Etiket arşivi: Yurtta Barış Dünyada Barış

Dağlıca’da 40 Gün Süren TSK Operasyonu

 

Dağlıca’da 40 Gün Süren TSK Operasyonu 
Böyle Görüntülendi

PKK’nın “kurtarılmış bölge” ilan etmeyi düşündüğü Buzul Dağı,
İkiyaka Dağları ve Doski Vadisi’ni, 27 Eylül’de başlatılan operasyonun görüntüleri yayınlandı.

Hakkari Dağlıca bölgesinde 27 Eylül 2015’te başlayan ve 5 Kasım 2015’te sonuçlanan
‘Şehit P. Kur.Yb. İlker Çelikcan Operasyonu’ ile 119 PKK‘lı öldürüldü. Türk Silahlı Kuvvvetleri’nin en güzide birliklerinden oluşan 2 Komando Tugayı ve Özel Kuvvetlere ait birlikler operasyona katıldı. Türk Hava Kuvvetleri‘nin de ve 40 gün süren operasyonun görüntüleri yayınlandı.

YARBAY İLKER ÇELİKCAN KONVOYUN ÖNÜNÜ GEÇTİ

6 Eylül 2015 tarahinde Yeşiltaş Üs Bölgesinden, yola döşenen El Yapımı Patlayıcıları (EYP) temizlemek maksadıyla hareket eden Mayın ve El Yapımı Patlayıcı Tespit Timi (METİ)
yola döşenmiş olan dördüncü EYP‘yi etkisiz hale getirirken, PKK‘lı teröristler tarafından açılan
ilk ateşte Timin bir personeli yaralandı. Açılan ateşe karşılık veren Tim derhal destek
isteminde bulundu. Bu arada Dağlıca‘dan Kobra ve Kirpi zırhlı araçlar içeren bir konvoy ile Yüksekova‘dan aralarında tank ve zırhlı araçların da bulunduğu başka bir konvoy, Dağlıca‘daki Hudut Tabur Komutanlığı ile Yüksekova ilçe merkezi arasındaki kritik ikmal yolunu açmak, Dağlıca‘nın konvoy, ikmal ve iaşesi için yol araması yapmak ve yol güvenliğini sağlamak maksadıyla hareket halindeydi. Yapılan destek istemine derhal karşılık vermek için METİ personelinin bulunduğu bölgeye doğru hızla hareket etti. Önde giden araçlar da ateş altına alınınca, konvoy yavaşladı. O sırada arkadaki Kirpi aracı içinde bulunan Tb. K. Kur. Yb İlker Çelikcan hızlanarak bir an evvel yaralı askeri kurtarmak için öne geçti ve ilerlediği anda aracı bir başka EYP‘nin patlaması sonucu şarampole yuvarlandı. Gözünü kırpmadan askerinin yaşamnı kurtarmak için öne atılıp şehit olan Tb.K.Kur.Yb İlker Çelikcan ve askerleri için
27 Eylül 2015’te ‘Şehit P.Kur.Yb.İlker Çelikcan Operasyonu’ başlatıldı.

DOSKİ VADİSİ’NIN PKK İÇİN ÖNEMİ

PKK Terör Örgütü’nün sözde Cilo Eyaletinin 2 cephesini ayıran arazi kesimi Doski Vadisi’dir. Doski Vadisi’nin kuzeyinde Oramar (Batı) Cephesi, güneyinde ise Çarçela (Doğu) Cephesi
yer alıyor. 2 cephe arasındaki bağlantı Doski Vadisi’ne uzanan ara vadiler (Varagöz Vadisi, Gürkavak Vadisi) vasıtasıyla sağlanıyor. Ayrıca İkiyakalar bölgesindeki PKK‘lı teröristlerin ikmali Doski ve Varagöz Vadileri üzerinden işbirlikçiler tarafından sağlanıyordu. Doski Vadisi Buzul Dağı ve İkiyaka Dağlarını birbirinden ayıran ve bölgede doğu-batı istikametinde
geçit veren tek ilerleme istikamet. Bu nedenle kara ve hava intikali Doski Vadisi’ne tabi.

2 AYA YAKIN VATANDAŞLARI ELEKTRİKSİZ BIRAKTILAR

Doski Vadisinde özellikle Kamışlı-Yeşiltaş-Dağlıca yoluna Mayın ve EYP döşenerek güvenlik güçlerine zayiat verdirmesi, üs bölgelerinin ikmal faaliyetlerini yürüten sivil kişilerin
tehdit edilmesi ve araç-malzemelerine el konulması, köy ve mezralardaki vatandaşların teröristlere yardım ve işbirliğine zorlanması, elektrik trafosunun PKK‘lı teröristlerce patlatılması ve 2 aya yakın süre vatandaşların elektriksiz bırakılarak cezalandırılması gibi eylemler yapıldı.

PKK’NIN SALDIRILARI BÖLGE HALKINI DA ETKİLEDİ

Oramar Tepe Bölgesi’nde bulunan PKK‘lı teröristler tarafından Dağlıca Hudut Taburu ve
Üs Bölgeleri’ne Doçka, Zagros ve Havan ile sürekli saldırı düzenleniyordu. Söz konusu saldırılardan yalnızca askeri birlikler değil bölge halkı da etkileniyor, ölüm ve yaralanmalar yaşanıyordu. 2014 yılında bayram sabahında bayramlaşan Dağlıca Köylülerine yapılan saldırı, 2015 Haziran ayında PKK‘lı teröristler tarafından atılan havan mermisi ile MizginTire isimli küçük bir kız çocuğunun yaralanması gibi saldırılar gerçekleştirildi.

OPERASYONUN AMACI

Şehit P.Kur.Yb.İlker Çelikcan Operasyonu‘nun amacı PKK Terör Örgütü’nün sözde
Cilo Eyaletinin kilidini oluşturan Doski Vadisi ve güneyindeki bölgeyi kontrol eden İkiyakalar
ve Oramar Tepe bölgesindeki teröristleri etkisiz hale getirmek, izleyen aşamada yeniden
kullanılmalarını engellemek amacıyla mağara, sığınak, barınak ve erzak depolarını tahrip etmek, Dağlıca ve Yeşiltaş’ta bulunan Üs Bölgeleri’ne ikmal ve intikal yollarını EYP‘lerden temizleyerek ikmal sürekliliğini sağlamak olduğu belirtildi.

OPERASYON 40 GÜN SÜRDÜ

27 Eylül 2015’te başlayan ‘Şehit P.Kur.Yb.İlker Çelikcan Operasyonu’ 5 Kasım 2015 günü Oramar Tepe bölgesi de tam olarak denetim altına alındı. Bölgeyi terk etmeyi başaramayan, PKK‘lı ufak grupların etkisiz hale getirilmesi amacıyla arama ve tarama faaliyetlerinin
devam ettiği belirtildi. Operasyonda 119 PKK‘lının öldürüldüğü belirtildi.

OPERASYON 3 AŞAMADA PLANLANDI

‘Şehit P.Kur.Yb.İlker Çelikcan Operasyonu 3 aşamada planlandı. 1. aşamada Doski Vadisi ve tarafeyninin PKK‘lı teröristleri temizlenmesi, 2. aşamada İkiyakalar Dağı bölgesinin denetim
altına alınması, yol araması ve ikmalin yapılması, 3. ve son aşamada ise Oramar Tepe Bölgesi’nin ve uzanımının denetim altına alınması olarak planlandı.

İLK OLARAK ORAMAR TEPE BÖLGESİ’NİN 500 METRE YAKININA DEK
BİRLİK SIZDIRILDI

Operasyon boyunca; İnsansız Hava Araçları (İHA) ve İnsanlı Keşif Uçakları (İKU) aracılığıyla sürekli keşif gözetleme yapıldı ve teröristlere ait mağara, barınak, sığınak ve mevziler belirlendi. Söz konusu saptamalar sonucunda hazırlanan hedef listeleri ile Oramar Tepe Bölgesi ve dolayı
yoğun bir biçimde hava kuvvetleri ve topçu ve havan birliklerinden oluşan ateş destek vasıtalarıyla ateş altına alındı. Dağ ve Komando Tugayı birlikleri tarafından Oramar Tepe Bölgesi’nin 500 m yakınına dek birlik sızdırıldı.

5-10 m UZAKLIKTAN EL BOMBALARININ KULLANILDIĞI
TEMASLAR SAĞLANDI

İlerleryen günlerde PKK‘lı teröristler ile askerler arasındaki uzaklık 160 m’ye düştü. 5-10 m uzaklıktan el bombalarının kullanıldığı temaslar yaşandı ve aralıklarla çatışmalar sürdü.
Bölgede sıkışan PKK‘lı teröristler tarafından sık sık el bombaları ile saldırılar düzenlendi. Askerler, el bombası ile saldırıyı gerçekleştiren PKK‘lı teröristleri etkisiz duruma getirdi.

YARDIMA GELEN PKK‘LI TERÖRİSTLERİ SAVAŞ UÇAKLARI
ETKİSİZ DURUMA GETİRDİ

Murat Karayılan‘ın Zap Kampı’na gelerek 18 Ekim 2015’te bölgedeki teröristlere telsizle talimat vermesinin ardından tecrit edilen PKK‘lı teröristleri Kuzey Irak‘tan bölgeye gönderilen takviye PKK‘lı teröristler, İHA ve İKU ile yapılan keşif gözetleme sonucunda belirlendi.
PKK‘lı teröristler, Türk Hava Kuvvetleri‘ne ait savaş uçaklarının atışları ile henüz istedikleri yerlere varamadan etkisiz duruma getirildi.

BÖLGE PKK‘LI TERÖRİSTLERDEN ARINDIRILDI

PKK Terör Örgütü’nün Kuzey Irak‘tan yurt içine geçiş yaptığı, Türkiye‘de gerçekleştirdiği saldırılardan sonra güvenli kaçış yolu olarak kullandığı, kırsal ile kent bağlantısını kurduğu, başta Yüksekova ve Şemdinli ilçelerine yönelik eylemlerinde kullandığı, eylemler sonucuda
sözde özerkliğe uzanan uygulamalara zemin hazırladığı, Üslenme bölgesi, eleman sağlama
noktası, sözde yargılama alanı olarak kullandığı, PKK Terör Örgütü üzerinde psikolojik etkisi çok yüksek olan İkiyakalar, Doski Vadisi ve Oramar Tepe Bölgeleri PKK‘lı teröristlerden arındırıldı.

PKK’LI TERÖRİSTLERİN BÜYÜK BİR ÇÖKÜNTÜ YAŞADIĞI ÖĞRENİLDİ

Bölgenin temizlenmesi ile; PKK Terör Örgütü’nün Türkiye ve Kuzey Irak bölgesi arasında
iki yanlı çok kritik geçiş güzergahı olan bölgelerin denetim altına alınmasıyla örgütün adeta nefes alamaz duruma geldiği belirtildi. Türkiye içindeki PKK‘lı teröristler ile KCKyapılanması ve YDG-H ögelerinin bu durumun ortaya çıkmasıyla büyük bir çöküntü yaşadığı öğrenildi.

======================================

Dostlar,

AKP iktidara geldiğinde (3 Kasım 2002 seçimleri; % 34 oyla 363 milletvekili % 66 TBMM çoğunluğu!) PKK terörü sıfırlanmaya yaklaşmıştı. Batı emperyalizmiyle yapılan pazarlıklarla
PKK’ya dokunulMAmaya başlandı, yetmedi masaya oturuldu.

