Dünya Bankası’ndan çarpıcı Türkiye saptamaları

Dünya Bankası’ndan
çarpıcı Türkiye saptamaları

(AS: Bizim oldukça kapsamlı katkımız haberin altındadır..)
Dünya Bankası (WB), ‘Türkiye Düzenli Ekonomi Notu’nda önümüzdeki günlerde yeni zamların başlayacağı, alım gücünün düşeceği ve şirketlerin kurlar yüzünden sıkıntıya düşeceğini belirtti. WB bunlarla birlikte Türkiye için 5 kritik uyarıda daha bulundu.

Dünya Bankası, ‘Türkiye Düzenli Ekonomi Notu’ Şubat 2017 sayısını yayımladı. Banka, turizm gelirlerinin azalması ve başarısız darbe girişiminin tüketici ve reel sektör güvenini düşürmesi nedeniyle Türkiye’nin büyüme hızının yavaşladığını belirtirken, Türkiye’nin 2016 yılı büyüme kestirimini %2.5’ten % 2.1’e, 2017 yılı büyüme kestirimini de %3’ten % 2.7’ye düşürdü.

Raporda, artan üretim maliyetlerinin yeni zamlara yol açacağını göstermesi açısından endişe verici olduğu, dövizdeki şok artışın da fiyatlara bu yılın ilk çeyreğinden başlayarak zam olarak yansıyacağı uyarıları yapılırken, hem TL’nin değer yitirmesi hem de zamlar nedeniyle halkın satın alma gücünün azalacağı ifade edildi. Raporda, dövizdeki artışın özellikle net döviz borcu olan şirketlerin hem mali yapılarının zayıflamasına hem de yatırımlarını kısmalarına
neden olduğu belirtilirken, bu durumdan bankaların da dolaylı olarak olumsuz etkileneceğine işaret edildi. (SÖZCÜ, 03.02.2017)

MERKEZ BANKASI TATMİN ETMEDİ

Rapordaki, “Bazı sanayi şirketleri bir yandan satışlarının düşmesi öbür yandan net döviz borçları nedeniyle dövizdeki artışa dayanma konusunda güçlükler yaşıyor” ifadesi ise, şirket iflaslarına ilişkin uyarı olarak algılandı. Dünya Bankası, döviz kurundaki tırmanışı durdurmak için faizleri artırmak yerine iç piyasaya verdiği TL’yi kısma yoluna giden Merkez Bankası’nın beklentileri tatmin etmediğini belirtti. Bu yöntemin piyasada dövizin yanı sıra finansman sorununu da tetikleyerek şirketleri daha da zor durumda bırakabileceği uyarısını yapan banka, Merkez’in bu yıl faizleri önemli ölçüde artıracağı kestiriminde bulundu.

Raporda ayrıca, yurt dışından kredi girişinin azalması nedeniyle banka kredilerinde azalma yaşanabileceği uyarısı da yapıldı.

İŞTE KORKUTAN UYARILAR

– Dövizdeki artış önümüzdeki günlerde fiyatlara yansıyacak
– Fiyat artışları halkın satın alma gücünü erozyona uğratabilir.
– Olumsuz havalar hasada zarar verip gıda fiyatlarını artırabilir.
– Artan kur, şirketler için doğrudan bankalar için dolaylı riskler yaratabilir.
– Bazı şirketler satışların düşmesi ve döviz borçları nedeniyle güçlükler yaşıyor.
– Dış kredilerin azalması içeride kredi artışını sınırlayabilir.
– Merkez’in faizleri önemli ölçüde artırma ihtimali var.
– Güvenlik endişeleri turist ziyaretlerini sınırlamaya devam edebilir.
=======================================
Dostlar,

Merkez Bankası bu gün Ocak 2017 enflasyonunu ve 2016 yılı ÜFE ve TÜFE verilerini açıkladı.
İlki % 2,46! Enflasyon yeni yılın ilk ayında yüksek çıktı.
Dikkat buyurulsun, 1 aylık enflasyon %2,46!.. Böyle giderse 12 ay sonunda %30 enflasyon demektir ki hiperenflasyon anlamındadır, tam bir felakettir.
Ayrıca halkın alımgücünün belirgin düşmesi ile birlikte “durgunluk” da beklenebilir ki;
böyle olması “stagflasyon” demektir; durgunluk içinde enflasyon..

