Geçimde adalet arayışı

Geçimde adalet arayışı

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Adalet Kurultayının 3. gününde “Geçimde Adalet” paneli düzenlendi. Panele Prof. Korkut Boratav, eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, CHP İzmir Milletvekili Zekeriya Temizel gibi isimler katıldı. Temizel, gayri resmi rakamlarla işsiz sayısının 10 milyona yaklaştığını söyledi. (Cumhuriyet haber sitesi, 29.08.2017)

Kurultayın 3. gününde “Geçimde Adalet” paneli gerçekleşti. Panelistlerin konuşmalarından satırbaşları şöyle:

CHP İzmir Milletvekili Zekeriya Temizel: Geçimde adalette hayatın tüm aşamalarını kapsarsınız. Geçimde adalet yoksa yaşamda da adalet yok. Sizler adalet arayışımızı resmi işsiz sayısının 3.5 milyon olduğu gayri resmi işsizin 10 milyona yaklaştığı bir ortamda yapıyoruz. En yoksul kesim gelirin % 6’sını alıyor. Varlıklı kesim gelirin neredeyse yarısını alıyor. Geçimin imkânsızlaştığı, yoksulluğu yöneten politikaların hâkim olduğu bir devlette geçimi tartışıyoruz. Borca batmış bu ülkede bu sistemden kim yararlanıyor? Adalet sağlamak, sorunun çözümü ile bunun üzerine gitmekle olacak.

Eski Başbakan Yardımcısı ve AKP kurucularından Abdüllatif Şener: Adalet arayışı, ekmek mücadelesi kadar temel bir mücadele alanıdır. İster Adem’le Havva’dan geldiğinizi isterseniz bir sürünün evrimiyle insanların olduğunu varsayın ilk andan itibaren toplumlar halinde yaşamışız. Adaletin en fazla gerçekleştiği anın ölüm olduğunu vurgularız. Bunu Nâzım Hikmet çok güzel yazmıştır. Ölümün ahir olması için hayatın ahir olması lazım sözüyle biter şiir. Ölümde adaleti aradığınızda pasif bir insan inşa edersiniz. Bu insanın kabulleneceği bir şey olamaz. İnsan eylem sahibidir, kurumlar kurmasını, kanunlar çıkarmasını bilir. O halde inşa edeceği toplumsal düzenin adil olması lazım. Günümüzde olduğu gibi kamu kaynakları iktidar tarafından anayasaya ve kutsal dinimize aykırı olarak yağmalanırsa burada geçimde adaletin olamayacağı bir toplumsal düzen inşa etmişiz demektir. Buna karşı çıkmak, soyguna, yolsuzluğa hayır demek, geçimde adalet isteyenlerin en temel mücadelesi olmalıdır. Kurumlar doğru işlemiyorsa, demokratik kurumlar ortadan kaldırılıp güçler ayrılığı yok edilmişse, orada sürekli olarak halkın, seçmenlerin yoksullaştığı bir süreci derinden yaşayacağımızın ayak seslerini duymaya başlamışız demektir. 16 Nisan’da yeterli oy çıktı veya çıkmadı. Tek bir kişi hepsine birden hükmeder hale geldi. 2019’dan itibaren tek kişi Türkiye’de mutlak suretle hem yargıyı hem yasamayı hem de tüm ekonomik kaynakları istediği gibi kullanıp dağıtabilecektir. Böyle bir felaket görüntüde, geçimde adalet beklentisi zayıflar. Onun için adalet yürüyüşü ve kurultayı buna işaret ediyor. Bir numaralı gündem maddesinin adalet olması inancıyla bu eylemler serisi devam etmelidir. Hiçbir zaman kurulmuş bir çatının yanlışıyla birlikte ebediyen var olacağını kimse düşünemez. Her yanlışın düzeltileceği süreçler vardır. Şu anda da o süreçlerden birini yaşıyoruz. Ben inanıyorum ki bu talep dalga dalga yayılacaktır ve ülke olarak adaletin gerçekleşeceği gelir dağılımında da bölüşümün adil olacağı günleri yakalayacağımızı umut ediyorum.

