DEPREM GERÇEĞİ

DEPREM GERÇEĞİ

Mustafa AYDINLI

Yerkabuğundaki kırılmalar nedeniyle birden ortaya çıkan titreşimlerin, dalga dalga yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayını, deprem olarak tanımlıyor bilim insanları.

Dünyanın oluşumdan beri depremler vardır. Ülkemiz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal yitiğine uğrama olasılığımız ne yazık ki bir gerçektir.

“Ülkemiz topraklarının %92’sinin deprem bölgeleri içinde olduğu, nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. Son 58 yılda depremlerde 58.202 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.” (www.deprem.gov.tr)

Günümüz  bilim ve teknolojinin depremi önleme olanağı yoktur. Olacağı zamanı önceden kestirme olanağı da henüz yoktur. Ancak fay hatları bilinmekte, çalışan faylar üzerinde bir enerji birikimi olacağı, günü gelincede bunun boşalacağı tahmin edilmekte.

Geçtiğimiz hafta Silivri açıklarında 5.8 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş, zaten beklenen İstanbul depremi nedeniyle büyük korku yaratmıştır. Depremin oluşumunu önleme olanağı yok ama depreme karşı alınacak pek çok önlem var. Korunma önlemleri elimizde. Devletin alacağı önlemler var, kişilerin alacağı önlemler var. Can ve mal yitiğini en aza indirme olanağı var. Örneğin Japonya bizden çok daha hareketli deprem kuşakları üzerinde olmasına karşın, baştan alınan pek çok önlemle yitikleri en aza indirebilmekte.

Türkiye olarak Depreme ne ölçüde hazırız?

17 Ağustos 1999 da yaşadığımız Gölcük Depremi ile nelerin eksik olduğu ortaya çıkmıştı. Aradan yirmi yıl gibi oldukça önemli bir süre geçti, hiç kuşkusuz bu süre içinde pek çok önlem alınabilirdi. Bırakalım gerekli altyapı önlemlerini bütünlüklü olarak almayı, örneğin 2000 yılında Bülent  Ecevit hükümeti (57. Kabine) döneminde konan deprem vergileri, 20 yıl boyunca toplanan bu vergiler ortada yok! Sözde çürük yapılar yıkılıp depreme dayanıklı binalar yapılacaktı. Milyarlarca liranın yerinde yeller esiyor. (AS: Bu tutarın Dolar karşılığının 35 milyar Dolara eriştiği anamuhalefet tarafından ileri sürüldü. Son derece önemli bir kaynaktır bu rakam ve İstanbul’da, 2019 fiyatlarıyla, ortalama 200 bin TL giderle 105 bin, TOKİ eliyle ortalama 100 bin TL maledişle 210 bin dairenin yapılması olanaklıydı. Hatta arsa maliyeti söz konusu olmadığından, bu sayı daha da büyüyebilirdi.. Yaklaşık 250 bin daire, en riskli binalarda yaşayan en az 1 milyon insanın depremde can güvenliğini sağlama demektir.. yapılmamıştır, çok yazık olmuştur ve telafi edilip edilemeyeceği tam bir bilinmezlik içindedir..)

Depremden sonra en önemli sorunlardan biri, açık havada toplanma alanlarıdır. İstanbul’un her yanı bina! Buna karşın yine de önceki iktidar döneminde 477 toplanma yeri belirlenmiş ancak son verilerle elde kalan yalnızca 77 adet toplanma yeridir. Ayrılan 400 toplanma yeri, ranta ve yandaşa kurban gitmiştir. Daha açığı talan edilmiştir AKP’li BŞB yönetimince.. 50’ye yakın deprem toplanma alanının iktidar yandaşlarına peş keş çekildiği savları ortalıkta dolaşıyor. İktidar, inandırıcı bir açıklama yap(a)mıyor. Katarlı EMAAR grubuna ve TÜRGEV’e, toplanma alanlarının verildiği biliniyor. Olası bir depremde halk nerede toplanacak??

