COVID-19 Tanısı veya Tedavisi Alan Sağlık Çalışanlarının Hastalıklarının Meslek Hastalığı Olarak Kabul Edilmesi Bir Haktır

COVID-19 Tanısı veya Tedavisi Alan Sağlık Çalışanlarının Hastalıklarının Meslek Hastalığı Olarak Kabul Edilmesi Bir Haktır

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, COVID-19 tanısı veya tedavisi alan sağlık çalışanlarının hastalıklarının meslek hastalığı olarak kabul edilmesinin bir hak olduğunu belirterek, sağlık çalışanlarından hastalıklarının meslek hastalığı olarak bildiriminin takipçisi olmalarını istedi.

TTB Merkez Konseyi, konunun daha fazla gecikmeden gündeme alınması talebiyle Sağlık Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu’na birer yazı gönderdi.

COVID-19 Tanısı veya Tedavisi Alan Sağlık Çalışanlarının Hastalıklarının Meslek Hastalığı Olarak Kabul Edilmesi Bir Haktır

Sağlık Çalışanları Hastalıklarının Meslek Hastalığı Olarak Bildiriminin Takipçisi Olmalıdır

Ülkemizde, meslek hastalığı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda; “… mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalığı” ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda da “… sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Sağlık alanında (hastane, aile sağlığı birimi, işyeri hekimliği birimi, laboratuvar vb.) çalışanlar, ancak riskli bir iş yaptıklarında (entübasyon, aspirasyon vb.) ya da riskli bir durumla karşılaştıklarında (maskesiz olan COVID-19 hastasıyla, maskesiz olarak 15 dakikadan fazla süre temas gibi) COVID-19 açısından yüksek riskli sayılmaktadır. Oysa sağlık çalışanları, ister hasta naklinde, ister 1. Basamakta filiasyon çalışmalarında, aile hekimliği merkezlerinde hasta muayene ederken, ister hastanede hasta karşılama ve ayırma (triaj) alanlarında, ister test için sürüntü alma, ister laboratuvar analiz süreçlerinde, isterse salgın döneminde verilen eğitimlerde, fabrikalarda işçilerin peryodik muayenelerini gerçekleştirirken olsun; her an  virüs ile enfekte olma riski belirgin şekilde artan en önemli risk grubudur. Bu koşullar altında COVID-19’a yakalanmış olan sağlık çalışanları doğrudan meslek hastalığına yakalanmış sayılmalı ve meslek hastalığı için tazminat talep edebilir duruma geçmelidir.

Olağan koşullarda meslek hastalığına başvuru sürecinde işletilecek olan süreçler sağlık çalışanları açısından kolaylaştırılmalı; pandemi sürecinde “doğrudan kabul edilme” yönünde bir işleyiş uygulanmalıdır. Çünkü COVID-19 ile enfekte olmuş kişi sayısının bu kadar yüksek olduğu koşullarda mesleği, gerçekleştirdiği işi gereği yakın temasta dolayısıyla, yüksek risk altında olan sağlık çalışanlarının hastalığa yakalanması çevresel / toplumsal etmenlerden değil, doğrudan çalışma ortamlarından kaynaklanmaktadır.

Öyle ki Fransa’da Sağlık Bakanı Veran, 21 Nisan’da sağlık çalışanları için COVID-19’un “otomatik” olarak meslek hastalığı kabul edileceğini ve geçici ya da sürekli işgöremezliğe neden olduğunda da tazmin edileceğini duyurmuştur. Sağlık çalışanının “kim” olduğu, nerede çalıştığı (hastane, huzurevi vb.), özel ya da kamuda olmasının herhangi bir fark yaratmayacağını belirten Bakan, bu uygulama ile sağlık çalışanının işyerinde enfekte olduğunu kanıtlama gibi bir sürece girmeden iş kaynaklı olduğunun kabul edileceğini; bunun net bir politik emir olduğunu ve gereğinin yapılacağını açıklamıştır.

