15 TEMMUZ DARBE KOMİSYONU RAPORUNA CHP MUHALEFET ŞERHİ

15 TEMMUZ DARBE KOMİSYONU RAPORUNA CHP MUHALEFET ŞERHİ

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır.)

Basın toplantısında CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu,
“15 Temmuz hain darbe girişimi
– öngörülen,
– önlenmeyen ve
– sonuçları kullanılan
– bir kontrollü darbe olarak tarihe geçmiştir.” dedi.FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonunun CHP’li üyeleri Erdoğdu, İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu,
Zeynel Emre ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek, komisyonun taslak raporuna ilişkin partilerinin muhalefet şerhini açıkladılar.Erdoğdu, konuşmasına muhalefet şerhini, 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında şehit düşen yurttaşların aziz hatırasına ve gazilere adadıklarını belirterek başladı. Darbe girişiminin memleketin masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişme olduğunu ancak bu hain girişimin olacağını bilen ve bekleyenlerin bulunduğunu ileri süren Erdoğdu,

“15 Temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan kontrollü bir darbedir.” ifadesini kullandı.

Erdoğdu, aylar önce yazılan bazı yazıların darbe girişimininin bilindiğini, hatta hazırlık sürecinin takip edildiğini ortaya koyduğunu iddia ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce Fuat Uğur’un Türkiye gazetesinde 24 Mart 2016, 2 Nisan 2016 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır. Fuat Uğur’un yazılarında kamuoyuyla paylaştığı bilgiler 15 Temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir. Fuat Uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar MİT için açık istihbarat kaynağı olup, Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez. Kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen savcılık iddianamelerinin incelenmesinden cemaatin darbe hazırlıklarına 2015’in son aylarından itibaren başladığı anlaşılmaktadır. Darbeye hazırlık faaliyetleri Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş tarafından yürütülmüştür. Adil Öksüz ve diğer planlayıcılar, darbe girişiminden çok önce cemaat bağlantısı devlet tarafından bilinen isimlerdir. MİT’in ’TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı’ savunması geçerli kabul edilmemektedir. Çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken ’cemaatin hususileri’ olarak adlandırılan başta Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş asker değil sivil kişilerdir. Darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış ve binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir.”

MİT Müsteşarlığının TBMM Araştırma Komisyonuna yönelik yazdığı 22 Mayıs 2017 tarihli yazısında “MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini, ancak TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı’’ bilgisinin yer aldığını belirten Erdoğdu, bunun darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar ettiğini savundu.

Erdoğdu, bu durumun darbe girişiminin öngörülen bir olay olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak ortaya koyduğunu öne sürdü. Erdoğdu, darbe girişiminden bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı 4. Dönem Özel Kuvvetler İhtisas Kursu Mezuniyet törenine katıldığının, önceki yıllarda bu törene katılma geleneği olmadığı halde tören sonrası Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğünün ifadelerle ortaya çıktığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Kara Kuvvetleri Komutanı’nın 15 Temmuz günü İzmir programını erken keserek rutin YAŞ görüşmeleri için Ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin başındaki en yüksek rütbeli subay olan Org. Akın Öztürk’ün olması ve aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur. İhbarcı O.K. ’aynı cemaatten’ vurgusuyla ’kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi’ olduğunu açıkça söyleyerek durumun vahametini ortaya koymuştur. Bu koşullar altında MİT Müsteşarı’nın Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a derhal bilgi vermesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.”

Genelkurmay Başkanı Akar’ın savcılığa verdiği ifadesinde ve TBMM Araştırma Komisyonuna gönderdiği yazısında, olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirdiğinin altını çizen Erdoğdu, “Ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve Genelkurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanlarının darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. TSK’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. Bu durum izah edilememektedir.” değerlendirmesinde bulundu. Erdoğdu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Öngörülen darbe girişimi 15 Temmuz günü öğleden sonra saat 14.20 itibarıyla öğrenilmiş, ancak belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmaller zinciri sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir. 15 Temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit, 2 bin 301 yurttaşımız gazi olmuştur.”

Erdoğdu, darbe girişimi sonrası gelişmelere de değinerek, iktidarın darbe tehdidini bertaraf ettikten sonra bütün muhalefeti dışlayarak bir olağanüstü hal darbesi yarattığını ileri sürdü. Raporda bu konuya ilişkin de detayların bulunduğunu belirten Erdoğdu, darbe girişiminin sonuçlarından faydalanılan ve kullanılan bir olay olduğunu iddia etti. Erdoğdu, “Sonuç olarak muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 Temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan bir kontrollü darba olarak tarihe geçmiştir.” diye konuştu.

Komisyonun bir diğer CHP’li üyesi İstanbul Milletvekili Zeynel Emre de son 15 yılda Türkiye’de çok şeyin değiştiğini ifade ederek, darbelerle hesaplaştığını söyleyenlerin bugün canhıraş bir şekilde, göstere göstere darbeleri örtbas etme çabası içinde olduklarını öne sürdü. Emre, “Yıllarca bizi, ’Eski Türkiye’ diye bir hayaletten koruduğunu söyleyenler, bugün uçan kuşa parmak sallar hale gelmişlerdir. Bugün burada kamuoyuna sunulan bu rapor, işte tam da bu 15 yıllık değişimin eşsiz bir belgesi, muhteşem bir serencamıdır. AKP iktidarının sonu 16 Nisan referandumu ile başlamıştı. İşte bu rapor tam da bu başlangıcın tarihi belgesidir. Bu rapor görevlerini sorumluluklarını yerine getirmeyen, yaptıklarının hesabını vermeyen, vaatlerini yerine getirmeyen, sözlerinin arkasında durmayan, seçimle gelen fakat halkın oylarını zapt eden bir iktidarın tam bir röntgenidir.” şeklinde konuştu. Emre, CHP’nin muhalefet şerhinin baskı ortamına rağmen kimsenin önünü alamayacağı türde bulguları içerdiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Darbe komisyonu görevini bu raporla tamamlamıştır. Komisyon kurulduğu günden bu güne geçen 11 ay boyunca yapması gerekenleri CHP tek başına yapmış ve darbe girişimini fırsata çeviren iktidarın niyetlerini ifşa etmiştir. Raporun her sayfası önemli tespitler ve beyanları içeriyor. Bu bakımdan burada bir kısmını işaret etmek yerine herkesi bu raporu titizlikle okumaya davet ediyoruz ve bilinmesini istiyoruz ki darbe komisyonu her ne kadar resmi görevini tamamlamışsa da komisyonun CHP’li üyeleri olarak bizler bu sorumluluğu bir memuriyet ya da sade bir görev olarak değil bir ödev olarak ele almaya devam edeceğiz.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin, “Kontrollü darbeyi tiyatro gibi algılamak isteyenler var. Hayır, öyle bir şey yok.
Bir darbe girişimi oldu. Kontrollü darbe ile kastımızı üç başlıkta özetliyoruz;
1. öngörülen,
2. önlenmeyen ve
3. sonuçlarından yararlanılan.
Delillerimizi ortaya koyduk. Bu üçü bir araya geldiğinde kontrollü darbe tanımını oluşturuyor.” dedi.

