Devletin medikal alımları alarm veriyor

Devletin medikal alımları alarm veriyor

Çiğdem Toker
Cumhuriyet
, 29.05.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Geçen hafta tıp ve eğitim camiasını sarsan trajik bir olay yaşandı.
Elazığ Fırat Üniversitesi Başhekimi Prof. Dr. Muhammed Said Berilgen, odasında uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
Sevilen bir hekim, eğitimci ve yönetici olan Berilgen’in ölümü “sağlık şiddeti” olarak açıklandı.
Gelin görün ki, gerçeğin boyutları biraz daha ayrıntılı bakmayı hak ediyor.
DHA’nın olayla ilgili haberinden:
DHA’nın olayla ilgili haberinden: “Öte yandan, hastane yetkilileri, medikal malzeme alımlarında başhekimin talimatı ile ödemelerin sıraya göre yapıldığı, ancak Sercan Gök’e yapılacak ödeme ile ilgili henüz sıranın gelmediği belirtildi. Medikalci arkadaşları da, Sercan Gök’ün maddi anlamda sıkıntı yaşadığı, bu yüzden de icralık olduğu için Başhekim Prof. Dr. Berilgen ile görüşmeye geldiğini ve tartışma sonucu olayın olduğunu iddia ettiler.”
Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçileri Derneği MASSİAD’ın açıklaması da bu vahameti teyit eden unsurlar taşıyor. Olayı şiddetle kınayan, MASSİAD “Sektörün çözülemeyen ve gittikçe ağırlaşmaya devam eden sorunları nedeniyle benimsemediğimiz, hiçbir şekilde onaylamadığımız ve tasvip etmeyeceğimiz benzer trajedilerin oluşmasından endişe ediyoruz.” diyor.

Bu korkutucu uyarının gerekçelerine bakalım:

* Kamu ve üniversite hastanelerinin 250 günden başlayıp 3-4 yılı bulan uzun ödeme süreleri,
* Döviz kurlarındaki hızlı artış ile ihalelerde TL sabit fiyat verilmesi nedeniyle yaşanan zararlar
* SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) fiyatlarının döviz ve enflasyona göre güncellenmemesi. Pek çok ürünün geçiş dönemi verilmeden listeden çıkarılması.

Borç batağı

“Meslektaşlarımız günü kurtarmaya çalışırken bankalara muhtaç duruma gelmiş, borç batağına sürüklenmiştir” diyen dernek, çözüm için, hükümetin kendilerini de çağırarak çalışma başlatmasını talep ediyor.

Kamu hastaneleri açıklasın

Piyasadan bir isimle de görüştüm. Son beş yıldır, özellikle üniversite hastanelerinde alım yapılan tıbbi cihaz/malzeme ödemeleri için “çok uzun süreli vade yapıldığının” altını çizdi.
Teslimattan 360, 550 gün sonra gibi vadeler. Dahası vade geldiğinde dahi ödeme yapılmadığını belirten yetkili, çarpıcı bir şey daha söyledi:
“Özel sektörün dış borcu arttı deniyor. Ama özel sektörün devletten alacağı rakamı
hiç kimse takip etmiyor.. Çünkü bu karambol durum devletin işine geliyor.”

MASSİAD açıklaması ve yaptığım görüşmeden sonra, Başhekim Prof. Dr. Berilgen’in ölümünün “sıradan bir sağlık şiddeti olayı” olmadığı, sorunun çok daha yapısal ve kurumsal olduğu izlenimini edindim.

Sonuç: Tıbbi cihaz ve malzeme alım ödemeleri, alarm veriyor.
Maliye ve Sağlık bakanlıklarının dikkatine.
=============================================
Dostlar,

“Sağlıkta Dönüşüm” masalının duvara dayandığının bir başka göstergesidir yaşanan dram.
Kamu hastaneleri, özellikle kamu üniversite hastaneleri bilerek ve isteyerek bir mali bunalım girdabına sokulmuşlardır. Sonuç kurguludur ve Başbakan iken R.T. Erdoğan’ın ağzından açıklanmıştır :.. Sağlık hizmeti ve hastane işletmeciliği faklı şeylerdir. Sen ilkini yap, ikinciyi bize bırak… Mali dengeni sağlayamıyorsa hastane yönetimi bize devret… 
İlk kurban Marmara Üniversitesi Top Fakültesidir. Böyle bir hastane artık yoktur ve bu Fakülte, Sağlık Bakanlığına ait Pendik Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde hizmet vermekte, tıp öğrencilerini ve asistanlarının uzmanlık eğitimini bu hastanede vermektedir. Hastalar – başvuranlar üzerinde yürütülen klinik tıp araştırmaları da bu hastanede yapılmaktadır.

