Ekonomik seçenekler daralıyor

Ekonomik seçenekler daralıyor

Belirtiler Türkiye’nin bir krize sürüklendiğini gösteriyor. Durgunlaşmayı izleyen ılımlı bir daralma ile geçiştirilebilir mi? Finansal kriz ve kapsamlı bir bunalım mı?

İyimser senaryo: Durgunlaşma → Ilımlı daralma → İstikrar…

Türkiye için iyimser bir senaryonun işlerliği öncelikle dış dünyaya bağlıdır: FED’in parasal daralma / faiz artırma temposu hızlanmamalı; ABD 10 yıllık korkutboratavtahvil faizleri % 3’lük eşiğin altına yerleşmeli; finans kapitalin “risk iştahı” aniden coşmalı ve “yükselen piyasalar”dan fon çıkışları son bulmalı…

Dış ortamdaki “olumlu” koşulların Türkiye ayağı da var: TCMB, politika faiz oranını son enflasyon verilerinin üst eşiğine (% 20’lik ÜFE artışına) çeker. Batılı finans çevreleri, “Türkiye’de fiyatlar yeterince düştü; girme zamanıdır…” teşhisinde birleşir. Sıcak para akımları döviz kurlarına ve faizlere istikrar getirir.

Ancak dikkat: Bu yeni istikrar ciddi kayıpları izleyecektir. Döviz fiyatlarının geçen yıl sonundaki 1 dolar = 3,77 TL düzeyine dönmesi olası değildir. Döviz borçlusu şirketlerden başlayan zincirleme etkiler, tüm ekonomiye, bankalara yansıyacaktır. Borçlu şirketleri ve bireyleri zorlayacak olan bir diğer zinciri de hatırlatalım: TCMB politika faizi → mevduat faizleri → tırmanan kredi faizleri…

Tek telafi edici etken, hükümetin Nisan ve Mayıs 2018’de artan kamu harcamalarını içeren seçim paketidir. Ancak, döviz kuru ile faiz artışlarının daraltıcı etkileri yıl boyu sürecek; “seçim paketi” yılın ikinci yarısında son bulacaktır.

Bu iki karşıt akım, şu anda ekonominin durgunlaşmasına yol açmaktadır. İlerleyen aylarda olumsuz finansal etkenler ağır basacaktır.

En iyimser senaryo, ekonominin 2019’a ılımlı bir daralmayla girmesi ve giderek istikrar bulmasıdır.

Kriz niçin gündemdedir?

Bu iyimser senaryonun gerçekleşmesi, mümkündür; ama muhtemel değildir.

FED’den kaynaklanan finansal daralma yavaşlamayacak; belki de hızlanacaktır. Finans kapitalin “yükselen ekonomilerin kırılgan halkaları”na (öncelikle Arjantin, Türkiye, Brezilya’ya) dönük risk iştahı yok olmuş; fon çıkışları yaygınlaşmıştır.

Batılı bir bankerin ifadesiyle, Cumhurbaşkanı’nın Londra’da “TCMB’nin itibarını ciddi boyutta zedeleyen; inanılmayacak derecede zarar veren söylemlerinin etkisi” süregelmektedir. Mehmet Şimşek’in telafi çabalarının etkisiz kaldığı anlaşılmaktadır. “Faiz lobisi” ile savaşa tutuşan Cumhurbaşkanı’nın olası seçim zaferi bile, geçmiş örneklerin aksine, finans çevrelerinin tedirginliğini  gidermeyecektir. (Bk. Financial Times, 23 Mayıs, 4 Haziran; Economist, 2 Haziran)

Olumsuz algılamaların yansımaları ortadadır. Mart’ta sermaye hareketleri tersine dönmüştür ve dış kredilerde 3 milyarı aşkın ana para ödemesi yapılmıştır. Döviz piyasaları, bu eğilimin üç aydır hızlandığını göstermiştir. Kredileri yapılandırılan büyük şirketlerin sayısı artmaktadır.  Moody’s 14 T.C. bankasının kredi notunu düşürmüştür.

Finansal bir krizin ön göstergelerini günü gününe izliyoruz.

Krizde IMF seçeneği

Kriz patlak verdiğinde (Haziran 2018 verilerine göre) âcil soru şu olacaktır: 12 ay içinde vadesi gelecek olan 182  milyar dolarlık dış borcun ve 55 milyar dolar civarında seyreden cari işlem açığının finansmanı nasıl sağlanacak?

Gündemde yalnızca iki seçenek vardır: Bir IMF programı veya dış borç ödemelerini askıya almakla başlayan radikal program…

İktidara aday olan iki ittifakın, krizde IMF seçeneğini yeğlemesi beklenir. Bu programın ipuçlarını Nisan’da yayımlanan (ve bu köşede tartıştığım) IMF’nin Türkiye raporu vermekteydi.