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun CHP’li üyeleri ile Erdoğdu, İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu,
Zeynel Emre ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray
, parlamentoda basın toplantısı düzenleyerek, komisyonun taslak raporuna ilişkin partilerinin muhalefet şerhini açıkladılar.

Çıray, toplantıda yaptığı açıklamada, 15 Temmuz FETÖ’nün darbe girişiminin, vatandaşların ezici çoğunluğu açısından hiçbir şekilde hiç beklenmeyen bir olay olduğunun altını çizdi. Darbe girişiminin, başta TSK olmak üzere bütün kurumlarına duyduğu güveni sarsacak bir mahiyet taşıdığını belirten Çıray, “darbe girişiminin iktidar eliyle tek adam devletine ulaşılmasını hızlandıracak bir katalizör” olarak görüldüğünü ileri sürdü. Darbe girişiminin yarı karanlıkta bırakılmak istendiğini iddia eden Çıray, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın bilgi vermek üzere komisyona gelmemesinin de bunun bir göstergesi olduğunu söyledi. Komisyon çalışmalarının iktidar eliyle etkisizleştirildiğini savunan Çıray, şunları söyledi:

“Bu darbe, kalkışma teşebbüsü neticesinde 249 vatandaşımız şehit olmuş, binlercesi kalıcı izlerini ve etkilerini ömürleri boyunca taşıyacak şekilde yaralanmıştır. Üstelik bu bir ulusun kendi iç ve dış güvenlik kurumlarına, yargısına, devletine duyduğu güvenin neredeyse tamamen yok edildiği bir şekilde yaşanmıştır. Bu yönüyle hiç tartışmasız bedeli zaman içinde daha da ağırlaşarak hissedilecek tarihi bir sosyal travmadır. İşte Türk milletine, benzerine Hollywood filmlerinde bile rastlanmayacak dehşet verici bir travma yaşatan bu hain kalkışmanın diğer hukuki ve adli sorumlusu AKP iktidarlarıdır. Kamuoyuna açıkladığımız CHP raporunu işte bu utanç verici duruma demokratik bir reddiye olarak düşünün; tabii Meclis’in onurunu korumaya ve kurtarmaya yönelik bir naçizane çaba… Aynı zamanda 15 Temmuz’da kaybettiğimiz veya yaralanan insanlarımıza karşı bir vicdani sorumluluğun yerine getirilmesi çabası…”

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da konuşmasına “Darbe girişimi Türkiye’nin kanlı cumasıdır. Tıpkı kırmızı pazartesi gibi” diyerek başladı.

“Her şey önceden biliniyordu. Katil belli, maktul belli. Ama hiç kimse müdahale etmiyordu” diyen Tanrıkulu, darbe girişimi sonrasında Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin daha güçlü hale getirilmesinin gerektiğini, ancak iktidarın bunun tam tersi bir yol izlediğini savundu.

Darbe girişimi sonrası ülkede olağanüstü hal rejiminin inşa edildiğini, ülkenin otokratik bir rejime sürüklendiğini ifade eden Tanrıkulu, hak ihlallerinin arttığını savundu. Tutuklanmanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürüldüğünü, “Atın zindana, sonra bir suç buluruz” anlayışı ile hareket edildiğini iddia eden Tanrıkulu, yaşananların hiçbir darbe döneminde yapılmadığını kaydetti.

Tanrıkulu, “Dört siyasi partinin ortak iradesiyle kurduğu komisyon, Türkiye’de demokrasinin ve hukuk devletinin yeniden inşası için bir fırsat olabilirdi. Ama maalesef olmadı. Şu anda toplumumuz ortak acıları, ortak zeminleri ve ortak köprüleri büyük ölçüde kaybetmiş bir topluma dönüştü. Bu kadar yaygın mağduriyet, Türkiye’nin ilerideki toplumsal barışını onarılamayacak bir biçimde yeni örgütlerle karşı karşıya bırakabilir. Parlamentoyu ve hükümeti uyarıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Komisyonun CHP’li üyeleri, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladılar.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, darbe girişiminin siyasi ayağı ve ByLock kullanımına ilişkin bir soruyu yanıtlarken, şunları dile getirdi:

“Bu rapor tümüyle zaten darbenin siyasi ayağına işaret etmektedir. Bu darbenin siyasi ayağı Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Ancak biz, bireyleri tek tek suçlayarak tarihi muhalefet şerhini bir suçlama metnine dönüştürmedik. Bu bilgilerin hepsi savcıların ve hükümetin de elinde var. Bunlar da savcılıklar tarafından açığa çıkarılacak.”

Erdoğdu, “kontrollü darbe” ifadesini açmasının istenmesi üzerine, bu ifadeyi bir tiyatro gibi algılamak isteyenler olduğunu belirterek, buna tepki gösterdi.

“Bir darbe girişimi oldu. Birçok şehit verdik, gazilerimiz var.” diyen Erdoğdu, şöyle devam etti:

“Kontrollü darbe ile kastımızı üç başlıkta özetliyoruz; öngörülen, delillerimizi koyduk; önlenmeyen, delillerimizi koyduk; sonuçlarından yararlanılan, delillerimizi koyduk. Bu üçü bir araya geldiğinde kontrollü darbe tanımını oluşturuyor.”
Muhalefet şerhinin hukuki bir başvuruya zemin oluşturup oluşturmayacağı sorusuna ise CHP milletvekilleri, bu girişimi yapması gerekenin savcılıklar olduğu yanıtını verdiler.

CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ise bir başka soruyu yanıtlarken, partilerinin darbe girişimiyle ilgili tüm davaları takip ettiğini belirterek, “Bizim komisyonda sıklıkla karanlık noktaların ortaya çıkmasına yönelik bazı taleplerimiz hep yargılama süreçleri gerekçe gösterilerek reddedilmişti. Ancak yargılamalar aşamasında o çelişkilerin daha fazla gün yüzüne çıktığını görüyoruz.” diye konuştu.

Sanıkların bir kısmının da suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarda bulunduklarının farkında olduklarını söyleyen Emre, CHP’nin kamuoyunu doğru şekilde bilgilendirmeye çalıştığının altını çizdi.

İstanbul Milletvekili Tanrıkulu, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damatlarının serbest bırakılmasıyla ilgili soruyu yanıtlarken şu değerlendirmede bulundu:

“Eskiden ’Ankara’da dayın varsa işin görülür’ denirdi. Şimdi artık dayılar değil kayınbabalar dönemi başladı. Hiç kimsenin suçsuz yere tutuklanmasını istemem ama adaletin sadece damatlar üzerinden işlemesi de kamuoyu vicdanını yaralamaktadır. İçeride suçsuz yere yatan binlerce mağdur var. Hepsinin sabit ikametgahı var. Bunları sokaktan toplamadılar.”

Aykut Erdoğdu, toplantının sonunda, sözlerini, “Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarına ve emniyet yetkililerine baskı olduğunu biliyoruz. Ama bunların tamamını, bildiğimiz her şeyi açıklayacak değiliz. Çünkü bir; bilginin kaynağı bizim için çok önemlidir, iki; bu bilginin açıklanmasında toplumsal fayda olup olmadığını ölçüp biçecek kadar birikimli bir partiyiz. Ancak cumhuriyet savcılarını ve araştırmayı yürüten emniyet mensuplarına yönelik baskı olduğunu biliyoruz.” şeklinde tamamladı.