Yaşadığımız dönemde Merkez Bankası’nın yedek akçesine (bir tür Ülkemizin kefen parasına!) devasa bütçe açıkları yüzünden el koyarak merkezi yönetim bütçesine aktaran AKP iktidarından daha akılcı br adım beklemek zaten saflık olurdu. (AS: 2019 mali yılında AKP = RTE, Merkez bankasının yaklaşık 40 milyar TL yedek akçesine ek, yaklaşık 40 milyar TL kârına da el koyarak damadın Hazinesine aktardı. Gene de bütçe, öngörülen 82 milyar TL yerine 124 milyar TL, toplamda gerçek olarak 205 milyar TL açık verdi. 770 milyar TL öngörülmüştü bütçe 2019 için 82 milyar TL açıkla.. Bunca muazzam açığa ve toplanan acımasız, on milyarlarca Dolar vergilere karşın ülkenin temel sorunları çözüme niçin kavuşturulamıyor! Kimler hortumluyor ulusal servetimizi, kimler hortumlatıyor!? Sorumlu iktidardır!!)

Son 5.8’lik depremde haberleşme ağı felç oldu. Türk Telekom’u Erdoğan’ın dostu (!) Lübnanlı Hariri ailesine peş keş çekenler, yetmiyormuş gibi, bu haramzede aileye bir de üzerine Türk Bankalarından 2,5 milyar Dolara yakın kredi verdirerek ülkeyi katmerli şekilde soydurunlar, hiç ellerini vicdanına koyup düşünüyor mu acaba? Son deprem gösterdi ki, ülkemizde telekomünikasyon altyapısı yoktur!

İstanbul’un seçilmiş BŞB Başkanı İmamoğlu, deprem kriz masasına çağrılmıyor. Sözün bittiği yerdeyiz. Vatandaş can derdinde, iktidar doymak bilmeyen siyasal ve ekonomik rant derdinde. İktidar, hangi başarı ile sistemin ‘sağlıklı çalıştığını‘ (!) söyleyebiliyor, başarı buysa başarısızlık nasıl olacaktı? Kamuoyu, 20 yıldır deprem vergisine özveriyle katlanıyor. Ne denli para toplandı, bu paralar nerede? Yanıtını bilmiyoruz ve isyan ettirecek biçimde, muhalefetin bu yöndeki sorularına AKP = Tek adam RTE,

  • Bu tür sorulara yanıt verecek zamanımız yok..“ diyebiliyor! Dehşet vericidir!Bu, demokrasilerde bir fiyaskodur, skandaldır ve saatler içinde iktidar istifaya zorlanır kamuoyu tarafından. AKP = Erdoğan, topladığı vergilerin hesabını vermeyip neyin hesabını verecektir? Bu hesap er ya da geç mutlaka sorulacaktır.
    ***
    Deprem ülkemizin ve dünyanın jeolojik bir gerçekliğidir.

    Siyasal rant dağıtarak üstesinden asla gelinemez. Deprem önlemleri amaçlı toplanan vergiler bu amaçla harcanmalıdır.
    Depreme vb. afetlere karşı ulusal birlik, beraberlik ve dayanışma örnekleri sergilenerek, seferberlik mantığı ile bilimsel politikalarla yaklaşmalıyız.

    Demokrasilerde iktidarlar saydam ve hesap verebilir olmak zorundadır.
    Ancak bu yaklaşımlarla can ve mal yitiklerini en aza indirebiliriz.

    (AS: Beklenen İstanbul depremi için sürenin 5-10 yıla indiği uzmanlarca bildiriliyor. İktidar elini çooook çabuk tutmalı ve bilim insanları – kurumları rehberliğinde hızla stratejik afet planları geliştirilerek uygulamaya konmalıdır. Fıtrat , kader  vb. safsata ve zırvalarla halkımız kandırılmamalıdır..)

 

 

 

 

 

 

 

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 05 ŞUBAT 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 05 ŞUBAT 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

GASP

Genel İş Sendikası’nın 1975 yılında 102 bin işçiye tatil kampı yapılması için Urla’da aldığı arsa için Turizm Bakanlığı kamulaştırma kararı aldı.

Türk işçisi kim ki tatil yapacak!

KIZILAY

Kızılay, iktidara yakın Torunlar’ın sahibi olduğu Başkentgaz’ın 8 milyar dolarlık koşullu bağışının 7 milyar 925 bin dolarını Ensar Vakfı’na aktararak vergi kaçırmasına aracı oldu.

Kızılay Başkan Kerem Kınık, “Vergi kaçırmak başka, vergiden kaçınmak başka” diyerek şirketi savundu.

Devletten, milletten alıp yandaşa kaçırmak…

GERÇEK

Başkentgaz sahibi Mehmet Torun,”Biz vergiden kaçınmıyıruz” dedi.

Ne yaptığını biliyor…

AHLAKSIZLIK

Kerem Kınık, Başkentgaz olayının kamuya duyurulmasının ahlaksızlık olduğunu söyledi.

