Büyük Taarruz’un 91. yılı kutlu olsun.

Dostlar,

Suay Karaman kardeşimiz paylaşıyor..

1. youtube’dan Esin Afşar’ın ATATÜRK parçası..

2. Kendisinin hazırladığı yansı gösterisi..

BÜYÜK TAARRUZ.

Coşkuyla teşekkür ediyoruz..

“Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu……”

Büyük Taarruz’un 91. yılı kutlu olsun.

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 26.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

ALPASLAN IŞIKLI İÇİN


ALPASLAN IŞIKLI İÇİN

portresi2

 

Suay Karaman        
Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD)
Genel Sekreteri

 

 

Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) Genel Başkanı, sevgili Alpaslan Işıklı hocamızı 13 Temmuz 2013 Cumartesi günü yitirdik. Bu zamansız ayrılış
hem TÜMÖD için, hem de Türkiye için yeri doldurulamayacak büyük bir yitiktir.

TÜMÖD çalışmaları içinde her gün Alpaslan hocayla sık sık görüşürdük.
13 Temmuz 2013 Cumartesi günü saat 12.00 gibi telefonlaştık ve Alpaslan hocam bana; “TMMOB için destek açıklaması yaptık, basında yer almadığı gibi,
TMMOB web sayfasında da yok. Sanırım bizim ulusalcılığımız, Atatürkçülüğümüz bazılarını korkutuyor.” dedi. Saat 16.00 gibi tekrar telefonlaştık ve en kısa sürede Ankara’da seçim hileleri konusunda dostlarımızla bir toplantı yapmaya karar verdik.

Saat 18:30 gibi Alpaslan hocamla tekrar telefonlaştık ve bana şunları söyledi:

portresi_gomlekli

  • “Sana birşey söyleyecektim ama unuttum, anımsayınca tekrar ararım. Ama bu vesileyle bugün senin doğum gününü kutlamış olayım. Ben şimdi denize gideceğim, sanırım soğuk su sana söyleyeceğimi anımsamama yardımcı olur.”

Ve yaklaşık iki saat sonra Alpaslan hocamın ölüm haberini alarak, sarsıldım.

14 Temmuz 2013 Pazar günü Alpaslan hocamın cenazesi Ankara’ya getirildi.
Cenaze arabasını Ankara Ümitköy kavşağında karşıladık ve Cebeci’de Tıp Fakültesi Hastanesi morguna götürdük. Yol boyunca ben önde, cenaze arabası arkamda ilerledik ve Alpaslan hocamla birlikte yürüdüğümüz, oturup sohbet ettiğimiz yerlerden bu şekilde geçtik. Özellikle Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin önünden geçerken, göz yaşlarıma
hakim olamadım.

Yaşamı boyunca emeğin örgütlü sendikal mücadelesi ve özerk üniversite için savaşım veren, dik duruşuyla, yapıtlarıyla ve söyleşileriyle aydınlık bir Türkiye için çalışan Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, dünyanın ve insanlığın sorunlarına çözüm arayan
bir bilim insanı, yurtsever bir Türk aydınıydı.

Alpaslan Işıklı, yapıtlarında ve söyleşilerinde çok önemli olgulara vurgu yapmıştır. Yeryüzündeki her şeyin emperyalizmin çok geniş müdahalesi ve etkisi altında bulunduğunu ancak sömürüsüz bir başka dünyanın mümkün olduğunu önermiştir. Bu öneri tabandan tavana doğru yayılan, toplumun örgütlenmesiyle gelişen, ayrıcalıklı sınıf yaratmayan, hukuk düzeni içinde gerçek bir demokrasiyi
işaret etmektedir.

Alpaslan Işıklı, küreselleşmeye meydan okuyarak, örgütlü toplumun emekçilerden başlayarak oluşturulacağını ve eşit paylaşım ile sorunların aşılacağını bildirmiştir. Ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, kültürel ve siyasal yıkımı gözler önüne sermiş, değerleri yok edilen ve bellek yitiğine uğratılan toplumu uyarmıştır.
Türkiye’nin üzerine çöken ve çöktürülen tüm karanlıkları açık açık anlatmıştır.

