DEPREM GERÇEĞİ

DEPREM GERÇEĞİ

Mustafa AYDINLI

Yerkabuğundaki kırılmalar nedeniyle birden ortaya çıkan titreşimlerin, dalga dalga yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayını, deprem olarak tanımlıyor bilim insanları.

Dünyanın oluşumdan beri depremler vardır. Ülkemiz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal yitiğine uğrama olasılığımız ne yazık ki bir gerçektir.

“Ülkemiz topraklarının %92’sinin deprem bölgeleri içinde olduğu, nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir. Son 58 yılda depremlerde 58.202 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 122.096 kişi yaralanmış ve yaklaşık 411.465 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Sonuç olarak denebilir ki, depremlerden her yıl ortalama 1.003 vatandaşımız ölmekte ve 7.094 bina yıkılmaktadır.” (www.deprem.gov.tr)

Günümüz  bilim ve teknolojinin depremi önleme olanağı yoktur. Olacağı zamanı önceden kestirme olanağı da henüz yoktur. Ancak fay hatları bilinmekte, çalışan faylar üzerinde bir enerji birikimi olacağı, günü gelincede bunun boşalacağı tahmin edilmekte.

Geçtiğimiz hafta Silivri açıklarında 5.8 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş, zaten beklenen İstanbul depremi nedeniyle büyük korku yaratmıştır. Depremin oluşumunu önleme olanağı yok ama depreme karşı alınacak pek çok önlem var. Korunma önlemleri elimizde. Devletin alacağı önlemler var, kişilerin alacağı önlemler var. Can ve mal yitiğini en aza indirme olanağı var. Örneğin Japonya bizden çok daha hareketli deprem kuşakları üzerinde olmasına karşın, baştan alınan pek çok önlemle yitikleri en aza indirebilmekte.

Türkiye olarak Depreme ne ölçüde hazırız?

17 Ağustos 1999 da yaşadığımız Gölcük Depremi ile nelerin eksik olduğu ortaya çıkmıştı. Aradan yirmi yıl gibi oldukça önemli bir süre geçti, hiç kuşkusuz bu süre içinde pek çok önlem alınabilirdi. Bırakalım gerekli altyapı önlemlerini bütünlüklü olarak almayı, örneğin 2000 yılında Bülent  Ecevit hükümeti (57. Kabine) döneminde konan deprem vergileri, 20 yıl boyunca toplanan bu vergiler ortada yok! Sözde çürük yapılar yıkılıp depreme dayanıklı binalar yapılacaktı. Milyarlarca liranın yerinde yeller esiyor. (AS: Bu tutarın Dolar karşılığının 35 milyar Dolara eriştiği anamuhalefet tarafından ileri sürüldü. Son derece önemli bir kaynaktır bu rakam ve İstanbul’da, 2019 fiyatlarıyla, ortalama 200 bin TL giderle 105 bin, TOKİ eliyle ortalama 100 bin TL maledişle 210 bin dairenin yapılması olanaklıydı. Hatta arsa maliyeti söz konusu olmadığından, bu sayı daha da büyüyebilirdi.. Yaklaşık 250 bin daire, en riskli binalarda yaşayan en az 1 milyon insanın depremde can güvenliğini sağlama demektir.. yapılmamıştır, çok yazık olmuştur ve telafi edilip edilemeyeceği tam bir bilinmezlik içindedir..)

Depremden sonra en önemli sorunlardan biri, açık havada toplanma alanlarıdır. İstanbul’un her yanı bina! Buna karşın yine de önceki iktidar döneminde 477 toplanma yeri belirlenmiş ancak son verilerle elde kalan yalnızca 77 adet toplanma yeridir. Ayrılan 400 toplanma yeri, ranta ve yandaşa kurban gitmiştir. Daha açığı talan edilmiştir AKP’li BŞB yönetimince.. 50’ye yakın deprem toplanma alanının iktidar yandaşlarına peş keş çekildiği savları ortalıkta dolaşıyor. İktidar, inandırıcı bir açıklama yap(a)mıyor. Katarlı EMAAR grubuna ve TÜRGEV’e, toplanma alanlarının verildiği biliniyor. Olası bir depremde halk nerede toplanacak??