Mevzuatımızda da yeraldığı gibi, sağlık çalışanlarında görülen COVID-19 hastalığının meslek hastalığı olarak kaydedilme / kabul edilmesi, tüm sağlık giderlerinin %100 karşılanması, hiçbir katkı payının alınmaması ve geçici ya da kalıcı işgöremezlik durumunda tazminata hak kazanmak, geçici iş göremezlik süresince günlük geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi demektir. Vefat durumunda, hak sahiplerine gelir bağlanması da bu koşullarda mümkün olacaktır.

  • COVID-19 ya da şüpheli COVID-19 tanısı alan ve buna göre tedavi gören sağlık çalışanlarının hastalığının meslek hastalığı olarak kabulü hekimler ve sağlık çalışanları için bir haktır.

Bunun herhangi bir tereddüte yer vermeden uygulanması, istemesek de hastalık görüldüğünde gerçekleştireceğimiz bildirim ve bu sürecin takibiyle çok yakından ilişkilidir.

Bu bağlamda hekim ve sağlık çalışanlarını dayanışma içinde bu sürece sahip çıkmaya ve bildirim belgelerini sağlık kurumu ile birlikte Türk Tabipleri Birliği ile de paylaşmaya davet ediyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Sağlık Bakanlığı’na gönderilen yazı
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na gönderilen yazı
Sosyal Güvenlik Kurumu’na gönderilen yazı 

https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=fe400c4c-8853-11ea-911b-f85bdc3fa683 29.4.20
======================================
Dostlar,

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, bu gün, 29 Nisan 2020 akşamı yaptığı “geleneksel” açıklamasında 7428 sağlık çalışanının COVID-19’a yakalandığını belirtti. Oran olark ise %6,5 rakamını verdi.

(7428 / .065) x 100 = 114,277.. Demek ki toplam 114,277 PCR (+) olguyu temel alıyor.. Dün açıklanan toplan olgu sayısı 114,653..

Çok büyük bir oran.. Avrupa’da bu oranın %10-11 olduğunu belirtti. Bu son verinin araştırılması gerek. Ne var ki, Çin’de, 82 günlük salgın sürecinde toplam 3000 sağlık çalışanı koronavirüs bulaşını aldı. Biz, 11 Mart 2020’den bu yana 50. günde Çin’in 2,5 katı sayıda sağlık çalılanını COVID-19’dan koruyamadık. Bakan Koca, ölüm sayışarnı vermedi. Rahmet diledi ölenlere, ailelerine sabır da..

Ancak bu oran son derece yüksektir ve baştan beri sağlık çalışanlarının koruyucu donanımı, çalışma ortam ve koşulları, nöbet ve dinlenme süreleri, beslenmeleri ve sosyal destek, uygun aralıklarla örneğin 5 günde bir düzenli test.. yapılarak erken tanı konması ne ölçüde uygulanmıştır??

Salgın ile savaşta cephedeki öncü birlikler = sağlık çalışanları gereğince lorunmazlarsa bu savaşı kazanmak çok güçleşir..

Öte yandan sağlık çalışanlarının COVID-19 TANISI ALMALARI TARTIŞMASIZ MESLEK HASTALIĞIDIR!

AKP İktidarının ayak  sürümeden bu hakkı yaşama geçirmesi gerekmektedir.

Hastalanan sağlık çalılanlarına, öbür hastalarımız gibi şifa diliyoruz hızla..

Yitirdiğimiz sağlık çalışanlarının acısını duyumsuyoruz yüreğimizde öbür insanlarımız gibi..

Ama salt bu duygusal söylemlerle kanlınamaz..

Herkese hak ettiğini vermek en temel insani değerlerden biridir.
Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

TTB : İşyeri cinayetleri ve meslek hastalıkları bu düzenlemelerle önlenemez!


İşyeri cinayetleri ve meslek hastalıkları 

bu düzenlemelerle önlenemez!

TTB, DİSK, KESK ve TMMOB, Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi‘nde kabul edilen “2014-2018 Politika Belgesi ve Eylem Planı” ile TBMM gündeminde bulunan
“İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile ilgili basın toplantısı düzenledi.

TMMOB’de 25 Aralık 2014’te düzenlenen basın toplantısına DİSK Genel Sekreteri
Dr. Arzu Çerkezoğlu, KESK Genel Sekreteri Hasan Toprak, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Torun ile TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan katıldı.
Toplantıda dört örgüt adına ortak metni Mehmet Torun okudu.