-MUHALEFET ŞERHİ-

1) Bu Muhalefet Şerhi 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Sırasında Şehit Düşen Yurttaşlarımızın Aziz Hatıralarına ve Gazilerimize Adanmıştır.
2) 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan Kontrollü Bir Darbedir
3) 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen kanlı ve hain kalkışma bu memleketin masum yurttaşları için beklenmeyen, şok edici ve dehşet verici bir gelişme olmuştur. Ancak bu hain darbe girişiminin olacağını bilen ve bekleyenlerde vardır.
4) 15 Temmuz darbe girişiminden aylar önce yazılan yazılardan darbe girişiminin bilindiği hatta bu girişimin hazırlık sürecinin takip edildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce Fuat Uğur’un Türkiye Gazetesinde 24 Mart 2016, 2 Nisan 2016 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır.
5) Fuat Uğur’un yazılarında kamuoyuyla paylaştığı bilgiler 15 Temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir.
6) Fuat Uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar MİT için açık istihbarat kaynağı olup, Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez.
7) Kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen Savcılık iddianamelerinin incelenmesinden Cemaatin darbe hazırlıklarına 2015 son aylarından itibaren başladığı anlaşılmaktadır.
8) Darbeye hazırlık faaliyetleri Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş tarafından yürütülmüştür. Adil Öksüz ve diğer planlayıcılar darbe girişiminden çok önce Cemaat bağlantısı devlet tarafından bilinen isimlerdir.
9) MİT’in “TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” savunması geçerli kabul edilmemektedir.
10) Çünkü güvenlik ve istihbarat makamları tarafından bilinen ve takip edilmesi gereken “Cemaatin Hususileri” olarak adlandırılan başta Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş asker değil sivil kişilerdir. Darbeye hazırlık ve planlama toplantılarının çoğu askeri bölgelerde değil sivil bölgelerde yapılmış ve binlerce asker bu toplantıya iştirak etmiştir.
11) MİT Müsteşarlığı TBMM Araştırma Komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisiyle darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar etmiştir. Bu durum 15 Temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğunu tarihi bir gerçeklik olarak önümüze çıkarmaktadır.
12) 14 Temmuz 2016 tarihinde yani kalkışmadan bir gün önce Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la birlikte Özel Kuvvetler Komutanlığı 4. Dönem Özel Kuvvetler İhtisas Kursu Mezuniyet törenine katıldığı, önceki yıllarda böylesine bir törene katılma geleneği olmadığı, bu tören sonrası MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde 18:00 – 00:30 arası yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğü ifadelerle ortaya çıkmıştır.
13) Kara Kuvvetleri Komutanının 15 Temmuz günü İzmir programını erken keserek rutin YAŞ görüşmeleri için Ankara’ya çağrılması ve aynı uçakta hain darbe girişiminin başındaki en yüksek rütbeli subay olan Org. Akın Öztürk’ün olması ve aynı gün darbe girişiminin başlaması izaha muhtaç bir durumdur.
14) İhbarcı O.K. “aynı cemaatten” vurgusuyla “kalkışmanın bir cemaat operasyonu ve bir darbe girişimi” olduğunu açıkça söyleyerek durumun vahametini ortaya koymuştur. Bu koşullar altında MİT Müsteşarının Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a derhal bilgi vermesi ve güvenlik birimlerini teyakkuz haline geçirmesi gerekirken bu görevini ihmal etmiş olması anlaşılamamaktadır.
15) Genelkurmay 2. Bas¸kanı Org. Yas¸ar GÜLER’in beyanından MİT Müsteşarının Cumhurbaşkanı’nı bilgilendirmek istediği ancak ulaşamadığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında Cumhurbaşkanı Koruma Müdürü Muhsin Köse’ye “Muhsin sana dıs¸arıdan bir saldırı olsa buna kars¸ı koyacak kadar gücün, kuvvetin ve adamın var mı?” sorusuyla durumun vahametini anlattığı ancak detay bilgi vermediği anlaşılmaktadır.
16) Bu soru hayatın olağan akışı içerisinde sorulabilecek bir soru değildir. Bu durumda Hakan Fidan ve Muhsin Köse tarafından Cumhurbaşkanı’nın bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususu karanlıkta kalmakta ve makul şüpheler artmaktadır.
17) Genelkurmay Başkanı gerek Savcılığa verdiği ifadesinde gerek TBMM Araştırma Komisyonu’na gönderdiği tarihsiz yazısında olayın öğrenilmesini müteakip alınabilecek tüm önlemleri aldığını bildirmektedir. Ancak alınan bu önlemlerin yetersiz olduğu ve Genelkurmay Başkanı ve bazı Kuvvet Komutanların darbeciler tarafından enterne edilerek rehin alındığı da üzücü bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
18) Genelkurmay Başkanı’nın tüm kuvvet komutanlıklarına 18:30’da hareket merkezleri aracılığıyla ilettiği emirler saat 19:26’da adreslerine ulaşmıştır. Bu emirlere rağmen TSK’nın komuta kademesinin önemli bir kısmı düğünlere katılmış ve düğünlerde derdest edilerek enterne edilmiştir. Bu durum izah edilememektedir.
19) Özel Kuvvetler Komutanı Korg. Zekai Aksakallı’nın Ankara’da görülen darbe davasının duruşmasında dile getirdiği “TSK’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘personel kışlayı terk etmesin’ emri verilir. Birlik komutanları kışlalarında, mesaiye devam edilir. Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 Temmuz’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. Uygulansaydı darbe girişimi baştan açığa çıkardı” şeklindeki ifadesi şüpheleri artırmıştır.
20) Kara Kuvvetleri Komutanı, Kara Havacılık Komutanlığındaki yaklaşık 2 saat süren incelemelerinde durumu hiç belli etmeden dikkatli incelemeler yaptığını ve personele sorduğu sorularla bilgi almaya çalıştığını, incelemeleri sırasında herhangi bir hareket hazırlığı görmediğini ve 21:25 sıralarında Kara Havacılık Komutanlığından ayrıldığını beyan etmektedir. Ancak Kara Kuvvetleri Komutanı’nın hiçbir hareket görmediği Güvercinlik Kara Havacılık Okul Komutanlığından Kara Kuvvetleri Komutanının ayrılmasından dakikalar sonra helikopterlerin havalanarak hain darbe girişimine katılabilmiş olması izah edilememektedir.
21) MİT’in bildiği ve dış makamları bilgilendirdiği Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın öngörülen bu darbe başladıktan sonra Cumhurbaşkanı’nın “darbeyi eniştemden öğrendim” demesi Başbakan’ın “eşten dosttan öğrendim” demesi ve sanki hiç bilmedikleri ve beklemedikleri şok edici bir gelişmeyle karşılaşmış gibi davranmaları anlaşılamamaktadır.
22) Öngörülen darbe girişimi 15 Temmuz günü öğleden sonra 14:20 itibariyle öğrenilmiş ancak yukarıda belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmaller zinciri sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.
23) 15 Temmuz hain darbe girişimi bütün muhalefet partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurumlarının ve halkımızın kahramanca girişimi ile bastırılmış ve bu direniş sırasında 249 yurttaşımız şehit 2301 yurttaşımız gazi olmuştur.
24) Darbe sonrası oluşan milli birlik ruhuna “Yenikapı mitingi” adı verilmiş ve darbe tehlikesi atlatılıncaya kadar bu uzlaşma sürdürülmüştür. Darbe tehlikesi sürerken ilan edilen OHAL’in geçici olduğu söylenmiş ve TBMM’de bulunan 4 siyasi partinin ortak iradesi ile bir Araştırma Komisyonu kurulmuştur.
25) Darbe tehlikesinin atlatılmasıyla birlikte Erdoğan tarafından Yenikapı süreci bozulmaya başlamıştır. Darbe tehlikesini atlatıncaya kadar olduğu söylenen OHAL kalıcılaştırılarak TBMM devre dışı bırakılmış ve Erdoğan’ın karşı darbe süreci başlamıştır.
26) Darbe araştırma komisyonu fiilen lağvedilmiş ve komisyon darbeyi girişimini araştıran değil Erdoğan’ın karşı darbesini aklayan bir kara propaganda aracına dönüşmüştür.
27) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbeye karşı direnen bütün kişi ve kurumları aldatarak başlattığı karşı darbe sürecinin hukuki silahı OHAL olmuştur. OHAL KHK’larıyla devlet tarumar edilmiş ve TSK’nın emir komuta sistemi parçalanmıştır.
28) Gerek 15 Temmuz darbe girişimi gerek Erdoğan darbesi karanlıkta tutabilmek ve halkımızın bilgi almasını engellemek için gazeteci tutuklayarak, gazete, televizyon, radyo ve haber siteleri kapatılarak basın susturulmuş ve sansür edilmiştir.
29) Özellikle yayın hayatları Cemaatle mücadele etmekle geçen ve bu mücadelede ağır bedeller ödeyen Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerine Cemaat suçlamasıyla yapılan adaletsizlikler karşı darbe sürecinin güç gösterisine dönüşmüştür.
30) Cemaatle mücadele bahane edilerek içlerinde cemaatle hiç ilgisi olmayan on binlerce kamu görevlisinin de olduğu yüzbinlerce insan gözaltına alınmış, tutuklanmış veya ihraç edilmiştir. Tutukluluk ve ihraç işlemleri aileleri özellikle çocukları da kapsayacak şekilde fiili cezaya dönüşmüştür.
31) Tescilli Cemaatçiler yurt içinde ve yurt dışında serbestçe dolaşırken en alt düzeyde on binlerce kamu görevlisi hiçbir savunma hakkı tanınmadan açlığa ve sefalete mahkum edilmiştir.
32) Hayatları cemaatle mücadeleyle geçen on binlerce kamu görevlisi de sırf muhalif oldukları için AKP’nin gadrine uğramış, işlerinden ve aşlarında olmuşlardır.
33) Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere hiçbir yargı kuruluşunun ve hiçbir yargıcın hakim güvencesi kalmamış hakim ve savcılar OHAL silahıyla rehin alınarak AKP’nin emir erine dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bu duruma direnen ve Cemaatle hiçbir ilgisi olmayan hakim ve savcılar terörist damgasıyla Cemaat çuvalına atılmışlardır.
34) Karşı darbe sürecinde kadroları boşaltılan kamu görevlilerinin yerine AKP yandaşları doldurulmuş, Erdoğan parti devleti inşası süreci başlamıştır. OHAL olağanlaşmış KHK’lar kanunlaşmıştır.
35) En son yapılan haksız, hileli ve mühürsüz referandumla parlamenter rejim rehin alınmış yerine gayri meşru bir Başkanlık rejimi kurulmuştur.
36) Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere 15 Temmuz hain darbe girişimini sonuçları kullanılmış ve karşı darbe gerçekleştirilmiştir. Bu sebeplerle 15 Temmuz darbe girişimi karşı darbe yapmak amacıyla sonuçları kullanılan bir darbe girişimidir.
37) Muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Öngörülen, Önlenmeyen ve Sonuçları Kullanılan bir Kontrollü Darbe olarak tarihe geçmiştir.
38) Bu Muhalefet Şerhi 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi Sırasında Şehit Düşen Yurttaşlarımızın Aziz Hatıralarına ve Gazilerimize Adanmıştır.
=========================================
Dostlar,

Bu çalışma son derece önemlidir. Dün (14 Haz. 2017) konuyu web sitemizde işlemiştik.
313 sayfalık, içerdiği belge ve irdelemelerle tarihsel önem ve değer taşıyan bu metnin tümüne erişmek için erişke (link) adresi vermiştik. Bu yazımızı ve 313 sayfa eki okumak için tıklayın.

