Ankara’da Gölbaşı Ahiboz Köyünde Şarbon Hastalığı ve Karantina Uygulaması Ankara Tabip Odası Ön İnceleme Raporu

Ankara’da Gölbaşı Ahiboz Köyünde Şarbon Hastalığı ve Karantina Uygulaması Ankara Tabip Odası Ön İnceleme Raporu

Ankara Tabip Odası, 31/08/2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Ankara’nın Gölbaşı ilçesi, AHİBOZ  ile GÜLALAN KÖYÜ arasındaki KİPMAN firmasına ait alanda (alanın yarısında iş makinelerinin bulunduğu) yeni yapılan çiftlikte Brezilya’dan ithal edilen 3959 büyükbaş hayvan Kurban Bayramı için hazırlanırken; kontrol yapan veteriner hekimler ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri hayvanlarda şarbon hastalığı tespit ederek, bölgeyi karantinaya almışlardır. Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Vedat Bulut, Dr. Muharrem Baytemür ve Dr. Ercan Yavuz’dan oluşan heyetimiz bölgeye giderek inceleme yapmışlar ve yetkililerle görüşmüşlerdir.

Görüşmede yetkililerce “Hijazi Group aracılığıyla Brezilya’dan Et ve Süt Kurumu için ithal edilen 3959 adet büyükbaş kesimlik hayvan, Kurban Bayramı öncesinde Gölbaşı’nda Ahiboz’a 2, Günalan’a da 3 kilometre uzaklıkta bulunan bir tesise koyuldu. Hayvanlardan bazılarının ölmesinin ardından Gölbaşı Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından hayvanlarda şarbon hastalığı saptandı. Bunun üzerine işletme ve çevresinin önceki akşam karantinaya alınmasının ardından 60’a yakın hayvan itlaf edildi.” denilmiştir. Et ve Süt Kurumu’ndan dün yapılan açıklamada da “söz konusu etlerin piyasaya sürülmesi gibi bir durum söz konusu değildir.” denildi.

Karantinaya alınan tesise yaklaşık 3 km uzaklıkta bulunan Ahiboz ve Günalan mahallelerinde hayvancılıkla uğraşanlar, hayvanların koyulduğu tesisin yaklaşık 20 gün önce kurulduğunu ve şarbon hastalığını bayramın 2.  günü duyduklarını söylemişlerdir. Ankara merkeze 41 km uzakta Gölbaşı İlçesi Ahiboz mahallesinden Günalan mahallesine gidiş yolunda  kontrol noktaları oluşturulduğu, kontrol alanı çapının 3 km ve gözleme alanı çapının 7 km olarak tutulduğu öğrenilmiştir.

Bölgede yaptığımız incelemede, çiftlikte çalışan personelin ve Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin iş güvenliği önlemlerini aldıkları, kişisel koruyucu giysi giydikleri ve de 3M maske kullandıkları gözlenmiştir. Hayvanların izleme ve muayenelerinin yapıldığı, sağlam hayvanlara aşılama faaliyetlerinin yürütüldüğü görülmüştür. İlçe Tarım ve Orman Müdürü, İl Tarım ve Orman Md. Yardımcısı ve Koruma Şube Müdürü ile birlikte veteriner hekimlerin şarbon belirlendiği günden bu yana karantina başlattıkları ve ilgili mevzuat uyarınca önlemleri aldıkları anlaşılmaktadır.