Personel yönetimi ve mali bakımdan tam bir karmaşa yaratan modelde Üniversite’nin Anayasa gereği tanınan (md. 130/1) özerkliği de dolaylı olarak ortadan kaldırılmaktadır. İznini Tıp Fakültesi Dekanından alması gereken akademik çalışanlar, gerçekte Sağlık Bakanlığı’nın personeli olan Başhekimden izin almak durumundadır. Hastanenin yönetiminde Akdemik personelin bir söz hakkı yoktur.. Alınacak araç – gereç vb. alanlarda da..
Böylelikle kamu üniversite hastanelerine de AKP el koymak istemektedir. SGK’nın sağlık mal ve hizmetlerinin bedelleri olarak belirlediği SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) fiyatları güncel değildir ve geriödemeler gecikmektedir. Özel hastaneler SUT bedellerine ek %200’e dek farkı hastalardan alabilmektedir. Üniversite hastaneleri döner sermayeden ödenecek ücretlerle personel çalıştırmak, bina ve tıbbi araç – gereçlerin bakım – onarımını yaptırmak ve tüm üniversitenin Bilimsel Araştırma projelerini finansmanını sağlamak zorundadır. Dolayısyla mali bunalım içindedirler, ciddi düzeyde borçludurlar. Yatan hastaların ilaçları da dahil, SGK paket anlaşmalarına dahildir ve satınalmalarının bedellerini uzun vadeye yayarak ayakta kalmaya çabalamaktadırlar.. Firmalar ihaleye girmek istememekte, geriödeme süresi ve güçlüklerini dikkate alarak yüksek fiyatlar vermektedir.

Bu hastanelerin mali iflaslarını isteyerek Sağlık Bakanlığına teslim olmaları beklenmektedir.
Dev üniversite hastaneleri bile “borcu hızlı artırmamakla” (!?) yetinmektedir.
Bunun adı KÖTÜ YÖNETİM değildir de nedir?? Beklenen, tıp fakültesi hastanelerinin yönetimine süreç içinde el koymak ve böylelikle sanki Anayasa’nın 130/1 maddesini çiğnememiş olmaktır..
Öte yandan SGK gelirleri sağlık giderlerini karşılayamamaktadır. Merkezi Yönetim Bütçesinden aktarım da haliyle yetersiz kalmaktadır. Ortanca yaşı 31 olan, 18 yaş altında 24 milyon, üniversitede 6+ milyon öğrencisi ile toplam 30 milyon 25 yaş altındaki insanda SGK için prim = ek vergi alamayan, 65+ yaşta %8,2 oran ile 6,5 milyon insanı olan, resmen 4 milyon işsizi, çalışanların 1/3’ünün kayıtdışı olup SGK primi ödemediği, kişi başına gelirin aylık ortalama 1000 doları bulmadığı, TÜİK verileriyle nüfusunun iyimser %21’i yoksul olan bir yapı…
Siz bu hastalıklı yapıda pek çok ilacı ve tıbbi gereci ithal ediyorsunuz, ayrıca KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ ÖNCELEYEN değil hastalanınca sağaltımı (tedaviyi) kutsuyorsunuz! Su, gıda hijyeni çok yetersiz, havası kirli, halkın sağlık eğitimi keza yetersiz,
iş sağlığı güvenliği olabildiğine berbat, nüfus artış hızının kışkırtıldığı, terör, trafik kazaları vb. yaralanmaların önemli boyutta olduğu, ciddi sayıda asker + polis + güvenlik korucuları istihdam edilen (1 milyona yakın!) bir doku… Bir yandan da 5 yıldızlı lüks otel koşullarında binalarda (şehir hastanelerinde!) lüks hastanecilik hizmeti hovardalığı. Dışarıda iflas etmiş ama Türkiye’nin kobay olarak kullanıldığı bir model!

