Etiket arşivi: Mustafa Kemal Atatürk

FAŞİZMİN ANAYASASI’NDAN “RTE” ANAYASASI’NA VARIŞ

FAŞİZMİN ANAYASASI’NDAN
“RTE” ANAYASASI’NA VARIŞ

Dr. Ali Nejat Ölçen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

61 Anayasasının 10 ve 11. maddeleri, Devlet’e, kişinin temel hak ve özgürlüklerini korumayı görev olarak vermiş ve de temel hak ve özgürlüklerin özüne yasaların dokunamayacağını koşul görmüştü.
Bu iki önemli madde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetine ve İsmet İnönü’nün demokrasisine sahip çıkan devletin temel niteliğini tanımlamaktaydı.

O nedenledir ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930 yılında Millet Meclisi’ne sunduğu Ekonomi Programı’nın ilkelerini 61 Anayasası’nda görebilmekteyiz. Eğer 61 Anayasasının 10 ve 11. maddeleri Köy Enstitüleri ve Halkevleriyle birlikte  devam edebilseydi, bugün Cumhuriyetin karşıtlığı yaşanmaz, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan yasalar gündeme girmez ve de ulusal bilincin engelleri ve karşıtları doğamazdı.

Mustafa Kemal (Atatürk olmadan önce) İzmir’deki İktisat Kongresinin 1923 yılı
(AS: 17 Şubat) açılış konuşmasında:

İstiklâli tam için şu düstur var: Hakimiyeti milliye hakimiyeti iktisadiye ile tersim edilmelidir (çizilmelidir) yegâne kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasî ve askerî muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferle tetviç edilmedikçe (donatılmadıkça) semere, netice payidar (sürekli olamaz).

Ekonomi dışı yaşayan Osmanlı Devleti sonrasında, Mustafa Kemal’in 1923 yılında böylesi gerçekçiliği hangi ülkede bir devlet başkanı  söyleyebilmiştir. Mustafa Kemal, (Atatürk olmadan önce) Büyük Millet Meclisine sunduğu “İktisadî Rapor”da ekonomi ile hukuk’un bütünlüğü
ileri sürülmekteydi (madde 3):

Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa adil hayat ve faaliyetinin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadî teşebbüs ve inkişafın da başlıca muhafızı ve müşevviki (özendiricisi) dirler.

Ve o tarihe kadar bir başka ülkede hiçbir devlet adamı, hukuk ile ekonomi arasındaki bütünlüğün sağlanacağından söz etmemiş ve Birinci (1932) ve İkinci (1935) Sanayi Planlarıyla uygulanmasını sağlayamamıştı.

Şimdi soruyoruz: Türkiye’mizde 12 Eylül 1980 sonrası ve özellikle 15 yıllık AKP’li iktidarında hukuk var mı ki, ekonomik girişimlerin koruyucu ve özendiricisi olabilsin? Acaba
temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan yasaların varlığından söz edebilir misiniz?

Bülent Ecevit, kendisini Karaoğlan yapan CHP’den ayrılarak Demokratik Sol Parti’ (DSP) yi kurarak Nisan 1999’da 57. Hükümeti oluşturduğunda “temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan yasalara karşılık, Anayasa’nın 15. maddesini şöyle değiştirmişti (10 Kasım 2001):

– ‘‘Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde ‘temel hak ve hürriyetler’ in kullanılması kısmen ve tamamen durdurulabilir.”

Acaba kurduğu 57. Hükümette koalisyon ortağında kim başbakan yardımcısıydı Devlet Bahçeli karşı çıkabildi mi? Ve o koalisyon hükümetinde Bülent Ecevit MHP’den oluşan kaç devlet bakanına yer vermişti? 19 adet. Ve o devlet bakanından hiçbiri temel hak ve özgürlüklerin
özüne dokunulmasına karşı çıkmamıştı?

Beş siyasal parti değiştirerek en sonunda Vatan Partisinde Genel Başkan Yardımcısı olan
Yaşar Okuyan dahil, Bülent Ecevit’in 57. Hükümetinde Avrupa Müktesebatını Üstlenme kararnamesinde Avrupa Birliği’nin direktifleriyle yüzlerce kez çalışmalar yapıldığına ilişkin Devletimizi aşağılayan söylemlere Devlet Bahçeli ve de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan ve diğerleri karşı çıkabildiler mi?

Bülent Ecevit’in ABD’den aktardığı Kemal Derviş’in Dışişleri Bakanı İsmail Cem’le
57. hükümetten ayrılarak Bülent Ecevit’in karşısında ayrı parti kurdular ve onların önerdiği
erken seçimde DSP Meclis dışında kalarak AKP’nin doğuşuna yol açılmış oldu.

AKP İktidarında Deniz Baykal’ın katkılarıyla Milletvekili olan R.T. Erdoğan,
AKP iktidarında Başbakanlık koltuğuna oturduğunda bu olanağı kendisine sağlayan
Deniz Baykal’a teşekkür edebildi mi?

DSP iktidarında Bülent Ecevit, 61 Anayasasındaki temel hak ve özgürlüklere dokunulmasını sağladığı içindir ki, R.T. Erdoğan BOP Eşbaşkanı olmuş ve kendisine görev verildiğini açıklamıştı. Temel hak ve özgürlükleri yok eden yasaları artırmakla yetinmemiş, hukukun faşistleşmesini sağlayarak, Açılım Projesi ile PKK’nın yeniden oluşumunu sağlamış, yollara hendekler kazılı bombalar konulmasına kaymakam ve valiler seyirci kalmışlar, Fettullah Gülen’in ortaklığıyla Devletin paylaşılmasına katkıda bulunmuş, sonraları can dostu Esat’ın Suriyesini yıkacağını sanarak Cuma namazını orada kılacağını da açıklamaktan çekinmemişti. R.T. Erdoğan Başbakan ve sonra da Cumhurbaşkanı seçildiğinde acaba Türkiye’de bir babayiğit ortaya çıkıp hangi kararınızda başarılı olabildiniz diye sorabilir mi?

Bugün Türkiye bir iç savaşın içindedir. Bu kaosu kim yarattı?

Bugün ülkenin Yasama, Yürütme ve Yargılama erklerini Cumhurbaşkanının ellerine teslim eden Millet Meclisinden Faşizmin hukukundan kurtuluş beklenebilir mi? Biri ortaya çıkıp (gazetelerdeki ünlü köşe yazarları dahil) muhalefette milletvekilleri, gizli tanığın hukuk devletinde geçerliliği olabilir mi ve devlete 5726 sayılı yasa ile gizli tanığın gizli kalması için kimliklerinde her türlü değişimin yapılması sahtekârlığı verilebilinir mi? Ve bu demokrasiyle değil ahlâk ile de bağdaşamaz kim diyebildi? Ve acaba biri çıkıp örneğin Eski Meclis Başkan Vekili Hasan Korkmazcan temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan yasaların  çizelgesini çıkarıp bu yasalar var oldukça Demokrasiden ve insan haklarından söz edilemez diyebildi mi? Demokratik Cumhuriyetin erdemini ve kurallarını koruyan çağcıl Anayasa metni hazırlayabildi mi?

Bizler laf üretmenin uzmanlığını sürdürdükçe elbette Devletin tüm kurumlarını tek kişiye devreden Anayasa, R.T. Erdoğan’ın hamiyetli ve basiretli ellerine geçtiğinde, acaba AKP’nin  yok olmasını önleyebilecek mi?

Kişiyi devlet yapan bu Anayasa halkın uyanışını yeniden yaratabilmesinin olasılığı,
olası mı dır?

Bizden söylemesi.. kim bilir?