Yukarıdaki soruya IMF’nin yanıtı basittir:
– Ekonomi küçülür;
– cari dış finansman gereksinimi de aşağı çekilir.
– IMF kredileri de dış borç taksitlerini öder.

Ekonominin küçülmesini, maliye ve para politikalarında ağır kemer sıkma önlemleri sağlar. IMF’nin Nisan Raporu, kamu harcamalarının 2018’den 2019’a milli gelirin % 2’si oranında kısılmasını öneriyor. Bu, millî gelirdeki daralmanın en alt sınırıdır; malî çoğaltanın ve kredilerdeki düşmenin etkileri buna eklenmelidir.

Kemer sıkma öncelikle emekçilere yansıyacaktır. Emekli aylıklarında, memur maaşlarında, asgari ücretlerde enflasyona endeksleme son bulacaktır. Kıdem tazminatının tasfiyesi, geçici istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması gündemdedir. Sosyal güvenlik sisteminden özel sigortalara geçiş hızlanacaktır.

Döviz kuru dalgalanmaya bırakılacak; emek gelirleri, döviz fiyatlarını (dolayısıyla enflasyonu)   geriden izleyecektir.

Bir-iki yıllık bir küçülme sonrasında ekonominin yeni bir dengeye oturması umulur. Bu reçetenin en katı türüne muhatap tutulan Yunanistan ekonomisinin küçülmesi çok daha uzun sürdü.

  • Benzer bir programın 2002 sonunda AKP iktidarı ile sonuçlandığını da hatırlatalım.

Radikal bir anti-kriz programı: Nasıl?

IMF seçeneğini reddeden “radikal” bir anti-kriz programının yanıtlaması gereken âcil soruyu tekrarlayalım:

  • 12 ay içinde vadesi gelecek olan 182 milyar dolarlık dış borcun ve 55 milyar dolar dolayında seyreden cari işlem açığının finansmanı nasıl sağlanacak?

Yanlış anlaşılmasın, Finansal kriz, Türkiye ekonomisinin dış finansman kanallarını tümüyle tıkamaz. Portföy yatırımlarından çıkışlar kısmen telafi edilebilir. Gayri menkul, şirket alımları biçiminde gerçekleşen yatırım türleri son bulmaz. Vadesi gelen kredilerin tümü tahsil edilmez; bir bölümü (kredi faizleri yükseltilerek) yenilenebilir.

Belirleyici olan, toplam dış kaynak girişlerinin anlamlı boyutlarda düşmeye başlamasıdır.
Bu sürecin uzaması kriz ortamına girişi kesinleştirir.

IMF anlaşmalarının avantajı, “program uygulanırken ödenen kredi dilimlerinin” sağladığı dış finansmandır. Radikal bir programda bu kaynak gündem dışıdır. Dış borç ödemelerinin askıya alınması bu nedenle zorunludur. Borçların “yeniden yapılandırılması” müzakere konusudur; sonuçları öngörülemez.

Sermayeye ve IMF’ye teslimiyeti reddeden radikal bir seçeneğin hareket noktasının “dış borçların yapılandırılması, konsolidasyonu, reddedilmesi” olduğunu Sungur Savran ve Oğuz Oyan BirGün Pazar (3 Haziran 2018) ve soL Haber (5 Haziran) yazılarında belirttiler. Yukarıdaki âcil soru yanıtlandıktan sonra izlenebilecek ilerici bir güzergâh ise, Birleşik Haziran Hareketi tarafından Emeğin On Çözümü başlığı altında ifade edildi. Bu yazıda, “âcil soru” gündemi içinde kalıyorum.

Türkiye’nin 453 milyar dolarlık dış borç stokunun sadece % 30’u (136 milyarı) kamuya aittir. Siyasî iktidarın ‘acil bir borç yapılandırma” talebi de salt kamu borçlarıyla ilgili olabilir. Özel şirket ve bankaların dış borçları, özel hukukun borçlu-alacaklı düzenlemeleriyle ilgilidir. Türkiye hükümeti 2001 krizinin arifesinde bankaların dış borçlarını üstlenmişti; bu yüz kızartıcı hatanın tekrarı söz konusu olamaz.

Döviz kısıtı yüzünden aksayan özel sektör borç taksitleri için TL ile ödeme; borç / hisse senedi takasları müzakere konularıdır. İflas halinde uygulanacak icra yöntemleri, genel hukuk kuralları içinde yer alır.

