Tek ülkede sosyal demokrasi mümkün mü?

Geniş sol cepheler önümüzdeki döneme damgasını vuracak. Solun politikalarını hayata geçirememesinin yanı sıra, Corbyn’in, Sanders’in önünü kesmek için uygulanan entrikaları da akıldan çıkarmamak gerekiyor.

1997’de AB’nin 15 üyesinin 11’inde sosyal demokrat partiler iktidardaydı. Bugün ise yalnızca birkaç ülkede geniş koalisyonların bir parçası olarak hükümetteler. Üstelik kamuculuğun itibar kazandığı, dayanışmanın öneminin anlaşıldığı, gelir ve servet dağılımı adaletsizliklerine tepkilerin yükseldiği Covid-19 salgını döneminde bile kan kaybetmeye devam ediyorlar.

İngiltere’de yapılan yerel seçimlerde İngiliz İşçi Partisi, yeni lideri Keir Starmer ilk önemli sınavında yenilgiye uğradı. Ülkenin kuzeyindeki Hartlepool ara seçimlerinde de 60’lardan bu yana elinde tuttuğu sandalyeyi Muhafazakârlara kaptırdı. İspanya’da Sosyalist Parti, Madrid seçimlerinde oylarından üçte birinden fazlasını yitirirken merkez sağ desteğini ikiye katlamayı başardı. Almanya, Merkel sonrası döneme hazırlanırken seçime aylar kala Alman Sosyal Demokrat Partisi, kamuoyu yoklamalarında üçüncü sırada bulunuyor.