Dr. Ölçen.
==================================
Evet dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, 1921 doğumlu, Atatürk sevdalısı bir bilgeden bu dizeler..
İTÜ mezunu Mühendis, Ekonomi doktorası, DPT uzmanlığı ve milletvekilliği deneyimli.
Lütfen www.olcen.net adresli web sitesini ziyaret eder misiniz?

20 yıla yakındır kıyk emeklilik parasını ayırarak 2 ayda bir çıkarıp ücretsiz dağıttığı
TÜRKİYE SORUNLARI dizisini hayranlıkla izler misiniz??

Ve RTE ile AKP kendine sormaz mı ki, benzer hataları geçmişte yapanlar siyaset sahnesinden silinip gittiler..

Bir tansık (mucize) olur da RTE, kendisini kesin olarak despotlaştıracak Anayasa değişikliğini veto eder, gündemden kaldırır mı??

Ya da, ya da AYM gerçekten ‘‘Ankara’da yargıçlar var” dedirterek, önüne getirildiğinde değişiklikleri açıkça anayasaya aykırılık karşısında iptal eder mi??

Türkiye’nin bu 2 tansıktan birine öyle gereksinimi var ki!

Değilse, yurttaş Gordion’un (AKP – MHP – RTE’nin!) düğümünü halkoylamasında çözecek!

​Reina katliamı dersleri

​Reina katliamı dersleri


Mehmet Bedri Gültekin
aydinlik.com.tr, 2.1.2017

Öncelikle şunu saptayalım: Beşiktaş maçında görev yapan polise, Kayseri’de çarşı iznine giden askerlere yapılan saldırı ile Rus Büyükelçisine suikast ve yılbaşı gecesi Reina’da eğlenen insanlara yapılan saldırı aynıdır. Aynı amaçlıdır. Ve dolayısıyla aynı merkezden verilen emirle gerçekleştirilmiştir. Katliama ilk “tepki” ABD’den geldi. ABD üstelik sadece Obama’nın yaptığı açıklama ile yetinmedi. Tam dört yetkilisi ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla saldırıyı kınadılar. Gerçek suçlunun kendini gizleme gayreti…

KAYBEDEN KUVVETİN ÇILGINLIĞI

Ortaköy katliamını açıklayan en önemli veri, Suriye sahasında yaşanan gelişmelerdir.
Türkiye El Bab’da ABD’nin “elverişli araç”ını köşeye sıkıştırmıştır ve devreden çıkarmaktadır.
Sıra diğer “elverişli araç”tadır. Hükümet ve Genelkurmay El Bab’dan sonra Münbiç’e yürüneceğini açıkladılar. Daha da önemli gelişme Türkiye, Rusya, İran ve Suriye anlaştı.
Halep kurtuldu. Türkiye ve Rusya El Bab’da ortak askeri operasyona başladı. Moskova’daki Dışişleri Bakanları toplantısı ise ABD açısından bölgede yolun sonu anlamına gelmektedir.
İşte burada kaybetmekte olan kuvvetin çılgınlığı ile karşı karşıyayız.
Elde bulunan terör güçleri harekete geçirilmiştir. Amaç, terörle iç çatışmayı tetiklemektir.

IRAK ÖRNEĞİ

Bu noktada komşumuz Irak’ta 2004 ve 2005 yılında yaşanan gelişmeleri hatırlamakta yarar var: 2003 yılında ABD işgaline giden günlerde Bağdat’ta Şii ve Sünni Iraklılar aynı camilerde beraberce namaz kılarak emperyalizme karşı birlikte savaşacakları mesajını veriyorlardı.
Sonra 2004 yılından başlayarak Şii ve Sünni camilerine yönelik saldırılar gerçekleşti.
Bu saldırıların bazılarının, doğrudan doğruya CIA ve MI6 ajanları tarafından kendilerine
Sünni ve Şii “militan” süsü verilerek gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Provokasyonlar başarıya ulaştı. Süreç bir müddet sonra gerçekten Sünni Şii savaşına döndü. IŞİD benzeri terör örgütleri bu zeminde ortaya çıktı ve gelişti. Sonuç Irak’ın fiilen üçe bölünmesi oldu.
İşte Türkiye’de uygulanmak istenen plan budur.

‘KÖR GÖZÜM PARMAĞINA’
Irak ve Suriye başta olmak üzere son 15 yıl içinde İslam dünyasında yaşananlar Türkiye’nin şansıdır. Oynanan oyun ve sonuçları görülmüştür. Türkiye, bu oyunu görebilecek ve gerekli tedbirleri alabilecek birikime sahiptir.
  • Reina katliamı ile amaçlanan laik-anti laik çatışmasını tetiklemektir.
Elbette yılbaşına doğru giden günlerde, bazı çevrelerden yılbaşı kutlamalarına karşı yapılan propagandanın, tertipçilerin iştahını kabarttığı anlaşılıyor. Bir musibet bin nasihatten iyidir. Farklı inanç ve yaşam tarzlarına müsamahasızlık, bizim gibi ülkelerde toplumu ayrıştırmak ve
iç çatışmalara sürüklemek isteyen emperyalistlerin ekmeğine yağ sürüyor. Reina katliamı,
bir “kör gözüm parmağına” tertibidir. Türk Milletinin bu oyunu gördüğünü ve gerekli tepkiyi bugünden verdiğini söyleyebiliriz.
NE YAPMAK GEREKİYOR?
Türkiye en önemli tedbiri almıştır.
  • Türkiye, Rusya, İran, Irak ve Suriye arasında işbirliği bölgede terörü sona erdirecek
    en önemli tedbirdir.
     Türkiye bu yola girmiştir ve kararlılıkla sürdürülmelidir.
  • 2. önemli tedbir laiklik politikasının vazgeçilmezliğidir. AKP iktidarı laiklik karşıtı uygulamalara derhal son vermelidir. En son Moskova anlaşmasında bölge ülkeleri Suriye’de laikliğe destek vereceklerini açıkladılar. Türkiye de İran’la birlikte bu anlaşmaya imza attı.
    Bu gelişme, tarihin büyük dersidir. Farklı inanç ve düşüncelerden insanları ancak laiklik
    barış içinde bir arada tutabilir
    .
  • 3. tedbir AKP’nin Başkanlık Sistemi önerisini geri çekmesidir.
    İç cepheyi bölen, milleti birbirine düşüren Başkanlık Sistemi önerisi emperyalizmin
    iç çatışma çıkarma planlarına hizmet etmek olacaktır. AKP, Başkanlık Sisteminde ısrar ederse, kendi eliyle Türkiye’yi, emperyalistlerin kurduğu tuzağa düşürmüş olacaktır.
  • Ve nihayet 4. tedbir; Büyük zorluklarla karşı karşıya olan Türkiye’nin, bu zorlukların altından milletçe, bir milli seferberlikle kalkabileceği gerçeğinden hareketle AKP, CHP, MHP ve
    Vatan Partisi’nden oluşan bir Milli Hükümet’in kurulmasıdır.

Türkiye, terör ve ekonomik kriz başta olmak üzere bütün sorunlarını,
ancak bir Milli Mutabakat Hükümeti ile çözebileceği bir tarihi eşiktedir.
===============================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sevgili M. Bedri Gültekin‘in yukarıda yazdıkları kayda değerdir.
Batı emperyalizmi, Türkiye’nin yumuşak karınlarına sürekli vurmaktadır. Ülkemiz uygarlıklar beşiği Anadolu topraklarındadır ve kültürel zenginlikleri (etnisite, dinsel inanç kümeleri….) aslında insanlık mirasıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK bu insanları bir potada birleştirerek devletleşmelerini ULUS DEVLET ekseninde sağlamıştır.

