TOBB Başkanı : Davalarda haksız çıkıyorduk…

[Haber görseli]

TOBB başkanı ‘engel kaldırmış’:
Davalarda haksız çıkıyorduk…

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Beşinci kez Türkiye Odalar Borsalar Birliği (TOBB) başkanı seçilen Rifat Hisarcıklıoğlu
“İş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip hükümetimizle birlikte kaldırdık.” dedi.

2001’den bu yana TOBB Başkanlığını sürdüren Hisarcıklıoğlu, TOBB 74’üncü Genel Kurul konuşmasında istihdam maliyetlerinin düşürülmesini ve

  • iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işveren lehine değiştirilmesini sağladıklarından

söz ederek;

“Büyük sıkıntı yaşadığımız bir başka alan, yargı sistemiydi. Özellikle iş mahkemelerindeki davalarda işveren %99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık. Aylar, hatta yıllar süren davalar, artık günler-haftalar içinde çözülüyor. Bu vesileyle, bizlere her zaman destek olan sayın cumhurbaşkanımıza, başbakanımıza, bakanlarımıza ve Meclis’imize, bizimle birlikte çalışan, emek veren bürokratlarımıza, camiamız adına teşekkür ediyorum.” dedi.

‘Zorlaştırmayın, kolaylaştırın’

TOBB başkanı şöyle konuştu: “Kültürümüzde güzel bir söz var: ‘Zorlaştırmayın, kolaylaştırın.’
Biz de iş ve yatırım ortamı önündeki engelleri tespit edip, hükümetimizle birlikte kaldırdık.

  • En çok şikâyet ettiğimiz konu olan, istihdam maliyetlerinin düşürülmesini sağladık.
  • İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, KOBİ’lerimize büyük yükler getiriyordu, bunları kaldırttık.

Mesleki yeterlilik konusunda da hemen inisiyatif aldık. 81 ilde üyelerimize tehlikeli mesleklerde sınav ve belgelendirme hizmeti verdik.”

Arabuluculuk koşulu

‘Dava şartı olarak arabuluculuk’ kurumunu da ilk kez uygulamaya koyan kanuna göre, düzenlemede yer alan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu kılınıyor. Bu kapsamda yasaya veya bireysel ya da toplu iş sözleşmesine dayanan işçi, işveren alacağı, tazminatı ve işe iade istemiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulması dava koşulu olarak aranacak. Arabulucuya başvurma zorunluluğu için alacak veya tazminat isteminin iş ilişkisinden kaynaklanması gerekecek.

İşçi kıdem, ihbar gibi tazminat ve fazla mesai, yıllık izin gibi ücret; işveren de alacak ve tazminat kalemleri için dava açmadan önce arabulucuya başvuracak.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/977131/TOBB_baskani__engel_kaldirmis___Davalarda_haksiz_cikiyorduk….html 17.5.18 -17.5.18, Cumhuriyet

================================================
Dostlar,

YEREL – KÜRESEL SERMAYENİN EMEK DÜŞMANLIĞI AYNI İLKELLİĞİYLE SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ??

Bu bağlamda yazılıp söylenecek öyle çok şey var ki..
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, ülkemizde öteden beri tartışılan İŞ KAZALARI – MESLEK HASTALIKLARI sorununa çözüm için adeta tepkisel olarak çıkarıldı. 30 Haziran 2012’de aşamalı olarak yürürlüğe kondu. Tüm çalışanlara düzenli iş sağlığı – güvenliği eğitimleri başlatıldı….

Sanayiden ya da değil tüm işyerlerinde ilke olarak İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ / ÇALIŞAN SAĞLIĞI BİRİMLERİ oluşturulması hedeflendi. Kamu işyerleri de içinde olmak üzere. Ne var ki bu hüküm 3 kez ertelendi ve 2020 yılına ötelendi. Kurallar epey gevşetildi işveren yararına.. Dolayısıyla İş Sağlığı Güvenliği göstergelerimiz perişan!

Meslek hastalıklarına tanı konamıyor.. Örtük – saklanan salgın sürüyor.. En son 2016 verisiyle 597 meslek hastalığı tanısı elde. Oysa 29 milyonu bulan resmi istihdam için, uluslararası yazına (literatüre) göre yıllık en az binde 4 insidens (yeni tanı) hızı ile 116 bin meslek hastalığı tanısı konması bekleniyor!

İkinci temel gösterge İŞ KAZALARI.. Çalışma ve SG Bakanlığı ile gönüllü kuruluş İş Sağlığı – Güvenliği Meclisi (www.guvenlicalisma.org) farklı rakamlar veriyor. Doğallıkla anlaşılabileceği gibi Bakanlık hep “çok eksik” saptama yapıyor!? Adı geçen Meclis’in 2017 sonu verisi 2006 İŞ CİNAYETİ’dir! AKP’li 15,5 yılda 21 022 iş cinayeti!

  • Emekçiler, ağır “bildik” sömürüye ek olarak, devr-i post-modernitede (KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm çağında) sermayeye KAN ve CAN VERGİSİ ödemektedir! Çıplak gerçek bu-dur!

TOBB başkanı, “sermaye sınıfı” temsilcisi olarak “işini yapmakta“. Yüzünde gülücükler esiyor..
Ne var ki, emek örgütleri ülkemizde bölük – pörçüktür. Kayıt dışı istihdam en iyimser 1/3 düzeyinde iken, kayıt içi çalışanların yaklaşık %12’si sendikalıdır. TÜRK-İŞ, DİSK‘e ek olarak AKP döneminde HAK-İŞ‘in hormonlu olarak büyütüldüğü bildirilmektedir.. Gene de bu %12’nin yaklaşık yarısı toplu sözleşme yetkisi olan sendika üyeleridir. Bir başka anlatımla, 21. yy.’ın şafağında Türkiye’de emekçilerin (salt 4857 sayılı İş Yasası kapsamında olanlar!) %94-95’i emeklerinin karşılığını işverenle toplu pazarlığa, greve konu edinme olanağından yoksundur. Oysa işveren yüksek oranda ve monoblok, kaya gibi örgütlüdür; TİSK! Ayrıca, bay Hisarcıklıoğlu’nun 17 yıldır başkan olarak kazık çaktığı TOBB…

Türkiye işvereni, küresel sermaye ve taşeron siyasal iktidarlar elbirliği (ittifakı) ile yabanıl (vahşi) ve hızlı özelleştirmelerle ülkemizde geldiği yer, sağladığı “başarı” (!) ile övünebilir!

  • Çalışanların kan ve can vergisi ile EN ÇOK (MAKSİMUM) KÂR ve
    SERMAYE BİRİKİMİ’ne devam öyle mi?!

Sürdürülebilir mi? Hiç sanmıyoruz.. Maksimum kâr, yerini yeni bir uzlaşma ile “makul (reasonable) kâr” a bırakmak zorundadır.. 1760’lardan bu yana (1. Sanayi Devrimi) benzer birçok kırılma, dönüşüm örnekleri belleklerde ve tarihte kayıtlıdır.