Ahlaksızlığın açığa çıkmasından kaçınmak…

DEVAM

Kızılay Başkanı Kınık’ın istifası veya görevden alınması tartışılıyor.

Boşuna.

Devlet büyüklerinin çocukları da ticaretlerini vergiden kaçınmak (kaçırmak) için kimi ülkeleri kullanmıyorlar mı?..

KIYAK

CHP Denizli eski Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın Sayıştay Raporu’ndan paylaştığı bilgiye göre; Denizli Büyükşehir Belediyesi, ortak hizmet projesi bulunmamasına karşın, kiraladığı taşınmazları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜRGEV, yine Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu TÜGVA gibi vakıflara mevzuata aykırı tahsis etmiş.

Kıyak kaçırma…

HESAP

Kılıçdaroğlu’nun deprem vergilerinin nereye harcandığını sorması üzerine RTE,

Harcanması gereken yere harcadık. Bay Kemal’e hesap verecek zamanımız yok” dedi,

Halka hesap verme sorumluğu duymayan dikatatörlerinkine benzer söylem…

DAYANIŞMA

Depremde Türk halkının dayanışması ile övüneduralım Elazığ’da kiralar iki katına çıktı.

Ev sahiplerinin fırsat dayanışması…

SİYASET

Bir dönem AKP Genel Başkan Yardımcılığı yapan eski AKP Milletvekili Prof. Dr. Nükhet Hotar’ın rektörü olduğu Dokuz Eylül Üniversitesi’nde, Eğitim İş üyesi olan Doç. Dr. Oktay Gökdemir’in sözleşmesi sosyal medya paylaşımları ile siyaset yaptığı gerekçesiyle uzatılmadı.

Rektörüne bak be hocam, hiç siyaset yapmış mı?…

KAÇAKLAR

15 Temmuz’da RTE’nin yanında olan şimdiki Gelecek Partisi sözcüsü SelimTemurci, 15 Temmuz darbe gecesi ülkeyi yönetenlerin ve AKP’lilerin telefonlarını açmadığına dikkat çekerek, “Cumhurbaşkanı bunun hesaplamasını asla yapamadı. Yapmadı demiyorum asla yapamadı diyorum” dedi.

Mum dibine ışık vermez…

BAYRAK

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Yunan milletvekili Ioannis Lagos’ın Yunan adalarındaki göçmenlerin durumuna ilişkin oturumda Türk bayrağını yırtmasına tepki göstererek, “Şanlı bayrağımıza uzanan elleri nasıl kırdığımızı en iyi bu ırkçı kafalar bilir” dedi.

Tepki güzel.

En güzeli ise Atamızın İzmir’e girişte ayağına serilen Yunan bayrağını çiğnemeyip kaldırtması idi…

FETVA

İstanbul, Sultangazi’de bir grup cübbeli şahıs, “15 Temmuz şehitleri bu toprakları bize emanet etti” diyen cübbeli şahıslar tekelin kapatılması gerektiğini söyledi. Açıklamalarının ardından AKP’li Sultangazi Belediyesi tekelin ruhsatını iptal etti.

Laik devletin belediyesi…

MECZUP

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Atatürk düşmanlığı ile bilinen tarihçi Kadir Mısıroğlu’nun cenaze törenine bakanların katılmasını eleştiren Cumhuriyet savcısı ve Yargıçlar Sendikası üyesi Taner Temur hakkında soruşturma açtı…

Tersi  olsa “fikir özgürlüğü” sayılırdı…

ZAM

Avrasya Tüneli geçişine %56 zam yapıldı.

Zam değil ucuz geçirmekten kaçınma kaçınma…

GAZİ

AKP’ye yakın Öz Ağaç İş Sendikası Başkanı Tuncay Dolu, 15 Temmuz’dan 7 ay sonra hastaneden “kanaate” göre rapor alıp gazi sayılmış.

Rica etsem, ölünce şehit olabilir miyim?…

İRADE

Akşener başkanlık sistemini isteyenlerin % 35 olduğunu açıkladı.

% 35 “benim milletim”dir…

ENFLASYON

Enflasyonun belirlenmesinde; gıda, ulaşım ve konutun ağırlığı düşürüldü.

Eee, damat bakan “enflasyon düşecek” demedi mi?…

 

Halife sultanlık geliyor!

Halife sultanlık geliyor!