  • “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir..”

tanımı ve kabulü ile Batı kökenli Ulus Devlet modelini inşa etmiştir ve bu model tutmuştur Batı’da olduğu gibi. Ancak Batı emperyalizminin bitmeyen ve bitmeyecek olan iştahı Ortadoğu’da BOP = 2. İsrail = Büyük İsrail biçiminde formüle edilmiş ve 2004’te Erdoğan Başbakan iken Beyaz Saray’da kendisine empoze edilmiştir. Erdoğan 30’u aşkın kez TV’lerde “BOP Eşbaşkanı” olduğunu ilan ve itiraf etmiştir.

Çok özetle günümüzde yaşadığımız çok ağır sorunların nedeni bu Eşbaşkanlık misyonu gereği izlenen dış ve iç politikadır. AKP – RTE, tek başına iktidarının 15. yılındadır ve elbette, tartışmasız biçimde bu kanlı tablodan 1. derecede sorumludur.

Ancak Erdoğan kabul edilemez hatalarını sürdürmektedir. Suriye’ye Esad’ı devirmek üzere girdiğimizi dahi geçen ay söyleyebilmiştir!? Ertesi gün ise Putin başta olmak üzere sert uyarıların ardından tümüyle tersini söylemek zorunda kalmıştır. Bu zaafiyet kabul edilemez!

Ülkemiz gerçekten bir ulusal seferberlik koşullarında. Ancak seferberliğin öznesi ULUS olacaktır. O halde 80 milyonu ULUS olarak kaynaştıracak tutarlı ve kararlı politikaların zikzaksız izlenmesi zorunludur. Ne var ki BAŞKANLIK = SULTANLIK dayatması bu toplumsal psikolojiyi hançerlemektedir. AKP – Erdoğan’a güven bunalımı sürmektedir. Kamuouyundan fahiş iç – dış politika hataları nedeniyle açık özür dilenmemiş, özeleştiri verilmemiştir. Ama Tayyip bey 80 milyonun kendisine biat etmesini dayatmaktadır!?!
Bu yol çıkar ve sürdürülebilir bir yol değildir. Hele şu çooook kritik kuşatma ve krizde!

AKP – RTE, Cumhuriyet rejiminin kökleri ile savaşmayı derhal sonlandırmak zorundadır.

TBMM aktif olarak çalıştırılmalı, yaşamsal iç ve dış sorunlar burada kapsamlı tartışılmalı ve uzlaşma ile varılacak, o zaman ULUSAL nitelik kazanacak politikalar ulusun gücünü ardına alarak başarıyla izlenmelidir.. Bölge ülkeleri ile iyi ilişkiler, içişlerine karışmama kaçınılmazdır..

ABD – AB, TBMM kararıyla açıkça uyarılarak düşmanca politikalarına son vermeye çağrılmalıdır. Tayyip beyin kısık, ikircikli, titrek.. ses tonu ile yol alınamamaktadır..

Tek çare ULUSAL BİRLİKTİR.. Bütün yollar tarihsel çözüme çıkıyor; üstelik gecikmeden!

Sevgi ve saygı ile.
03 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dil Derneği 24 Kasım Öğretmenler Günü Konferansı : TÜKETİLEN ÖĞRETMENLİK

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Dil Derneği, 24 Kasım Öğretmenler Günü anması bağlamında, bir eğitim emekçisini konferans için konuk ediyor..

Yine üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği‘nin genel başkanı sevgili dostumuz
Nazım Mutlu öğretmenimizi.. Konusu TÜKETİLEN ÖĞRETMENLİK!

Konferans günü, yeri ve saati.. aşağıdaki duyuru posterinde..

dil_dern-_nazim_mutlu_tuketilen_ogretmenlik_24kasim2016

İlgi ve bilginize sunarız..

Bilindiği gibi 24 Kasım, Mustafa Kemal ATATÜRK‘ümüzün Dil Devrimi – Harf İnkılabı sonrasında (1 Kasım 1928; 1353 sayılı “Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun”) Türk halkına yeni abece‘yi (alfabeyi) öğretmek üzere seferberlik anlayışıyla kurulan Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliğini kabul edişi anısına Öğretmenler Günü olarak değerlendirilir. (Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO önerisiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.)

Görsel sonucuUlusunun Başöğretmeni ATATÜRK!

Harf Devrimi yapılarak Arap abecesi yerine Latin harflerinin kabul edilmesi ile Türkiye Cumhuriyeti, uygarlık alanı olarak Batı uygarlığına yönelmeyi seçmiştir. Bu Devrim ile halkın okuryazarlığını yitirdiği savı kökten yanlış, yanıltıcı ve kasıtlıdır. Osmalı’nın perişan bıraktığı Anadolu halkında erkeklerin %7’si, kadınların %1’inden azı okur-yazar idi. Bunların da çoğu yalnız okuyabiliyor, yazamıyordu! Harf Devrimi sonrası Türk Ulusu’na hızla ve kolayca, gırtlak yapısına uygun yeni abece öğretilebilmiştir. Çünkü bu abece Türkçe’nin yapısına ve doğasına çok daha uygundur, daha yetkindir Türk Dili’nin yazılması ve seslendirilmesinde.. Ayrıca “mezar taşlarını okuyamıyoruz…” söylemi de kafa karıştırıcı, devrim karşıtı bir gerici demagojik davranıştır. Çok merak etmeye gerek yok; bu taşlarda ezici çoğunlukla “ruhuna fatiha..” ile merhumun adı (Osmanlıda soyadı yoktu!) ve 1-2 kuşak geriye doğru soyağacı yazılı!

Başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcı ve kurucularını saygı ve şükranla, minnetle selamlıyoruz.. 12 Eylül 1980 darbesi ile Atatürk’ün vasiyeti çiğnenerek kapatılan Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu‘nun yeniden eski statüsüyle ve akçalı kaynaklarıyla (Atatürk’ün miras bıraktığı İş Bankası hisse gelirleri) yeniden açılmasını diliyoruz..

Öğretmenlerimizin saygın toplumsal – ekonomik – hukuksal konumlarının (statülerinin) yeniden kazandırılmasını diliyoruz.. Tüm eğitim emekçilerini saygı ile selamlıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
20 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
Ulusal Eğitim Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

DİL DERNEĞİ : CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

CUMHlogoRİYET BAYRAMIMIZ
KUTLU OLSUN!

Bir süredir, Atatürk devrimleriyle kazandığımız tüm değerler tersyüz ediliyor; Atatürk’e ve İnönü’ye ağır suçlamalar yöneltiliyor; Cumhuriyetin kurumları özgürlük, demokrasi getirmeyeceği belli rüzgârla savruluyor. Ulusumuz arka arkaya ölümler yaşıyor, yurttaşlar hukukun üstünlüğü ve ekonomik açıdan yoksunluklarla kuşatılıyor.

Biz, laik cumhuriyetimizin kuruluşunun 93. yılında düşüncesi, eylemleri ve dik duruşuyla ödünsüz olan, dünden bugüne Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmaktan onur duyan her yaştaki gençleriz.

“Cumhuriyet ahlak erdemliliğine dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık korku ve tehdide dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.” diyen Atatürk‘e 93 yıldır inanıyoruz; sonsuza dek bu inancımızı koruyacağız.

Dün olduğu gibi bugün de Cumhuriyet Bayramını bu bilinçle kutlayacağız; çünkü Cumhuriyet Bayramı, bağımsızlık için savaşan, can veren atalarımızı; başta Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün devrimcileri saygıyla anacağımız; onlara yaraşan yurttaşlar olduğumuzu bir kez daha kanıtlayacağımız gündür.

