Etiket arşivi: Aziz Konukman

SOSYAL BİLİMCİLERİN ÇAĞRISI..

SOSYAL BİLİMCİLERİN ÇAĞRISI..

 

  • Dünya ve ülkemiz ciddi bir virüs salgınıyla zor bir dönemden geçiyor. Halkımız yaşama hakkını koruyabilme savaşımı içindedir. Öncelik, ne kadar süreceği belli olmayan bu dönemi en düşük can kaybıyla atlatmaktır. Ancak salgının olumsuz sonuçları bundan ibaret kalmayacaktır. Halkın, yaşam koşullarını bir bütün olarak gören haklı talepleri de zorlu koşullar içinde bir bir ortaya çıkmaktadır.

ÇAĞRIMIZA KULAK VERIN

Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin
piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neo-liberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor. Aşağıdaki talepler listesini meslektaşlarımızın katkısıyla zenginleştirip geliştirmenin, yukarıda ifade edilen anlayış çerçevesinde imzalarınızla topluma bir mesaj vermenin çok anlamlı olacağına inanıyoruz.

SOSYAL BİLİMCİLERİN ÇAĞRISI

Dünya ve ülkemiz ciddi bir virüs salgınıyla zor bir dönemden geçiyor. Halkımız yaşama hakkını koruyabilme savaşımı içindedir. Öncelik, ne kadar süreceği belli olmayan bu dönemi en düşük can kaybıyla atlatmaktır. Ancak salgının olumsuz sonuçları bundan ibaret kalmayacaktır. Halkın, yaşam koşullarını bir bütün olarak gören haklı talepleri de zorlu koşullar içinde bir bir ortaya çıkmaktadır.

Biz Sosyal Bilimciler halkın taleplerini kendi önerilerimiz olarak kabul ederek kamuoyuna sunuyoruz.

Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neo-liberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor. Aşağıdaki talepler listesini meslektaşlarımızın katkısıyla zenginleştirip geliştirmenin, yukarıda ifade edilen anlayış çerçevesinde imzalarınızla topluma bir
mesaj vermenin çok anlamlı olacağına inanıyoruz.

Gösterdiğiniz dayanışma için şimdiden teşekkür ederiz.