Öğrencilik yıllarımdan tanıdığım Alpaslan hocam ile TÜMÖD ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nde birlikte çok yakın çalışmalarda bulunduk. Özellikle TÜMÖD’de 2006 yılından beri bu birliktelik bana, Alpaslan hocamı çok daha yakından tanıma olanağı sundu. Alpaslan Işıklı sıkı örgütçü, dik duruşlu, çalışkan bir yurtsever aydın olarak anılarımızda yaşayacaktır ve ışığından her zaman yararlanacağız.

Alpaslan Işıklı’nın panelleri ve konferansları, her zaman yeni bilgiler öğrenilen
bir aydınlanma söyleşileri gibiydi. Kemalizm’in öğrenilmesinde, ulusal bilincin geliştirilmesinde ve emperyalizmin kavranmasında herkese ışık saçardı bu söyleşiler. Alpaslan hocamla birlikte katıldığımız söyleşiler, dost ortamlarında yapılan sohbetler
ve ikili görüşmelerimiz her zaman geleceğe ışık tutan nitelikteydi.

17 Temmuz 2013 Çarşamba günü, sevgili Alpaslan hocamızı son yolculuğuna uğurladık. Hocamızın tabutu başında, ışığı ile aydınlattığı sevenleri, dostları, öğrencileri ve yakınları son yolculuğunda duygu seliyle veda ettik. Alpaslan hocamızın sevgisini yüreğimize, bizleri aydınlatan fikirlerini beynimize yerleştirdik.

Alpaslan hocamızın aramızdan zamansız ayrılışı herkesi derinden sarstı.
Çünkü Alpaslan hocamız bir öğretmendi, bir arkadaştı, bir dosttu, bir ağabeydi,
bir babaydı herkes için. Alpaslan hocamızın ışığı hiç sönmeyecek, bizleri ve ülkemizi aydınlatmaya devam edecek. Işıklar içinde, huzurla uyuyun sevgili Alpaslan hocam; ışığınızı, dostluğunuzu, içten sevginizi ve sıcak gülümseyişinizi hiç unutmayacağız…

İlk Kurşun Gazetesi
22 Temmuz 2013

IŞIKLI’NIN SÖNMEYEN IŞIĞI


IŞIKLI’NIN SÖNMEYEN IŞIĞI

portresi

 

Suay Karaman

Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD)
Genel Sekreteri

 

Tüm Öğretim Elemanları Derneği Kurucusu ve Genel Başkanı, sevgili hocamız
Sayın Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’yı 13 Temmuz 2013 Cumartesi günü, 73 yaşında kaybettik. Yeri doldurulamayacak bu ölüm karşısında, acımız çok büyüktür.

17 Aralık 1940 tarihinde Amasya’da doğan Işıklı, başarılı bir öğrencilik döneminden sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olarak, akademisyenliğe başladı.
Tıpkı öğrenciliği gibi, akademik yaşamı da başarılarla dolu olan Prof. Dr. Işıklı,
her zaman en iyiyi ve en gerçeği bulmak için yılmadan çalışan ve üreten bir
bilim insanıydı.

12 Eylül darbesinin ardından, önce tutuklanan, sonra 1983 yılında sıkıyönetim tarafından görevine son verilen Işıklı, 1402’lik olarak, yaklaşık altı yıl üniversite dışında kaldı. 1989 yılında İdare Mahkemesi ve Danıştay kararıyla yeniden akademisyenliğe döndü. 1990-1994 yıllarında Mülkiyeliler Birliği’nin, 1995-1997 yıllarında Öğretim Üyeleri Derneği’nin başkanlığını yaptı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından
YÖK üyeliğine atanarak, 2001-2005 arasında bu görevde bulundu. 2006-2010  arasında Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.
2006 yılından beri TÜMÖD Genel Başkanlığı görevini yürüten Prof. Işıklı, başarının hep örgütlü çalışmanın sonucu olacağına inanan saygın bir bilim insanıydı.