Atatürk Söylev‘de, “Ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu” anlatmış; bugünü görürcesine devrim karşıtlarını uyarmış; bütün yurttaşları uyanık olmaya çağırmıştır. Her yaştaki gencin, her açıdan eşit olması gereken kadın ve erkeklerin Atatürk’le arkadaşlarının bin bir güçlük ve yüreklilikle aştığı zorlukları bilmesi; Atatürk’ün gençlere seslenişinin anlamını kavraması, laik cumhuriyetimizi sonsuza dek koruma gücümüzü pekiştirecektir!

Cumhuriyetten önce “ümmi ümmet” olan, “kul” sayılan, yoksul, umarsız bir ulus Kurtuluş Savaşıyla yayılmacıya da içerideki işbirlikçilerine de direnmiş, Lozan Barış Anlaşmasıyla bütün dünyaya bağımsız bir cumhuriyet olduğunu kabul ettirmiştir. Bugün Kurtuluş Savaşını önemsemeyen, devrimleri engellemeye çalışanları kahramanlaştırıp “Yeni Osmanlılık” düşü kuranlar, bağımsızlık savaşının ayrıntılarını ve halkın yaşadıklarını yok sayanlardır. Sözde aydınların 21. yüzyılda kabaran saltanat-hilafet ve Osmanlılık özlemi; halkını ve yurdunu bırakıp kaçanlara düzülen övgüler; eğitimsizleştirilen, aş ve iş derdiyle umarsızlaşan, inancı ve köken ayrımı sömürülen halkı kandırabilir belki; ancak bu yüzyılda tarihin akışı tersine çevrilemez.

Bugün devrim karşıtlarının yerleştiği cumhuriyet kurumları yalanlarla değil, büyük acıların ardından görkemli bir ekin devrimiyle kuruldu; bu nedenle biz, ussal, bilimsel doğrularla hukukun üstünlüğünün er geç utkulu olacağına; karşıdevrimin fildişi kulelerinin yıkılacağına Mustafa Kemal’e ve devrimlere inandığımız gibi inanıyoruz. Çünkü türküleri yakanların, yasaları yapanlardan güçlü olduğunu bağımsızlık savaşıyla yaşadık; Türk Devrimiyle öğrendik; Dil Devriminin özgürleştirdiği Türkçeyle devrim karşıtı bütün çirkin oyunları anlıyoruz!

Bu Cumhuriyet Bayramında ulu önder Atatürk’ün Söylev’ini yüksek sesle okuyacak; aymazlık içinde olanları uyaracağız! Atatürk Söylev’de,

  • “Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” demişti.Her yaştaki gençler olarak birinci görevimiz,
  • “Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini, sonsuzluğa dek korumak ve savunmaktır!” Bu yüce görevi savsaklamayacağız; laik cumhuriyetimize sonsuza dek sahip çıkacağız!

    Ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

     Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
                                                  Sevgi Özel
    =============================================
    Teşekkürler Sayın Başkan Sevgi Özel..

En büyük bayramımız kutlu ve mutlu olsun!
YAŞASIN ATATÜRK – TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZ!

Sevgi ve saygı ile.
29 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Şahika Ercümen’den Yeni Dünya Rekoru!

Şahika Ercümen’den Yeni Dünya Rekoru!

Serbest dalış dünya rekortmeni Şahika Ercümen, Antalya‘nın Kaş ilçesinde şehitler için yaptığı dalışta, 110 metrelik yeni bir dünya rekoru kırdı.

Hidayet koyundaki rekor denemesinde Şahika Ercümen, tüpsüz olarak “değişken ağırlık paletli” kategorisinde dalış yaptı. Tek nefeste 110 metreye dalmayı başaran Ercümen, serbest dalış dünya rekorunun sahibi oldu. Ercümen’in 110 metreye inip çıkması 2 dakika 40 saniye sürdü.

Sporcu, zaferini kutladığı ekip arkadaşlarıyla

denizde Türk bayrağı ve üzerinde
Şehitlerimiz için tek nefes, tek yürek yazan bir pankart açtı.

Şahika Ercümen, gazetecilere yaptığı açıklamada, en derin dalış kategorisinde rekor denemesi yaptığını söyledi.

Yaklaşık 2 yıl süren meşakkatli (AS: zorlu) çalışmalar sonucu ülkesine dünya rekoru kazandırdıkları için mutlu olduklarını belirten Ercümen, “Geçtiğimiz yıl hedefim 100 metreydi fakat rekorda küçük bir sorun yaşamıştık. Bu yıl ülkemize Dünya Şampiyonası’nda madalyalar kazandırdım hem de dünyanın en derin dalışını gerçekleştirerek dünya rekoru kırdım. Ekibimizin ve sponsorlarımızın emeği çok büyük. Destek veren herkese teşekkür ediyorum.

Nefesimi şehitlerimiz için tuttum ve şehit çocuklarımız da bugün burada benimleydi. Arkamda ise tüm Türkiye vardı. Ülkemizin adını terör, darbe ile değil, böyle uluslararası başarılarla duyurmak istiyoruz.” dedi.

Şahika Ercümen’ün rekorunun, dalışı takip eden yetkililerce tescil edilmesi bekleniyor. (22.10. 2016; http://www.haberler.com/sahika-ercumen-den-yeni-dunya-rekoru-8884004-haberi/)

*****
Öte yandan, bir sevindirici haber de Eczacıbaşı bayan Voleybol takımından geldi..
Şu zor günlerde ne çok sevinç ve umut kaynağı oldu..

  • Ülkemizin yönetimini ele geçiren aydınlanma – akıl – bilim – sanat – kültür.. düşmanı
    siyasal kadroların artık uzatmaları oynayan LANETLİ YILLARI bitsin istiyoruz..

Eczacıbaşı VitrA Dünya Şampiyonu Oldu!

2016 Bayanlar Dünya Kulüpler Şampiyonası finaline çıkan Eczacıbaşı VitrA, İtalyan Pomi Casalmaggiore’yi 3-2 yenerek şampiyon oldu..

Eczacıbaşı VitrA, Dünya Şampiyonu Oldu

Eczacıbaşı VitrA, Voleybol Kadınlar Kulüpler Dünya Şampiyonası Finali’nde Pomi Cassalmaggiore’yi 3-2 yenerek şampiyon oldu.

Karşılaşmanın setleri 25-19, 20-25, 25-19, 22-25 ve 15-11 sonuçlandı. Geçen sezon da mutlu sona ulaşan Eczacıbaşı VitrA üst üste 2. kez şampiyonluğa ulaşmayı başardı.

EN BAŞARILI ÜLKE OLDUK

Türk takımları 4. kez mutlu sona ulaştı, böylece Türkiye şampiyona tarihinin en başarılı ülkesi oldu.

VakıfBank da turnuvayı 3. sırada tamamlamıştı. (23 Ekim 2016 Pazar 16:16, Haberler.com)

– Selam olsun spora, sanata, bilime, kültüre..
– Selam olsun AYDINLANMA ve ÇAĞDAŞLAŞMAYA..
– Selam olsun Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün en büyük yapıtı Cumhuriyetimizi emanet ettiği gençlere!

İnsan onuru ve bilimsel akılcılık öncülüğünde devrimci bilinç, yığınları örgütleyecek ve geleceğimizi biçimlendirecek. Orada Batı emperyalizminin iğrenç, kanlı 2 kaması yok edilecek:

  • Etnik ve İnanç temelli bölücülük..