Silahlı bölücü güç ile aynı yöntemle mücadele Batı’nn dayatması ile kesildi; yetmedi,
Oslo’da, Dolmabahçe’de..  masaya oturularak görüşmeler başlatldı! Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış, ölünceye dek sıkı koşullarda hapiste kalacak olan terör örgütü başına
fiilen saygınlık (itibar) iadesi yapıldı adeta ve ceza infaz mevzuatı kuralları çiğnenerek,
Kürt kardeşlerimizin önemsiz bir bölümünü oluşturan Kürtçülerin = ayrılıkçı Kürtlerin lideri işlemi yapılmaya başlandı..

Gelinen yer “Bölünmeye 5 kala” sınırı idi (“BİRLEŞİK BÜYÜK KÜRDİSTAN’a = 2. İSRAİL’e ve POSTMODERN YENİ SEVR’e = BÖLÜNMEYE BEŞ KALA” başlıklı yazımıza özellikle bakılmalıdır: http://ahmetsaltik.net/2015/06/20/birlesik-buyuk-kurdistana-2-israile-ve-postmodern-ya-da-yeni-sevre-bolunmeye-bes-kala/“AÇILIM” tuzağı altında ve artık sürdürülebilirliği kalmamıştı. TSK ağırlığını koydu ve RTE – AKP 180 derece rota değiştimek zorunda kaldılar.

Şimdi PKK’ya karşı başta TSK ile, 2. ve 3. derecede de polis ve
korucularla yürütülen 
silahlı mücadele AKP – RTE ile değil;
konjonktürün dayatmasıyla onlara karşındır (rağmen).

Bu olgunun çok iyi anlaşılması gerekir.
Vatan Partisi Genel Başkanı Sn. Doğu Perinçek’in deyimiyle

“..Erdoğan TSK’ya sığınmıştır..!

Başarı TSK’nın, polisimizin ve korucularımızındır; ulusumuzun şehit ve gazilerinindir!

Dökülen kanların faturası ise AKP – RTE’nindir.

Ne yazık ki halkımızın önemli bir bölümü yine iğrenç oyunları görememiş ve 20 Temmuz 2015 Suruç kırımından sonra başlatılan TSK operasyonları, 1 Kasım 2015’te zoraki yineletilen seçimde AKP’ye birkaç milyon oy ve tek başına iktidar getirmiştir!?

Dileriz taç giyen baş bu kez akıllanır ve AKP – RTE Cumhuriyet ile kavgalarını keserler!?
Tayyip bey, Türkiye’nin yazgısı ellerinde, 13. yılını bitirecek 14 Mart 2016’da..
Çok umutlu değiliz 2023 hedefleri nedeniyle ama gene de umudu kesmek istemiyoruz.

Erdoğan, 2023 hedeflerinin ne olduğunu tek tek halkımıza saymalı
ve başkaca bir örtük gündemlerinin olmadığına ilişkin halkımıza apaçık,
somut güvenceler vermelidir.

Türkiye politik olarak hızla normalleştirilmeli ve başta ekonomi, DIŞ POLİTKA, kutuplaştırılmış toplum, yoksulluk – yolsuzluk, işsizlik, sağlık, eğitim, bilim – araştırma,
insan hakları – demokrasi gündemine geçmelidir..

Ülkesi ve ulusu ile bölünmez bir bütün olarak,
ilk 4 maddeye ve Devrim yasalarına (md. 174) asla dokunmamak üzere,
ivedi gereksinim olmamakla ilerleyen yıllarda birlikte yeni bir anayasaya..

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ.. diye haykırarak

Yüce ATATÜRK’ün izinde! 

Sevgi ve saygı ile.
07 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

AİHM; Perinçek / Türkiye Davasını Ülkemiz Lehine Sonlandırdı!

AİHM; Perinçek / Türkiye Davasını Ülkemiz Lehine Sonlandırdı!

Perinçek lehine verilen karar ile AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘ninin 10. maddesini ihlal kararı verdi.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek dava sonrası Ulusal Kanal canlı yayınında davayla ilgili açıklama yaptı.

Perinçek açıklamasında şunları belirtti:

– Tarihi bir karardır. Bu Türkiye’nin vatan savunmasıyla ilgilidir.
– 1915’te de vatanı savunuyorduk şimdi de savunuyoruz.
– Bu zaferin asıl sahibi Mehmetçik’tir. ABD’nin kara gücümüz dediği örgüte karşı savaşan Mehmetçik’e armağan ediyoruz.
– Davanın kazanılmasında beraber olduğumuz Sayın Rauf Denktaş‘ı saygıyla anıyoruz.
– Bu mahkeme kararından sonra artık ‘soykırımı inkar’ diye bir suç tanımı olamaz.
– Bu bir tarih tartışması, hukuk anlaşmazlığı değildir. Bir vatan savunmasıdır!
Bağımsızlık savaşıdır!
– Bu davayı kazanacağımızı kesinlikle biliyorduk
=====================================

Dostlar,

Büyük başarıdır.. Ulusça çok sevinçliyiz.
AİHM’nin temyiz dıuruşmasındaki 17 yargıcın 10’u Doğu Perinçek’i / Türkiye’yi haklı buldu.
Bu sayın yargıçları da hukukun üstünlüğü adına kutlarız.
AİHS’nin 10. maddesi bağlamında Perinçek’in İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ çiğnenmiştir.. dedi AİHM.

Buna göre, İsviçre ve Fransa başta olmak üzere, AİHS’ni tanıyan çok sayıda ülkede
“Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diye düşünce açıklaması yapmak
suç olmayacak, cezalandırılamayacak. Bu ülkelerin ceza yasalarında varsa ilgili hükümlerin çıkarılması gerekecek. “Ermeni soykırımını red” (denial) artık suç değil..”Denial” sözcüğünü İngilizce’den hatalı olarak “inkâr – yadsıma” olarak çevirmeyelim.. Biz olan hiçbir şeyi inkâr etmiyoruz / yadsımıyoruz; peki ne yapıyoruz, üzerimize atılı soykırım fillini reddediyoruz. “Denial” sözcüğünü burada doğru karşılığı “red” dir.. Lütfen dikkatli olalım..

Mahkeme (AİHM) ayrıca kararında 1915 olaylarının Nazi Almanyasında 1930’larda yaşanan Yahudi soykırımına (Holocaust!) benzediği yönünde karşı tarafın savı nedeniyle bu konuda da bir karar vererek Ermeni savlarını reddetti. Böylelikle, emperyalizmin kurgusuyla yaşanan karşılıklı kırımın nitelik olarak da hukuksal açıdan SOYKIRIM SUÇU sayılamayacağını kesin karara bağlamış oldu.

Bu süreçte CHP – DSP dışında hangi siyasal parti destek verdi ülkemizin bu yaşamsal davasına??

İktidar partisi olarak AKP, Dışişleri Bakanlığı, T.C. Devleti neredeydi??

Dışişleri Bakanı F. Sinirlioğlu, Başbakan A. Davutoğlu ve 12. CB Bay RTE
derhal ve içtenlikle – saygı ile Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’i kutlayarak selamlamalıdır..

Bravo Sayın Doğu Perinçek ve bravo takım çalışmasını yıllardır sebatla yürüten Türkiye’nin devrimci yurtseverlerine..

Ermeni kardeşlerimize gelince                    :

– Artık lütfen görün.. 1915’te Anadolu’da bir Ermeni soykırımı fiilen olmadı..
Olsaydı bugün size ve devletiniz olmazdı.
O tarihte soykırım suçu hukuksal olarak tanımsızdı; BM 1948’de tanımladı.
Onu da geçiyoruz, fiili (de facto) bir Ermeni soykırımı / kırımı yapmadı Osmanlı devleti..
Bunu gerçekte siz de biliyorsunuz ama emperyalist kışkırtmalara geliyorsunuz gene.

Zorlama ile, gerçek dışı – hukuk dışı yöntemlerle yol alınamaz. Türkiye, dün sizi ateşe atan
Batılı bildik emperyalistlere göre önce olmayan soykırımı Tanıyacak (1. T), sonra Tazminata   (2. T) mahkum edilecek ve son olarak size Toprak  (3. T) verecek. Bu ham hayalleri bırakın.
– Emperyalizmin kurgusu ile 2 halk birbirine kırdırıldı..
Ortak düşman EMPERYALİZM..
– Lütfen bunu artık (100 yıl sonra!) görün ve ders alın ki, benzer kanlı oyunları
mazlum uluslar olarak birlikte engelleyelim! 3T safsatası ham hayaldir.
Geçmişin yersiz takıntılarını bırakıp 2 komşu devlet ve halk olarak barış içinde ve    dayanışarak yaşamak 2 tarafın da yararınadır. Bunun tersi kime yarar, bir düşünün.

Biz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün evlatları ve Türkiye’siyiz :

YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ isteriz..

İçten çağrımız budur..

Sevgi ve saygı ile.
15.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

‘MİT TIR’ları” Silah Taşıyordu!


‘MİT TIR’ları” Silah Taşıyordu!


Cumhuriyet
‘in dün (29 Mayıs 2015) manşetten duyurduğu ‘MİT TIR’ları” haberi,
Erdoğan‘ın konu ile ilgili daha önce söyledikleri yeniden gündeme geldi.

MIT_TIRLARI1_SILAH_DOLU_Cumhuriyet_29.5.12

 

 

 

Bakın Erdoğan MİT TIR’lerı için neler söylemişti:

20 Ocak 2014 (Olaydan bir gün sonra)

“Savcı, benim iznim, Adalet Bakanlığı’nın haberi olmadan böyle bir müdahalenin içine giremez. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ne getirip ne götürdüğüne bakamaz. Bu, bu paralel yapılanmanın diğer bir versiyonudur. Kısa bir zaman önce atılan adımın devamıdır. Ne yazık ki burada jandarmamız da kullanılmıştır. Burada, gerek bu savcıyla gerekse jandarmayla ilgili,
komuta kademesini kastediyorum, hepsiyle ilgili hukuki süreç başlatılmıştır.
Gereği de bunlarla ilgili yapılacaktır.”


16 ŞUBAT 2014

“Benim ülkemin İstihbarat Teşkilatı, Suriye’ye, hem de Suriye’deki Bayır Bucak Türkmenlerine insani yardım taşıyacak, birileri de gelecek, bunu silahla, zorbalıkla, yasa dışı şekilde engelleyecek. Ey paralel yapının savcısı, sen benim bilgim olmadan, iznim olmadan MİT’e müdahale edemezsin. Yasa bunu emrediyor. Bu ne cesaret? Bu millet bunu affetmez.
Bu millet bunu unutmaz. Bu ihanetin, bu aşağılık faaliyetin, bu casusluğun hesabını
hepsinden soracağız.”

6 Ağustos 2014

“Biz Suriye’deki Bayır Bucak Türkmenlerine MİT eliyle yardım ulaştırıyoruz. İki TIR.
Adana’da paralel yapı zihniyetini taşıyan bir savcı çıkıyor, polisler jandarmalar bu TIR’ların önünü geçiyorlar. MİT elemanlarımızı tartaklıyorlar. Kanunsuz fotoğraf çektiriyorlar.
Bunu yapmaları aslında suç. Ama yasal olmayan bir uygulamayı yapıyorlar. Buradan nereye gidiyordu yardımlar? Bayır Bucak Türkmenlerine gidiyordu. Peki Bahçeli’nin sesi çıktı mı? Kılıçdaroğlu’nun sesi çıktı mı?”

