Ekonomide doğrular ve yanlışlar

Ekonomide doğrular ve yanlışlar

Erinç Yeldan
Cumhuriyet, 23 Mayıs 2018
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
AKP ekonomi idaresinin almış bulunduğu makro iktisadi kararlar ve yürütmekte olduğu dışa bağımlı, çarpık büyüme stratejisi çok ciddi yanlışlıklar içermekte ve ulusal ekonomimizi istikrarsızlığa sürükleyerek, tahrip etmektedir.

Söz konusu yanlışlar dizisi ve tahribat, önceleri “cari işlemler açığı finanse edildiği sürece sorun değildir” söylemi ile uygulanmış ve Türkiye ekonomisi kronik olarak dış dengelerinde bozulmaya itilmiştir. Daha sonra Cumhuriyet tarihimizin en derin krizlerinden birisi olan ve ulusal ekonominin %6.5 daraldığı 2009 krizinin dersleri görmezden gelinerek, “krizin Türkiye’yi teğet geçtiği” savlanmış ve Türkiye yeniden ve çok daha kararlı bir biçimde bir “ithalat cennetine” dönüştürülmüştür. Günümüzde de “enflasyonun asıl nedeninin yüksek faizler olduğu(AS: Yüksek faiz bir neden değil bir sonuçtur!) gibi gerek iktisat bilimi, gerekse de iktisadi tarihin deneyimlerine tümüyle zıt bir saplantıda ısrar edilerek enflasyonla mücadele politikası ağır derecede tahribata uğratılmıştır.
***
AKP’nin 2003’ten bu yana geliştirdiği ekonomik politikaların ana dayanağı dövizin her ne pahasına olursa olsun ucuz kılınması ilkesine dayanmaktadır. 2003’ten 2009 küresel krizine değin geçen sürede, AKP hükümetleri (ve Merkez Bankası yönetimi) dövizi ucuz tutarak bir yandan enflasyonist baskıları hafifletmeyi, öbür yandan da ithalat maliyetlerini düşürerek tüketim ve yatırım harcamalarını kamçılamayı öngörmekteydi. Ucuz döviz (aşırı değerli Türk Lirası) sayesinde dolar bazında ifade edilen milli gelir rakamlarımız da sanal bir biçimde olduğundan çok daha yüksek gözüküyor, bu da kamuoyunda bir AKP mucizesi olarak pazarlanıyordu. 
AKP’nin bu ilk dönemi küresel ekonominin de sanal ve istikrarsız bir büyüme içinde olduğu genişleyici bir konjonktüre denk düştü. Amerikan ekonomisi Avrupa ve Uzak Asya ile olan ticaretinde ciddi açıklar veriyor ve bu açıkları da yüksek hacimlerde dolar basarak ve küresel piyasalara tahvil ihraç ederek finanse ediyordu. Dolayısıyla, tüm dünyada faizler hızla düşerken, ucuz dolara dayalı döviz bolluğu dünya ticaret hacmini genişletiyordu. Ancak “yerçekimini yadsıyan” bu kendi kendine değer kazandırma hayali, reel ekonomilerin gerçekleriyle yüzleştiği noktada kriz patlak vermişti. 
Türkiye de bu dönemde göreceli olarak çok yüksek reel faizler sunarak (AS: dövizi de baskılayarak)  küresel ekonomide dolaşan bu finansal kâğıtları ve ucuz dolara dayalı sıcak parayı ulusal ekonomiye çekme uğraşı içindeydi. Söz konusu dönemde sıcak paraya dayalı büyümenin istikrarsızlık kaynağı olduğu ve ulusal sanayiyi tahrip ederek yapısal bir işsizlik tehdidi yarattığı yönündeki uyarılar “dövizin sıcağı soğuğu olmaz, cari açık finanse edildiği sürece sorun olmaz” türünden akıl ve bilim dışı bir retorik ile susturuluyordu. 
AKP bu dönemde uluslararası işbölümünde yüksek faiz sunan, bir ucuz ithalat cenneti olarak yer bulurken, yükselen piyasa ekonomisi unvanına layık görülüyordu. Bugün yaygın söylem ile 2003-2008 arası AKP’nin uyguladığı faiz politikasını betimlersek, en uygun sözcük “faiz lobisinin, AKP ekonomi idaresinin bizzat kendisi olduğudur.”
***
İktisada Giriş derslerinde bir ulusal paranın değerini ise üç biçimde tanımlanmaktayız: 
(1) faiz oranı; (2) ulusal paranın (burada Türk Lirası’nın) dövizler karşısındaki değişim değeri; ve (3) enflasyon oranının tersi. Para piyasasının “dengesi” bu üç tanımın uyumlu olmasından geçmektedir. Paranın değerini veren bu tanımlar arasındaki herhangi bir tutarsızlık, para piyasasında dengenin yitirilmesine ve bu dengesizliğin reel ekonomi kesimine de sıçramasına neden olacaktır. Dolayısıyla, enflasyon, faiz ve döviz kurunun aşınması birbirine bağlı olarak ilişki içindedir. Paranın bu üç tanımı arasındaki iktisadi ilişkiler herhangi bir “neden-sebep-sonuç” ilişkisi içermez, sadece bu üç öğenin birlikte hareket ettiğini belirtir. 
Nitekim enflasyon, özünde işgücü piyasalarındaki katılıkların ve dengesizliklerin para piyasalarına yansımasının bir ürünüdür. Enflasyonla mücadele ulusal ekonominin yapısal nitelikli sorunlarının çözümünden geçer, Merkez Bankası’nın günlük (kısa vadeli politika) faizlerinin düşürülmesinden değil. 
Yineleme pahasına yeniden vurgulayalım: 

