Geçersiz oyların yeniden sayılması tuhaflığı

Geçersiz oyların yeniden sayılması tuhaflığı

Prof. Dr. Süheyl BATUM
Anayasa Hukuku Uzmanı
Cumhuriyet
, 6 Nisan 2019

Hiçbir mantıki ve hukuki bir gerekçe olmadan “oyların geçersiz” sayılması mümkün değil. Defalarca bakılıyor, sayılıyor, herkes imzalıyor. İçlerinden bir kişi bile “oyun geçersiz sayılmasına” karşı çıkarsa, bir daha sayılıyor.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet’te yazdığım yazıda Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bir dönemden beri, uygulamaları ile, “seçimlerin, eşit olmayan bir ortamda, iktidarın istediği şekilde, gerçekleşmesini sağlayan bir kurum” olarak görev yaptığını belirtmiştim. Bazı örnekler sıralamıştım. Maalesef 31 Mart gecesinden sonra, işler inanılması güç bir boyuta ve tamamen hukuk dışılığa çıktı.. Artık anlaşılır bir izah tarzı da yok. 
1) İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun kazandığının, ancak 13-14 saat sonra ilan edilmesiyle iktidar partisi, İstanbul seçimlerine itiraz edeceğini açıkladı. Ve YSK ile diğer seçim kurulları, hukuka uygun davranmaları zorunlu iken, maalesef “iktidarın istediğini koşulsuz uygulayan bir aracı olarak” görev yapmaya devam ettiler. 
Neden mi böyle söylüyorum? İktidar partisi, itirazlarını iki noktaya dayandırdı: a) Birincisi bazı yerlerde, oyların kaydırıldığını, yani AKP’nin oylarının başka partilere yazıldığını b) İkinci olarak da, “çok sayıda geçersiz oyun bulunduğu” belirtiliyordu.

Yasanın koyduğu kural 
2) İktidar partisi ilk iddiasına yönelik olarak “birkaç tutanak” gösterdi. Ve bu tutanaklarda “kaydırılmış oy sayısının” 300 dolayında olduğunu söyledi. Ve devam etti: “Bu yolla tespit ettiğimiz üç bin dolayında oy var”. Bu iddia hukuken haklı ve incelemeyi gerektiren bir iddia. Ancak bu durumda, 298 sayılı yasanın 112. maddesi ve “hukuken yapılabilecekler de” çok açık; “ … delil ve gerekçe gösteremeyenlerin itirazları incelenmez. Yazılı itirazlarda da yukarıdaki şartlar aranır ve deliller … eklenir. Gerekçesi ve delili olmayan yazılı itirazlar da incelenmez”. 
Bu kadar açık. YSK’nin bu konudaki tavrı da, aynen 112. maddeye uygundu, her zaman “somut belgeleri ve delilleri” arıyordu. Aynen şöyle diyordu: “Seçim yasaları, seçim kurullarını delilleri araştırma ve toparlamakla görevli kılmamış, itiraz edeni, somut delil… göstermekle yükümlü kılmıştır … somut delil ve gerekçeyi içermediği… (nedeniyle)..” Ve bu tür delilsiz iddiaları reddediyordu. Hem de neleri reddetti… Örneğin 2014’te Ankara’da iki aday arasındaki fark 30 bin iken ve toplam geçersiz oy 140 bin dolayında iken. 
3) Üstelik YSK, şöyle bir içtihat da geliştirmişti; sadece kaydırma ya da hataya ilişkin birkaç delil de yeterli olmuyordu. “İtirazın kabulü için, aradaki oy farkını ortadan kaldıracak sayıda somut belge ve delilin sunulması zorunludur.” 
YSK ve İl Seçim Kurulu, diğer il ve ilçelerde, diğer partilerin itirazlarını, bugün de aynı gerekçe ile reddediyorlar. Ama söz konusu iktidar partisi ve konu İstanbul ile Ankara olunca, tüm bu yasal hükümleri ve içtihadı bir anda unutuverdiler. Aynen 16 Nisan referandum sonuçlarını tamamı ile etkileyen “mühürsüz oyların geçerli sayılması” yönündeki karar gibi…