Ulusal ve uluslararası sendikacılık hareketleri, toplu iş hukuku, sosyal politika,
çalışma ekonomisi, toplumsal kuram ve ideolojiler, sosyoloji, siyaset bilimi, devrim tarihi gibi konularda müthiş bir birikime sahip olan ve konferanslarıyla bizleri aydınlatan
Prof. Işıklı, yazdığı birbirinden değerli kitaplarıyla da bizleri aydınlatma görevini sürdürecektir.

1977 yılında tanıştığım Alpaslan hocamla, özellikle 2006 yılında yapılan TÜMÖD kongresinde, Alpaslan hocamın Genel Başkan, benim Genel Sekreter olmam sonrasında, hemen her gün görüşmeye başladık. TÜMÖD ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nde birlikte yakın çalışmamız, Alpaslan hocamın büyük bir sorumluluk duygusuyla, yorulmak bilmeyen bir enerjiyle, kararlı ve dik duruşuyla yaptığı eylemler, tüm yurtseverlerde büyük bir övgü uyandırmıştır.

14 Nisan 2007 tarihinde Ankara’da ve 13 Mayıs 2007 tarihinde İzmir’de yapılan Cumhuriyet Mitinglerindeki konuşması ve coşkusu bambaşkaydı. Birlikte katıldığımız sayısız paneldeki söylemleri, her zaman yeni ufuklar açan nitelikteydi.

Kemalizm’in ilkelerinin özümsenmesinde ve
bizi yutmak isteyen emperyalizmin kavranmasında bizlere sürekli yol göstericiydi.

Prof. Işıklı, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde yönetimde olduğu dönemde,
Ergenekon İddianamesi’nde geçen “Atatürk’ün dahi Ergenekon’un tarikatvari, dini yapısı içinde olduğu, ancak açıklanma zamanı gelmediğinden açıklanmaması gerektiği” şeklindeki sözler üzerine, Atatürk’e hakaret eden savcılara tazminat davası açan
iki cesur ve yürekli kişiden biriydi.

Alpaslan hocamla en son 2 Mart 2013 tarihinde Isparta Ulusal Güçbirliği’nin düzenlediği “Devrim Yasaları ve Yok Edilme Süreci” adlı söyleşide birlikte olduk. Birlikte katıldığımız panellerde önce Alpaslan hocam konuşur, ardından ben konuşurdum. Ancak Alpaslan hoca ile birlikte konuşmak hem çok zordu, hem de
çok zevkliydi. Zordu, çünkü Alpaslan hocam kısa sürede konu ile ilgili anlatacak her şeyi söyler, başka söyleyecek söz bırakmazdı. Zevkliydi, çünkü Alpaslan hocamın
her konuşmasından yeni bir şeyler öğrenmek olanağı vardı.

Ulusal bilincin geliştirilmesi ve Kemalist ilkelerin öğretilmesi için aynı kulvarda birlikte mücadele ettiğimiz sevgili Alpaslan hocamızdan daha öğreneceğimiz pek çok şey vardı. Bu zamansız ayrılış, bizler için büyük bir acı ve yıkım oldu. Alpaslan hocamın olaylar karşısındaki kararlı tutumu ve dik duruşu ile yol göstermesini, birikimini ve heyecanlı eylemciliğini hep arayacağız. Alpaslan Işıklı, bizlerin öğretmeni, arkadaşı, dostu ve babası idi. Alpaslan Işıklı’nın ışığından hep yararlandık, bundan sonra da sönmeyen ışığından hep yararlanacağız.

