Etiket arşivi: SAPERE AUDE ; Aklını kullan

CIA gölgesinde Türk İslamcılar

CIA gölgesinde Türk İslamcılar

Soner YALÇIN
SÖZCÜ, 26 Mayıs 2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazını altındadır..)

Yazıyorlar: “Erdoğan ‘yeni yol haritası’ çizecek!”
Yok liberallerle barışacakmış, yok ana hedefi ekonomi olacakmış, falan filan. Ana meseleyi görmüyorlar: Bitti!
Ilımlı İslam” dönemi dünyada sona erdi. Sadece Türkiye’de uzatmaları oynuyor!
1100 odalı Saray’ın ekonomi danışmanı, Hayek’in/neoliberalizmin öldüğünü yazıyor!
Neoliberalizm zaten ölüm döşeğindeydi. 1980’lerde Reagan, Thatcher, Özal gibi sağcılar sayesinde “sezaryan doğumu” gerçekleşti; 1990’larda Clinton, Blair, Schröder,
Papandreu, Zapatero gibi solcular tarafından büyütüldü. Kendini buradan kurtaramayan Alman Yeşiller gibi hareketler eriyip gitmek üzere. Bugün dünyada, küresel hegemonyaya karşı çıkan “ulusalcılık” yükselişte. Bakınız…
İnsanoğlu tarihinde “Kondratyev Dalgalar” var: Devrimler Çağı (1789-1817),
Sermaye Çağı (1848-1893) gibi… Siyasi-iktisadi sistemler doğuyor, gelişiyor, durağanlaşıyor ve ölüyor. Her dalga 50-55 yıl sürüyor.
Her dalgada sermaye-emek ilişkisi gibi toplumsal ilişkiler de yenileniyor.
Görüyorsunuz… Politik çizgileri farklı görünse de, Trump’un kazanması, Le Pen’in yükselişi, Çipras’ın iktidar olması aynı sonuca varıyor; neoliberalizm ölüyor!
Küresel-liberalizm, gelişmiş Batı ülkelerinde “payanda” olarak nasıl sol-liberallerden yararlandı ise; Türkiye, Mısır, Tunus, Fas vs. ülkelerde “Ilımlı İslam”ı kullandı.
Bu dönem kapanıyor. Dünya beşinci Kondratyev dalganın doğum sancılarını yaşıyor. Bu dalganın “yıldızı” ulusalcılık olacaktır. Atatürk‘ün tekrar bu derece toplumsal kabul görmesi bunun göstergesidir. Atatürk’e karşı çıkarak kimse iktidar olamaz artık…

BUZDAĞI

“Ilımlı İslam” nereden nasıl geldi bu topraklara? Gazeteci Serdar Akinan‘ın yeni kitabı çıktı:

  • “Buzdağı: Nazilerden FETÖ’ye Siyasal İslamcıların Tarihi”Kitabın adı konusunda tartıştık; “CIA Gölgesine Türk İslamcılar” olmasından yanaydım! Serdar Akinan kitabında;
  • Hitler ile birlikte hareket eden kimi İslamcıların, savaş sonrasında CIA ile kurdukları ilişkiden yola çıkarak “derin konuyu” günümüze kadar getiriyor.
    Bu ittifakı; kişiler, örgütler, partiler bağlamında irdelerken, CIA’nın İslam’ı Vehhabilik üzerinden nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Bu inşa sürecinde Vehhabiliğin “entelektüel Selefilik”e nasıl evrildiğini yazıyor. Tüm bunların Türkiye’ye yansımasını çarpıcı örnekler üzerinden veriyor:
    Müslüman Kardeşler’in kurucu isimlerinden Seyyid Kutub’un cihat çağrısı yapan kitaplarının, 1960’lı yıllarda MİT tarafından Türkçeye tercüme ettirildiği gibi pek bilinmedik olayların perde arkasını anlatıyor…
    “Seyyid Kutub’un örneğin ‘İslam’da Sosyal Adalet’i kim çeviriyor? Yaşar Tunagür.
    Yaşar Tunagür kimin hocası? Fethullah Gülen
    Suudi Rabıta, CIA, FETÖ, TSK, MİT sarmalında ‘tohum’ nasıl bir iklimlendirmeyle sulandı ve gübrelendi:
  • Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür, Mehmet Şevket Eygi ve Salih Özcan, Mekke’de Rabıta’nın genel kurul toplantısına katıldılar…Salih Özcan da en az Yaşar Tunagür kadar önemli isim; Suudilerin ilk ve en önemli Türkiye bağlantısıdır…” Serdar Akinan girift ilişkileri gözler önüne seriyor.
    15 Temmuz’daki FETÖ darbesini ancak bu bilgiler ışığında değerlendirebilirsiniz.
    “Ilımlı İslam” temsilcisi “iki kafayı” kimler, neden tokuşturdu?
    Bu tartışmalar henüz yapılmıyor…