Hayvanların toplama alanından 300 m uzaklıkta çalışma ortamı kurulduğu, hayvanlardan örnekler alınarak analizleri için gönderildiği görülmüştür. Bölgeye 100 ton kadar kireç getirildiği, şarbon hastalığı saptanan hayvanların gömülerek kireçlendiği anlaşılmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileriyle görüşmemizde yurt dışından ithal edilen hayvanların denetiminin 3 noktada gerçekleştiği, 1. noktanın gümrüklerde olduğu, hayvanların yurt dışından getirilişinde hastalığın kuluçka döneminde 1. incelemede anlaşılmazsa bile, hayvanların çiftlikte yeniden muayenelerinin yapıldığı ve hastalığın bu aşamada saptandığı ifade edilmiştir. Hayvanların kesim sonrası etlerinden alınan örneklerin yeniden PCR testlerine sokulduğu ve bu şekilde bir seri kesimde 2 hayvanda test sonucu pozitif olduğu için, karkas halindeki 10 hayvanın imha edildiği belirtilmiştir. Hayvanlarda kullanılan aşının Etlik-Ankara’da bulunan Tarım ve Orman Bakanlığı Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü’nden yeterli miktarda sağlandığı öğrenilmiştir. Çiftlikten hayvan satışının bulunmadığı ve şarbonlu ürünlerin piyasaya çıkarılmadığı ifade edilmiştir. Çiftliğin 300 m yukarısında bulunan ”Bu mahallede şarbon hastalığı var’’ levhası dışında başkaca uyarıcı yönlendirme levhaları ve kolluk güçleri denetim noktaları görülmemiştir.

Gözlemlerimizde Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin gerekli önlemleri aldıkları ve hayvanlarla doğrudan teması olan kişilerin koruyucu güvenlik önlemlerinin alındığı kanısına varılmıştır. Bu konuda yetkililerle görüşmelerin ve bölgede incelemelerin sürdürülmesine, konunun uzmanı olan meslektaşlarımız ve ilgili kurumlarla bağlantıya geçilerek, insan sağlığı yönünden çiftçilerde aşılamaların ve sağlık denetimlerinin yapılmasının sağlanmasına karar verilmiştir.

Bundan sonraki süreçte de toplum sağlığını koruma için; bu hayvanların ne denli karantinada kalacağını, sonlarının ne olacağının ve bu hayvanlarla birlikte ülkemizin öbür bölgelerine getirilen hastalıklı hayvan olup olmadığının izlemcisi olacağımızı belirtiriz.

Bu konuda uzmanlarına hazırlattığımız Şarbon hastalığı ve korunma yöntemleri broşürümüz basılarak bölgedeki çiftçilere ve aile hekimlerine Ankara Tabip Odası tarafından dağıtımı sağlanacaktır.
=============================================
Dostlar,

KURBAN BAYRAMI ARMAĞANI ŞARBON!

Öncelikle bu ön raporu hazırlayan ATO Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut, Dr. Muharrem Baytemür ve Dr. Ercan Yavuz meslektaşlarımıza çoook teşekkür borçluyuz.

Hemen bir toplantı yapılması ve toplumun bilgilendirilmesi amaçlı toplantı çağrısı yaptılar bizlere ancak çoğunluk tatil için Ankara dışında olduğundan, böyle bir toplantı yapılamadı.
İş başa düştü diyerek 3 kıdemli meslektaşımızın yerinde yaptığı inceleme değerlidir..

3 Eylül sonrası haftada böylesi bir bilimsel toplantının yapılabileceği ve gerekli raporların çıkacağı umudu içindeyiz. Biz de sorunu izliyor ve katkı vermeye çalışıyoruz. Sitemizde önceki gün, TTB (Türk Tabipleri Birliği) basın açıklamasını paylaştıktan sonra, yazının altında Şarbon hastalığı ile ilgili önemli noktaları bir Halk (Toplum) Sağlığı Uzmanı sorumluluk ve yetkisiyle yazmıştık :

TTB basın açıklamasının ve altında bizim eklediklerimizin bir kez daha özenle okunmasını dileriz.