  • AKP ekonomi idaresinin izlemekte olduğu bilim-dışı enflasyon politikası ve yürütmekte olduğu dışa bağımlı, inşaat betonuna dayalı büyüme stratejisi ulusal ekonomimizi istikrarsızlığa sürükleyerek tahrip etmektedir.
    ===============================================
    Evet dostlar,

    Ekonomi hocası Sn. Erinç Yeldan’ın yazdıkları böyle..
    AKP = RTE uzun zamanlardır bilim dışı takıntıları ile faiz yükseltilmesine karşı çıktı. Ülkenin ne durumlara sürüklendiğini gördük birlikte.. Londra ziyaretinde de saçma sapan sözler kullanılınca yangın iyice büyüdü.  Sonunda tükürdüğünü yalamak zorunda kaldı, dün gece TCMB faiz oranlarını bir kezde 3 puan daha artırarak %13,5’ten 16,5’e yükseltti!

  • Milyonlarca insan, koca bir ülke ileri derecede yoksullaştırıldı bu TEK ADAM dayatması ile.
  • Bu çok ağır bir bedeldir ve vebali bütünüyle Erdoğan’ın boynundadır; hesabı verilmelidir.
  • Tanrı, bir kulunu cezalandırmak istese idi daha ağır bir yaptırım uygular mıydı acaba??

    Erdoğan’ın kibiri – bilim dışı takıntıları… daha “resmen” Başkan olmadan bu ağır sonuçları doğurdu. Ulusal gelir ciddi oranda eridi, enflasyon daha da yükselecek, cari açık, dış ticaret açığı ve bütçe açığı (3’lü açık sarmalı!) daha da büyüyecek.. Bu günkü açıklamasında Erdoğan yine verileri çarpıttı : Kamu borçlarının ulusal gelire oranının %8,5 olduğunu söyledi!? Oysa kamu borcu 450 milyar $ ve 2017 sonu ulusal geliri 850 milyar $ dolayında ve oran %50’nin üstünde. Bu borç şimdi daha yüksek, gelir ise daha da küçüldü.. Erdoğan salt 2018 yılı verisini temel alarak sorunu gizliyor. Oysa böyle bir ölçüt yok. Ayrıca asıl olan salt kamunun borcu da değil.. Ülkenin toplam borcu özel sektörle birlikte! Bu rakam ise 700 milyar dolara dayandı. 245 milyar doları aşan özel sektör borçlarına kamu (Hazine) büyük ölçüde kefil. Örneğin şehir hastaneleri talanı başta olmak üzere kamu- özel ortaklığı masalı ile yürütülen pek çok uluslararası projede, yüklenicilerin dış kredilerine (borçlanmalarına) Hazine garantisi verildi üstelik kur garantisiyle!

    AKP = Erdoğan, sokaktaki insanı belki bir süre daha aldatabilir ve akıl – bilim dışı kibirli, dinci takıntılarıyla yarattıkları cehennemi kendilerine dönük operasyon gibi sunarak, yine mağdur edebiyatıyla 24 Haziran’da oylarını da artırabilir.. Ancak güneş balçıkla sıvanamaz! 16 yıldır sürdürülen har vurup harman savurma – yağma/talan bezirganlığının bedeli ödenecek, Türkiye’ye ödetilecektir. Elbette bu kaçınılmaz diyet ödemelerinden AKP = Erdoğan’a de er ya da geç hak ettiği pay düşecektir, düşmelidir..