18 MAYIS 2015

“Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine yardım götüren TIR’ları paralel örgütün savcıları, polisleri, askerleri durdurup tüm dünyaya bir mesaj vermeye çalıştılar. Amaçları Türkiye’yi, terör örgütlerine destek veren bir ülke gibi göstermekti. Bunun adı açıkça vatana ihanettir. Benim gönlümde de milletimin gönlünde de bunlara verilecek ceza aslında bellidir. Ama Türkiye bir hukuk devleti. Hem de onlara rağmen bir hukuk devleti. Bizim anamuhalefetin genel başkanının özlediği 27 Mayıs hukukunun bunlara dahi uygulanmasına gönlümüz razı gelmez.”

MIT_TIRLARI2_SILAH_DOLU_Cumhuriyet_29.5.12

 

Oysa;

AKP’li Yasin Aktay: MİT TIRLARI SİLAH TAŞIYORDU

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Siirt Milletvekili Adayı Yasin Aktay, savcıların tutuklandığı MİT Tırlarıyla ilgili ŞOK bir itirafta bulundu: MİT Tırları silah taşıyordu.

MİT’e ait içi silah dolu Tırları durdurdukları için bugüne kadar birçok asker ve son olarak
bu Tırlar için durdurma talimatı verdikleri için 4 Savcı ve 1 Jandarma Komutanı
geçtiğimiz günlerde tutuklanmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde bu durdurulan TIRların Türkmenlere yardım götürdüğünü iddia etmişti.

Ancak Erdoğan’ı hem TIRların içinde bulunan malzemeler hem de Türkmenler yalanlamıştı. Tutanaklarda TIRların içinde silah olduğu belgelenirken,
Türkmenler de “Bize yardım gelmedi..” demişti.

Önceki bu konuda AKP’li Yasin Aktay’da şok bir itiraf geldi. Milletvekili adayı olduğu Siirt’te seçmenlerle bir araya gelen Aktay, MİT Tırlarının silah taşıdığını resmen ilan etti. Yasin Aktay, Askerlerin ve Savcıların tutuklanmasına neden olan MİT Tırları’nın Özgür Suriye Ordusu’na silah taşıdığın açıkladı. Aktay’ın bu itirafı, geçtiğimiz günlerde tutuklanan Savcıları da harekete geçirdi. MİT Tırlarını durdurdukları için geçtiğimiz günlerde hukuksuzca tutuklanan Cumhuriyet Savcıları, Yasin Aktay’ın derhal ifadesinin alınması gerektiğini belirttiler.

Siyaset
– 18 Mayıs 2015 Pazartesi 09:30

Erdoğan MİT TIR’ları için ne demişti? – VİDEO

============================================

Dostlar,

Ne demeli bu durumda??

“12. CB RT Erdoğan yalan söylüyor / söyledi..” desek suç oluyor, hemen dava açtırıyor
Tayyip bey. Sanırız yüzlerce dava açtırdı bu vb. biçimde..
Açık ara ile dünya rerkorunun sahibi olsa gerektir.
Bu niye böyledir, hiç düşünmez mi?
Yanıt açıktır : Hukuku araç yapıp yıldırmak, susturmak, kimsecikleri konuşturmamak..
Yığınların gerçekleri öğrenmesini engellemek ve algılarını ters yönde yöneterek oy avcılığı yapmak..

Demesek; göz göre göre birileri halkı aldatıyor ve Türkiye’nin iç ve dış barışını tehlikeye sokuyor.. Ateşle oynuyor.. Komşu Suriye’de Batı emperyalizmi güdümünde silahlı isyan çıkarararak Esat rejimini devirmeye kalkan maşa – taşeron, sünni – dinci yobaz örgütlere
(Başta sözde Özgür Suriye Ordusu – ÖSO’ya!) Türkiye silah ve mühimmat desteği sağlıyor. Suriye’ye apaçık düşmanlık ilan ederek içişlerine doğrudan ve silahlı müdahale ile el uzatıyor.

Ardından 2 milyona yakın gariban Suriyeli Türkiye’de.. 5,5 milyar dolara varan doğrudan maliyet (Mayıs 2015’te) ve bir de duygu sömürüsü ile “Biz onlara ensar olduk.. “ edebiyatı..
(Dileriz seçim hilelerine karıştırılmaz bu yüzbinler…)
Reyhanlı’da 50’yi aşan masum yurttaşın Türkiye’nin bu iğrenç düşmanca politikasına karşı çıkanlarca (+ bildik istihbarat örgütlerince) hunharca katledilerek gözdağı ve yanıt verilmesi..

Yine hiç sıkılmadan bu çok acı olayı da sömürme ve “.. Reyhanlı’da Sünni kardeşlerimiz öldürüldü..” diyerek ayrıştırma, ötekileştirme, düşmanlaştırma, gerçek hedefi şaşırtma ve
Esad’ı hedef gösterme..

Tüm bunlar bir devlet başkanına yakışır mı?? Yeminine uyar mı? Hukuk içinde midir?
Atlantik ötesinin tehlikeli – kanlı serüvenlerine alet / taşeron olarak kadim komşu,
halkı Müslüman olan mazlum Suriye’ye ve gariban halkına bu vahşet reva görülebilir mi??

Tüm bu eli mahkum edimler, ne yazık ki, Erdoğan’ın onlarca kez kameralar önünde ilan ettiği “BOP eşbaşkanlığı” görevinin kaçınılmaz gereğidir.. “Biz bu görevi yapıyoruz..” sözleri Erdoğan’ın ağzından dökülen hazin tecellilerdir / kendi idam fermanıdır adeta.. Üstelik “BOP’un Ortadoğu barışı” demek olduğunu da Erdoğan ne acıdır ki, savunmak zorunda bırakılmıştı..

Ne hazin / acınacak bir tablo değil mi?? Peki ne uğruna??

Erdoğan bir süre sonra kalkıp, bir zamanlar yıllarca derin ortaklık içinde T.C.’ne karşı başlattıkları kumpas operasyonularını sürdürdükleri F Tipi / Cemaat hakkında,
belirttiği gibi “Kandırıldım.. “mı diyecektir?? Yurttaşımız bu masala kanacak mıdır?

Erdoğan çocuk mudur, zeka fukarası mıdır?

İkisi de olmadığına göre bu lanetli süreç, Hulki Cevizoğlu’nun deyimi ile “Lanetli yıllar”
nasıl adlandırılacaktır?
Her – halde, Yüce Divan’da, kendisinin de belirttiği üzere çok sayıda ve yinelenen
“VATANA İHANET” suçlarından yargılanacaktır. Bunun kaçarı kalmamıştır.
Artık mızrak çuvala sığmamaktadır; güneş balçıkla sıvanamamaktadır.

Erdoğan’ı ve suç ortaklarını hiç kimse kurtaramayacaktır.

Talihsiz Erdoğan ve suçlarına ortak ettikleri / göz yumanlar vd. dahil,
dönülmez akşamın ufkundadırlar…

Oysa, Büyük ATATÜRK‘ün altın ilkesini izleseydiler, “YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” şaşmaz kuralına sarılsaydılar, olabildiğince bağımsız bir dış politika gütseydiler,
ne kendilerinin başına bu felaket örümcekleri örülürdü ne ülkemiz bu batağa saplanırdı
ne de bunca canımızı – malımızı yitirirdik..
*****

“Her şeyde bir hayır vardır..” der atalar.. Büyük sözdür..

Dileriz AKP’ye / Erdoğan’a aşkla = gözü kapalı = sorgulamasız = şeksiz – şüphesiz, haşa adeta İMAN EDERCESİNE milyonlarca oyu yağdıran aziz yurttaşlarımız bunca felaketten bir ders çıkararak hem kendilerini, hem Erdoğan ve şürekasını hem de ülkemizi daha büyük yıkımlardan alıkoymak için 7 Haziran 2015 seçimlerinde vicdanlarının ve sağduyularının sesini dinlerler..

İnsandan umut kesilmez..
Hala ümit ediyoruz..
AKP’nin iktidardan uzaklaştırılmasında, başta kendileri için olmak üzere,
saymakla bitmez “hayırlar” vardır.. Tersine, iktidarda kalmaları ise başta kendileri,
ülkemiz ve halkımız için çooook daha ağır – kanlı faturalar demektir..

Ne yazık ki, az eğitimli halkımız an-cak deneme yanılma ile öğrenebiliyor..

“Yandım anaaaam’….”, “Yandım Allaaaaah!” deme vakti,
geç kalmadan, daha ne zamandır acaba??

Dosyamın tümümü pdf olarak indirmek için lütfen tıklar mısınız??

MIT_TIR’lari_Silah_Tasiyordu

Sevgi ve saygı ile.
30 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

AKP Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?

 

AKP,
Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?

 

Dostlar,

Yukarıdaki başlığı bu gün, 21.12.14 günü Ulusal Kanal‘da
20:00 – 22:00 arasında işledik.

Sayın Gazeteci – Yazar Necdet SARAÇ İstanbul’dan,
Av. Kazım Genç de Ankara’dan konuğumuz oldular.

36 yıl önce 19-25 Aralık 1978 günleri arasında neredeyse 1 hafta süren 1978 Maraş Alevi kırımının masum kurbanlarını (resmen 110 dolayında, fiilen beş yüzü aşkın!) anarak başladık. Sn. Saraç son birkaç yıldır Maraş’a giderek bu anmalara katılıyor. Bu yıl bilindiği gibi Valilik, “olaylar çıkmasın, provokasyon olmasın” (!) gerekçesi ile her tür anma girişimini yasakladı.. Gerçekten traji-komik bir durum.. 1 hafta boyunca hunhar – barbar – kanlı kırımı engelle(ye)meyen Devlet, 36 yıl sonra bile insanların yüreklerine sığdıramadıkları acılarını yaşamalarını engelliyor.. Valilik bu yasakçı hukuk dışı tutumunu derhal sonlandırmalı, örtük sıkıyönetimi kaldırarak anmalar için gerekli güvenlik ortamını sağlamalıdır. Uzun yıllar “travma sonrası stres bozukluğu” yaşayan Alevi toplumu, adalet duygusu da tatmin edilmediği için, neredeyse süregen (kronik) yas sendromu içine giriyor. Öğrenilmiş çaresizlikle içine kapanıyor ve toplumdan kendisini yalıtarak yalnızlaşıyor. Öbür toplum kesimleri ile kaynaşarak sosyalleşmesini tamamlayamıyor. Böylelikle halkı bir arada tutan kederde – tasada – kıvançta birlik – ortaklaşma gerçekleştirilemiyor.

Sosyal psikoloji açısından son derece sakıncalı hatta tehlikeli bir durum..

Unutulmasın, Kerbela faciası 1375 yıl önceydi ve 72 insan çölde aç – susuz bırakılarak kadın – çocuk – yaşlı demeden kırılmıştı. Katliam, İslam Peygamberinin soyu kurutularak Halifeliğin Abbasi’lerden Emevilere geçişini hedeflemişti Şam valisi Yezid. 1375 yıl sonra bile tüm dünyada on milyonlarca Alevi – Şii – Caferi, çok az da olsa bir bölüm Sünni insan toplu kırımın yasını tutmakta her yıl Muharrem ayında. 12 gün susuz ve çile içinde oruç tutarak yasını yaşamaktadır.