EFSANE YIKILDI

1980’ler başı… Üniversite öğrenciyim. Cumhuriyet gazetesi okuruyum.
Beğendiğim yazıları kesip dosya yapıyorum. Ali Sirmen hapse atılınca gazetedeki köşesini “Samim Lütfü” diye yazmaya başladı. Kızdım, “adam cezaevine düşmüş hemen köşesini kapmış” diye! Sonra öğrendim; Ali Sirmen hapiste yazdığı makaleleri gizlice gazeteye gönderiyor, “Samim Lütfü” imzasıyla yayınlatıyordu.
Ali Sirmen… Türk basının medarı iftarı…
Gazeteci Ümit Aslanbay, Ali Sirmen ile yaptığı kitap söyleşisi çıkardı: “Bir Eski Cumhuriyet İçin.” Hemen okudum. Doğan Avcıoğlu, Kemal Tahir, Aziz Nesin, İlhan Selçuk, Mahmut Dikerdem, Cemal Madanoğlu, Oktay Akbal, Uğur Mumcu gibi yitirdiğimiz büyük adamların tarihi rollerine yine gıpta ettim.
Ümit Aslanbay bu değerli kitabı ortaya çıkardığı için teşekkürü hak ediyor.
Öğrendiklerim oldu: İran komünist partisi TUDEH’in Humeyni’ye destek vermesi
Ali Sirmen ile Mahmut Dikerdem’i cezaevinde karşı karşıya getirmişti!
Ali Sirmen, özellikle AKP gibi yapıların dört elle sarıldığı elli yıllık bir “siyasal düşüncenin” bitişi üzerinde nedense kısa durmuştu. Şu… 1960’larda İdris Küçükömer “Düzenin Yabancılaşması” kitabında, cemaatlerin- tarikatların sivil toplum kuruluşu gibi demokrasinin kökleşmesinde faydalı rol oynayacağını; ve bunun Kemalist darbeler dönemini bitireceğini iddia etti! “Türkiye’de ilericiler aslında gerici, gericiler aslında ilerici” diyordu! Seçmen üzerinden Türkiye’yi analiz eden bu düşünce yıllarca tartışıldı…
Ancak bu tez, 15 Temmuz FETÖ darbesiyle yıkıldı; Cemaat “sivilleşmesinin” ne olduğu görüldü! En büyük şaşkınlığı da Küçükömer gibi düşünüp, Avcıoğlu, Selçuk, Mumcu gibi ilericilere saldırıda bulunan sol-liberaller yaşadı. Kimileri ise, hâlâ cezaevinde bedel ödüyor… Ne yani şimdi -Küçükömer’in deyişiyle “ilerici”- AKP mi demokrasiyi güçlendirdi? Yaşadığımız pratik Doğan Avcıoğlu’nu haklı çıkardı.
Küçükömer ve düşüncesinin yansıması “Ilımlı İslam” yolun sonuna geldi.
=========================
Dostlar,

ODATV kurucusu ve yazarı yetenekli araştırmacı – gazeteci Soner Yalçın’ın
bu irdelemesi önemlidir. Üzerinde durulmalı ve tartışılmalıdır. Üstelik bir gazete makalesi sınırları içinde sıkışılarak yazılmıştır. Yüz yüze söyleşide derinleşecektir.
Soner Yalçın ölçüsünde kutlamayı hak eden yazar da Serdar Akinan’dır. Birkaç yıl öncesinde TV’lerde “kan uykusu” programları yapan, ancak sistemin dışladığı izlenmesi gereken bir yazardır. Değerli Akinan’ın “Buzdağı: Nazilerden FETÖ’ye Siyasal İslamcıların Tarihi” adlı değerli araştırmasını hemen okuyacağız..

