Dr. Mehmet Balyemez : Lozan Barış Antlaşması ve Kıbrıs

Lozan Barış Antlaşması ve Kıbrıs


Dr. Mehmet Balyemez

E. Albay, Tarih Doktoru (PhD)
Ankara Üniv. Siyasal Bilgiler Fak. – Mülkiye Öğrencisi
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Lozan Barış Antlaşması’nın 94’üncü yıldönümü kutlu olsun!
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakıma tapusu olan ve her alanda “Tam Bağımsız” olmasını sağlayan bu Antlaşma ile Osmanlı Devleti tarih olmuş, yerini ise genç ve dinamik
Türkiye Cumhuriyeti Devleti almıştır.
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
Kıbrıs Türkleri, Lozan Barış Antlaşması öncesinde yapılan Milli Mücadeleye
hem maddi hem de manevi destek vermişlerdir.
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, oturan insanlar ve yiyecek
Ancak Kıbrıs konusu, Lozan’da yapılan görüşmelerde ikincil düzeyde kalmış ve

Lozan Barış Antlaşması’nın 20 nci maddesi ile İngiltere’ye terk edilmiştir.
(AS: Aşağıda bizim açıklamamıza bakılması ricasıyla..)

Bu durum Kıbrıs Türklerinde düş kırıklığı yaratsa da, sonraki dönemde yaptıkları siyasal,
toplumsal ve kültürel mücadelelerinde kendi başlarının çarelerine bakmaları gerektiğini anlamışlardır.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her türlü sorunla mücadele ettiği bir dönemde,
Kıbrıs Türklerinin bu mücadelelerine hem maddi hem manevi destek vererek
Ada’daki Türk varlığının devamını sağlamıştır.

Tam metin makale için lütfen tıklayınız : Lozan_Kibris
===========================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. E. Albay Dr. Mehmet Balyemez‘in bundan önce de bir yazısına sitemizde yer vermiştik. 20 Temmuz 2017 günü, Kıbrıs Mutlu Barış Harekatı‘nın 43. yılı nedeniyle idi.

Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü dostumuz
Sn. Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan‘ın değerlendirmesine göre:

  • “Lozan Barış Andlaşması’nın 17-21. maddeleri Mısır, Sudan, Kıbrıs ve Libya ile ilgili olup, Türkiye’nin bu topraklardaki haklarından 5 Kasım 1914 tarihi itibariyle vazgeçtiğine ilişkindir.”

    (Kaynak : SEVR VE LOZAN ANTLAŞMALARI HAKKINDA KARŞILAŞTIRMALI BİR DEĞERLENDİME, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi
    S. 58, Bahar 2016, s. 21-37; pdf olarak okumak için tıklayınız;
    SEVR_VE_LOZAN_ANTLASMALARI_HAKKINDA_KARSILASTIRMA_TEMUCIN_FAIK_ERTAN)

Dolayısıyla Kıbrıs Lozan Andlaşmasıyla verilmiş değildir. Osmanlı döneminde Balkan Savaşı yenilgisi nedeniyle 12 Ada vd. zaten elden çıkarılmıştı Osmanlı Devletince.
Lozan’da bu “de facto” (fiili, olmuş bitmiş) durumun bir kez daha onaylanması (tescili)
Lozan’da Türk Kurulu’na dayatılmış oldu.

*****

Lozan kahramanlarına bin selam olsun!
En başta büyük önder ve yengin (muzaffer) Başkomutan Mustafa Kemal Paşa‘ya!
Sonra Lozan Kahramanı İsmet (İNÖNÜ) Paşa‘ya,
Kurtuluş Savaşı’nın tüm komutan ve savaşçılarına, şehit ve gazilerimize,
Vatanı için her şeyi ile dövüşen yiğit Anadolu halkımıza,
Lozan Kurulu hukuk danışmanı aile büyüğümüz Prof. Dr.. Veli Saltık’a ve öbür üyelere…

Sonsuz bir şükran ve minnet borçluyuz…
Bu borcumuzu Türkiye Cumhuriyeti’mizi sonsuza dek onurlu ve başı dik yaşatarak ödeyeceğiz.

Ne yazık ki; değerli hocamız Sn. Prof. Dr. D. Ali ERCAN‘ın aşağıdaki sözleri acı ve gerçek :

  • “Her yıl 24 Temmuz’da, medyada 7 koldan Lozan farfarası başlatan gafiller; 
    Türkiye’nin meşruluğundan kuşkunuz mu var? 
  • Bugün Lozan’ı eleştirenler, İstiklâl Savaşında cepheden kaçan veya
    Orduyu arkadan vuranların torunlarıdır.”