İşin ilginç yanı, sosyal demokrasinin makus talihinden kaygılananlar arasında küresel sermayenin yayın organlarından Financial Times (FT) da bulunuyor. Gazetenin Editörler Kurulu yorumunda şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Bu son dönemde Avrupalı sosyal demokratların ikinci paradoksal başarısızlığıdır. Küresel finansal krizi piyasanın aşırılıklarını dizginleme geleneğine dayanan bu partiler için altın fırsattı, ancak çoğu bu süreçte öne çıkmayı başaramadı. Pandemi daha fazla dayanışma arzusunu tetiklerken, seçmenlerin daha müdahaleci devlete hoşgörüsünü artırdı. Fakat sosyal demokratlar yine anı yakalamayı başaramadılar.” (14 Mayıs 2021)
FT’ye göre, sosyal demokrat partiler geleneksel tabanları, imalat sanayi işçilerini sağ populistlere; şehirli orta sınıfları ise yeşil-sol liberal partilere kaptırma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Finansal kriz sonrasında kamu hizmetlerinin içini boşaltan kemer sıkma politikalarını zımni olarak onaylamaları da güven zedeleyici oldu.
Önümüzdeki dönemde de düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde, geleneksel sanayi işçileri işlerini kaybetme korkusu yaşarken, şehirli liberallerin yeşil ekonominin en hararetli savunucuları arasında bulunması klasik koalisyonu bir arada tutmalarını zorlaştıracak. Buna karşın güvencesiz hizmet sektörü çalışanlarının kalplerini kazanma şansları var.
FT bugün tıkanan Avrupa sosyal demokratlarının muhakkak bir ilham kaynağı arıyorlarsa Atlantik’in ötesine bakmalarını, Joe Biden’ı yakından izlemelerini salık veriyor. Gerçekten de Biden’ın aşıda patent hakkının kalkmasından yana tavrı, 2 trilyon dolarlık kamu yatırımı planı, zenginlerin ceplerine uzanan vergi politikası önerileri, Clinton ve Obama’nın “üçüncü yol” politikalarının ötesinde, 2. Dünya Savaşı sonrası Kapitalizmin Altın Çağı diye nitelenen dönemin Refah Devleti uygulamalarını anımsatıyor.
Piyasacı ideolojiye teslimiyet
Tarihçi Donald Sassoon’a göre, 1945’ten sonra Batı’da geçerli olan sosyal piyasa ekonomileri hâlâ gelirin, servetin ve eğitim olanaklarının eşitsiz olduğu bir düzende, gelişmiş ülke kapitalizmleri başka toplumsal sistemlerden daha iyi yaşam standartları sunabildikleri dönemde başarılı oldular.
80’ler 90’larla neoliberal dönemde bu yapı çatırdamaya başladı. Son yirmi yılda sol partilerin sağın gündemlerini kabullenmesiyle politik güçleri de iyice zayıfladı. Çoğu sosyal demokrat parti er veya geç istikrar programlarını benimsedi, ücretlerin yerinde saymasına ve eşitsizliklerin artmasına izin verdi, kamu hizmetlerini otuz yıl önce hayal edilmeyecek ölçüde özelleştirdi. Bu süreçten avantajlı çıkanları da vergilendirecek cesareti gösteremedi. Egemen piyasacı ideolojiye teslim olarak oyunu kaybettiler. (The Crisis of European Social Democracy-versobooks.com-19 Nisan 2021)
Öfkeliler hareketi’nin 10’uncu yılı
Sosyal demokrasi açısından tüm bu moral bozucu tartışmalar, 10 Mayıs 1981’de Fransa’da François Mitterrand’ın başkanlık seçimlerindeki tarihi zaferinin 40. yılında yapılıyordu. Mitterand’ın Komünist Parti’yi hükümete davet edişi, ilk dönemdeki tekelci firmaların ulusallaştırılmasını da içeren radikal ekonomi programı hâlâ merkez sol partilerin en cüretkâr hamleleri arasında özellikle hatırlanıyor.
15 Mayıs ise 15-M olarak da bilinen Öfkeliler Hareketi’nin, Madrid’in Puerta del sol meydanında 50 bin kişiyle toplumsal mücadelelere adım atışının 10. yıldönümüydü. Daha sonra İspanya’nın hemen her köşesinde ekonomik krize tepkili gençler meydanları doldurdu, meclis örgütlenmeleri yaygınlaştı. Bu protesto dalgası siyasal ifadesini 2014 başında kurulan Podemos hareketinde buldu. Partileşen Podemos 2015 genel seçiminde at kuyruklu popüler sözcüsü Pablo Iglesias ile oyların %20.7’sini toplamayı başardı.
Pablo IglesIas’ın istifası
Iglesias, Podemos’un irtifa yitirdiği bir süreçte, Madrid yerel seçimlerinde başbakan yardımcılığı görevinden ayrılıp İspanya’nın Trump’ı diye tanınan Isabel Diaz Ayuso’nun karşısında aday oldu. Ayuso’nun, Covid sınırlamalarına meydan okuyan, kamu sağlığı kurallarına uymamayı özgürlük gibi sunan zihniyeti seçmenin aklını çelmeyi başardı. “Ya komünizm ya hürriyet” demagojisi çerçevesinde “pandemi boyunca barları hep açık tuttum. Keyfinizi bozmadım” sözleriyle de sempati topladı. Iglesias da bu yenilginin ardından, siyasetten emekli olmak zamanının geldiğini söyleyerek tüm görevlerinden istifa etti.
Jacobin dergisine bir söyleşi veren parti kurucularından Carlos Monedero, 15-M hareketinin İspanyol toplumunun bilincinde kalıcı izler bıraktığını düşünüyor. Iglesias’ın ayrılışının da, baştan verilen profesyonel politikacı olmamak, siyasi ikbal üzerinden yaşam boyu sürecek kariyerler izlememek sözleriyle uyumlu olduğu görüşünde.
Monedero;
“Hükümetin bir parçası olarak, en azından AB’nin çizdiği sınırlar içinde toplumu değiştirme potansiyeli çok sınırlı. Neoliberal kapitalizmin en berbat etkilerini bir noktaya kadar sınırlayabilirsin, belli alanlarda insanların yaşam koşullarını iyileştirebilirsin, ama koalisyonun küçük ortağı olarak dönüşümü sağlayacak bir gündemi kabul ettirmek çok zor. Iglesias kendisi de bu durumun farkındaydı…” (An interview with: Juan Carlos Monedero, Jacobinmag, 15 Mayıs 2021)
Aslında bu sözler Yunanistan’da Syriza, Portekiz’de Sol Blok, hatta İtalya’da 5 Yıldız hareketi için de geçerli. Sistemin sınırları içinde ehven-i şeri hayata geçirmek ile gerçek programını uygulama isteği arasında sıkışmak…
Gerçekten de Covid salgını döneminde Podemos’un kira artışlarını sınırlama, borcunu ödeyememek nedeniyle konutlardan çıkarılmayı men etme çabaları hep engellerle karşılaştı. Garantili asgari gelir programı ise bir öncü girişim olarak uygulamaya konuldu. Ancak göçmenlerin, bir banka hesabına ve sabit bir ikametgah adresine sahip olmayanların, 23 yaşından küçüklerin kapsanamaması nedeniyle, hedeflenen 850 bin altında, şu ana kadar salt 210 bin aile uygulamadan yararlandı.
Geniş cephe siyaseti
Monedero, Unidas Podemos’tan ayrılanların oluşturduğu Mas Pais ve İspanyol Sosyalist Partisinin solunda bulunanları içeren bir seçim ittifakından yana. Fransa’da ise Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo Yeşiller ve Melenchon hareketini de kapsayan, Macron’a karşı bir sol ittifak oluşturma çabası içinde. Hidalgo Fransız Sosyalist Partisi üyesi olmasına karşın kariyerinde farklı siyasi eğilimleri bir araya getirme başarısıyla tanınıyor. Paris’in merkezinden otomobilleri uzaklaştırma çabası ile öne çıkan Hidalgo’nun ekolojist yönelimi şehirli orta sınıfların da sempatisini topluyor.
Sınıf eksenini ihmal etmeden kadın, LGBT, ekoloji ve ırkçılığa karşı toplumsal hareketleri de içeren geniş sol cepheler önümüzdeki döneme damgasını vuracak gibi görünüyor. Ancak Yunanistan’da İspanya’da solun hükümette vaat ettiği politikaları yaşama geçirememesinin yanı sıra, İngiltere’de Jeremy Corbyn’in, ABD’de Bernie Sanders’in önünü kesmek için uygulanan çeşitli entrikaları da akıldan çıkarmamak gerekiyor.
O nedenle geçmişteki “Tek ülkede sosyalizm mümkün mü?” tartışmasını, artık belki sosyal demokrasiyi ve daha solundaki Podemos gibi radikal sol hareketleri içerecek şekilde “Tek ülkede sosyal demokrasi mümkün mü?” şeklinde genişletmekte yarar var.