Geçersiz oy konusu 
4) İkinci itiraz gerekçesi ise “geçersiz oyların yeniden sayılması” idi. Ve YSK ile seçim kurulları, maalesef bu hususta, aynı 16 Nisan referandumunda olduğu gibi, yeni bir “hukuk yarattılar”. Ya da “yeni Cumhuriyetin hukukuna” katkıda bulunuyorlar. 
Geçersiz oyların neler olduğu ve nasıl işlem göreceği konusunda, gerek 298 sayılı yasa, 138 sayılı genelge, son derece açık hükümlere yer vermiş. Yasanın 100 ve devamı maddeleri ile genelgenin 38-43 maddeleri çok ayrıntılı olarak düzenlemiş. “Geçersiz sayılan veya … geçerli olup olmadığı … yönünden tereddüt edilen veya itiraza uğrayan oy pusulaları … muhafaza altına alınır … Geçerli oyların sayım ve döküm cetvellerine işlenmesinden sonra, … geçerli sayılıp sayılmaması yönünden tereddüt edilen veya itiraza uğrayan oy pusulaları, sandık kurulunca ayrı ayrı değerlendirilerek karara bağlanır … Geçerli sayılmayan veya hesaba katılmayan oy pusulaları, ayrı ayrı paket yapılarak bağlanır ve paketin üzeri mühürlenerek sayısı yazılır ve saklanır. Bu oy pusulaları yakılmaz, yırtılmaz ve yok edilemez. … tutanakta ilgili yere işlenir … yüksek sesle ilan edilir … Bütün bu işlemler, tutanak defterine geçirilerek, sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır ve mühürlenir …Parti
müşahitleri (de), sayım masası başında yer alabilir ve oy pusulalarını görebilirler.

5) Yani yasa ve genelge, “geçersiz oylar” konusunda çok açık olarak sandık kurullarına görev ve yetki vermiş. Hiçbir mantıki ve hukuki bir gerekçe olmadan “oyların geçersiz” sayılması mümkün değil. Defalarca bakılıyor, sayılıyor, herkes imzalıyor. İçlerinden bir kişi bile “oyun geçersiz sayılmasına” karşı çıkarsa, bir daha sayılıyor. Ve olmazsa, itiraz tutanağa işleniyor. Bu kadar açık ve ayrıntılı bir düzenlemenin nedeni de belli. Çünkü sandıklar, oyların kullanıldığı yerler ve adayların seçilmesi için gerekli olan “geçerli oyların” nasıl verileceği ve bu olguyu bozacak ve sakatlayacak olguların tespiti görevi de sandık kuruluna verilmiş. 
Peki, bu konuda itiraz söz konusu olamaz mı? Tabii ki olabilir. Örneğin “sandık kurulunun, seçimi bir partiden alarak, başka bir partiye vermek yönünde açık ve belirgin bir anlaşma içinde olduğu” ya da “seçimin sonuçlarını çarpıtmak amacıyla yapılan hileye tüm sandık kurulu üyelerinin ve müşahitlerin dahil olduğu” ileri sürülürse ve tabii ki, “bu soyut iddia”, “her bir sandık kurulu için, ayrı ayrı somut bir biçimde delillendirilirse ve tabii ki bir de “bu deliller, aradaki fark sayısını aşan miktarda geçersiz oylar için geçerli olursa” kabul edilebilir. Yani örneğin arada 30 bin fark varsa, isterse 1 milyon oy geçersiz olsun. 30 bin oyu geçersiz sayan sandık kurullarının, bu hile ve kumpas içinde olduğunun belgelenmesi gerekir.

Haklı gerekçe yok 
Ancak iktidar partisinin ileri sürdüğü “her oy geçerli sayılsın, demokrasi bunu gerektirir” savı, sandık kurullarınca tespit edilmiş ve itiraza uğramamış “geçersiz oyların” hiçbir “kanıt, belge ve somut bulgu olmadan”, tekrar sayılması için haklı ve hukuki bir gerekçe oluşturamaz. 
6) Zaten bunların dışında delilsiz, belgesiz bir biçimde “geçersiz oyların geçerli sayılması için” yeniden sayım yapılması bu kadar kolay olsaydı YSK 16 Nisan seçimlerini tamamen güvencesiz bırakan “mühürsüz oylar” kararını seçim sırasında verir miydi? Seçimin bitmesini beklerdi. Ve sonra çıkar ve “mühürsüz olduğu için geçersiz sayılan oylar geçerlidir ve bir daha sayım yapılarak onlar da dahil edilecek” demez miydi? 
Tabii bu söylediklerim, seçimlerin düzen içinde, dürüstlük ve eşitlik ilkelerine uygun bir biçimde yapılmasını güvence altına almak üzere görevlendirilen bir YSK için geçerli maalesef. Bunun tam tersine ne yazık ki, “seçimlerin eşit olmayan bir ortamda, iktidarın istediği şekilde yapılması ve sonuçlanması için görev yapan kurumlar için değil. 

