yanıtlardaki kestirimlerdir.)

23 Temmuz 2019 Yılsonu Kestirimi
TCMB Politika Faizi (%) 24,00
2 Yıllık Gösterge Faiz (%) 17,68
Enflasyon (TÜFE) (%) 15,72 14,84
Enflasyon (Yİ – ÜFE) (%) 25,04
(TÜFE + Yİ-ÜFE) / 2 20,38
USD / TL Kuru 5,69 6,1448

Bu verilere baktığımızda Merkez Bankası faizinin gerek enflasyona (TÜFE) gerekse gösterge faize göre oldukça yüksek kaldığını görüyoruz. Enflasyon (TÜFE) TCMB Beklenti Anketindeki kestiriminin gerçekleşmesi durumunda, yıl sonunda %15’in biraz altında olacak gibi görülüyor (benim kestirimim biraz daha düşük olabileceği yolundadır.) Buna karşılık üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE) hala TÜFE’nin 10 puan üzerinde bulunuyor. Yine TCMB Beklenti Anketinde Dolar kurunun yıl sonuna dek 6,15 TL dolayına yükseleceği kestiriliyor (bu kestrimin ardında, kestirimi yapan kişilerin faiz indirimi beklentileri var mı yok mu ya da varsa ne ölçüde bir indirim öngörerek bu kestirimi yapmışlar, bunları bilmiyoruz.)

Eldeki verilerden ve bildiklerimizden hareketle Merkez Bankası’nın karşısındaki seçenekleri (alternatifleri) sıralayalım:

(1)   Merkez Bankası faizin neden, enflasyonun sonuç olduğu kanısını taşıyorsa faizi enflasyon düzeyine (%16) indirebilir (8 puan) hatta çok daha fazla indirerek enflasyonu düşürmeye yönelebilir. Burada Merkez Bankası’nı sınırlayan tek şey, yabancı yatırımcıların hızlı düşen faiz nedeniyle paralarını Türkiye’ye getirmek yerine başka ülkelere götürmeleri sonucunda TL’nin değer yitirmesi olabilir. Bu durumda Merkez Bankası’nın bunu dikkate alarak faizi, enflasyonun biraz üzerinde (örn. %18 gibi) bir orana indirmesi makul olabilir ki bu 6 puanlık bir indirim anlamına gelir.

(2)   Merkez Bankası enflasyonun neden faizin sonuç olduğu kanısını taşıyorsa o zaman faizi 3 – 4 puan indirerek bir yandan reel faiz makasını daraltırken bir yandan da enflasyonu daha çok düşürmek için faizin baskı yaratmasından yararlanmayı sürdürebilir. Böyle bir hamlede USD/TL kurunda yukarı yönlü bir hareket olabilir ama bu hareket olasılıkla kalıcı olmaz.

(3)   Merkez Bankası, enflasyonun neden, faizin sonuç olduğu ve henüz enflasyonda kalıcı düşüşler için gerekli ortamın ortaya çıkmadığı, maliye politikasının para politikasını yeterince desteklemediği kanısını taşıyorsa, o zaman faizde 1 2 puanlık bir indirimle yetinebilir.

Enflasyonun neden, faizin sonuç olduğu görüşünden yola çıktığımda enflasyon ve gösterge faiz oranlarındaki gerilemeyi ve USD/TL kurunda oluşabilecek dalgalanmayı dikkate alarak bendeniz Merkez Bankası’nın bu aşamada 3 – 4 puanlık faiz indirimi yapmasının uygun olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte eğer faiz indirimiyle yetineceksek, bunun geçici iyileşmelerden öteye bir katkı veremeyeceğini, enflasyonun düşüşünde faiz indiriminin değil baz etkisinin rol oynayacağını, başta hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı olmak üzere yapısal reformları devreye sokmadığımız sürece geçici iyileşmeleri kalıcı duruma dönüştüremeyeceğimizi anlamamız gerekiyor.