Ancak, özel sektörün veya kamunun döviz yükümlülükleri karşılanamadığı ölçüde sermaye hareketleri sınırlanmalıdır. Yöntemler farklı olabilir: Ülke dışına döviz transferleri izne bağlanabilir; yabancıların portföy çıkışları vergilendirilebilir; kredi ödemelerine döviz tahsisi sıraya konabilir; döviz hesaplarından günlük çekişler sınırlandırılabilir…

Dahası da var:  Cari işlem açığını sürdürme güçlükleri, ithalatın kısıtlanmasını da zorunlu kılar. Burada AKP dönemine özgü bir dış bağımlılık olgusu ile karşı karşıyayız: Ekonominin küçüldüğü yıllarda bile ortadan kalkmayan cari işlem açığı…  Millî gelirin toplam olarak % 4 düştüğü 2008-2009 yıllarında Türkiye ekonomisi toplam 51 milyar $ cari açık vermişti. Daha önceki yirmi beş yılın ödemeler dengesi tablolarına bakınız: Ekonominin durgunlaştığı veya küçüldüğü her yıl (1988, 1989, 1991, 1994, 1998, 2001) cari işlem dengesi fazla vermişti… Tarihe karışmış olan “normal” bir ekonominin olağan göstergeleri…

Kriz ortamında iç talebin daralması, dövizin pahalılaşması, ithalatı kendiliğinden aşağı  çekecektir. Geleneksel korumacı önlemler de (gümrük tarifeleri, ithal kotaları) ayrıca gerekir: Dünya Ticaret Örgütü’nün “istisnaî önlemleri” kullanılacak; AB ile Gümrük Birliği kuralları ihlal edilecektir.

Sınıfsal ittifak gereği

AKP’nin kitle tabanını ve seçmen desteğini ayakta tutmuş olan bölüşüm bilançosunu hatırlatmak gerekir: Kişi başına hesaplanırsa on beş yıl boyunca ortalama işçi, köylü gelirleri, milli gelirin gerisinde seyretmiştir; ancak emekçilerin tüketimleri, gelirlerinden daha hızlı artmıştır.

Bu “refah artışı” nasıl gerçekleşti? Emekçiler açısından borç tuzağı ile… Toplam tüketici kredilerinin milli gelirdeki payında gerçekleşen (%2’den → %20’ye) tırmanma ile… Makro-ekonomik düzlemde, özel ve kamusal tüketimin milli gelirdeki oranının yirmi yılda beş puan artması (%80→%85) ile… Bu artış, cari işlem açığının millî gelirdeki ortalama payına eşittir.

Dış borç ödemelerini askıya alarak başlayan, ithalatın kısıtlanmasını da içeren radikal programdan Haziran Hareketi’nin önerdiği emek-yanlısı ve dinamik bir ekonomiye geçiş sancılı olacaktır. Ortalama yaşam standartlarını zorlayan önlemler, halk sınıfları gözetilerek uygulanacaksa, burjuvazinin vergilenmesi gerekecektir.

  • “Sermayenin grevleri” patlak verirse, kamulaştırmalar gündeme gelir.

Sungur Savran yazısında, dünya çapında sınıf mücadelelerinin seyrinde “2011-2013’te devrim için tarihi koşulların var [olduğunu]” hatırlatıyor. Sonraki beş yılda ise Yunanistan’dan Orta Doğu’ya, Latin Amerika’ya  kadar uzanan geniş  bir coğrafyada sermayenin tahakkümü  yeniden pekiştirildi.

  • Türkiye’de de ekonomik bunalımın eşiğindeyiz.
  • Finans kapitale kalıcı teslimiyete son vermenin ilk adımı,
    radikal bir program önermektir. Güçlüklerini açıklamak da görevimizdir.

Böyle bir programı yaşama geçirebilecek mavi ve beyaz yakalı işçi sınıfı ile köylülüğün ittifakına dayalı bir iktidar yapısı, yakın geleceğin gündeminde değildir. Bu tür bir ittifakı  oluşturma görevi ise Türkiye’nin sosyalistlerine düşüyor. (sol.org.tr den alınmıştır)
==================================
Dostlar,

Üstad Prof. Korkut Boratav’ın epeyi yazısını – makale / kitaplarını okuduk..
Ancak bu irdeleme (analiz, çözümleme) gerçekten 4 / 4’lük! Üstün nitelikli bir bilimsel metin. Onbinlerce Dolar ödeseniz, böylesine bir danışmanlık raporu elde edemezsiniz.

Sürüklendiğimiz ağır tablonun tek sorumlusu kesin olarak AKP / Erdoğan’dır!

15,5 yıldır süregelen mutlak AKP iktidarı boyunca yapılan hataların yığışımlı (kümülatif) birikimidir. Dileriz 24 Haziran’da Türkiye yönetiminden seçimle düşürülürler de ağır ve uzun bir ekonomik esenlendirme (rehabilitasyon) ve onarım süreci emekçileri iyice yoksullaştırmadan yürütülebilir.. Şu 2 yazıya da bakılmasında yarar var :

Turkiye’nin_iflasi_basladi
Osmanli’nin_iflasindan_ders_almak

İlgili herkesin, başta iktidarların ve olacakların,  Boratav hoca ve öbür yurtsever bilim insanlarının nitelikli – bilimsel – gerçekçi değerlendirmelerini tam bir özenle dikkate almaları bir zorunluk olmuştur.

Ekonomist olduğunu söyleyen ama diplomasını bir türlü göremediğimiz Erdoğan tek adamlığının mutlaka ve hızla frenlenmesi gereklidir.

  • Türkiye yeninden Düyun-u Umumiye sefilliğine sürüklenmeden..

Çok acı çooook..

Yazıklar olsun sorumlusu AKP = RTE’ye..

Tarih sizleri asla bağışlamayacaktır..
Bir mazlum halk bunca vahşetle nasıl sömürülebilir; gerçekten tarihte örneğini göstermek neredeyse olanak dışıdır pek çok bakımdan.. Örn. utanmadan dini alet ederek!

Sevgi ve saygı ile. 09 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mülkiyeliler Birliğinden ÜYE VE MEZUNLARIMIZA ÇAĞRI

aa

Mülkiyeliler Birliğinden
ÜYE VE MEZUNLARIMIZA ÇAĞRI

Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye’den, 24’ü son çıkan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile olmak üzere, son 6 ayda 33 akademisyen ihraç edildi. Bütün Mülkiyelileri Fakültemiz ve akademisyenlerimizle dayanışmak üzere, 10 Şubat 2017 Cuma günü,
saat 12.00’da Fakültemize çağırıyoruz.

Ayrıca, 11 Şubat 2017 Cumartesi günü saat 14.00’da, tüm kurullarımızın katılımıyla genişletilmiş Yüksek Danışma Kurulu toplantısı fakültemizde yaşanan son gelişmeleri değerlendirmek üzere, Genel Merkezimizde olağan üstü olarak toplanacaktır.

Bilgilerinize sunarız.
=======================================
Dostlar,

Bu gün (10 Şubat 2017) SBF – Mülkiye’de toplanan ve 686 OHAL KHK’sı ile görevden atılan akademisyenlerimize destek vermek üzere toplanan insanlarımıza, milletvekillerine AKP iktidarı polis şiddeti uygulattı.. Biber gazı, gözaltına alınmalar ve utanç verici görüntüler.. Kadın arkadaşlarımıza da ölçüsüz polis şiddeti içeren daha çok acı verici kareler de var fakat vermek istemiyoruz.. Hukuk dışı biçimde görevden atılan akademisyenlerin ve öğrencilerinin fakülte arka bahçesinde acılarını yaşamak üzere yerden göğe haklı protestolarına bile tahammül edemeyen bir polis devleti ile yüz yüzeyiz. Anayasa değişikliği halkoylamasında kabul edilirse “tekadam” yönetiminin daha neler neler yapabileceğinin kanıtları daha şimdiden gözlerimize sokarcasına belirgindir.

Siyasal Bilgiler Fakültesi 10 Şubat 2017 ile ilgili görsel sonucu

Siyasal Bilgiler Fakültesi 10 Şubat 2017 ile ilgili görsel sonucu

Bu arada YÖK bir açıklama yaptı : YÖK akademideki ihraçlara dair açıklamasında ihraçların üniversitelerde oluşturulan komisyonlarca yürütüldüğünü söyledi.

SBF Yükseklisans Öğrencileri:
Tezler Yazılamaz Halde, Rektör İbiş İstifa!

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Lisansüstü Öğrencileri, ihraçlar nedeniyle tezlerin yazılamaz hale geldiğini söyledi, Rektör Erkan İbiş’i istifaya davet etti.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Lisansüstü Öğrencileri, ihraçlar nedeniyle tezlerin yazılamaz hale geldiğini söyledi, Rektör Erkan İbiş’i istifaya davet etti.

12 Eylül darbesinden sonra çıkarılan 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasına dayanılarak
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’yle ilişikleri kesilen akademisyenler

– Cevat Geray,
– Rona Aybay,
– Tuncer Bulutay,
– Korkut Boratav,
– Mete Tunçay,
– Cem Eroğul,
– Yılmaz Akyüz,
– Baskın Oran ve
– Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulu da
ihraçlar nedeniyle İbiş’i istifaya davet etmişti.

Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında ilan edilen 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 48 üniversiteden 330 akademisyen kamu görevinden çıkarıldı. En çok ihraçlar 78 akademisyenin kamu görevinden çıkarıldığı Ankara Üniversitesi’nde yaşandı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 23 akademisyen ihraç edildi.

Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya yazılı bir açıklamayla Ankara Üniversitesi’nde bahar döneminde lisans ve lisansüstü düzeyde işletme, uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ve kamu yönetimi ve maliye bölümünde verilmesi gereken onlarca dersin ihraçlar sebebiyle yapılamayacağını açıklamıştı.

Yalçınkaya, bunlara ek olarak lisansüstü düzeyde tez yönetme hakkına sahip beş anabilim dalı üyesi görevden çıkarıldığı için, yalnızca siyaset bilimi lisansüstü programındaki en az 50 tez çalışmasının danışmansız kaldığını ve nasıl yürütüleceğinin belirsiz olduğunu duyurmuştu.

“Tezler yazılamaz hale geldi”

SBF lisansüstü öğrencilerinin açıklaması şöyle:

“Prof. Dr. Erkan İbiş’i İstifaya Davet Ediyoruz

“Biz, Ankara Üniversitesi SBF lisansüstü öğrencileri; bu fakülteyi, köklü geleneğine olan inancımız doğrultusunda bu geleneğin taşıyıcısı olan hocalarımızdan dersler almak ve onlarla çeşitli akademik çalışmalar yapmak maksadıyla tercih ettik. Fakat OHAL dönemi fırsat bilinerek çıkarılan KHK’lar, bu geleneğin sürdürülmesini ve eğitim sürecimizi hocalarımızın çoğunu ihraç ederek imkansız kılmıştır. Bu adaletsiz ihraçlar sadece hocalarımızı değil, lisans ve biz lisansüstü öğrencilerini de mağdur etmektedir. Bu mevcut durumda tezler yazılamaz, dersler yapılamaz hale gelmiştir.

“YÖK’ten yapılan açıklamaya göre ihraç edilen akademisyenler bizzat üniversite yönetimleri tarafından belirlenmektedir. Bu yüzden sınavda hak kazanarak elde ettiğimiz lisansüstü öğrenciliğimiz boyunca bize taahhüt edilen akademik koşulların imkansız hale getirilmesinin sorumlusu olarak gördüğümüz başta Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş olmak üzere bu kararların alınmasında dahli bulunan herkesi istifaya davet ediyoruz.

“Üniversiteler binalardan ibaret değildir. Haksız yere ihraç edilen hocalarımız görevlerine
iade edilmelidir. Bu taleplerimizi hep beraber dile getirmek ve tartışmak için Cebeci’deki
tüm lisansüstü öğrencilerini 10 Şubat Cuma günü saat 12’de arka bahçeye çağırıyoruz.”
(http://bianet.org/bianet/toplum/183499-sbf-yukseklisans-ogrencileri-tezler-yazilamaz-halde-rektor-ibis-istifa, 10.02.2017)
*****
AKP iktidarı topu YÖK’e, YÖK de üniversitelere atıyor.. Hiç top gezdirmeden en son 686 sayılı OHAL KHK’sı ile görevden atılanlar da dahil, kesinleşmiş yargı kararı ile görevden atılmayı gerektiren ceza almamış olanlar derhal görevlerine iade edilmelidir.

Suçları hukuka uygun biçimde kanıtlanmadıkça, başta Mülkiye’li ve Tıbbiyeli akademisyenler olmak üzere mağdur edilen arkadaşlarımızla dayanışma içinde olacağız.

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

IMF’nin İtirafları

IMF’nin İtirafları

PORTRESİ

Güray ÖZ

Cumhuriyet,
05.06.2016

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır…)

Korkut Boratav Hoca aktardı, yorumladı. Neoliberalizmin içeriden eleştirisi ile karşı karşıyayız. IMF, dayattığı ekonomik politikayı büyüme, gelir dağılımı açılarından başarısız buluyormuş. Peki, IMF bu programı neden dayattı? Yine Korkut Hoca’nın tanımıyla; sermayenin sınırsız tahakkümünü gerçekleştirmek için.” Ama bu politika “büyüme ve gelir dağılımında iyileşme” olarak sunuldu. Şimdiki itiraf da bu nedenle programın tümüne yönelmiyor; gerçekleşmediği söylenen amaçlarla ve araçlarla sınırlıdır.
***
IMF uzmanları kurumun dergisinde üç imzayla yayımlanan makalede “sermayenin sınırsız serbestliğinden, piyasanın özgürlüğünden, kamu maliyesinin sıkı denetiminden, yani sıkı para politikalarından” yola çıkan neoliberal politikaların tökezlediğini anlatıyorlar. Vardıkları sonuç;

  • Büyümenin umdukları gibi olmadığı, eşitsizliklerin arttığı, bunun da büyümeyi iyice frenlediği. Yine de işin sosyal politik boyutlarına değinmekten doğal olarak kaçınıyorlar.
    Bu politikaların yarattığı tahribat umurlarında değildir
    .