BÖYLE GİDERSE AKP SEÇİMLE DÜŞÜRÜLEMEZ!..


BÖYLE GİDERSE AKP SEÇİMLE DÜŞÜRÜLEMEZ!.. 

6_milyon_olu_secmen

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dostlar,

Türkiye gündemi bilindiği gibi..
İnsanlık tarihinin belki de en büyük yolsuzluk olayı ile dopdolu.

Öte yandan 30 Mart 2014  yerel seçim günü de geliyor..

  • SEÇİM GÜVENLİĞİ yaşamsal bir önem taşıyor..

Ancak teknik olarak pek çok ve sonucu belirleyebilecek boyutta gedik var sistemde.

Bizzat YSK’nın kendisi sorun..

Bu ciddi sorunları da Türkiye’nin tartışıp, mutlaka seçimlerin dürüstlüğü ile ilgili
en küçük kuşku kalmadan seçime gitmesi gerek. Aksi takdirde daha büyük çalkantı ve siyasal istikrarsızlık ülkemizi bekliyor ve de AKP karabasanından kurtulamamak..

Bu bağlamda sitemizde daha önce birkaç yazıya yer verdik..

CHP ve MHP gerekirse halkı sokaklara dökerek büyük mitinglerle
mutlaka sonuç alıcı bir eylem dizisi içine girmelidir..

Aşağıda ciddi bir yazıyı daha paylaşmak isteriz.

Sevgi ve saygı ile.
12 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

========================================

BÖYLE GİDERSE AKP SEÇİMLE DÜŞÜRÜLEMEZ!..

İktidardaki siyasi partinin devlet olanakları ile propaganda yapmasına izin veren; bakanların istifa etmeden yerel seçimlere aday olarak katılabileceklerine ilişkin

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı, bundan böyle yapılacak olan seçimlerin
adil, sağlıklı, güvenilir ve şeffaf olarak yapılabilirliğini kuşkulu hale getirdi.
Seçmen veri tabanının, YSK tarafından izlenen bağımsız bir seçmen kütüğü yerine, İçişleri Bakanlığı’nın üretip güncelleştirdiği ve dış kaynaklardan alınan verilerle güncellenen bir veri tabanının kullanılmış olması, seçimlerin tarafsızlığı ile güvenilirliğini tartışmalı hale getirmiştir ve kabul edilebilir bir durum değildir.

1 milyondan fazla Suriyeli sığınmacıya vatandaşlık statüsü verilerek “seçmen” haline getirilmeleri ise, kabul edilebilir bir durum değildir.

Son olarak; seçimlerin güvenliğinin, ortakları arasında GAMA ve KUTLUTAŞ gibi
özel şirketlerin olduğu, genel müdürlüğünü de AKP ile yükselmeye başlayan Sadık Yamaç adlı bir bürokratın yaptığı, 1982 yılında Türk-ABD şirketi olarak kurulmuş bulunan HAVELSAN‘a(1) teslim edilmesi, yargının tartışma götürmez şekilde “by-pass” edildiğinin en somut kanıtıdır…

Bu son hamleyle denebilir ki, Türk Milleti adına egemenlik hakkını kullanabilen organların başında gelen yargının elinde hiçbir güç bırakılmamıştır.
Söylenenlere inanırsak, güya seçim sonuçlarına dışarıdan olası müdahalelerin
önüne geçmek ve YSK içi güvenliği sağlamak için bu çok önemli iş HAVELSAN’a
ihale edilmiştir!..

Seçimlerin sonucunu doğrudan etkileyecek olan veri tabanı ile seçim güvenliğinin, yüksek hakimlerden oluşmuş bağımsız ve tarafsız bir kurum olması gereken
Yüksek Seçim Kurulu yerine, siyasal iktidarın etkisine açık veya doğrudan denetiminde olan kurum ya da şirketlere bırakılması, geçmiş yıllarda tartışılan ve fakat bir türlü sonuçlanamayan 6 milyondan çok (ölü) seçmenin nasıl oy kullanabildiği hususunu yeniden tartışmaya açmıştır!..