İktidar ise iş cinayetlerini “.. bu işin fıtratında var..” diyerek en ilkel biçimde kabul ettirme, hatta meşrulaştırma çabasındadır. Başlıbaşına bu ilkel tutum, ülkemizdeki emekçi cinayetlerinin temel nedenidir! Oysa UN-ILO (Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü) verilerine göre

  • Meslek hastalıkları %100, iş kazaları ise en az %98 önlenebilir niteliktedir. 

Üstelik üretim maliyetlerinin %5’ini aşmayan harcamayla.
Üstelik, iş sağlığı – güvenliği giderlerinin işverence vergiden düşülmesi olanaklıyken..

Gerçekte ise işveren, söz konusu %5 maliyeti bütünüyle topluma yansıtmakta; ulusal kaynaklar verimsiz ve insancıl olmayan biçimde israf edilmektedir.

İş mahkemelerinin kuruluş, görev, yetki ve yargılama usulünü düzenleyen 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 25.10.2017 günlü ve 30221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 01 Ocak 2018’de yürürlüğe giren İş Mahkemeleri Yasasının 3. maddesi ile yasaya veya bireysel ya da toplu iş sözleşmesine dayanan işçi, işveren alacağı, tazminatı ve işe iade istemiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulması dava koşulu olarak aranacaktır.

Öte yandan, ZORUNLU ARABULUCULUK dayatması Anayasaya açıkça aykırıdır!

İş uyuşmazlıklarında dava şartı olarak arabuluculuk, Anayasa’nın 2., 36. ve 49. maddelerine aykırıdır.

Hak arama hürriyeti
Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

TOBB’un uzatmalı başkanı açıkça itiraf ediyor; iş davaları mahkemelerde %99 aleyhimize çıkıyor ve uzuyordu ama zorunlu arabuluculukla hem lehimize biti(rili)yor hem de tez elden sonuçlanıyor. 1 taşla 2 kuş vurmuş oluyor TOBB üyesi işverenler. Mahkemelerde yargıçları pek etkileyemediklerinden, arabulucuyu yönlendirmek daha kolaylarına geliyor. Olan emekçiye oluyor. Anayasal hakkı olan mahkemeler önünde hak arama özgürlüğü dolaylı olarak gasp edilmiş oluyor. TOBB başkanı, emekçilerden esirgenen – çalınan bu anayasal hak için iktidara teşekkür etmekte. Bizim yurdumuzun emekçisi iktidarın kendinden yana değil, sermayeden yana tutumlarını görebiliyor mu acaba?

Öte yandan, görülecek iş davalarında zorunlu arabuluculuk düzenlemesinin bir biçimde Anayasa Mahkemesi önüne götürülmesi yerinde olacaktır.. (götürülüp – götürülmediğini, sonucu bilmiyoruz??)

Ne yazık ki sermaye, günümüzde küresel ortaklıklarıyla dünden çok daha azgındır.
Siyasal iktidarları ciddi biçimde çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir.
Ancak 21. yy. insanını “dün” olduğu gibi sürgit ve vahşetle sömürmek artık olanaksızdır.

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Aile Hekimlerinin İşçi Sağlığı ile İlgili Yükümlülükleri

Aile Hekimlerinin İşçi Sağlığı ile İlgili Yükümlülükleri

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yasa ile işçi sağlığının korunması bakımından alınması gereken önlemler çeşitli düzenlemelerle belirlenmiştir. Sektör ayrımı olmaksızın bir (1) ve daha çok çalışanı olan kamu ve özel bütün işyerleri ve tüm çalışanlar bu Yasa kapsamındadır.

Yasaya ve tehlike sınıfına göre ASM ve TSM hekimlerini de ilgilendiren yükümlülükler şunlardır:

  • 01 Ocak 2013 tarihinden başlayarak 1 (bir!) çalışanınız bile olsa Risk Analizi (Risk Değerlendirmesi), Acil Eylem Planı (Acil Durum Planlaması) yaptırmakla yükümlü ve çalışanlarınıza İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi aldırmak zorundasınız. Eğer 50’nin üstünde çalışanınız varsa iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurma yükümlülüğünüz var.
  • 01 Ocak 2014’ten başlayarak 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi bulundurma zorunluluğu getirilmiştir.
  • 01 Temmuz 2016 sonrasında ise 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için İş Güvenliği Uzmanı ve İşyeri Hekimi bulundurma zorunluluğu başlayacaktır.

TBMM’ye verilen “Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 66. maddesiyle kamu kurumları ile 50’den az işçisi olan az tehlikeli işyerlerinde uzman ve hekim çalıştırma zorunluluğu 1 Temmuz 2017 tarihine ertelendi.

6331 sayılı yasa yayımlandığında kamu kurumlarında iş güvenliği profesyoneli görevlendirme zorunluluğu 1 Temmuz 2014’te yürürlüğe girecekti. Ama yapılan düzenlemelerle bu zorunluluk önce 1 Temmuz 2016’ya ertelendi şimdiyse 1 yıl sonrasına bırakılmış oldu.

1 Temmuz 2016 tarihini dikkate alan pek çok kurum iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi görevlendirmesi veya bu konuda hizmet alımı yapmıştı. Kamu kurumlarının ertelemeyle birlikte ödemeler konusunda nasıl bir tavır takınacağı  belirsizken bu durumun işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının mağduriyetlerine yol açabileceği düşünülüyor.

ASM ve TSM’ler tehlikeli sınıfta işyerleridir.
Bu yüzden işçi çalıştıran ASM’lerde 1 Ocak 2014 tarihinden beri iş güvenliği uzmanı ve
işyeri hekimi bulundurma zorunluluğu vardır
.

Yukarıdaki maddelere uyulmadığı takdirde uygulanacak idari cezalar :

İşyerinin risk analizi (risk değerlendirmesi) yapılmamış ise işverene; 3.000 Türk Lirası ve yaptırılmadığı her ay için 4.500 Türk Lirası para cezası, (1 Ocak 2013’ten başlayarak
uygulanmaya başlandığı düşünülürse ödenecek cezalar çok ciddi rakamlara ulaşacaktır.)

İşyerinde gerekli denetim, ölçüm ve araştırmalar yapılmadıysa işverene; 1.500 Türk Lirası para cezası,

Çalışanlarına İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi aldırmayan  işverene, çalışan başına ayrı ayrı 500 Türk Lirası para cezası uygulanacaktır.

Bulundurmadığınız iş güvenliği uzmanı için 5.000 Türk Lirası, İşyeri Hekimi için 5.000 TL para cezası uygulanacak ve bu cezalar, aykırılığın sürdüğü her ay için devam edecektir. (Örneğin 1 yıl süre ile iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi bulundurmayan bir işyerine ortalama 120.000 TL
ceza kesilecektir.)

İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin işyeri tehlike sınıflarını incelemek için tıklayınız.

86.21.02 Aile ve toplum sağlığı merkezleri tarafından sağlanan yatılı olmayan genel hekimlik uygulama faaliyetleri (yatılı hastane faaliyetleri ile ebeler, hemşireler ve fizyoterapistlerce gerçekleştirilen paramedikal faaliyetler hariç) Tehlikeli

*6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 6 ve 7. maddeleri ile Yürürlük başlıklı
38. maddesinden kaynaklanan bu zorunlulukta erteleme yapılmıştır.

