TÜRKİYE KAÇ ÜLKEDİR, KİM YÖNETİR, KİM KORUR?

Dostlar,

E. Tümg. Naci Beştepe’nin yürekler acısı feryadı..
AKP iktidarının çifte standardı ile Türkiye’yi iç savaşa ve bölünmeye sürüklemesi..
TSK’nın teslimiyeti..
Açlık grevine giden yıllardır tutuklu askerler

Kapkara bir tablo..
Sürdürülemez..
Mutlaka ve hızla durdurulması gerek..
Ülkemizin sağlıklı ve sağduyulu güçleri bu lanetli gidişe “dur” diyecek.
Halk meşru direniş hakını kullanacak, kullanıyor.
Önderini de doğuracak, yakındır..
Eminiz.. Çünkü tarih bunu öğretiyor..
Keşke AKP kendine bir iyilik etse de hükümeti bıraksa..

Yiğit ve gerçekçi komutan Naci paşaya acı saptamaları içiin teşekkür ederek..

Ha gayret halkım..

Sevgi ve saygı ile.
1.7.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

    TÜRKİYE KAÇ ÜLKEDİR, KİM YÖNETİR, KİM KORUR?


Naci_Bestepe_portresi
Naci BEŞTEPE
E. Tümg.
 
Son bir-iki haftada yurdumuzun bir bölümünde meydana gelen olayları anımsayalım;
  – Diyarbakır’da KUZEY KÜRDİSTAN Birlik ve Çözüm Konferansı düzenlendi. Bölünme amaçlı istekler açıklandı.
  – Sınır ötesine geçmekte olan PKK’lıları uğurlamaya giden vatandaşlara asker su verdi, ancak askerin ortalıkta görünmesine bile kızdılar.
  – Bir terörist için düzenlenen törene, PKK’lılar silahlı olarak katılıp gösteri yaptılar.
  – Generallerin bulunduğu bir helikoptere PKK’lılar ateş açtı, dört mermi isabet etti.
  – Lice’de, karakol binası yapılmasını istemeyen halk inşaatı bastı, çadırları yaktı, olayda bir kişi öldü. Sonrasında yol kesen örgüt bir uzmanı kaçırdı.
  – Pülümür’de PKK maden ocağını bastı, araçları yaktı, bazı işçileri kaçırdı.
  – Cizre’de yerel asayiş birimi diploma töreni düzenlendi, poşulu,özel giysili asayişçiler caddelerde kimlik kontrolü yaptı.
 
  Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş sınırları içinde oldu.
  Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına aykırı olarak gerçekleştirildi.
 
  Bu olanlara karşı ülkeyi yönetenler ne yaptı?
  Kulağının ve gözünün üzerine yattı.
  Hiçbir tepki göstermedi.
  Lice’de, 1937 Dersim isyanını anımsatan, devlet otoritesini reddeden olaydan sonra, T.C. Hükümeti adına “Yeni karakol yapmıyoruz, aynı yere yeni bina yapıyoruz, dokuz adet karakolu da kapattık” açıklaması yapıldı.
  “Biz sizin istemediğiniz bir şeyi yapmayız, devlet kontrolünü sürekli azaltıyoruz, merak etmeyin” der gibi. 
  Gibisi fazla.
  Bu yapılanların hiçbiri, devlet olan yerde yenilip yutulamaz.
  Devletin yasal güçleri derhal gerekeni yapar.
  ÇÖZÜM SÜRECİ bozulursa diye korkmanın kime ne yararı olacaktır?
  Çözümden amaç ” Kavga etmeden, kan dökmeden bölünmeyi sağlamak” ise o başka. 
  O zaman da bu kararı verenler halka hesabını da verirler.
  Verebilirler mi? Orasını düşünmeliler.
 