Suriyeli sığınmacılara seçmen olabilmeleri için vatandaşlık verildiğine ilişkin iddialar üzerine, CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, son 6 yılda ülke nüfusu yaklaşık 5 milyon artarken, seçmen sayısının 12 milyon arttığına
dikkat çekerek, AKP’ye mezardan gelen desteği bir kez daha hatırlatmıştır…

Acar’ın bu iddiası ile başta CHP olmak üzere pek ilgilenen olmamıştır…
CHP’nin Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Emrehan Halıcı’nın bu konu ile ilgili değerlendirmesi ise, acıklı ve yürek yakıcıdır. (2) Halıcı, CHP’nin geleceğini doğrudan iktidarın vicdanına teslim etmekle,
Y-CHP‘nin acizliğini bir kez daha kanıtlamıştır. Yürekli yurtsever yazar Dr. Ali Rıza Üçer (3) dışında bu konuyu ele alıp inceleyen ne yazık ki, yok denecek kadar azdır. Halbuki, Antalya Milletvekili Acar, bu çıkışı ile “seçimlerin güvenliği” hakkında
çok önemli bir hususa işaret etmişti:

  • 2002-7 döneminde seçmen sayısı yaklaşık 1 milyon artmışken,
    2007-11 döneminde bu sayı, on kat artarak 10 milyona çıkmıştır!

Bu anormal artışın nedeninin birileri tarafından mutlaka açıklanması gerekir…
Sayılar ortadadır: 2007 yılındaki nüfusumuz 70.586.256 iken, 2012 yılı sonunda bu sayı 75.627.384’e çıkmıştır. 2007 yılında seçmen sayımız ise, 42.800.000 idi.
YSK, 24 Ekim 2013’te seçmen sayısını 54 milyon 971 bin olarak açıklamıştır.

Şimdi önümüzdeki soru şudur              :

  • 6 yılda nüfus yaklaşık 5 milyon artmışken,
    seçmen sayısı nasıl olur da 12 milyona çıkabilmiştir?..

Bu sorunun en doğru yanıtını nüfus istatistiklerinden (4) bulabiliriz…

Resmi kayıtlara göre; her yıl yaklaşık 1 milyon 300 bin kişi, yeni doğan olarak
nüfusumuza eklenmekte, 400 bin kişi de vefat ederek nüfusumuzu eksilmektedir (5).

Bu verilere göre, nüfusumuzun her yıl yaklaşık 900 bin kişi arttığını kabul edebiliriz. Başka bir ifade ile söylersek; 2008 yılında 17 yaşında olan 1991 doğumlular, 2009 yılı içinde 18 yaşını doldurarak “seçmen” sıfatını almış ve o yılın toplam nüfusu olan 72.561.312 sayısı içinde yerlerini almışlardır. Aynı şekilde, 2008 yılında 16 yaşında olan 1992 doğumlular da iki yıl sonra, 18 yaşını doldurarak 2010 yılı içinde, 73.772.988 olan toplam nüfusumuz içinde kayıt altına alınmışlardır. Bu şekilde her yıl yaklaşık
900 bin kişi nüfusumuza eklendiğinden, 6 yılda nüfus artışımız en fazla 900.000 x 6 = 5.400.000 kişi olabilecektir. Nitekim, 2012 yılındaki nüfusumuz 75.627.384 olup,
2007 yılındaki nüfusumuz olan 70.586.256 ile arasındaki fark da 5.041.128 olmakla
bu artış oranına uygun düşmektedir…

YSK, 2007 yılında 42.800.000 olan seçmen sayısını 24 Ekim 2013’te 54 milyon 971 bin olarak vermektedir… Yukarıdaki verilere göre, en çok 5.400.000 artabilecek olan
seçmen sayısına 6.600.000 fazlalık nereden gelmiş de toplam seçmen artışımız
12 milyona çıkmıştır?

Bu sorunun yanıtını öncelikle siyasal iktidarın vermesi gerekir.
Akla yatkın ve matematiğe uygun bir yanıt verilmedikten sonra,
sandığa gitmenin hiçbir anlamı olmayacaktır!

  • Ölü mü, sağ mı ve nerede oldukları belli olmayan “çantada keklik” 6.600.000 oyu hazır olan bir siyasal iktidar ile yarışmak ve seçimi kazanmak öyle kolay değildir.