  • Salgından kaynaklanan ekonomik ve toplumsal krizde merkezi devlet, olağandışı bir harcama programı tasarlamalıdır. Bu program sadece sağlık harcamalarından ve salgın ortamında sade yurttaşlara, emekçilere dönük doğrudan ayni ve nakdi desteklerden oluşmalıdır.
  • Acil ve zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında bütün işlerin 15 gün süreyle durdurulması acilen değerlendirilmeye alınmalıdır.
  • Tüm işyerlerinde, hamileler, yasal süt izni kullananlar, engelliler, 60 yaş ve üzerinde olanlar korona virüs salgını süresince idari izinli sayılmalıdır. 12 yaşından küçük çocuğu olanlara talepleri halinde ücretli izin verilmelidir.
  • En az 14 gün olmak üzere, salgın süresince yenilenmek kaydıyla, çalışanlara (yıllık izinlerine dokunulmadan) ücretli izin hakkı tanınmalıdır.
  • Tüm işyerlerinde risk değerlendirmesi ve acil durum planları yenilenmeli, tüm çalışanlara korona virüs salgını bilgilendirmesi ve eğitimi yapılmalıdır. İşyerlerinde koronavirüs testinin yapılması dahil tüm sağlık önlemleri arttırılarak azami düzeye yükseltilmelidir.
  • Bütün bunların yapılmaması ve/veya işyerinde korona virüs riskinin ortaya çıkması halinde çalışanların “çalışmaktan kaçınma hakkı”nı kullanacakları ve üretimi durduracakları ilan edilmelidir.
  • İşten çıkarmalar korona virüs salgını süresince yasaklanmalı, işten çıkarmalar ve ücretsiz izinler yerine kısa çalışma ödeneği kullanılmalıdır. Kapanan işletmelerde çalışanların ücretlerini tam veya tama yakın almaları sağlanmalıdır.
  • Korona virüs salgını süresince bütün işçiler süre koşulu aranmaksızın işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmalıdır. Esnek ve yarı zamanlı çalışanlar da bu fondan yararlanabilmelidir.
  • İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki paralar sadece işsizlik ödemeleri için kullanılmalı, işsizlik ödeneğinden ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanma süresi ve miktarı arttırılmalıdır.
  • Salgın boyunca doğalgaz, elektrik, su ve internet ücretsiz sağlanmalıdır. Doğalgaz ve elektrikte dağıtım hizmetleri kamulaştırılmalıdır. Yerel yönetimlerin temiz ve atık su başta olmak üzere hizmetlerinin aksamaması için onlara merkezi bütçeden daha çok kaynak aktarılmalı, dış borçlanmaları konusunda ihtiyaç duyacakları Hazine garantileri verilmelidir.
  • 100’den fazla işçi çalıştıran şirketlerde istihdamı korumak amacıyla, bu kuruluşların kapanmasına izin verilmemeli, gerekirse kamulaştırma yoluna gidilmeli, bu amaçla KİT gibi kuruluşlar eski işletmeci işlevlerini üstlenmelidir.
  • Krizle beraber zora giren sivil havacılık, enerji, finans gibi stratejik sektörlerde kamulaştırma bir zorunluluk haline geldiğinde tereddüt edilmemeli, bu kuruluşlarda özyönetim uygulaması benimsenmelidir.
  • Atıl duruma gelen bazı işkollarındaki fabrikaların, solunum cihazları, hızlı sonuç alıcı tanı kitleri, maske/filtreli maske ve sağlık çalışanları için koruyucu giysi vb. sağlık ürünleri üretimine ayrılması sağlanmalıdır. Bu ürünler ücretsiz veya maliyet fiyatlarından sunulmalıdır.
  • Temizlik ve sağlık ürünlerinin stoklanması, karaborsası, fiyat artışları mutlaka önlenmelidir. Temel gıda maddelerinin temini, gerekirse ücretsiz dağıtımı ve fırsatçı zamların engellenmesi kamu otoritesi tarafından sıkıca kontrol altında tutulmalıdır. Kolluk güçleri ve gönüllü siviller, yaşlı ve riskli nüfusa gerekli gıda ve sağlık malzemelerini ulaştırmak için seferber edilmelidir.
  • Sağlık yardımı almakta olan 10 milyon dolayındaki “kayıtlı yoksullara” kişi başına aylık
    net 500 TL yurttaşlık geliri ödenmeye başlanmalıdır.
  • Öğrenci borçları silinmeli; çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.
  • Devlet hastaneleri ve özel hastaneler ücretsiz sağlık hizmeti vermelidir. Buna uymayan özel hastaneler kamulaştırılmalıdır.
  • Bütçe açığı kaygısı, salgın sürdükçe geçerli olamaz. Merkezi bütçe harcamalarının gerekirse TCMB avanslarıyla karşılanması sağlanmalıdır.
  • Bütçe gelirleri azalırken giderlerinde büyük sıçramalar ortaya çıkmasına getirilecek çözümlerden biri de gerçek bir servet vergisi olmalıdır. Hedef grup olarak özellikle son 20 yılda rant gelirleriyle palazlananlar seçilmelidir.
  • Sermaye hareketleri kontrol altına alınmalıdır. Yurt dışına servet kaçırmak önlenmeli; yabancılara dönük TL yükümlülükleri (hisse senedi, tahvil, mevduat vb) için döviz tahsis edilmemelidir.
  • Kamu Özel Ortaklığı isimli projelerin kamulaştırılması hedeflenmeli; bu arada projelere dönük ödentiler TL’ye dönüştürülmeli ve kriz kaynaklı düşük performanslar nedeniyle oluşabilecek garanti ödemeleri iptal edilmelidir. Böyle bir dönemde Kanal İstanbul gibi üzerinde toplumsal uzlaşma sağlanmamış projelerden vazgeçilmeli, kamu ihaleleri ve kaynaklar sağlık sektörüne yönlendirilmelidir.
  • Sonuncusu belki de en önemlisi, devlet salgını bahane ederek yurttaşlar üzerindeki gözetim ve denetim ağlarını yaygınlaştırmamalıdır. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, daha otoriter ve baskıcı bir devlet aygıtının kalıcılaştırılması için fırsat kabul edilmemelidir.