CHP’den TBMM FETÖ Komisyon Raporuna 313 Sayfa Karşıoy

Yukarıdaki metin, basın açıklamasında yapılan özettir.
Gn. Bşk. Sn. Kılıçdaroğlu‘nun 14 Haziran 2017 gecesi CNN TÜRK’te yaptığı açıklamaya göre ellerinde birkaç bin sayfa belge – bilgi vardır ancak 313 sayfa ile şimdilik yetinilmiştir.
Bu kritik açıklama ve siyasal hamlenin deyim yerinde ise ödülü, ertesi gün gelmiş ve CHP’nin gazeteci kökenli milletvekili Enis Berberoğlu, MİT TIR’ları ile ilgili Cumhuriyet’te yapılan haberde devlet sırrını açıklamaktan suçlanarak, 25 yıl hapse mahkum edilmiş ve hemen İstanbul Maltepe cezaevine konarak infaza geçilmiştir… Oysa seçilmiş miletvekilinin cezasının dönem sonuna ertelenmesi gerekir.

CHP’ue böylelikle ‘‘haddini bil” gözdağı verilmiş olması çok güçle olasıdır.

Yaklaşık 9 saat kadar sonra, 15 Haziran 2017 Perşembe günü, CHP Gn. Bşk. Sn. Kemal
Kılıçdaroğlu
, Ankara Güven Park’tan saat 11:00’de İstanbul Maltepe cezaevine,
Enis Berberoğlu’na doğru bir ADALET YÜRÜYÜŞÜ başlatacaktır.

Türkiye son derece sıcak bir dönem yaşamaktadır.
Tek ve kesin sorumlu ve sorunlu olan AKP = RTE’dir!
15 yıldır ülkeyi tek başına yönetme gücü – olanağı – ayrıcalığı yetmemiştir bu ikiliye!
Daha fazla ne istediklerini anlamak kolay değildir.
Ancak gelinen yer, tam anlamıyla ‘‘KADİR-İ MUTLAK TEK ADAM” rejimidir.
Ülke OHAL altında inletilmekte ve son derece katı bir despotizm – totalitarizm dayatılmaktadır.
Yapılan ağır hatalar saymakla bitmez. AKP = RTE’nin derin çelişkilerini E. Tümg. Sn. Naci Beştepe‘nin yazısından okuyabilirsiniz. (http://ahmetsaltik.net/2017/06/14/rteakp-iktidari-ve-ikilemler/)
Bu sitede yıllardır yazıyoruz…

* ÜLKENİN HIZLA NORMALLEŞTİRİLMESİ – DERHAL HUKUK DEVLETİNE DÖNÜLMESİ..

27 Mayıs 1960 askeri darbesinin (bir Devrim ile sonuçlanmıştır..) hemen öncesinde DP – Menderes’in CHP hakkında anayasayı tümüyle çiğneyen Tahkikat Encümeni kurması (15 DP vekili) akıllara gelmektedir. Bu Encümen’in mahkeme yetkisi olup (!), hedef CHP’yi kapatarak mallarına el koymaktır. Tarihsel kişilik İsmet İNÖNÜ TBMM’de tarihsel önemde bir uyarıda bulunmuştur :
– … Bunu yaparsanız sizi ben bile kurtaramam…
Sonrası malum.. Meşruluğunu yitiren bit iktidar ve halkın meşru direniş hakkını kullanması..AKP = RTE ne yapmak istiyor?? Ya da ne yaptığının gerçekten ayırdında mı????
Türkiye’yi uçurumun eşiğine sürüklediklerini hala görmüyorlar mı, intihar mı edecekler??? Şimdi bu sözlerimizden ”darbe kışkırtıcılığı” yorumu zorlanmasın..Darbeyi AKP = RTE yaptı, OHAL ile perçiniyor 20 Temmuz 2016’dan bu yana..

Bu kanlı bataktan nasıl çıkacağız, onun kaçınılmaz aranışı içinde Türkiye ve dünya!

Sevgi, saygı ve ciddi endişe ile. 15 Haziran 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Saray’a para dayanmıyor! Ve Çocuk tecavüzleri!

Saray’a para dayanmıyor!
Ve 
Çocuk tecavüzleri!

portresi

Rahmi Turan
SÖZCÜ
, 19.09.2016

(AS : Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

İster kaçak olsun, ister olmasın, gerçek şu ki, Beştepe Sarayı artık Türkiye’nin siyaset merkezi haline geldi.
En önemli kararlar orada alınıyor. Bu arada Saray’ın masrafları da rekorlar kırıyor!
Yılbaşında 434 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği, yılın ilk yarısında 278 milyon liralık bir artışla 712 milyon 844 bin liraya yükseltildi.
Abdullah Gül‘ün son yılında 199 milyon 500 bin lira olan ödenek, Tayyip Erdoğan geldikten sonra yüzde yüzlük bir artışla 397 milyon lirayı aştı.
Bu da yetmedi, harcamalar önce 434 milyon, sonra 712 milyon lira oldu ama bu da yetmedi!
* * * * *
CHP İstanbul Milletvekili Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Aykut Erdoğdu:

  • “Bütçe devletin mali disiplininin belgesidir. ‘Şu kadar gelir elde edeceğim, şu kaynaklardan sağlayacağım, şuralara harcayacağım’ demektir. Çadır devletine döndüğümüz için söz verilen giderlerin çok daha üstünde harcama yapılıyor. Eminim ki, bu para da yetmeyecek, ilerideki aylarda ek ödenek alınacaktır. Saray’a para dayanmıyor. Kayıtsız, kuralsız harcamanın, lüks, şatafat ve israfın faturasını ise her zamanki gibi halk ödeyecektir.” diyor.Aykut Erdoğdu, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak böyle eleştiriyor ama yapılan harcamalarda hiçbir değişiklik olmuyor.