Meclis’te geçen hafta kabul edilen torba kanun tasarısının 66. maddesi şu şekildedir:

“MADDE 66- 20/6/2012 tarihli ve 633l sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 38 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “1/7/2016” ibaresi “1/7/2017″ şeklinde değiştirilmiştir.”

Bu madde, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi istihdam etmeyi öngören maddenin yürürlüğe gireceği tarihi düzenlemektedir.

Yapılan düzenlemeye göre, tüm kamu kurumları açısından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi istihdam etme zorunluluğu 1 Temmuz 2017’e ertelenmiştir.”

http://www.hekimpostasi.org.tr/2016/10/10/kamuda-uzman-ve-hekim-calistirma-zorunluluguna-bir-yil-erteleme/
================================
Dostlar,

6331 sayılı “İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU” 30/6/2012’de 28339 sayılı RG’de yayımlanmıştı. Öncesinde yaşanan ve Türkiye kamuoyunu isyan ettiren İŞ CİNAYETLERİNİ önleme amaçlı bir sıkıyönetim yasası idi adeta. Ancak yangın sürüyor.. Bu yasayı izleyen 2. yılda 13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 emekçiyi sermayenin iktidar destekli sınırsız kâr hırsına kurban verdik. Bu yasanın kimi maddeleri sulandırılarak ötelendi. Son olarak kamu işyerlerinin sağlık – güvenlik uzmanları çalıştırma yükümünün 1 Temmuz 2017’ye ertelendiğini görüyoruz. Yüce Parlamento “gerçekte” çoook meşgul ama nedense özel kesimden veya kamudan Çalışma Bakanlığı eliyle getirilen istemler kolayca gündeme alınabiliyor ve istenen yönde geçirilebiliyor..

Oysa Kamu sektörünün özel sektöre öncü ve örnek olması beklenmez mi?? Balık baştan mı kokuyor?? Kamu kendisi yükümlülükten kaçınca özel sektörde etkili denetim ve yaptırım olanağı da azalıyor.. Sonuçta bedeli gene emekçiler ödüyor kan ve canlarıyla..

Uluslararası yazında (literatürde) buna KAN VE CAN VERGİSİ deniyor.. (ILO kaynakları)
2016 yılı içinde Eylül ayında en az 141, yılın ilk dokuz ayında ise en az 1421 işçi yaşamını yitirdi.. Bu acı rakam, İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi adlı gönüllü sivil kuruluşun erişebildiği.. Acaba Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hangi rakamı veriyor; daha büyük, daha küçük? Güncel olabiliyor mu? Olamıyorsa niçin?? Hep geriden geliyor..

Emekçilerin de siyasal iktidarda hak ettikleri oranda temsil edilmesi durumunda bu olabilir mi?
Emek sendikalarının bu yakıcı sorunda ne gibi çalışmaları var?
Muhalefet bir soru önergesi sunabilir mi TBMM’ye??
*****
Bu tablo sürdürülebilir mi??
Hangi vicdan, hangi hukuk, hangi sermaye ve hangi sermaye güdümlü iktidarla??

Sevgi ve saygı ile.
20 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü 28 Nisan 2016 Teması : İŞYERİNDE STRES ve Çağrışımlarımız..

Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü
28 Nisan 2016 Teması :
“İŞYERİNDE STRES.. Ortak bir zorluk..”

ILO_logo

 

İşyeri Sağlığı ve Güvenliği

ILO “işyerinde stres” ile ilgili farkındalığın artırılması ve
bu konuda ortak çaba gösterilmesi çağrısında bulunuyor.

(AS: Bizim kapsamlı irdelemememiz yazının altındadır..)

Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü 28 Nisan 2016 tarihinde

  • “İşyerinde Stres: Ortak bir zorluk” teması altında kutlanıyor.Konuyla ilgili yeni bir ILO raporu işyerinde stresin neden olduğu psiko-sosyal tehlikelerin görülme sıklığının farkına varılması ve bu tehlikelerin etkilerinin sınırlandırılması için ortak çabaların artırılması gereksinimine vurgu yapıyor.
Basın açıklaması | 28 Nisan 2016 Perşembe

 

Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Günü bu yıl Türkiye’de 2. kez kutlanıyor.
Bu yılkı Dünya İSG Günü’nün amacı, iş kaynaklı strese ve bu sorunun çalışma yaşamındaki yerine daha fazla dikkat çekmek.

“İşyerinde stres – ortak bir zorluk” başlıklı yeni bir ILO raporu bu sorunla ilgili genel farkındalık düzeyinin artırılması, konunun mevzuat ve politikalarda daha kapsamlı bir şekilde ele alınması ve konuyla ilgili verilerin toplanmasına daha çok ilgi gösterilmesi gereksinimini dile getiriyor.

İşyerinde stres, işyerindeki psiko-sosyal etmenlere bağlı olarak ortaya çıkmakta ve kişiden istenen işlerle, kişinin bu istemlerle başaçıkmak için kullanabileceği kaynaklar arasında bir dengesizlik olmasından kaynaklanmaktadır. Stresin etkileri kişiden kişiye değişmekle birlikte, stres gerek kalp-damar hastalıkları, tükenmişlik sendromu ve depresyon gibi sağlık sorunlarına; gerekse artan sigara tüketimi, sağlıksız beslenme ve uyku bozuklukları gibi davranışlara neden olabilmektedir.

Güvenilir ve karşılaştırılabilir verilerin elde edilmesi zor olmakla birlikte, Avrupa’ya ilişkin veriler 2009’da işgücünün ortalama %22’sinin stres yaşadığına ve yitirilen toplam işgünlerinin %50-60’ının işe bağlı stres nedeniyle yaşandığına işaret etmektedir (2009 AB Risk Gözlemevi Raporu). Bu sorun giderek artma eğilimi sergilemektedir.

ILO Türkiye Direktörü Numan Özcan, Dünya İSG Günü’nü kutlamak için yaptığı açıklamada şu hususa vurgu yapmıştır:

İşyerinde stres, maalesef günlük çalışma yaşamımızda çok sık karşılaştığımız bir gerçektir. Stres özellikle iş devamsızlığı (çok sık işe gelmeme) veya sürekli çalışma (mesai saatleri dışında çok fazla çalışma) şeklinde kendini göstermekte; çalışan motivasyonunu, memnuniyetini ve bağlılığını azaltmakta ve çalışan devir oranlarını artırarak verimliliği etkilemektedir. Bununla mücadele etmek için hepimizin kimi yöntemler geliştirmeye gerek var.” 

Bununla birlikte, Yeni ve Yükselmekte Olan Risklerle ilgili İlk Avrupa İşletmeler Anketi’ne (ESENER Raporu) göre, yöneticilerin %80’i psiko-sosyal risklerden endişe duyarken, yöneticilerin %33’ünden daha azının bu risklerle başa çıkmak için süreçleri bulunmakta.