TÜFE 2017 Ocak ayında %2,46 ile beklentilerin çok üzerinde. Ekonomistler TÜFE’de %1,78 artış bekliyordu. Enflasyon aylık olarak Ekim 2011’den beri en yüksek artışı gösterdi.
Yıllık TÜFE %9,22’ye yükselerek son bir yılın zirvesine çıktı.
Yurtiçi ÜFE de Ocakta %3,98, yıllık ölçekte %13,69 olarak gerçekleşti.
ÜFE (üretici fiyatları endeksi) büyümesi TÜFE’den yüksek; bunun da anlamı, üretim maliyetleri artıyor, bu mal ve hizmetlere yansıyacak : Zamlar!…
ÜFE ve TÜFE ortalamasını alırsak (13,69 + 9,22) /2 =%11,46 rakamı, 2016’nın yıl sonu
resmi enflasyon düzeyidir. Yaşamın gerçeği kaçtır acaba??
Ancak memur ve işçilerin aylıklarında 2016 içinde bu düzeyde artış yapılmamıştır.
2017 enflasyonunu MB şimdiden %6,5’ten %8’e, gıda enflasyonun ise %9’a yükseltmiştir.
Oysa memura Ocak 2017’de %3, işçiye ise 2017’nin tümü için %8 zam verilmiştir.
Üstelik iktidar TÜİK’e baskı yaparak hem ulusal gelir (GSMH) hesap yöntemini değiştirtip toplam geliri ve kişi başına düşen geliri gerçekte olduğundan çok yüksek göstermiştir..
Tam bir Devekuşu tavrı diye bu bilim dışı, siyaset etiğine uymayan ve halkı kendince aldatmaya kalkan davranışı kınamıştık sitemizde.

OCAKTA EN ÇOK GIDA FİYATLARI ARTTI

TÜFE’de aylık en yüksek artış %6,37 ile gıda ve alkolsüz içeceklerde görüldü.
Endekste yer alan gruplardan sağlıkta % 4,66, çeşitli mal ve hizmetlerde %4,25, ulaştırmada %3,24 ve eğlence ve kültürde %2,39 artış gerçekleşti. Aylık ölçekte düşüş gösteren tek grup %6,99 ile giyim ve ayakkabı oldu.
Buna karşın, yoz siyaset kurumunun oyuncağı olan / yapılan TÜİK, enflasyon hızı hesaplamasında gıda sepetinin ağırlığını azaltarak gerçek enflasyonu olduğundan düşük göstermeye çabalıyor. Ulusal ve dolayısıyla kişi başına gelir hesabında oynanmasına ek!

AKP – RTE tam bir panik içinde..
Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.. Halkoylamasını geçirene dek tam seferberlikteler.
Son rüşvet, KDV ve ÖTV oranlarının beyaz eşya, konut gibi kimi kalemlerde azaltılması.
Çoğu 2 aylık geçici indirimin Bütçeye vergi yitiği maliyeti yaklaşık 1 milyar TL..
Salt halk oylamasının kamuya maliyeti ise 190 milyon TL..

Öte yandan yine bu gün Erdoğan Mersin’de

  • “şehir hastanesini” = sağlıkta talan-soygun kurumunu

açarken konuşmasında 2023’te Dünyada ilk 10 ekonomi içine girmeyi hedeflediklerini söyledi bir kez daha.. Yıllardır bu masalı anlatıyorlar ancak yıllardır bir serap gibi o hedeften uzaklaşıyor ülkemiz ne yazık ki.. İlkokul düzeyinde matematik bilenler bile bu hedefin
her bakımdan olanaksız olduğunu görür. Bu hesabı kezlerce yazdık bu sitede..
(TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?http://ahmetsaltik.net/2015/11/06/top-10-biggest-economies-in-the-world-2013/)
(Şehir hastaneleri talanı – soygunu hakkında yazılan 5 makalemiz için lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2017/01/15/isparta-sehir-hastanesi-aciliyor/ 
Şehir Hastaneleri’nde Skandal İtiraf
– SAĞLIKTA KAMU-ÖZEL ORTAKLIĞI VE ŞEHİR HASTANELERİ
Şehir Hastaneleri İçin “Yargı Engelini Aşma Yasası” Çıkarılıyor
http://ahmetsaltik.net/2017/01/27/sehir-hastanelerinin-yuksek-maliyeti-gizleniyor/

*****
2023 hayalinin = kandırmacasının 4-5 yıl önce matematiksel olanaksızlığı hesaplayarak gösterdik. Aradan geçen 4-5 yılda yerini almayı hedeflediğimiz 10. sıradaki Hindistan gitti,
5. sıraya yükseldi.. Ulusal geliri 3 trilyon dolara koşarak İngiltere’yi geçti..