BASIN AÇIKLAMASI

İŞ CİNAYETLERİ VE MESLEK HASTALIKLARI 
BU BELGELERLE, DÜZENLEMELERLE ÖNLENEMEZ!

Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde, “ülke genelinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili politika ve stratejilerin belirlenmesi için tavsiyelerde bulunmak” üzere 2005 yılında kurulmuştur.

Bu doğrultuda görevi gereği, iş kazaları ve meslek hastalıklarını azaltmak amacıyla politika belgesi ve eylem planı hazırlamakta ve tavsiye etmektedir. Konsey, daha önce 2006-2008 ve 2009-2013 dönemleri Ulusal Eylem Planları hazırlamış, şimdi de
2014-2018 dönemi Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi, 22 Aralık 2014’de kabul edilmiştir. Hazırlanan bu planın sorunları çözmeyeceğini dile getiren örgütlerimiz, taleplerimizin dikkate alınmasını, aksi halde böyle bir sorumluluğu alamayacağımızı belirtmesine karşın taleplerimiz kabul edilmediği için  yapılan oylama protesto edilerek salondan çıkılmıştır.

  • Kabul edilen eylem planının iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltması
    mümkün gözükmemektedir.

Çünkü; iş kazalarının temel nedenlerinin başında bilgi ve teknoloji üretemeyen
ülkemiz sisteminin, dünya piyasaları ile rekabet edebilmenin en kolay yolu olarak,
ucuz ve güvencesiz emek üzerinden üretim yaptırmayı model olarak benimsemesi gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de uygulanan ekonomik sisteme rengini veren sermaye birikim rejiminin, yapısal olarak iş cinayeti üreten bir sistem olduğu açıktır. Türkiye’nin bu alandaki yapısal sorunlarının temelinde, gerek işveren kesimi
gerek kamu işvereni olan ve çalışma yaşamını düzenleme konumundaki devletin tercih ettiği ekonomik politikalar ve bu politikalara bağlı uygulamalar yatmaktadır.
Kabul edilen 2014-2108 Politika Belgesi ve Eylem Planı
ülkemizde artarak devam eden iş cinayetlerinin
ardındaki yapısal sorunları görmezden gelmektedir.

Ne yazık ki tercih yıllardır;

– özelleştirme,
– sendikasızlaştırma,
– kayıt dışı çalıştırma,
– taşeronlaştırma..

gibi sermayenin ihtiyaçlarına yanıt verecek yönde kullanılmaktadır.

Bu tercih ise çalışanların sağlığını ve güvenliğini tehdit eden güvencesiz çalışma biçimlerinin yayılmasını, kadın ve çocuk emeği sömürüsünü, kayıt dışı istihdamın artmasını,  alana ilişkin gerekli yatırımların yapılmamasını, yasalarda belirtilen denetimlerin yeterince yapılmamasını birlikte getirmektedir. Hiçbir politika metninde, neden – sonuç ilişkisi göz önüne alınmadan, yalnızca sonuçlar üzerinden yapılacak
bir çalışmanın başarıya ulaşma şansı yoktur. İş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenleri ortadan kaldırılmadan bunların yarattığı sonuçların bitirilmesi veya azaltılması
olanaklı değildir.

Belge; gerçeklere dokunmaktan imtina edilen (AS: kaçınılan), sorunu yalnızca belli istatistiksel verilerin toplanmasına indirgeyen, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının azaltılmasına yönelik olarak nasıl belirlendiği ve nasıl tutturulacağı tartışmalı olan hedefler tanımlamaktadır. Yine, kabul edilen 2014-18 Politika Belgesi ve Eylem Planının
büyük bölümü, 2006-2008 ve 2009-2013 belgelerinin tekrarından ibarettir. Bu yönüyle geçtiğimiz 8 yıllık dönemin hedeflerinin tutturulamadığının da bir belgesi niteliğindedir.