Bu gemi yürümez efendiler.. Bu model Dünya Bankası’nın iflas etmiş dayatmasıdır.
Aklımızı başımıza toplamamız ve kamu öncülüğünde, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE mutlak bir öncelik ve ağırlık veren, yerli üretim – teknolojiye dayanan bir sağlık sistemine dönmek zorundayız.. Aşı üretmek ve 0-6 yaşta öncelikle olmak üzere tüm duyarlı nüfus kesimlerine uygulamak zorundayız. Vergi karşılığı sağlık hizmeti anayasal hak iken vergi unutturuldu ve utanmaz bir pişkinlikle prim = ek vergi zorunlu kılındı.. Bu da yetmedi SGK  pek çok sağlık hizmetini, mallarını, ilacı prim kapsamı dışına aktardı.. Bu da yetmedi, 12 kalemde cepten harcama yaptırılıyor.. Bu da yetmedi, SGK utanıp sıkılmadan yurttaşı TAMAMLAYICI SİGORTA yaptırmaya çağırdı..
Katmerli soygun, Deli Dumrul haltetmiş!

Sağlık giderleri onlarca milyar doları aştı, kişi başına 900 dolarlara erişti, ama SGK ayda 53 TL’ye sağlık sigortası bezirganlığına girişti posterlerle (16 Nisan halkoylması öncesi halka ahlaksız teklif!) .. Ülkenin sağlık düzeyi göstergeleri dünyada 80-113. sıralarda.. OECD içinde sonuncu..

  • Ülkenin her yıl onlarca milyar doları kimlerin kasasına aktarılıyor??
  • Devlet, sağlık sektöründe zorunlu GSS (genel sağlık sigortası) üzerinden yerli – yabancı sermaye adına halkının sırtında SOPALI TAHSİLDARA (Osmanlı’nın mültezimlerine!) nasıl indirgendi?
  • GSS gerçekten halkın sağlığının sigortası mı, yerli – yabancı sermayenin kârının sigortası mı?

Sağlık sektöründe, AKP’nin 14 yıllık SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM KEPAZELİĞİNDE olup biteni gerçekten anlayamıyorsanız bir hekime başvurarak zekanızı ölçtürmelisiniz.. Yok eğer zeka fukarası değilseniz en temel erdemlerin – değerlerin yoksulu – yoksunusunuz demektir ki yazarsak ne yazık ki hakaret vb. suç oluşturabilir. Bu halka karşı, açıkça adını yazamadığımız yapılanlar suç olmuyor ama çıplak adını koymak suç oluşturuyor! Hukuk da egemen düzenin yaptırım aracı kırbacı!

  • Sevsinler küresel sermayenin ve yerli uzantılarının aklını (!), düzenini (!) ve de sefilliğini..

Sevgi ve saygı ile. 29 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Dr. Ersin Arslan’ın Gereçek Katili : Piyasacı Sağlık Hizmetleri ve Aktörleri


Dr. Ersin Arslan’ın Gereçek Katili : Piyasacı Sağlık Hizmetleri ve Aktörleri

Dostlar,

Değerli Hekim Meslektaşlarım,
Değerli Hekimdışı Sağlık Çalışanları,
Sevgili halkımız,

Genç meslektaşımız Dr. Ersin Arslan, geçtiğimiz yıl 17 Nisan 2012 günü Gaziantep’te, 17 yaşında bir genç tarafından arkasından bıçaklanarak ŞEHİT EDİLMİŞTİ…

Dr_Ersin_Arslan_unutturmayacagiz

30 yaşına bile girememişti henüz..

Aradan 1 koca yıl geçti. Sevgili Ersin’in 20’li yaşlarında dul kalan genç eşi,
babasız – öksüz kalan bebeğini 1 yaş daha büyüttü..

Bu dönemde sağlık çalışlanlarına dönük şiddet dur(ul)madı, dur-du-rulmadı..

  • AKP’nin sermaye güdümünde yoz sağlık politikaları,
    halkı aldatmayı sürdürdü.

Çirkin popülizmin arka yüzünü sağlık kuruluşlarında acı biçimde deneyimleyen halk,
TV reklamlarının yanılsamasında hedef şaşırarak, engellenmişliğinin kör öfkesini
sağlık çalışanlarına kusmayı sürdürdü..

Artık görelim                                 :

SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM masalı Haziran’da 10. yılını bitiriyor.