Işık Kansu

Uğur Mumcu, amacı Müslüman ülkelerin şeriat ile yönetilmesini sağlamak olan Suudi Arabistan kökenli Rabıta örgütü ile ilgili “Rabıta” kitabında, 1976’da aynı örgüt tarafından Pakistan’da düzenlenen Seraat Kongresi’nde alınan kararları sıralar.
Aralarında “Bütün işyerlerinde mescit açılması, kadınların İslami yasaklara uyması, Arapçanın okullarda zorunlu olması” gibi konuların da yer aldığı bu kararların, hemen hemen tümü son 10 yıl içinde Türkiye’de uygulamaya girmiştir.
O kararlardan yalnızca biri, “Bütün Müslüman devletlerin bir federasyon teşkil ederek halifeliği ortaklaşa yürütmeleridiye özetlenen karar, henüz yaşama geçmemiştir.
Ancak eli kulağındadır. Uşşaki tarikatının şeyhi olduğunu duyuran Fatih Nurullah, Nurani TV’ye geçen ekim ayında yaptığı açıklamada, durumu özetlemiştir:
“Şu anda görünen zuhuratlar o ki;
1. Türkiye Cumhuriyeti son buldu.
2. Osmanlı kuruluyor, onun başı da Tayyip Bey 1. padişahımız olarak gözüküyor.
Son sahne iyi bitirilebilirse, bu iş de biter artık. Tekrar 100 senenin nihayetinde Medine-i Münevvere’de kurulan devletin devamı hüviyetindeki bir devletin yeniden ihyasıyla
asr-ı saadetin kokularının geldiği bir süreci bu ümmet, bu millet başlatsın.”

  • Önümüzdeki ilkbaharda yapılacak referandumdan çıkacak “Evet”in anlamı “halife sultanlık”tır!

Yetmez ama evetçiler için
Meclis, sultanın parmağında yüzük.
Tasan bitti mi canım!
Yürütme, sultanın sarayında harem…
Hoşuna gitti mi şekerim!
Yargı, sultanın yamacında kadı…
Derdin yitti mi nur tanem.
Cumhuriyeti de, Kemalizmi de, laikliği de, demokrasiyi de hallettiler.
Yetti mi cicim, yetti mi…

Muhalefete gel
Sultanlığı geri getiren AKP’ymiş. Hiç de değil.
Deniz Baykal, kişiye özel anayasa değişikliğine yol verdi; milletvekili, başbakan, cumhurbaşkanı oldu.
Devlet Bahçeli de, kişiye özel anayasa değişikliğine omuz verdi; padişah olacak.

Neredesiniz beyler?
Adalet ve Demokrasi Haftası nedeniyle Eğitim-İş ile ADD’nin çağrılısı olarak Denizli’deydik. Geleceği karanlık gören, aydınlatmak için var gücüyle çaba gösteren yurttaşlarımızla tanıştık. Eğitim-İş Denizli Şube Başkanı Kadem Özbay’ın çağrısı anlamlıydı:
“Cumhuriyet’in nimetleri ile üne, doruklara ulaşmış sanatçılar, yazarlar neredesiniz?
Cumhuriyet sayesinde ayakta duran üniversiteler neredesiniz?
Şimdi yoksanız, ne zaman var olacaksınız?”
Yoksa hiç mi yoklar artık?

Gericilik inadı
Eğitimi FETÖ’den kurtardıklarını ileri sürüyorlar ya…Yerini

TÜRGEV,
Ensar Vakfı,
Hizmet Vakfı,
Hayrat Vakfı,
İHH,
Furkan Vakfı ve
İlim Yayma Cemiyeti aldı.

– 15 Temmuz’dan sonra FETÖ’cü olduğu gerekçesiyle kapatılan 1060 okulun %80’i
imam hatipokuluna dönüştürüldü.
– Sübyan mektebi adı altında kurslar açıldı.
– Medreselere yasal statü kazandırılması, üniversitelerle denkliklerinin sağlanması da gündemde.

Yalnızca adlar değişti, geriye doğru gitme inadı sürüyor.
==================================
Dostlar,

Kalan eksikler de artık Nisan 2017’de halkoylamasında necip milletimizin (ÜMMETİMİZİN!)
mübarek EVET oylarıyla halife – sultan yapılacak zat-ı şahanelerince tamam edilir…

Eyyy “ceberrut T.C.” ruhuna el fatihhhaaa….