SOSYAL BİLİMCİLERİN ÇAĞRISI..

SOSYAL BİLİMCİLERİN ÇAĞRISI..

 

  • Dünya ve ülkemiz ciddi bir virüs salgınıyla zor bir dönemden geçiyor. Halkımız yaşama hakkını koruyabilme savaşımı içindedir. Öncelik, ne kadar süreceği belli olmayan bu dönemi en düşük can kaybıyla atlatmaktır. Ancak salgının olumsuz sonuçları bundan ibaret kalmayacaktır. Halkın, yaşam koşullarını bir bütün olarak gören haklı talepleri de zorlu koşullar içinde bir bir ortaya çıkmaktadır.

ÇAĞRIMIZA KULAK VERIN

Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin
piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neo-liberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor. Aşağıdaki talepler listesini meslektaşlarımızın katkısıyla zenginleştirip geliştirmenin, yukarıda ifade edilen anlayış çerçevesinde imzalarınızla topluma bir mesaj vermenin çok anlamlı olacağına inanıyoruz.

SOSYAL BİLİMCİLERİN ÇAĞRISI

Dünya ve ülkemiz ciddi bir virüs salgınıyla zor bir dönemden geçiyor. Halkımız yaşama hakkını koruyabilme savaşımı içindedir. Öncelik, ne kadar süreceği belli olmayan bu dönemi en düşük can kaybıyla atlatmaktır. Ancak salgının olumsuz sonuçları bundan ibaret kalmayacaktır. Halkın, yaşam koşullarını bir bütün olarak gören haklı talepleri de zorlu koşullar içinde bir bir ortaya çıkmaktadır.

Biz Sosyal Bilimciler halkın taleplerini kendi önerilerimiz olarak kabul ederek kamuoyuna sunuyoruz.

Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neo-liberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor. Aşağıdaki talepler listesini meslektaşlarımızın katkısıyla zenginleştirip geliştirmenin, yukarıda ifade edilen anlayış çerçevesinde imzalarınızla topluma bir
mesaj vermenin çok anlamlı olacağına inanıyoruz.

Gösterdiğiniz dayanışma için şimdiden teşekkür ederiz.