    Sevgi ve saygı ile. 24 Mayıs 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Berberin doları yetmez!

Berberin doları yetmez!

Vatandaş müdahalesi doları ancak kısa süre frenleyebilir. Uzmanlar bu müdahaleyi “Merkez Bankası yaparsa güven tesis edilir.” diyor.

Sayime BAŞÇI
SÖZCÜ, 06 Aralık 2016

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Berberin doları yetmez

Dolarını sat kampanyasına toplumun her kesiminden destek geliyor. Şirketler hesaplarını TL’ye çevirirken, berberden, manava küçük esnaf da kampanyaya destek veriyor. Ancak, ekonomistler kampanyaya kuşkuyla bakıyor.

Dünya FX piyasalarının 5 trilyon dolarlık bir işlem hacmine sahip olduğunu hatırlatan analistler, vatandaşın yastık altında tuttuğu dövizin böyle bir piyasada dolardaki dalgalanmayı durdurmaya yetmeyeceğini belirtiyor. Kurdaki yükseliş devam ederken, küçük yatırmcının yaklaşık 25 milyar dolarlık satış yaptığı dikkate alındığında, bu kez vatandaşın müdahalesinin kurdaki yükselişe tampon olması zor görünüyor.

06szt09a_ist_izm_ant_trb_ank_adn_yeni_siyah

Kurdaki dalgalanmayı durdurması beklenen vatandaşın 93 milyar doları bankalarda, 200 milyar doları ise yastık altında toplam 293 milyar doları var. Bu miktar, toplam rezervleri 100 milyar dolar olan Merkez Bankası‘nın kaynakları ile kıyaslandığında oldukça büyük bir rakam. Çünkü, Merkez Bankası’nın kasasında nakit 23 milyar doları bulunuyor. Siyasi riskler dolayısıyla tırmanan gerilimin baskısı ile kurdaki yükseliş devam ederse vatandaşın 293 milyar dolarının da kısa sürede tükenmesine karşın, dalgalanma devam edebilir. Ekonomistler, güven ortamının yeniden tesis edilmesi durumunda vatandaşın zaten TL’ye dönmeyi tercih ettiğini belirtiyor.

25 MİLYAR DOLARLIK SATIŞ YETERSİZ KALDI

Kapital FX Araştırma Uzmanı Enver Erkan, vatandaşın şu ana kadar kademeli olarak 25 milyar dolar tutarında döviz satışı yaptığını açıkladı. Bu satışa rağmen doların tarihi zirveleri test etmeye devam ettiğine vurgu yapan Erkan, şöyle devam etti:

  • “Türkiye’de vatandaşın yastık altındaki dövizini altına çevirmesinin
    dolar kurunda bir etkisi olmayacaktır.”

FX piyasasında günlük işlem hacminin 5 trilyon dolar tutarında olduğunu açıklayan Erkan, “Vatandaş elindeki doların %20’sini bozdurması durumunda yaklaşık 50 milyar dolar tutarında olacak.” dedi. Erkan, asıl önemli kısmın opsiyon piyasası olduğuna dikkat çekerek, opsiyon sözleşmelerinin nominal büyüklüğünün 20.1 milyar dolar olduğunu kaydetti.

Vatandaşın dövizi 11 gün dayanır !

  1. AHL Forex Kaldıraçlı Alım Satım Müdürü Veli Kocatürk, “Uluslararası döviz piyasasının büyüklüğünün yaklaşık 6 trilyon dolar olduğu düşünülüyor. Bu rakamın binde 3’ünün TL varlıklar üzerinden gerçekleştiği düşünülürse, 18 milyar dolarlık bir işlem hacmi TL’ye yön veriyor diyebiliriz. Bu rakam günlük olarak piyasa koşullarına göre 2 kat artabiliyor. Böyle bir durumda 11 günlük hacme denk geliyor.” dedi. Dolar talebinin önemli olduğunu vurgulayan Kocatürk, “Darbe girişimi sonrası satılan 10 milyar dolar çok kısa sürede fazlasıyla yerine konuldu. 200 milyar doların yerine konulması kurda rekorların tazelenmesine de sebep olabilir.” diye konuştu.
    ===================================
    Dostlar,

    Erdoğan, acı çaresizliğini itiraf ederek

  • “Tulumbada su yok, tulumbada su kalmadı, tulumbaya su gerek..”
    demek zorunda kaldı..