Bu tür kapsamlı kırımlar Türkiye’de ne yazık ki belli aralarla neredeyse dönemsel (periyodik) nitelik kazandı. Ulusal birliğin kurulup – pekiştirilmesini apaçık dinamitleyen kökü dışarıda senaryo ve tezgahlardır bunlar..

Son 40 yılda Maraş – Çorum – Sivas katliamları sahnelenmiş ve yüzlerce Alevi yurttaş öldürülmüş, onbinlercesi kapsamlı göçlere zorlanmış (tehcir!);  toplumsal yaşamın dışına itilmişlerdir.
Nüfusun demografik yapısı, etnisite politkaları ile değiştirilmektedir.

Aleviler, bir yandan da 1982’den bu yana Anayasaya konan zorunlu din dersleri ile assimile edilmeye başlanmışlardır. Toplu cinayetlerin eylemcileri ve azmettiricileri yakalanıp adalete teslim edilmemiş, Alevi yurttaşların adalet gereksinimi gözardı edilmiştir.
Bu politikalar halkı bütünleştirici – kaynaştırıcı değil tersine ayrıştırıcı ve hatta düşmanlaştırıcıdır. 1990’larda 31 Ocak 1990 günü, ADD kurucu genel başkanı Prof. Muammer Aksoy’un öldürülmesiyle başlanan  cinayetler 15 yıl kadar sürdürülmüştür.

Vurgulanması gereken bir husus da tekil ya da toplu öldürmelerin katillerinin ve iç – dış azmettiricilerinin bulunmaması ve yargıda hesap vermemeleridir. Böylelikle ortaya çok ürkünç (vahim) bir gerçek çıkmaktadır :

  • Devlet suça ortaktır! 

Ortada çooook sayıda toplu – tekil cinayet vardır ve aradan geçen onca zamana karşın “faili meçhul” (!) kalabilmiştir. Üstelik devletin onca gücü – olanağı varken.. Kimi katiller ödüllendirilerek milletvekili bile yapılmış, katil sanıklarının avukatları bakanlığa dek yükseltilebilmiştir!

*****

Bu durum (zulüm!) sürdürülemez..

Bir devletin en temel işlevi tartışmasız olarak yurttaşlarının can güvenliğini sağlamaktır.

Böyle olmak gerekirken tersine Devlet suça ortaksa;
orası sözün bittiği ve Devletin tüm meşruluğunu yitirdiği yerdir.

Ülkede barış ve adaletin sağlanması başarılamazsa kalkınma ve istikrar da hayal olur.. Türkiye’nin bu profile uyan görünümü büyük acı vericidir ve artık mutlaka düzeltilmesi zorunluğu vardır.
Bu bağlamda, sayıları 15-20 milyondan az olmayan (belki daha da çok!) olan Alevi – Bektaşi yurttaşlar, ülkenin asli kurucularından olarak son derece temel beklentiler içindedir ve istemlerinin daha fazla ötelenmesi olanağı kalmamıştır :

===============================================

1. Aleviler, inançları yüzünden hiçbir ayrıma uğramadan
eşit yurttaş” olmak istemektedir.

2. 1826’lardan bu yana süregelen mallarına el koymanın sonlanmasını ve bunların geri verilmesini istemektedirler.

3. Cemevlerinin kendi belirledikleri ibadet (tapınç) yeri olarak tanınmasını istemektedirler.

4. Zorunlu din dersleri, Sünni öğretinin ideolojik aracı ve assimilasyon yöntemine dönüşmüş olup mutlaka kaldırılmalıdır.

5. DİB (Diyanet İşleri Başkanlığı) kaldırılmalı ya da Alevilerin de adil temsil olanağı sağlanmalıdır. DİB, muazzam bütçe payları ve devasa vakıf fonlarıyla 140 bin çalışanı ile (yeterince denetlenebiliyor mu??), DİB Başkanı’nın Devlet protokolünde
50. sıralardan 10. sıraya uçurularak yükseltilmesi sonucu (Şeyhülislam!?) Başkanlık bir fetva makamı kılınmış ve laik devlet yapısına tümden aykırı düşmüştür. Merhum Prof. İlhan Arsel‘in
söylemiyle hurafe üretmeye devam etmektedir! Prof. Arsel,
dine eleştirileri yüzünden ölüm tehditleri almış ve yaşamının uzunca yıllarını yurt dışında (ABD) geçirmek zorunda
bırakılmıştır! İmam Gazali‘den bu yana 600 yıldır İçtihat kapısı kapatılarak İslami kaynaklar yenileşmeye kapatılmış, adeta dondurulmuştur.

6. Türkiye, Anayasasının  da öngördüğü bağlamda mutlaka laik bir devlet olmalı (başta md. 2, 24 ve 174) ve giderek sekülerleşerek çağdaşlaşmalıdır.

Alevilik ve ülkemizdeki sorunları konusunda uzmanlığı tartışmasız, basılı kitapları yayımlanmış olan Sn. Hüsnü Merdanoğlu,
program sırasında bize ulaşmaya çabalamışlar,
ancak stüdyoda internet erişimi sağlanamadığından katkılarını alamamıştık. Program bitiminde gördüğümüz uyarılarına göre listeye 7. bir madde eklenmelidir:

7. Alevilerin isteklerine yönelik sayın Saraç’ın belirtikleri yanında, Alevilerin günümüzde bile yanlış tanınmalarına neden olan Osmanlı dönemi fetvalarının, Osmanlı-Safevi sürtüşmesi sürecinde birer psikolojik savaş kalıntıları olduğunun, bu fetvaların içeriğinin doğru olmadığının da siz aydınlarca ve ülkemizin birliği ve bütünlüğü yanında olanlarca sürekli dile getirilmesi gerekmektedir.

Sn. Merdanoğlu’nun uyarı ve katkısı son derece yerindedir. Özellikle Osmanlı Şeyhülislamı Ebussuut‘un fetvalarının hiçbir temeli olmayan, bir din adamına (!?) asla yakışmayan söylemleri ayrımcı, kışkırtıcı, düşmanlaştırıcı ve tümüyle uydurmadır. “Şeyhülislam” sanını almış, İslam Dininin şeyhi,
onu yorumlamaya – aktarmaya en yetkili kılınmış birinin (gerçekte İslamda ruhban sınıfı yoktur ve herkes dinini Kuran’ı okuyarak yorumlar; Peygamber bile salt elçidir, tebliğden öte yetkisi yoktur!..) böylesine nifakçı tanımları – fetvaları bir insanlık suçudur ve günümüz Diyanet İşleri Başkanlığınca yalanlanarak son derece olumsuz etkisi kırılmalıdır.

     Dinin kamusal alan dışına çıkarılması zorunludur.

Batı uygarlığı, ancak Hıristiyanlıkta reformla Kiliseyi
salt bireysel
inanç alanına iterek günümüz uygarlık düzeyine erişmiştir.

Benzer reform, İslam dininde de yapılmak zorundadır.

================================================

Çağımız İNSAN HAKLARI ÇAĞI’dır!

Bu bağlamda yeterince yerleşik hukuk metni vardır ve bu metinler uluslararası bakımından geçerli ve yürürlüktedirler, ulusalüstüdürler.

BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) 1948’den yana
en başta gelenidir.

Avrupa Konseyi’nin belirlediği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) 2. sırada önemli belgedir. İHAM (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi) bu Sözleşmenin yaptırımı olan
yargı organıdır.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 3. sırada sayılabilir.

Türkiye, bu uluslararası insan hakları sisteminin üyesidir, içindedir. Fakat uygulama bu yönde değildir. Üstelik 1982 Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasında Mayıs 2007’de yapılan devrim niteliğinde değişime karşın!

Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma

MADDE 90./son fıkra :

  • “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek: 7.5.2004-5170/7 md.)
  • Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

İnsan hakları sistemine taraf olan Türkiye, aykırı kamusal uygulamaları ile AİHM’nde en çok mahkum edilen birkaç ülke içindedir. AKP hükümetleri ile 2002 Kasım’ından bu yana bu karne  – sicil daha da olumsuzlaşmıştır. AKP, Anayasa Mahkemesi kararı ile Laikliğe aykırı işlem ve uygulamaların odağı durumuna gelmiştir fakat ne yazık ki hala iktidardadır! Ülkeyi dincileştirme azim ve kararındadır. Birkaç hafta önce yapılan 19. Milli Eğitim Kurultayı (Şurası) kararları ve 12. CB Bay RTE’nin orada yaptığı konuşma tam anlamıyla dehşet vericidir. AKP, örtük -fakat artık açık- 2023 gündemi ile Türkiye’yi bölünmüş bir dinci faşist Anadolu Federe İslam Devletine dönüştürme azim ve kararlılığındadır.

Alevi hakları ülkenin en önemli sorunlarındandır
ve laik düzenin korunması salt Alevilerin sorunu değildir.
Sorun hukuksal olmaktan çıkmış ideolojik düzleme taşınmıştır. Ülkedeki tüm yurttaşların Türkiye’yi demokratik bir ülke kılmak ve Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak yükümü ve sorumluluğu vardır. Anayasanın 2. maddesinde tanımlı Cumhuriyetin 6 temel niteliği, 4. maddede değiştirilmesinin önerilmesi bile olanaksız kılınarak kurucu irade tarafından pekiştirilmiştir ve mutlaka uyulması gerekmektedir. AKP hükümetlerinin bu meşruiyet dışı tehlikeli gidişi terk etmeleri gerekmektedir.

Uluslararası toplum; insan haklarının çiğnenmesinin ülkemizde ağır ve sürgit nitelik kazanmasından kaynaklanan süreçte, uluslararası hukuka bütünüyle uygun olarak, etkili BM yaptırımları uygulama (ekonomik – ticari – politik – diplomatik – mali -askeri..), Avrupa Konseyi’nden atılma … gibi araçlara – etkili yaptırım olanaklarına sahiptir.

Alevilere dönük her türlü ötekileştirme – ayrımcılık (diskriminasyon)
insanlığa karşı suçlardır ve gecikmeden son verilmelidir.

Türkiye, büyük ATATÜRK‘ün “Yurtta barış Dünyada barış” ilkesinin gereklerini yerine getirmelidir. 10. Yıl Söylevi‘nde yer alan “imtiyazsız – sınıfsız kaynaşmış bir kitle olmak” hedef alınmalıdır.

*****

Ulusal Kanal‘daki açık oturumumuzdan çıkarımlarımız yukarıda kapsamlı olarak özetlenmiştir.

Tüm insanları, Hünkâr Pir Hacıbektaş‘ın evrensel öğretisi
“eline – beline – diline sahip çıkmaya” çağırıyoruz..

Her ne arar isen insanda ara
Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir..
Hararet nardadır sacda değil
Keramet baştadır taçta değil 

Sevgi, muhabbet kaynar yanan ocağımızda,
Bülbüller şevke gelir, gül açar bağrımızda,
Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda,
Aslanla, ceylanlar dosttur kucağımız..