Biz de yıllardır bu sitede yazdık ve 1996’larda başladığımız sayısı 1500’ü bulan yurt içi – dışı AYDINLANMA KONFERANSLARIMIZDA dile getirdik.. Batı güdümlü Seyyid Kutub projesini ve İSLAMIN SİYASALLAŞTIRILMASINI – TÜRBANIN SİMGE OLARAK KULLANILMASINA KARAR VERİLMESİNİ anlattık, yazdık (okumak için tıklayınız) :

  • MÜSLÜMAN KARDEŞLER, ARAP BAHARI, İSLAMDA REFORM ve TÜRKİYE.. /
    The Muslim Brothers, Arab Spring, Revival and Reform in Islam and Turkey..

    FLASH TV, Günün Getirdikleri (Nazmi Baran), 07.05.09..
    FLASH TV, Ankara Günlüğü (Ferhan Şayliman), 18.06.06 (aklımızda, arşivimizde kalanlar)

    konuyu yine gündeme taşıdığımız programlar idi.. Ancak AKP kadroları, “tarihsel perde tam kapanmadan”, “türbanı” son bir kez olabildiğince kullanmayı denemek istediler. Atlantik ötesinin Yeşil Kuşak (The Green Line) doktrini eskimekteydi ama akarken kovayı doldurdu AKP’liler.. Başlıca bu sayede Türkiye’nin 15 yılını heba ettiler. Gerçi film sona eriyor ancak kabul etmek gerekir ki; Türkiye’ye sosyal, politik, ekonomik… maliyeti son derece yüksektir.

    Makyavelist mantıkla bakıldıkta siyasette araç olarak kullanılmayacak “olgu” yok gibidir. Ancak sanırız ve korkarız ki; bu sayısız araç içinde “din ve dince kutsal sayılan nesneler – inançlar” en tehlikelisi olmalı.. Çok etkili – işe yarar bulunmaları nedeniyle henüz seküler devlet düzeni – laik toplumsal yaşama geçemeyen topluluklarda vahşet düzeyinde kullanıldı, kullanılmakta. Ne acı ki, Türkiye de bu bağlamda laboratuvar ülke – halklardan biri yapıldı. Emperyalist ağababalar, iktidar hırsıyla gözünü boyadıkları siyasal islamcı gözü kararmış
    işbirlikçileri bulmakta – yetiştirmekte ve de tepe tepe kullanmakta çok zorlanmadılar.

    Bu bataklık artık kurumak üzere.. İdeolojik yedeği gecikmeden hazır.. Post-modernite!
    Milyarlarca dünyalının aklı – beyni bu kez, “moderniteyi aşma” (!?) saçmalıklarıyla yönlendirilecek, yönlendirilmekte! Borçlan ve tüket! Gerisini boşver….

    İnsanoğlu, kendi aliyle – kararıyla için düştüğü AKLINI KULLAN(A)MAMA batağından çıkana dek.. İmmanuel Kant ömrünü bu uğraşla tüketti.. İnsanoğluna AKLINI KULLAN – AKLINI KULLAN… (Sapere aude, sapere aude!) diye çığlık çığlığa uyarılarda bulundu (bkz. 1784 mektubu) .. İnsanlık ne yazık ki görüp yaşayarak – somut deneyleyerek öğreniyor; öngörü yeteneği hala özlenen düzeyde değil.. Elbette ülkemiz ve Türk ulusu da bu genelleme dışında değil..