    Sevgi ve saygı ile.
    23 Ekim 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Dr. Ali Nejat Ölçen : LAUSANNE GERÇEĞİ

LAUSANNE GERÇEĞİ

resmi_portresiDr. Ali Nejat Ölçen
21.10.2016

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Devletinde Cumhurbaşkanı seçilen R.T. Erdoğan’a kimler Lausanne’nin Türkiye’ye yutturulduğunu söylemiş olabilir? O da irdelemeden, gerçeklerin ne olduğunu anlamadan, daha önce göklere çıkardığı Lausanne için şimdi nasıl oldu da bizlere yutturuldu diyebildi. Cumhurbaşkanı olacak bir kişiye yakışıyor mu söz!

Kanada’da yayımlan Encyclopedia International’in 10’uncu cildi 405’inci sayfasında acaba Lausanne konferansı için Türkiye’ye yutturuldu mu deniyor? Bir yabancı yayın organı R.T. Erdoğan’dan daha yansız, bakınız Lausanne’yi nasıl yorumluyor:

“Lausanne Conference meeting of Allies, the U.S.S.R. and Turkey, held at Lausanne, Switzeland in 1922-23 to revise the Treaty of Sevres (1920). The harsh terms imposed on Turkey by that treaty had provoked a nationalist revival, led by Mustafa Kemal (Ataturk). In 1922, after defeating a Greek force that had penetrated deep inside their country, the victorious Turk could ask for a revision of the treaty. The resulting conference produse important advantages for Turkey. It regained sovereignty over the straits of Bosporus and Dardanelles, which were demilitarized and opened to international traffic with certain limitations pertaining to military vessels. Some territorial adjustments, mainly the return of eastern Thrace and Smyrna (now Izmir) to Turkey, were affected. The humiliating capitulations, entitling foreiners to extraterritorial privileges, were abolished. No  war reparation were to be paid, and Turkey was practically freed from foreign economic control. Finally, a separate agreement providing for compulsory massive population Exchange between Greece and Turkey, was concluded and, later, successfully implemented. (Sergio Barzanti, Fairleigh Dickinson University).”

Kanada’da yayımlanan Uluslararası Ansiklopedide, Cumhurbaşkanı seçilen R.T. Erdoğan gibi  Laussanse Andlaşmasını yutturmaca deyimiyle küçümsemiyor. O Andlaşmanın Türkiye için ne tür avantajlar sağladığını bakınız nasıl açıklıyor:

“Lausanne Konferansında, tüm müttefiklerile Sovyetler Birliği ve Türkiye 1922-23’te İsviçre’nin Lausanne kentinde  Sevres Andlaşmasının revizyonu için bir araya geldiler. Türkiye tarafından Mustafa Kemal’in (Atatürk) ulusalcı yaklaşımıyla anlaşma sert biçimde provoke  edildi.

1922’de Yunan güçlerinin yenilgisi kendi ülkesini etkilemesine karşın Türklerin zaferi Andlaşmanın revize edilmesi konusunda yoğunlaştı ve Türkiye için önemli avantajlar sağlandı. Boğaziçi ve Çanakkale boğazları üzerinde egemenlik hakları kabul edildi ve uluslararası trafiğe açılması, militarize edilmemesi ve askeri gemilere sınır getirilmesi  gibi. İzmir ve Trakya’nın Türkiye’ye ait olması kararı alındı. Kapitülasyonların giderilmesi, yabancıların toprak satın alabimelerinin yok sayılması ve Türkiye’nin yabancı ekonomik denetimden bağımsızlaşması, nihayet Yunanistan ile Türkiye arasında kitlesel nüfus mübadelesine (AS: değişimine) de karar veridi. Sonraları bu başarıyla uygulandı.”

Yabancılar ülkemizdekiler kadar gerici ve bağnaz değiller. Mustafa Kemal karşıtlarımız kadar da O’na karşı hasım görevi üstlenmemişler. Şimdi sizlere bugüne dek kimsenin değinmediği bir Lausanne gerçeğinden söz edeceğim:

1923’ün 23 Nisan (AS: 17 Şubat olacak) günü Mustafa Kemal Paşa, İzmir İktisat Kongresinin açılış konuşmasında  Lausanne’dan söz etmeye neden gereksinim duydu? İsmet Paşa o günlerde niçin İzmir’e gelmiş ve Mustafa Kemal Paşa’ya neler anlatmıştı? İşte Mustafa Kemal Paşa’nın 23 Nisan (AS: 17 Şubat olacak) 1923 günlü İzmir İktisat Kongresinin açış konuşmasında Batı dünyasına o Andlaşmanın Ulusal egemenliğimizn ayrılmaz parçası olduğunu bakınız nasıl savunmuştu:

“Arkadaşlar, son söz olarak demiştim ki, biz memleketimizi artık esir ülkesi yapamayız. Belki cümlemin nazar-ı’nı celb etmiş olan Lausanne Konferansı’nın son müzakeresi bu nokta ile alâkadardır. Konferansın şimdilik ta’lika (AS: kesintiye) uğrayışı hep aynı meseleden, aynı noktadan münbaistir gibi telakki olunabilir. Ordularımız en büyük bir zaferi ihraz etmişler ve meşy-i muzzafferanesini (zaferin devamını durduracak) tevkif edecek hiçbir mani mevcut değildir…Milletimiz, Meclisimiz ve Hükümetimiz samimi olarak sulh taraftarı bulunduğu için, muzaffer ordularımızı durdurdu ve hey’et-i murahhasımızı Laussane’a gönderdi. Aylardan beri müzâkereler ve münakaşalar cereyan ediyor. Fakat  henüz muhataplarımız bizimle üç senelik, dört senelik bir hesabı rüyete başlamışlar. Ve hâlâ muhataplarımız eski Osmanlı Devletinin tarihe intikal ettiğini ve bugün yeni Türkiye Devletinin mevcut olduğunu ve bu Türkiye Devletini kuran milletin çok azimkâr ve celadetli bir millet olduğunu ve bu milletin artık istiklâl-i tammından ve hâkimiyet-i milliyesinden zerre kadar fedakârlık yapmayacağını anlamamışlardır. “İşte bunu anlamamak yüzünden dûçar-ı tereddüt olmuşlar, dûçar-ı tevakkuf olmuşlar. Arkadaşlar, onlar istedikleri kadar tereddüt edebilirler. Fakat bu millet karar-ı kat’isini vermiştir. Bu millet için tereddüt devirleri çoktan geçmiştir. Devletlerin heyet-i murahhasımıza verdikleri son proje bittabi heyetimizce şayan-ı kabul görülmedi… Ancak bütün millet, bütün cihan bilsin ki; en nihayet ve en nihayet millet bütün istiklal-i tammının temin edildiğini görmedikçe, yürümeye başladığı yolda bir an tevakkuf  etmeyecektir.

Efendiler hiç kimseden fazla bir şey istemiyoruz. Dünyanın her medenî milletinin tabiaten malik olduğu şeylerden bizi mahrum etmemelidirler ve haklarımızı teslim etmelidirler. Çünkü haklarımız tabiidir, meşrudur, makuldur ve bize lâzımdır. Biz bu haklardan vaz geçmeyeceğiz ve ne  haklı isek bu hakkımızı müdafaa ve muhafaza için de memleketimizin, milletimizin kabiliyet ve kudreti o kadardır.

Efendiler, görülüyor ki, bu kadar kat’i ve yüksek bir zafer-i askeriye’den sonra dahi bizi sulha  kavuşturmaktan men eden esbâb doğrudan doğruya esbab-ı iktisadiyattır. Çünkü bu Devlet teâli etmeye başlamış olacaktır ve artık bunu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacaktır. İşte düşmanlarımızın, hakiki düşmanlarımızın muvafakata bir türlü rıza göstermedikleri budur.”

İngiliz Parlamentosu, Mustafa Kemail’in bu  konuşmadan etkilenerek yadsıdığı Lausanne Konferansı’nın devamına karar vermişti ve İsmet Paşa (İnönü) yeniden kadrosuyla birlikte Konferansa katılımını sağlamıştır.