‘Gelir azınlığın elinde’

Anavatan Partisi Eski Genel Başkanı Nesrin Nas: Konuşabiliyorsak bir umut var ve umut da mevcut siyasi yapıyı daha demokratik yapabilmeyi gerçekleştirme umududur. Devletin örgütlenme biçimi, siyasetin yapısı o ülkedeki gelirin adil dağılıp dağılmadığının göstergesidir. Gelirin büyük bölümü küçük bir azınlığın elindeyse, işsizlik kurumsallaşmışsa o ülkede gelirde adaletten söz edemeyiz.

SP Eski Genel İdari Kurul üyesi İbrahim Halil Sugöz: Kâğıt üzerinde hesap değişikliği yapıldı, milli gelir yükseltildi ve 10 bin dolara çıkarıldı. Kişi başına gelirin yarısıyla 5-6 kişilik aile besleniyor. Bir kişiye düşen gelirle 10 kişilik aile besleniyor. Diğer 9 kişinin gelirini kim alıyor? Bir yerde bir vatandaş çok güzel bir yanıt verdi. Kime düşüyorsa devlet açıklasın demişti. Bu iyi bir yanıt olmuştu. Müslümanlığın temelinde adalet vardır, o kişiler daha büyük bir vebal içindedir. Ülke şu anda borçla ayakta duruyor. Helal olan dört, haram olan beşten büyüktür. Kuran-ı Kerim’de serbest piyasa diye bir şey yok, hadis değil, ayet değil.
Yerli ve yabancı zenginler tarafından halkımız sömürülmektedir. Faiz üretimle, yarıtırımla ortadan kaldırılır.

Eski Başbakan Başmüşaviri Metin Gündoğan: Adaletin simgesi terazidir. Terazinin kendisi yanlışsa ne olacak? İşte o zaman önce terazinin düzeltilmesi işlemini yapmak zorundayız. Burada bozukluk, adaletsizlik varsa bu ölçütü kullanarak yapacağımız tüm ölçütler sorunlu olacaktır. Bu terazinin düzeltilmesi gerekir. Bugün öyle bir noktaya geldik ki; insanlar, şirketler, devletler borçlu.

‘Uçurumun eşiği’

CHP Tekirdağ Milletvekili Prof. Faik Öztrak: Adalet olmadan geliri artırmak mümkün değil. Türkiye en sıkıntılı dönemi yaşıyor. İstismarcı kadro demokrasisi Türkiye’yi uçurumun eşiğine getirdi. Bunun son örneği iktidarın OHAL’e dayanarak çıkardığı KHK. İlk genel seçimlerden sonra verilmesi gereken yetkiler, seçim beklenmeden tek kişiye verildi. Meclis, mahkemeler, istihbarat bir Cumhurbaşkanı’nın emrine girdi. Sivil darbe adım adım ilerliyor. İktidar ile devlet arasındaki mesafe yok oldu. Devletle parti içiçe geçti. Gayri meşruluğu durdurmak için meşru her alanı kullanmalıyız.

  • Güçlü bir toplumsal muhalefet sergilenmezse bundan sonraki hiçbir seçim adil olmayacaktır.
  • Nihai hedefimiz demokratik parlamenter seçime dönüş olmalıdır.

=========================================
Dostlar,

Çanakkale’deki -CHP öncülüğünde- başlatılan ADALET KURULTAYI 4. ve son gününde.. Çok değerli katılımlar ve katkılar sağlandığını sevinçle izliyoruz.

Çıktılardan umutluyuz. 2019 için kapsamlı bir ”Türkiye restorasyon planı’‘ çıkmalıdır bu çabalardan.. Bir yandan da dinamik davranılmalıdır AKP = RTE‘nin baskın seçimi düşünülerek.