HALKLARIN PATATES TARİHİ

HALKLARIN PATATES TARİHİ

Erinç YELDAN

Arkeolojik buluntular patatesin günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce, Peru’da kullanılmakta olduğunu gösteriyor. Patatesin Avrupa kıtasına taşınışı ise İspanyol askerlerinin 1532 yılında Peru’ya ulaşmaları sayesinde. İspanyol akıncılar bölgede altın istilasını sürdürürken, İnkalı madencilerin chuñu adını verdikleri patates meyvesini yediklerini görmüşler.

Tarihçilerin yorumlarına göre İspanyollar patates ile tanıştıklarında aslında “altından daha değerli” bir ürün ile karşı karşıya olduklarının ayırdında değillerdi. Nitekim, patates ucuz ve protein bakımından zengin bir besin maddesi olarak Avrupa kıtasına hızla yayılacak, nüfus artışını hızlandıracak ve ucuz bir ücret malı olarak emekçilerin hızla yeni kapitalist birikim rejiminin “yedek işsizler ordusu” saflarına katılmalarına öncülük edecekti.

Ancak, patates İspanya’ya 1570’lerde ulaştığında ilk önceleri bir gıda maddesi olarak değil, daha çok hayvan besini ve ısınma malzemesi olarak kullanıldı. Gene tarihçilerden öğrendiğimiz bilgilere göre, patatesin insan besini olarak ilk kullanımı 1573’te, Sevilya’daki bir hastanede gerçekleştirilmiş. Bu arada İspanya kralı II. Philip, Peru’dan elde edilen patates yumrularını Vatikan’a, dönemin Papa’sına göndermiş. Papa da yumruları, o sıralarda doğrudan doğruya sağlık sorunları ile boğuşan Norveç elçisine iletmiş. Elçi Clusius, patatesi Viyana, Frankfurt ve Leyden’de ekilmesine öncülük ederek, bu değerli besinin Avrupa’da yayılmasına olanak sağlamış.

Her yeni fikir gibi, insanoğlunun patatese de “kuşkuyla” yaklaşmış olduğunu görüyoruz. Dönemin Avrupalıları patatesin “yeraltından çıkan bir meyve” olduğunu görünce uzun süre “zehirli” bir çiçek olduğuna inanmışlar; üstelik bir de “şeytan elması” olarak adlandırarak bahçelerine sokmamışlar. Ancak 1750’den sonradır ki Fransa ve Almanya’da önce soyluların, sonra da askerlerin mutfaklarına giren patates, nihayet halkın ucuz besin kaynağına dönüştürülebilmiş. Dönemin verileri, Fransa’da patates üretiminin 1815’te 2 milyar litreye ulaştığını, 1840’ta ise 11.7 milyar litreyi aştığını belirtiyor. İktisat tarihçileri, böylelikle patatesin Avrupa’da Malthus sınırlarını aşmak için çok önemli bir rol oynadığını yazıyorlar. Sanayi devrimi kuşkusuz yalnızca bir “mühendislik” meselesi değildi.

Sanayi üretiminin katlanarak büyümesi için giderek yoğunlaşan ve “iyi beslenen” bir işçi sınıfına gereksinim duyulmaktaydı. Patates hızla Kuzey İngiltere’nin kömür madenlerinde çalışan işçilerin bahçelerine değin ulaşacak ve ucuz işgücünün besin kaynağı haline gelecekti. Nitekim, bu gözlemlere dayanan Friedrich Engels de patatesin bu denli yaygınlaşmasını “tarihte demirin icadına eşdeğer” bir olgu olarak değerlendirmekteydi. İtalyan düşünür ve yazar Umberto Eco’ya göre de “patates, insanlığın ortaçağdan kurtuluşunu sağlayan en önemli buluşlarından” birisiydi.