Bakalım Ulusumuz neyler, neylerse güzel eyler, bu lanetli oyunu elbette bozar!

Sevgi ve saygı ile.
31 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Naci BEŞTEPE : Paralel

Paralel

????????????????????????????????????????????????????????????
Naci BEŞTEPE

Adalet Bakanlığı’nın, Feto’nun iadesi için ABD’ye verdiği dosyada;
“Çocuk öğrencileri, bünyesindeki vakıf, ışık evleri, okul ve dershaneleri marifetiyle ideolojisi doğrultusunda yetiştirerek insangücü elde ettiği; öğrencileri sorgulamayan, düşünmeyen, kendilerine mutlak itaati esas alan ve örgüte bağlı kişiler olarak yetiştirdiği..” yazılmış.

KARIŞTIRMAYALIM

Tencere kapak kavgası.
“Aynı menzile yürüyorduk” derken neler yapıyordu asıl paralel?
Şu sayılanların hepsinde kendi payları yok mu?
Beraber yürürken de şimdi de uygulamalarında ne fark var?
Okulların İmam Hatipleştirilmesi tam gaz sürmüyor mu?
TÜRGEV ve benzeri vakıflar eğitimi doğrudan etkilemiyor mu?
Fetoculardan alınan evler, okullar cumhuriyete mi açılıyor?
Bu partinin bakanı değil miydi,”Kur’anı okuyacaklar ama anlamayacaklar” diyen.
Kimdi kindar ve dindar nesil isteyen?
Arapça yavaş yavaş ana okuluna taşınıyor? Bu hangi ideoloji??
Özgürlük düşmanı, donanmanın katili Abdülhamit; Türk katliamcısı Yavuz neden anılıyor?
“Türbanlı bacıma saldırdılar!” yalanını aylarca söyleyenler, şortlu kadına tekme atanlar için neden tek kelime etmiyor?

FETÖ İLE MÜCADELE

Bazıları, “Şimdi FETÖ ile mücadele ediliyor. RTE’den başka kimse bunu halledemez!” diyerek bana kızacak. FETÖ mücadelesini sonuna kadar desteklerim.
Ama bu; ne hırsızlıkların, ne gericiliğin, ne de cumhuriyet-hukuk-demokrasi-özgürlük-laiklik karşıtlığının perdesi olamaz.
Mücadele varsa nerde FETÖ’yü destekleyen belediyeler?
Topbaş’ın damadının önünü kim açtı?
Arınç’ın İ. Melih suçlamasına ne yapıldı?

Davutoğlu’nun, Gül’ün sağ kolu alındı. Kafalar nerde?
80 ByLock şifreli bakan ve vekiller bilinmiyor mu?

Öte yandan KHK’lar ile TSK ne hale getirildi? FETÖ’cüler sadece TSK’da mıydı?
Doğru ile eğriyi karıştırmayalım…

ANITKABİR’E ÇOCUK PARKI

Soytarılık, aymazlık, saygısızlık desem ayıp olur mu, yeter mi?
AOÇ’ne RTE sarayı ve İ. Melih lunaparkı yapılması ile bunun farkı ne?
Aynı kafa ki bir de firma reklamı ile mum dikmiş.
Eğer KHK ile belediyeye verilmediyse, Anıtkabir. K. lığı Gnkur. İkinci Bşk.na bağlıdır.
Oraya park değil tek çivi Gnkur. un izniyle çakılır.
O parkın yeri yanlış.
Gnkur. Bşk. makam koridoruna konsun, üzerine de “Darbecilik Oyunu Çocuk Parkı” yazılsın. Yakışır.

ZEKİ MÜREN’İ ANDIK

Olumsuzluklar arasında bir güneş.
24 Eylül’de Bodrum Kalesi’nde muhteşem bir gece yaşandı.
Sanat güneşimiz Zeki Müren ölümünün 20. yılında anıldı.
Mirasını yarı yarıya bağışladığı Mehmetçik Vakfı ve TEV’nın birlikte düzenlediği konsere ilgi üst düzeyde idi. Kale dar geldi. Her iki kuruma teşekkürler.
Ömrünü Türkiye ve Türk sanatına veren, eğitimin ve Mehmetçiğin kıymetini bilen Zeki Müren’e şükran.