    *****

Çocuk tecavüzleri!

Atatürk için, birçok yabancı yazar, yüzlerce kitap yazmıştır. Bunlardan biri de 1901 ile 1983 yılları arasında yaşayan Fransız tarihçi, yazar ve askeri uzman Jacques Benoist Mechin’dir.
Mechin’in ülkemizde en çok bilinen eseri “Kurt ve Pars” adlı kitabıdır.
O kitapta Mechin, Atatürk‘ün şu sözlerini yazar:

  • “Ben çocuk bayramı tesis ettim. Neden? Çocuklara hürmet edilmesini temin ve onların zaafından yararlanarak onlara eziyet ve hayvan gibi muamele edilmesini önlemek için yaptım. Bu tedbirim, milletin geleceğine bir saygı olarak görülmelidir.”

Atatürk, sanki günümüzde yaşanan çirkinlikleri 93 yıl öncesinden, olağanüstü sezgisiyle tahmin ediyor gibiydi…

* * * * *
Gerici bazı yurtlarda küçük erkek çocuklarının başına gelenler ortaya çıktıkça, bunlardan nefret ediyor, tüm sorumluları lânetliyoruz.
On çocuğa tecavüz eden son tecavüzcü, çocuk başına 50 küsur yıldan toplam 508 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, fakat… Yasalara göre bu sapık en fazla 32 yıl hapis yatacak!
Çocuk tecavüzlerinin hepsi ortaya çıkmıyor maalesef… Kim bilir daha başka ne facialar var? Bu konuda çok zayıf kalınıyor. Yazık!

=====================================

Dostlar,

Tam bir oryantal çelişkiler tablosu değil mi??
Bir yandan ülkede bacak kadar masum çocukların ırzına geçiliyor, sıklıkla aile içi “sapık büyükler” tarafından ve bu iğrenç insanlık suçu “insest” olguları halının altına süpürülüyor;
bir yanda ise Tayyip beyin sarayının giderlerine bu yoksul halk yetişemiyor.. Bunca ölçüsüz ve Bütçe yasasına / namusına aykırı harcama yapanlar ise kendilerince “Müslümanlığı” kimseciklere bırakmıyor!?.. Onların secde gören alınları, herhalde bu günahları işlemelerine
vize veriyor!? Ya da secdeye varan alınlar bu tür eylemlerin maskesi – korunağı mı oluyor?

Vah Türkiyem vaaah vaaahhh..

Bunca kokuş(turul)an bir toplum, zerrece kuşku yok, bedelini en ağır biçimde diyalektik olarak kaçınılmaz biçimde ö-de-ye-cek-tir..

Ya da “ilahi” bakacaksanız, Allah bile bunca pisliğe tahammül edemeyecek ve merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok yerinde deyimiyle bu “kötülük toplumu” nu en şiddetli biçimde mutlaka cezalandıracaktır.. Gerçekte bunca zillet ve sefalet, aslında söz konusu kokuşmanın kaçınılamaz bedeli olarak ödenmiyor mu? Yoksa rastlantı mı??

Halk otobüsünde tutamak demirlerine asılarak bir yobazın şortlu genç hemşire Ayşegül’e uçan tekme savurması ve gerekçeleri, içine sürüklendiğimiz yangının bir başka alameti değil mi??

AKP  – RTE otoriter – totaliter monarşik iktidarı bu hazin çöküşe çare olabilir mi?
Neden olan ve neden olmaya devam eden çözüm üretebilir mi?
İlkokul çocuklarına “Arapça” dayatması, herhalde en saf iyimserleri bile uyarmalıdır!

AKP – RTE’nin artık kendini toplaması için pek zaman kalmadı korkarız..

Ülke göz göre bir iç çatışmaya sürükleniyor!
Görmeyen ve duymayan aymazdır (gafildir)!
Görüp – duyup düzeltmeyen yetkililer, devlet ehli sapkın (dalalet içinde)ve hatta haindir!

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

SİVAS KIYIMI : 21 YILDIR HALA YANIYORUZ

SİVAS KIYIMI : 21 YILDIR HALA YANIYORUZ!

Aydın ve sanatçıların yakılarak katledildiği “Sivas Katliamı”nın 21. yıldönümünde Madımak Oteli önünde anma etkinliği düzenleniyor.

2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nın yıldönümünde;
Alevi Bektaşi Federasyonu başta olmak üzere, pek çok Alevi derneğinin,
siyasal partilerin, kuruluşların katıldığı anma etkinliğinde onbinlerce kişi
Madımak Oteli’nin önüne geldi. Polisler Madımak Oteli önüne barikat kurdu.

28 Aralık 2013’te Uludere’de yaşamını yitiren vatandaşların aileleri de
Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için Sivas’a geldi.

Kentteki polislere destek olarak İstanbul, Kırklareli, Kocaeli, Tekirdağ, Aksaray, Amasya, Elazığ, Erzincan, Giresun, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Ordu, Tokat ve Yozgat’tan takımlar getirildi. Toplam 2500 polis görevlendirildi.

İl Jandarma Komutanlığı ve 5’inci Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda
destek güçler hazır bulunduruluyor.

Anma programı kapsamında güzergah üzerindeki Seyrantepe kavşağından başlayarak Mehmet Akif Ersoy Caddesi, Mevlana Kavşağı, Mevlana Caddesi, Meçhul Asker Sokak, İstasyon Caddesi, 50’inci Yıl Kavşağı Cumhuriyet Meydanı arası,
Atatürk Caddesi’nin Dört İşletme kavşağından Cumhuriyet Meydanı arası, Hikmet Işık Caddesi, Nalbantlarbaşı kavşağı trafiğe kapatıldı. Madımak Oteli yakınındaki birçok esnafın işyerlerini açmadığı görüldü. Eski otel binasının bulunduğu Eski Belediye Sokak girişi bu yıl da barikatlar ile kapatıldı.