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  Bu olaylara tepki gösterecek gücün yasal yetkilerini elinden alıyor.
  Neymiş, 35. madde darbeye dayanak sağlıyormuş?
  Darbe yapana dayanağa gerek varmış gibi?
  Darbe dayanağını kendi bulur, boşuna olayı saptırmaya çalışmaya gerek yok.
  Bu düzenleme ile yapılan TSK’nın PKK’ya karşı adım atmasını engellemektir. Bölünmeye engel olacak asli gücü engellemektir.
  TSK komuta kademesi zaten elleri havaya kaldırmış. 35. madde ile kendisine verilen görevi unutmuş. Siyasi iktidarın dümen suyuna girmiş.
  Sokakta sopa yiyen ama karşılığını veremeyen cılız-korkak çocuğun “Anne şu çocuk beni dövdü” demesi gibi salya sümük ağlıyor.
Helikopterin KAÇMA MANEVRASI ile kurtulduğunu açıklıyor.
  Sen karşılığında ne yaptın? Ne yapman gerekirdi? diyen vatandaşına verecek yanıtı yok.”İktidar öyle istiyor” dese, yutturamayacak, biliyor.
 
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  İç güvenliği polisle yapma manevrasına sarılıyor.
  Saflar bile inanmaz.
  Polis kırsalda, dağda asker gibi kullanılamaz. Kullanılmıştır. Özel Harekat timleri yararlı da olmuştur. Ancak askerle beraber ve asker kontrolünde kullanılmıştır. Sayıca sınırlıdır. Pek çok da sorun yaratmıştır.
  İçi güvenliğin tamamen polise devri; silah-teçhizat-eğitim-deneyim- yönetim- yaş ve fiziki yeterlilik gibi pek çok sorun getirir. Maddi yükü de çok pahalıya patlar.
  Karşılığında yararlı olacak olsa neyse.
  Oysa görünen köy kılavuz istemez.
  İstanbul’da sokak eylemleri dört-beş gün sürünce polislerin aç ve uykusuz kaldıkları açıklanmadı mı?
  İstanbul’un göbeğinde polisin aç kalması ne demektir?
  Şimdi bu yüzden ödül veriliyor.
  Tam tersine, onları aç-susuz-uykusuz bırakan amirleri de, yasal yetkilerini aşarak kendi halkına acımasızca saldıran, hakaret eden, işkence yapan, tacizde bulunan, ölüm ve yaralanmalara neden olan polislerin hepsi cezalandırılmalıydı.
  
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  Türkiye’nin bir bölümünde, ülkeyi bölme yolunda yapılanları görmezken ülkenin neredeyse tamamında vatandaşların demokratik tepkilerini
polisin aşırı güç kullanımı ile engellemekle övünüyor.
  Vatandaşların çok açık olan istek ve şikayetlerini göstermesini;
dış güçlere, ülke ekonomisine, ülkenin büyümesine-gelişmesine
engel olmak isteyen kötü niyetlere bağlıyor. 
  Sorunun çözümü ile ilgilenmek yerine sorunun arkasına dolanarak
puan almaya çalışıyor.
  Yasal yetkilerini aşan polisi ödüllendirerek vatandaşa göz dağı veriyor.
  Dünyanın gözü önünde bir gencin öldürülmesinde, çocukların bile kanmayacağı düzmece bir polis raporunu (Polisin eline taş gelmiş de onun için bileği bükülmüş de, Sarısülük ondan vurulmuş da polis suçsuzmuş) Bakanlar Kurulu bildirisi olarak sunuyor. Utanmadan.

  • “Biz, AKP’ye karşı geleni öldürtürüz, failini koruruz, bizim demokrasimiz budur.” diyor açıkça.
  Cinayet sanığı polisi serbest bıraktırıyor.
  Suçu belli olmayan ama AKP’ye karşı olduğu bilinen yüzlerce aydını yıllarca tutuklarken.
  Bu yapılanlara da ileri demokrasi diyerek, demokrasilerle alay ederek.
 
  Sanki Türkiye’de iki ülke var.
  İki  bölgeye farklı davranan bir yönetim var.
  Yönetimin yasa dışı uygulamalarına ses çıkarmayan, asli görevini yapmayan, ülkeyi yasaların verdiği yetki çerçevesinde korumayan kurumlar var.
  Ülkeyi, anayasa ile belirlenmiş cumhuriyeti koruyacak kurumlar aymazlık içinde.
  Tek direnen halk.
  Halk gereğini yapacak, mesajını verdi.
  Herkes dersini almış olmalı.
  Alanlar almayanlara anlatmalı.
  Anlamayanların sonu iyi olmayacak gibime geliyor.
 