Hacı Bektaşı Veli

Sevgi ve saygıyla
22.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Not : Laik – bilimsel – parasız – karma eğitime ve eğitim emekçilerinin haklarına sahip çıkma bağlamında 20.12.14 günü Ankara Tandoğan meydanından basın açıklaması yaptıktan sonra Güven Park’a dek yürümek isteyen, bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ üyesi öğretmenlere polisin uyguladığı hukuk dışı orantısız şiddeti insan hakların aykırı ve kabul edilemez buluyor esefle kınıyoruz! İlgililerin cezalandırılmasını istiyoruz.
Benzer şiddet eylemlerine AKP iktidarının kesinkes son vermesini istiyoruz.

* Program kaydı elimize geçtiğinde YouTube‘a yükleyeceğiz..
* Bu yazının pdf formatı için lütfen tıklayınız:

AKP_Alevi_Haklarini_ve_AIHM_Kararlarini_Neden_Gormezden_Geliyor_ULUSAL_KANAL

HALKÇI – DEVRİMCİ ÖNDERİMİZ ATATÜRK’Ü SAYGIYLA ANIYORUZ!

 

HALKÇI – DEVRİMCİ ÖNDERİMİZ ATATÜRK’Ü SAYGIYLA ANIYORUZ!

..Kalpaklı ve papyonlu

Laik cumhuriyetimizin kurucusu, devrimlerin yapıcısı önderimiz
Mustafa Kemal Atatürk’ü,
aramızdan ayrılışının 76. yılında özlemle, saygıyla anıyoruz.

Ülkemiz kıldan ince bir köprüden geçiyor. Mustafa Kemal Paşa, 1920’lerde
bugünü görmüş, 1927 Ekiminde ulusa seslendiği Söylev’de şöyle demişti:

“Baylar, bizim yüzümüz her zaman ak ve temizdi, her zaman da ak ve temiz kalacaktır. Yüzü çirkin ve gönlü çirkinliklerle dolu olanlar, bizim yurtseverce, insanca ve namusluca davranışlarımızı, bayağı ve çirkin tutkuları yüzünden,
çirkin göstermeye kalkışanlardır. (…) Siyasa alanında birçok oyunlar görülüyor. Ama kutsal bir ülkünün belirtisi olan Cumhuriyet yönetimine karşı,
çağ­daşlaşmaya karşı bilisizlik, bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman; özellikle ilerici ve cumhuriyetçi olanla­rın yeri, gerçek ilerici ve cumhuriyetçi olanların yanıdır; yok­sa gericilerin umut ve çalışma kaynağı olan yer değil.”

Mustafa Kemal Paşa, kendi halkına, bütün ezilen uluslara örnek olmuş
bir önderdir. Yıllar yılı, “Atatürk tabu değildir” masalına tutunanlar,
O’nu “tabulaştırarak” unutturmaya çalıştılar. “Atatürk’ü sevmek ibadettir” diyerek “tabulaştırma” eylemini kökleştirdiler. Devrimleri eğitimle içselleştirmek yerine yasalarla koruma altına aldılar. Atatürk’ü tartışma konusu yapmayı “demokratik hak” saydıkları için O’nun yaptıklarından çok, devlet kurucusu olarak “yanlışını, yanılgısını” bulmaya; özel yaşamında “ayıp” aramaya giriştiler.
Kurtuluş Savaşını, nedenlerini ve nasıl kazanıldığını, halkın direnişini
göz ardı ederek, şehitlerin anısına saygısızlık yaparak, savaşa karşı çıkan, savaştan kaçan, yayılmacıyla işbirliğinden utanmayanların yalanlarıyla
yakın tarihi kirleten söz ve eylemlere hız verdiler. Amaç, ulusun gözünden
Mustafa Kemal Atatürk’ü düşürmek, Türk Devriminin içini boşaltmaktı.
Her türlü yalana dolana karşın başarılı olamadılar; olamayacaklar!

Bugün ülkenin ve ulusun genel görünümü, Mustafa Kemal’in
Samsun’a çıktığı günleri anımsatmaktadır; ulus yoksul ve yorgun durumdadır.
“Yurtta barış – dünyada barış” ilkemiz ve laiklik yara almıştır.
Ülkenin bir yanında ateşler yanmakta; her yanında emekçiler can vermekte; kadınlar toplumsal yaşamın dışına itilmekte; eğitim ve yargı dinselleşmekte;
söz ve eylemi yeşerenler, yeşil alanları karartmakta;
gençlerin geleceğe ilişkin umutları köreltilmektedir.

Atatürk, Avrupa’da eli kanlı diktatörlerin, halkın sırtından lüks içinde yaşayan krallıkların egemen olduğu bir dönemde, “halk egemenliği”ni kuran bir devrimcidir; gerçek bir devlet adamı, namuslu bir aydındır. Yüzü yaşarken “tertemiz”di; sonsuza dek “ak ve temiz” kalacaktır. Ulusa hiçbir zaman
yalan söylememiş, arkasında en küçük bir “yolsuzluk, haksızlık” lekesi bırakmamıştır. “Yüzü çirkin ve gönlü çirkinliklerle dolu olanlar” onun,
“yurtseverce, insanca ve namusluca” 
yaptıklarını,“bayağı ve çirkin tutkuları yüzünden, çirkin göstermeye kalkışanlardır.”

Bizim yerimiz, bugün de yarın da ulusumuz için“yurtseverce, insanca ve namusluca” çalışan devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün yanıdır;
yönümüz, O’nun gösterdiği gibi ussal, bilimsel, sanatsal olanla
Aydınlanmadır!

Sevgi Özel
Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
10 Kasım 2014, Ankara

Zeki Sarıhan : 10 MADDEDE KOBANİ KALKIŞMASI


10 MADDEDE KOBANİ KALKIŞMASI

portresi

 

Zeki Sarıhan

 

 

Kobani Kürtlerinin IŞİD saldırılarına karşı günlerdir süren savunmasını yalnızca seyreden hükümete karşı HDP Başkanı Selahattin Demirtaş halkı sokağa çıkmaya çağırdı. 7 Ekim 2014 akşamından başlayarak, daha çok Kürt nüfusun yaşadığı
birçok kentimizde şiddet olayları yaşandı. 10 Ekim öğleye dek ölenlerin sayısı 31, yaralananlar ise 350 dolayındaydı. Milyonlarca liralık servet tahrip edildi. Sinirler bir kez daha gerildi. Bu gelişmenin nedenlerini ve sorunun çözümünü kısaca ve maddeler halinde belirtmek istiyorum. Çünkü elimiz kalem tutarken bu olayları yalnızca seyretmekle yetinmek bize vicdani bir sorumluluk yüklüyor. Gelecekte kendi kendimize “O gün nerdeydim? Nasıl bir tutum aldım?” diye soracağız, başkaları da bize bunu soracak.

  1. ABD’nin Irak Petrollerini ele geçirmek için Saddam rejimini yıkıp ülkeyi işgal etmesinden beri Ortadoğu’da çok vahim (AS: ürkünç) gelişmeler oldu ve bundan Irak ve Suriye topraklarının bir bölümünde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı bir ortaçağ devleti doğdu. Bu devlet, dışarıdan aldığı gönüllü fanatikler ve ele geçirdiği ağır silahlar eşliğinde bölgeye egemen olmak için savaşıyor.
  2. Başını ABD’nin çektiği kimi Batılı ülkeler, Suriye’de Beşer Esat rejimini devirmek için harekete geçen isyancılara silah, eğitim, pasaport, politik destek gibi yardımlar yaptılar, Türkiye de bunun içinde yer aldı. Fakat IŞİD devleti ortaya çıkınca Batılılar bunun ileride kendileri için de tehlike yarattığını gördüler. Türkiye’yi de IŞİD’e karşı mücadeleye davet ettiler. Fakat AKP Hükümeti IŞİD’e karşı harekete geçmeyi reddetti. Bunun yerine Esat rejimine karşı ortak bir askerî hareket önerisinde diretiyor. Ortadoğu için Batılıların bir koalisyon gücü kurmalarını
    ve Türkiye’nin bölgeye askerî müdahale istekleri, ülkeyi Ortadoğu batağına çekmekten başka bir şey değildir.

  3. Türkiye’nin hemen güneyindeki Suriye toprakları içinde Kürtlerin Rojava (Batı) dedikleri bölgede Kürtler, Beşer Esat rejimiyle savaşmayı bırakarak kendi özerk kantonlarını kurdular. IŞİD, bu kantonları dağıtmak ve bölgede kendi egemenliğini kurmak istiyor. IŞİD’in vahşete dayanan eylemleri dünyanın her yanında büyük bir nefret doğurdu, IŞİD’e karşı direnmek özellikle Türkiye Kürtleri için yaşamsal bir sorun durumuna geldi. AKP Hükümeti’nden Kobani kantonuna yardıma gidebilmek için bir yardım koridoru açılmasını, silahlı gönüllülerin geçişine izin verilmesini istediler, fakat Esat’a karşı Kürtleri kullanamayacağını gören hükümet bu isteği geri çevirdi.
  4. Kürt siyasi hareketi kendi akraba ve soydaşlarının Kobani’de katledilmesine ve Kobani kantonunun dağıtılmasına seyirci kalan hükümeti protesto ve böylece belki onun politikasını değiştirmesi için halkı sokağa çıkmaya davet etti, bu davet birçok yerde karşılık buldu, ancak gösteriler çığırından çıkarak işin içine
    şiddet karıştı. Okulları, bayrağı yakmak, Atatürk büstlerini kırmak gibi sorumsuz hareketler, Türk, hatta Kürt kamuoyunun tepkisini çekti ve Kürt siyasal hareketinin kendi davasına da zarar verdi.

  5. Ortadoğu’daki gelişmeler, yıldan yıla içerik değiştiriyor. Bir zamanlar Batılı emperyalistlerle Ortadoğu halkları arasındaki çelişme, zaman içinde bölgede mezhep çatışmalarına dönüştü. Son gelişmelerle de IŞİD’le Kürtlerin mücadelesi haline geldi. Bu aynı zamanda şeriatla laikliğin çatışması görünümüne de büründü. Son kalkışma sırasında PKK yandaşı Kürtlerle gene Kürtlerden oluşan İslamcı HÜDA-PAR arasında silahlı bir mücadele yaşanması kavganın geldiği son noktayı gösteriyor.

  6. Laiklikten gitgide uzaklaşmakta olan ve Ortadoğu’da Osmanlı devletinin hâkim olduğu yerlerde yeniden Sünni İslamcı rejimler kurulması için çalışan AKP Hükümeti, bu gelişmeyi anlayacak ve doğru çözümler üretebilecek bir durumda değildir. Fakat muhalefet çevrelerinin bir kısmı da durumu doğru değerlendiremiyor. Hükümeti Kürtlere ödün vermekle suçluyor, dolayısı ile hükümetin elini güçlendiriyor. Bu çevreler, yeryüzünün herhangi bir yerinde
    velev ki özerklik biçiminde olsun bir Kürt yönetimine şiddetle karşıdır.

  7. Gerek hükümetin, gerekse son kalkışmada şiddet kullananların Kürtlerle Kürtlerin arasına kama sokarak açtığı yaraları sarmak için Türkiye halkının sağduyusuna ihtiyaç vardır. Ancak siyaset sözlüğünde “Kürt” kavramı olmayan veya bununla yakın bir tarihte karşılaşan Türklerin bu olgunluğa erişmesi zaman alacaktır.