Bu dönemde sağlık hizmetleri hemen hemen tümüyle piyasalaştırıldı.
DB ve IMF istemleri (dayatmaları!) nerdeyse virgülüne dek uygulandı.

Çok çok özetle;

1. Dün sağlık hizmetlerinin halk eden öznesi olan yurttaş MÜŞTERİ‘ye,
2. Dün sağlık hizmetlerinin yükümlüsü Devlet, sermayenin sopalı tahsildarına,
3. GSS (Genel Sağlık Sigortası!) halkın değil sermayenin kazancının sigortasına..

dönüştü.. GSS yoğun bakımda.. 2012’de 20 milyar TL açık verdi. Genel bütçeden açık kapatıldı. Ama bu kez merkezi yönetim bütçesi 31 milyar TL açık verdi. Artık delik yama tutmuyor. SGK batmasın ve GSS yoğun bakımda da olsa sürsün diye siyasal fiyaskoyu göze alamayan AKP hükümeti, bu kez genel bütçede ciddi açık veriyor. Toplam bütçe açığının 2/3’ünün nedeni Genel Sağlık Sigortası!

Dolayısıyla önümüzdeki birkaç yılda, Devlet sağlık hizmeti sunumundan da finansmanından da hemen hemen tümüyle çekilecek ve halkı bu pahalı – özel sağlık sistemiyle başbaşa bırakacak..

Örn. akaryakıtta, doğalgazda olduğu gibi; Başbakan RTE kalkacak,

“Biliyorsunuz bu hizmetleri biz vermiyoruz.. Bizim dışımızda, piyasa koşullarında fiyatlar oluşuyor..” deyiverecek.. Az kaldı..

O zaman zorunlu sağlık hzimetinin / zorunlu sağlık sigortasının bedelini ödeyebilmek için acaba nelerimizi nelerimizi satacağız acaba??

Bunu vahşi özelleştirmeyi deneyen ve geri dönmek için çırpınan ülkelerde görüyoruz :

– Genceceik kızlar, kadınlar sokak başlarında ellerindeki postere “HIRE ME” yazarak bekleşiyor..

– İnsanlar organlarını mafyaya haraç mezat kaptırıyor..

– Tarla, traktör, ev, dükkan, banka hesabı.. neyiniz varsa haczedilerek el konuyor..

Yazık bu ülkeye ve halka..

Bu politikaları güdenler, günde “bol” vakit namazlarını da,
türbanlarını da eksik etmiyorlar!?

Dr. Ersin Arslan’ın gerçek katilleri (ceza hukuku deyimi ile “asli fail”) söz konusu insansız, kâra tapan, kapitalist – moneter kökü dışarıda sağlık politikaları ile ülkemizdeki uygulayıcılarıdır.

Eline bıçak alarak 80 yaşını aşmış dedesinin ölümü halinde kesilecek
“yaşlı aylığı”ndan (2022 sayılı yasa.) yoksun kalmak istemeyen aile ve tetikçisi
17 yaşındaki “çocuk” olsa olsa ikinci sorumlulardır (ceza hukuku deyimi ile “fer’i fail”).

Bu halk elbet uyanacak. Dileriz çok geç olmasın..

*******************

TTB’nin, sağlık çalışanlarına yönelen şiddetin önlenmesi çin somut yasal düzenleme önerileri yaşama geçiril(e)medi AKP hükümetince..

TTB ve çok sayıda uzmanlık derneği ve sağlıkla ilgili örgüt, bu gün, 16 Nisan 2013 günü gazetelere bir ilan verdiler..

Bu metin aşağıda..

Sağlık çalışanları yarın, bu haklı isyanlarını dışa vurmak üzere, ulusal ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını kullanarak İŞ BIRAKACAKLAR..

GREV yapacaklar..

Halkımızdan da gerekli desteği ve dayanışmayı pek haklı olarak bekliyoruz..

TTB_logosu

Siddet_sona_Ers!n_poster_16.4.13

Eylemi bütünüyle destekliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
16.4.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Lösemide ilaç krizi

Dostlar,

İnsan ve toplum sağlığı açısından vazgeçilemez bir insanlık hakkı olan İLACA ERİŞİM HAKKI, piyasa canavarına teslim..

“SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” masalının / canavarının maskesi giderek düşüyor..