***
Aslında 90’lı yılların sonunda benzer bir itirafı uzun yıllar Dünya Bankası Başekonomistliği yapmış (AS : 3,5 yıl yaptı..), Nobel ödüllü Josepf Stiglitz de yapmıştı: 

  • “Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı” adlı kitabında “hükümetlerin ülkelerin büyümesini kolaylaştıran ancak aynı zamanda bu büyümenin daha adil bir şekilde bölüşülmesini de sağlayan politikalar benimsemesi gerekli ve mümkündür.” diye yazmıştı. Ama sistemin özü ile ilgili kaygılar taşımadığı için de araçların kullanımı ile ilgili bir eleştiriden öteye geçememişti.***
    Ama Stiglitz’in kitabındaki ilginç bir saptamayı burada yineleyelim. Şöyle diyordu Stiglitz:
  • İzlenecek politikalar konusunda tavsiyelerde bulunmaya başlayan akademisyenler
    politize oluyor ve kanıtlarını iktidardakilerin fikirlerine uyacak şekilde deforme etmeye başlıyorlar.”Bu bizim 12 Eylül öncesi 24 Ocak 1980 kararları, daha sonra Özal’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminden iyi bildiğimiz durumdur. O yıllarda neoliberal politikalara
    destek çıkan akademisyenlerin ideolojik çerçevenin oluşturulmasındaki katkılarını unutmak olmaz.
    ***
    IMF’nin sınırlı itiraflarının büyük finans çevrelerini ürküttüğü anlaşılıyor.
    Korkut Hoca, mutlaka okunması gerekli makalesinde küresel finans kapitalin önemli gazetesinin IMF’yi uyardığına da dikkat çekiyor. Financial Times başyazısında, “IMF’nin bu saldırısı
    çok tehlikelidir..”
    diye adeta çığlık atılıyor. Gazete “Dünyanın çeşitli yörelerinde neoliberalizm karşıtı kampanyalara öncülük yapan baskıcı rejimlere destek sağlamakla” suçluyor IMF’yi.
    ***
    IMF uzmanlarının yazdıkları iflas etmiş bir politikanın itirafından ibaret değildir.
    Onlar konuyu genişletmiyorlar ama neoliberal politikalar salt teknik değil aynı zamanda
    büyük bir ideolojik saldırı eşliğinde uygulamaya konuldu.
  • Türkiye bu ideolojik, politik, ekonomik saldırıda büyük zarar gördü.

Konuyu tartışmak isteyen aydınlar çerçeveyi iyi çizmek, bu politikalara medyadan, akademiden gelen desteği iyi irdelemek, ayrıntıda, örneğin “yetmez ama evet”te takılıp kalmamak zorundadırlar.

Çünkü aymazlık ya da gönüllü destek daha kapsamlıdır.

===================================

Dostlar,

Gelişmeler umut verici..
Duvara dayanıldığını en fanatik sermaye yanlıları (hatta uşakları!) bile görüyor..
Biz de yıllardır yazıyoruz.. artık bu vahşi çelik kuşatmanın sürdürülemeyeceğini..

Umudu bırakmamak gerek..
Ama akılcı – bilimci – örgütlü savaşımı da..
20 yıldır Tıp Fakültesinde

– KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı
(http://ahmetsaltik.net/2016/02/11/autf-d5-dersi-kuresllestirme-ve-halkin-sagligi/)

– Sağlık Ekonomisi
(http://ahmetsaltik.net/2016/02/11/saglik-ekonomisi/)

derslerini sabırla, iğne ile kuyu kazarcasına bunun için veriyoruz..

Her 2 ders yansılarına sitemizde erişmek olanaklı..

İnsanlık onuru emperyalist – kapitalizmi de yenecek..

Bu daha başlangıç, savaşıma devam..
Bu bağlamda, Sn. Osman Ulagay’ın Cumhuriyet’te 3.6.16 günü yayımladığı makalenin de okunmasını öneriyoruz..
(http://ahmetsaltik.net/2016/06/05/7-hazirandaki-soku-zafere-cevirmeyi-basardi/)
*****

Bu gün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü..

Yabanıl (Vahşi) kapitalizm çevreyi de kâr hırsına kurban etti..
Hala dönüşümsüz aşamada değiliz..
Onu da durdurmalıyız..