Bu yılki ILO raporu da psiko-sosyal risklerin yönetilmesinin ulusal İSG politikalarına dahil edilmesi; psiko-sosyal risklerin, işyerinde değerlendirilmesi gereken riskler kategorisine alınması ve ruhsal ve davranışsal bozuklukların meslek hastalıkları listesine dahil edilmesi için, hükümetlerin, işverenlerin, çalışanların ve temsilcilerinin ortak çaba göstermesine gerek duyulduğuna vurgu yapıyor.

Ayrıca, endişelerini dile getirebilmeleri amacıyla işyerlerinde çalışanlara etkili bir söz hakkı verilmesinin sağlanması ve işyerlerinde, çalışanlar için sosyal destek sistemlerinin kurulmasının teşvik edilmesi de büyük önem taşıyor. Örneğin İş Teftiş Kurulları, sendikalar veya işletmeler tarafından gönüllü rehberlik malzemelerinin geliştirilmesi, daha resmi ve bağlayıcılığı olan düzenleyici standartların oluşturulmasında ilerleme kaydedilmesi için yararlı olabilir.

Bu yıl ILO Türkiye Ofisi, 2016 Dünya İSG Günü’nü İzmir Ekonomi Üniversitesi tarafından düzenlenen bir İSG Sempozyumu çerçevesinde İzmir’de kutlayacak.

Sendikal hareket, 1996 yılından bu yana 28 Nisan gününde iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yaralanan veya yaşamını yitiren işçileri anıyor. ILO, ölüm ve yaralanmaların önlenmesine yönelik yıllık tematik (AS: konulu) kampanyalar düzenleyerek, bu günü hem bir anma günü hem de bir kutlama günü olarak kabul ederek bu kampanyaya 2003 yılında katılmıştır. (http://www.ilo.org/ankara/news/WCMS_475262/lang–tr/index.htm)

Daha çok bilgi için:
Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü 
İzmir Ekonomi Üniversitesi, İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyum

==============================================

Dostlar,

Büyük yoğunluğumuz nedeniyle bu konuyu 1 hafta gecikerek paylaşabiliyoruz.. 2 Mayıs 2016 günü İstanbul’da Ulusal Kanal’da EKOPOLİTİK Programında Sn. Çetin Ünsalan’ın konuğu olduğumuzda bu temaya değindik (https://youtu.be/CQaoA228SS0).

ILO’ya elbette çabaları için teşekkür ederiz.
Ancak işyerinde stresin, KüreselleşTİRmeden = Yeni Emperyalizmden kaynaklanan temel ekonomo – politik sorunlar kaynaklı olduğu asla gözardı edilemez. Bunlar başlıca;

– Yüksek İşsizlik tehdidi
– Esnek istihdam
– Güvencesiz istihdam
– Sendikal örgütsüzlük
– Yetersiz ücret; yoksulluk ve yoksunluk
– Emekli olamama kaygıları
– Sermayenin küreselleşerek spekülatif finans-kapitale (kumarhane kapitalizmine) dönüşümü
– ….

Bu temel, ciddi ve ağır sistematik sorunlara katılımcı ve işleyen – ussal çözümler üretmeden çalışanların iş – işyeri kaynaklı stresini yönetmek nasıl olanaklı olabilecektir? Yerel sermaye ile bütünleşerek (gerçekte onları yutarak!) iyice güçlenen ve tekelleşen küresel sermaye, giderek uzlaşmaz – dayatmacı tutumlar izlemektedir. Öyle ki; emekçilere, onca ağır vergi ve sömürü yetmezmiş gibi, son birkaç on yılda yepyeni (!?), post-modern (!?) bir vergi daha yüklenmiştir! Akıllara durgunluk veren KAN ve CAN VERGİSİ emekçilere vahşetle ödetilmektedir! Bu çarpıcı saptamanın kanıtları iş cinayetleri ve meslek hastalıklarıdır. ILO verisiyle (2015) her gün 865 bin emekçi çalışırken – üretirken işyerinde yaralanmakta – hastalanmakta – ölmektedir! Yılın 365 gününde bu rakam 316 milyon gibi muazzam bir büyüklüğe erişmektedir. Oysa bilimsel olarak meslek hastalıkları %100, iş kazaları –  cinayetleri %98 önlenebilir durumdadır. Üstelik son derece makul giderlerle.. Toplam üretim maliyetinin %5’ini geçmeyecek düzeyde. Ayrıca bu giderler vergi yasalarımıza göre gider gösterilerek vergi matrahından düşülebilirken. İşverenler  bu giderlerden kaçınarak, maliyeti topluma yansıtmakta ve yine ILO verileriyle (Takala, 2005) ulusal gelirin (GSMH) %4-6,5’i arasında daha ağır bir maliyet yüklemektedirler. Ayrıca yukarıda sıralanan nedenlerle de, sermayenin tunç yasası bağlamında kârlarını en çok kılmak (kâr maksimizasyonu) için ödünsüz çaba içindedirler.

Burada son derece önemli bir makro soruna daha mutlaka vurgu yapmak gerekiyor : Nitelikli olmayan (unqualified) emekçilerin işyerlerinde döngüsü (turnover) çok hızlıdır. Daha açık bir anlatımla niteliksiz emekçiler 2-3 yıl çalıştırılıp çıkarılmakta, yerlerine yenileri alınmaktadır. Nitelikli çekirdek emekçiler işte tutulmakta ancak öbürleri hızla yenilenmektedir. Benzetmek incitici ama adeta garanti süresi dolmadan! Dolayısıyla bu işletmelerde meslek hastalıkları da görülmüyor (!). Tıpta (Epidemiyolojide) bu aldatıcı duruma ironik olarak “sağlıklı işçi etkisi” denilmekte. Nitekim dünya genelinde yıllık toplam meslek hastalığı saptaması 1 milyonu aşmıyor.. Küre genelinde yaklaşık 3 milyar emekçide yıllık %o4-12 beklentisiyle (Harrington JM, Gill FS, Aw TC, Gardiner K. Occupational Health4th Edition 1998) her yıl 12-36 milyon yeni meslek hastalığı beklenirken salt 1 milyon olgu (yarısı Çin ve ABD’den), emekçilerin bu dertlerine tanı bile konulamadığını kanıtlamaktadır (gizli meslek hastalıkları salgını!).

Oysa üretim maliyetinin vergiden düşülebilecek %5’i dolayındaki giderle %98-100 oranında önlenebilecek iş cinayetleri – meslek hastalıklarının bedeli, kezlerce katlanan maliyetle (ulusal gelirin %4-6,5’i) sermaye tarafından topluma yansıtılmaktadır. Bu kapitalist politika etik – moral olmadığı gibi yasal da değildir ama eylemli (de-facto) gerçek budur. Bu sorunun küresel ölçekte ele alınarak mutlaka çözülmesi gerekir.Bu kabul edilemez ve sürdürülemez işleyişin 2 büyük yükü daha var.. İlki sosyal güvenlik bağlamında. 2-3 yılda bir doldur – boşalt emekçiler geçici – esnek istihdam ile SGK’ya 25 yıl / 7500 gün prim ödeme koşulunu nasıl yerine getirebileceklerdir emekli olabilmek için? Bu hovarda – sorumsuz rejim günümüzden alarak 25 yıl kadar sürdürülürse, 50’li yaşlara gelecek milyonlarca nitelikli olmayan işgücü nasıl emeklilik hakkı kazanacaktır? Üstelik belli ölçülerde adı konmayan meslek hastalıkları bulguları olan, ufak – tefek, orta boy iş kazaları ile kimi engellilikleri yüklenen bu emekçiler, dev bir sosyal güvenlik karabasanı doğurmayacak mıdır?