Sevgi ve saygı ile. 24 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ POLATLI GEZİSİ

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ
POLATLI GEZİSİ

gezi afiş18 Ekim 2015, Pazar..

Dostlar,

Polatlı, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın sıcak çarpışmalarında önemli bir yere sahip..
Sakarya’yı da aşarak Ankara’ya, BMM’ye yürüyen emperyalizmin maşası Yunan ordusu, Polatlı cephelerinde büyük özverilerle durdurulabilmiş BMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa komutasında verilen Sakarya Meydan Savaşı ile Batı’ya püskürtülebilmişlerdir.

“13 Eylül 1683 günü Viyana’da başlayan çekilme, 238 yıl sonra Sakarya’da durdurulmuştur.”

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa,

“Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.
Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz.”

buyruğunu vererek muharebeyi genişletti. Böylelikle Yunan güçleri karargâhlarından uzaklaştırılıp bölündü.  22 Temmuz – 13 Eylül 1921.. 22 gün ve 22 gece..
Sakarya Meydan Muharebesinde Türk ordusunun yitikleri 5713 şehit, 18.480 yaralı,
828 tutsak ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 39.289’dur. Yunan ordusunun kaybı;
3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007’dir.
Sakarya Meydan Muharebesinde çok subay telef olduğu için, bu Muharebeye
“Subay Muharebesi” adı da verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk bu muharebe için “Sakarya Melhame-i Kübrası” yani kan gölü, kan deryası demiştir.
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Sakarya_Meydan_Muharebesi)

Bu muazzam yurt savunmasının yapıldığı yerleri, şehitlikleri..
görmek ve yakın tarih belleğimizi tazelemek istiyoruz..
Sizleri de bekleriz.. 1 kişi 70 TL, öğlen yemeği de içinde..
Bu sosyal – tarihsel etkinliğe emek veren, bizim de üyesi olduğumuz
Ulusal Eğitim Derneği‘ne teşekkür ederiz..

Bu Yurt için can ve kan veren şehit ve gazilerimizi sonsuz bir şükranla selamlıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
18.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Zeki Sarıhan : 30 AĞUSTOS BASINI

Dostlar,

Değerli dostumuz Sayın Zeki Sarıhan, “uzuuun “tatilinden (?) Ayvalık’tan yazmayı sürdürüyor.. Engin tarih bilgisinden keyifle yararlanıyoruz.

Aşağıdaki makalesi, 26 Ağustos 1922 öncesi ve sonrasında Büyük Taarruz ve
30 Ağustos Zaferi odaklı olmak üzere İstanbul gazetelerinden seçkiler içeriyor.
Öğrenerek ve dersler çıkararak okuyoruz.

Teşekkür borçluyuz Sayın Sarıhan öğretmenimize..

Sevgi ve saygı ile.
Tekirdağ, 30.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================

30 AĞUSTOS BASINI

Zeki_Sarihan_portresi

Zeki Sarıhan

Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’de canlı bir basın yaşamı vardı.
Mütareke’nin (A.S.: Mondros, 30 Ekim 1918) başında İstanbul’da yayımlanmakta olan İkdam, Vakit, Tasviriefkâr, Peyam, Alemdar, İleri gibi gazetelere, daha sonra Anadolu’da çıkmaya başlayan İradei Milliye, Hakimiyeti Milliye, Öğüt, Açıksöz, Babalık, Seyyarei Yeni Dünya gibi gazeteler eklendi. Yenigün gazetesi de İstanbul’un işgalinden sonra Ankara’ya taşındı.

Mütareke’den hemen sonra İstanbul basınına hem hükümet, hem Müttefikler tarafından sansür kondu. Gazetelerin birçok yeri boş çıkmaya başladı.
Hele İstanbul’un işgaliyle ve Damat Ferit Hükümetleriyle İstanbul, basın için nefes alınamaz bir yer halindeydi. Ancak 1920 Ekim’inde Damat Ferit Paşa’nın iktidardan düşürülüp yerine Tevfik Paşa Hükümeti gelince basın üzerindeki sansür hafifledi. İstanbul basınında Anadolu ile ilgili haberler daha gerçekçi olarak, hatta Mustafa Kemal Paşa’nın demeçleri bile yer almaya başladı. Bu dönemde vatanın kurtuluşu için bütün Türkiye basınının tek vücut olduğunu söyleyebiliriz.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Savaşı’nın yapıldığı günlerde (Ağustos – Eylül 1921) bütün harekât planlarının İngilizlerin eline geçmesinden
ders çıkararak, 25 Ağustos 1922 günü Anadolu’nun İstanbul’la haberleşme kanallarının kesilmesini emretmişti. Büyük Taarruz, Müttefiklerden ve Yunanlardan bir süre gizlenmiş olacaktı.