Bütün varsayım halkın az eğitimli oluşu, siyasetçiye inanma iyiniyeti ya da inadı!?
Bunları çirkin siyasetçiler sonuna dek kullanarak halkın umutlarını yıllardır çalıyor..

Dünya Bankası Türkiye’nin 2016 büyüme kestirimini %2.5’ten % 2.1’e, 2017 büyüme kestirimini de %3’ten % 2.7’ye düşürdü. Buna göre, yıllık %1,35 olan akıl dışı biçimde kışkırtılmış nüfus artış hızını düşersek 2016’da gerçekte %0.75 büyüdük! 2017’da net olarak %1,15 büyüyebileceğimiz umuluyor. Bu komik “büyüme” (!?) hızlarıyla hiçbir yere varılmaz..
Örneğin İŞSİZLİK SORUNU KESİNLİKLE ÇÖ-ZÜ-LE-MEZ!
Hele hele % 13,5 gibi anormal bir nüfus artış hızı ile her yıl en az 1 milyon yersiz – gereksiz nüfus artış hızı teşvik edilirse..
1 milyon kişiye iş yaratmak, en az 50 milyar Dolar yatırım gerektiriyor..
Bunun yapılamadığı hem yatırım rakamlarından belli, hem de artan resmi işsizlik oranından!

  • Bu akıl dışı kasıtlı politika kalabalık – niteliksiz bir sürü yaratır başka hiçbir şey değil!

Çare nedir?? Çare HALKI AYDINLATMAKTIR!
Durmadan, yılmadan, gerçekleri aktarmaktır.. Her olanağı kullanarak…
O zaman çirkin siyasetçi halkı aldatarak iğrenç siyaset oyunlarını kullanamayacak..
Siyaset kurumu halkın – ülkenin gönencini artırmak, barış ve güveni, adaleti sağlamak.. için kullanılacak.. Elbet o günler de gelecek. İnsanlık onuru hep ama hep yengin (galip) olacak.

Son bir not düşelim : 1923-38 arası en zor yıllarda 15 yıllık ekonomik büyüme toplamda %98, yani ülke ekonomisi Atatürk yönetiminde yokluklar içinde, Sevr – Lozan borçlarını ödeyerek,
2. dünya savaşı yaklaşırken ortalama %6,6 büyüme hızı sağlamış, enflasyonu ise 15 yıllık toplam (dikkat 15 yıllık toplam!) % 2,2’de tutmuşlardır. AKP – RTE yönetiminde salt Ocak 2017 ayı enflasyonu %2,46! Batılılar bu inanılmaz başarıya ATATÜRK’ün EKONOMİ MUCİZESİ demişlerdi..

AKP – RTE’nin 15 yılda yaptıklarına ne demeli??
Adını koyamıyoruz ki; sansür var, baskı var, hemen hakaret davası açılması var, demokratik hiçbir ülkede görülmeyen “hemencecik cumhurbaşkanına hakaret etmiş olma” hatta “örgüt üyesi olma” suçlaması var… Üstelik iddianame bile hazırlanıp mahkemece kabul edilip yargılanmadan aylarca hapse atılmak var! Cumhuriyet‘in yazar – çizerleri 3 ayı aşkı süredir hapiste ve daha savcı idddianamesi yok; yani neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar…
Gazetenin genel yayın yönetmeni Can Dündar aylardır yurt dışında sürgünde!

Böylesi bir rejime dünyada ne ad koyarlar?? Apaçık ve çıplak, çırılçıplak FAŞİZM!
Keyfi OHAL sürdürülüyor ve ülke halkoylamasına sürükleniyor bu koşullarda.
Başbakan, devlet dairelerinde çalışanların ve yurttaşların içinde “hayır” geçen sözcüklerle selamlaşıp bunları kullanmasını bile yasaklayan genelge yayımlayabiliyor panik içinde!

Türkiye tam anlamıyla aklını – sağduyusunu yitirmiş bir sosyal şizofreniye sürükleniyor..
İvedi ve vazgeçilmez ilk çözüm adımı, Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliğini iptal etmezse,

HALKOYLAMASINDA “HAYIR” demek... başka hiçbir yakın çözüm ufukta yok!