*****

PAZARTESİ İĞNELERİ

ALDATILDI
Atatürk-TSK düşmanı kardeşler tutuklandı.
Altanlar, al(da)tanlar…

BARDAK
Rize Belediyesi, Atatürk heykeli yerine bardak dikecekmiş.
Lazımlık daha uygun olur, halk yürüyünce dikenlere lazım olur…

SIZMA
Çavuşoğlu, ”Bakanlığıma son beş yılda 500 kişi sızdı”
Deliklerinizi tıkasaydınız…

=================================

Teşekkürler değerli dostumuz E. Tümg. Naci Beştepe Paşamıza..

Sevgi ve saygı ile.
27 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Özgür Mumcu : Üreyelim arkadaşlar

Özgür Mumcu
Cumhuriyet, 01.06.2016
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)

Üreyelim arkadaşlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan memleketimizin en meşhur vakfı TÜRGEV’de konuştu. Gerçi Cumhurbaşkanımız neredeyse 24 saat içinde İstanbul’un fethi törenlerinde ve gece yarısına doğru İzmir’de havaalanında da konuştu. Muhtemelen bu yazı yazılırken, matbaada basılırken ya da siz okurken de bir yerlerde konuşacak. 1990’lı yılların “konuşan Türkiye” sloganı meğer hayata böyle geçecekmiş.

Sayın Erdoğan, memleketimizin en meşhur vakfı TÜRGEV’deki konuşmasında en sevdiği konulardan birine yani aile, evlilik, çocuk kısaca zürriyet davamıza değindi:


“Zürriyetimizi artıracağız. Neslimizi çoğaltacağız,
nüfus planlamasıymış, doğum kontrolüymüş, hiçbir Müslüman aile böyle bir anlayış içinde olamaz. Rabbim ne diyorsa, sevgili Peygamberimiz ne diyorsa biz o yolda gideceğiz.”

Müslüman olmayan vatandaşlarımız kusura bakmasınlar, Cumhurbaşkanımız şimdilik onların zürriyetiyle ilgilenmiyor. Osmanlı millet sistemi de bunu gerektirir. Artık o vatandaşlarımız da kendi “milletbaş”larına danışsın.

Kürtaj, sezaryen, doğum kontrolü gibi meseleler Cumhurbaşkanımız olsun, hükümetimiz olsun büyüklerimiz tarafından sıklıkla ele alınıyor. Bunlar dünyanın birçok yerinde tartışma konusu. İnsanların cinsel hayatları, aile yapıları hakkında ayrıntılı fikirlere sahip, boş vakitlerinde bunlara kafa yoran bir siyasetçi tipi var.

Bunlar arasında benim favorim bir zamanların Romanya diktatörü Çavuşesku. Malum, kendisi aynı zamanda Bükreş’in ortasına dünyanın Kennedy Uzay Üssü ve Meksika, Teotihuacan’daki Tüylü Yılan Tapınağı’ndan sonra en büyük binasını yani Romanya Meclis Sarayı’nı dikmesiyle de biliniyor.


Çavuşesku büyük hayalleri olan biriymiş. Ülkesinin nüfus artış hızı hayallerine yetişmeyince derhal bir yasa çıkartmış. Romanya çapında kürtajı ve bütün doğum kontrol yöntemlerini yasaklayıvermiş. Bununla da yetinmemiş, 25 yaşın altında devlet çalışanı bütün kadınlara senelik jinekolojik muayene zorunlu tutulmuş. 25 yaşından büyük çocuksuz, bekâr kadınlar ile çocuksuz ailelere de senelik para cezaları kesilmiş.

Sonuç? Doğum kontrol yöntemleri yasadışı ve ancak büyük paralara karaborsadan bulunduğu için istenmeyen gebeliklerde büyük bir artış. Bunun sonucunda merdiven altı kürtaj operasyonlarında yükseliş. Yasağın sürdüğü senelerde kürtaj operasyonlarının arttığı biliniyor. Bununla beraber anne ve bebek ölümleri çok yüksek oranlarda gerçekleşmiş. Yetimhane ve hastanelere bırakılan sayısız bebek de cabası. Çavuşesku’dan sonra kürtajın serbest bırakılmasıyla zaman içinde kürtaj operasyonlarının yaklaşık on kat azaldığı görülüyor. Buna karşon, yaklaşık yirmi küsur yıl doğum kontrolünün yasaklandığı ülkede, doğum kontrol alışkanlığının yerleşmesi vakit aldığı için, Romanya hâlâ Avrupa’da kürtajın en çok yapıldığı ülkelerden biri. Nedeni ise serbest olması değil uzun bir süre yasaklanmış olması.