TBMM Başkanlığı’na 9 Aralık 2014’te Başbakan imzası ile “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” sunulmuştur. Bu torba yasayla toplam 19 kanun ve KHK değişikliğe uğrayacaktır. Çalışma yaşamında köklü sonuçlara yol açacak ve toplumu çok yönlü etkileyecek bu düzenlemelerin kamuoyu ile görüşülmeden, herhangi bir ön tartışma ve bilgilendirme yapılmaksızın adeta yangından mal kaçırırcasına TBMM’ye getirilmesi AKP’nin her zamanki uygulamalarından birisidir. Ülkemiz, çalışma yaşamı koşulları açısından hem hükümetin hem de kamuoyunun olağanüstü duyarlıkla üzerine eğilmesi gereken son derece olumsuz bir tablo ile karşı karşıyadır. İş cinayetlerinde,
işçi ölümlerinde dünyada en üst sıralardayız. Bu tablo AKP’nin iktidara gelmesiyle
daha da vahim bir hal almıştır. 2003’te günde ortalama 3 işçi yaşamını yitirmekte iken, bugün bu sayı 5-7 işçiye kadar çıkmıştır. Ne oldu da bu ölümler katlanarak arttı? Yatırımlar mı artmıştır bu ülkede, yoksa üretim mi?

Ülkemizde artan yalnızca talan, yağma ve işçi ölümleridir.

İşte tüm bu olumsuz tabloyu değiştirmek amacıyla ısrarla vurguladığımız öncelikler değişik bakanlıkların temsilcileri tarafından Ulusal Konsey’de kabul edilmemiştir.
Bu görüşlerimizi kamuoyuyla bir kez daha paylaşmayı  görev biliyoruz;

Özelleştirmeler iptal edilmeli, madencilik sektörü başta olmak üzere taşeronluk
ve rödevans ile her türlü güvencesiz çalışma uygulamaları kaldırılmalıdır.

–   İşçi sağlığı ve güvenliğinin ayrımsız tüm çalışanlar için bir hizmet değil, bir hak olduğu ve çalışanların bu hakkına karşı tek muhatabın devlet olduğu kabul edilmelidir.

–  Örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı ve örgütlenme teşvik edilmelidir.

– İşçi sağlığı ile iş güvenliğinin birbirini tamamladığı gerçeğinden hareketle, tüm çalışanlar insana yakışır norm ve standartta bir sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalıdır. Sigortasız ve sendikasız çalıştırma önlenmeli, kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalıdır.

– Bağımsız denetim mekanizmaları oluşturulmalı, işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının iş güvenceleri mutlaka sağlanmalı, ücretleri oluşturulacak bir fondan karşılanmalıdır. Bu meslek gruplarının eğitiminde TTB ve TMMOB yetkili kılınmalıdır. İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının ilgili meslek odalarına üye olmadan çalışmalarına izin verilmemelidir.

– Denetim raporları; saydam olmalı ve ilgili sendikalara, meslek odalarına iletilmelidir.

–  Yıllardır ihmal edilen meslek hastalıklarının önlenmesi, gerekli taramaların yapılması hastalıkların saptanması için yasal düzenlemeler bir an önce yaşama geçirilmelidir.

– Koruyucu sağlık hizmetleri yerine tedavi edici sağlık hizmetlerine öncelik verilen uygulamalardan vazgeçilmeli, koruyucu sağlık hizmetleri geliştirilmelidir.

–  Eşit katılımlı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Konseyi kurulmalı ve bu çatı altında
özerk-demokratik, mali yönden bağımsız bir İSG kurumu oluşturulması hedefi
politika belgesi ve eylem planında yer almalıdır.

DİSK- KESK-TMMOB-TTB
http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/isyeri-5038.html, 25.12.14

==========================================

Dostlar,

İşte AKP’nin katılımcı – emekten yana – demokratik (!?) yönetim anlayışı..

AKP’li 12 yılda en az (kayda girmeyenleri bilmiyoruz..??) 14578 işçi,
Kasım 2014’te en az 123 işçi yaşamını yitirdi(Aralık 2014 katılmadan..)

Ortada olağan dışı bir durum varken bile AKP bildiğini (biliyor mu ki!?)
daha doğrusu kendine dikte edileni dayatmayı sürdürüyor..