  ŞİRİNYER’den sonra HASDAL’daki silah arkadaşlarım da
üç günlük açlık grevine gitti.
  Hukuksuzluklara karşı gösterilecek tepkinin üst sınırıdır yaptıkları.
  Sağlıklarını, canlarını ortaya koyuyorlar.
  İnsanlık, hak-hukuk, vicdan gibi değerlerini kaybetmemiş olanlar anlasın diye.
  Saygılar sunuyorum tüm direnen aydınlara.

  DİREN HASDAL, haksızlığa ve hukuksuzluğa…
 
  Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Naci BEŞTEPE : ÇARŞAMBA İĞNELERİ

Dostlar,

Saygıdeğer E. Tümg. Nac Beştepe, bu hafta da yüksek zekasının ürünü ince mizahları döşemiş “Çarşamba İğneleri” nde..

Yaşasın mizah!

İstanbul’da Emniyet’ten kimi polisler nasıl yakınıyorlardı :

Efendim bize orantısız zeka uyguluyorlar ama!

Bize göre “esprilerin esprisi” kategorisinde sayılabilir bu tümce..

O yüzdendir ki, böylesi polislerin kimi şefleri de halka karşı vahşeti 2. Çanakkale Destanı sayabilecek mizah – espri (!?) anlayışı sergileyebiliyorlar.

Yetmiyor, RTE de gaza geliyor / getiriliyor, O da  “destan” edebiyatı yapıyor..
Edebiyat da kirleniyor..

Teşekkürler Sayın Beştepe..

Sevgi ve saygı ile.
26.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================

ÇARŞAMBA İĞNELERİ

Naci_Bestepe_portresi

 
E. Tümg. Naci BEŞTEPE
AYAKÇI
  RTE, “Türkiye’de ayaklar ne zamandan beri baş oldu?”
  2003’ten beri...

 
  HERBOC (Sevgili Cihangir Dumanlı’dan)
  RTE’ye pek çok üniversiteden fahri doktora unvanı verildi.
  Bilin bakalım hangi ana bilim dalında?
  HERB0COLOGY…
 
  DİNLEME ( C. Dumanlı’dan)
  İngiliz istihbaratı Mehmet ŞİMŞEK’i dinlemiş.
  Haber değeri yoktur.
  Her devlet kendi vatandaşını dinleyebilir…
  SEVİYE
  Enerji Bakanı T. YILDIZ, ” Eğitim seviyesi arttıkça AKP’nin hitap ettiği alanın daraldığını görüyoruz.
  Eğitimli insanlar da sizin seviyenizi…
 
  AK-DENİZ
  RTE, Arapçaya buladığı Türkçe’den sonra İngilizceyi de halletti.
  Dünyaya ” VAYT Sİ” isminde yeni bir isim öğretti,
  “Van minit” la kalsa iyiydi…
 
  UTANMA
  RTE, Kayseri mitinginde.”Ulusalcılara sesleniyorum, terörist başının resmini Atatürk’ün yanında nasıl izlediniz”
  Devleti ve hükumeti onun ayağına gönderen siz  değil misiniz?
  KISKANÇ
  “Bunlar yıllarca Türk’e durmak yaraşmaz dediler, ama hala duruyorlar”
  Kendi vatandaşını” ONLAR-BUNLAR” diye bölen bir başbakan,
  Ülkesinin kurucusunu ve yaptıklarını kıskanan sıradan bir adam…
 
  MİLLET
  RTE Samsun’da gürledi, “Taksimdekiler milletse buradaki ne?
  Kıl sayılamaz ki…
 
  İŞGALCİ
  RTE, direnişçiler “işgal ordusu” dedi.
  Bu durumda polislere de “soykırımcı” denmez mi?
 