Öte yandan, D . Bulut – Dr. Baytemür – Dr. Yavuz 3’lüsünün ön raporunda dikkat çeken noktalar ve bağlantılı çağrışımlarımız var :

  1. Ankara – Gölbaşı köylerinde kurulan bu tesis, yöre köylülerinin belirtmesi ile ”yeni” dir. Kurban Bayramı öncesi kurulduğu / kurdurulduğu anlaşılmaktadır.
  2. Yeni kurulan / kurdurulan grubun adı ”Hidjazi” dir, okunuşu ”Hicazi” olup, ”Hicaz” kodlaması ile özel bir iletisinin (mesajının) olup – olmadığını bilmiyoruz.
  3. ‘Hidjazi” grubunun, ESK adına yurt dışından kurbanlık hayvan dışalımına (ithaline) aracılık ettiği anlaşılmaktadır.
  4. Dört bine yakın büyükbaş kurbanlık hayvan Brezilya’dan, bu aracı ticaret şirketi eliyle ESK için ithal edilmiştir. Buradan da anlıyoruz ki, bir kamu kurumu olan ESK, bu dışalımı kendisi yapma gücünden yoksundur ve bu hizmeti ihale ile aracı şirketlere ücreti karşılığında gördürmektedir. Bu ihalenin yapılma koşulları, bedeller, Hidjazi adlı şirketin kaç günlük olduğu, ticari sicili, ortakları… açıklanırsa pek çok sorun aydınlatılabilir. Yoksa Şartname ticari sırdır denilip HALKIN SAĞLIĞI bir kez daha yandaş şirketlerin kârları uğrun feda edilecek midir?
  5. Türkiye’nin kurbanlık hayvan gereksinimini bile karşılayamadığı, dışarıdan et ve ürünleri satın aldığı bir kez daha kanıtlanmıştır.
  6. Olmadık konularda fetvalar üreten Diyanet, dış borç bunalımında inim inim inleyen ülkede, bu bayram kesim yapılmaması çağrısını neden yapmamıştır? Kişiler borçlanarak kurban kesemezken, ülkenin borçlanarak kurbanlık ithali için İslam’da bir çözüm üretilememiş midir? Öyle ya, İmam Gazali 1200’lü yıllarda İslamda İçtihat kapısını kapatarak İslami hükümleri dondurmuştu. Kendini yenileyemeyen İslam, Kuran – Allah – Cehennem – İman  gücüyle tabulaştırmayı ve çağın kendisine uymasını dayatmayı sürdürüyor.. Nereye dek, çok uzak değil herhalde..
  7. En çok 4 günde 4 milyon dolayında hayvan kesimi; insan – çevre – hayvan sağlığı açısından ciddi bir halk sağlığı riski hatta tehdididir. Gelişmiş ülkelerin bile böylesine ağır bir yükün altından kalkması hiiiç kolay değildir. Acaba; İslam dini, bilim böyle söylerken, gene de kulak tıkayarak, 3’lü tehdidin göze alınmasına izin vermekte midir; hangi kaynaklara dayanarak??
  8. Bir kez daha yazalım : Dünya Sağlık Örgütü, İnsan ve Hayvan sağlığını ayırmadan, TEK TIP – TEK SAĞLIK (Single Medicine – Single Health!) vurgusu yapmaktadır ancak Türkiye’de son adıyla, ”Gıda, Hayvancılık” sözcüklerinin bile adında bulunmadığı Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı sözde birlikte bu alandan sorumludur. Ancak ilgili 5179 sayılı yasa ile 663 sayılı KHK’de 2 Bakanlığın eşgüdüm – işbirliğine ilişkin açık – net düzenlemeler yoktur. AB ve ABD’de bu amaçla özerk bilimsel kurumlar oluşturulmuştur (sırasıyla EFSA ve FDA) ve başarılı biçimde süreç yönetimi sürdürülmektedir. Her 2 Bakan ayrı ayrı açıklama yapmaktadır. İlki, insanlarda ”deri lezyonları” görüldüğünü söyleyerek açıkça ”6 kişide ŞARBON tanısı konmuştur” demekten kaçınmakta; ikincisi ise Şarbon’un Türkiye’de önceden de varolduğuna sığınarak önceki yıllarda benzer olguların basında yer almadığından yakınarak kendini aklamaya çalışmaktadır. Şarbonu yaz(a)mayan Basın görevini mi yapmadı, iktidar tarafından sansürlendi mi!? Hazindir, traji-komiktir Tarım Orman Bakanının sözleri.
  9. Herrrrr bir şeyin başı Erdoğan’dan tık çıkmamaktadır.. Devr-i AKP’de müslüman Türk halkı, Kurban Bayramında, kurban görevini yerine getirirken Şarbon yakalanmaktadır. Hâşâ, Cenab-ı Allah da mı Batılıların safına geçmiş ve ”kötülük toplumuna dönüştüğü” söylenen Müslüman Türk Milletini cezalandırmaktadır!?
  10. Biz, bu Şarbon belasının da Batılı şer odaklarının bayrak ve ezanımıza saldırısı olarak Erdoğan tarafından halka açıklanmasını bekliyorduk ki; Tarım Orman bakanı olacak zat Dr. Pakdemirli, ciddi bir politik – stratejik hata yaparak, Şarbonun Türkiye’deki otlardan kaynaklandığını açıklama gafletinde bulundu.. Erdoğan’ın eli böğründe ya da ağzı açık kaldı korkarız.. Bakan / Sekreter Pakdemirli adına gerekli not alınmıştır Saray’daki üst Kabine tarafından sanırız..
    *****Bir dahaki bayrama kalmaz, bu da geçer inşallah ya hûûûûûû;..
    Hamdedin, dininizi ve kininizi sakın eksik etmeyin elhamdülüllah..
    Onların şarbonlu sığırları varsa bizim de Allahımız var..
    Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemimiz sayesinde
    bu mel’un saldırıyı da, 3 vakte kalmaz, süratle defedeceğiz inşaallah..