İstanbul basının kulağı sesteydi, ancak Anadolu’dan resmî bir haber alamıyorlardı. (Ordu her gün resmî tebliği yayımlıyordu). Gene de Yunan tebliğlerinden bir anlam çıkarmaya çalıştılar.

27 Ağustos 1922 Pazar gününün Anadolu gazeteleri, Hâkimiyeti Milliye, Yenigün, Öğüt, Yeni Adana dün sabahtan başlayarak Ordu’nun bütün cephelerde saldırıya geçtiğini coşkun başlıklarla yayımladılar. İstanbul’da yayımlanan İkdam ise
“Bir taarruz hareketinin arifesinde miyiz?” diye yazdı. İstanbul basını daha çok doğu barışı için toplanılması düşünülen Venedik Konferansı ile meşguldü.

28 Ağustos 1922 Pazartesi günkü Anadolu gazeteleri, gitgide büyüyen başlıklarla Ordu’nun cephenin her noktasında düşman hatlarını yardığını, Afyon’un kurtarıldığını, çok sayıda tutsak (esir) ve ganimet ele geçirildiğini yazdı.

Öğüt “Ateşli bir sel gibi işgal edilmiş diyarlara akan Ordumuz” diye yazdı.

İstanbul’da yayımlanan Kuvayı Milliyeci Akşam gazetesi, “Ordumuz Afyonkarahisar Cephesi’nde Yunan hatlarına taarruz etti” diyebilecek kadar haber almıştı.

İkdam ihtiyatlıydı. “Bilecik önünde taarruz başladı mı?” diye soruyordu.
Vakit ise “Dün Anadolu’dan hiçbir haber gelmemiştir, telgraf da çekilmemiştir” diye yazarak Atina’dan gelen haberlere göre Kocaeli çevresinde büyük yığınak yapıldığını haber veriyordu.

29 Ağustos 1922 Salı günkü Anadolu gazeteleri coşmuştu.

Hâkimiyeti Milliye

  • Ey Türk yürü! Yürü ki senin bu yürüyüşün tarihte yeni bir devir açıyor.
    Şark âlemine saadet ve hürriyet temin ediyor. Yürü ki bütün İslamiyet gülsün. Yürü ki bütün Şark mesut olsun!” diye yazdı.

ÖğütNur, zulmete galebe çalıyor” başlığını attı. Bugün İstanbul basını da
Yunan tebliğlerinden Türk saldırısının iki gün önce başladığını öğrendi ve yazdı.

30 Ağustos 1922 Çarşamba günkü Hâkimiyeti Milliye’de Ruşen Eşref‘in yazısının başlığı “Vatan Gülüyor” idi. İstanbul basını savaşın gidişini hâlâ Yunan tebliğlerinden çıkarmaya çalışıyor, Tevhidiefkâr gazetesi, Anadolu’nun derin bir sessizliğe gömülmesini onun sinirlerine tümüyle egemen olmasına yoruyor, “Okuyucularımıza pek yakında en sevindirici haberleri vereceğiz” diyordu.

İstanbul’un Kuvayı Milliye’ye düşman tek gazetesi olarak kalan Peyamı Sabah’ta
Ali Kemal, “Hadisatın cereyan tarzı gösteriyor ki Anadolu’da harp ve ateş yeniden tutuştu” dedikten sonra “Bu milletin varlığı ile böyle oynamak en büyük siyasetsizliktir. Maazallah yenemezsek düşman isteklerini artırır” diye ekliyordu.

Vakit gazetesinin birinci sayfası tümüyle savaş haberlerine ayrılmıştı.
Karagöz mizah dergisinde Hacıanesti, elinde kırbaçla kendisini kovalayan
Mustafa Kemal’e şöyle diyor:

  • “Vay kafam vay! Ne oluyoruz a canım?
    Konferansa giderken böyle şaka olur mu yahu?”