  KAÇMA
  Genelkurmay, komutanları taşıyan bir helikopterimizin terörist ateşinden “kaçma manevrası” ile kurtulduğunu açıkladı.
  Kaçmadaki başarı anlaşıldı,
  PKK’ya dokunmamak için ne manevrası yapılmakta olduğu anlaşılamadı…
 
  ÖDÜL
  Direnişçilere hakaret eden güreşçi Rıza KAYAALP’e açılış töreninde Türk bayrağı taşıtıldı.
  İktidarın ödülünü aldı,
  Halkın ödülü çıkmaz ayın sonuna kaldı…
 
  DUA
  Egemen Bağış, “Başbakanımızı milyarlarca insanın duası koruyor.”
  Her geçen gün dua gereksinimi çoğalıyor…
 
  BESMELE
  RTE, direnişçiler için, “Bir tek besmeleyle oyunlarını bozarız.”
  Kürdistan konferansı toplayanlara da besmele çekseniz…
 
  BAYRAK
  “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldık” demişti.
  Türk bayrağına sarıldı.
  Kimi kandırdı?
 
  VATAN
  Dışişleri, 16 adet adacığa Yunanistan’ın el koyduğunu kabullendi.
  Söz konusu vatansa AKP için ayrıntıdır…
 
  OĞUL
  AKP’li vekil EYÜPOĞLU’nun oğlu, LYS’de yerine başkasını soktu.
  AKP düzeninin çocuğu…
 
  SIFIRLAMA
  Maliye Bakanlığı, üç yandaş şirketin vergi borçlarını sıfırladı.
  Ahlak anlayışını da…
 
  DESTAN
  Polis müdürü “İkinci Çanakkale destanı” demişti.
RTE de polisin destan yazdığını söyledi.
  Halkına karşı acımasızlık, vandallık, gayri-insanlık destanı…
 Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

GELDİĞİ YOLDAN GİDECEK


GELDİĞİ YOLDAN GİDECEK

Naci BEŞTEPE 
   
PKK’lıların sınır ötesine çıkışları tartışılırken ne demişti RTE?  – Girdikleri yerden çıkarlar, onlar bilir…

Doğruluk payı yok da değildi.
  Teröristlerin giriş-çıkış güzergahları vardır.
  Asker de izlemeyeceğine göre o bilindik yollardan girdikleri gibi çıkar giderler.
  Süreç öyle işliyor.
  Tabİi çıkanlar için.
  Çıkmayan, çıkmış gibi yapan, kente inen, yerinden kıpırdamayanların daha çok olduğu değerlendiriliyor.
  Neden çıksınlar ki?
  Ne aldılar ki?
  Sallanan AKP iktidarı Anayasayı yenileyemez veya bölünmeye yol açacak değişiklikleri yapamazsa neden terk etsinler yerlerini?
 
  Bir de RTE’nin bulunduğu yere hangi yoldan nasıl geldiğini anımsayalım.
  Belediye başkanı iken bir şiir okumuştu :
  – Minareler süngümüz, Kubbeler miğferimiz diye.  Kendi ifadesine göre bir şiir okumaktan ceza almıştı.

  Mağdurdu yani.
  Hiç bitmeyen bir mağduriyetti bu.
  Durur durur anımsatır.
  Grup toplantısında söyler, sulu gözlüleri ağlatır.
  Oysa, vatandaşı kin ve garaz tohumları ile bölmekti yaptığı.
 
  Kızının, karısının türbanını sürer ikide bir ortaya.
  Dediğine göre kızı da türbanı yüzünden okuyamamış da taa Amerikalara gitmiş.
  Ancak açıklamalara göre, kızcağız 134 puanla bir yere girememiş.
  Paralı amcaları da destek verince, ver elini Amerika.
  Yüce rabbi öyle istemiş neticede.
 
  Bu RTE’nin mağduriyeti bitecek gibi de değil.
  11 yıldır tek başına hem partiyi, hem ülkeyi yönetiyor.
  Bıraksalar Suriye’yi de yönetecek.
  AB’ni, BM’i de hizaya sokacak ama kıymetini, kudretini anlayan yok.
  Dediği dedik, astığı astık, kestiği kestik ama hala mağdur.
  Şimdi de vatandaştan yana mağdur.
  Gezideki gençlerden yana mağdur.
  Bu kadar demokrat, dışarıdan göründüğü kadar katı bile olmayan (Hülya Hanım’dan öğrendim), gençleri çağırıp dinleyecek kadar anlayışlı (AKP’li dostlar söyledi) ama bir türlü yaranamıyor.
  Son günlerdeki buram buram demokrasi, liderlik, insanlık kokan söylemlerine bir bakın;  – Çapulcu marjinal gruplar camiye girmiş bira içmişler.