2_kolu_kopan_tarim_iscisi_kardesler

Böylesi bir yönetim anlayışı Türkiye’de daha önce görülmedi!

Uyaralım : Bu alandaki her yanlışınız yeni EMEKÇİ CİNAYETLERİ,
“kan ve can vergisi” olacaktır.. Vebali çoook büyük, çook ağırdır.
Altından kalkamazsınız ya da altında kalırsınız..
Bir kez daha uyarmış olalım..
1977’de tıbbiyeden mezun olduktan bu yana İşçi Sağlığı – Meslek Hastalıkları –
İş Güvenliği alanında alın teri akıtmış bir hekim – bir akademisyen olarak..

Sitemizde epey yazı, ders notları var bu bağlamda yol gösterecek..
AKP hızla dağılmaya gidiyor.. Kendi olmaktan apaçık çıktı..
Görünmez (görünür!) eller yönetmekte bu çıkar grubunu..

Bütün emekçiler birleşin; direnişi büyütün, büyütün, büyütün..
Hatta Küreseleştirin direnişinizi.. Çünkü emperyalizm küreselleşti..
KüreselleşTİRmeci = Yeni emperyalist aşamaya – döneme girdi.

Söz konusu Rapora ulaşmak için :
ULUSAL_ISG_POLITIKA_BELGESI_ve_EYLEM_PLANI-3

Sevgi ve saygıyla.
29.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

TMMOB’den Basın Açıklaması ve Düşündürdükleri..


TMMOB’den Basın Açıklaması ve Düşündürdükleri..

Dostlar,

SOMA MADEN KATLİAMI ve KÜRESEL EMPERYALİZMİN MAŞASI İKTİDARLAR

TMMOB Maden Mühendileri Odası‘nın yukarıdaki açıklamasına biz de katılıyoruz.

Yeraltı maden işletmesi dahil, yıllarca işyeri hekimliği yapmış, 37 yıldır işçi sağlığı – güvenliği, meslek hastalıkları ile uğraşan bir hekim – bir uygulamacı ve akademisyen olarak yazılanların doğru olduğunu “içeriden biri” olarak çok iyi biliyoruz..

  • Sorun; ölçüsüz ve hızla kâr hırsının türevidir.

Bu riskli işletmede kömür çıkarımı Devletçe ertelenebilirdi.

Ülkedeki öbür kaynakları (rezervler) tüketildikten sonraya ertelenebilirdi.

Çünkü daha önce burada çalışılmış ve “yanar ocak” (gizli yangınlı) olarak tanımlanmıştı. Yani Ocak’ta sürekli olarak içten içe kömür yangını vardı ve büyük bir özenle
denetim altında tutulması, özel önlemlerle izlenip denetim altında tutulması zorunluydu. Elbette ek bir maliyetle.. Isı ölçümleri, COx (karbon monoksit ve öbür karbon oksitleri), CH4 (metan) ölçümleri.. gibi. Gerektiğinde yerel yangını soğutma,
söndürme girişimleri gibi.. Tahkimatın ahşap değil çelik konstrüksiyon yapılması gibi..
Özellikle havalandırma sisteminin kusursuz ve mükemmel kurgulanması.. gibi.

Bu sahayı işletmeye alan Park Grubu, söz konusu riski ve maliyeti göze alamayarak çekilmiş, TKİ bu kez ihalesiz olarak sahayı şimdiki Soma Holding’e vermişti.
Bu Holding gözünü karartarak, TKİ’ye tonu 30 Dolardan ham kömür vermeyi üstlenmişti. 15 milyon ton kömür kaynağı (rezervi) kestirilmekteydi ve şirket “bir an önce” TKİ’ye yüklenimini gerçekleştirmek için saldırgan (agressif) üretime geçti.

Teknik önlemler yetersiz, teknik donanım ve işçiler aşırı zorlanarak, uzun çalıştırılarak, eğitim ve uzmanlaşma ile denetim göstermelik kılınarak, sendikasız, iş güvencesiz….
öngörülen 1,5 milyon ton / yıl üretim yerine neredeyse 2’ye katlanan üretim rakamları..