Bugün devletimizi yöneten siyasal iktidarların hangisi Mustafa Kemal’in  23 Nisan (AS: 17 Şubat olacak) 1923’te açıkladığı ilkelerine sahip çıkabildi? Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Devletinde, Cumhurbaşkanı olan kişi, “Lozan bizlere yutturuldu” sözünü nasıl söyleyebilir, anlamak olanak dışı!

========================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizden birkaç yaş büyük, Atatürk ve Türkiye aşığı, bilge insan, Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen‘e teşekkür ederek yazısını yukarıya aldık.. (Ufak tefek zorunlu düzeltmeler oldu.. )

Bu konu, bizim de yeri geldikçe sıklıkla vurguladığımız bir nokta.
İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nin temel gerekçesi Batı emperyalizmine ileti (mesaj) vermektir. Lozan görüşmelerinde 4 aya yakın bir süre, sıcak savaşı kazanmış Türkiye’nin meşru ve makul istemleri reddedilmiş, Lord Courson kapitülasyon dayatmasını utanmazca ve küstahça sürdürmüştür. Başdelege – Dışişleri Bakanı İsmet Paşa (ve hukuk danışmanı Prof. Dr. Veli Saltık), Mustafa Kemal Paşa ile sürekli iletişim (İngilizler ne yazık ki telgraf haberleşmesini izlemektedirler!) içindedir ve Lozan’da Kapitülasyon dayatması kırmızı çizgidir.

Türk kurulu (heyeti, delegasyonu) döner gelir. Lord Courson’un temel dayanağı, Türklerin olağanüstü yoksulluğu ve Anadolu’nun harap oluşudur. İsmet Paşa istemlerini reddetikçe sinirlenir ve bunların tümünü cebine koyduğunu, ileride İsmet Paşa borç istemeye geldiğinde teker teker önüne koyacağını söyler. İsmet Paşa da şimdi haklarımızı alalım, sonra borç istersek gereğini yaparsınız.. der. İşte bu nedenle Mustafa Kemal Paşa, Yunan’ın çekilirken yakıp – yıkıp harap ettiği İzmir’de bu stratejik kongreyi toplar.. 1150 dolayında delege damlarda, yıkıntılarda geceleyerek 15 gün boyunca Türkiye’nin gelecekteki ekonomi politikalarını oluştururlar. Çaresizlikiçinde kıvransa da, Cumhuriyetimizin kurucuları 1923-38 arasında borç almaktan kaçınır. Merkez Bankası taa 1930’da kurulabilir ve Türk parası basılır. Osmanlı’nın borçları 1930-54 arasında çeyrek yüzyıl ödenir. Osmanlı’nın ilk borcu aldığı 1854’ten 1954’e 100 yıllık zalım bir tutsaklık ve ağır bir sömürü sürecidir bu dönem.

Gene de 1923-38 arasında, 1929 ağır Dünya ekonomik bunalımı, 1935-36’larda 2. Dünya Savaşının öngelen darlıkları…. hastalıklarla kıvranan yaşlı – kadın – çocuk nüfus, sıfır sanayi ve altyapı … ile 15 yılda sağlanan büyüme %98’dir.. 1923’ü 100 birim alırsak, Mustafa Kemal ATATÜRK öldüğünde borçsuz ve 15 yıl boyunca ortalama %6.6 büyüyerek toplamda 2’ye katlanan bir ekonomi bırakmıştır. Batılılar buna MUSTAFA KEMAL’in EKONOMİ MUCİZESİ demişlerdir!

Mustafa Kemal Paşa, savaş meydanlarında yendiği şımarık ve mağrur emperyal Batı’ya,

  • İKTİSADEN DE VAR OLACAĞIZ, SİZE BOYUN EĞMEYECEK, DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ…

demektedir. Çirkin Batı iletiyi çaresiz alır, “Çılgın – deli Kemal pes etmeyecektir..”.. Lozan görüşmeleri 4 Şubat 1923’te yeniden başlatılır ve 24 Temmuz 1923’te bağıtlanır. İsmet Paşa’nın saçları 8 ayda ap ak olmuştur.. Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı bir mektupta şu dizeye yer verir ;

  • Velimnimetim efendim, görseniz beni tanıyamayacaksınız.. Saçlarım ap ak oldu…
    Hürmetle ellerinizden öperim…

Kalınacak yer bile olmayan yıkık – yakılmış İzmir’de, günümüz için bile muazzam bir rakam olan 1150+ kişinin 15 gün gibi oldukça uzun süre Kongre yapması bir kez daha vurgulanmalıdır..

Mustafa Kemal Paşa’ya, İsmet Paşa’ya, dava ve silah arkadaşlarına, gözlerini kırpmadan vatan ve namus için canlarını feda eden atalarımıza… borcumuz asla ödenemez. Tek çaresi, uğruna kan ve canlarını verdikleri bu aziz yurdun vatan olarak özgür ve bağımsız, başı dik ve onurlu bir laik – demokratik Cumhuriyet olarak sonsuza dek yaşatılmasıdır (ilelebet payidar olması!).

Vurulup pak alnından gencecik yaşında kara topraklarda şehit düşen “15’liler”in aziiiz ruhlarının bizlerden tek dileği bu olsa gerektir..

Sonsuz bir huşu ile eğilip yere kapanmak ve başkaca hiçbir şey düşünmeden gereğini vefa ile yapmak boynumuzun borcudur..

Dün öyleydi, bu gün böyledir ve gelecekte de böyle olacaktır.

Bu kadim gerçek, inanç ve borç; geleceğimizin en güçlü güvencesidir de!

Başka türlüsü – tersi ise tarih, bu coğrafya ve insanları için sonsuz bir zul ve utançtır!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Kadir MISIROGLU’NUN YUNAN KÖKENLİ İHANETİNE YANIT

Kadir MISIROGLU’NUN
YUNAN KÖKENLİ İHANETİNE YANIT

  (AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Tarihin en büyük kahini (AS: önbilicisi) diye bilinen Nostradamus’un (1503-66) söyledikleri:

  • 1965 yılında Londra’da büyük bir yangın çıktı. 16 Ekim 1793’te Marie Antoniette idam edildi. 20 Nisan 1889’da Adolf Hitler doğdu. 1948 yılında İsrail devleti kuruldu. 1990 yılında Orta Doğu’da bir Arap lideri (Saddam Hüseyin) tüm Batıya kafa tuttu.

Bütün bu hadiseleri Nostradamus söylemis, fakat söyledikleri gizli tutulmuş,
ancak vuku bulduktan sonra meydana çıktı.

Casa Blanca’nin kahve falına bakarak tarih yazan tarihçisi Kadir Mısıroğlu ise, tam aksine,  Nostradamus’tan çok daha üstün kahindir. Bunu kimse bilmez. Mısırlıoğlu ileride çıkacak olan hadiseleri 500 yıl öncesinden açıkça söyler.

Hangi TV olduğu hatırımda değil, konuşmacı bir bayana anlattı, Göreceksiniz 500 sene sonra Osmanlı devleti yeniden doğacak ve dünyaya hakim olacak dedi. Bunun üzerine hanımefendi kendisine uzun ömür dilemekten başka diyecek şey bulamadı.

Ben de kendisine 500 değil 1500 yıl ömur diledim.
Çok acı, ama gerçek : Düşmanlarımız dışımızdan çok içimizde.

Dr. Ali Nejat ÖLÇEN
alinejat@olcen.net, 19.10.2016
=====================================
Dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, bilge insan, araştırmacı – yazar – siyaset ve bilim insanı, Mühendis – Ekonomist Sn. Dr. Ali Nejat ÖLÇEN‘e kısa ve özlü yazısı için teşekkür borçluyuz.