Bu koşullar altında yapılacak olan seçim ile siyasal iktidar hiçbir biçimde değiştirilemez!.. Hele de iktidarın karşısında tek siyasal hedefi “muhalefette kalabilmek” olan
çapsız siyasetçiler olursa, AKP’yi hükümetten düşürmek olanaksız gibi gözükmektedir!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) HAVELSAN, resmi internet sitesinde misyonunu;
AKP’nin politikalarına paralel olarak, şu şekilde ifade etmektedir:

“Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın (TSKGV) bağlı ortaklığı olan HAVELSAN‘ın misyonu ülkemizin savunma, güvenlik ve bilişim alanındaki gereksinim
ve ihtiyaçlarının milli olarak karşılanmasına azami katkıda bulunmaktır.
HAVELSAN, misyonu doğrultusunda, Cumhuriyet’imizin 100. yılında,
ülkemizin “Vizyon 2023” hedeflerinin gerçekleşmesi için belirlenen strateji ve politikalarda, öncelikli olarak seçilen sanayi ve teknoloji alanlarında bu sorumluluğun bilinci ve heyecanıyla çalışmaktadır. Özgün ürün sahibi olmak amacıyla özkaynaklarımızı kullanarak Ar-Ge faaliyetlerimize yatırımlar yapmaktayız.” 

HAVELSAN’ın siyasal iktidardan bağımsız bir kuruluş olmadığını anlamak için
lütfen aşağıdaki bağlantıyı tıklayıp okuyunuz.

http://www.havelsan.com.tr/SirketProfili/BaskanM.aspx

(2) Yeni CHP’nin de kabul ettiği gerçek: SEÇSİS ile sağlıklı, güvenilir ve
saydam bir seçimden söz edilemez…

Emrehan Halıcı‘nın yaptığı değerlendirmede:

“YSK tarafından takip edilen bağımsız bir seçmen kütüğü yerine NVİ’nin üretip, güncellediği ve ASAL, Yargıtay, Adli Sicil gibi dış kaynaklardan alınan veriler ile güncellenen bir seçmen kütüğü veri tabanı kullanılmaya başlanmıştır.” denmektedir.

Bu değerlendirmenin tümünü okumak için bağlantıyı tıklayınız.

http://esecmen.chp.org.tr/secim_guvenilirligi.aspx

(3) İŞTE SEÇİM HİLESİNİN AÇIK KANITI (Dr. A.Rıza Üçer)

http://www.odatv.com/n.php?n=iste-secim-hilesinin-acik-kaniti-1509101200

(4) Nüfus İstatistikleri:

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler,Hizmetler_Ana_Sayfasi.html

(5) http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist

Barolar Birliği’nden : “Temiz ve Adil Seçim” Sempozyumu


Barolar Birliği’nden : “Temiz ve Adil Seçim” Sempozyumu

Dostlar,

Türkiye’nin bu hengamesinde 30 Mart 2014 yerel seçimleri hızla yaklaşyor..

Seçim güvenliği açısından son derece ciddi sorunlar ortada..

Mutlaka tartışılması, kamuoyuna maledilmesi ve çözüme kavuşturulması gerek..

Topal ördek” R.T. Erdoğan ve AKP hükümetine, seçim güvenliği ve
temsilde adalet
adına makul olan, demokrasinin gereği olan ve ona yakışan
tüm çözümler kabul ettirilmeli..

Bu bağlamda aşağıdaki toplantı son derece önem taşıyor..

Temiz Seçim Platformu olarak bu uğurda çaba gösterenlere
şükranlarımızı sunuyoruz..

Sorunun Barolar Birliğince sahiplenilmesi ve tarafların geniş katılımı ile
uygar bir diyalog zemininde tartışılması elbette büyük önem taşıyor..