Patatesin iktisadi yaşamdaki bu anahtar rolüne ilişkin en derin olaylar zinciri ise İrlanda’da 1845 – 1849 arasında patlak veren Büyük Açlık (Gorta Mór) felaketiydi. Patates yumrularında 1840’larda baş gösteren salgın hastalık sonucu bütün Avrupa’da üretimi neredeyse durma noktasına gelmişti. Ancak, patates üretimindeki daralma birçok tarihsel nedenden dolayı en şiddetli İrlanda’yı etkilemiş ve yaklaşık 1 milyon insanın ölümüne neden olmuş; yüz binlerce İrlandalının da göçe zorlanmasına yol açmıştı. Tarihçiler arasında patatese dayalı kıtlığın niye en şiddetli olarak İrlanda’yı etkilemiş olduğu bugüne değin süren bir tartışma konusu. Bu nedenler arasında İrlanda’nın o dönemde çoğunlukla patates tüketimine dayalı bir ekonomi olması; serbest ticareti özendiren Hububat Yasaları aracılığıyla kuralsızlaştırılan piyasa sisteminin denetimsiz ve spekülasyona açık kâr hırsıyla birleşmesi sonucu yaşanan aşırı dalgalı üretim yapısı; büyük toprak sahiplerinin işlevsiz bıraktığı verimsizleştirilmiş devasa tarımsal araziler, vb. sayılmaktadır.
***

TÜİK verilerine göre, Türkiye’de 2017 yılında 4.8 milyon ton patates üretildi. Bu miktarın yaklaşık %5’i ihraç edilmektedir. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü yayın organı Yeni Ay’ın temmuz sayısında Burcu Ünüvar’ın bizlere ilettiği bilgilere göre Türkiye’de kişi başı patates tüketimimiz yıllık 47.9 kg. Türkiye tahıl sektöründe kendine yeterlik oranında ise patates %108’lik payla başı çekiyor. Medyada geçen haberlere göre, Gürcistan’ın ‘patates hastalığı’ nedeniyle mart ayından başlayarak geçici olarak Türkiye’den patates ithalatını askıya alması, depolarda ürün birikmesine ve bu ürünlerin bir kısmının da ekonomik değerinin zamanla yok olmasına yol açtı.

Gördüğümüz üzere, halkların patates tarihi dikkate alınmaya değer, son derece ilginç bir öykü. Türkiye’de de derinleşmekte olan ekonomik durgunluğun ve yaklaşan krizin enflasyon, cari açık, dış borç yükü, işsizlik, vb. gibi bir dizi göstergesinin yanında, patates fiyatlarının da halkın gündelik yaşamını en yakından etkileyen bir olgu olarak medyanın ve siyasetin merkezinde yer alması çok doğal. (Cumhuriyet, 04.07.2018)

Ekonomide doğrular ve yanlışlar

Ekonomide doğrular ve yanlışlar

Erinç Yeldan
Cumhuriyet, 23 Mayıs 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
AKP ekonomi idaresinin almış bulunduğu makro iktisadi kararlar ve yürütmekte olduğu dışa bağımlı, çarpık büyüme stratejisi çok ciddi yanlışlıklar içermekte ve ulusal ekonomimizi istikrarsızlığa sürükleyerek, tahrip etmektedir.