Kadir Mısıroğlu ile Sn. Hulki CEVİZOĞLU’nun CEVİZKABUĞU Programına konuk olmuş, yaklaşık 5 yıl önce  (14.10.2011) ve “Osmanlı’ya Tapılmalı mı, Yakılmalı mı?” konusunu tartışmıştık (Karadeniz TV). 3 saat 35 dakika süren bu tartışma youtube‘da izlenebilir :

https://youtu.be/zwHP41LbtkU 

Mısıroğlu, elindeki asasını (bastonunu) sık sık büyük bir gürültüyle yere vuruyor ve kendince psikolojik üstünlük sağlamaya çabalıyordu. Sesini de ölçüsüz ve gereksiz yükselterek, bize “sen” diye seslenerek… kendince baskın olma çabasındaydı. Oysa azıcık iletişim bilgi – becerisi olan herkes rahatlıkla değerlendirebilir ki; bu tutum bir aşağılık kompleksinin ve tartışmadaki düşünsel kısırlığın – yetersizlik algısının, özgüven eksikliğinin maskelenmesi amaçlıdır. Nitekim içerik olarak yansıttıkları da dinci vaaz düzeyinde tekerleme kalıplarından öteye geçemiyordu..

Çok sıkıştığında ise bastonunu sinirli biçimde ve büyük gürültüyle yere vurarak (bereket Hulki beyin ya da bizim kafamıza indirmedi!?) imdat ritüelini yineliyor ve tekerlemesine sarılıyordu :

  • Elhamdülillah şeriatçıyız…

Kadir bey buyurmuş ki, Yunan işgali Anadolu’da kalsaydı İslam şeriatı hükümlerine göre halk yaşamını sürdürebilirdi!? Biz bu güne dek kendisine yanıt verme gereği duymadık. Ancak Sn. Dr. Ölçen’in esprili kısa yazısı bize ulaşınca birşeyler yazmak gereği doğdu. Uzun uzun yazmaya gerek var mı, bilemiyoruz.

Batı Trakya ve Filistin‘e bakmak yetmez mi acaba?? Batı Trakya’da Yunanların Müslüman – Türk azınlığa koyu assimilasyon baskılarını görmüyorlar mı? Müftülerini seçme hakkı bile tanımadan, seçilen müftülerin türlü baskılar gördüğü ve açıklanamayan (!?) trafik kazalarına kurban gittiği (Sadık Ahmet!), Türk adları konamadığı…. nasıl unutuluyor??

İsrail’de müslüman Arap Filistin halkına yapılan dinsel baskılar, ezanın ancak izinle ve kısık sesle okunması, tam da o sırada yüksek sesle sinagog çanlarının çalınması..

Bulgaristan’da Jivkov‘un Türklere ağır baskısı ile 1989’da 300 bini aşan Bulgar Türkü’nün Türkiye’ye sürülmesi..

Irak’ı işgal eden ABD askerlerinin onbinlerce Iraklı kadına tecavüz etmesi.. S. Arabistan müftüsünün savaştaki erkeklerin cinsel gereksinimlerinin işgal edilen ülkenin Müslüman kadınlarınca karşılanmasının gerektiği fetvası..

Bosna’da BM barış gücü (!?) gözetiminde yüzlerce Müslüman kadının ırzına geçilmesi….

Kadir bey vb. Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün şu uyarılarına kulak verse ne iyi ederler :

  • “Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve sonuç olarak yaşama hakkımızı  inkâr ve ortadan kaldırmaya yönelik olan Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir.”
  • Sevr Andlaşması yalnızca yenilen bir ulusa dayatılan ağır koşullar değil,
    Türk Ulusuna yüzyıllardır hazırlanan bir suikast planıdır.
  • Lozan, Sevr ile tamamlandığı sanılan büyük bir suikast planının yırtılıp atılmasıdır..

VATANI OLMAYANIN DİNİ – İMANI – NAMUSU – KİMLİĞİ – MİLLİYETİ de olmaz!

Kadir bey gibiler yatıp kalkıp günde 5 vakit Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘e dua etmelidir.
Mustafa Kemal Paşa‘nın hiç kimsenin duasına gereksinimi olmamakla birlikte..
Kadir Mısıroğlu, dünyaya gelmesini, kimliğini – dinini – dilini – adını….. bu saçma sapan sözleri söyleyebilmesini bile Atatürk’ün en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti‘ne borçludur..
Anadolu’da İslam dini ve Müslümanların varlığı Atatürk’ün eseridir.
Aslını inkâr eden haramzadedir.. ve kadim tarihsel geçekler karşısında yok hükmündedirler.

İnsanı insan yapan en önemli değerlerden biri VEFA‘dır.
İnsanı insan olmaktan çıkaran en temel değerlerden birinin VEFASIZLIK olduğu gibi.

Sevgi ve saygı ile.
23 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Lütfü Kırayoğlu: Türkiye’ye Musul’da Kurulan Tuzak

Türkiye’ye Musul’da Kurulan Tuzak

portresi

Lütfü Kırayoğlu
ADD GYK Üyesi

İşte Musul harekâtı, kurulacak bu kukla devletin ekonomik olarak en zengin kesiminin en “güvenilir” güçlere teslimini amaçlamaktadır.

Doğrusu aynı “koalisyon” güçlerinin son 25 yılda Musul bölgesini kaçıncı kez kurtardığı da hiç sorgulanmamaktadır. 1991 yılındaki 1. Körfez Savaşında Irak’ın Kuzeyinde uçuşa yasak bölge ve Çekiç Güç sayesinde bir kez “kurtarılan” bölge, 2003 yılındaki 2. Körfez Savaşında hiç dokunulmayarak Barzani güçlerine terk edilmişti. Suriye’de başlatılan iç savaş sırasında adını duyduğumuz IŞİD adlı örgütün Musul’u ele geçirerek Irak petrollerini nasıl yağmaladığını ve bu yağmadan bize düşen payı da Rus hava fotoğraflarından görmüştük.

IŞİD denilen bu kanlı örgütün her ne kadar “İslamcı” olduğu söylense de, başta “koalisyon” ülkeleri olmak üzere dünyanın her tarafından toplanmış ipini koparmış takımı olduğunu ve yine aynı ülkeler tarafından eğitilip, beslenip büyütüldüğünü bilmeyen yok.

“Koalisyon” güçleri şimdi Musul’u kendi yarattıkları bu canavardan kurtarıp bir kez daha “fethederken” bir başka fetihçiyi, Osmanlı özentilerini tahrik ediyor. Ama daha önemli olan bu tahrik ile Türkiye’nin başlattığı “Fırat Kalkanı” harekâtının önünü kesip, oluşmakta olan Kürt koridorunu engelleyen Türk Silahlı Kuvvetlerinin dikkatini dağıtıp bir ders vermek.

Sonuçta “Fırat Kalkanının” hedefi değiştirilecek ve Türkiye Musul’da yüz yıl sonra bir darbe daha alarak terbiye edilecek.

Musul ile ilgili her türlü gelişme ülkemiz için yaşamsal önemdedir. Fetihçi politikalarla “bizim b ve c planlarımız var” diyerek bir macera peşine düşülemez. Emperyalizmin sadece b ve c planları değil z planları da vardır. Üstelik bu planlar yüz yıllık planlardır.  Yüz yıllık planlar maceracı politikalar ile değil gerçekçi politikalarla yenilgiye uğratılır.