Sevgi ve saygı ile.
03 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Şehir Hastaneleri’nde Skandal İtiraf


Şehir Hastaneleri’nde Skandal İtiraf

Cigdem_Toker_portresi


Çiğdem TOKER
cigdemtoker@cumhuriyet.com.tr

(ttp://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/231455/Sehir_Hastaneleri_nde_Skandal_itiraf.html, Cumhuriyet, 16.3.2015)

Sistem şu:
Devlet, “Şehir Hastanesi yapacağım” diyen şirkete araziyi tahsis ediyor.
Hazine arazisine kampus inşa ediyor, sağlık hizmeti sunuyor diye 30 yıl boyunca
şirkete kira ödemeyi taahhüt ediyor.

Yetmiyor, şirketin yurtdışından kredi bulması gerekirse Hazine bu krediye de
garanti veriyor. 
Sağlık Bakanlığı’nın, Kamu-Özel İşbirliği adı verilen modelle,
iki yıl önce önümüze koyduğu Şehir hastanelerinin çerçevesi, kabaca böyle.

Belki anımsarsınız da: Dönemin Başbakanı Erdoğan, Eylül 2013’te 15 şehir hastanesinin proje tanıtımı ve imza törenine katılıyor:

“Şehir hastaneleri bu kardeşinizin 11 yıl önceki önemli hayallerinden biridir” diyor.

Bu hayale göre 2017’de 15 şehir hastanesi hizmete girecekti.
Fakat olmadı.
İstanbul, Ankara, Yozgat, Manisa, Trabzon gibi temeli atılan şehir hastanelerinin hiçbirinde ilerleme sağlanamadı.

Meğerse… Şehir hastaneleri müteahhitlerinin kapısını çaldığı yabancı kreditörler,
ilerde uyuşmazlık çıkarsa davanın Türkiye’de görülmesini istemiyormuş.
Kreditörler, Türkiye’de görülecek olası davalara siyasi baskı yapılmasından endişeliymiş.

***
Evet; TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda itiraf edilen bu skandal gerekçeyi,
son Torba Kanunla ilgili Komisyon raporundan öğrendik.

Önce bir bilgi: İktidar vekillerinin getirdiği “Torba”nın 3. maddesi, iki yıl önce bu konuda yürürlüğe giren yasanın ilgili maddesini metinden çıkarıyor. Gerisini Komisyon raporunda “muhalefet şerhi” imzası bulunan MHP’li vekiller Erkan Akçay, Mehmet Günal ve Sümer Oral’dan dinleyelim. Şerhe göre bu düzenleme Komisyonda görüşülürken
söz verilen Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, aynen şöyle demiş:

“Kamu hastanelerinin finansmanı için yüklenici firmaların 30 milyar $ kaynağa ihtiyacı var. Firmalar gerekli kaynağın ancak %20’sini Türkiye’den buluyor. Kalan %80’inin
yurt dışından getirilmesi gerekiyor. Ancak bu projeye kredi açacak yabancı şirketlerin şöyle bir tereddüdü var. Devlet de bir anlamda projeye taraf olduğu için, olur da
bir anlaşmazlık yaşanırsa, Türkiye’de görülecek davalara siyasi baskı olacağı ve
davaları kaybedebileceklerini düşünüyorlar. Onun için de tahkim merkezinin
Türkiye’de olması şartının yasadan çıkarılmasını, davaların Türkiye yerine
yabancı bir tahkim merkezinde görülmesini istiyorlar.”
***

Vekiller, bu madde yürürlüğe girerse, 20 Kasım 2014 tarihli İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu’nun, uygulamada fiilen olanaksız duruma geleceğini vurguluyor.
Benzer eleştirileri CHP’li vekiller de kendi muhalefet şerhlerinde dile getirmiş.
Hazine’nin garantör olduğu şehir hastanelerinin zaten bütçe yükünü artırdığını,
Hazine borç stoku üzerinde de risk ögesi oluşturduğunu vurguluyorlar.


Aşkın Türeli, Bihlun Tamaylıgil, İzzet Çetin, Bülent Kuşoğlu, Müslim Sarı,
Vahap Seçer, Adnan Keskin, Aydın Ayaydın
ve Musa Çam’ın imzalarını taşıyan muhalefet şerhinde, “Türk hukuk sistemi, yabancı yatırımcı önünde boyun eğiyor
ifadesi yer alıyor.