  • Salgından kaynaklanan ekonomik ve toplumsal krizde merkezi devlet, olağandışı bir harcama programı tasarlamalıdır. Bu program sadece sağlık harcamalarından ve salgın ortamında sade yurttaşlara, emekçilere dönük doğrudan ayni ve nakdi desteklerden oluşmalıdır.
  • Acil ve zorunlu mal ve hizmet üretimi dışında bütün işlerin 15 gün süreyle durdurulması acilen değerlendirilmeye alınmalıdır.
  • Tüm işyerlerinde, hamileler, yasal süt izni kullananlar, engelliler, 60 yaş ve üzerinde olanlar korona virüs salgını süresince idari izinli sayılmalıdır. 12 yaşından küçük çocuğu olanlara talepleri halinde ücretli izin verilmelidir.
  • En az 14 gün olmak üzere, salgın süresince yenilenmek kaydıyla, çalışanlara (yıllık izinlerine dokunulmadan) ücretli izin hakkı tanınmalıdır.
  • Tüm işyerlerinde risk değerlendirmesi ve acil durum planları yenilenmeli, tüm çalışanlara korona virüs salgını bilgilendirmesi ve eğitimi yapılmalıdır. İşyerlerinde koronavirüs testinin yapılması dahil tüm sağlık önlemleri arttırılarak azami düzeye yükseltilmelidir.
  • Bütün bunların yapılmaması ve/veya işyerinde korona virüs riskinin ortaya çıkması halinde çalışanların “çalışmaktan kaçınma hakkı”nı kullanacakları ve üretimi durduracakları ilan edilmelidir.
  • İşten çıkarmalar korona virüs salgını süresince yasaklanmalı, işten çıkarmalar ve ücretsiz izinler yerine kısa çalışma ödeneği kullanılmalıdır. Kapanan işletmelerde çalışanların ücretlerini tam veya tama yakın almaları sağlanmalıdır.
  • Korona virüs salgını süresince bütün işçiler süre koşulu aranmaksızın işsizlik ödeneği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmalıdır. Esnek ve yarı zamanlı çalışanlar da bu fondan yararlanabilmelidir.
  • İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki paralar sadece işsizlik ödemeleri için kullanılmalı, işsizlik ödeneğinden ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanma süresi ve miktarı arttırılmalıdır.
  • Salgın boyunca doğalgaz, elektrik, su ve internet ücretsiz sağlanmalıdır. Doğalgaz ve elektrikte dağıtım hizmetleri kamulaştırılmalıdır. Yerel yönetimlerin temiz ve atık su başta olmak üzere hizmetlerinin aksamaması için onlara merkezi bütçeden daha çok kaynak aktarılmalı, dış borçlanmaları konusunda ihtiyaç duyacakları Hazine garantileri verilmelidir.
  • 100’den fazla işçi çalıştıran şirketlerde istihdamı korumak amacıyla, bu kuruluşların kapanmasına izin verilmemeli, gerekirse kamulaştırma yoluna gidilmeli, bu amaçla KİT gibi kuruluşlar eski işletmeci işlevlerini üstlenmelidir.
  • Krizle beraber zora giren sivil havacılık, enerji, finans gibi stratejik sektörlerde kamulaştırma bir zorunluluk haline geldiğinde tereddüt edilmemeli, bu kuruluşlarda özyönetim uygulaması benimsenmelidir.
  • Atıl duruma gelen bazı işkollarındaki fabrikaların, solunum cihazları, hızlı sonuç alıcı tanı kitleri, maske/filtreli maske ve sağlık çalışanları için koruyucu giysi vb. sağlık ürünleri üretimine ayrılması sağlanmalıdır. Bu ürünler ücretsiz veya maliyet fiyatlarından sunulmalıdır.
  • Temizlik ve sağlık ürünlerinin stoklanması, karaborsası, fiyat artışları mutlaka önlenmelidir. Temel gıda maddelerinin temini, gerekirse ücretsiz dağıtımı ve fırsatçı zamların engellenmesi kamu otoritesi tarafından sıkıca kontrol altında tutulmalıdır. Kolluk güçleri ve gönüllü siviller, yaşlı ve riskli nüfusa gerekli gıda ve sağlık malzemelerini ulaştırmak için seferber edilmelidir.
  • Sağlık yardımı almakta olan 10 milyon dolayındaki “kayıtlı yoksullara” kişi başına aylık
    net 500 TL yurttaşlık geliri ödenmeye başlanmalıdır.
  • Öğrenci borçları silinmeli; çiftçi borçları ve ihtiyaç kredileri, faizleri silinerek taksitlendirilmelidir.
  • Devlet hastaneleri ve özel hastaneler ücretsiz sağlık hizmeti vermelidir. Buna uymayan özel hastaneler kamulaştırılmalıdır.
  • Bütçe açığı kaygısı, salgın sürdükçe geçerli olamaz. Merkezi bütçe harcamalarının gerekirse TCMB avanslarıyla karşılanması sağlanmalıdır.
  • Bütçe gelirleri azalırken giderlerinde büyük sıçramalar ortaya çıkmasına getirilecek çözümlerden biri de gerçek bir servet vergisi olmalıdır. Hedef grup olarak özellikle son 20 yılda rant gelirleriyle palazlananlar seçilmelidir.
  • Sermaye hareketleri kontrol altına alınmalıdır. Yurt dışına servet kaçırmak önlenmeli; yabancılara dönük TL yükümlülükleri (hisse senedi, tahvil, mevduat vb) için döviz tahsis edilmemelidir.
  • Kamu Özel Ortaklığı isimli projelerin kamulaştırılması hedeflenmeli; bu arada projelere dönük ödentiler TL’ye dönüştürülmeli ve kriz kaynaklı düşük performanslar nedeniyle oluşabilecek garanti ödemeleri iptal edilmelidir. Böyle bir dönemde Kanal İstanbul gibi üzerinde toplumsal uzlaşma sağlanmamış projelerden vazgeçilmeli, kamu ihaleleri ve kaynaklar sağlık sektörüne yönlendirilmelidir.
  • Sonuncusu belki de en önemlisi, devlet salgını bahane ederek yurttaşlar üzerindeki gözetim ve denetim ağlarını yaygınlaştırmamalıdır. Virüs tehlikesinin getirdiği günlük yaşamdaki bazı kısıtlamalar, daha otoriter ve baskıcı bir devlet aygıtının kalıcılaştırılması için fırsat kabul edilmemelidir.