Alpaslan Işıklı’nın şu söylemi, ne kadar alçakgönüllü bilge bir kişilik olduğunu kanıtlamaktadır:

  • “Bir şeyin hayalini sürekli olarak yaşamaktayım:
    Dünyanın, insanlığın karşı karşıya bulunduğu sorunları ele alan ufuk açıcı,
    sıradan olmayan bir kitap yazmak; umarım yaşım elverir de yazarım. Bugünlerde henüz onun birikimi ve hazırlığı içinde görmüyorum kendimi. Bu birikim ve hazırlığa sahip olduğumda, umarım hayatta olurum. Sağlığım iyi ama
    yaşım yetmiş.”

Ölüm, hangi yaşta olursa olsun, geride kalanlar için, sevenler için dayanılması çok zor ve ağır bir olaydır. Alpaslan Işıklı’nın birçok yakın arkadaşı öldürüldü, birçok arkadaşı, yurtsever aydınlar Silivri’de zulüm görmektedir ve bu aşamada ülkemiz ortaçağ karanlığına doğru sürüklenmektedir. Taksim Gezi Parkı olayları gençliğin ülke gündemine el koyması açısından çok değerlidir. Bu olaylarda öldürülen, yaralanan ve engelli kalan gençlerin durumunu Alpaslan hocamız kabullenememiştir, sevgi dolu yüreği kanamıştır. Bu güzel yüreğin, ülkemiz için daha birçok hizmette bulunacağı sırada yaşam ile bağlarının kopması, ulusalcı aydınlar açısından acımızı dağlayan bir durumdur.

Işığıyla bizleri aydınlatan, her zaman “gerçek yol gösterici bilimin” içinde olan,
ülkemizde Kemalist aydınlanma ideolojisinin değerini ve emperyalizmi doğru kavramış ender akademisyenlerin başında gelen Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’nın yaşama zamansız veda etmesi, ülkemiz açısından çok büyük bir kayıptır. Son derece alçakgönüllü, sevecen ve dik duruşuyla örnek bir insan olan Alpaslan hocamızın anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Sevgili Alpaslan hocam, demokratik kitle örgütlerinde birlikte çalışmamızdan ve
bana kattığınız değerlerden çok mutluyum. Bu güzelliklerin her zaman farkında olacağım ve kendimi hep şanslı hissedeceğim. Sizden aldığımız ışığın izinde giderek,
ülkemizi aydınlığa kavuşturacağız. Işıklar içinde rahat uyuyun.

İlk Kurşun Gazetesi, 15 Temmuz 2013

GİDEN ADAM..

Dostlar,

Değerli kardeşimiz Sayın Suay Karaman‘dan çok önemli bir yazıyı paylaşmak istiyoruz..

“GİDEN ADAM” jargonu çok yaratıcı ilk olarak..

İkincisi ise, ülke genelinde halk DİRENİŞİ (intifada!) sürerken,
Güneydoğu bölgemizde olup biten son derece tehlikeli gelişmeler..

  • PKK’nın yeniden gemi azıya alması ve eşkıyalık – soygun -yol kesme olayları..
  • Ve de Bölge Asayiş Komutanı korgeneralin helikopterine 4 el ateş edilmesi, isabet alması..

Hükümetin sesi çıkmıyor?! Halka karçı canavar, PKK ve teröristlerine kuzu..
Satılık basın duyurmuyor..
Genelkurmayn açklamasından öğreniyoruz..

“GİDEN ADAM” gitmesine gidiyor da yakıp yıkarak, vuruşarak çekiliyor..

Görünen o.. Çok yazık çok..

Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Mustafa Kemal Paşa‘nın
16 Mayıs 1919’da İstanbul’un işgali üzerine ağzıdan dökülen sözler yazgıları olacaktır :

“Geldikleri gibi giderler…”

Sevgi ve saygı ile.
24.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

GİDEN ADAM

portresi2

Suay Karaman

 

 

 

Taksim Gezi Parkı protestosundan sonra bütün ülkeye sıçrayan kitlesel eylemler, bütün hızıyla devam etmektedir. Özellikle üç büyük kentte eylemler gece yarılarına dek sürmektedir. Başbakanın yaptığı tahrik edici konuşmalar, protesto gösterilerine katılanların sayısını daha da arttırmış ve bilinçlendirmiştir, buna karşılık, polisin uyguladığı insanlık dışı şiddet ve zulüm ise artarak bütün hızıyla devam etmektedir.

Geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul’da Taksim Gezi Parkı’na karanfil bırakmak ve anma yapmak isteyenlere polisin uyguladığı şiddet, televizyonlardan canlı yayınlanmıştır. Bunun yanında Ankara’da Dikmen semtinde polisin evlere su sıktığı, gelişigüzel gaz bombası attığı da televizyonlardan görülmüştür. Bu görüntüleri izleyen ve devleti yönettiğini sananların henüz akıllarına istifa diye bir olgu gelmemektedir.

Yapılan bu eylemler, kitleleri birbirine yaklaştırdı, birlikte mücadele etmeyi öğretti, emperyalizme karşı tutumlarının gelişmesine olanak sağladı, ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğinin kendine güvenini yeniden kazandırdı. Ancak herkesin dikkati bu eylemlere yoğunlaşmışken 15-16 Haziran 2013’te Diyarbakır’da PKK terör örgütünün başı olan caninin isteğiyle

“Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı” düzenlendi.

  • Konferansta alınan kararlara göre, Güneydoğu Anadolu bölgemizin Türkiye’den kopartılması kararlaştırılmıştır.

Konferansın İmralı, Kandil, Ankara, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne gönderileceği kararlaştırılan sonuç bildirisinde

  • “Kürdistan halklarının kendi tercihleriyle özerklik, federasyon, bağımsızlık gibi statülerini belirleme hakkına sahip olduğu” belirtilmiştir.
  • Kürdistan halklarının kendi yazgısını belirleme hakkının yalnızca
    Kürdistan halkının kararına ve onayına bırakılması

    konferansta ortaklaşılan bir ilke olarak kabul edilmiştir.

Bildiride eli kanlı bebek katili Abdullah Öcalan’ın tahliye talebine yer verilmiş ve uluslararası örgüt ve devletlerin PKK terör örgütünü, terör örgütleri listesinden çıkartılması gerektiği dile getirilmiştir. Kürdistan halklarının kendi kimliği ile örgütlenme özgürlüğü, anadilde eğitim ve Kürtçenin resmi dil olarak kabulü, anayasal güvence altına alınması gerektiği vurgulanan bildiride, ulusal konferansın da kurulması talep edilmiştir.

  • Şu anda siyasi iktidar tarafından Güneydoğu Anadolu bölgemizin yönetimi PKK terör örgütüne bırakılmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri ise, hükümetin “açılım” görüşmeleri nedeniyle,
PKK terör örgütü ile mücadeleyi şimdilik bırakmıştır.

Bu konferans konusunda hükümet ve muhalefetten hiçbir tepki gelmemesinin üzerinde dikkatle düşünmek gerekmektedir. Akıllara ‘hükümet ve muhalefet aynı yerden mi yönlendiriliyor?’ sorusu gelmektedir. PKK terör örgütünün yaptıkları görmezlikten
ve duymazlıktan gelinmektedir.

20 Haziran 2013 Perşembe günü komuta heyetini taşıyan helikoptere, PKK teröristleri tarafından Hakkâri, Yüksekova’da İkiyaka Dağları’ndan dört el ateş edilmiştir.

Bu haber Genelkurmay Başkanlığı tarafından basına açıklamıştır. Ancak açıklanmayan ve yurttaşlarımız tarafından bilinmeyen kimi olaylar vardır: 19 Haziran Çarşamba günü Muş’ta çeşitli eylemlere katıldığı gerekçesiyle yakalanan iki PKK terör örgütü militanı, mahkemede serbest bırakılmıştır. 18 Haziran Salı günü Diyarbakır, Lice Kutlu Köyü’ne gelen PKK terör örgütü militanları, köy halkını toplayıp propaganda yapmışlar,
muhtarın aracını çalmışlar, köylülerin ziynet eşyalarını da topladıktan sonra kendilerine 40 bin Amerikan Doları’nın verilmesi için köylülere bir hafta süre vermiş ve gitmişlerdir.