  – Daha da ileri gidip camide fuhuş yapmışlar.
  – Utanma yok neyse de adap da bilmiyorlar. Polis arkalarından çiçek vermek için koşarken ayakkabılarını bile çıkarmadan dalmışlar camiye.
  – Bunlara ait kaset var. Cuma günü yayımlanacak.(Cuma geçti. Çıkmaz ayın
son cuması yayımlanır. Montajda terslik çıkmıştır.)
  – Hele o çadır bölgesi var ya, aman aman. Sidik kokusundan geçilmiyor.
Hatta büyük abdestlerini de yapmışlar. Bir de çevreci olacaklar.
  – Bir gidip görseniz o çadırları. Ne edepsizlikler, ne ahlaksızlıklar…
  – Bunların yaşamına karışmıyor ama onlar karısının kızının baş örtüsüne (kendisi türban olur) karışıyorlar. Kamuda hala türbanla çalışamayanlar var.
 
  Bunları söyleyen sıradan zır cahil bir vatandaş değil.
  Başbakan.
  Ancak kimin başbakanı kendi de bilmiyor.
  Bir grup vatandaşı öbürlerinin üzerine salmakla tehdit ediyor.
  Kendini destekleyenlerin daha çokluk olduğunu söylüyor.
  18 gündür üzerlerine gaz ve basınçlı-ilaçlı (kimyasal) su sıktırdığı,
öldüresiye dövdürdüğü hatta öldürttüğü vatandaşlarına karşı sabrının taştığını, bedeli ne olursa olsun GEZİ PARKI’nı boşalttıracağını miting meydanlarında şakşakçılarına açıklıyor.
  Yanlış okumadınız, “BEDELİ NE OLURSA OLSUN” 
  Yani, ölürlerse ölürler.
  O istedi ya.
  Olacak işte, o kadar.
  İleri demokrasinin dünya yıldızı. Sultanlar sultanı. Liderler lideri.
 
  Aynı kafanın valisi “Hiç olaysız boşalttık, kimseye zarar vermedik, müdahale bile denmez” diyor. Ardından resmi açıklama 44 yaralı, bir kişi gözünden ameliyatlık.
  Bir de olaylı olsa, müdahale etseler. Düşünebiliyor musunuz?
  Ertesi sabah” İstanbul çok huzurlu” diyor. Taksim’e ne giriş var ne de Taksim’den çıkış. Her yer gaz, her yer su, her yerde cop. Acımasız saldırı.
 
  Aynı kafanın Ankara BŞB Başkanı, afişlerle yağlama uzmanı İ. Melih Gökçek, polisin öldürdüğü gencin, provokatörlerin attığı taşla öldüğünü iddia ediyor.
TV görüntülerine karşın.
  Adli tıp raporu ile baseninin üzerine oturuyor.
  Ama adamda utanma, üzülme gibi normal insanlara has özellikler olmadığı için
o gencin öldürüldüğü yere polise övgüler düzen bir afiş astırıyor.
  Bu kadar olur.
  Bunlar da yönetici olacak.
  Taş devrinin kabilelerini yönetenler bunlardan daha iyi yönetici değilse ne olayım…
 
  Miting alanlarına yüz binleri değil milyonları da toplasa artık önemi yoktur.
  Parasız, taşımasız, zorlamasız kendiliğinden meydana çıkan, copa-bibere-kimyasallı suya göğüs geren bir kişi binlere bedeldir çünkü.
  Tepeden aşağıya doğru iniş başlamıştır.
  Yuvarlanan taş tepeye dönmez. Gittikçe hızlanarak inecektir. Bu inat varken hele.
  Hangi tepeden, hangi yoldan mı?
  Geldiği yoldan.
  Gene mağduru oynayarak.
  Gene dini duyguları sömürerek.
  Sömürdüğünü zannederek.
  Atatürk’ün dediği gibi,
  Kendisinin PKK’lılara dediği gibi,
  Aynen,
  Geldiği yoldan gidecek.
  O yolunu bilir.
  Yola koyuldu bile.
  Gidiyor…
 
  Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

Naci BEŞTEPE : Çarşamba İğneleri


Çarşamba İğneleri

Naci_Bestepe_portresi

 