İkinci makro-ekonomik, makro-politik sorun Demografik fırsat penceresi açısındandır. Türkiye halen bu Pencere dönemindedir ve eldeki nüfus artış verileriyle iyimserlikle en az 35-40 yıl daha bu dönemi yaşayacaktır. Yani, hızlı ama çok anormal olmayan bir nüfus artış hızıyla (2015’te %1,34; 1 milyon 45 bin artış!) Türkiye, çok genç nüfusuyla 35-40 yıl daha “yaşlı” bir nüfus olmadan “genç nüfus” niteliğini koruyan, bu avantaja sahip dinamik bir denge durumu.. Bu dönemde yapılacak en önemli yatırım, eldeki insangücünün niteliğini iyileştirmektir. Bunun da 2 temel dayanağı vardır; Sağlık ve Eğitim. Eldeki büyük nüfusun (80 milyon!) sayısını daha hızlı artırmayı asla dayatmaksızın (sandviç toplum olma riski!) insangücünün sağlığını ve eğitimini daha da iyileştirmek.. Bu yolla üretimin miktar, çeşit ve niteliğini akıllıca yönetmek..

Türkiye bu 2 büyük makro stratejik tehdit ile yüz yüzedir. Siyasal tercih şansı yoktur ve küresel sermaye ile bütünleşen yerel sermayenin akıl dışı ve sürdürülemez dayatmalarına – vesayetine dur demek zamanı gelmiştir.

Keşke ülkemizde de bu tür tabloların verilerini yükleyerek bilgisayarda benzeşim (simülasyon) uygulamaları ile öngörü (prediction, estimation, projection) yapabilecek kurumsal altyapı olsa ve bizler de sayısal karar verme süreçleri (quantitative decision making procedures) ile bilimsel yönetim ve politika (politics değil policy) izleyebilsek.. Siyaseti, seçim kazanma nedeniyle “dilediğini yapabilme” olarak görme ilkelliğinden kurtulabilsek. Alaturka anlayışın yerini “halk – ülke için en iyisini yapma” sorumluluğu alsa.. Bunun da biricik yolunun, büyük ATATÜRK‘ün vurguladığı üzere AKIL VE BİLİM / BİLİMSEL AKILCILIK olduğunu kavrayabilsek..

*****

– Emek örgütleri, ILO ile birlikte sorunu BM gündemine taşımalıdır. BM Genel Kurulu ya da Güvenlik Konseyi bu yakıcı sorunu tartışmalı ve ILO tarafından güncellenen en temel – olmazsa olmaz (essential) işçi sağlığı – iş güvenliği normlarını yaptırıma bağlayarak benimsemelidir. BM bu normlara uyulmasını Dünya Ticaret Örgütü ile birlikte sıkıca denetleyerek sağlamalı, örneğin anılan enaz (asgari) sağlık – güvenlik koşullarına uyulmadan üretilen mal ve hizmetler bir yeterlik damgası (CE gibi..) alamamalı, küresel dolanıma çıkarılamamalıdır. 21. yy. başında küresel sermaye hala yabanıl (vahşi) dayatmalarını sürdür(e)memeli, artık biraz matüre olmalı, evrimleşmeli, uygarlaşmalı ve maksimum kâr dayatmasını terk ederek “makul kâr” a gelmelidir. Bu gelişmenin kendiliğinden olacağını beklemek elbette gerçekçi değildir. Emeğin, tüm güçlüklere karşın örgütlenmesi, sendikal gücünü pekiştirmesi ve en önemlisi yeni müttefikler bulması gereklidir. Bu bağlamda en önemli ortağın, 21. yy’da iyice belirginleşen

– yüksek öğrenimli ama işsiz,
– diplomalı ama yoksul,
– bileziği var ama sömürülen
– çalışsa bile yoksul – yoksun
– Dil ve bilişim bilen
– Gelecek kaygısı içinde ve güvence arayan…

yüz milyonlarca genç!

Sanırız Marx‘ın sanayi proleteryası, 21. yy’da küreselleşen kapitalizmin (yeni emperyalizmin!) ürettiği, yukarıda tarihsel handikaplarını sırladığımız postmodern proleterya ile ittifak ile, birkaç kuşak sonra, ama diler ve umarız ki 21. yy. bitmeden bu kadim vahşet düzenine son verebilecektir.

Emek en yüce değerdir.. Emeğe saygı, insan olmanın baş koşuludur..

Selam olsun dünyanın tüm -birleşen- ezilen emekçilerine!

Sevgi ve saygı ile.
05 Mayıs 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ILO Raporu için http://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—ed_protect/—protrav/—safework/documents/publication/wcms_466547.pdf

19 yansılık sunu için : http://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—ed_protect/—protrav/—safework/documents/publication/wcms_473267.pdf

Ekonomik Sosyal Konseye ne oldu?

Ekonomik Sosyal Konseye ne oldu?

Engin Ünsal

Dr. Engin Ünsal
enginunsal35@gmail.com
AYDINLIK, 31 Ocak 2016,

Ülkemizde işçi sendikaları özgür ve güçlü değil. Bunun nedeni işçi hareketimizin ikili bir kuşatma altında olması. Özgür değil çünkü Sendiklar Yasası’nın 41. maddesi sendikaların toplusözleşme yapabilmesini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın vereceği yetki belgesine bağlamış. Bakanlık bu yetkisini son derece kötüye kullanarak AKP’ye biat edecek sendikalara bu yetkiyi vermekte, cömert sendika özgürlüğüne sahip çıkarak iktidara biat etmeyen sendikalara ise son derece nekes-cimri davranarak, onları Tekgıda-İş-Çaykur olayında
olduğu gibi yıllarca mahkeme koridorlarında süründürmekten şehevi bir zevk almaktadır.
Oysa demokrasinin kökleşmiş olduğu ülkelerde ve ILO Sözleşmelerinde iktidar partisinin
işçi-işveren ilişkilerine böylesine müdahale edilmesine karşı çıkılmıştır
. Oralarda yetki diye
bir mekanizma yoktur. Kendini o işyerinde güçlü gören sendika işverene çağrıda bulunur ve işveren çalışanların çoğunluğunun o sendika üyeliğine kanaat getirirse masaya oturur.

ESK’NIN AMACI NEDİR?

Ekonomik Sosyal Konsey özünde II. Dünya Savaşı’ndan sonra sanayide barışın kurulması
ve gelirin adil dağıtımının sağlanarak emek sömürüsünün önüne geçilmesi için kuruldu.
Amaç devlet-işveren-işçi sacayağı (üçlüsü) arasında sosyal diyalog başlatarak çalışma barışını ve sosyal adaleti gerçekleştirmekti. Sosyal diyalog ILO ve AB’nin gündeminde üst sıralarda olduğundan, bugün AB ülkelerinde işyeri ve ülke düzeyinde yaşama geçirilmiş ve bu ülkelerde göreceli bir çalışma barışı sağlanarak işçilerin işyerlerinin yönetiminde söz sahibi olması
amacı gerçekleştirilmiştir.