17 Haziran Pazartesi günü PKK terör örgütü militanları Hakkari, Yüksekova Kamışlı Köyü’nde yol kesip, otomobilden indirdikleri bir vatandaşı kaçırmıştır. Aynı gün Van, Özalp Savatlı Köyü, PKK  terör örgütü militanları tarafından basılmış ve muhtarın
30 bin lirası çalınmıştır. 16 Haziran Pazar günü PKK terör örgütü militanları gündüz saatlerinde Şırnak merkeze bağlı Milli Köyü’nü basmış, burada yol yapım şantiyesinin
iki iş makinesini yakarak, terör örgütünün propagandasını yapmıştır.
İşçilerin cep telefonlarını da çalmışlardır.

14 Haziran Cuma günü Bingöl, Yayladere Yavuztaş Köyü’ndeki orman kesim işlerinde çalışan işçilerin şantiyesi PKK terör örgütü militanları tarafından basılmıştır. Bir kamyon, üç jeneratör, on ağaç kesme makinesi, binlerce ton odun ve çadırlar teröristlerce ateşe verilmiş, iki işçi teröristler tarafından kaçırılmıştır. Aynı gün PKK terör örgütü tarafından, Şırnak’ta bir askeri birliğe ateş açılmış ve bir askerimiz yaralanmıştır. 7 Haziran Cuma günü Diyarbakır, Lice Budak Köyü’nde PKK terör örgütü militanları köylüleri toplayıp propaganda yaptıktan sonra üç kişiyi kaçırmışlardır.

  • Siyasi iktidarın uygulamalarını protesto etmek için meydanlara inen vatandaşlara su sıkan, gaz atan ve şiddet uygulayan emniyet güçleri, terör saldırıları karşısında görevlerini yapmamaktadırlar.

Siyasi iktidar alanlardaki gençlere acımasızca saldırırken, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bunlar yaşanmaktadır. Başbakan İstanbul’daki olaylar sırasında bir aracın yakılmasına karşı çok büyük bir tepki göstermişti. Ancak bu terör saldırılarıyla ilgili hiçbir tepkisi olmadı. Bu terör saldırılarıyla ilgili ne başbakan, ne bakanlar, ne de muhalefetten bir tek sesin bile çıkmaması ülke bütünlüğünün korunmaması açısından son derece tehlikelidir.

  • Emperyalist güçler ve yerli işbirlikçileri ne yaparsa yapsınlar,
    Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmeye, parçalamaya güçleri yetmeyecektir,
    hepsi deliğe süpürülüp, gidecektir.

Giden adam başbakana yaranarak, bir tarafın kulu olacak kitlelere değil,
vatanı savunacak, mücadele edecek yurtsever kitlelere gereksinim vardır.
İşte bu eylemler, vatan hainlerine karşı, yurtseverlerin bir araya toplanmasına olanak sağlamıştır.

  • Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün özgürlük şarkılarının söylendiği
    bu topraklarda, tartışmasız zafer yine yurtseverlerin olacaktır…

ULUSALCILIK

Suay Karaman

 portresi2

ULUSALCILIK
lk Kurşun Gazetesi, 4 Şubat 2013

1923’lü yıllarda Türkiye’de yeni bir kavram olan ulusalcılığın (ulusçuluk, milliyetçilik)
tüm toplumca benimsenmesi, Kemalist Devrimin başarılarındandır. Kemalist Devrimin ulusalcılık anlayışı, çağdaşlaşmanın en önemli öğeleri olan ulus ve yurttaş olarak yaşama gereğini ve gerçeğini amaç edinmiştir; toplumunun ümmet olarak yaşama inancını asla kabul etmez. Atatürk ulusalcılığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını korumayı ve toplumun çağdaşlaştırılmasını benimsemiştir.

Günümüzde bazılarının ırkçılıkla özdeşleştirdiği ulusalcılık, ulusun tüm bireyleriyle amaçta, inançta, dilde, kültürde ulusal kimlik bilincine varmaktır. Kederde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde olanakların dağılımında birleşebilmenin mutluluğuna ulaşmaktır. Devletin ve ulusun geleceği için, ülke ve ulus bütünlüğü için birlikte çalışmaktır. Ulus olarak yaşamak, çağdaş topluma dönüşmenin en önemli ve zorunlu bir gereğidir.

Kemalizm’in 6 ilkesinden biri olan ulusalcılık (milliyetçilik),
etnik kökene dayanmayan bir yurtseverliktir.

Bu ulusalcılık barışçıdır, emperyalizm karşıtıdır; kalkınmayı ve çağdaşlaşmayı kendi insanına dayatır.

Atatürk, “Türk ulusu; Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan Türkiye halkıdır.” diyerek, ulusu belirli bir coğrafya üzerinde oturan halkın bütünü olarak kucaklamaktadır. Türk ulusu kavramı, bu topraklarda yüzyıllardır birlikte yaşadığımız tüm etnik toplulukları içinde barındırır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene!” sözünü henüz anlayamayanlar, kafalarını emperyalist işgalden kurtaramayan zavallılardır.

Son yıllarda emperyalizmin katkılarıyla ulusalcılık kavramının içi boşaltılmıştır
ve anlamı bilinçli olarak saptırılmak istenmektedir. Yurtseverlikle özdeşleşen ulusalcılık, şövenlik, ırkçılık, kafatasçılık ve faşistlikle eş tutulmuştur. Çünkü ulusalcılık; mandacılığın, işbirlikçiliğin, hainliğin ve emperyalizmin karşısındaki kavramdır. İşte bu yüzden ulusalcılık, “egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” sloganının tek sözcükle ifadesidir. Ulusalcı yani yurtsever kişi, yurdunu,
ulusunu büyük bir tutku ile seven, bu uğurda özveride bulunan insandır.

Bugün dünyanın önde gelen devletleri, ulusalcı devlet kimlikleriyle, yurtsever olarak nitelenirken, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusalcı olması ise ırkçılık olarak değerlendirilmektedir.

Bu emperyalizmin “böl ve yönet” taktiğinin başka bir boyutudur.

Geçtiğimiz günlerde TBMM’de doğruların ağır bastığı bir konuşma yapan
CHP İzmir Milletvekili Prof. Birgül Ayman Güler, emperyalizmin maşaları tarafından ağır eleştirilere uğradı. Gerçekten “Türk” demenin faşistlik,
“Kürt” demenin demokratlık olarak algılandığı günümüzde, emperyalizm
her yeri ve herkesi işgal altına almış, akıllara ambargo koymuştur.
Yıllardır ülkemizdeki “Kürtçülük” sorununu, insan hakları ve demokrasi diye yutturan emperyalist devletler, kendi ülkelerindeki benzer sorunları görmek istememektedirler ve milliyetçiliklerinden ödün vermemektedirler.

Kürt aydınıyım diye öne çıkanlar ve Kürt milliyetçiliği yapanlar, toprak ağalığının millet kavramı içindeki yerini sorgulamalıdırlar. Kürt aydını ile Kürt halkının sağduyusu arasındaki en önemli fark, toprak ağalığı ile aşiret reisliği konusunda belirginleşmektedir.

TBMM’de yaptığı konuşma ile toplumun büyük çoğunluğuna rehber olan ve ırkçılara ders veren Prof. Birgül Ayman Güler’in, bundan sonra 2 önemli söylemi olmalıdır. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na;

  • “BOP eş başkanına kredi açamazsınız” 

ve 

“Atlantik ötesinde oluşturulduğu belli olan, içinden ‘Türk’ kelimesinin kaldırılacağı Anayasa hazırlık komisyonunda CHP’nin ne işi var?”

demesi gerekir…