  • Kitlelere AYDIN SORUMLULUĞU ile KARANLIĞIN İÇİNDE BİR SİS ÇANI GİBİ / SADE, METİN VE VAKUR sabahlara dek çalarak kadim Melih Cevdet Anday‘a galat ile “sis çanı” olmaya:
  • Ya da hiçbir şey yapamıyorsan kollarını açıp korkuluk olarak.. Rifat Ilgaz’a galat ile
    aydın sorumluluğuna devam..

Hangi karanlık sonsuz ki doğada ve tarihte?? Yarasalara bile!

Sevgi ve saygı ile. 28 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

resmi_portresi

 

 

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

İslam dünyasının iki büyük ismi var: Türkiye’de Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Mısır’da Said el Ashmawi’dir. Her ikisi de İslam’ın siyasallaşmasına, bilim ile, akıl ile ve dürüstlükle karşı çıktılar. İslam’ın din olarak kalmasına katkıda bulundular.

Sibel Özbudun, Mısır’ın Devlet Güvenliği Divanı’nın başkanı  ve aynı zamanda Cairo Üniversitesinde hukuk bilimi hocası Muhammed  Said Ashmawi‘nin “İslam” adlı 1987’de yayınlanan kitabını  1993 yılında dilimize çevirmişti. Kitabın Türkçe çevirisinin 14’üncü sayfasında Abbasi devletinin ilk halifesi El Saffah’ın tüyler ürpertici vahşetini şöyle anlatmaktadır:

İlk Abbasi Halifesi Ebu’l el Saffah, hayatta kalan Emevileri sarayına davet ederek tüyler ürpertici  tarzda öldümtüş, ardından henüz soğumamış cesetleri üzerine halı ve sofra örtüsü serdirerek komutanlarıyla birlikte üzerlerinde yemek yemiş, karnını doyurduktan sonra da bundan daha lezzetli bir yemek yemediğini söylemiştir.

Kutsal kitabın mürekkebi kurumadan İslam, iki devletinin en kanlı savaşımını yaşamıştı. Çünkü iktidar hırsı, İslam’ın önünde yer alıyordu, şimdiki gibi.

Emevilerin son halifesi Mervan II’yi Mısır’a kadar kovalayan  Suriye Valisi Abdullah b. Ali nasıl bir sonuçla karşılaştı? Ebu Müslim’in üzerine yürüyeceğini öğrenince 17 000 Horasanlı askeri bir gece içinde öldürtmüş, buna karşın Ebu Müslim karşısında yenilgiye uğrayarak yedi yıl tutsak kaldığı harab evin yıkıntısı altında can vermişti.

Kitabının başında bunları niçin yazıyor Said el Ashmawi? İslam’ın böylesi cinayetlerden uzaklaşabilmesi için  o dinin siyasallaşmaması gerektiğini  ileri sürüyor ve Türkçeye çevrilen kitabının 17. sayfasında şunları yazıyor:

Dinsel siyasetin sloganları çeşitli biçimler almaktadır. Egemenlik yalnız Allah’a aittir (gibi) İslam rejimini kurmak için dinsel hükümet gereklidir, düşman yönetici ve aydınlara karşı cihad açılmalıdır, dar’ül harp, dar’ül salam’a (sallallahü aleyhi ve sellem’in kısaltılmışına) eklenmelidir. Aksi halde ona savaş açmak gerekir, gayri Müslimlerden haraç alınmalıdır. İslam, din ve adalettir. Müslümandan başka milliyet, İslam ümmeti dışında mensubiyet olamaz.

Bütün bu kestirmece sloganlar, propaganda kurallarına uygun,yani özgün ahlâksal değerleri göz önünde bulundurmaksızın kişiyi doktrine edinceye dek tekrar tekrar ve başına vurma esası uyarınca işlemektedir. Bu mesafeyi, siyasal ve eylemci İslamî köktendincilik arasında görebilmek için bilimsel temelleri tartışmaya açmak gerekli…

Said el Ashmawi’nin 1987’de yazıklarını bugün Türkiye’de AKP iktidarı İslam’ı siyasallaştırarak uygulamaya başlamış ve  başlangıçtaki başarısını; cemaet egemenliği yandaşlığıyla  ele geçirerek sonraları o cemaetleri kendisine özgü yargısıyla birlikte yok oluşa sürüklemiştir. Bugün artık Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini ters yüz etmeye sıranın geldiği sanılmaktadır ki; bunun AKP’nin sonunu getireceğinin halâ farkında değildirler. Çünkü AKP iktidarının hıyanete varan gafleti  milyonlarca Mustafa Kemal’leri yarattı.