  8. Bunun aksine olarak kürsülerden atılan ateşli nutuklar, olağanüstü hal uygulamaları, Osmanlı’yı restore etme çabaları zamanla etkisini yitirecek,
    Türklerle Kürtler Türkiye’de eşitçe ve kardeşçe yaşamayı, birbirlerinin haklarına saygı duymayı öğreneceklerdir. Tarihin tekerleğini geriye doğru çevirmenin olanağı yoktur. Türkler ve Kürtler, demokratik ve laik cumhuriyetlerini ve ortak vatanlarını birlikte savunacaklardır.

  9. Ülkedeki karışıklıkların baş sorumlusu, ülkeyi iyi yönetemeyen, hükümettir. Bunu teslim etmeyen ve buna göre politika geliştirmeyen her siyasal hareket baltayı taşa vuruyor ve AKP hükümetinin ayakta kalmasına yardım etmiş oluyor. Hükümet buna dayanarak dizginleri tümden ele geçirme çabasındadır.

  10. Sonuçta, ortalığın durulması için hamasi nutuklar atmak ve halkı birbirine karşı düşmanlığa sevk etmek yerine şu üç noktanın çözülmesi zorunludur.Birincisi: Kürt sorununun insan hakları bağlamında çözülmesi,

    İkincisi: “Yurtta barış dünyada barış” ilkesine uygun olarak Türk devletinin
    başka ülkelerin iç işlerine karışmaktan ve bu konuda emperyalistlerin emellerine
    alet olmaktan vazgeçmesi,

    Üçüncüsü: Hükümetin mezhepçi politikalardan vazgeçerek laiklik ilkesine
    geri dönmesi. (10 Ekim 2014)

02 Ekim 2014 Tezkeresi ve Kritik Noktalar…


02 Ekim 2014 Başbakanlık Tezkeresinin ve Kritik Noktalar..

  • “Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması, bu kuvvetlerin hükümetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için
    her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkan sağlayacak düzenlemelerin
    hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için 4.10.2014 tarihinden başlayarak bir yıl süreyle izin verilmesini Anayasanın 92. maddesi uyarınca arzederim.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu.”

Tezkerenin gerekçesi                  :

  • “Türkiye’nin Güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğe dönük risk ve tehditler son dönemde yaşanan gelişmeler neticesinde ciddi biçimde artmıştır. Irak’ın Kuzey bölgesinde silahlı PKK terör unsurları varlığını sürdürmektedir, öte yandan Suriye ve Irak’ta diğer terör unsurlarının sayısı ve ortaya koydukları tehditte de önemli artış gözlenmektedir. Nitekim bu nedenle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2170 ve 2178 (2014 yılı) sayılı kararlarıyla Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını teyit etmiş, bu ülkelerdeki terör faaliyetlerini kınamış, IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı BM üyesi tüm ülkelere 1373 (2001 yılı) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı ve uluslararası hukuk çerçevesindeki sorumluluklarına uygun şekilde gerekli tedbirleri alma çağrısında bulunmuştur.”

**********

Dostlar,

Son derece geniş kapsamlı, sınırları neredeyse belirsiz bir yetki TBMM tarafından
AKP hükümetine verilmiştir. İlk olarak ABD hoşnutluğunu belirtmiştir ve gelecek hafta uzmanlarını yollayarak Tezkere yetkisinin içini dolduracaklardır..

İran Dışişleri Bakanı ise bölgede gerginlik yaratacak bir girişimden uzak durması için Türkiye’yi uyarmıştır. İran Dışişleri Bakanı bu amaçla Türk dengi (“mevkidaşı” diyorlar!?) Mevlüt Çavuşoğlu’nu telefonla aramıştır.

Tezkere 298 evet – 98 hayır ile geçmiştir. Bu rakamsal tablonun irdelemesini
şimdilik bir yana bırakıyoruz..

AKP hükümetini

– Son derece dikkatli,
YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ ilkesinden ayrılmadan
– Bölgede siyasal coğrafyaya dokunmadan – SINIRLARIN DEĞİŞMEZLİĞİ
ilkesine bağlı kalarak
BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyarak
Terör örgütleri arasında ayrım yapmadan
– Bölge barışına kalıcı katkıda bulunacak
– Uluslararası hukuka ve Anayasaya tümüyle uygun davranmaya çağırıyoruz.

Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması”

yetkisi kesinkes kullanılmamalıdır.

Büyük ATATÜRK‘ün yıllarca cephelerde kanlı savunma savaşlarda ömrü geçen bir komutan olarak şu sözü ne deni öğreticidir :

“Milletin yaşamı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir!”

Sevgi ve saygıyla.
04.10.2014, Manavgat
(Güncelleme..)

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

TÜRKER ERTÜRK : Dışarıda neler oluyor?


Dostlar
,

Em. Tuğamiral Türker Ertürk, AYDINLIK‘ta yer alan dünkü (24.5.14)
uzun makalesinde “Dışarıda neler oluyor?” sorusuna yanıt arıyor.

Haklı.

Biz gündem oyunları içinde kurgu (dizayn) gereği boğulurken, “büyük oyun” un sahnelenmesi sürüyor. Kuşku yok ki iç ve dış gündem, birbirini tamamlayan halkalar.
Bu bakımdan söz konusu makalenin zamanlaması çok yerinde.

Ancak içerik ve vardığı temel sonuç üzerinden genelgeçerin epey dışında kalıyor.
KüreselleşTİRme yazınında (“TİR” hecesine dikkat; bizim önerimizdir!)
genelde varılan sonuç, artık yabanıl KüreselleşTİRmenin (“TİR” hecesine dikkat;
bizim önerimizdir!) sürdürülemediği, duvara dayandığı, tek kutuplu
ABD hegemonyasının gerçekleştirilebilirliğinin pek kalmadığı yönünde..
Pek çok da gözlem ve gerekçe ve bu tez için. Örn. Güney Amerika ülkelerinin
kendi aralarında birliği ve DB (Dünya Bankası) yerine Güney Bankasını kurmaları..

Örn. BRICS ülkelerinin (Brezilya + Rusya + Hindistan + Çin + Güney Afrika) kapsamlı stratejik işbirliği.. Örn. Şangay 6’lısı.. Örn. AB’nin giderek büyüyen bütünsel (konglomera) yapısı.. 28 ülke, 500+ milyon nüfus (Rusya’nın 3,5 katı, ABD’nin 1,7 katı!) ve 9 milyon km2’ye yaklaşan bir coğrafya hinterlandı.. Tüm bunların KüreselleşTİRme senaryosunun gereği olduğu savlanamaz; tersine bu sürece ikincil tepkisel oluşumlardır.

Öte yandan ABD ekonomisindeki durgunluk ve yavaşlama, hatta inişe geçiş..
BRICS ülkelerinde ise tersine genel bir ekonomik tırmanış..
Özellikle Çin’de muazzam bir istikrarlı başarım (performans)..

ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başarıya ulaşamayan GKAOP (Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Ortadoğu Projesi) ya da sınırlı BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) stratejisinin büyük ölçüde çuvallaması.. Irak ve Suriye’de, İran’da tüm yüklenmelere karşın istenen sonuçların alınamayışı..

Biraz daha uzatılabilir ama son bir örnekle yetinelim :

Rusya ile Çin arasında stratejik enerji işbirliği..

Birkaç on yıllık, birkaç bin km’lik boru hatları ve 400 milyar $ gibi muazzam bir
parasal boyuta varan anlaşma.. Gerçekleştirilmesinin önünde herhangi bir engel de gözükmüyor.. Öğrendiğimiz ölçüde Dolar kullanılmaksızın!..

Hatta doğrudan Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick‘in sözlerine bakalım :

  • Dünyada eski düzenin bittiğini vurgulayan R. Zoellick,
  • “Şimdi zaman yitirmeden, normal büyüme ve “sorumlu küreselleşme”yi sağlayacak kurumları yürürlüğe sokabiliriz.” derken, DB’sını rolünün de değişeceğini belirtti. (Cumhuriyet, 07.10.09; DB-IMF İstanbul toplantısı)

Sanırız Türker Paşa bu tezini biraz açmalı ve kanıtlar eklemeli..
Her durumda da Türkiye devlerin ayakları altında kalmayacak,
Büyük Atatürk’ün akıllı dış politika ilkelerini sürdürmeli :

– Anti – emperyalist ve anti – kapitalist
– Tam bağımsızlıkçı
– Yurtta barış – dünyada barış
– Herkesle dostluk kurma ama hiçbir ittifaka girmeme 
  (NATO’dan çekilme dahil, hatta başta!)

Büyük Atatürk
‘ün 12 yıl (1925-37) kesintisiz Dışişleri Bakanlığını yapan meslek büyüyüğümüz (tıp doktoru) Dr. Tevfik Rüştü ARAS, o dönem Türk dış politikasının özünü şöyle betimlemişti :

  • “Bizim dış politikamız basit ve doğrudur.
    Herkesle dostluk kurmak isteriz ama
    hiçbir ittifak ve bloklaşmaya girmeksizin..”

Sevgi ve saygıyla
26.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

================================================

Dışarıda neler oluyor?

turkererturk

TÜRKER ERTÜRK

AYDINLIK, 24 Mayıs 2014 

Bu aralar yoğun gündem nedeniyle hep ülkemiz içinde gelişen olayları ve dönen dolapları yazdık ve anlatmaya çalıştık. Esasında içerideki gündem yine yoğun ama kafayı kaldırıp biraz dışarıya bakmakta yarar var. Çünkü bugün Türkiye’de yaşadıklarımız, bölgemizde ve tüm dünyada sahneye konan oyunun ayrılmaz bir parçası.

Erdoğan’ın bulunup desteklenip iktidara getirilmesi, açılımlar, Ergenekon ve Balyoz gibi davalar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarsızlaştırılması, askerlerin, siyasetçilerin, aydınların ve gazetecilerin zindanlara atılması, yargıya, medyaya ve ana muhalefet partisi CHP’ye operasyon yapılması, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisine ve Atatürk’e düşmanlık bölgemizde ve dünyada sahneye konan büyük oyunun senaryosuna dahildir.

Yerkürenin tamamında sahneye konan bu oyun, ABD’nin tek kutuplu dünya düzenini, küresel liderliğini ve askeri üstünlüğünü devam ettirebilmesi amacına yöneliktir. ABD küresel hedeflerine ulaşabilmek ve dünyanın halen Atlantik üzerinde bulunan ekonomik, siyasi ve askeri ağırlık merkezinin doğuya Asya-Pasifik bölgesine doğru kayışını durdurabilmek için 2014 itibarıyla her yerde atağa geçmiştir.

ABD’nin çöktüğü, yıkılmak üzere olduğu, Ortadoğu’da yenildiği, geri çekildiği ve artık savunmaya geçtiği doğru değerlendirmeler değildir. Eğer mücadelenizi bu kabulün veya yanlış değerlendirmenin üzerine bina ederseniz sonuç hüsran olur.

Kuşatmak ve istikrarsızlaştırmak

Kuşatmak, istikrarsızlıklar yaratmak, silahlanma yarışına sokmak, stratejik enerji ve hammadde kaynaklarına egemenlik sağlamak, rakipsiz bir donanma ile tüm dünya denizlerinde ve okyanuslarında hâkimiyet, ekonomik manipülasyon (AS: manüplasyon), darbe yaptırmak, hedef ülke iktidarlarını ele geçirmek ve kontrol altına almak, medya ve STK’larla (Sivil Toplum Kuruluşları) algı operasyonları ve toplum mühendisliği, hedef ülkelere karşı bilgi harbi ve siber savaş bu mücadelede ABD’nin yoğun olarak kullandığı yöntemlerdir.