Çıktılar kitaplaştırılmalı, kısa kitapçıklar – broşürlerle basılmalı, posterler, el ilanları ile elden geliğince yaygın kitlelere ulaştırılmalıdır. TV’lerden program istenmeli, gidilip anlatılmalıdır. Gazete ve sosyal medyada paylaşılmalıdır.

Motoru soğutmamak gerekiyor ilk seçime dek..

Herkese kolay gelsin!

Sevgi ve saygı ile. 29 Ağustos 2017, Elazğ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TOKATLI ZEKERİYA ve Çağrıştırdıkları…


TOKATLI ZEKERİYA ve Çağrıştırdıkları…

Dostlar,

Sayın Habip Hamza Erdem zehir zemberek bir yazı yazmış…

Dileriz DSP koalisyon hükümetinde (57. hükümet; DSP + ANAP Mesut Yılmaz ve MHP Devlet Bahçeli) Ecevit’in Maliye Bakanlığı yapmış olan ve “Nereden buldun?” yasası ile kara para sahiplerinin keyfini fena halde kaçıran Zekeriya Temizel‘e göndermeler, CHP’ye sert eleştiriler ilgililerin kulaklarına erişir..

Dost acı söylermiş..

Biz de kaç zamandır Y-CHP sefaletini bu sitede deyim yerinde ise
yerden yere vuruyoruz…

Kemal Kılıçdaroğlu bizim Tunceli’li hemşehrimiz ve arkadaşımız..
Fakat memleket yurt sorunları hatır  – gönül dinler mi??

1999’da Edirne’de iken, çağrı üzerine (Adıyaman Milletvekili Celal Topkan) katıldığımız CHP Bilim – Kültür – Yönetim Platformu‘ndan, ertesi yıl Deniz Baykal‘ın Genel Başkan olması ve Kemal Derviş‘in bu Kurulun başına getirilmesi nedeniyle hemen ayrılmıştık.

Öncesinde büyük emeklerle, yakın arkadaşımız – meslektaşımız Prof. Haluk Koç öncülüğünde CHP’ye Ulusal Sağlık Politikaları hazırlamış, Ürgüp’te MYK’ya bizzat sunmuş ve Altan Öymen‘in de desteğini almıştık. 6 ay boyuca klasörler dolusu rapor yazmıştık (halen arşivimizdedir); Haluk Koç‘un ricasıyla 1,5 sayfalık bir basın özetini de kaleme alarak Edirne’ye dönüşümüzde Partiye göndermiştik ve CHP Basın açıklaması yaparak Ulusalcı Sağlık Politikasını halka duyurmuştu.

Baykal Genel Başkan olunca da PM’de bu politikayı çalışma grubunun eylemli (fiili) sekreteri olarak Haluk Koç ile sunmuştuk. Kemal Kılıçdaroğlu ise bu ulusalcı politikalara karşı çıkarak ANAP – DYP politikalarını savunmuştu. Aramızda sert bir polemik yaşanmış ve

– “Kemal Kılıçdaroğlu bu işten anlamaz. Olsa olsa, bizim uzmanları olarak geliştirdiğimiz sağlık politikalarının finansmanı için destek verebilir..” demiştik..

Kemal bey GSS’yi (Genel Sağlık Sigortası) ve Aile Hekimliğini savunuyordu.
İkisi de çağ dışı ve IMF – DB dayatması idi.. Birkaç panelde de bu yüzden karşı karşıya gelmiştik..

Bugün Sayın Kılıçdaroğlu’nu tanımakta ve anlamakta zorluk çekiyoruz doğrusu..

Yüce Atatürk’ün kurduğu ve Türkiye’yi kuran CHP‘nin kuruluş yıldönümünü bir kez daha kutlarız..

  • CHP için tek yol Kuvay-ı Milliye köklerine dönmek ve “6 Ok” programını uygulamaktır.. 

Sevgi ve saygıyla.
9.9.2014, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Not   : Sayın Zekeriya Temizel ile ADD Genel Başkan yardımcılığımız döneminde, (2004-2006) kendisi de Bakanlık sonrasında Cumhuriyet’te çalışırken İlhan Selçuk‘un odasında tanışmış ve epey süre ülke sorunlarını konuşmuştuk.. 