Bu zor süreçte inisiyatif sadece siyasi iktidarda olmamalı, muhalefet partilerinin ve demokratik kitle örgütlerinin (sendikalar, meslek örgütleri) toplumsal rol ve sorumluluğu artırılmalı, salgınla ilgili önlemlerin alındığı toplantılarda ve kurullarda temsili sağlanmalı, salgına karşı mücadele kapsamında benimsenen bilim kurulu yöntemi sürdürülmelidir. 27 Mart 2020, Ankara

Korkut Boratav – Seyhan Erdoğdu – Aziz Konukman – Hayri Kozanoğlu – Bilsay Kuruç – Oğuz Oyan – Mustafa Sönmez – Sinan Sönmez – Serdar Şahinkaya – Taner Timur –
Oktar Türel – İşaya Üşür – Galip Yalman – Ergin Yıldızoğlu
******

Sosyal bilimcilerden ‘kamuculuk, planlama ve dayanışma’ çağrısı

Türkiye’nin önemli sosyal bilimcileri, koronavirüs salgını tüm hızıyla devam ederken,
* ‘Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neoliberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor..’
açıklamasında bulundu özetle..
Biz de aynen katılarak imzamızı koyuyoruz..
Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2020, Ankara


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yeni Ekonomi Programı

Yeni Ekonomi Programı

Prof. Dr. Oğuz OYAN
www.sol.org.tr, 25.09.2018

Yeni Ekonomi Programı (YEP) geçtiğimiz Perşembe günü yani 20 Eylül’de açıklandı. Tumturaklı adı yanıltmasın; bu, üç yıllık Orta Vadeli Program’dan (OVP) başka bir şey değil. Dolayısıyla, adından başka yeni bir tarafı yok. Her yıl Eylül’ün ilk haftası sonuna kadar açıklanması gereken bir program bu. 5018 sayılı yasanın öngördüğü kesin tarihlere bu yıl da uyulmadığını görüyoruz. Üstelik OVP’nin kimin tarafından hazırlanacağına ilişkin kurumsal kargaşa ve yasadışılıklar ayrı bir sorun alanı; Damat’ın bakanlığı burada da yetki genişliğine saparak davranabiliyor. Hukuk devleti bitirilince, kanun devleti bile ayakta duramıyor. Değerli meslektaşım Aziz Konukman bir süredir konuyu ayrıntılarıyla işliyor; dün de Birgün’deki yazısında YEP veya yeni OVP’nin mali hukuktaki yeni konumunu saptıyor ve yasamanın bütçe hakkının son uygulamayla bir kez daha yerlebir olduğunu vurguluyordu.

Bu programı açıklandığı gün TELE 1’e yorumlamıştım. Bu, beş gün önceydi; gündem o kadar hızlı ilerliyor ki sanki aradan aylar geçmiş gibi. Bu arada benim dile getirdiklerimi de içeren çok sayıda yorum ertesi günlerde yayımlandığı için, sanki eskimiş bir konuyu ele alıyor gibiyim. Bazı saptamaları gene de paylaşmak isterim.

Bu girişin de gösterdiği gibi ortada krize karşı tasarlanmış özel bir program yok. Ama bir kriz süreci içinden geçildiği için kaçınılmaz olarak krizin varlığı -sayıların arkasına gizlenmiş biçimde de olsa- dikkate alınmakta.

RTE’nin “kriz yok” yaklaşımıyla resmi / gayriresmi tüm kurumsal örgütlenmeler üzerine koyduğu fiili “krizi tartıştırmama” yasağının, açıklanan bu OVP ile gene fiilen delindiğine tanık olundu. OVP, 2018 gerçekleşme tahminleri ve 2019 öngörüleriyle bir krizin içinden geçildiğini adeta haykırmaktaydı. Bunu aile içi veya yeni tür yönetim içi bir işbölümü olarak da değerlendirmek mümkündü:  Kayınpeder, sokaktaki taraftarının ağzına laf veriyor ve eleştirileri frenlemeye çalışıyordu; damat ise iç ve dış sermaye çevrelerine “durumun farkındayız, merak etmeyin” mesajı yolluyordu.