ABD artık tüm dünyada hedeflerini ele geçirebilmek ve elde tutabilmek için ateş ve manevranın asli unsur olmadığı, çatışma, diplomasi ve barış arasındaki çizgilerin belirsiz olduğu 4. Nesil hatta 5. Nesil Savaş’a geçmiştir.

Sürdürülen bu savaşta ABD açısından sıklet merkezleri; Asya-Pasifik, Afrika, Ortadoğu, Rusya çevresi (Baltık Cumhuriyetleri, Ukrayna, Kafkasya, Türk Cumhuriyetleri, Moğolistan) ve Güney Amerika’dır. Birinci öncelikli sıklet merkezi ise Asya-Pasifik bölgesidir.

Rusya, Avrupa’daki son kalesi olan Sırbistan’ı kaybetmek üzeredir. Geçtiğimiz günlerde Balkanlar’da meydana gelen ağır sel felaketi ve sonrasında Sırbistan dahil bölgeye gelen AB yardımları bile bu amaca yönelik olarak kullanılmaktadır.

Batı günümüzde Moskova’nın 1990 öncesi Avrupa’da bulunan arka bahçelerini tamamen ele geçirmiş ve o gün evi durumunda olan Ukrayna’ya bile girmiştir. Ukrayna fiili olarak ikiye bölünmüş kuşatma Moskova’ya doğru biraz daha yaklaşmıştır.

Yeşil Kuşak

Asya-Pasifik bölgesinde kuşatma ve Çin’e çevre ülkeleri ele geçirme faaliyetleri tüm hızıyla devam etmektedir. Bölgede istikrarsızlık had safhadadır. Doğu ve Güney Çin Denizi’nde Çin ile bölge ülkeleri arasında bulunan egemenlik hakları sorunları üzerinden her an sıcak çatışma çıkabilir. Ayrıca Malezya ve Endonezya başta olmak üzere diğer bölge ülkelerin Müslümanları da radikalleştirilerek aynen Sovyetler Birliği’ne yapıldığı gibi Çin’e karşı da Yeşil Kuşak inşa edilmekte ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi karıştırılmaya çalışılmaktadır. Geçtiğimiz günlerde bölge ülkesi olan Tayland’a yapılan darbenin arkasında ABD’nin olduğu bilinmektedir.

Önce istikrarsızlık ve güvenlik sorunu yaratmak sonra istikrarı ve güvenliği sağlamak için bölgeye girmek eski, bilinen ama her zaman yedirilen yöntemdir. Afrika’ya da böyle girilmektedir. Boko Haram, El Kaide gibi aynı güç tarafından kurdurulmuştur. Fransa şimdilik ABD’nin Afrika’da en yakın ortağıdır. Türk Deniz Kuvvetleri’nin dört harp gemisiyle yaptığı Afrika seferi ülkemizin çıkarlarına değil, ABD’nin Afrika planlarına yöneliktir.

ABD, Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığını azaltmak ve savaşımında AB’yi oyuncu olarak kullanabilmek için Doğu Akdeniz havzasının doğal gazını Kıbrıs ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya boru hatlarıyla taşımak istemektedir. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden bu nedenle Kıbrıs’a gelmiştir. Kıbrıs yeniden bu gerekçeyle pişirilmektedir.

Ortadoğu’da etnik, dinsel ve mezhepsel ayrıştırmaya planlandığı gibi devam edilmektedir. Bölgede Kürt devleti kurmak için parçalarının ana gövdelerinden gevşetilmesi, birbiri ile entegrasyonu ve uluslaştırma süreci adım adım gerçekleştirilmektedir. Bizim de bulunduğumuz bölgede yaygın istikrarsızlaştırma ve “Yaratıcı tahrip” (Creative destruction) yöntemleri uygulanmaktadır.

Özetle anlatmaya çalıştığım bu küresel planlardan ülke olarak asgari zayiatla atlatabilmeniz için öncelikle bu oyunu, yapılmak istenenleri ve arkasındaki gücü doğru anlamanız lazım. Yenildiler, çöküyorlar, yıkıldılar gibi nesnel analizden uzak slogan türü değerlendirmeler olsa olsa emperyalizmin ekmeğine yağ sürer.

Saygılar sunarım.

Suriye ile Savaş Çıkartma Kumpasını Planlayan “4’lü” nün Konuşma Tutanağı Üzerine..


Suriye ile Savaş Çıkartma Kumpasını Planlayan
“4’lü” nün Konuşma Tutanağı Üzerine..

Dostlar,

Yerel (genel!) seçim öyle ya da böyle geride kaldı.
Gündemde kimi yaşamsal maddelerin unutturulmaması gerek.

– İlki, korkunç boyutlardaki yolsuzluğun hesabı sorulmalı; seçimle aklanma olmaz!
– İkincisi Balyoz vb. tertip davalarda tutsak alınanların salıverilmesi; sözde paralel yapının tasfiyesi,
– 3. sü gümbür gümbür geliyorun diyen “ağır ekonomik bunalım”a etkin önlem  alınması
– Ve 4. sü de Dışişleri Bakanlığı makamında Suriye ile savaş çıkartma iğrenç planlarının sorgulanması.

*****

13 Mart 2014 günü Dışişleri Bakanı’nın makam odasında geçen çok tehlikeli konuşmalar sorunu, gündem oyunları içinde gözden kaçırılmamalıdır.
(Aydınlık; 28.03.2014, http://aydinlikgazete.com/ mansetler/36682-savas-baronlari-turkiyeye-8-fuze-attiririz-iste-o-ses-kaydi.html)

Bu konuşmaları basit bir plan egzersizi olarak kabul etmek olanaklı değildir. Zaten Dışişleri Bakanı Davutoğlu da, Başbakan da içeriği kabullendi!
Balyoz kumpasında 1. Ordu’nun rutin plan semineri “Hükümete darbe girişimi” olarak tanımlanarak yüzlerce subay “Darbecilikle” suçlanmış; yıllarca hatta bir bölümü yaşam boyu hapis cezasına çarptırılmışlardır. Fatih camisinin bombalanacağı suçlaması
temel dayanak alınmıştır. Şimdi ise MİT Müsteşarı Süleyman Şah Türbesi’nin
bizzat MİT tarafından kundaklanarak Suriye’nin sorumlu tutulmasını önermektedir.
Hatta ülkemiz Suriye’den füze ile bombalanarak Suriye’ye savaş ilan edilecektir!
Bunlar en azından “iftira” suçudur ve çatışmalarda yitirilecek insanların  –
Mehmetçiğin de kurban edilmesi senaryosudur, katil planıdır!

Balyoz vd. Tertip davalarda hiçbir somut kanıt bulunamamış, onlarca – yüzlercesi sanal ortamda uydurulmuştur. CD ve sabit disklerde suç yaratma, bilirkişi raporlarıyla kezlerce kanıtlanmasına karşın, yargıda lehte olarak değerlendirilmemiş;
çürütülen sözde, üretilmiş kanıtlara dayalı ağır ceza hükümleri kurulmuştur.
Ergenekon cezalarının gerekçesi bile 8 ayda yazıl(a)mamıştır!?

Bu 4’lünün lanetli planı ise bir düşünsel egzersiz olmayıp, ciddi ciddi tasarlanmıştır.
Düşünsel olarak egzersiz düzeyinde dillendirilmesi bile, insanlığa karşı suç tasarımıdır.

Hiçbir hukuksal sonucu olmayacak mıdır bu ciddi ciddi savaş çıkarma ve
katil planlamasının?

En azından “teşebbüs aşamasında suç” olarak değerlendirilmeyecek midir??
Olay apaçık suçüstüdür, uluslararası ve iç hukuka karşı suçtur, Anayasa çiğnemidir!

Başbakan, bu dinlemeyi “ahlaksızlık” olarak nitelemiştir. Ya planlanan savaş senaryosu; ahlak içi midir??

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının derhal olaya el koyması gerekir.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın inceleme başlatması salt dinlemeyi yapanlarla
sınırlı tutulabilir mi? Ya bu planları yapanlar ??

Siyasal sorumluluk açısından TBMM’de Meclis Araştırması – Soruşturması
hatta gensoru gündeme getirilmelidir.

  • Ülkenin güvenliğini sağlayamayan hükümet istifa etmelidir.

Basın, ciddi biçimde bu mide bulandıran tehlikeli, sorumsuz, hukuk dışı siyaseti sorgulamalıdır.

Muhalefet mutlaka TBMM’ye taşımalıdır..

*****

Bu konuşma kayıtlarının dökümünü bir kez daha paylaşmak istiyoruz :

http://aydinlikgazete.com/mansetler/36682-savas-baronlari-turkiyeye-8-fuze-attiririz-iste-o-ses-kaydi.html

Türkiye’de Twitter’i ve Youtube’u yasakladınız,
bir bölüm halk bu konuşmaları izleyemedi..  Ya dünya kamuouyu??
Dünya alem ve yurt dışındaki 5 milyona yakın yurttaşımız izledi, arşivledi..
Dünya aleme ülkemiz rezil edildi.. Dileriz Türkiye “Terörist ülke” ilan edilmez
ve Başbakan RTE de savaş suçlusu olarak Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanmak istenmez..

Ülkemiz ekonomik – ticari – diplomatik – askeri.. ambargolarla yıkıma uğratılmaz, saygınlığı yıkılmaz!

AKP hükümeti, Türkiye ve Dünya kamuoyuna, Suriye halkı ve hükümetine doyurucu bir açıklama yaparak –zırva tevil götürmez ama!– apaçık özür dilemeli ve uluslararası hukuka bağlı kalacağına ilişkin güvence vermelidir. 2 müsteşar hemen görevden alınmalıdır. Gn. Kurmay 2. Başkanı da istifa et(tiril)meli, TSK da Türkiye kamuoyundan özür dilemelidir. İktidarın bu tür politik oyunlarına asla alet olmamalıdır. Eski Genel Kurmay Başkanı rahmetli Org. Necip Torumtay’ın, dönemin Cumhurbaşkanı
Turgut Özal’a direnerek Irak’a kanlı serüven savaşını engellemesi örnek alınmalıdır. (Bkz. “Onurlu Komutan Necip Torumtay Paşa” başlıklı makalemiz. (30.8.2011,
http://www.odatv.com/n.php?n=onurlu-komutan-necip-torumtay-pasa-3008111200)

Türkiye, ATATÜRK‘ün kurduğu bir ülke olarak
YURTTA BARIŞ – DÜNYADA BARIŞ!” ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmalıdır.

Türkiye, yine büyük komutan Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın şu uyarı ve öğüdünü de
aklından hiç ama hiç çıkarmadan uygulamalıdır :

  • Ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir!

Türkiye Cumhuriyeti asla bir “haydut devlet” değildir!