    AKP – RTE, ekonomiyi tükettiklerini ve elde (Hazine’de) döviz kalmadığını dünya kamuouyu önünde ilan etmek zorunda kaldı.. Her ne denli yabancı kaynaklar mali tablomuzun perişanlığını bizlerden daha iyi biliyorlarsa da, Erdoğan’ın bu davranışı ayrı ve yeni riskler doğurabilir. Nitekim Dolar 3,5 TL’de bir miktar kararlı gözüküyor.. Yılların düzeltmesini yapıyor bir bakıma.

AKP – RTE uzun yıllar Türkiye’yi “düşük kur – yüksek faiz” politikası ile yönetti. 2003-2007/8 arasında ülkeyi kanatıcı ve ulusal serveti dışarıya aktarıcı bu politikanın sonuna gelindi. Dış borç 426 milyar Doları buldu. Toplam borç, AKP’nin görev aldığı Kasım 2002’den günümüze, 80 yılın toplam borcu 221 milyar dolardan 3 katına erişti..

Herhalde “birileri” AKP-RTE’yi “tuzak ekonomi politikaları” (!) izlemesi için gene “kandırdı”!?
Şimdi sıra sadık müritlerin kara gün güvencesi yastık altı dövizlerine el koymaya geldi.. Maşallah yalaka – yılışıklar da az değil, AKP-RTE’nin kamuoyu oluşturma – toplum mühendisliği yaratıcılığına (!) şapka çıkarmalı. Ne var ki, sıradan halkın yoksullaştırma yüzünden portföyünde ciddi döviz birikimi yok.. Avuç içinde kar gibi erimeye ve krizin yarattığı açlığın homurtusunda hızla yutulmaya mahkum.. Merkez Bankası’nın da en çok 30-40 milyar dolar dolayında serbestçe kullanabileceği aktifi var. Haliyle gıdım gıdım kullanabiliyor..

Derken Tunus’tan 2. el 78 milyon Dolara aşırı (ultra) lüks, 13. devlet uçağı alınıyor!? Niçin??!!
Yazıklar olsun!
Elde avuçta varolan dövizi de gayya kuyusuna atalım, sonra olağandışı bir durumda ne yapacağız?? Ambargo uygulanırsa zorunlu dışalımaı (ithalata) nereden akreditif açabileceğiz?? Karnımızı doyuracak yeterli tarım ürünü bile üretemiyoruz!

Bu arada, birkaç milyar dolarlık kamu ihalelerini Hazine garantili konsorsiyum kredileri ile yürüten ve

  • “Tayyip bey idolüm, tapıyorum… “
  • Milletin a….sına koyacağız..” diyen AKP karunları ne yapıyor, yapacak acaba??

İvedilikle yapılması gerekenlein başında her türlü israfı en üst düzeyde kısmak geliyor.
Örneğin Tayyip beyin ultra lüks kaçak sarayının harcamaları..
Bu binanın en az yarısı kapatılmalı, kalan yarıya sıkışarak tasarruf yapılmalıdır.

Kamu – Özel Ortaklığı masalıyla başlatılan ve ülkenin geleceğini ipotek altına sokan
milyar dolar mali portreli “yatırımlar” (!) askıya alınmalıdır.
Akkuyu ve Sinop, maazalah İğneada nükleer güç santralleri de..
ÜRETİM VE DIŞSATIM seferberliği ile dış ticaret açığı, cari açık azaltılmaya çabalanmalıdır.
Bu amaçla Irak ve Suriye ile ilişkiler doğrudan görüşme ile hızla normalleştirilmeli ve bu komşu ülkelerle ticaret ve turizm canlandırılmalıdır. Normalleştirilen ilişkilerle askeri harcamalar düşecek, 3+ milyon Suriye – Irak yurttaşı ülkelerine döncek ve bize çok yönlü yük çok ciddi düzeyde düşecektir.
Yapılacak epey şey var…
Usta ekonomi yazarı Sayın Mustafa Pamukoğlu‘nun sitemizde yer verdiğimiz önemli yazısı birkaç kez okunmalı ve çok yerinde önerileri hızla uygulanmalıdır..

Sevgi ve saygı ile.
07 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com