SENDİKALAR İKİLİ KUŞATMA ALTINDA

Ülkemizde sendikalar özgür ve güçlü değil dedik ve özgür olmayışlarının nedenine değindik. Sendikalar güçlü de değil çünkü önce siyasal iktidar sendikaların güçlü olmasını istemiyor.
İş Yasası ve Sendikalar Yasası’nda işçi aleyhine birçok hüküm var ve bu hükümler işçilerin sendika üyesi olma aşamasında yeterli güvence sağlamıyor. Sözleşme yapma, grev yapma özgürlüğünde ciddi engeller var. Üstüne üstlük AKP hükümeti bütün önemli grevleri yasanın özüne aykırı biçimde saçma sapan nedenler erteliyor.

İkinci kuşatmayı işverenler sergilemektedir. İşçi sendikaları işverenlere göre düşmandır ve
her ne pahasına olursa olsun işyerine sokulmamalıdır. Bu sakat ve yanlış yaklaşım sendikaların işyerlerine sağlayacağı yararların ayırdına varmadan körü körüne sendikalaşma düşüncesine karşı çıkmaktadır. Bu nedenle, Bakanlığın 2014 verilerine göre ülkemizdeki 12 milyon emekçinin varlığına karşın brüt sendika üye sayısı 1.189.481’dir. Bu sayı yanıltıcıdır.
Net üye sayısının bir toplu sözleşmeden yararlanan ve aidat ödeyen işçilere göre hesap edilmesi gerekir ve bu yaklaşımla sendikalarımızın net üye sayısı, gene Bakanlık verilerine göre,
800 bin dolayındadır. Bu sayılar ülkemizde işçi sendikalarının ne denli zayıf olduğunu
ortaya koymaktadır.

EY TÜRK-İŞ NEREDESİN?

Ülkemizde sosyal diyaloğu başlatacak olan Ekonomik Sosyal Konsey 2001 yılında 4641 sayılı yasa ile AKP iktidarından önce kuruldu ve kör topal çalıştırıldı. Yasa yetersizdi. 12 Eylül 2010 referandurumunda Anayasa kuralı durumuna getirildi ve 166. maddede yerini aldı.
Anayasa kuralı yeni bir yasa çıkarlımasını öngörüyor. Hükümet her ne hikmetse 2009’dan beri Konsey’i toplantıya çağırmıyor. Belki de işçilerle yüzleşmekten korkuyor. Belki işçinin yüzüne bakacak durumu yok da ondan toplamıyor. TBMM’ye sunulan bir hükümet tasarısı Konsey’deki işçi temsilcilerinin sayısını azaltmayı amaçlıyor. Nedeni işçinin sesini kısmak. Türk-İş’ten
bu konuda bugüne dek hiçbir itiraz sesi duymadık. Acaba haberleri mi yok? Türk-İş artık hükümetin dümen suyu güzeli olma sevdasından vazgeçip biraz işçi sevdalısı olmaya çalışsa yeridir. Ara sıra sesini çıkarıp hükümetten zılgıt yiyince, mahalle arasında kaybolan
sahte mahalle kabadıyısı rolünü oynamaktan vazgeçmeli ve işçinin dağ gibi birikmiş sorunları karşısında gerekli hazırlıkları yapıp iktidardan işçinin beklediği değişiklikleri yasalaştırmasını istemelidir. Acaba Türk-İş’ten çok şey mi istiyoruz?

========================================

Dostlar,

Sayın Dr. Engin Ünsal sendikacılık konularında ülkemizin önde gelen birikimli aydınlarındandır. Emekçilerin hakları ile çalışma yaşamı sorunları hakkında AYDINLIK’ta
çok aydınlatıcı yazılar yazmakta. Hakkını yemeyelim, sevgili dostumuz Yıldırım KOÇ da öyle. Her ikisinin de yazılarına sitemizde gerçekte daha çok yer vermeliyiz. Ancak AKP – RTE tarafından oluşturulan yapay gündem süreçlerinde savunmada kalıyoruz zorunlulukla.
O konuları işlemesek kamuoyu yönlendiriliyor hatta yanıltılıyor. Kuşkusuz bu saldırıyı engelleme salt bizim çok mütevazi çabamızla olacak şey değil ancak, üstümüze düşeni
yapmak da boynumuzun borcudur.

Biz de AÜTF’de (Ankara Üniv. Tıp Fak.) İşi Sağlığı İş Güvenliği ile Meslek Hastalıkları
ve ilgili derslerimizde sorunu işliyoruz yeri geldikçe.

Sendikal_orgutlenme_eritiliyor.pptx

Temel sorunlardan biri ILO Sözleşmelerinin iç hukuka bütünüyle maledilmesidir.
187 dolayındaki bu Sözleşmelerden (Convention) 50 kadarı benimsenmiştir.
Bunların bir bölümüne de önamli çekinceler (reservs) konmuştur. Dolayısıyla emekçilerin sömürüsü salt sosyal haklarda, örgütlenmede ve insanca yaşanacak ücreti alamamada değildir.

Adına Küreselleş(TİR)me denen Yeni Emperyalizmin ta kendisi yabanıl (vahşi) süreçte
yerli ve yabancı sermaye ittifakı, siyasal iktidarları çıkarlarına uygun güdümlemektedir.
O denli ki, yazında (literatürde) yepyeni (!) ve insanı dehşete düşüren bir vergi türüne (!)
dikkat çekilmektedir :

  • KAN ve CAN VERGİSİ!

Bu vahşetin mutlaka durdurulması gerekemektedir..
Bütün dünyanın ezilen – sömürülen ve zincirlerinden başka yitirecekleri olmayan – kalmayan emekçilerin küresel birlik ve dayanışması ile bu pek yaman finans – kapital kuşatması yarılabilecektir.

Sevgi ve saygı ile.
2 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

2015 Temmuz’unda 166 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi!

2015 Temmuz’unda 166 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi!

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin basından izlediği, emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ile işçiler, işçi yakınlarının bildirimleri ışığında saptadığı verilere göre,
2015 yılı Temmuz ayında 166 işçi yaşamını yitirdi.

2015’in ilk yedi ayında yaşanan iş cinayetleri şöyle:

Ocak ayında en az 127 işçi,
Şubat ayında en az 85 işçi,
Mart ayında en az 139 işçi,
Nisan ayında en az 134 işçi,
Mayıs ayında ise en az 167 işçi,
Haziran ayında en az 153 işçi,
Temmuz ayında ise en az 166 işçi… yaşamını yitirdi.

Böylece

2015’in ilk 7 ayında iş cinayetlerinde en az 971 işçi can verdi!