Bu zor süreçte inisiyatif sadece siyasi iktidarda olmamalı, muhalefet partilerinin ve demokratik kitle örgütlerinin (sendikalar, meslek örgütleri) toplumsal rol ve sorumluluğu artırılmalı, salgınla ilgili önlemlerin alındığı toplantılarda ve kurullarda temsili sağlanmalı, salgına karşı mücadele kapsamında benimsenen bilim kurulu yöntemi sürdürülmelidir. 27 Mart 2020, Ankara

Korkut Boratav – Seyhan Erdoğdu – Aziz Konukman – Hayri Kozanoğlu – Bilsay Kuruç – Oğuz Oyan – Mustafa Sönmez – Sinan Sönmez – Serdar Şahinkaya – Taner Timur –
Oktar Türel – İşaya Üşür – Galip Yalman – Ergin Yıldızoğlu
******

Sosyal bilimcilerden ‘kamuculuk, planlama ve dayanışma’ çağrısı

Türkiye’nin önemli sosyal bilimcileri, koronavirüs salgını tüm hızıyla devam ederken,
* ‘Bugün tüm dünya sağlığın, eğitimin, temel ihtiyaç maddeleri üretiminin piyasa süreçlerine terk edilmesinin bedelini ödüyor. Artık neoliberal ezberlerin terk edilmesinin; kamuculuk, planlama, toplumsal dayanışma gibi kavramların tekrar benimsenmesinin zamanı geldi de geçiyor..’
açıklamasında bulundu özetle..
Biz de aynen katılarak imzamızı koyuyoruz..
Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2020, Ankara


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Finansal göstergeler alarm veriyor

Finansal göstergeler alarm veriyor

Hayri KOZANOĞLU
BİRGÜN

Türkiye, seçimlere alarm veren finansal göstergelerle giriyor. İsterseniz lafı uzatmadan 5 kritik veri üzerinde yoğunlaşalım:
1- Kamunun borçlanma maliyetleri artıyor 
finansal-gostergeler-alarm-veriyor-478427-1. 

2 – CDS (Kredi Temerrüt Takası) primleri yükseliyor
Kamunun borçlanma maliyetleri mevduat ve kredi faizleri için taban oluşturur. Eğer para basma olanağı bulunan kamu bile bu denli yüksek faizle borçlanıyorsa, öbür faizler çok daha üst noktalara sıçrar. Yabancıların ve yerli yatırımcıların döviz kuru riski nedeniyle ve borçların ödenmesinde zorluk yaşanacağı endişesiyle ancak bu faizlerle kamuya borç verdikleri gözleniyor. Türkiye’nin önünde

  • ya “yüksek enflasyon – yüksek faiz” senaryosu
  • ya da “gerileyen enflasyon – yüksek reel faiz” senaryosu bulunuyor.Her ikisi de farklı sorunlara işaret ediyor. Örneğin enflasyon düşerse bu kez söz konusu faizlerin reel maliyeti artacak, ödenmesi iyice zorlaşacaktır.