Sevgi ve saygı ile. 02 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Not : Konuya ilişkin doğru – bilimsel bilgiye erişim için Dünya Sağlık Örgütü‘nün ve CDC’nin aşağıdaki web siteleri erişimlerini tıklayınız..  Google, hiç de fena olmayan çeviri de yapıyor biliyorsunuz.

http://www.who.int/csr/resources/publications/anthrax/WHO_EMC_ZDI_98_6/en/
(Guidelines for the Surveillance and Control of Anthrax in Human and Animals)

https://www.cdc.gov/anthrax/basics/how-people-are-infected.html

 

 

2018 Türkiyesi’nde Şarbon Karantinası

2018 Türkiyesi’nde Şarbon Karantinası

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilen canlı hayvanlarda şarbon hastalığı tespit edilmesi ve hayvanların getirildiği bölgede karantina ilan edilmesinin ardından konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.(28.08.2018)

2018 Türkiyesi’nde Şarbon Karantinası

Son dönemde görsel ve yazılı basına yansıyan haberler ülkemizde Kurban Bayramı nedeniyle artan canlı hayvan ticareti, kesimi ile et tüketiminin şarbon hastalığını görünür hale getirdiğini yansıtmaktadır. Şarbon otçul hayvanların hastalığı olup; en çok koyun, keçi ve sığırlarda görülür. Hastalığın etkeni sporlaşarak çoğaldığı için son derece dayanıklı olan; gram pozitif, çomakcık şeklinde bir bakteri olup; hayvanlardan insanlara enfekte hayvan ürünleri ile temas, enfekte hayvan kılı gibi materyalin solunum yolu ile alınması veya enfekte hayvanların etlerinin tüketilmesi ile bulaşır. İnsanlarda bulaşma yoluna göre deri, akciğer ve barsak şarbonuna neden olabilir. Olguların büyük bir kısmı deri şarbonu olarak görülür ve tedavisi mümkündür. Ancak daha nadir görülmesine karşın solunum sistemi ve barsak şarbonunun ise tedavisi zor; hatta bulaşmadan sonra bir hafta içinde sıklıkla ölümle sonuçlanabilmektedir.