Anadolu’nun resmî tebliğlerinin ilki o gün İstanbul basınına ulaştı. Bakalım ertesi gün, yani 31 Ağustos 1922 Perşembe günkü gazeteler hangi manşetlerle çıkmış:

Tevhidiefkâr (boydan boya manşet):

“Yunanlar Eskişehir’i tahliye ettiler. Düşmanın, cephesinin kilidi olan Afyonkarahisarı’nın zaptı üzerine bütün cepheleri sarsıldı. Dumlupınar da ordumuz tarafından işgal edilmiştir. Düşman Afyonkarahisar meydan muharebesinde yedi bin zayiat verdi. Ordumuz bütün cephe üzerinden taarruza geçerek düşmanı takibe başlamıştır.” 

-“Kocaeli Grubumuz Bilecik’i zapt etti.”

-“Askeri mütalaa: Afyonkarahisar zaferi çok mühimdir.”

İleri: Mazlum milletlerimizi ve bilumum Müslümanlarla haksever insanları büyük müjdelere şadan eyleyen resmî tebliğimiz dün geldi. Ordumuz düşmanın kuvvayı külliyesini evvela 60 kilometrelik bir cephe üzerinde bozdu.
Yunanların zayiatı azim. Esirler ve ganimet pek boldur.”

Vakit: (süslü çerçeve içinde): “Yunanlar şimendifer hattı boyunca ricat etmekte. Son haberlere göre Eskişehir de kahraman Ordumuz tarafından işgal edilmiştir.”

-“Askerî mütalaa: Afyonkarahisar muzafferiyeti.”
-“Atina’da galeyan baş gösterdi.”

İkdam: (başlıklar daha da büyümüş olarak): “Resmî tebliğimize göre Afyonkarahisar kurtarıldıktan sonra merkez ve sağ cenahta harekâtımız muvaffakiyetle inkişaf etmektedir. Esirler ve ganimet çoktur.”

Gazetenin köşe yazarı Yakup Kadri, yazısında 9 ay önce “İzmir’de görüşeceğiz” diyen İsmet Paşa‘ya sesleniyor:

“Vuslat saatini bekleyen bir sevdalı gibiyiz. Söyleyin vuslat ne zaman?”

Hâkimiyeti Milliye zafer haberlerini birkaç başlık altında verdi. Bunlardan biri
Afyon halkı şükran secdesindeidi. “İslam’ın İhyası” başlıklı başyazıda ise şöyle deniyordu:

“Bundan sonra tarihçiler 3 büyük olayı yan yana anacaklar:

1. Uhud Savaşı,
2. Peygamberimizin ölümü,
3. Anadolu’daki bugünkü harp.”

Yenigün gazetesi de öbürleri gibi Anadolu’da zafer şenliklerini anlatıyor,
Nebizade Hamdi “Misakı Milli’den fazlasını istemeliyiz.” diye yazıyordu.

Peyamı Sabah gazetesi, 27 ve 28 Ağustos 1922 tarihli resmi tebliğleri heyecansız başlıklarla verdi.

“Afyon batısında büyük bir muharebe başladı” diye yazdı.

Gazetenin başyazarı Ali Kemal, müşkül bir durumdaydı. Şöyle yazdı:

“Kuvayı Milliye, Afyon’dan sonra Eskişehir, Kütahya, Bursa vesaireyi kurtarsa da silahla zafere ulaşılamayacağı görüşümüzü değiştirmeyiz. Avrupa’nın nâzım ve hâkimi devletlere karşı Anadolu’da Türk hâkimiyetini devam ettirmek
eski zamanlarda olduğu gibi kılıçla, kuvvetle mi olur?”

O gün İstanbul basınında Ali Kemal’le eğlenen yazılar da vardı.

İleri gazetesi “Ali Peyami Efendi, evvelce ne diyordu, şimdi ne diyor?” diye yazdı.

Aydede
mizah dergisi zafer temin edilince Ali Kemal’in alacağı tavrı karikatürle ifade etti. Mustafa Kemal Paşa, bir duvarın üstünde gururla yükselmiş. Yerden Ali Kemal Şair Nedim’in bir dizesiyle ona yalvarıyor:

“Mesti nazım, kim büyüttü böyle bi perva seni?”

Güleryüz mizah dergisinde de Ali Kemal’le şöyle dalga geçildi :

Ali Kemal, Kral Konstantin’e yalvarıyor:

“Haşmetmeap, hasretinle günden güne sararıp soldum.
Bizi sakın yalnız bırakma, perişan oldum, beni bu diyardan kurtar.”
(Ayvalık, 29.8.2013)