Türkiye’nin CDS, kredi temerrüt takası primi de ciddi bir sıçramayla 307 puana yükseldi. CDS, bir ülkenin aldığı kredilerin sigortalanması için talep edilen bedel anlamına geliyor. 5 yıllık CDS verileri gösterge kabul ediliyor. Daha Ocak 2018’de CDS 162’yken, bugün 300’ün üzerine çıkması ekonominin geleceğine ilişkin ciddi bir kaygıyı yansıtıyor. ABD’nin aynı vadedeki tahvillerinden, bir ülkenin tahvilleri için ne kadar ek faiz talep ediliyorsa, bununla CDS priminin kabataslak birbirine eşit olması beklenir. Türkiye’nin 2027 vadeli tahvilleri için, ABD tahvillerinden %3,07 daha yüksek, %5,82 faiz talep edilmesi bu varsayımı doğruluyor.

Bazı Ülkelerin CDS Primleri :

finansal-gostergeler-alarm-veriyor-478428-1.

Merkez Bankası’nın son verilerine göre Döviz Tevdiat Hesapları (DTH), 204 milyar $ gibi korku verici bir düzeyde bulunuyor. Ne var ki bu rakam, 2017 sonundaki 201 milyar dolara göre çok ciddi bir artış sergilemiyor. Ocak 2018’de Dolar kurunun 3.77 TL olduğunu hatırlarsak, şimdiki düzeye ulaşması için çok ciddi bir döviz talebi bulunması gerektiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu talebin döviz mevduatlarına yansımaması, yastık altına veya yurt dışına döviz aktarıldığı kuşkusunu güçlendiriyor.

3 – Döviz Tevdiat Hesapları 200 milyon doların üzerinde

Son verilere göre Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervleri bir önceki haftaya göre 3.2 milyar $ gerileyerek 78.9 milyar Dolara indi. Buna karşın kısa vadeli borç stoku, 2017 sonuna göre %6,5 oranında artışla 125.5 milyar Dolara yükseldi. Uluslararası piyasalarda en yakından izlenen bir gösterge, rezervlerin kısa vadeli borçlara oranıdır. Altın rezervlerini de katarak bu oranı hesaplarsak, %82,5 gibi çok kritik bir düzeye düştüğünü görürüz. Bu oran, 2016 sonunda %104,6; 2017 sonunda ise %91,4’tü.

finansal-gostergeler-alarm-veriyor-478429-1.

4 – Döviz rezervleri eriyor

finansal-gostergeler-alarm-veriyor-478430-1.finansal-gostergeler-alarm-veriyor-478431-1.

Son istatistikler yabancıların bayram öncesindeki hafta 289 milyon Dolarlık hisse senedi alırken, 460 milyon Dolarlık devlet iç borçlanma senedi (DİBS) sattığına işaret ediyor. Böylelikle yabancıların portföylerindeki hisse senetleri 34.8 milyar Dolara, DİBS senetleri 22.3 milyar Dolara gerilemiş bulunuyor.

5 – Yabancılar portföylerini boşalttı bile!

Toplamda 57.1 milyar Dolarlık bu portföy tutarı, 2012 sonunda 132.7, 2014 sonunda 113.5, daha 2018 Ocak itibariyle 85.9 milyar Dolardı.

3 belirleyici etmeni;

1. yabancı satışlarını,
2. borsa endeksinin düşüşünü (tahviller için DİBS faizlerinin yükselişini) ve
3. TL’nin Dolar karşısında değer yitirişini

göz önüne alırsak, hepsinin ortak etkisiyle, seçime girmeden yabancılar fiilen portföylerini boşaltmış görünüyor.
=================================

Dostlar,

Seçim yasakları nedeniyle bu makaleye biz yorum yaz(a)mıyoruz…

Ancak;

  • ..ülkemizin içine sürüklendiği ekonomik durum bizi çok üzüyor, kaygılandırıyor..

Seçim sonrasında görev alacak iktidarların, son derece akılcı ve orta – alt toplum katmanlarını ezmeyecek politikalarla bu ağır bunalıma çözümler üretmesini diliyoruz.Tüm olumsuzluklara karşın ülkemizin özgücünün (potansiyelinin) bu çok ağır bunalımı da aşmaya yeteceğini düşünüyoruz; son derece akılcı ulusalcı ekonomi politiklarıyla!

Sevgi ve saygı ile. 24 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com