Görsel ve yazılı basına yansıyan haberlerde bir kamu iktisadi teşebbüsü olan Et ve Süt Kurumu tarafından ithal edilen canlı hayvanlarda şarbon hastalığı görüldüğü öğrenilmiştir. Yine basına yansıyan haberlerde bu hayvanların kesimi ve depolanması için kiralanan çiftliklere Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Yönetmeliği‘nin 109. maddesi gereğince karantina uygulamasına geçildiği ve hasta hayvanların imha edildiği görülmüştür. Oysa Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili kurumu hasta hayvanları imha ettiğini ve her türlü yasal önlemin aldığını bildirmekle sorumluluktan kurtulamaz; şu soruların yanıtı kamuoyunu tatmin edecek biçimde en kısa zamanda verilmelidir:

  • Bu hayvanlar yasa ve yönetmelik hükümleri hiçe sayılarak şarbon basili taşımasına karşınn nasıl ithal edilmiştir; hangi gümrük kapısından geçmiştir; sorumluları kimlerdir ve haklarında yasal işlem yapılmış mıdır?
  • Kamuoyuna yansıyan Ankara’daki grup dışında başka hayvan gruplarında da şarbona rastlanmış mıdır? Rastlandıysa ne gibi işlemler yapılmıştır; kamuoyuna niçin bilgi verilmemiştir?
  • Kurban pazarlarında satılan tüm küçük ve büyükbaş hayvanlar Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Yönetmeliğinin ilgili yönetmeliğince gerekli muayeneden geçirilmiş midir?
  • Son bir ay içinde deri, akciğer veya barsak şarbonu kuşkusu ile sağlık kurumlarına başvuran vatandaşlarımız var mıdır? Eğer varsa sağlık durumları nedir?
  • Şarbonlu hayvanlar nedeni ile yapılan karantina uygulamasından dolayı uğranılacak ekonomik zararlar nasıl telafi edilecektir?

Aslında son dönemde yaşadığımız bu olay bile, tek başına, ülkemizde gıda güvenliği krizi yaşandığını; sorunun günden güne giderek büyüyen halk sağlığı sorunu haline geldiğini göstermektedir. İnsanlarımızın tükettiği etten sebzeye dek tüm gıda maddeleri biyolojik, kimyasal, fiziksel her türlü gıda riskine açıktır ve insanlarımızın sağlığı bu anlamda tehdit altındadır.

‘Ben yaptım; oldu’ mantığı ile 2004 yılında çıkarılan 5179 sayılı yasa ile ülkemizde gıda denetiminin bırakıldığı Tarım ve Orman Bakanlığının bu işi yapamadığı artık reddedilemez biçimde ortaya çıkmıştır; 2018’in Türkiye’sinde başkent Ankara’nın dibindeki Gölbaşı ilçesinde ‘şarbon karantinası’ uygulaması zorunluluğu ile karşılaşılmıştır. Artık daha çok zaman yitirmeden ve yeni gıda güvenliği skandalları yaşamadan ilgili meslek odaları, bakanlıklar, üniversiteler başta olmak üzere tüm taraflar bir araya gelmeli ve bu konuda gelişmiş ülke örnekleri de incelenerek; gıda güvenliğini tartışmasız sağlayan ve sağlık örgütünü de gıda güvenliği konusunda yetkilendiren yeni bir yasal düzenlenme hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
==========================================
Dostlar,

Ne yazık ki AKP yönetiminde ülkemizin her yanı dökülüyor..
Halkın en temel gereksinimleri, hakları karşılanamıyor ya da tersinden söylersek kötü yönetilen Devlet, en başat görevlerini yerine getiremiyor. Gıda güvenliği ve güvencesi Devletin en temel görevleri arasında. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 25. maddesinde de tanımlanıyor.