==================================================

TOKATLI ZEKERİYA


Habip Hamza Erdem

On iki yıl aradan sonra Zekeriya Temizel aktif politikaya döndū.
Dersimli Kemal’in Partisi’nin ‘Parti Meclisi’ ūyesi oldu.
Zekeriya Temizel ‘Devlet geleneği’ni kavramıș bir ‘Cumhuriyet çocuğu’dur.
‘Teamūl’leri en ince ayrıntısına değin bilir. Zeki ve çalıșkandır.
Soyadı gibi ‘Temiz’.
Maliye mūfettiși iken, bilgi ve birikim sınavlarını geçmiș ‘mūfettiș adayları’nın önūne ‘mekanizması çözūlmūș’ bir çamașır mandalı koyarmıș.
Yazılı sınavlarda bașarılı olan aday, bakalım mandalı ‘monte’ edebilecek mi diye.

Çūnkū ‘zeki’ olmak ile ‘inekleme’ arasında çok önemli bir ayırım vardır.
Maliye Bakanlığı ile ilgili yasaları ‘ezberlemiș’ olmak yetmez.
‘Zekâ’sını ‘el becerisine’ yansıtıp yansıtamamak da önemlidir.
‘Pratik zekâlı’ olmak değil, ama ‘zekâyı pratiğe çevirebilmek’…

Antik filozoflara göre, zekâ, ‘ruh’un anlamaya olanak veren bölūmūnden önce gelen ‘kișilik öncesi’ bir ilkedir.

Platon’a göre duyumlar dūnyasının ötesine gidebilen, ‘ūtopya’lar kurabilendir.

Spinoza’da ‘ruhun en yūce çabası’dır; o nedenle kendi çalıșmasının bașlığı bile ‘Etik’tir.

Ancak 18. yy’dan sonra ‘zekâ’, ruhlar ve öteki dūnyalardan koparılarak ‘ayakları yere bastırılmıș’, bir anlamda ‘laikleștirilmiș’ oldu.

1912’den bu yana da ölçūlebilir: IQ

Oysa Descartes’la birlikte, insanların ‘zekâ’ları, doğal olarak, eșittir;
farkılık onu ‘kullanım biçimi’nden gelmektedir.

Hegel bile kafatasını ‘boș’ olarak nitelendirmemiș miydi?

Maharet onu  ‘doldurmak’ değil, içindeki ‘en az’ ile ‘çok iș’ yapabilmektir.

Sökūk çamașır mandalını ‘takabilmek’ de bir iștir.

‘Nereden buldun yasası’nı ‘keșfetmek’ de..

Zekeriye Temizel’i Zekeriya Temizel yapan ‘Nereden Buldun?’ yasasıdır.

Sıradan bir ‘ilkokul öğrencisi’nin bile ‘sorabileceği’ bir ‘soru’..

Ancak onu ‘yașama geçirmek’ ve hatta ‘pratiğini’ önermek Zekeriya Temizel’e değin ‘dūșūnūlememiș’ idi.

Diyelim, önceki dönmelerde ‘konjonktūr’ de elverișli değildi ve onuru Zekeriya Temizel’e kaldı.

Ancak bu ‘ad’ ve bu ‘onur’ ve on iki yıllık bir ‘suskunluk dönemi’nden sonra
‘aktif politika’ya dönūș, Zekeriya Temizel beye ‘būyūk sorumluluklar’ da yūklemektedir.

İlk onurlu tutum, ‘Dersimli Kemal’e, ‘Tokatlı Zekeriya’ olarak ilk ‘tokat’ı indirmek olmalıdır.

Dersimli Kemal’in ‘devlet deneyimi’, ‘teamūl gereği’ Zekeriya Temizel‘i ‘dinlemeyi’ gerektirir.

Bu ‘teamūl’ içinde ‘Dersimlilik’ yoktur.