Söz konusu yanlışlar dizisi ve tahribat, önceleri “cari işlemler açığı finanse edildiği sürece sorun değildir” söylemi ile uygulanmış ve Türkiye ekonomisi kronik olarak dış dengelerinde bozulmaya itilmiştir. Daha sonra Cumhuriyet tarihimizin en derin krizlerinden birisi olan ve ulusal ekonominin %6.5 daraldığı 2009 krizinin dersleri görmezden gelinerek, “krizin Türkiye’yi teğet geçtiği” savlanmış ve Türkiye yeniden ve çok daha kararlı bir biçimde bir “ithalat cennetine” dönüştürülmüştür. Günümüzde de “enflasyonun asıl nedeninin yüksek faizler olduğu(AS: Yüksek faiz bir neden değil bir sonuçtur!) gibi gerek iktisat bilimi, gerekse de iktisadi tarihin deneyimlerine tümüyle zıt bir saplantıda ısrar edilerek enflasyonla mücadele politikası ağır derecede tahribata uğratılmıştır.
***
AKP’nin 2003’ten bu yana geliştirdiği ekonomik politikaların ana dayanağı dövizin her ne pahasına olursa olsun ucuz kılınması ilkesine dayanmaktadır. 2003’ten 2009 küresel krizine değin geçen sürede, AKP hükümetleri (ve Merkez Bankası yönetimi) dövizi ucuz tutarak bir yandan enflasyonist baskıları hafifletmeyi, öbür yandan da ithalat maliyetlerini düşürerek tüketim ve yatırım harcamalarını kamçılamayı öngörmekteydi. Ucuz döviz (aşırı değerli Türk Lirası) sayesinde dolar bazında ifade edilen milli gelir rakamlarımız da sanal bir biçimde olduğundan çok daha yüksek gözüküyor, bu da kamuoyunda bir AKP mucizesi olarak pazarlanıyordu. 
AKP’nin bu ilk dönemi küresel ekonominin de sanal ve istikrarsız bir büyüme içinde olduğu genişleyici bir konjonktüre denk düştü. Amerikan ekonomisi Avrupa ve Uzak Asya ile olan ticaretinde ciddi açıklar veriyor ve bu açıkları da yüksek hacimlerde dolar basarak ve küresel piyasalara tahvil ihraç ederek finanse ediyordu. Dolayısıyla, tüm dünyada faizler hızla düşerken, ucuz dolara dayalı döviz bolluğu dünya ticaret hacmini genişletiyordu. Ancak “yerçekimini yadsıyan” bu kendi kendine değer kazandırma hayali, reel ekonomilerin gerçekleriyle yüzleştiği noktada kriz patlak vermişti. 
Türkiye de bu dönemde göreceli olarak çok yüksek reel faizler sunarak (AS: dövizi de baskılayarak)  küresel ekonomide dolaşan bu finansal kâğıtları ve ucuz dolara dayalı sıcak parayı ulusal ekonomiye çekme uğraşı içindeydi. Söz konusu dönemde sıcak paraya dayalı büyümenin istikrarsızlık kaynağı olduğu ve ulusal sanayiyi tahrip ederek yapısal bir işsizlik tehdidi yarattığı yönündeki uyarılar “dövizin sıcağı soğuğu olmaz, cari açık finanse edildiği sürece sorun olmaz” türünden akıl ve bilim dışı bir retorik ile susturuluyordu. 
AKP bu dönemde uluslararası işbölümünde yüksek faiz sunan, bir ucuz ithalat cenneti olarak yer bulurken, yükselen piyasa ekonomisi unvanına layık görülüyordu. Bugün yaygın söylem ile 2003-2008 arası AKP’nin uyguladığı faiz politikasını betimlersek, en uygun sözcük “faiz lobisinin, AKP ekonomi idaresinin bizzat kendisi olduğudur.”
***
İktisada Giriş derslerinde bir ulusal paranın değerini ise üç biçimde tanımlanmaktayız: 
(1) faiz oranı; (2) ulusal paranın (burada Türk Lirası’nın) dövizler karşısındaki değişim değeri; ve (3) enflasyon oranının tersi. Para piyasasının “dengesi” bu üç tanımın uyumlu olmasından geçmektedir. Paranın değerini veren bu tanımlar arasındaki herhangi bir tutarsızlık, para piyasasında dengenin yitirilmesine ve bu dengesizliğin reel ekonomi kesimine de sıçramasına neden olacaktır. Dolayısıyla, enflasyon, faiz ve döviz kurunun aşınması birbirine bağlı olarak ilişki içindedir. Paranın bu üç tanımı arasındaki iktisadi ilişkiler herhangi bir “neden-sebep-sonuç” ilişkisi içermez, sadece bu üç öğenin birlikte hareket ettiğini belirtir. 
Nitekim enflasyon, özünde işgücü piyasalarındaki katılıkların ve dengesizliklerin para piyasalarına yansımasının bir ürünüdür. Enflasyonla mücadele ulusal ekonominin yapısal nitelikli sorunlarının çözümünden geçer, Merkez Bankası’nın günlük (kısa vadeli politika) faizlerinin düşürülmesinden değil. 
Yineleme pahasına yeniden vurgulayalım: 