Şirketin, TKİ’nin kârı ve arada dönen “komisyonların” bedeli, şimdilik 301 “can” dır!
Bir de sadaka kültürü ile yıllardır “bedava” kömür dağıtılan milyonların suskunluğu – küntlüğü!

 

Devletin de göz yumaması..

Bunca neden yetmez mi??

Gerekli önlemleri yerinde ve zamanında almayarak bu toplu cinayete
neden olanları lanetliyoruz bir kez daha!

Onlar ki; küresel emperyalizmin eli kanlı taşeronlarıdır.

Halkımız ve her-kes çok iyi kavramalıdır ki, bu yürek yakan tablonun
temel nedeni küreselleşen emperyalizm = KüreselleşTİRmedir!..

Ara ve son nedenler türevdir.
Tanıyı doğru koymak zorunludur.

  • Ve Türkiye’de Küresel emperyalizmin iktidara getirdiği
    bir siyasal kadro işbaşındadır. 

Başbakan R.T. Erdoğan, “Bu işin fıtratında var..” diyerek
apaçık din sömürgenliği yapmakta ve kesin siyasal sorumluluğunu ve suçunu saklamak istemektedir. Bir yığın yandaş da bu yolda “hizmete” koyulmuştur!
Bu durum mide bulandırıcı ve utanç vericidir.

Küresel sermaye, eline geçirdiği hükümetler eliyle artık halkından,
bunca adaletsiz – eşitsiz – ağır ve hizmete dönüşmeyen vergiye ek olarak yepyeni 2 vergi türü daha dayatmaktadır :

1. KAN VERGİSİ!
2. CAN VERGİSİ !

Çare, sermayeden yana siyasal kadroları hızla tasfiye etmek ve halkın iktidarını kurmaktır!

Haydi Türkiye, sen de iş başına!

Sevgi ve saygıyla
18.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===========================================

TMMOB’den Basın Açıklaması


TMMOB Maden Mühendisleri Odası, 13 Mayıs 2014’te Soma’da yaşanan facia ile ilgili olarak yaptıkları incelemeler sonrası değerlendirmelerini
15 Mayıs 2014’te düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuyla paylaştı.

TMMOB‘de düzenlenen basın toplantısına TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı
Mehmet Soğancı, Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel,
Maden MO II. Başkanı Can Doğan, Yazman Üye Necmi Ergin, YK Üyesi
Emra Ergüzeloğlu Karataş ve Maden Mühendisleri Odası Eski Başkanı
Mehmet Torun katıldı.

YAŞADIKLARIMIZ KÖMÜR KARASI KADAR KARA GÜNLERDİR

Kamuoyuna;

Ruhsat hukuku Türkiye Kömür İşletmelerine (TKİ) ait olan Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından hizmet alım yolu ile işletilen Manisa İli Soma İlçesi Eynez bölgesinde bulunan yeraltı kömür ocağında, 13 Mayıs 2014 Salı günü saat 15:10 dolayında meydana gelen olay sonucunda aralarında 5 maden mühendisi meslektaşımızın da bulunduğu yüzlerce maden emekçisinin yaşamını yitirdiği bir facia yaşanmıştır.

Ülke olarak acımız çok büyüktür. Bu kazada yaşamlarını yitirenleri saygıyla anıyor, ailelerine, yakınlarına ve ülkemize başsağlığı, yaralı olarak kurtulan canlarımıza
acil şifalar diliyoruz.

Odamız uzmanları tarafından faciayla ilgili olarak yapılan saptamalar
aşağıda maddeler halinde belirtilmektedir.

-Kazanın meydana geldiği yer altı kömür ocağında 3 vardiya halinde çalışma yapılmaktadır.
-Vardiyalarda yaklaşık 800 işçi ve toplamda da yaklaşık 3.000 işçi çalışmaktadır.
-Kazanın olduğu 13.05.2014 günü 08:00/16:00 vardiyasında yaklaşık
787 işçi çalışmakta olup, bu işçilerin yaklaşık 440‘ı yeraltında tertip edilmişlerdir.
-Ocakta göçertmeli ve dönümlü uzun ayak yöntemi ile üretim yapılmaktadır.
Faciayı tetikleyen yangın ocak hava girişinde meydana gelmiştir.
-Kurulumuzca yangını tetikleyen neden olarak kamuoyuna duyurulan
trafo patlamasının doğru olmadığı belirlenmiştir.