 

 

KRAL
Fas Kralı, RTE’yi kabul etmedi.
“Alemin Kralı” palavrası gerçek kralı kesmedi…

DESPOT
Tunus Halk Cephesi lideri, “Biz despot ve komplocularla ziyafete katılmayız” diyerek RTE ile akşam yemeğinde olmayı reddetti.
Türk halkının itibarı ne hale geldi?…

ÖZET
Sevgili Cihangir DUMANLI’ya “Taksim olaylarını değerlendirir misin” dedim, yanıtı;
Tarikata barikat…

İNAT
RTE’nin mesajı alındı;
İnadım inat, Topçu Kışlası iki kat…

KELLE
RTE, direnişçileri kelle isteyen yeniçerilere benzetti.
Genç Osman’a benzemesin kaderi…

KAPIKULU
Topbaş, “Topçu kışlasını Başbakan arzu ediyor.”
Beyefendi teslimiyetini kibarca ifade ediyor…

KATİL
Öcalan; “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın!”
Halk kararını vermiş, diktatörlüğü bile takmıyor,
Bebek katili de kimmiş, kimse tınlamıyor…

PARA
İktidarın yalama YİĞİT’i, “Bir milyon dolar kaybettik, memnun musunuz?”
Yiğit’im merak etme, görürsek, bulursak karakola duyururuz…

GÖRÜŞ-ME
AKP danışmanı İbrahim DALMIŞ,

  • “Taksim Platformu temsilcileri ile Alevi ve sol örgüt üyesi olmamak koşuluyla görüşebiliriz.”

Arkadaş, açıkça söylesene, görüşmeyeceksiniz…

YARDIMCI
RTE, bazen kitabın bombadan tehlikeli olduğunu söylemişti.
Gezi direnişinde “twetter bela” dedi,
Okullara kendileri kitap ve (FATİH Projesi ile) bilgisayar dağıtıyor,
Bu durumda YARDIM VE YATAKÇILIK suçu işliyor…

MONTAJ
İmam’ın yalanlamasına karşın RTE, “Camiye bira ile girdiler,
imamı yalan söylemeye zorladılar, Cuma günü görüntüleri vereceğiz.” dedi.
Kaset elinde olsa bir dakika beklemezdi,
Montaj için Cumaya kadar halktan süre istedi…

YALAN
ABD, RTE’nin ” Occupy Wall Street” olayında polisin 17 kişiyi öldürdüğü iddiasını yalanladı.
Bize söylediklerinin yanında bu hafif kaldı…

İSABET
RTE, “Bizi millet getirdi, götürecekse millet götürür”
Tam isabet…

HEDEF
AKP’li gençler RTE’yi karşılamada “Yol ver geçelim, Taksim’i ezelim” sloganı attı,
RTE de kulağının üstüne yattı.
Din kardeşlerimize yakışmadı,
Bari “İLK HEDEFİMİZ KARADENİZ, YA ALLAH” olsaydı…

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

MEMLEKET NEREYE, SİZ NEREYE !

E. Tümg. NACİ BEŞTEPE

Naci_Bestepe_portresi

MEMLEKET NEREYE, SİZ NEREYE ! 

  “AÇILIM ve BARIŞ SÜRECİ” diye bir süreç içine itildi Türkiye. 
  Ne oluyor, ne bitiyor, ülke nereye gidiyor?
 
  İktidara göre;
  Çok güzel şeyler oluyor.
  Analar ağlamayacak. Bak üç-dört aydır şehit haberi var mı? (Var ama iki tanecik Mehmetçik olunca şehitten veya terörden sayılmıyor ya, biz de yok kabul ettik)
  Sürece  karşı olan barış istemeyendir, kandan beslenendir. 
  Başbakan’a göre pazarlık da yok. (Pazarlık yapan şerefsizdir, görüşen şerefsizdir!. Ben demiyorum,sakın yanlış anlaşılmasın. Sahibinin sesidir.)
  Binali Bey’e göre, dört konuda; tek vatan, tek bayrak, tek devlet,
tek millet konusunda pazarlık var. (Geriye ne kaldıysa?)
 