Ancak Kemal Kılıçdaroğlu ‘zıvanasından çıkmıș’ bir durumdadır.

‘Ȫzerklik șartını’, sözde ‘sol’ adına, dillendirmek bir yana, CHP kurultayına ‘önermiș’tir.
Ve ne yazık ki yuhalanmamıștır.

Bu CHP’den de ‘umut’ beklemenin olanağı kalmamıștır.

Bu CHP gitti gider.

Zekeriya Temizel ve kimi ‘aklı bașında’ yöneticilerden, hiç değilse CHP’nin ‘onurunu’ korumaları beklenir.

Yoksa ‘onursuz’ olarak gidecekler.

 

YERELSEÇİMLERE YENİ BİR GÖLGE: KIRMIZI PLAKA


Dostla
r,

Sayın Prof. Dr. Birgül Aynan Güler, bilindiği gibi Kamu Yönetimi alanında uzmandır
ve siyasete girmeden önce Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde dersler vermekteydi.

Aşağıdaki yazısı tam da ders niteliğinde..

Herkesin dikkatle okuması ve gereğini yerine getirmesi, hukuk devleti adına dileğimizdir.

Sevgi ve saygı ile.
4.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===========================================

YERELSEÇİMLERE YENİ BİR GÖLGE: KIRMIZI PLAKA

BASIN AÇIKLAMASI, 4 Aralık 2013
YEREL SEÇİMLERE DAHA FAZLA GÖLGE DÜŞÜRÜLMEMELİDİR
 
portresi_genc
Birgül AYMAN GÜLER
CHP İzmir Milletvekili

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), kamuda görev yapanlardan 30 Mart 2014 genel yerel seçimlerinde aday olmak isteyenlerin 1 Aralık 2013 günü saat 17.00’ye kadar görevlerinden istifa etmeleri gerektiğini açıkladı.

 

Gazetelerde, AKP bakanlarından belediye başkanlığına aday olacakların
1 Kasım 2013’e dek istifa edecekleri yazıldı; Bakanlardan böyle bir adım atan olmadı. Başbakan Yardımcısı Bozdağ,“Sayın bakanların görevlerinden istifa etmeleri yasal olarak zorunlu değil. Ancak seçim kampanyasının yürütülmesi bakımından, başka çalışmalar bakımından farklı değerlendirmeler olur mu? Bunu da zaman içinde göreceğiz” dedi. Kasım ayı sonunda AKP’nin Genel Başkan Yardımcılarından Şentopbelediye başkanlığına aday olacak bakanların istifası gerekir görüşünü
‘cehalet örneği’ olarak nitelendirdi. 
Bu keskin görüşü, YSK Başkanı’nın ‘bakanların istifasına gerek olmadığı yönünde ilke kararı aldık’ açıklaması üzerine dile getirdi. Nihayet Hükümet Sözcüsü Arınç“başbakanımız aday olacak bakanların istifasını uygun görüyor” dedi.

Bugün itibariyle iktidar partisi, halihazırda bakan olarak görev yapan bazı kişilerin belediye başkanlıklarına aday gösterileceğini duyurmuş bulunuyor. Ancak adı geçen kişiler, görevlerinden istifa etmediler. YSK ise, YSK Başkanı’nın ‘oybirliğiyle ilke kararı aldık’ dediği kararı resmi olarak yayımlamadı.

Bağımsızlığı nedeniyle seçimlerin temel güvencesi olarak görülen YSK’nın,
Hükümet yetkililerinin gelgitlerinden etkilendiği görülmekte,
 böyle önemli bir konu
tek kişinin kararına bırakılmış bulunmaktadır.

YSK, 514 sayılı kararında, “.. demokratik toplum düzeni gereklerine uygun bir seçimin yapılabilmesi, adayların eşit bir biçimde yarışmalarına olanak sağlayan bir ortamın oluşturulması koşuluna bağlıdır…..” demektedir. Aday olmak isteyen köy korucularıyla geçici köy korucularının ve bağımsız tarımsal üretici birliklerindeki yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bile istifasını gerekli gören YSK’nın, devlet tüzelkişiliğinin yürütme organı olan bakanlar için böyle bir gereklilik görmemesi, açıklanmaya muhtaç bir durumdur.