Düşünün şimdi: Devletin arazisini tahsis ediyorsunuz. Sağlık hizmeti veriyor diye
şirkete 30 yıl kira ödemeyi peşinen kabul ediyorsunuz. Yurtdışından borçlanırsa,
o krediye vatandaşınızın cebinden Hazineniz garanti oluyor. Fakat yargınız o denli  
güvenilmez bir duruma gelmiş ki, “İlerde mahkemelik olursam Türkiye’de yargılanmam”diyen yabancı bankanın bu koşulunu da kabul edip,
üç ay önceki yasanızı geri alıyorsunuz.

Ne hastaneymiş ama… Ve de ne itibar!..

=====================================

Dostlar,

Şehir hastaneleri” projesi korkunç boyutlarda rantların döndüğü, döneceği bir alan.
Bu bağlamda sitemizde birkaç yazımız yayımlandı :

– SAĞLIKTA KAMU-ÖZEL ORTAKLIĞI VE ŞEHİR HASTANELERİ
http://ahmetsaltik.net/2013/11/01/saglikta-kamu-ozel-ortakligi-ve-sehir-hastaneleri/

– SAĞLIKTA KAMU ÖZEL ORTAKLIĞI; SORU VE YANITLARLA
http://ahmetsaltik.net/2013/11/10/19307/

Sayın Çiğdem Toker’e bu ilgisi için teşekkür ederiz.
Sağlıkta Kamu – Özel Ortaklığı (Public – Private Partnership; PPP) ile ilgili mevzuatta bir güvence daha var sermayeye :

Yatak kullanımı % 70’in altına inerse, aradaki gelir yitiği farkını da Devlet bu girişimcilere ödeyecektir!..

Bunun adına serbest piyasa, rekabet, risk alma… deniyor galiba!
Hastalıklı, ahlaksız kapitalizmden başka ne beklenebilir ki??
Toplum yaşamın gerçekliğinden koparılarak adeta SOSYAL ŞİZOFRENİ‘ye sokuldu!
Gerçekle sanal olanı ayırdedemez oldu..
Burdan demokrasi çıkar mı?
Olsa olsa “sürü toplum” ve despotik rejim çıkar.

Bu ürkünç (vahim) sürüklenişin durdurulması gerek!

5 yıldızlı otel lüksünde hastane binaları yapılacak..

Peki sağlık hizmetinin niteliği de 5 yıldızlı olacak mı??
Bu gün mütevazi koşullarda kamu hastanelerinde bile tek oda, banyolu oda, WC’li oda, yemek, eşlikçi (refakatçi) gibi kalemlerde SGK sigortalılarından bile ek ücret alınıyor. Lokantacılık ve otelcilik ücretleri. Yarın bu lüks binalarda daha da büyük
“fark ödemeleri” söz konusu olacak ve SGK bunları öde(ye)meyecek! Sıradan yurttaşın
bu lüks binalı hastanelerden yararlanması olanaklı olmayacak.. Peki kimler yararlanacak??
Bir parça Ortadoğu’nun varlıklı yabancıları ve ülkemizin zenginleri, siyasal seçkinler..

Peki finansman neyle? Garip gurebanın ödediği adaletsiz vergilerle..
Hazine arazileri üzerinde Anayasaya aykırı olarak bedelsiz ayni hak tesis ederek.
Yoksul yurttaşın vergisiyle üst katmanlara kaynak aktarımı..
Gelir dağılımı adaletsizliği daha da derinleşecek, eşitsizlikler büyüyecek.
Bu proje de yandaşları zengin edecek, ülke kaynaklarının akıl almaz derecede israfını doğuracak.. Çirkin siyaseti finanse edecek kirli kaynaklar yaratılacak..

Bunlar bir siyasal partinin hülyası / büyük hizmet olarak halka takdim edilerek milyonlarca yurttaş yanıltılacak; fakat biz uzmanlar “kediye kedi diyemeyeceğiz” !?

Ağzımızı açar da gerçekleri söylersek, yazarsak gelsin hakaret davaları;
hapis cezaları ve bol sıfırlı maddi – manevi tazminat cezaları..

Eee, tüm yasal – meşru yolları tıkar ve toplumu cendereye sokarsanız bundan ne çıkar?

Yanıtı Tarih veriyor : MEŞRU DİRENME HAKKI – İSYAN!

Üstad Ataol Behramoğlu‘nun nefis şiirindeki gibi..

*****

YUNUS GİBİ 

Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur. 