2012 yılından bugüne Temmuz ayında yaşanan iş cinayetleri ise şöyle:

2012 yılının Temmuz ayında en az 110 işçi,
2013 yılının Temmuz ayında en az 120 işçi,
2014 yılının Temmuz ayında en az 130 işçi,
2015 yılının Temmuz ayında ise en az 166 işçi yaşamını yitirdi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, yeni seçilen Meclis’ten ivedi olarak şu istemlerin karşılanmasını istiyor:

1- İş cinayetlerinin sorumlusu siyasiler, patronlar ve bürokratlar yargılanmalıdır.
2- İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanmasının en temel ögesi işçilerin sendika seçme özgürlüğüdür. İşçiler üzerinde örgütlenme özgürlüğüne ilişkin her türlü baskı sona ermelidir.
3- İşyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulları kurulmalı, işler hale getirilmeli ve
(AS: Kurul üyelerinin) en az yarısını işçiler oluşturmalıdır.
4- Başta taşeronlaştırma olmak üzere güvencesiz çalıştırma biçimleri yasaklanmalıdır.

Alarm veren 3 iş kolu Meclis raporunda üç iş koluna dikkat çekiyor ve şunlar aktarılıyor:

“Aylar ilerledikçe bu üç işkolu yaşanan emekçi ölümleri ile öne çıkıyor.
Güvencesizlik (AS: İş güvencesi yokluğu) temel karakter durumunda ve çalışma süresi
günlük en az 12 saat.

Mevsimlik tarım işçileri
özellikle göçer olanlar çok kötü koşullarda.
Barınma, ulaşım, beslenme sorunları dorukta.

Yine uygulanan politikalar çiftçilerin belini bükmüş ve aile emeği ile kıt kanaat geçinmek için seferber olunmuş durumda.

Kent ve doğa yağmasının işkolu olan iktidarın gözbebeği inşaatlarda ise işçinin payına yine ölüm düştü.

Taşımacılık ise sürekli büyüyen ve yolların işçilere mezar olduğu bir sektör.”

İş cinayetlerinin Temmuz’da iş kollarına göre dağılımı ise şöyle :

– Tarım, Orman işkolunda 60 emekçi;
– İnşaat, Yol işkolunda 37 işçi;
– Taşımacılık işkolunda 24 işçi;
– Madencilik işkolunda 8 işçi;
– Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 8 emekçi;
– Gıda, Şeker işkolunda 4 işçi;
– Petro-Kimya, Lastik işkolunda 4 işçi;
– Enerji işkolunda 4 işçi;
– Metal işkolunda 3 işçi,
– Belediye, Genel İşler işkolunda 3 işçi;
– Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi;
– Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi;
– Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 2 işçi;
– Konaklama, Eğlence işkolunda 2 işçi,
– Savunma, Güvenlik işkolunda 2 işçi;
– Çalıştığı iş kolu belirlenemeyen 1 işçi can verdi.

Temmuz ayında yaşamını yitiren 166 emekçinin
– 140’ı işçi, memur statüsünde çalışan ücretlilerden;
– 21’i çiftçilerden/küçük toprak sahiplerinden ve
– 5’i esnaflardan olmak üzere 26’sı kendi nam ve hesabına çalışanlardan oluşuyor.

Ölüm nedenleri

İşçiler en çok trafik/servis kazaları, ezilme/göçük, düşme ve öbür nedenlerden öldü.

Meclis, ölüm nedenleriyle ilgili olarak şu yorumu yapıyor:

İş cinayetlerinin nedenleri de hemen hemen değişmiyor.
– İşçiler servislerle ya da kendi olanaklarıyla ulaşımdayken yollara savruluyorlar.
– Üzerlerine ağır nesneler düşmesi, göçük oluşması ya da makineye sıkışma sonucu eziliyorlar. – Özellikle inşaatlarda çalışırken yüksekten düşüyorlar.
– Yine son dönemde öbür nedenler olarak belirttiğimiz başlık içinde;
ağır çalışma koşullarından kalp krizi geçiriyorlar, baskı politikalarından, işsizlikten ya da
borç kıskacından intihar ediyorlar…

Bu ay ise bu nedenlerin yanında boğulmaya bağlı iş cinayetlerinde gözle görülür bir artış var. Çünkü özellikle tarım ve inşaatta çalışan işçilere gerekli çalışma koşulları sağlanmadığı ve
40 dereceyi aşan sıcaklarda tarlalarda, yollarda çalıştırıldıkları için işçiler, su kanalı ve göletlerde serinlemeye çalışırken can verdiler.

Yine tarım işçileri uygun barınma koşulları sağlanmadığı için yani banyo ve temizlik gereksinimleini karşılamak için girdikleri su kanallarında aramızdan ayrıldılar.

Tam da bu noktada yineliyoruz       :

İşçilere insanca barınma ve çalışma koşulları sağlanmalıdır.

İş cinayetlerinin nedenlerine bakarsak     :

– Trafik, Servis Kazası nedeniyle 54 işçi;
– Ezilme, Göçük nedeniyle 25 işçi;
– Düşme nedeniyle 24 işçi;
– Öbür nedenlerden dolayı (kene ısırması, yıldırım düşmesi, intihar, silahlı saldırı, kalp krizi)
21 işçi;
– Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 17 işçi;
– Elektrik Çarpması nedeniyle 11 işçi;
– Patlama, Yanma nedeniyle 6 işçi;
– Kesilme, Kopma nedeniyle 5 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 can verdi.

Temmuz’da 24 kadın ve 142 erkek işçi can verdi

Eskişehir Çifteler’de tarım işçilerini taşıyan midibüs seyir halindeyken buğday tarlasındaki toprak tümseğe çarparak devrildi. Selbi Taşpınar ve Muradiye Asal yaşamını yitirdi.

Bilecik Yenipazar’da ineklerini süt sağma makinesiyle sağarken elektrik akımına kapılan Emine Toy yaşamını yitirdi.

Burdur Bucak’ta tarlada ailesiyle beraber çalışırken elini patoz makinesine kaptıran
Hatice Dayanç yaşamını yitirdi.

Reyhanlı’da tarlalarda çalıştıktan sonra memleketleri Şanlıurfa’ya dönen tarım işçilerini taşıyan kamyonet Nizip’te devrildi. Hüsniye Alınmış eşi ve bir yaşındaki çocuğu ile beraber yaşamını yitirdi.

Manisa Alaşehir’de Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü’nde bağlı çalışan ve bağlarda görülen salkım güvesi zararlısı hakkında araştırma yapan personeli taşıyan araç kaza yaptı. Stajyer Asena Yudum Özcan yaşamını yitirdi. Adana Tufanbeyli’de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ya da leptoskiroz ön tanısı konulan büyükbaş hayvanlarından virüs kapan Mine Özmen ve Zülfiye Özmen yaşamını yitirdi.

Manisa Gölmarmara’da tarım işçilerini taşıyan açık kasa kamyonet ile süt tankeri çarpıştı. Ayşe Aydın, Nesrin Aydın, Kezban Uysal, Fadime Orhan, Zeynep Uysal, Ummuhan Uysal, Dürdane Kaya, Ümmü Demirkol, Zeynep Zengin, Azize Kars, Ayşe Yaşar, Zekiye Çetin ve Yıldız Öztürk yaşamını yitirdi.