  • Ölümlerin büyük bölümü, kömürün oksidasyonu (AS: yanması) nedeniyle çıkan karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu oluşmuştur.

Ocak havalandırması mekanik havalandırma ile sağlanmaktadır.
-Facia sonrası kurtarma operasyonunda ciddi bir organizasyon bozukluğu yaşanmış ve bununla ilgili olarak Odamız müdahalede bulunmuş,
gerekli düzenlemeler yapılmıştır.
-İşveren şirket, ruhsat sahibi ve ilgili Devlet kurumları tarafından etkin denetimler sağlanamamış ve gerekli sonuçlar elde edilememiştir.
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu‘nun, işçi ölümlerinin,
meslek hastalıklarının önlenmesinde tek başına yeterli olmadığı bu facia ile
bir kez açığa çıkmış ve bu facia, fiili olarak yasanın iflasının kanıtı olmuştur.
Facianın gerçekleştiği işyerinde çalışan meslektaşlarımızın olay öncesinde,
yoğun çabalarıyla tüm zorunluluklar yerine getirilmiş ve yasal uygunluk sağlanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettişlerinin kısa bir süre önce yaptıkları denetim bunu göstermektedir.
– Madenciliği, mühendisliğin bilim ve tekniğinden uzaklaştıran ve mühendisi işverenin insafına bırakan yanlış madencilik politikalarıdır. Odamızın 2010 yılında hazırlamış olduğu ‘Madencilikte Yaşanan İş Kazaları Raporu‘‘nda Soma Havzasına ilişkin belirlemeler yapılmış ve burada bir facia yaşanabileceği belirtilmiştir.

  • Ancak işçi ölümlerinin asıl nedeni, mevzuatın yetersizliği değil,
    neoliberal devlet politikalarıdır.

80‘li yılların başından başlayarak uygulamaya konulan
– özelleştirme,
– taşeronlaşma,
– rodövans vb.
– neoliberal politikalar ve uygulamaları;

kamu madenciliğini küçültmüş, kamu kurum ve kuruluşlarında uzun yıllar sonucu
elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim birikimini dağıtmıştır.

Yoğun birikim ve deneyime sahip olan kurum ve kuruluşlar yerine üretimin, teknik
ve altyapı olarak yetersiz, deneyim ve uzmanlaşmanın olmadığı kişi ve şirketlere bırakılması; buna ek olarak kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması, iş cinayetlerinin ve ölümlerin katlanarak artmasına
neden olmuştur.

Kamu yararı gözetmeksizin daha çok kâr hırsı ile yapılan üretim zorlamaları,
uzun çalışma süreleri, sağlıksız çalışma ve barınma koşulları,
çalışanların sosyoekonomik durumları bu faciaların oluşmasına katkı koymuştur.

Yaşadığımız son olay bunu bize bir kez daha göstermiştir.
Karadon, Kozlu, Elbistan ve son olarak Soma maden faciaları,
emekçilerin yaşamının piyasanın insafına bırakılamayacağının kanıtıdır.

– Hükümet yetkililerinin, ocakta henüz süren yangın söndürülmeden ve arama-kurtarma çalışmaları sürerken, “bu işin fıtratında vardır” söylemleri,
bilimin ve tekniğin karşısında aldıkları konumu özetlemekte olup,

  • Hükümet sorumluluk ilkeleri gereği derhal istifa etmelidir.

Bu faciada yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini ve meslektaşlarımızı
saygıyla anıyor, yakınlarına ve tüm maden emekçilerine başsağlığı diliyoruz.

TMMOB
Maden Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu

=============================================

TMMOB Maden Mühendileri Odası’nın yukarıdaki açıklamasına biz de katılıyoruz.

Yeraltı maden işletmesi dahil, yıllarca işyeri hekimliği yapmış, 37 yıldır işçi sağlığı – güvenliği, meslek hastalıkları ile uğraşan bir hekim – bir uygulamacı ve akademiyen olarak yazılanların doğru olduğunu “içeriden biri” olarak çok iyi biliyoruz..