Kula kulluk etmeyenin
Vicdanını satmayanın
Haram lokma yutmayanın
Mekânı zindan olmuştur. 

Yalan dolan yazıp çizen
Kudretliye övgü düzen
Dün dinsizim diye gezen
Bugün Müslüman olmuştur. 

Emeksiz zengin olanın
Kitapsız bilgin olanın
Sermayesi din olanın
Rehberi şeytan olmuştur. 

Haramisi, soyguncusu
Uğursuzu, vurguncusu
Cellat ruhlusu, soysuzu
Bakan, sadrazam olmuştur. 

Korkan varsa konuşmaya
Anlam yükleyip susmaya
Gerek kalmadı korkmaya
Çünkü korkulan olmuştur. 

Sesime kulak ver gülüm
Tutsaklığa yeğdir ölüm
Nerde varsa böyle zulüm
Çaresi isyan olmuştur.

==================

Değerli Toker,

Cumhuriyet‘teki DEM köşenizde 16.3.15 günü yazdığınız yazı
(Şehir Hastanelerinde Skandal İtiraf) için teşekkür ederim.

Yazınızı web sitemizde yayımladık ve altında bizim de yorumlarımız oldu..

Bakmanızı ve köşenizde değerlendirmenizi dilerim.

Bunu yaparsanız e-ileti ile bilgi vermeniz beni sevindirir..
Atlayabilirim korkusu..

http://ahmetsaltik.net/2015/03/19/sehir-hastanelerinde-skandal-itiraf/

Kolay gelsin..

Sevgi ve saygıyla.
19.3.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com 

FAİLİ MEÇHULLERİ (BİLİNENLERİ!) ORDUYA YIKMAK!


FAİLİ MEÇHULLERİ (BİLİNENLERİ!) ORDUYA YIKMAK!

Dostlar,

İğrenç emperyalizm ve içerdeki uzantıları mide bulandıran bir silaha daha başvurmayı tasarlıyorlar galiba..

E. Alb. Hasan Atilla Uğur, APO kısa adlı (gerçekte Ermeni ARTİN AGOPYAN) ve kendi ağzından itirafı ile Batı’nın taşeronu kişiyi 1999’da Kenya’dan derdest edilerek getirilmesinin ardından kamera kayıtları ile sorgulayan komutanımızdı.

Bu sorgu kayıtlarının bir bölümünü geçtiğimiz aylarda AYDINLIK
çözerek (deşifre ederek) yayımladı.

ULUSAL KANAL da yer yer bantları ham durumuyla yayımladı ve
ilgili çevreler deyim yerinde ise “gık” bile diyemediler ama zıpladılar..

Son günlerde, E. Alb. Atilla Uğur, geçmişte tanık olduğu kimi çok önemli olayları belgeleri ile ortaya koyuyor. İyi saatte olsunların uykuları fena biçimde kaçıyor..

Hemen mevzi aldılar ve silahlarını çektiler : Güneydoğuda işlenen kimi cinayetleri
bu kahramanların üzerine yıkmak.. Yine “kimliği belirsiz sayın muhbir vatandaşlar” eliyle..

Amaç bu kahramanlara gözdağı vererek sindirmek ve vatan savunması için
siyasal savaşımdam alıkoymak..

Ergenekon – Balyoz vb. insanlık utancı tertip davalarla bu ülkeye yıllarca
kan kusturdukları yetmiyor anlaşılan.. Ders de almış gözükmüyorlar foyalarının
birkaç yıl içinde ortaya dökülmesinden..

Bu tehlikeli oyun ve oyuncak derhal terk edilmelidir.

Türk yargısı da bunca acı deneyimin ardından, umarız yeni kumpas ve tertiplere
geçit vermeyecektir, asla vermemelidir.

*****

Vatan savunması yapan kahramanlara “faili meçhul” ya da “cinayet – katil” suçu yüklemeye mi geldi sıra??

Bu toplum giderek sosyal şizofreni sınırına yaklaşıyor..
% 95’i Müslüman ama Dünyanın en ahlaksız, yolsuzluğa batmış ülkelerinden biri!

Ordu’nun başı, Başbakan, RTE çok açık ve net bir söylem ve eylemle
bu tehlikeli gidişe derhal “DUR!!” demek zorundalar.. Eğer içinde değillerse..

Bölücü emperyalizme ve taşeronu örgüt PKK‘ya karşı bu ülkenin adsız ve ölümsüz kahramanları 1984 Ağustos’undan bu yana (PKK’nın Eruh ve Şemdinli baskını!)
meşru vatan savunması yapmaktalar… Binlerce şehit ve gazi ödenen faturasıdır.