Yozgat Yerköy’de mevsimlik tarım işçilerini taşıyan minibüs devrildi. Emine Beler yaşamını yitirdi.

Ankara Elmadağ’da Roketsan Fabrikası’nda yemekhane görevlisi olan Gülşen İnan sabah
işe giderken fabrika girişindeki hemzemin geçitte trenin altında kalarak yaşamını yitirdi.

Çanakkale’de deniz polisi olan Hasibe Sezer girdiği denizde boğularak yaşamını yitirdi.

Temmuz’da 8 çocuk ve 45 yaşlı işçi can verdi

14 yaş ve altında 3 işçi, 15-17 yaş aralığında 5 işçi, 18-27 yaş aralığında 27 işçi, 28-50 yaş aralığında 71 işçi, 51 yaş ve üstünde 45 işçi, Yaşı bilinmeyen 15 işçi yaşamını yitirdi.
Osmaniye Kadirli’de 16 yaşındaki çiftçi Serdar Yakar tarlayı sürdükten sonra traktörle
geri manevra yaparken devrilen aracın altında kaldı.

Aileleriyle birlikte Urfa’dan Aksaray’daki tarlalara çalışmaya gelen 15 yaşındaki Abdülkadir İda ve 12 yaşındaki Abit Yıldız akşam “banyo ve temizlik gereksinimleri için” kaldıkları çadırın kenarındaki sulama kanalına girdiler. Burdur Bucak’ta 11 yaşındaki Hatice Dayanç tarlada ailesiyle beraber çalışırken elini patoz makinesine kaptırdı. Yozgat Sorgun’da 17 yaşındaki Mustafa Koçer pancar tarlasını sulamaya gittiğinde üzerine yıldırım düştü. Mustafa, Deniz Harp Okulu 1.sınıf öğrencisiydi ve yazları ailesinin tarlasında çalışıyordu. Manisa Gölmarmara’da
15 yaşındaki Burak Kaya’nın da içinde olduğu tarım işçilerini taşıyan açık kasa kamyonet ile
süt tankeri ile çarpıştı.

Gaziantep Şahinbey’de 10 yaşındaki Muhammed Hasan çalıştığı penye atölyesinde alacak verecek nedeniyle çıktığı ileri sürülen kavgada silahlardan çıkan kurşunlarından birinin kafasına isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi.

Manisa Akhisar’da bir elektrikçinin yanında staj yapan 17 yaşındaki Yasin Tomaç Gölmarmara’da dalgıç motorunu tamir ederken suların içinde gözden kayboldu.

Yine aylardır vurguladığımız bir hususa tekrar dikkat çekmek istiyoruz :

Temmuz ayında tarım, madencilik, ticaret, inşaat, yol, taşımacılık, konaklama ve belediye işkollarında emekli ya da emeklilik çağında çalışan 45 işçi yaşamını yitirdi.

İş cinayetlerinde artarak bu yaş diliminin can vermesi devletin yaşı ilerleyen işçilere / emekçilere verdiği değeri ve sosyal güvenlik sisteminin içinde bulunduğu durumu da gösteren bir gerçeklik.

4 göçmen işçi can verdi

Adana Karataş’ta ismini öğrenemediğimiz Suriyeli tarım işçisi serinlemek için girdiği sulama kanalında boğuldu.

Konya Karatay’da Afgan tarım işçisi Besmellah Esmeilakban serinlemek için girdiği kanalda boğuldu.

Gaziantep Şahinbey’de Suriyeli Muhammed Hasan çalıştığı penye atölyesinde alacak verecek kavgası nedeniyle çıktığı ileri sürülen kavgada silahlardan çıkan kurşunlarından birinin
kafasına gelmesi sonucu yaşamını yitirdi.

İstanbul Ümraniye’de Afgan işçi Muhammed Cavit Özbek’in üstüne çalıştığı inşaatta asansör düştü. Kaçak çalıştırılıyordu.

İş cinayetleri en çok İzmir, İstanbul, Adana ve Antalya’da can aldı

Temmuz ayında Türkiye’nin 54 şehri ile yurt dışında bir ülkede iş cinayetleri yaşandı.
20 ölüm Manisa’da; 17 ölüm İstanbul’da; 11 ölüm Adana’da; 9 ölüm Gaziantep’te; 6’şar ölüm İzmir ve Konya’da; 5’er ölüm Bolu ve Bursa’da; 4 ölüm Balıkesir, Mersin ve Muğla’da; 3’er ölüm Afyon, Ankara, Antalya, Aydın, Denizli, Elazığ, Eskişehir, Ordu, Şanlıurfa ve Yozgat’ta; 2’şer ölüm Aksaray, Bilecik, Burdur, Çanakkale, Hakkari, Kahramanmaraş, Kayseri, Mardin, Sakarya, Samsun ve Zonguldak’ta; 1’er ölüm ise Batman, Edirne, Erzincan, Erzurum, Hatay, Isparta, Karabük, Karaman, Kars, Kastamonu, Kırıkkale, Kocaeli, Kütahya, Malatya, Niğde, Osmaniye, Rize, Siirt, Sivas, Tokat, Trabzon, Uşak ve Rusya’da yaşandı.

Yurt Gazetesi, 03.08.2015
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/temmuz-da-166-isci-is-cinayetlerinde-hayatini-kaybetti-h93546.html

=========================================

Dostlar,

Yüreğimiz yangın yeri…
Bir yandan emperyalizmin maşası bölücü örgüt PKK – PYD – YPG – KCK..
ve dinci – yobaz IŞİD (DAEŞ – ISIS) yüzünden olmak üzere… can yitiklerimiz;
bir yandan da her ay Türkiye İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi‘nin her ay sonunda yayımladığı ve bir türlü 100’ün altına inmeyen “iş kazası” denilen EMEKÇİ CİNAYETLERİ…

Türkiye İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, İş Cinayetlerinin yıllık Almanağını bile yayımlamaya başladı..

Is_Cinayetleri_ALMANAK_2012

 

 

 

 

 

Is_Cinayetleri_ALMANAK_2013

 

 

 

 

 

 

Is_Cinayetleri_ALMANAK_2014

 

 

 

 

Yıllardır “ARTIK YETERRR!!!” diye haykırıyoruz..

Gerçekten emek en yüce değer mi kapitalizmin başkalaştırıp – yozlaştırdığı bu ülkede?
Soma’dan bile ders almayan / alamayan bir ülke, bir yönetim..
Yabanıl (vahşi) kapitalizmin tipik post-modern sömürgesinde küresel finans-kapitale
verginin en son keşfedilmiş türünü, “KAN ve CAN VERGİSİ” ni ödemekte olan bir ülke..

Yüce ATATÜRK’ün “tam bağımsızlık” ülküsünü / ilkesini terk eden / unutan bir toplumun emperyalizme bitmeyen kanlı diyeti..

Ne diyordu Mustafa Kemal Paşa ??

” Bizi mahvetmek isteyen emperyalizm ve bizi yutmak isteyen kapitalizmle savaşımı (mücadeleyi) MESLEK edinmiş insanlarız…”


Sevgi ve saygı ile.
4 Ağustos 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com