Ama OVP’nin bugünkü “güçlükleri” oluşturan koşullara ilişkin saptaması da Saray’ınkinden farklı değildi: Damat Albayrak’ın programı açıklarken altını çizmeye büyük özen gösterdiği bölüm, 2013’e kadar nasıl da ekonominin tıkırında gittiği, ama sonrasında Türkiye ekonomisine operasyonlar yapıldığıydı. Operasyon / manüplasyon “kanıtları” Gezi’den başlayıp 15 Temmuz darbe girişimine kadar gidiyor, bugün için de Suriye ve Rahip temaları ima ediliyordu. (Sahi bu Rahip’in kurlar üzerindeki etkisinin devasa faiz artırımı kararlarından daha güçlü olması da hayra alamet değildir!).

Daha önceden gelen birikimli sorunların, 2013 Mayıs ayında (yani Gezi öncesinde) FED’in artık faiz artırımına gideceğini açıklamasıyla birlikte hızla TL’nin değerini etkilemesini ve diğer göstergelere de sıçramaya başlamasının bir türlü doğru algılanamadığını biliyorduk. Ama şimdi, 2013 öncesinden gelen ve 2013-18 arasında iyice yığılan yapısal bozuklukları yalnızca dış kaynaklı operasyonlar üzerinden açıklama çabasına girilmesini, “iktidardaki heyetin süreci anlamaya yönelik yapısal / bilişsel engelleri mi var?” naifliği üzerinden değerlendiremeyiz. 2002’de sorumluluğu tümüyle Ecevit Hükümeti’ne yapışan bir ekonomik kriz süreci sonunda iktidara taşınan bir siyasi hareketin, benzer çapta bir ekonomik krizin sorumluluğunu üzerinden atmak için yapmayacağı şey, başvurmayacağı aldatmaca yoktur.

Açıklanan OVP/YEP, 2018 ve 2019 için öngördüğü yıllık büyüme oranları bakımından bu yılın son çeyreği ile önümüzdeki yılın ilk iki çeyreği bakımından ekonomik küçülme imaları içermektedir. Öbür göstergeler bakımından da olumsuzluğa gidiş tescillenmektedir. Bizde OVP’lerin öngörü gücü çok düşüktür. Kriz dönemlerinde iyice düşer. Dolayısıyla 2020 ve 2021 hedeflerini ciddiye alıp üzerinde tartışmaya değmez. Ama düşük büyüme oranının 2020’de de devam edeceğinin öngörülmesi, ekonomik büyümeyi en büyük siyasi malzemesi yapan bir iktidar açısından, krizin etkilerinin uzun süreceğine ilişkin kayda değer bir olumsuzluk göstergesidir.

Krizi tartışmaya ambargo konulmasından bunalan sermaye çevreleri ile ekonomi yazarlarının bu programı çok “gerçekçi” bulmaları anlaşılır bir şeydir. Ama bu tespit bizi yanıltmamalıdır; program, birçok hedefi bakımından aşırı iyimser gözükmektedir:

-Büyüme oranı,
– işsizlik oranı,
– bütçe açığı / GSYH oranı,
– cari açık,
– ihracat artış oranı,
– enflasyon oranı,
– döviz kuru seviyeleri… 

Bu arada hedefler/öngörüler arasındaki bazı başlangıç tutarsızlıkları da dikkat çekicidir: Program süresince, yani kriz döneminde, iki milyon kişiye yeni istihdam olanağı sağlanması programlanırken bunun nasıl olacağı açıklanmadığı gibi, sabit sermaye yatırımlarındaki 2018-2019’daki toplamda negatif değerin (ve kamu sabit sermaye yatırımlarında 2019’da %-36,1’lik devasa azalışın) karşılığı olabilecek istihdam kayıplarının öngörülere tam yansıtılmış olduğu da kuşkuludur. 2019’da %2,3 düzeyine gerileyen bir GSYH artışına karşılık gelen cari açığın %-3,3 düzeyinde olması ile 2021’de %5’lik bir büyümenin %-2,6’lık bir cari açıkla başarılabilmesi gerçekten şaşırtıcıdır. Meğer ki bu denli kısa bir dönemde ithal ikameci politikalarda imkânsızı başarmak gibi mucize ilerlemeler kaydedilmiş olsun!