19 Eylül “Gaziler günü” idi.. O kahramanlar için ne yapsak azdır..
Sonsuz şükranımızı belirtiyoruz. Onlar, Vatan için bedenlerinin en önemli bölümlerini feda ettiler.. “Neden şehit olamadık?” diye dövünüyorlar dahası..
Elleri – ayakları öpülesiler.. Siz çok yaşayın e mi??

  • «Bu topraklarda akan Türk kanları, bu semalarda yaşayan
    Türk şehit ruhları; devletimiz ve cumhuriyetimizin ebedi (sonsuza dek) koruyucularıdır.»
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Lütfen Türkiye’yi daha çok germeyelim… Lütfen..

Sevgi ve saygı ile.
23.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

ADD 12. Genel Kurulu’nun Ardından.. / Remarks Following General Assembly of Association for Ataturk’s Ideology

ADD 12. Genel Kurulu’nun Ardından..

Prof. Dr. Ahmet Saltık
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
www.ahmetsaltik.net

Dostlar,

Çok coşkulu bir genel kurul geçirdik.
Dileğim ADD’nin bu süreçten güçlenerek çıkmış olmasıdır. Gözlemim de budur.
Bir Cumhuriyet kadınının, emekli Danıştay Başkan Vekili / Başsavcısı gibi yüksek sıfatı olan aydın
ve yürekli bir hanımefendinin, Tansel Çölaşan’ın ADD başkanlığı, Cumhuriyet devrimlerinin ürünüdür ve
çok kıvanç vericidir. Bana çok keyif veriyor.. Divan da bir “kadın”ın yönetimindeydi,
kadroda da epey “kadın” arkadaşlarımız var..

Kadınlarımız meş’um (lanetli) gidişe el koyuyorlar galiba.. Ne güzel!
Hiçbir göreve aday olmadığımız biliniyor. Ama verilecek her görevin neferi olduğumuz da..
Ünvan, rütbe vb. istemeden, aramadan..

Gazi Kurtuluş savaşımızı “Sine-i millette ferd-i mücahit” olarak hiçbir ünvanı, sanı olmadan,
üstelik boynunda idam fermanı ile yürütmedi mi?

Bütün Örgütü kutlamak gerekir. Başarı tüm özverili ADD emekçilerinindir.

Yönetim elbette yapıcı biçimde eleştirilecektir ama öneri de sunarak.
Asla yıkıcı olmadan.. Koşullar çoook ama çooook ağır, kritik.. Tek reçete ULUSAL BİRLİK!

Bir dahaki seçime dek koşulsuz şimdiki kadronun vargücümüzle arkasındayız!

Sayın Bayan Çölaşan ve çok değerli takım arkadaşlarına gönülden başarı diliyoruz ve
hep ama hep birlikte olacağımızı açıkça ve koşulsuz belirtiyoruz.

* * * *

Dostlar,

Sonuç bildirisinin yazılması için Genel Kurul bizleri onurlandırarak görevlendirdi. ADD (ve bizim)
web sitesinde yer alan bildiri metninin altında öbür çok değerli 4 arkadaşımın da imzası görülüyor.
Bizim metnimizde şöyle bir tümce de vardı :

 “Açıkça sormak isteriz ki; ülkesinin bölünmesini net biçimde içeren resmi haritaların yayınlandığı bir küresel oyunda Eşbaşkan olmak, sözcüğün en açık anlatımıyla VATAN HAİNLİĞİ değil midir?”

Genel Kurulumuz (Divana verdiği yetki ile) bu tümceyi uygun görmedi.. Elbette saygı ile karşılıyoruz..
Fakat ben kendi adıma bu soruyu sormak istiyorum, yanıtını da çook ama çoook merak ediyorum :

Tayyip Bey Anayasa Mahkemesi’nde partisinin kapatılma davasında BOP Eşbaşkanlığı görevini yadsıdı
(gerçek dışı bildirimde bulundu!). Suç değil idi ise, sorun yaratmayacak idi ise niçin yadsıdı?

Sorun olacak idi ise neden görev aldı? Açık açık neden savunmadı eylemini Yüce Mahkemede ?
Oysa Ulusal Kanal’da görüntülü-sesli kayıtlarını izliyoruz.. 34-36 kez Eşbaşkan olduğunu kendi ağzıyla söyledi. Bu kayıtlara Tayyip beyin bir itirazı olmadı.. Olamaz ki! Kanıtlı..