Gıda ve ürünleri dışalımında (ithalinde) Dünya Sağlık Örgütü ve FAO‘nun birlikte hazırladığı Codex Alimentarius standartları ve kuralları geçerlidir. Buna göre, dışsatım (ihracat) yapacak ülke, DSÖ – FAO tarafından yetkilendirilmiş (akredite edilmiş) bir laboratuvardan, satacağı ürünün uygunluk belgesini sağlamak ve satın alan ülkenin gıda gümrüğünde sunmak zorundadır. Böylesi bir belge yoksa, satın alan ülke gümrüğünde kurulu yine DSÖ – FAO tarafından yetkilendirilmiş (akredite edilmiş) bir laboratuvarda uyun örnek alınarak değerlendirilir ve dışalıma buna göre izin verilir ya da geri gönderilir. Rusya’nın, gıda gümrüğünde meyve – sebze götüren Türk TIR’larını ”kırmızı alana” aldığı ve değindiğimiz incelemeleri yaparak kimi ürünlerimizi ülkesinin gıda güvenliği standartlarına uymadığı için geri yolladığı anımsanacaktır. 

Besinlerle bulaşan kimi hastalıklarda aracı, hayvanlar ve ürünleridir. Şarbon için kuluçka süresi 1-14 gündür.  Dolayısıyla canlı hayvan dış satımında hayvanların gemiye bindirilmeden önce ve gemide izole edilerek 14 gün tutulması, 14. gün şarbon incelemesi yapılması durumun belgelenmesi gerekir. Bu hayvanlar Brezilya’dan getirilmektedir ve Gölbaşı’nda 146 büyükbaş hayvan Şarbon’dan ölmüştür. Bakan, Türkiye’de yenen otlara bağlamaktadır hayvanların hastalığını.

Kaş yapayım derken göz çıkarmak için çok tipik. Hayvanlar kaynak ülkede sağlıklı idi, 1 ay boyunca yolda hastalık (şarbon) görülmedi ve Türkiye’de yerdikleri otlarla şarbon basilini alıp hasta oldular ve öldüler! Demek ki bu otlar dışalım (ithal) değil ise, Türkiye’deki otlar, meralarda bu hastalık etmeni vardır!  Yine Bakan Pakdemirli’ye göre bu hayvanlar piyasaya sunulmamışmış… Kaç hayvan getirildi, ölenler ve halen karantinada olanlar, bu hesap tutmaz Bakan bey!

Konunun uzman müfettişlerce hızla incelenmesi ve sorumluluğu olanların yaptırım görmesi gerekir. Önce Sayın Bakan görevi bırakmalıdır soruşturmanın esenliği için.. Bu hayvanları sağlayan ülke ve kurumlar – şirketler, varsa aracılar, Türkiye’deki kimi yandaşlarla bağlantıları, paravan şirketler olup olmadığı incelenmeli ve kamuoyuna gerçekler açıklanmalıdır.

Halkın sağlığı, gıda güvenliği – güvencesi bu denli ucuz değildir.
Üstlenilecek görevler için önce dürüst sonra da yaraşır (liyakatli) olmak vazgeçilmezdir. AKP yönetiminde hangisi kaldı ?? Sorunun mutlaka aydınlatılması gerekiyor..

  • Korunan kimilerine aracı kişi – kurumlarca rant aktarımı adına halkın sağlığı bile feda edilmiş midir??

Öte yandan, 1593 sayılı yasa kapsamında gıda güvenliği hizmetleri 1930’da Sağlık Bakanlığına verilmişti. 24.06.1995 tarihli ve 560 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnameyle bu yetki, o zamanki adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığına devredildi. 1593 sayılı yasanın ilgili hükümleri (8. BAP, Yenilecek ve içilecek şeyler ile kullanılacak bazı maddeler, md. 181-199) yürürlükten kaldırıldı.

”Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun” 5179 sayı ile 05 Haziran 2004’te RG’de yayımlandı ve gene aynı Bakanlık yetkili kılındı. Ancak, besinlerle bulaşan hastalıkların kaynağının bulunması (filyasyon) konusunda 2 Bakanlık gerekli işbirliği ve eşgüdümü sağlayamadı. Ya bu işbirliği ve eşgüdüm mutlaka yeterli düzeyde sağlanmalı ya da görev yeniden Sağlık Bakanlığına verilmelidir.