SİVAS- MADIMAK’TAN FOTOĞRAFLAR ve GELİŞMELER:

Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş konuşma yaptı.
Demirtaş; konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Sizin burada yürek yüreğe duruşunuzdan daha önemli bir mesaj yoktur.
Bugün Soma da burada Roboskî de burada. Gezi de burada Berkin’in arkadaşları da burada.
Eğer ezilen kimliğimizle, Alevisi, Êzidîsi, Türkü, Sünnisi, Kürdü beraber olabilirsek çözemeyeceğimiz zorluk yoktur. İşte siz bu mesajı verdiniz buradan.
Bir kez daha 21 yıldır inatla, inançla bu mücadeleyi sırtlayanların önünde eğiliyorum.Yeter ki birlik olun, sizin mücadeleniz sizlerin ellerindedir.
Biz bu mücadelenin yanında olmaktan ancak onur duyarız. Alevilerin güzel dernekleri, yan yana durmaktan korkmayın. Bizleri parti parti, dernek dernek bölenler yan yana durmamızı istemiyor. Çocuklarımızın, torunlarımızın Sivas’ta, Çorum’da yaşadıklarını yaşamak istemiyorsak el ele vereceğiz. Bizler, yani kadınlar, yani emekçiler, yani halk beraber durdukça kazanabiliriz. Sivas’ın hesabını ancak yan yana gelerek sorabiliriz. Sivas’ın hesabını bu iktidar soramaz.”

CHP’li milletvekilleri Aykut Erdoğdu, Mahmut Tanal, Sakine Öz, Aylin Nazlıaka,
Veli Ağbaba, İlhan Cihaner, Binnaz Toprak, Aykan Erdemir ve Nurettin Demir de Sivas’ta…

Madımak Oteli önündeki anmadan fotoğraflar:

çArşı grubu Sivas’ta…

Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve HDP’li milletvekilleri Sivas’a geldi

Madımak Oteli önüne ulaşıldı. “Sivas’ın hesabı sorulacak” sloganı atıldı.

Madımak Oteli alanına girişlerde, vatandaşlar polisler tarafından aranıyor.

(

(Aleviyim- Facebook)

(Yarın Haber- Twitter)

(Muhalefet Portal- Twitter)

(Halkevleri- Twitter)

Odatv.com, 2.7.14

Terör kara para ve = AKP


Dostlar,

Son zamanlarda okuduğumuz en çarpıcı makalelerden biri Sn. Aykut ERDOĞDU‘dan geldi :

Terör, kara para ve = AKP

Denklem çok yalın görünüyor ama gerçekte oldukça çetrefil..

AKP’nin artık R.T. Erdoğan ile yoluna devam etmesi uluslararası topludurum (konjektür) bakımından da olanaklı gözükmüyor.

Ne var ki, az eğitimli ve olup bitenlerin ayırdında olmayan büyük halk kitleleri katında
hala “Kasımpaşalı mağdur bizim oğlan mitosu” tükenmedi.
Fakat “hızlıca” erimekte..

Bir de iktidarda iken, elden geldiğince suç kanıtlarını yok etme ve bir “yavaş iniş” sürecinin AKP’de yeğlendiği izleniyor.

Ek olarak, hala, “akıyor iken biraz daha doldurma” dürtüsünün denetlemediğinin de dikkate alınabileceğini görüyoruz.

Son olarak ise, kendi kendini kuşatmanın, sağduyuyu tümüyle körleştirmesi almaşığı kalıyor. Epey saldırgan, yırtıcı ve tehlikeli olunuyor bu aşamada ama o ölçüde de tükeniş hızlanıyor..

“RTE’nin AKP’si veya AKP’nin RTE’si” için yalın politik – tarihsel çözümleme budur.

Erdoğan, ulusal ve özellikle uluslararası yargıdan kaçamayacak gibi görünüyor.
En son, Mısır’ı 30 yıl demir yumrukla yöneten Hüsnü Mübarek, mahkemeye kafeste getirilerek yargılanmış ve hüküm giymişti. Bu arada sabırları çok zorlayıp,
uluslararası istihbarat örgütlerinin “örtük” bir suikastına kurban gitmezse..

Çok yazık oldu / olacak Türkiye’nin 11 / küsürat yılına..

Sevgi ve saygı ile.
6 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Terör, kara para ve = AKP

Portresi

 

Aykut ERDOĞDU
CHP İstanbul Milletvekili

 

Şubat ayında Paris’te Uluslararası Mali Eylem Görev Grubu (The Financial Action Task Force-FATF) toplantısı yapıldı. FATF Türkiye’yi 2007 yılında Cezayir, Ekvador, Etiyopya, Myanmar, Endonezya, Pakistan, Suriye ve Yemen ile birlikte gri listeye aldı.

Gri liste kabaca, o ülkenin kara parayla mücadele etmek istemediği ve karaparanın aklanmasına göz yumduğu anlamına geliyor. Gri listenin hemen üzerinde kara liste var. Kara listedeki ülkeler ise İran ve Kuzey Kore. Kara listeye alınmış ülkelerin terörü finanse ettiği ve kara para akladığı kabul ediliyor. FATF’ın gri ve kara listeyi oluştururken kullandığı ölçüler ahlaki olarak tartışılabilir. Ancak uluslararası camiada kara listeye alınmış ülkelere vebalı gibi davranılır, ekonomik yaptırımlar uygulanır.

Petrol Karşılığı Altın

Aslında öykünün başlangıcı İran’a ekonomik yaptırım uygulanmasıyla başladı. Türkiye gaz ihtiyacının yaklaşık %25’ini, petrol ihtiyacının ise %40’ını İran’dan karşılıyor. İran’a ekonomik yaptırım uygulanmaya başlanınca bu ülkeden aldığımız petrol ve
gaz bedelinin İran adına Halk Bankası’nda açılan bir hesaba yatırılması kararlaştırıldı. Buraya kadar yapılan işlemler her iki ülkenin yararına bir durumdu. Uluslararası kuruluşlar da bu duruma itiraz etmedi. Ancak AKP’nin açgözlülüğü bu “milli fırsatı”
“milli felakete” dönüştürdü.

İran devleti Babek Zencani ve Rezza Zarrab’ı görevlendirdi. Zarrab Başbakan, Bakanlar ve bürokratlarla ilişki kurdu. Zarrab’ın görevi İran’ın uluslararası sistemde karapara kabul edilen varlıklarını Halk Bankası üzerinden aklamaktı. Yapılan plana göre Türkiye’den başta altın olmak üzere şeker, plastik ve demir gibi malzemeler
ihraç edilmiş gibi gösterilecekti. Yani hayali ihracat yapılacaktı. Sonra Halk Bankası’nda biriken İran parası nakit olarak çekilerek Birleşik Arap Emirlikleri’ne gönderilecek, oradan da İran’a aktarılacaktı.