Yaşadığımız dönemde Merkez Bankası’nın yedek akçesine (bir tür Ülkemizin kefen parasına!) devasa bütçe açıkları yüzünden el koyarak merkezi yönetim bütçesine aktaran AKP iktidarından daha akılcı br adım beklemek zaten saflık olurdu. (AS: 2019 mali yılında AKP = RTE, Merkez bankasının yaklaşık 40 milyar TL yedek akçesine ek, yaklaşık 40 milyar TL kârına da el koyarak damadın Hazinesine aktardı. Gene de bütçe, öngörülen 82 milyar TL yerine 124 milyar TL, toplamda gerçek olarak 205 milyar TL açık verdi. 770 milyar TL öngörülmüştü bütçe 2019 için 82 milyar TL açıkla.. Bunca muazzam açığa ve toplanan acımasız, on milyarlarca Dolar vergilere karşın ülkenin temel sorunları çözüme niçin kavuşturulamıyor! Kimler hortumluyor ulusal servetimizi, kimler hortumlatıyor!? Sorumlu iktidardır!!)

Son 5.8’lik depremde haberleşme ağı felç oldu. Türk Telekom’u Erdoğan’ın dostu (!) Lübnanlı Hariri ailesine peş keş çekenler, yetmiyormuş gibi, bu haramzede aileye bir de üzerine Türk Bankalarından 2,5 milyar Dolara yakın kredi verdirerek ülkeyi katmerli şekilde soydurunlar, hiç ellerini vicdanına koyup düşünüyor mu acaba? Son deprem gösterdi ki, ülkemizde telekomünikasyon altyapısı yoktur!

İstanbul’un seçilmiş BŞB Başkanı İmamoğlu, deprem kriz masasına çağrılmıyor. Sözün bittiği yerdeyiz. Vatandaş can derdinde, iktidar doymak bilmeyen siyasal ve ekonomik rant derdinde. İktidar, hangi başarı ile sistemin ‘sağlıklı çalıştığını‘ (!) söyleyebiliyor, başarı buysa başarısızlık nasıl olacaktı? Kamuoyu, 20 yıldır deprem vergisine özveriyle katlanıyor. Ne denli para toplandı, bu paralar nerede? Yanıtını bilmiyoruz ve isyan ettirecek biçimde, muhalefetin bu yöndeki sorularına AKP = Tek adam RTE,

  • Bu tür sorulara yanıt verecek zamanımız yok..“ diyebiliyor! Dehşet vericidir!Bu, demokrasilerde bir fiyaskodur, skandaldır ve saatler içinde iktidar istifaya zorlanır kamuoyu tarafından. AKP = Erdoğan, topladığı vergilerin hesabını vermeyip neyin hesabını verecektir? Bu hesap er ya da geç mutlaka sorulacaktır.
    ***
    Deprem ülkemizin ve dünyanın jeolojik bir gerçekliğidir.

    Siyasal rant dağıtarak üstesinden asla gelinemez. Deprem önlemleri amaçlı toplanan vergiler bu amaçla harcanmalıdır.
    Depreme vb. afetlere karşı ulusal birlik, beraberlik ve dayanışma örnekleri sergilenerek, seferberlik mantığı ile bilimsel politikalarla yaklaşmalıyız.

    Demokrasilerde iktidarlar saydam ve hesap verebilir olmak zorundadır.
    Ancak bu yaklaşımlarla can ve mal yitiklerini en aza indirebiliriz.

    (AS: Beklenen İstanbul depremi için sürenin 5-10 yıla indiği uzmanlarca bildiriliyor. İktidar elini çooook çabuk tutmalı ve bilim insanları – kurumları rehberliğinde hızla stratejik afet planları geliştirilerek uygulamaya konmalıdır. Fıtrat , kader  vb. safsata ve zırvalarla halkımız kandırılmamalıdır..)

 

 

 

 

 

 

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir