Suay Karaman: VATAN SAĞ OLSUN

Dostlar,

Sayın Suay Karaman dostumuzun bu yazısı son derece uyarıcı, müthiş bir derleme ve irdeleme..

Tam bir belgesel..

Dikkatle, özenle, altı çizilerek okunmalı..

Bravo Sayın Suay Karaman..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 01.10.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

VATAN SAĞ OLSUN

Suay Karaman

ABD’nin Ankara Büyükelçisi (1989-1991) ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi olan Morton Abramowitz, 1994’te “Türkiye parçalanabilir” açıklaması yapmıştı.

20 Eylül 1996 tarihli Aydınlık Dergisi’nde, CIA’nın yan kuruluşu RAND Corporation (Research and Development – Araştırma ve Geliştirme Kuruluşu) kaynak gösterilerek yapılan haber şöyleydi: “Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor… Amerika Tayyip Erdoğan’ı Başbakan, Abdullah Gül’ü de Dışişleri Bakanı yapacak.”

30-31 Mayıs 1998’de ABD’de Amerikan Ulusal Savunma Enstitüsü bir toplantı düzenledi. CIA eski Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller ile ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi ve CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Barkey’in açıkladıkları senaryoya göre; “Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum’da cuma namazında camilerde bombalar patlayacak. Ayaklanan halk, valiliklere, kaymakamlıklara yürüyecek. Polis halkın önüne geçemeyince, askeri birlikler devreye girecek. Laik-anti laik, Alevi-Sünni çatışması patlak verecek. Ağırlıklı olarak Sünnilerin safına geçen polis, askeri birliklerle çatışmaya girecek. Radikal İslamcılar, ayrılıkçı Kürtlerle birleşerek orduya karşı silâhlı mücadeleye başlayacaklar. Orduda çözülmeler baş gösterecek.” Toplantıda bu olaylar sonrasında ABD’nin Türkiye’ye nasıl müdahale edebileceği de tartışıldı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson (2000-2003), 22 Mart 2003’te Washington’a gönderdiği gizli kriptoda şöyle diyordu:

“Türk generaller AKP’den seçilen Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duyuyor. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan çıkarlarının korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Hilmi Özkök’ün sadakatli duruşuna sahip çıkmalıyız. Muhalif orgeneraller, Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmekte.

Erdoğan kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Orta Doğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir.

Ancak Türk Ordusu’ndaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz. Amerikan çıkarlarına karşı çıkan orgeneraller Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün emir ve talimatlarına uymadıkları gibi, her an muhtıra verebilirler.

Bu bakımdan değerlendirildiğinde, güçlü bir medya grubunun oluşturulmsına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup, gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı teyidi alınmıştır.”

26 Mart 2003’te Carnegie Endowment adlı kuruluşun Türkiye ve Ortadoğu uzmanı, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi ve CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Baker, Utah Üniversitesi’nde verdiği konferansta:

Avrupa Birliği adaylık sürecinde müzakereler yoluyla AKP lideriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik.” demişti.

4 Temmuz 2003’te Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye kentinde Türk Askeri’nin başına çuval geçirilmişti. Hükümet ve askeri yetkililerin sessiz kaldığı çuval geçirme olayı, ordunun kırılma noktası oldu ve bundan sonra ordu üzerinde oyunlar oynanmaya başlandı. Çuval olayından sonra sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerine gidildi, psikolojik operasyonlarla yıpratıldı ve kıpırdayamaz, hatta sesini çıkaramaz duruma getirildi. Toplumda en güvenilir kurumların başında gelen TSK’yi, bir düşman ordusu olarak görenler, TSK’ye olan güveni sarsmak için, yandaş basın ve emperyalist güçler tarafından bilinçli bir şekilde saldırılar planladı.

7 Ağustos 2003’te, ABD Başkanı’nın Güvenlik Danışmanı olan ve daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Condoleezza Rice, The Washington Post gazetesinde Fas’tan Çin sınırına dek 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesini amaçladıklarını söylemişti. ABD Ordusunun NATO Avrupa Müttefik Birlikleri Başkomutanı olarak görev yapan Org. Wesley Clark, 2 Mart 2007’de bir TV konuşmasında şunları söylemişti:

“Beş yıl içinde yedi ülkeyi ele geçireceğiz: Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan, İran.”

Bütün bu emperyalist söylemlerin yanında ABD’li bazı subayların yayınladıkları haritalar da belleklerimizde durmaktadır.

2008’de Türkçe’ye çevrilen CIA eski Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller’in “Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitabında yapılmak istenen emperyalist oyunlar açık açık yazılmıştır; “Hilafet hala etkileyici bir sembol ve siyasi bir makam olup, etkileyici bir dini liderin yükselişini beklemektedir.”

“Türkiye, yalnızca kendisi için değil, aynı zamanda günümüz islamı için önemli iki dinamik islami hareket üretmiştir:

Gayet politik AKP ve büyük ölçüde apolitik cemaatçi Fettullah Gülen hareketi.”

Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir. Bu devrimin karşısındaki tek güç, Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve tasfiye edilmeleri gerekir.”

3 Şubat 2010’da ülkemize gelen, askerimizin başına çuval geçirenlerin komutanı ABD’li General Ray Odierno ile yapılan toplantıya, ordumuzdan bir orgeneral ile bir tümgeneral de katılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı asimetrik psikolojik savaş uygulanıyor derken, bazı subaylarımız tutuklanırken, birçok subayımız intihar ederken ve birçok askerimiz terör sonucunda şehit düşerken, Atatürk’ün ordusunun böyle bir toplantıya katılması onaylanamaz. Türk Silahlı Kuvvetleri, kendi ipini çekenlere bilerek ya da bilmeyerek yardım etmektedir.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson (2005-2008), 5 Ocak 2012’de ABD’nin ana stratejilerini yazmıştı:

“…yüksek rütbeli subayların sözde veya gerçek, yasadışı davranışlarına odaklanmak,
son zamanlarda sönmeye yüz tutmuş anayasa değişikliğine yeniden şevk ve ivme katacaktır; ordu içinde, yargıda ve her konumda bu değişimi kısıtlamak ve AKP’nin işlerini engellemek isteyenleri atacakları adımları hesaplamaya ve kendilerini ne şekilde savunacaklarını düşünmeye zorlayacaktır.”

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) üyesi olan Morton Abramowitz, 20 Eylül 2012’de “Türkiye’nin Nazik Durumu” adlı yazısında şu değerlendirmeleri yapmıştı:

“Muhalefetin olmadığı, halkın sessiz ve tepki vermediği Türkiye’de 2014’te ülkede ve komşularda kargaşanın devamı yeni partilerin ortaya çıkmasına ve hatta belki de AKP’nin dağılmasına sebep olabilir. Bütün bunlar yaşanırken de dinamik ve sonsuz sürprizlerle dolu bir ülke olarak kalmaya devam eden Türkiye, dikkatle izlenmeli ve boş bırakılmamalıdır.”

Bütün bunlar açık açık söylendi, ama akıllarımız kapalıydı. Bizler uyurken, uyutulurken ülkemize CIA uzmanları cirit attı, Türk Silahlı Kuvvetlerni itibarsızlaştırmak için ortak hazırlıklar planlandı, komplolar hazırlandı ve sahte belgeler üretildi. Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda suçu ve suçluyu aramaya gerek yoktur. Zorlama ve sahte suçlamalar vardır. Mahkeme adıyla yargılama yapanlar, verdikleri hukuk dışı kararlarla görevlerini yerine getirmektedirler.

Yinelemekte yarar var; CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Baker, 26 Mart 2003’te
Utah Üniversitesi’nde verdiği konferansta:

“AKP lideriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik.” demişti.

Henry Baker, yaklaşık 9 yıl önce bugünkü büyük operasyonları anlatmıştı.

Düzmece kanıtlarla, tıpkı Ergenekon Davası gibi, sahte bir Balyoz Davası düzenlenmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri kafeslenmiştir. 325 suçsuz insan, tutuklanmıştır; olay bu denli açıktır. Silivri mahkemelerinin verdiği kararlarda hukuk ve adalet aramak, uzayda yaşamak gibidir. Mahkemenin, 1650+ maddi hatanın yanı sıra, 23 bilirkişi raporunu görmezden gelmesini, başka türlü açıklamak olanaksızdır. Karar duruşmasında tutuklu yargılanan askerler adalete olan inançlarını yitirdiklerini bildirmişler ve “vatan sağ olsun” demişlerdir.

1919’larda Anadolu’yu iştahla paylaşmak isterken yenilen emperyalizm, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak için ortaçağ artığı güçlerle ortaklaşa oyunlar düzenlemektedir. Artık bu oyunlar çok açıkça oynanarak, ülkemize yeni Sevr haritaları dayatılmaktadır. Amansız düşmanımızın emperyalizm olduğunu, Pentagon olduğunu anladığımız zaman, verdiğimiz mücadeleden başarıyla çıkacağız ve gerçekten ‘vatan sağ olsun’ diye haykıracağız.

Vatan sağ olsun, ama biraz da akıllar sol olsun. Vatan sağ olsun, akıllar sol olsun, aydınlığa giden yol olsun, güzel günler bol olsun…

İlk Kurşun Gazetesi,
1 Ekim 2012.

EMPERYALİZME KARŞI ÇIKMAK

EMPERYALİZME KARŞI ÇIKMAK

Suay Karaman
İlk Kurşun Gazetesi, 6 Ağustos 2012

6 Ağustos 1945 sabahında Amerika Birleşik Devletleri’ne ait ‘Enola Gay’ adlı B-29 savaş uçağından Japonya’nın Hiroşima kentine ‘Little Boy’ (küçük oğlan) adı verilen 14 kilo ton gücünde olan Uranyum 235 tipi atom bombası atıldı.

İkinci Dünya Savaşı’nın son aşamasında yapılan Hiroşima’ya atom bombası saldırısı, ABD’nin insanlığa karşı yaptığı toplu katliamlardan biri olarak tarihe geçmiştir.
ABD istihbarat birimleri önceden Japonların hayat ve hareket tarzlarını araştırarak, onların en çok dışarıda oldukları saati saptamıştır. Buna göre saldırı saati sabah 08.15 olarak kararlaştırılarak, bombalama eylemi yapılmıştır.

Saniyenin on binde biri kadar kısa bir sürede gerçekleşen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden bir ışıktı. Ardından gelen yaklaşık 300.000 derecelik ısı etkisi, 3 km çapındaki her şeyin yanmasına neden oldu. Daha sonra ise patlamanın etkisiyle başlayan ve saatte 1800 km hızla esen alev rüzgarı, çevredeki tüm yapıları yıktı, ağaçları söktü. Ancak asıl kalıcı etkiyi, patlamadan birkaç dakika sonra başlayan bir yağmur gerçekleştirdi. Yağmur ile tüm radyoaktif serpinti bölgeye inmiş oldu. Saniyelerle ölçülebilecek bir zaman dilimi içinde Hiroşima’yı yok eden bu korkunç bombanın bilançosu, yaklaşık 150.000 ölü ve 100.000 yaralı olarak belirlenmiştir.

Hiroşima’ya atom bombası atan uçağın pilotu Albay Paul Tibbets (1915-2007), bu olaydan sonra her gece rahat uyuduğunu söylemiştir. Bu bombayı taşıyan uçağın adı, pilotun annesinin adından (Enola Gay Tibbets), bombanın adı ise, annesinin oğluna hitabından (Little Boy) gelmektedir. Emperyalist ABD, insanlığa karşı işlediği bu suçta kullandığı ‘Enola Gay’ adlı uçağı, hiç sıkılmadan ve utanmadan Ulusal Havacılık ve
Uzay Müzesi’nde sergilemektedir.

9 Ağustos 1945 günü ise saat 11.02’de Japonya’nın Nagazaki kentine ‘Bockscar’ adlı
B-29 savaş uçağından, ‘Fat Man’ (şişman adam) adı verilen 20 kilo ton gücünde olan Plütonyum 239 tipi atom bombası ile ikinci saldırı gerçekleştirildi.

Bu kentteki insanların daha önceden uyarılması, buradaki ölümlerin daha az olmasını sağladı. Nagazaki’ye atılan bombanın bilançosu yaklaşık 100.000 ölü ve 80.000 yaralı olarak belirlenmiştir. Ancak, her iki kentte de radyasyondan kaynaklanan ölümler
15 Ağustos 1945 tarihinden sonra görülmeye başlandı. Radyasyondan kaynaklanan ölümler, bombanın patladığı anda meydana gelen şok, ısı ve yıkım etkisiyle gerçekleşen ölümlerden çok olmuştur. Her iki atom bombasının atılmasından sonraki ilk beş yıl içinde bilanço çok acıdır. Radyasyonun toprak ve suyu kirletmesi sonucunda, yüz binlerce DNA hasarlı sakat insanın yanında, yaklaşık 350.000 ölü vardır. Bu iki kentte insan yaşamını hala etkileyen bu radyoaktif saldırılar, günümüzde bile Japonların genetik yapısında kendisini göstermekte ve bombanın atıldığı yerde herhangi bir şey yetiştirilememektedir. Bu sonuç, atom bombasının insanlık için ne denli tehlikeli
bir silah olduğunu ortaya koymaktadır.

İlk kez İkinci Dünya Savaşı sonlarında kullanılan nükleer silahlar için ABD’nin gösterdiği resmi gerekçe komikti :

“Almanya’nın teslim olmasından sonra Japonya’nın teslim olmasını sağlamak ve
İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdirmek.”

Ancak yaygın bir görüşe göre, atom bombası Sovyetler Birliği’yle başlatılan
soğuk savaş ilişkilerinde ABD’nin silah üstünlüğünü göstermek için kullanılmıştır.

Emperyalizmin öncüsü ABD’nin, 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze insanlık suçları
çok ürkütücüdür.

1950-53 arasında yüz binlerce yurtsever Kore’liyi katletti.

1954’te binlerce Guatemala’lıyı öldürdü.

1956-59 arasında Küba’da 60.000 kişiyi, ABD’li danışmanların ve Batista’nın birlikte yürüttüğü operasyonlarda katletti.

1965’te Dominik’e paraşütçülerini indirerek, binlerce Dominik’liyi katletti.

1969-75 arasında Vietnam’da beş milyondan çok kişiyi ölü ve sakat bıraktı,
işkenceden geçirdi.

1973’te Şili’de CIA’nın düzenlediği darbe ile binlerce kişiyi katletti.

1975’te Arjantin’de faşist generallerle yaptığı işbirliği sonucu, binlerce kişi öldürüldü ve kayboldu.

1983’te Lübnan’a operasyon düzenlenerek, binlerce Lübnan’lı yurtsever katledildi.

1989’da Panama’ya asker çıkararak, binlerce Panama’lıyı öldürdü.

1991’de Irak’ın Kuveyt’e girişini bahane ederek, Irak halkına bomba yağdırdı ve
yüz binin üzerinde insanı katletti.

2001’de ise demokrasi getirme oyununu Afganistan’da sergiledi ve yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına yol açtı. 2003’te yine Irak’ta yapılan katliamlar sonrasında yaklaşık bir milyon kişi öldürülmüştü.

ABD, demokrasi getirme adına sömürmek istediği ülkeleri işgal etmekte, bombalamaktadır.

Saddam’ın elinde nükleer silah var bahanesiyle, Irak’ta milyonlarca insana zulüm yapıldı. Daha sonra CIA, nükleer silah olmadığını açıkladı. Şimdilerde Suriye’nin elinde kimyasal silah olduğu söyleniyor. İsrail’in elindeki nükleer silahları görmeyen Hiroşima ve Nagazaki sabıkalısı ABD yönetimi, kendi yaptıklarının hesabını verememektedir.

Emperyalizme karşı çıkmak için, dünyada ilk kez atom bombasının atıldığı gün olan

6 Ağustos gününün, Emperyalizm Karşıtlığı Günü olarak ilan edilmesi gerekir.

Terörün destekçisi ABD’den yardım bekleyenlerin, yalakalık yapanların, ABD’ye şirin gözükmek isteyenlerin, ABD’nin sözünden çıkmayanların, delikten süpürülmekten korkanların emperyalizmin kirli yüzünden gereken dersleri çıkartabilmesi dileğiyle..

SURİYE’Yİ YEMEK.. Eating Syria.. / By Suay Karaman

Suay Karaman.. 27 Mayıs Devrimcisi Suphi Karaman’ın oğlu, İLK KURŞUN Gazetesi yazarı, eski ADD Genel Sekreteri, Gazi Üniv. Öğr. Görevlisi, TÜMÖD Genel Sekreteri. Yiğit kalem, yürekli Atatürkçü.. Yalpalamayan kişilik. Sağolasın! Ahmet Saltık. 30.7.12
SURİYE’Yİ YEMEK..

Suay Karaman
TÜMÖD Genel Sekreteri
http://www.ilk-kursun.com/haber/112874, 30.7.12

ABD’nin eski dışişleri bakanlarından Condoleezza Rice, 7 Ağustos 2003’te The Washington Post gazetesinde Fas’tan Çin sınırına dek 22 ülkenin siyasal ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesini amaçladıklarını söylemişti. ABD ordusunun NATO Avrupa Müttefik Birlikleri Başkomutanı olarak görev yapan generali Wesley Clark, 2 Mart 2007’de bir TV konuşmasında şunları söylemişti:

“Beş yıl içinde yedi ülkeyi ele geçireceğiz: Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan, İran.”

Emperyalist devletlerin yemek istediği Suriye, her türlü olumsuzluğa karşı mücadele etmektedir. En geç 2 ayda düşeceğine kesin gözüyle bakılan Suriye, bütün bu karışıklık ve olumsuzluk içinde 18 aydır direnmektedir. ABD’nin emperyalist yönetimi, aylardır Beşşar Esad rejiminin devrilmesinden yana bir politika izlemektedir. Emperyalizmin isteği üzerine, bölgedeki güçlü İran ile Suriye bloğunu parçalamak ve İran yönetimi tümüyle yalnızlaştırmak için Esad rejiminin devrilmesi gerekmektedir. Suriye’nin ele geçirilmesinin ardından İran’a da ‘demokrasi getirmek için’ (!) müdahalede bulunulması, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı verilen büyük işgal planı kapsamında gündeme getirilecektir.

877 km2’lik sınırımız bulunan Suriye’ye yapılan bu kirli tuzaklara karşı emperyalist devletlerin işgal projelerinin eş başkanı olmakla övünenlerden kurulu siyasi iktidar, tutarlı davranış ve ulusal çıkarlarımız için dik duruş sergileyememiştir. “Deliğe süpürmeyin, kullanın” denilen BOP’un eş başkanı; “sabrımızın sonuna geldik, Suriye bizim iç meselemiz.. Suriye aynı zamanda bizim eski bakiyemiz olan bir toprak..” diyerek, diplomasi ve akılla çatışan ciddiyetsiz söylemlerde bulunmuştu. “Kardeşim” dediği bir ülkeye, saldırganlık içinde bulunan BOP’un eş başkanı, yaptığı yanlış söylem ve tutumlarla ateşle oynadığını fark edemedi. Şu anda gelinen durum karşısında, ne yapacağını bilmez bir halde dolanmaktadır.

BOP’un eş başkanı, Suriye’yi Esad’dan kurtarmaya çalışırken, geleceğe dönük tehlikeleri göremeyen niteliksiz bir siyaset izledi. Esad karşıtı muhaliflere verilen lojistik destek sayesinde PKK terör örgütü ile mücadelenin aleyhimize bir ivme kazanmasına yol açılmış oldu. Bizim topraklarımızda üslenen PKK terör örgütünün dışarıdan destek aldığı tek yer, Mesut Barzani’nin Irak’ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimiydi. Barzani, PKK terör örgütünü kendi topraklarında barındırmakta, beslemekte ve ülkemize saldırtmaktadır.

BOP’un eş başkanının Suriye’nin iç işlerine ilişkin kargaşayı körükleyen konuşmaları ve eylemlerinin ardından, Esad’ın PKK terör örgütünü anımsatan sözleri üzerine eş başkanlar, şimdi Suriye politikası hakkındaki yanlışlarını anlamışlar mıdır? Esad yönetimi, Suriyeli Kürtlerin üzerindeki baskıyı kaldırarak, silahlanmalarına göz yumdu. PKK terör örgütüne yakınlığıyla bilinen Suriye’deki Demokratik Birlik Partisi, Suriye’nin sınırımıza yakın
kimi kentlerindeki binalara PKK terör örgütünün bayraklarını ve terör örgütünün başının posterlerini astı. 12 Kürt örgütünü bir araya getirerek Kürt Ulusal Konseyi’ni kurduran, Suriyeli Kürtleri eğiten Barzani, AKP hükümetini uyutarak Irak’ın kuzeyinden sonra Suriye’nin kuzeyinde de
söz sahibi oldu. Hemen sınırımızın aşağısında yeni bir Kürt oluşumu kurulmaktadır.

Bölge Kürtlerinin ortak bir devlet olma yolundaki öngörüleri, bir federatif devlet modeline doğru biçimlenmektedir. Kürtlerin olası federatif bir devlet altında toplanmalarının tek sorumlusu ise BOP’un eş başkanıdır. BOP’un eş başkanının isteğiyle sınıra yakın bölgelerde yaklaşık elli bin sığınmacı için kurulan çadır kentlerde sağlanan olanaklara isyan eden, Türk bayrağını indiren, güvenlik güçlerini rehin alan, polislerimizi döven, kamyonlarımızı yakanların olması düşündürücüdür. Ama bunları BOP’un eş başkanı ve çevresi hiç düşünmemiştir. Yapılan yanlışların sonucunda Irak’ın kuzeyindeki
PKK terör örgütü, Suriye’nin kuzeyine de yerleşmiştir.

Komşularla “sıfır sorun” derken, Suriye ve Irak sınırı olmak üzere, toplam 1208 km’lik geniş bir terörle mücadele alanı yaratılmıştır. Suriye sınırındaki kara mayınların temizlenmesi ile ilgili ihale çalışmalarının da yürütüldüğü bilinmektedir. BOP ilerledikçe, hedefin Türkiye’nin bölünmesinin olduğunu göremeyenler, şimdi Suriye’nin kuzeyindeki yapılanma
ortaya çıkınca, durumu anlayabilmişler midir?

Suriye’deki iç savaştan doğrudan ve en kapsamlı biçimde etkilenecek ülke Türkiye’dir. Kürt konusu ise bu etkilenmenin belki de en karmaşık ve zor bölümüdür. Diyarbakır Anakent Belediye Başkanı da bu gelişmelere koşut olarak Türkiye’de yeniden özerk Kürdistan özlemini dile getirmiştir. Bu sıkıntılı süreçten kısa sürede kurtulmanın yolu, Rusya ve Çin birliğinin küresel emperyalizme direnerek, BOP’a geçit vermemesidir. Eğer bu birliktelik olmazsa, böyle eş başkanlarla yönetilen ülkemizde yüz yıl sonra yeniden Sevr haritasının hayata geçirilme olasılığı bulunmaktadır.

Emperyalist devletlerin kuyruğuna takılanların, sıranın bir gün kendilerine de geleceğini görmeleri gerekir. BOP’un işgal planları için taşeronluk hizmeti verenlerin, emperyalist oyunlara alet olanların, CIA eski çalışanlarından Philip Burnett Franklin Agee’nin (1935-2008) “Şirket İçinde: CIA Günlüğü” adlı eserini okumaları gerekir. Philip Agee’nin şu sözleri
birçok olaya açıklık getirmektedir: “CIA için demokrasinin bir anlamı yoktur. Eğer bir ülkede seçilmiş bir hükümet varsa ve bizimle işbirliği yapıyorsa her şey normaldir. Eğer işbirliğini reddediyorsa, demokratikmiş, değilmiş umurumuzda değildir, icabına bakılır.”

Üç yüz yıldır dünyayı sömüren emperyalizme karşı ilk kez utku kazanan büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesini anlayamamış beyinler, ülkemizi çok büyük sorunlarla karşı karşıya getirmişlerdir. Akılcı düşünce ile birlik ve beraberlik ile bütün sorunların aşılacağı tam bağımsız, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti hepimizin özlemidir, dileğidir.

İlk Kurşun Gazetesi
30 Temmuz 2012

Paşa Paşa.. / Suay Karaman

Pasa_Pasa_Suay_Karaman

Konuk yazar Suay Karaman : Laiklik tehlikede mi? / Is secular regime under danger in Turkey?

Laiklik_tehlikede_mi_11.6.12