SGK’nın IMF – DB güdümünde bütünüyle “moneter” (salt parasal!) politikaları artık sık sık tıkanıyor.

2. önemli sorun kaynağı ise yerli ilaç sanayimizin batırılması..

AB ile Gümrük Birliği Anlaşması‘nın yürülük aldığı 1.1.96 öncesinde ilaç gereksiniminin % 70’e varan bölümünü yerli ilaç hammaddesi üretimi ile karşılayabilen Türkiye, günümüzde %50’den çok dışa bağımlı duruma geldi.

Türkiye yerli ilaç sanayisini tasfiye etti!
SSK’nın ilaç fabrikası kapatıldı!

Her zaman olduğu gibi, kendisine dönük, kendisinin üzerinden oynanan oyunları dışlayamayan halk ödüyor acı bedelini.. Olan halk sağlığına oluyor..

Çok yazık..

    – Türkiye, ulusal ilaç-aşı-biyolojik maddeler üretme politikası yoksunluğunu aşmalı..
    – Tümüyle değilse de önemli ölçüde özyeterlik kazanmalı..

Bu konularda yazdığımız kapsamlı 2 rapora sitemizde “raporlar” kategorisinden erişilebilir.

1. Türkiye AB İlişkilerinde Türk Sağlık Politikaları / Turkish Health Policies Through EU Accession Process
http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/06/AB_Surecinde_Turk_Saglik_Politikalari.pdf

2. AB Sürecinde Türk İlaç ve Eczacılık Politikaları / Turkish Policies on Drug and Pharmaceuticals within EU Accession Process
http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/06/AB_Surecinde_Turk_Ilac_ve_Eczac%C4%B1l%C4%B1k_Politikalar%C4%B11.pdf

Aşağıda, Lösemi ilacı PURİTHENOL kıtlığına ilişkin acı haberi sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 9.10.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================================================

Lösemide ilaç krizi

Hastalığın tekrarlamasını önleyen Purithenol SGK kapsamına alınmadı, fiyatı düştü, firma ithalattan vazgeçti

Löseminin tekrarlamasını önleyen ve alternatifi olmayan “Purithenol” adlı ilacın Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından bedeli ödenecek ilaçlar kapsamına alınmaması ve fiyatının da 9 TL’ye düşmesi nedeniyle ithalatçı firma ithalattan vazgeçince lösemi hastaları çaresiz kaldı.

Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre üretimi Almanya’da gerçekleştirilen ve bir ithalatçı firma tarafından Türkiye’ye getirilen ilacın SGK tarafından bedeli ödenecek ilaçlar kapsamında değerlendirilmediği ve 9 TL’ye satıldığı belirlendi. Türkiye ithalatçısı firmanın, ilacın fiyatının düşmesi nedeniyle ithal etmekten vazgeçtiği ileri sürülürken, ilacın yurtdışında 60 ile 90 Avro arasında satıldığı kaydedildi.

Türkiye’deki lösemi hastaları 4 aydır ilaca ulaşmakta güçlük çekerken, Türk Eczacıları Birliği’nin yurtdışı fiyatı üzerinden hastalara ilaç temin etmeye çalıştığı belirtildi.

İlacın bulunamamasını fırsat bilen karaborsacıların ise fahiş fiyatlardan hasta ve hasta yakınlarına ilaç satmaya çalıştığı iddia edildi.

İlacın ithal edilmemesinin maddiyatla ilgili olabileceğini söyleyen Antalya Eczacı Odası Başkanı Kerem Zabun, Türkiye’deki stoklarının tümüyle tükenmesinin ardından, ilacı kullanan hastaların mağduriyetinin artacağını aktardı.

İlacın bulunamaması nedeniyle bu ilaçla yapılan tedavilerin yarım kalacağını ve hastaların olumsuz etkileneceğini dile getiren Kerem Zabun şöyle dedi:

“Yurtdışı fiyatı dikkate alındığında bu ilacın karaborsadaki fiyatı 3- 4 katına çıkabilir.
Bakanlık ya da TEB aracılığıyla bu iş bir an önce çözülmeli.” (Cumhuriyet 08.10.2012)

21. YÜZYIL SAĞLIK HEDEFLERİ / Health Targets for The 21st Century by WHO

21inci_Yuzyıl_Saglik_Hedefleri