ABD’de FDA adıyla özerk bir bilimsel kurum Gıda – İlaç işleri ile görevlendirilmiştir.
AB ise EFSA adlı özerk bilim kurumu ile Gıda Güvenliği işlerini yürütmektedir.
İnsan ilaçları konusu halen Sağlık Bakanlığı (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu), hayvan –  bitki ilaçları ise son adıyla Tarım ve Orman Bakanlığı yetkisindedir.

Öneriler                                   :

Akciğer şarbonunda kuluçka süresi 60 güne dek uzayabilmektedir. İlgili Bakanlık, bu hayvanların kimlere satıldığını, kimlerce tüketildiğini Sağlık Bakanlığı ve güvenlik güçleri ile birlikte saptamalı, şarbonu alması kuşkulu insanlar 2 ay boyunca özenle tıbbi izleme alınmalıdır.

Uygun bir doz ve biçimde şarbon hastalığı belirtileri hakkında halka eğitim verilmeli ve o hayvanların etlerini yiyenlerle kuşkulu belirtileri olanların sağlık kurumlarına başvurması istenmelidir.

Bu vesile ile ülkemizin GIDA GÜMRÜKLERİ gözden geçirilerek uluslararası standartlarla (HACCP) Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü normlarına uyumlu düzeye getirilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 30 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Tayfun Özkaya : Tarımsal üretim tepelenmek istenmiyorsa

Toprak Mahsülleri Ofisi (TMO) buğday, arpa alım yerlerini çok azaltmıştı, ayrıca doğru dürüst bir alım da yapmıyor. Stokları ise eski yıllara göre çok düştü. Sonuçta aracıların fiyatlarla istediği gibi oynaması mümkün oluyor. Bunu değiştirmek için buğdayda gümrük vergilerini düşürmek bir işe yaramaz. Çiftçi eline geçen fiyatlar düştüğünde çiftçinin bir kısmı daha buğday, arpa üretiminden vazgeçer. Bunun sonu tekrar gümrük vergilerini düşürerek ucuza buğday ithal etmeye çalışmaktır ki kuyruğunu tutmaya çalışan köpek gibi bir durum oluşur.

En iyisi buğdayda hiçbir işe yaramayan prim gibi uygulamalardan vazgeçip TMO’nun etkili alım yapması ve stok oluşturmasıdır. TMO bürokratik bir kuruluş verimli olamaz deniyorsa o zaman etkili kooperatiflerin oluşması ve alım yapması için destek olmak gerekir. Ancak böyle politikalar IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarca hiç sevilmez. Alınan gümrük vergilerini indirme kararı ise onlar tarafından alkışlarla karşılanan politikalar arasındadır. Bu yazdıklarımız et için de aynen geçerli.

Orada da Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu’nun özelleştirilmesi benzer sonuçlara yol açtı. Yeni kurulan Et ve Süt Kurumu güya alımlar yapacaktı. Doğru dürüst bir uygulama göremiyoruz. Uluslararası kuruluşlardan bağımsız politikalar oluşturmak hiç kolay değil. Ancak güçlü olmak istiyorsak başka çare yok. Onların beğendiği politikalar bizim için kötü politikalardır. Onların eleştireceği politikalara ihtiyaç var. (YURT Gazetesi, 30.06.17).
==================================
Dostlar,

Değerli Tarım Ekonomisi uzmanı dostumuz Prof. Tayfun Özkaya, YURT Gazetesindeki mütevazi köşesinde son derece önemli yazılar yayımlıyor uzmanlık alanında. AKP’nin ardı arkası gelmeyen hatalı politikalarından biri de geçtiğimiz hafta kimi tarım – hayvancılık ürünlerinin dışalımında (ithalatında) vergiyi düşürerek sözde “ucuz” ürünlerin piyasaya sunulması ve arz üzerinden fiyatları düşürmek..