  • AKP ekonomi idaresinin izlemekte olduğu bilim-dışı enflasyon politikası ve yürütmekte olduğu dışa bağımlı, inşaat betonuna dayalı büyüme stratejisi ulusal ekonomimizi istikrarsızlığa sürükleyerek tahrip etmektedir.
    ===============================================
    Evet dostlar,

    Ekonomi hocası Sn. Erinç Yeldan’ın yazdıkları böyle..
    AKP = RTE uzun zamanlardır bilim dışı takıntıları ile faiz yükseltilmesine karşı çıktı. Ülkenin ne durumlara sürüklendiğini gördük birlikte.. Londra ziyaretinde de saçma sapan sözler kullanılınca yangın iyice büyüdü.  Sonunda tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı, dün gece TCMB faiz oranlarını bir kezde 3 puan daha artırarak %13,5’ten 16,5’e yükseltti!

  • Milyonlarca insan, koca bir ülke ileri derecede yoksullaştırıldı bu TEK ADAM dayatması ile.
  • Bu çok ağır bir bedeldir ve vebali bütünüyle Erdoğan’ın boynundadır; hesabı verilmelidir.
  • Tanrı, bir kulunu cezalandırmak istese idi daha ağır bir yaptırım uygular mıydı acaba??

    Erdoğan’ın kibiri – bilim dışı takıntıları… daha “resmen” Başkan olmadan bu ağır sonuçları doğurdu. Ulusal gelir ciddi oranda eridi, enflasyon daha da yükselecek, cari açık, dış ticaret açığı ve bütçe açığı (3’lü açık sarmalı!) daha da büyüyecek.. Bu günkü açıklamasında Erdoğan yine verileri çarpıttı : Kamu borçlarının ulusal gelire oranının %8,5 olduğunu söyledi!? Oysa kamu borcu 450 milyar $ ve 2017 sonu ulusal geliri 850 milyar $ dolayında ve oran %50’nin üstünde. Bu borç şimdi daha yüksek, gelir ise daha da küçüldü.. Erdoğan salt 2018 yılı verisini temel alarak sorunu gizliyor. Oysa böyle bir ölçüt yok. Ayrıca asıl olan salt kamunun borcu da değil.. Ülkenin toplam borcu özel sektörle birlikte! Bu rakam ise 700 milyar dolara dayandı. 245 milyar doları aşan özel sektör borçlarına kamu (Hazine) büyük ölçüde kefil. Örneğin şehir hastaneleri talanı başta olmak üzere kamu- özel ortaklığı masalı ile yürütülen pek çok uluslararası projede, yüklenicilerin dış kredilerine (borçlanmalarına) Hazine garantisi verildi üstelik kur garantisiyle!

    AKP = Erdoğan, sokaktaki insanı belki bir süre daha aldatabilir ve akıl – bilim dışı kibirli, dinci takıntılarıyla yarattıkları cehennemi kendilerine dönük operasyon gibi sunarak, yine mağdur edebiyatıyla 24 Haziran’da oylarını da artırabilir.. Ancak güneş balçıkla sıvanamaz! 16 yıldır sürdürülen har vurup harman savurma – yağma/talan bezirganlığının bedeli ödenecek, Türkiye’ye ödetilecektir. Elbette bu kaçınılmaz diyet ödemelerinden AKP = Erdoğan’a de er ya da geç hak ettiği pay düşecektir, düşmelidir..

    Sevgi ve saygı ile. 24 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com