İyimser döviz kuru ortalamaları nedeniyle GSYH’nın Dolar olarak gerilemesinin iki yılla (2018-19) sınırlı kalarak atlatılacağı öngörülmüş. Bu yıllarda GSYH 800 milyar Doların altına düştüğü için kişi başına milli gelir de 10 bin Doların altına çekilmiş. Yeniden 2007 seviyesinin altını görmek anlamına gelen bu KBMG düzeyinin, kur kestirimlerinin -büyük olasılıkla- tutmaması sonucunda çok daha dramatik gerilemelere sahne olması beklenmelidir.

OVP / YEP bir anti-kriz program değildir; ama kriz koşullarının programıdır ve bu nedenle de krizin yükünün dağıtımında ister istemez etkileri olacaktır. Bu etkilerin ayrıntılarını şimdiye dek sunulan belgelerde göremiyoruz. Muhtemelen kitlelere taşıtılacak yükün ayrıntılarına bundan sonra da hiçbir resmi belgede yer verilmeyecektir. Ama şimdiden enflasyon vergisi bir yandan, TL’nin değer yitirmesi öbür yandan, başka hiçbir olumsuzluk -işini yitirme, nominal ücret azalması, karşılıksız mesai artışları, sosyal haklardaki gerilemeler– yaşanmasa bile bunların emekçilerin geçim düzeyinde çarpıcı gerilemeler ortaya çıkaracağı öngörülebilir. İşveren kesimi ise, işten çıkarmaların yükünü üzerinden atabilmek veya ücret ödemelerinden kurtulabilmek için şimdiden İşsizlik Sigortası Fonu kapsamında bir kolaylık olarak düzenlenmiş bulunan “Kısa Çalışma Ödeneği” uygulamasını 2009’da olduğu gibi canlandırmanın peşine düşmüştür. Sendikalar, bu ödeneğin işini yitirme eşiğindeki emekçiler için bir hak olarak çalıştırılmasını sağlamakla yükümlüdürler.
***
Konukman’ın önerdiği gibi milletvekillerinin OVP’yi yalnızca sayısal analizi bakımından değil, bütçe hakkını korumaya yönelik bir girişim başlatarak da eleştirinin merkezine yerleştirmeleri gerekir. Yasama organının işlevsizleştirilmiş olmasının ve yeni İçtüzük dayatmasıyla daha da işlevsizleştirilecek olmasının bir gerekçe olarak öne sürülmesi, herhalde en son milletvekillerinin hakkı olmalıdır; zira bu tür bahaneleri olanların o koltukları hemen boşaltmaları gerekecektir. (Bu, topluca yapıldığında ayrı bir siyasi anlam taşır kuşkusuz).

CHP içinden OVP/YEP’e sayısal boyutları üzerinden eleştiriler yöneltilmedi değil. Bunların haklı eleştiriler olması, bir emek mücadelesi eksenine oturmadıkça pek de anlamlı sayılmamalı. Bu arada, hakkını yemeyelim, CHP Genel Sekreteri OVP’lerin rakamlardan ibaret programlar olmasına tepki gösterip, “önerim, demokrasi ve özgürlükler konusunun OVP’de 3 yıllık hedef olarak belirlenmesidir” demiş (20 Eylül 2018 tarihli Cumhuriyet).

  • Otokratik bir teokratik düzen inşası peşinde olduğunu artık saklamaya bile gerek duymayan bir siyasi hareketten birazcık demokrasi ve özgürlük ricasında bulunmanın ne mahsuru var diyebilirsiniz.

Onun yorumunu da artık size bırakalım.