Nasreddin hoca görse ne derdi acaba AKP’nin bu üstelik de afralı tafralı pazarlanan gürültülü uygulamasına?? Kendi üreticisini “ithalat” sopası / tehdidi ile terbiye etmeye (!) kalkan bir siyasal iktidar.. Üstelik yönetimde tek başına 15. yılında, çoook deneyimli!? TÜİK, geçtiğimiz günlerde enflasyon rakamlarını açıkladı. Geriye doğru son 12 ayda ÜFE (Üretici Fiyatları Endeksi) % 15’e yaklaşıyor.. Yani üretim maliyetinde ciddi artış var. Haliyle TÜFE’ye (Tüketici Fiyatları Endeksi) yansıyacak. Tarımsal üreticiyi de sanayi üreticisi gibi desteklemek gerekmez mi? Örn. akaryakıtta, gübrede, tohumlukta, yemde, enerjide, sulamada, tarımsal mekanizasyonda, tarımsal – hayvancılık kredilerinde, kamusal kurumlar eliyle ürün alımlarında….. değişik araçlarla kamusal destekleme (sübvansiyon) neden dışlanır?

Ölçüsüz ve ihanete varan özelleştirmelerin kaçınılmaz bedelidir ödenen..
AKP’nin halka, Türk ekonomisine ödettiği diyelim daha açıkçası..
TMO, EBK, SEK.. felç edildi. Çaresiz kalınca benzerleri kuruldu, yetmiyor. Yapılacak en akıllıca işlerden biri, ÜRETİCİ – TÜKETİCİ arasındaki sefil komisyoncu/aracı zincirini, hal mafyasını kırmaktır. Daha önce de yazdık;

  • Tek başına iktidarının 15. yılında bir siyasal kadro bu ahlaksız yapıyı kır(a)madı ise yalnızca 2 seçenek var : Ya akıl fukaralığı ya da soyguna ortaklık!

“Altın dişli kabzımal mafyası” na son vermek artık AKP için kaçınılmazdır.

Üretici – tüketici kooperatifleri mutlaka yaygınlaştırılmalı ve güçlendirilmelidir.
TİGEM, Atatürk’ün kurduğu Tarım Kredi Kooperatifleri yeniden etkinleştirilmelidir. Kooperatiflerden korkmanın anlamı yoktur. Bu kurumlar “komünist” buluşu (icadı) değildir. İlk Kooperatifler İngiltere’de 1844’te kurulmuştur Sanayi Devrimi’nin doğurduğu feci yoksulluğa karşı ve çok başarılı olmuştur.
Ziraat Bankası’nın tarım – hayvancılık kredileri uygun koşullara çekilmelidir. Tarım – havancılık ürünlerinin taşınmasında demiryolları öne çıkarılmalıdır… Tarımsal topraklar başka amaçla kullanılmamalıdır, mera – otlak – yaylaklar iyileştirilip korunmalıdır.

Türkiye, anormal hızlı ve çooooooooooooook gereksiz hızlı nüfus artışını (2016 sonunda %1,36!) mutlaka frenlemeli ve hızla %1’in altına çekmelidir.

Tarım – hayvancılık ürünleri üretimi kendisine yetmeyen 80+ milyon dev nüfuslu bir ülke, 50 milyar Dolar düzeyinde yıllık dış ticaret açığı verirken (+ bütçe açığı + cari açık: 3’lü açık şeytan üçgeni!) öyle uzun boylu ithalat sopası da kullanamaz.. Üreticisine düşman bir iktidar olabilir mi!?

Tarım – hayvancılık stratejik sektör kabul edilmelidir.
Son sözü ABD eski Dışişleri Bakanı Dr. Henry Kissinger‘a bırakalım :

  • “Petrolü denetlersen ulusları, yiyeceği denetlersen insanları kontrol edersin.”
    (Ulusal Güvenlik Araştırması Raporu 200 – NSSM 200)

Sevgi ve saygı ile. 06 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com