3-5 çocuk yapın, Müslüman aile aile planlaması yapmaz.. gibi

– insanlık düşmanı
– çağdışı
– akıl dışı
– bilim dışı
– ve de DİN DIŞI

saçmalıklara gülüp geçerek;

– HER AİLEYE 1 ÇOCUK
EN ÜST TASARRUFLA ÇAEVREYE SAYGILI YAŞAM 
ATALARIMIZDAN MİRAS DEĞİL EMANET ÇEVRE...
– Doğaya hükmetme değil, yasalarını öğrenerek barış içinde birlikte yaşama!
   (peacefull co-existence, co-existence pacifiqué)
…..

temel ilkeleriyle güzelim dünyada insanca yaşamı sürdüreceğiz..

Bizi var eden ÇEVREMİZE şükranla…

Sevgi ve saygı ile.
05 Haziran 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Dr. Serdar ŞAHİNKAYA’dan konferans : 1930 SANAYİ KONGRESİ

YÜKSEK TİCARETLİLER DERNEĞİNDE KONFERANS…

Yuksek_Ticaretliler_Dernegi_Logosu

1

1930 SANAYİ KONGRESİ..

Dr. Serdar ŞAHİNKAYA

Yüksek Ticaretliler Derneği yöneticisi dostlarımız, önemli bir konferansa daha evsahipliği yapıyor..

Sunucu Dr. Serdar Şahinkaya dostumuz, Mülkiye’nin emektatlarındandır ve halen yarı zamanlı olarak lisansüstü dersler vermektedir İktisat Bölümünde.. şimdilerde yaşaı 80’i aşan ama bilimsel olarak hala üretken efsane hocalar  Prof. Korkot Boratavların, Prof. Bilsay Kuruçların öğrencisidir ve o ekolden (okuldan) gelme bir ulusalcı – cumhuriyetçidir.

YuksekTicaretliler-1930SanayiKongresi (3)

“Gazi Mustafa Kemal ve CUMHURİYET EKONOMİSİNİN İNŞASI”

başlıklı, ODTÜ Yayıncılık basımı, 285 sayfalık nefis bir belgesel kitabın yazardır.

Gazi Mustafa Kemal Ve Cumhuriyet Ekonomisinin İnşası

Konununn uzmanı Sayın Dr. Serdar Şahinkaya‘yı dinlemek ve Cumhuriyetimizi kuran
Yüce ATATÜRK ile dava – silah arkadaşlarının bu alanda da (ekonomide) yarattığı tansığı (mucizeyi) anımsamak  çok yerinde olacaktır.. Prof. Mustafa Aysan‘ın da yazdığı gibi;
Mustafa Kemal’in
Ekonomi Mucizesi.
.

Ya da Dr. Tahir Kumkale‘nin nefis yapıtı;

Son olarak da temel kaynaklardan ikisi, Prof. Bilsay Kuruç‘tan…

Dr. Şahinkaya, haklı olarak dilinden düşüremiyor o zorlu dönemi tanımlarken :

  • Yollar Dikensiz Gül Bahçesi Değildi

Emek verenlere teşekkür etmek ve gidip dinlemek gerek..
Not almak, gerçekleri paylaşmak ve günümüzün mirasyedi haramzadelerini teşhir ve
alaşağı etmek gerek..

Üstelik yarın 27 Mayıs!

27 Mayıs 1960 Devrimi‘nin 56. yılı!

Sanırız bu toplantı biraz da bu yıldönümünü anmaya, ona bir armağan sunmaya dönük..

Doğrusu değer ve yakışır..
Yarın 27 Mayıs Devrimini yazarız ..

Sevgi ve saygı ile.
26 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Erinç YELDAN : Dünyadan Türkiye ekonomisinin görünümü

Prof. Erinç Yeldan

Dünyadan Türkiye ekonomisinin görünümü


Bu haftaki yazımızda “Yabancılar bizi nasıl görüyor?” konusunu işleyeceğiz.
Birbirini tamamlayan iki çalışmayı kaynak olarak kullanacağım:
Birincisi Korkut Boratav Hoca’nın yeni kitabı: “Dünyadan Türkiye’ye,
İktisattan Siyasete
” (Yordam Kitap); diğeri OECD’nin Ekonomik Görünüm (Nisan 2015) Raporu’nun dünya ekonomisi ve Türkiye’ye ilişkin uzun dönemli projeksiyonları.