Peki, nüfusun artırılmaya çalışılmasının iddia edildiği gibi iktisadi büyümeye olumlu bir etkisi var mı? Bu konuda Aykut Attar’ın 2012’de TEPAV için hazırladığı Celasun Ailesi Özel Ödülü’nü almış “İktisadi Tarih Doğum Yanlısı Söyleme Karşı” başlıklı ayrıntılı incelemesine göre yanıt hayır.

Bir kez teşvik edici politikalar ve söylemlerin toplumda kaydadeğer bir karşılık bulduğunu söylemek zor. İnsanlar çocuk yaparken haliyle kendi önceliklerini dikkate alıyor. Bunun nedeniyse gelir artışı, eğitimin artması, kentleşme gibi birçok etmen.


Geriye Çavuşesku tarzı yöntemler kalıyor ki neticeleri ortada.


Sayın Erdoğan’ın “en az üç çocuk” söylemine başladığı yıl, yani 2008’de Nüfus Planlaması Yasası’nda birkaç değişiklik yapıldığını ancak yasanın hâlâ yürürlükte olduğunu da anımsatalım.

Doğum kontrolü ve kürtaj karşıtlığı aslen Batı’da sürmüş bir kültür savaşının önemli bir cephesi. Milli ve yerli derken yolun Vatikan ve Çavuşesku’nun cinsel politikalarıyla buluşması da sayın Cumhurbaşkanı’nın geniş vizyonunu gösteriyor.
==============================

Dostlar,

Ne söyleyeceğimizi bilemiyoruz..
Bu konuyu kezlerce yazdık sitemizde.

Erdoğan bir kez daha suç işliyor..
Yurttaşlar arasında Müslüman olan – olmayan ayrımı yapıyor..
Bu ülkenin milyonlarca çifti aile planlaması yöntemleri yıllardır kullanarak çocuk sayılarını ayarlıyor.
Bu insanların Müslüman olup olmadıklarına bu ölçüyle ” Müslüman aile planlaması yapmaaazz..” diye bağırarak Erdoğan mı karar / fetva verecektir?
Böyle yapılmasa idi, evlenen kadın neredeyse her yıl 1 çocuk doğurur ve en az 10 – 15 çocuklu olurdu aileler..

Erdoğan – Eminehanım da bu kapsamdadır. Normal cinsel yaşamla bu çiftin 4 değil belki de
14 çocuğu olurdu.. Kesin ki, bu çift de doğum denetimi (kontrolü) yöntemleri kullanmışlardır.

Erdoğan’ın çocukları da 1-2 çocuk yapmışlardır. Erdoğan kendi söylediğine kendi uy(a)mamakta, çocukları bile kendisini dinlememektedir.. Halkımız da takmamaktadır ve takmayacaktır.. Yaşamın acı gerçekleri belirleyici olacaktır. Erdoğan akıntıya kürek çekiyor.
Türkiye’de küçük aile normu, uzun yılların çabasıyla ve yaşamın gerçekleriyle yerleşmiştir.
Hatta aileler, TNSA 2013 çalışmasına göre istediklerinden çok çocuk sahibidirler (2.26 olan Toplam Doğurganlık Hızının 0,6’sı istemsiz doğumlar yüzündendir!). Bu, açık ve net bir
insan hakları ihlalidir ve sorumlusu, Anayasa’nın 41. maddesini ve 2827 sayılı yasa ile
ilgili uluslararası sözleşmeleri bilerek ve ısrarla çiğneyen AKP – RTE’dir..

Şunu da Erdoğan anımsamalıdır : Şu anki Sağlık Bakanı’nın 6 çocuktan sonra Bilkent’teki Atatürk hastanesinde eşinin tüplerini bağlattığını basın yıllar önce yazdı.. Örnekler çoktur..

Erdoğan, oy tabanı yoksul – az eğitimli insanlardan daha çok ve daha çabuk seçmen üretmelerini istiyor.. Acelesi var.. Cihat kuşaklarıyla ülkeyi kökten ele geçirmek.. Örn. Mısır’da olduğu gibi AKP neden % 88-90 oy alamıyor, RTE – AKP bunun ham hayalleri içindedir.
Çıplak tablo budur. Ülkenin geleceğini tıkadığı umurunda değil, ama farkındadır sanırız!
Ve hem Erdoğan adına hazindir hem de ülkemiz adına laiklik karşıtlığıdır, ayrımcılıktır
hem de Anayasanın 41. maddesine, Cumhurbaşkanlığı yeminine aykırıdır, çağdışıdır!