Sevgi ve saygı ile.
23 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ (TBB)
UNION OF TURKISH BAR ASSOCIATIONS 

“Temiz ve Adil Seçim”  Sempozyumu  

25 Aralık 2013, Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi* (Balgat)

Program

09.30-10.30 Açılış

Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu (TBB Başkanı)

  • Siyasi Parti Temsilcileri
  • Yüksek Seçim Kurulu (YSK)
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)

10.30-12.30 1. Oturum  (Demokrasi ve Seçim Sistemleri)

Başkan : Yaşar Okuyan (Çalışma ve Sosyal Güvenlik E. Bakanı, TSP Sözcüsü) 

  • Prof. Dr. Hikmet Sami Türk (Adalet E. Bakanı)
  • Prof. Dr. D. Ali Ercan (Savunma Sanayi E. Müsteşarı)
  • Av. Sema Aksoy (Ankara Baro Başkanı)
  • Sn. Hasan Fehmi Güneş (İçişleri E. Bakanı)
  • Prof. Dr. Mehmet Tomanbay (22. Dönem Ankara Milletvekili)

 12.30-13.30 Yemek

13.30- 15.30 2. Oturum. (Türkiye’de Seçimler ve Seçim Güvenliği) 

Başkan : Prof. Dr. Necdet BASA (E. Müsteşar, YÖK Üyesi)
 

  • Yrd. Doç. Dr. Şeref Hoşgör (Başkent Üniv. Öğretim Üyesi)
  • Sn. Kemal Değirmendereli (Edirne Milletvekili)
  • Sn. Tacidar SEYHAN (23. Dönem Adana Milletvekili)
  • Prof. Dr. Kemal YILDIRIM (Gazi Üniv. Öğretim Üyesi)
    15.30-16.30 Sorular ve Yanıtlar

*Oğuzlar Mahallesi Barış Av. Özdemir Özok Sok. 8.
06520 Balgat-ANKARA.
Tel: 0312 292 59 00 

YERELSEÇİMLERE YENİ BİR GÖLGE: KIRMIZI PLAKA


Dostla
r,

Sayın Prof. Dr. Birgül Aynan Güler, bilindiği gibi Kamu Yönetimi alanında uzmandır
ve siyasete girmeden önce Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde dersler vermekteydi.

Aşağıdaki yazısı tam da ders niteliğinde..

Herkesin dikkatle okuması ve gereğini yerine getirmesi, hukuk devleti adına dileğimizdir.

Sevgi ve saygı ile.
4.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===========================================

YERELSEÇİMLERE YENİ BİR GÖLGE: KIRMIZI PLAKA

BASIN AÇIKLAMASI, 4 Aralık 2013
YEREL SEÇİMLERE DAHA FAZLA GÖLGE DÜŞÜRÜLMEMELİDİR
 
portresi_genc
Birgül AYMAN GÜLER
CHP İzmir Milletvekili

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), kamuda görev yapanlardan 30 Mart 2014 genel yerel seçimlerinde aday olmak isteyenlerin 1 Aralık 2013 günü saat 17.00’ye kadar görevlerinden istifa etmeleri gerektiğini açıkladı.

 

Gazetelerde, AKP bakanlarından belediye başkanlığına aday olacakların
1 Kasım 2013’e dek istifa edecekleri yazıldı; Bakanlardan böyle bir adım atan olmadı. Başbakan Yardımcısı Bozdağ,“Sayın bakanların görevlerinden istifa etmeleri yasal olarak zorunlu değil. Ancak seçim kampanyasının yürütülmesi bakımından, başka çalışmalar bakımından farklı değerlendirmeler olur mu? Bunu da zaman içinde göreceğiz” dedi. Kasım ayı sonunda AKP’nin Genel Başkan Yardımcılarından Şentopbelediye başkanlığına aday olacak bakanların istifası gerekir görüşünü
‘cehalet örneği’ olarak nitelendirdi. 
Bu keskin görüşü, YSK Başkanı’nın ‘bakanların istifasına gerek olmadığı yönünde ilke kararı aldık’ açıklaması üzerine dile getirdi. Nihayet Hükümet Sözcüsü Arınç“başbakanımız aday olacak bakanların istifasını uygun görüyor” dedi.

Bugün itibariyle iktidar partisi, halihazırda bakan olarak görev yapan bazı kişilerin belediye başkanlıklarına aday gösterileceğini duyurmuş bulunuyor. Ancak adı geçen kişiler, görevlerinden istifa etmediler. YSK ise, YSK Başkanı’nın ‘oybirliğiyle ilke kararı aldık’ dediği kararı resmi olarak yayımlamadı.

Bağımsızlığı nedeniyle seçimlerin temel güvencesi olarak görülen YSK’nın,
Hükümet yetkililerinin gelgitlerinden etkilendiği görülmekte,
 böyle önemli bir konu
tek kişinin kararına bırakılmış bulunmaktadır.