Bakan’ların, bakanlık görevi sürerken belediye başkanlığına aday olmaları,
aşağıdaki nedenlerle kabul edilemez. 

1. Bakan, devlet tüzelkişiliğinin temsilcisidir. Belediye başkanı ise yerel (belediye) tüzelkişiliğin temsilcisidir. Devlet tüzelkişiliği, yerel tüzelkişiler üzerinde vesayet denetimi yetkisine sahiptir. Vesayet denetimi yetkisi taşıyan bir makamın, bu denetime konu olan idarenin icra organının yerine geçmek için yarışa girmesi, hem hukuka hem bilime aykırıdır. Bu özellik, bakan makamında olanların milletvekili adaylığında görevlerinden istifa etmeleri gerekmezken, belediye başkanlığı adaylıkları söz konusu olunca
neden istifa etmek zorunda olduklarını açıklar.

2. ‘Milletvekillerinin istifası gerekmediğine ve bakan da milletvekili olduğuna göre istifaları gerekmez’ savı talihsizdir. Birincisi, milletvekili meclis üyesidir;
icra görevi yapmaz. Oysa bakan icracıdır; bu iki sıfat birbirine özdeş tutulamaz. Nitekim YSK kararlarında da meclis tipi organlarda görev yapanların değil, yürütme organlarında görev yapanların istifasının gerekli görüldüğü yönünde çok sayıda örnek vardır.

3. Bakan, Hükümet üyesi olarak siyasal görevlidir.
Aynı zamanda bakanlığın Ankara merkeziyle tüm ülkeye iller ve ilçeler temelinde yayılmış olan taşra örgütünün başı olarak en üst idari amiridir. Yetkilerini, atanmış kamu görevlisinden fazla olarak, bakanlığa özgü ayrı bir tüzelkişilikle değil devlet tüzelkişiliği korumasıyla kullanır. Bu yetkiler, ülkenin 81 ilinde kullanılan merkezi bütçe, personel ve yaptırım gücü toplamıdır. Böyle bir gücü bir ilde belediye başkanlığı için kullanması durumunda, ‘eşit yarış ortamı’nın hiçbir biçimde sağlanamayacağı yeterince açıktır.

4. Genel seçimlerde Adalet, İçişleri, Ulaştırma bakanları
kişisel nedenlerle değil, yetkilerinin özellikleri nedeniyle görevden alınır. Yerlerine ‘tarafsız/partisiz geçici bakan’ görevlendirmesi yapılır. Şimdi ise, devlet gücü kullanan Bakan’ların, bu üç bakanlık dahil ve doğrudan kişi olarak kendilerinin seçim yarışında yer almaları
söz konusudur. Bu durumda, ya genel seçimlerdeki uygulama ya da şimdiki durum yanlıştır.

5. DSP’li bakan Sayın Zekeriya TEMİZEL, 18 Nisan 1999 seçimlerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak girmek için, yürütmekte olduğu bakanlık görevinden istifayla ayrılmıştır. Eğer bir devlet ciddiyetimiz varsa, bu ilk uygulamanın dikkate alınması gerekir.


Genel idare aktörleri
nin, bu yetkiler ellerindeyken yerel idare seçim yarışında
yer almaları, demokratik siyaset – yönetim gerçeğinin doğasına aykırıdır.
Böyle bir uygulama ne siyaset – yönetim kuramları, ne hukuk öğretisi,
ne de parlamenter – yerel demokratik sistem uygulamalarının gereklerine uygundur.Demokratik siyasal sistemin kuralsızlık ve keyfiyetle çökertilmesini önlemek, yetkili kişi ve kurumların tarihsel önem taşıyan görev ve sorumluluğudur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. (4.12.13)

http://baguler.blogspot.com/2013/12/yerel-secimlere-yeni-bir-golge-kirmizi.html