Mevcut yönetim, ne yazık ki ülkemiz için uluslararası toplum ve uluslararası hukuk katında böylesi tehlikeli bir izlenim doğurmaktadır. Bu yüz kızartıcı suçlamayı
masum Türk halkının ezici çoğunluğu hak etmemektedir. Sorun salt ülkemizin
içişleri olmaktan çıkmıştır. AKP hükümeti, Ortadoğu’da ciddi sıcak çatışmalara
yol açabilecek gelişmelere yol açabilecek kertede kumar oynayarak gözü kara politikalar sürdürmektedir. Kimsenin içişlerimize karışmasını istemeyiz ancak
bu sorunun, uluslararsı hukuk çerçevesinde salt Türkiye’nin iç işi olup olmadığını da
uluslararası kamuoyuna sormak isteriz..

Sevgi ve saygı ile.
31 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

TBB’den SURİYE ile SAVAŞ ÇIKARMA OYUNLARI BASIN AÇIKLAMASI


Dostlar
,

Son derece dengeli, serinkanlı ve gerçekçi saptamalar ve çözümler içeren
Türkiye Barolar Birliği‘nin basın açıklamasına katılıyor, kendilerine teşekkür ediyor
ve değerli site okurlarımızla paylaşmak istiyoruz.

Bu gün 79. SESSİZ ÇIĞLIK eylemindeki konuşmamızda da benzer temaları
ifade etmiştik. Dile getirdiklerimiz, büyük ölçüde bu bağlamda sitemizde yayımladığımız 2 yazımıza dayanıyordu

– SESSİZ ÇIĞLIK EYLEMLERİ ve BAŞBAKAN’IN SESSİZ ÇIĞLIKLARI
(http://ahmetsaltik.net/2014/03/29/sessiz-ciglik-eylemleri-ve-basbakanin-sessiz-ciglilklari/)

– AKP’nin SURİYE İLE SAVAŞ ÇIKARMA OYUNLARI
(http://ahmetsaltik.net/2014/03/29/akpnin-suriye-ile-savas-cikarma-oyunlari/)

Onlara da bakılması dileğiyle..

Sevgi ve saygıyla
29.3.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==========================================

TBB’den SURİYE ile SAVAŞ ÇIKARMA OYUNLARI AÇIKLAMASI

tbb_logosu

Türkiye Barolar Birliği,

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in
Suriye’de savaş senaryosu üzerine konuştuğu ses kaydıyla ilgili açıklama yaptı.

Prof. Metin Feyzioğlu imzasıyla yapılan iki bölümden oluşan açıklamada,

  • “Bu acıklı ve ibret verici tablo; her bakımdan Devlet katındaki yönetim anlayışının basiretsizliğinin ve acizliğinin açık bir göstergesidir.” denildi.

Yaşanan krizden çıkışın tek yolunun, hukukun üstünlüğünü egemen kılmak, demokrasiyi el birliğiyle yeniden inşa etmek, demokrasinin vazgeçilmezi olan denet-denge mekanizmalarını kurmak, hesap verebilir ve saydam bir yönetim anlayışını geçerli kılmaktan geçtiği ifade edilen açıklamada,
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” sözüne de göndermede bulunuldu.

Barolar Birliği tarafından Metin Feyzioğlu imzasıyla yapılan açıklama şöyle;

*****

“Dün dolaşıma çıkarılan ve yasa dışı ortam dinlemesi yöntemiyle kaydedildiği anlaşılan bant kaydı dökümü tarafımızca okunmuştur. 

İlk tespit ve değerlendirmelerimiz şunlardır:

1)Toplantıda; Dışişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve Genelkurmay 2. Başkanının olduğu anlaşılmaktadır.

2)Toplantı, üst düzey bir güvenlik toplantısıdır. Ancak anlaşıldığı kadarıyla bir “karar” toplantısı değil, karar vereceklerin görüş oluşturmasına yönelik bir hazırlık toplantısıdır.

3)Toplantıda; sınırlarımızın güvenliği, yasa dışı terör örgütlerinin sınırdan girerek Türkiye’de eylem yapacakları, buna karşı Suriye’ye askeri müdahalede bulunulması, Suriye’de yaşanan iç savaş, Suriye sınırları içinde yer alan ve Türkiye Cumhuriyeti toprağı olan Süleyman Şah Türbesine yönelik saldırı karşısında yapılabilecekler, Süleyman Şah Türbesine yönelik bir saldırının askeri müdahaleye uluslararası hukukta meşruiyet kazandıracağı, Suriye’den Türkiye’ye sızan teröristlerin Türkiye’de gerçekleştirecekleri eylemlerin böyle bir askeri müdahaleye meşruiyet sağlayıp sağlamayacağı konularının görüşüldüğü anlaşılmaktadır.

4)Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikasını, uluslararası hukuk açısından bugüne kadar en ağır şekilde eleştirdiğimiz ilgilenen herkesin malumlarıdır. Basın özgürlüğünün, düşünceyi açıklama özgürlüğünün, halkın haber alma hakkının, adil yargılanma hakkının ve bireylerin barışçıl- demokratik gösteri hakkının kısıtlanması sonucunda; Türkiye’nin dış politikasının kamuoyunun etkili ve sağlıklı denetimine tabi tutulamadığı ve bütün denet-denge mekanizmalarının aşındırıldığı, tarafımızca yıllardır ifade edilmektedir.
Öte yandan sahteliği sabit olmuş delillerle Türk Ordusu’nun subaylarının tutuklanmasının ve mahkûm edilmesinin, dış politikamıza ve
milli güvenliğimize ne kadar büyük bir darbe vurduğu da ortadadır.
Söz konusu davaların gerçeğe ulaşmak gibi bir hedefinin olmadığı,
bu nedenle adil yargılanma hakkının ısrarla ve taammüden ihlal edildiği, tarafımızca ilk günden başlayarak her vesileyle, Milletimizin bilgisine sunulmuştur. Anılan davaların değerlendirilmesinin artık hukukçular tarafından değil, dış politika ve askeri strateji uzmanlarınca yapılması gerektiğine dair açıklamalarımızın ne kadar isabetli olduğu da
bugün artık kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır.

5)Konuşmaların içeriğinin devlet sırrı olduğu kuşkusuzdur.
Yasa dışı ortam dinlemesi sonucunda sır niteliği kalmamış olan bu konuşmalarda ifade edilen politikayı öncelikle yurttaş kimliğimizle
kabul etmemiz mümkün olmadığı gibi, hukukçu kimliğimizle de karşı çıkmak görevimizdir. Bu yaşananlardan dolayı doğrudan doğruya sorumluluk ise Ortadoğu’da
mezhepçi ve yayılmacı bir politika yürüttüğünün işaretlerini veren siyasal iktidara aittir. 

6)Ne var ki bütün bu gerçekler, toplantının üst düzey bir güvenlik toplantısı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

7)Böyle bir toplantıda konuşulanların içeriği ve bu kadar gizli konuların
ortam dinlemesi yoluyla kaydedilmesi

-Devlet kademelerindeki eşgüdüm  bozukluklarını,
-Güvenlik zaaflarını,
-Toplantıya katılan ve Türkiye’nin güvenliğinden sorumlu olan en üst düzey yöneticilerin, ne denli ulusal siyaset stratejisinden yoksun ve
derinliksiz olduklarını ortaya koymaktadır.

8)Bu acıklı ve ibret verici tablo; her bakımdan Devlet katındaki
yönetim anlayışının basiretsizliğinin ve acizliğinin açık bir göstergesidir.

9)Öte yandan seçimleri etkilemek amacıyla dolaşıma sunulan bu kaydın dışında, kaydı yapanların elinde ulusal güvenliğimize ve devletin bekasına ilişkin başka hangi kayıtların bulunduğunu tahmin edebilmek bile
mümkün değildir.

10)Aynı şekilde, kurgulanmış bir gerekçeyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
kozmik odasına girildiğinde ele geçirilen son derece stratejik sırların
nerelere servis edildiğini düşünmek bile hepimizi dehşete düşürmektedir.

11)Yarattıkları canavarın bugün hem kendilerini hem Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını tehdit etmeye başladığını görüp bundan pişmanlık duyduğunu
ifade edenler, kuşkusuz, bu fiilleri işleyenler kadar sorumludur.

12)Nerelere servis edildiği bilinmeyen bu kayıtlar sebebiyle acaba yurttaşlarımızın ve güvenlik güçlerimizin yaşamı tehlikeye düşürülmüş müdür? Bu nedenle şehitler verilmiş midir? Uçağımızın düşürülmesinin, helikopterlerimizin düşmesinin ve ASELSAN’da çalışan mühendislerimizin kuşkulu ölümlerinin bu dinlemelerle bağlantısı var mıdır?
Bunun gibi onlarca hatta yüzlerce soru artık sorulmak zorundadır.

SONUÇ

1)Ortam dinlemesi yoluyla devletin en mahrem toplantılarını kayda almak
çok ağır bir suçtur.

2)Yasa dışı dinlemelerin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kozmik odasına girilmesini Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasına ve Türk vatandaşlarının güvenliğine bugüne dek hangi zararları verdiğini ve daha hangi zararları vereceğini tahmin etmek bile mümkün değildir. Üstelik bu kaydı dolaşıma sokanların elinde daha pek çok kayıt ve üst düzey stratejik öneme sahip devlet sırrının bulunması da mümkündür. Şu halde söz konusu kayıtların yapılmasını, “vicdanlı bir davranış” olarak nitelemek kabul edilemez.

3)Ortam dinlemesinde konuşulanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin ne kadar basiretsiz ve derinlikten yoksun bir stratejiyle yönetildiğini ortaya koymuştur. Bu hususun ortaya çıkması bile büyük bir milli güvenlik zaafı yaratmaktadır.

4)Hiçbir devlet, böylesine basiretsiz, böylesine acz içine düşülerek yönetilemez. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti bu yaşananların hiçbirini
hak etmemektedir.

5)Yaşadıklarımızı siyah ve beyaz olarak tasniflemeye çalışmak, yanlış (a) seçeneğinin tek alternatifinin yine yanlış olan (b) seçeneği olduğu şeklinde kısır bir döngüye kendimizi mahkûm etmek anlamına gelecektir.

6)Bu basiretsizliğin ve aczin karşısında çözüm, elbette halkın iletişim özgürlüğünü keyfi bir şekilde kısıtlamak, sosyal medya alanlarını kapatmak değildir. Devletin üst düzey yöneticilerinin devlet sırrı teşkil eden konuşmalarını kimin kayda alıp dolaşıma çıkardığını bulmak görevi,
yargıya aittir.

7)Yöneticilerin basiretsizliğine bağlı olarak ortaya çıkan bu vahim
milli güvenlik zaafı bahane edilerek iletişim özgürlüğünün kısıtlanması
açık bir keyfiliktir.

8)Yıllardır dile getirdiğimiz üzere tek çözüm; hukukun üstünlüğünü egemen kılmak, demokrasiyi el birliğiyle yeniden inşa etmek, demokrasinin vazgeçilmezi olan denet-denge mekanizmalarını kurmak, hesap verebilir ve saydam bir yönetim anlayışını geçerli kılmaktır. Bunun için ne denli zor
olursa olsun, soğukkanlı düşünmemiz ve sırtımızı Milletimizden başka
hiçbir güce yaslama kolaylığına kapılmamamız gereklidir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesini
koşulsuz  benimseyen ve savaşı, yurdun savunulması için zorunlu olmadıkça kesinlikle reddeden Türk Milleti’nin takdirlerine saygılarımla sunarım.”

******