Önce OECD Raporu’ndan başlayalım. OECD, (IMF ve Dünya Bankası gibi diğer Vaşington Uzlaşısı kurumlarıyla birlikte) dünya ekonomisinin 21. yüzyılda giderek yavaşlayacağını ve durgunluğa sürükleneceğini öngörmekte. OECD’nin bu “kötümser” öngörüsü başlıca üç nedene bağlanmakta:

(1) Nüfusun yaşlanması sonucunda, üretici iş gücünün göreceli olarak azalması
ve tüketim talebinin daralması.
(2) Sera gazlarının etkisiyle birlikte iklim değişikliği tehdidinin gerçekleşmesi,
tarımsal üretimin gerilemesi, yeni bakterilerin ve mikropların üremesi sonucunda
işgücü üretkenliğinin gerilemesi.
(3) 21. yüzyıl kapitalizminin yarattığı gelir eşitsizliği sonucunda sosyal sınıfların giderek kutuplaşması ve yoğunlaşan sosyal dışlanma sonucunda artan sosyal gerginlikler ve toplumsal şiddetin yol açtığı üretim kayıpları…

Liste, kuşkusuz daha uzatılabilir. Ama OECD’nin öngörülerinin grafiksel dökümü
artık 20. yüzyılın geleneksel “hızlı büyüme” hızlarının söz konusu olamayacağını ve
21. yüzyılın 2. yarısının durgunluk içinde geçeceğini belgelemekte.
“Genç” Türkiye de bu süreçlerden fazlasıyla etkilenecek görünümde.
Öyle ki, 2015 sonrasında büyüme hızlarının ortalama %4’lerden %3’e ve 2050’ye doğru %2’nin altına düşeceğini kestiren OECD uzmanları, 2060’a ulaşıldığında artık gerek küresel ekonominin gerekse Türkiye’nin düşük büyüme (durgunluk) eşiğinde birbirine yakınsayacağını vurguluyor. Söz konusu büyüme patikası aşağıdaki Şekil’de çizilmekte.

[Haber görseli]

Buna ek olarak eğitimli işgücünün (beşeri sermayenin) trend büyüme oranlarına katkısının dünya genelinde durağanlaşacağı; ancak Türkiye’nin bu olumsuz süreçten etkilenecek ülkelerin başında geleceğinin beklendiği kaydedilmiş.

Rapor, Türkiye için acil olarak bir eğitim reformunun gerekliliğine vurgu yapmakta.

***

Korkut Hoca ise yazımızın başlığının esinlendiği yeni kitabında son dönem yazılarını ve söyleşilerini dört ana başlık altında toplamış:

– “Memleketin Haline Bakarken”;
– “Türkiye Ekonomisi”;
– “Dünya Ekonomisi” ve
– “Marksist İktisat.”

Her zaman güncelliğini koruyan, akıcı üslubuyla Korkut Hoca bizlere şu gerçekleri hatırlatıyor:

“Emperyalizm, kapitalizmin bir dünya sistemine dönüşmesinin son adımıdır. Kapitalizme özgü sömürü ilişkileri, ilave asimetrik öğelerle de beslenerek tüm dünyaya yayılır; ülkeler arası boyutlar kazanır. Uluslararası ticarette dev ticaret sermayesi ile çok sayıda üretici karşı karşıya gelir; ticaret yoluyla sömürü söz konusu olur. Sermaye ihracı sömürü yaratır, kâr ve faiz akımlarına dönüşür. Hem metropol hem de çevre toplumlarında önemli yapısal yansımalara yol açar; sistemin bünyesinde eşitsiz gelişime, ana kutuplar arasında asimetrik ilişkilere, yapısal bağımlılığa yol açar.” (sf. 298).

Uluslararası iş bölümünün ucuz ithalat ve ucuz işgücü deposu Türkiye,
bu yapısal bağımlılık ve asimetrik ilişkiler yumağına

“Yurtta savaş, cihanda savaş” konjonktüründe giriyor. (Cumhuriyet, 29.7.2015)

=====================================

Dostlar,

Erinç hoca, SBF’nin ekol iktisatçılarından Prof. Korkut Boratav, Bilsay Kuruç.. kuşağının yetiştirdiği genç – orta yaşlı ekonomistler kuşaktan. Cumhuriyet’te yıllardır yazmakta. Türkiye ve dünya ekonomisini ekonomi – politiğin güçlü araçlarıyla kavramaya niyetli olanların Sayın Prof. Yeldan’ı izlemeleri gerek.. Haftalık yazıları son derece öğretici.

Ayrıca Bağımsız Sosyal Bilimciler olarak topluca (kollektif olarak) da Türkiye’yi aydınlatma sorumluluklarının gereği gibi yerine getirmekteler. Bu amaçla kurdukları (Kasım 2000) web sitesi son derece yararlı makaleler içermekte (son yıllarda çok güncel değilse de..)

http://www.bagimsizsosyalbilimciler.org/

Sevgi ve saygı ile.
7 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com