İran’da katı kambiyo rejimi var. Yani biri resmi öbürü piyasa kuru olmak üzere iki farklı kur var. Resmi kur, piyasa kurunun neredeyse yarısı. İran devleti ithalatçılarına resmi kurdan ödeme yapıyor. İthalatçılar resmi kurdan aldıkları dövizi serbest piyasada iki katına satıyor. Aldığı (İran para birimi) tümenleri İran’da Halk Bankası İran temsilciliğine yatırıyor ve ikinci vurgun kur farkından yapılıyor. Bu sayede İran’ın paraları aklanıyor. Sistem bu şekilde dönüp duruyor. Kur farkından ve aracılık ücretlerinden milyarlarca dolar gelir ediliyor. Elde edilen gelir rüşvet olarak dağıtılıyor. Bu rüşvet düzeni uluslararası kuruluşların gözünden kaçmıyor. İnceleme ve araştırmalar başlıyor.
Halk Bankası yakalanmamak için dolardan çıkıp avroya geçiyor. SWIFT sisteminden çıkıp faks ile işlem yapmaya başlıyor. İran ve Türkiye için “milli bir fırsat” aç gözlü siyasetçilerin ihtirası sayesinde “milli bir felakete” dönüşüyor.

Batman ve Robin

Bütün dünyayı “keriz” kendilerini “dâhi” gören dünya lideri bölgeye ayar vermeye kalktı. Batı medeniyeti nereyi devirmek istediyse onlardan önce koştu. “Ben yıktım dünya lideriyim” dedi. Tunus, Mısır, Cezayir ve Libya’da iktidarlar değişti. Kaddafi canlı yayında linç edildi.

Sıra Suriye’ye geldiğinde “dünya lideri” Batılılar’dan önce Suriye’ye saldırdı.
Düne kadar ortak Bakanlar Kurulu toplantısı yaptığı “Kardeşim Esad” bir anda
“Katil Esed” oluverdi. “Batman ve Robin” ikilisine benzettiğim Erdoğan ve Davutoğlu’nun “birkaç ay içinde düşer” dedikleri Esad çetin ceviz çıktı. Rusya ve Çin’i yanına çekmeyi başardı. Diplomasi yoluyla Rusya, İngiltere ve Amerika’nın
kendisini desteklemelerini sağladı. “Batman ve Robin” ortada kaldı.

Yolsuzluk ve Cinayet

Suriye’de batağa saplanan “Batman ve Robin” dünyanın dört bir tarafından El Kaide militanlarını Türkiye’ye getirdi. Eğitti, finanse etti, silahlandırdı ve Suriye’ye gönderdi. El Kaide militanları sınırın sıfır noktasında televizyonlara açıklamalar yaptı. Bu militanların insan kafası kesip, ciğer yedikleri görüntülerin internete düşmesiyle bütün dünya şok oldu. ABD ve İngiltere, Rusya ile aynı çizgiye, yani “Esad yine bunlardan iyidir” noktasına geldi.

Suriye’de savaş ilk perdede “Hizbullah ile El Kaide” arasında ikinci perdede
“İran ile Türkiye” arasında sürmeye başladı.

  • Suriye’de süren bu kirli savaşta yaklaşık 150 bin insan can verdi.

Yüz binlerce insan yaralandı. Milyonlarca insan vatanını terk etmek zorunda kaldı.
İran ve Türkiye devletini yönetenler piyonları aracılığıyla Suriye’de milyonlarca mazluma zulmederken, öbür yandan kurdukları kara para çarkında milyarlarca dolar rüşveti havuzlarına indirdiler. Bir tarafında cinayetin diğer tarafında yolsuzluğun olduğu
bu mide bulandırıcı ilişkiler, tarihimize kara bir leke olarak geçti.

Terörün Finansmanı

Suudi işadamı Şeyh Yasin Abdullah Ezeddin El Kadı, El Kaide terör örgütünü
finanse ettiği gerekçesiyle yasaklandı. 11 Eylül (2001) saldırılarıyla ilişkilendirildi.
Tam bu sırada RTE çıkıp “Yasin El Kadı’ya kendime güvendiğim kadar güvenirim” dedi. 17 Aralık (2013) soruşturmasıyla, Türkiye’ye girmesi yasaklanan El Kadı’nın
VIP olarak Türkiye’ye geldiği ve RTE ile ortak yatırımları olduğu ortaya çıktı.
Yine uluslararası alanda terörist kabul edilen Hamas’ın önde gelen liderlerinden
Salih El Aruri’nin benzer ilişkiler içinde olduğuna yönelik raporlar yayınlanmaya başlandı. İHH üzerinden yapılan faaliyetlerin terör bağlantıları açığa çıkmaya başladı.
Bütün bu gelişmeler üzerine 47 Amerikan Kongre Üyesi 11 Nisan 2013 tarihinde
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Hazine Bakanı Jack Lew’e bir mektup yazdı.
Bu mektupta Türkiye’nin İran’la olan ticari ilişkilerinden terörün finansmanına kadar “kendi ulusal çıkarları” açısından şikayetçi oldular.

Anti-Emperyalist AKP

RTE ve arkadaşları 1999 yılında milli görüşçü hocalarından ayrılarak ılımlı İslam (Moderate Islam) anlayışıyla AKP’yi kurdu. Dünya alem bu hareketin bir neo-con projesi olduğunu biliyordu. Irak’tan Kıbrıs’a, ekonomiden tarıma, uyguladığı tüm politikalarda kendisine çizilen neo-con yol haritasına uydu AKP. Bu saptamayı onlarca örnekle kanıtlamak olanaklı. Neo-con yol haritasını harfiyen uygulayan
AKP
yönetimi nefsine yenik düştü. Bulaştığı rüşvet ve yolsuzluk batağı, uluslararası finans sitemini tehdit etmeye başladı. Başına olmadık işler geldi. Rezil oldular.
Şimdi, RTE “bu bir emperyalist oyundur, Allah’ını seven defansa gelsin” diyor. Anti emperyalistlerden rüşvetini, kara parasını ve cinayetleri aklamasını istiyor.

SAKIN!

http://birgun.net/yazi-goster/aykut-erdogdu/3-3-2014/teror-kara-para-ve-akp-2083.html