Erdoğan çaresizdir iktidarını sürdürebilmek için her yola başvuracağı anlaşılıyor..

Çok dikkat isteyen bir tümcesi de Milli Eğitimdeki müfredatın içeriğine yoğunlaşacakları söylemidir.. Buraya çoooook dikkat… Erdoğan, Halife – Sultan rejiminin mücahitlerini
daha bol ve daha hızlı yetiştirmek üzere kolları sıvayacak! TÜRGEV, Cemaat okullarından boşaltılan yeri dolduracak.. Temel işlevi bu. Yani senin değil benim Cemaatım kavgası..
Tayyip beyin FETÖ ile savaşımının (!) içyüzünü göremeyenlerin dikkatine getirmek isteriz.
Hem toplumun dokusu daha da dincileştirilmek isteniyor hem de muazzam rant kaynakları paylaşılamıyor..

*****
Biz çok utanıyoruz olup bitenden.. ortadaki sahipsiz utanç yükü, onu yaratanların
ağır sorumsuzluğu karşısında, onlar adına da… daha da büyüyor, büyüyor utancımız..
Temel insan hak ve özgürlükleri açısından, uygarlık tarihi açısından…

Türkiye koyu bir karanlık yaşıyor ve Erdoğan, bu karanlığı daha da koyulaştırma çabasında. Sağduyunun yerine minarenin süngü yelleri esiyor.. Bu çılgın gidişin 1 numaralı sorumlusu;
– “akil” AKP’liler ve AKP MKYK’sı,
– Erdoğan’ın danışman ordusu,
– yandaş basın ve
– nepotizm ürünü yüksek- bürokrasi

Mahşerin 4 Atlısıdırlar..

*****

Çarpıcı bir gerçeği daha açıklayalım:

  • Suudi Arabistan’da Taif’te yapılan bir araştırmada, 30-40 yaş arasında kadınların 2/3’ünün (%67,7) doğumu önleyici etkili yöntemleri (rahim içi araç – spiral ve aylık ya da 3 aylık enjeksiyonla hormonal yöntem), hastanede yasal olarak kullandıkları ortaya konmuştur.
    (
    Use of modern family planning methods among Saudi women in Taif, KSA).

Acı ironiye bakınız ki; Başbakan mutlak çaresiz, bile bile – güle oynaya
kaçak Sarayın giyotinine boynunu uzatan garibim Sadrazam Binali Paşa!

Ve hala, yıllardır….. Erdoğan’ın üniversite diploması ortada yok!. Galiba gerçekten yok!?
Olsaydı 40 bin milyon kez gözümüze gözümüze sokulmaz mıydı??
21. yy’da bu donanımda bir insan, bir imam, 80 milyonluk ülkenin geleceği ile
böylesine tehlikeli biçimde oynuyor; bölgesel ve küresel güvenlik sorunu hatta tehdidi durumuna gelmiş bulunuyor. Tablonun sürdürülebilir olmadığını, oyuncuları dahil, orta zekalı herkes görüyor.

Erdoğan’ın bilim ve gerçek dışı, din dışı, insanları yanıltıcı, ötekileştirci, damgalayıcı, suçluluğa itişi… vb. nedenlerle açıkça  suç olan bu sözlerine “tedbir”konulmasını öneriyoruz.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını gerekli hukuksal girişimi yapmaya çağırıyoruz.
Anamuahalefet partisi CHP’nin de hukuksal girişim yaparak;

Erdoğan’ın bu sözlerinin söylenmemiş sayılması için

çaba göstermelidir. Tayyip beyin suç niteliğindeki sözleri kayıtlardan çıkarılmalıdır.
Yurttaşlar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru da yapabilir sanırız. Gelebilecek olası bir
“tedbir kararı”, Türkiye’nin zor konjonktüründe bir kapı aralar, Erdoğan’a bir kez daha laiklik karşıtı davranışı nedeniyle uyarı anlamına gelir.Tayyip beyin zaten kabarık olan dosyasına eklenir..
*****

Çare, toplumsal muhalefeti örgütlemek ve birleştirmek!
Konjonktür çok uygun.
CHP -ve muhalefet- bunu yapmalı, acil ve kritik, 1 numaralı hedef ve görev bu..

Sevgi ve saygı ile.
01 Haziran 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazımızın genişletilmiş pdf biçimi : UREYELIM_ARKADASLAR