Tıpkı yüz yıl önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının başardığı gibi… Bu başarıyı sürdürebilmek ise Atatürk’e, Lozan’a saldırarak değil, sahip çıkmakla olabilir. (17.10.2016)

===============================

Değerli arkadaşımız Sn. Lütfü Kırayoğlu’na bu nitelikli irdelemesi için teşekkür ederek  ve katılarak paylaşıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
21 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Atatürk’ün müthiş öngörüsü!..

Atatürk’ün müthiş öngörüsü!..

portresi

Mehmet TÜRKER
SÖZCÜ
, 14.09.2016

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türk Basınının efsane isimlerinden Kemal Kınacı abimiz, telefon mesajında bayram tebrikiyle birlikte Mustafa Kemal Atatürk‘ün 17 Aralık 1927 tarihinde, Ankara’da verdiği bir beyanatını (demecini) göndermiş…
Kemal abimizin “Atamıza rahmet olsun” diyerek gönderdiği Atatürk’ün beyanatı şöyle:

  • “Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu tip yapılar
    din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı’yı batırdığı için yasakladık.
    Çok değil yüzyıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki,
    bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu
    öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. 
    Ayrıca unutmayalım ki o gün geldiğinde
    her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır”

    * * *
    Mustafa Kemal Atatürk‘ün tam 89 yıl önceki öngörüsü bugün işte ortada…
    Dahası, Türkiye şeyhler ve müritler ülkesi haline geldi… Maşallah bütün müritler, şeyhleri (!) uçuruyor, onlar da piyasaya yanmaz kefen pazarlıyor… Dinci iktidarlar, onları oy deposu olarak gördüklerinden devlete sızmalarında, hatta kapıyı açıp buyur etmekte sakınca görmüyorlar…
    * * *
    Bunun en büyük örneği iktidarın Fetullahçılarla kol kola girmesiydi…
    Adeta koalisyon ortakları olarak iktidara geldiler, kumpaslara göz yumdular,
    aralarında kavga çıkınca gırtlak gırtlağa birbirlerine girdiler…
    Sonuçta Türkiye kanlı bir FETÖ darbe teşebbüsüyle felaketin eşiğinden döndü…
    Türkiye’nin böyle bir felaketle yüz yüze gelmesine sebep olan iktidardır…
    İktidarın Fetullahçılara tanıdığı olanaklardır…

İktidarlar Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden uzaklaştıkça,
Türkiye’nin başına bu tip belaların gelmesi kaçınılmazdır…
Türkiye ancak, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda ilerledikçe aydınlığa, refaha ve yüksek uygarlık düzeyine ulaşacaktır!..

BU KAFAYLA GİDERSEN ASKERE…

Başlıkta yarım kalmış cümleyi, “zor alırsın tezkere” olarak tamamlayalım…
Dün görevden alınan belediye başkanlarının idare ettiği (!) belediyelerdeki tabelaların “Kürtçe” olduğunu ve bunların kaldırıldığını yazmıştık… İçişleri Bakanı Süleyman kardeşim, dün emir buyurmuş “Kürtçe ile bir sorunumuz yok, yerine takın” demiş…
Ve “Diyadin Belediyesi” yazısı üzerine tekrar “Şaredariye Giyadine” yazısı konulmuş…
* * *
Kardeşim Süleyman, Türkiye’nin resmi dili Türkçe değil mi?..
Belediyeler de resmi kurumlar değil mi?..
Ayrıca, belediye isimlerinin Kürtçe yazılmasının anlamını da bilmiyor olamazsınız!..
Orada “T.C.” ibaresinin sökülmüş olması sizi rahatsız etmiyor da…
Kürtçe yazı kaldırıldığında rahatsız oluyorsunuz!.. Bu sana yakıştı mı?..
Kürtçe ile kimsenin sorunu yok; ama orası şirket binası, mağaza, otel, lokanta değil, resmi kurum olan belediye…
* * *
“Şaredariye Giyadine” yazısının bulunduğu, ama “T.C.” ibaresinin bulunmadığı yerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kaymakamı nasıl görev yapacak?..
O kaymakamı böyle bir durumda görev yapmaya nasıl zorlarsınız?!.
İyi, bundan böyle belediye başkanı Laz ise belediyenin tabelası Lazca, Boşnak asıllıysa Boşnakça, Arap asıllıysa Arapça yazılsın, hiçbirinde de “T.C.” ibaresi bulunmasın…
Orada T.C. ibaresine gerek yoksa, Şişli’de, Kadıköy’de, Çankaya’da, İzmir’de, Antalya’da ne gerek var?!..
Unuttunuz mu, burası Türkiye… Irkçılığın şov sahnesi değil!..

====================================

Dostlar,

SÖZCÜ‘den bu akşam 2. alıntıyı yaptık.. Daha da çok ayapılabilir gerçekte, yapılmalı.
Çünkü SÖZCÜ gerçekten ATATÜRKÇÜ – AYDINLANMACI bir çizgiyi kararlılıkla sürdürüyor. SÖZCÜ‘ye ve özverili, yürekli yazarlarına teşekkür borçluyuz ve kendileini destekliyoruz.. İktidarı SÖZCÜ‘ye dönük akıl ve hukuk dışı her tür baskı ve sataşmadan uzak durmaya çağırıyoruz..

Kamusal alanda resmi dil olan Türkçe’nin kullanılması gereği Anayasal bir zorunluktur. Anayasa’nın 3. maddesinin başlığı aşağıdaki gibidir :

III. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti
Madde 3 – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Dolayısıyla kamusal alan olduğu tartışma dışı olan yerel yönetimlerde de resmi dil olarak yalnızca Türkçe kullanılmalıdır. “T.C.” kısaltması mutlaka bulunmalı, başkaca dillerde adlandırmalar kamu kurumlarının tabelalarında olmamalıdır.

Taze Bakan Soylu, ucuz popülizmi bırakmalıdır..

Sevgi ve saygı ile.
14 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

BÜYÜK TAARRUZ’UN 94. YILI KUTLU OLSUN..

BÜYÜK TAARRUZ’UN 94. YILI
KUTLU OLSUN..

portresi_gulumseyen

Suay KARAMAN

BÜYÜK TAARRUZ’UN 94.YILINI, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E VE KUVAYİ MİLLİYE ŞEHİTLERİNE LAYIK OLAMAMANIN BURUKLUĞU, EZİKLİĞİ VE UTANCI İÇİNDE KUTLUYORUZ..

KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI 
26 Ağustos 1922, Saat 02.30

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. 
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki 
Şayak kalpaklı adam 
Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden 
Güzel, rahat günlere inanıyordu 
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerin yanında, 
Birdenbire beş adım sağında onu gördü. 
Paşalar onun arkasındaydılar. 
O, saati sordu. 
Paşalar: “ Üç “ dediler. 
Sarışın bir kurda benziyordu. 
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. 
Yürüdü uçurumun başına kadar, 
Eğildi, durdu. 
Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak 
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak 
Kocatepe‘den Afyon ovasına atlayacaktı..

NAZIM HİKMET RAN
https://www.youtube.com/watch?v=eSgUVHnwt84

Preview YouTube video ESİN AFŞAR – ATATÜRK

ESİN AFŞAR – ATATÜRK

==========================================

Teşekkürler sevgili dostumuz Suay Karaman…

BÜYÜK TAARRUZ’UN 94.YILINI, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E VE KUVAYİ MİLLİYE ŞEHİTLERİNE LAYIK OLAMAMANIN BURUKLUĞU, EZİKLİĞİ VE UTANCI İÇİNDE KUTLUYORUZ..

Ama umudumuz ve inancımız tamdır, bu karanlık AKP fetret dönemini de geride bırakacağız..

Lütfen power point dosyasını da çağırır ve izler misiniz??

BÜYÜK TAARRUZ.

Sevgi ve saygı ile.
26 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com