YSK, 514 sayılı kararında, “.. demokratik toplum düzeni gereklerine uygun bir seçimin yapılabilmesi, adayların eşit bir biçimde yarışmalarına olanak sağlayan bir ortamın oluşturulması koşuluna bağlıdır…..” demektedir. Aday olmak isteyen köy korucularıyla geçici köy korucularının ve bağımsız tarımsal üretici birliklerindeki yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bile istifasını gerekli gören YSK’nın, devlet tüzelkişiliğinin yürütme organı olan bakanlar için böyle bir gereklilik görmemesi, açıklanmaya muhtaç bir durumdur.

Bakan’ların, bakanlık görevi sürerken belediye başkanlığına aday olmaları,
aşağıdaki nedenlerle kabul edilemez. 

1. Bakan, devlet tüzelkişiliğinin temsilcisidir. Belediye başkanı ise yerel (belediye) tüzelkişiliğin temsilcisidir. Devlet tüzelkişiliği, yerel tüzelkişiler üzerinde vesayet denetimi yetkisine sahiptir. Vesayet denetimi yetkisi taşıyan bir makamın, bu denetime konu olan idarenin icra organının yerine geçmek için yarışa girmesi, hem hukuka hem bilime aykırıdır. Bu özellik, bakan makamında olanların milletvekili adaylığında görevlerinden istifa etmeleri gerekmezken, belediye başkanlığı adaylıkları söz konusu olunca
neden istifa etmek zorunda olduklarını açıklar.

2. ‘Milletvekillerinin istifası gerekmediğine ve bakan da milletvekili olduğuna göre istifaları gerekmez’ savı talihsizdir. Birincisi, milletvekili meclis üyesidir;
icra görevi yapmaz. Oysa bakan icracıdır; bu iki sıfat birbirine özdeş tutulamaz. Nitekim YSK kararlarında da meclis tipi organlarda görev yapanların değil, yürütme organlarında görev yapanların istifasının gerekli görüldüğü yönünde çok sayıda örnek vardır.

3. Bakan, Hükümet üyesi olarak siyasal görevlidir.
Aynı zamanda bakanlığın Ankara merkeziyle tüm ülkeye iller ve ilçeler temelinde yayılmış olan taşra örgütünün başı olarak en üst idari amiridir. Yetkilerini, atanmış kamu görevlisinden fazla olarak, bakanlığa özgü ayrı bir tüzelkişilikle değil devlet tüzelkişiliği korumasıyla kullanır. Bu yetkiler, ülkenin 81 ilinde kullanılan merkezi bütçe, personel ve yaptırım gücü toplamıdır. Böyle bir gücü bir ilde belediye başkanlığı için kullanması durumunda, ‘eşit yarış ortamı’nın hiçbir biçimde sağlanamayacağı yeterince açıktır.

4. Genel seçimlerde Adalet, İçişleri, Ulaştırma bakanları
kişisel nedenlerle değil, yetkilerinin özellikleri nedeniyle görevden alınır. Yerlerine ‘tarafsız/partisiz geçici bakan’ görevlendirmesi yapılır. Şimdi ise, devlet gücü kullanan Bakan’ların, bu üç bakanlık dahil ve doğrudan kişi olarak kendilerinin seçim yarışında yer almaları
söz konusudur. Bu durumda, ya genel seçimlerdeki uygulama ya da şimdiki durum yanlıştır.

5. DSP’li bakan Sayın Zekeriya TEMİZEL, 18 Nisan 1999 seçimlerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak girmek için, yürütmekte olduğu bakanlık görevinden istifayla ayrılmıştır. Eğer bir devlet ciddiyetimiz varsa, bu ilk uygulamanın dikkate alınması gerekir.


Genel idare aktörleri
nin, bu yetkiler ellerindeyken yerel idare seçim yarışında
yer almaları, demokratik siyaset – yönetim gerçeğinin doğasına aykırıdır.
Böyle bir uygulama ne siyaset – yönetim kuramları, ne hukuk öğretisi,
ne de parlamenter – yerel demokratik sistem uygulamalarının gereklerine uygundur.Demokratik siyasal sistemin kuralsızlık ve keyfiyetle çökertilmesini önlemek, yetkili kişi ve kurumların tarihsel önem taşıyan görev ve sorumluluğudur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. (4.12.13)

http://baguler.blogspot.com/2013/12/yerel-secimlere-yeni-bir-golge-kirmizi.html