  Akillere göre de durum aynı.
  Çoğu neden akil olduklarını veya ne anlatacaklarını bilmiyor ama gene de iyi bir şey yaptıklarını sanıyor.
  Hatta, ne derlerse desinler inanılacağını sanıyorlar. 
  Bu saflığı dillendirenleri bile var.
  Aktris akil ” Doğudakiler davulla karşılanıyor, bizi batıda protesto ediyorlar” diyor.
  Vah canım! 
  “Neden böyle oluyor?” diye beyinciğini biraz işletebilse.
  Yapamıyor. Çünkü senaryoda araba çarpıp görmeye başlamak yok. Oyunun sonuna kadar körlük yazılmış.
  Ana muhalefete diyecek sözüm yok.
  Kılıçdaroğlu, “Benim muhatabım başbakan, O konuşmadıkça bir şey söylemem.. ” diye ilkesini koydu.
  Konuşmaları ÖCALAN’ın borazanı artist Sırrı veya KARAYILAN yaptığı için kendisinden umudu kestik.
  Peki, durum bu kadar belirsiz mi?
  Ne demek belirsizlik!
  Her şey o kadar açık ve net ki.
  Gerek ÖCALAN, gerekse KARAYILAN hem öç alırcasına hem zehirli yılancasına süreci öyle tanımlıyorlar ki.
  Hala, “ne oluyor?” diyen varsa, benim diyeceğim yoktur ona.
İşte Karayılan’ın sözleri, bir kez daha yazayım. Duymayan kalmasın;
  • Kürt halkı özgürlük mücadelesiyle önemli bir düzey  kazanmıştır.
  • Kürt halkı Türkiye’de kimliksiz ve statüsüz yaşayamayacak bir noktaya gelmiştir.
  Ne demektir önemli düzey?
 ” Mücadeleyi kazandık, masaya oturttuk!” demektir.
  Ne demektir kimlik?
 “Anayasada KÜRT yazacak, ya da TÜRK yazmayacak” demektir.
  Ne demektir statü?
  Özerklik veya federasyon demektir.
 
  Her gün BDP’li bir vekilin; özerklik, bağımsızlık, kendi kendini yönetme,
APO’ya ve PKK’lılara özgürlük sözleri duyulmuyor mu?
  Karayılan veya BDP’li PKK’lılar durup dururken mi söylüyorlar bunları?
  Hayır.
  “Pazarlık yapmıyoruz, görüşüyoruz ” diyenlerin verdiği ödünler nedeniyle söylüyorlar.
  Hiç duyan var mı Başbakan’ın ağzından, “Biz böyle bir söz veya ödün vermedik!” dediğini?
  Duyamazsınız, duyamayacaksınız.
  Çünkü AB-D öyle istiyor.
  AB Parlamentosu raporuna bakın, zil takıp oynamadıkları kaldı.
 
  Ulusal değerler bir bir çiğnenerek, silmeye ve unutturmaya çalışarak yok edilirken,
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI‘nda, bir devlet yetkilisinin, AKP’nin önde gelen bir büyüğünün, Meclis Başkanlığı yapmış bir kişinin, söylediklerine bakın :

 – Dünyayı başımıza yıkanların haline, geçen 23 Nisan resepsiyonuna bakın.
Eşim başörtülü diye resepsiyona gelmeyenler, şimdi eşi 
başörtülü bir
Meclis Başkanının önünde iki büklüm olup selam veriyorlar.

  Bilge kişinin dediği gibi, herkes Meclis Başkanı olabilir ama herkes devlet adamı olamaz.
  Meclis Başkanı’na selam verenler ne O’nun şahsına ne de türbanlı karısına veriyorlar.
  Türkiye Cumhuriyeti’nin bir makamına saygı gösteriyorlar.
  O makamı işgal edenler makamın saygınlığına yakışmıyorsa selam verenler de
yanlış içindedir.
  
  • Ülkemiz çok önemli bir darboğaza sokulmuştur.
  Yetkili,sorumlu, vatandaş herkesin bu darboğazdan çıkış mücadelesine katılması gerekirken şu uğraşılan, gündeme taşınan konuya bakın.
  Basitliğe, kinciliğe bakın.
  Memleket nereye, siz nereye?
 
  Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE
  05 Mayıs 2013