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ne yapar bilmiyoruz.. Ama bir şey yapmadığını görüyoruz..

*****

Sevgili AKP’liler,

Bu çok açık ve kritik bir kırılma noktasıdır.. Tarihte acı örnekleri vardır.

Ülke ve Ulus adına hazmedilmesi ve kabulü asla ve asla olanaklı değildir.

Bir ülkeyi yöneten insan, ülkesinin bölünmesini hedefleyen haritalar apaçık orta yerde iken,
bu haritalar BOP kapsamında ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi’nde yayınlanırken, NATO toplantısında
İtalya’da Türk subaylarına gösterilirken.. orada eşbaşkan olamaz!

Bunun 2 açıklaması vardır :

1. Çok ağır gaflet-dalalet
2. Hıyanet..

Zırva tevil götürmez.. Mızrak da çuvala sığmaz.. Tersine örnek gösterilemez..

Türkiye bir akıl tutulması yaşıyor.

Basın ve yargı kuşatılmış.. Konu gündeme taşınmıyor, tersine unutturuluyor.
Ama bu tablo herhalde sonsuza dek sürmeyecek..

12 Eylül sürdü mü?? Hitler, Cromwell, Franco, Mübarek… rejimi sürdü mü? Hatta 28 Şubat !?
Tayyip beye uzun ömür dileriz, Kenan Evren gibi 90′lı yaşlarında da olsa bu ağır eyleminin hesabını yargıda mutlaka verecektir.. Olmadı gıyabında yargılanacaktır.

Yenilir yutulur tarafı olamaz bu BOP EŞBAŞKANLIĞININ..

Bir Toplum Hekimliği Uzmanı olarak Hekimce tanımızı (teşhisimizi) söyleyelim :

Bu, bir toplumun akıl tutulmasıdır;

* halkın kollektif illüzyonudur,
* kitlelerin realiteden koparılmasıdır,
* sosyal dissoyatif sendromdur..

Çıplak söyleyelim : SOSYAL ŞİZOFRENİDİR!

CIA operasyonudur..

Görevimiz halkımızı bu patolojik tablodan çekip çıkarmaktır.
Bunun yol ve yöntemlerini bulmaya, içinde bulunduğumuz tablo bizi mahkum kılıyor.
Dolayısıyla çözüm bu mahkumiyetten doğal olarak ve kaçınılmaz biçimde (diyalektik!) doğacaktır.

Bu arada yine de dileyelim :

Sn. Erdoğan bir an önce bu görevi (hangisini isterse??) bırakmalıdır.
Bu kez de, bu koşulla iktidar yapıldığı için ABD desteğini yitirecektir ve
iktidarda kalma olanağını yitirecektir..

Kırk satır mı kırk katır mı??

Sanırım dünyanın en zorda adamı Tayyip bey olmalı.

Yine de zararın neresinden dönülürse kârdır; ata sözüdür..

*****

Türkiye kadim bir ülkedir; bu zincirleri er geç kırar; AYDINLIK hep ama hep kazanır..
Ama sorumlularının, başta Tayyip bey ve Abdullah Gül, onlara gözü kapalı, koşulsuz destek veren
AKP siyasal kadrolarının faturası giderek ağırlaşır, altından kalkılamaz duruma gelir.
AKP’ye milyonlarca oy veren necip halkımız da elbet derin uykusundan uyanacaktır, uyandırılacaktır.

Sayın Başbakan, Sayın Gül, sevgili AKP’liler..

Lütfen biraz sağduyu, sağduyu, sağduyu..

Bunları size yaşı 60′a gelmiş, 36 yıllık bir hekim ve 17 yıllık bir tıp profesörü olarak içtenlikle
ama derin kaygı ile yazmaktayım.

 Mazlum bir ulusun, 80 milyon insanın yazgısı elinizde..

Çok ağır vebal altındasınız; ah almayınız, almamalısınız, altından kalkamazsınız.
Vicdanınıza tarihsel vebalin hesabını veremezsiniz, ruhsal apseleriniz sizi bitirir..

Duyuyor, görüyor musunuz, hissediyor musunuz ????

Yoksa ???

Sevgi ve saygı ile.
12 Haziran 2012, Ankara

Prof. Dr. Ahmet Saltık
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
www.ahmetsaltik.net