AKP’nin aksak iktidarının İslam dininin insancıl ve çağcıl Ayetlerine nasıl ters düştüklerini görelim:

Nisa Suresi’nin 58’nci Ayetinde “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle mi hükmediyor?” R.T. Erdoğan ve yandaşları  Maide Suresinde 8. Ayet’te “Bir topluluğa duyduğunuz kin siz adaletten saptırmasın” hükmüne saygı duyuyor mu? Nahl Suresinin 90. Ayeti ve de Mümtehine Suresi’nin 8. Ayetleri, “Allah’ın adalet ve iyilik yapmayı ve sizi yurtlarından çıkarmayan kimselere iyilik etmeyi adaletli davranmayı” önermesine saygı duyduklarını ileri sürebilir misiniz? Yalancı tanıkların ifadeleriyle binlerce yurtseverin Silivri ve Hasdal zindanlarına atılmasının adaletsizliği yine yargı kararlarıyla ortaya çıkmadı mı? Maide Suresinin 42. Ayeti “Allah’ın adalet yapanları sevdiğini” anımsıyor mu R.T. Erdoğan ve beraberindekiler.  Saff Suresinin 3. Ayetinde yapamayacağınız şeyi söylemenin Allah yanında ne büyük, ne çirkin kabahattir..” kuralına uyuyor mu,  AKP’nin yetkili üyeleri ve R.T. Erdoğan?

İslam’un kutsal kitabında bu hükümlere ve ASR Suresine niçin saygı duymuyorlar? Çünkü İslam dinini siyasal araç olarak kullanmanın peşindeler. Mısırlı  Said El Ashmawi, siyasallaşan dinin din olmaktan çıkacağını haklı olarak ileri sürmekte. Kitabının başlarında siyasallaşan dinin tüm sakıncalarını anlatırken Said el Ashmawi, aslında AKP iktidarını bizlere tanıtıyor gibidir.

Islam tarihinde zulüm  zulmü ve şiddet şiddeti yaratmıştır. 20’nci yüzyıl sonunda bunun en bağnaz örneklerini Iran-Irak savaşında gördük. İslamın İslamı yok etmeye çalıştığı o savaşta  ne yazık ki her iki taraf da ölen askerleri için  şehit oldukları açıklanmıştı!

Ülkemizde de İslam siyasallaşmayı sürdürürse, kendine özgü meczuplarını yaratacaktı elbet. “ Hak ve Hakikat” adında parti kuran Dursun Güneş adlı bir meczup “kesmeye geliyoruz, kesmeye!”  diye bağıracaktır elbet.

Ashmawi, tüm insanlık için olduğu gibi Islam için de gerekli  ”Renaissance”ın  gerçekleşmesinin   yaşamsal önemde olduğunu vurgulamakta ve kitabının 19’uncu sayfasında şunları yazmaktadır:

Din ile siyaseti birbirinden ayırırken, siyasal eylemin ne kutsal ne de yanılmaz olan basit ölümlerin bir nedenidir ve yöneticilerin Tanrı’nın değil, halkın tercihi olduğunu nitelemek istiyoruz. Bu ayırımı,  laiklik yani dinsizlik olarak nitelemek, ancak ortalığı karıştıran ve bulandıran partizanca bir fanatizmin eseri olabilir. Çünkü ancak bu (din ile siyaseti birbirinden) ayırım İslam’a hizmet eder ve onu yüceltir, siyasal amaçlarla sömürülmesinin önüne geçer.

Said el Ashmawi, Mısır’da bunları yazarken 30 yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetinde TBMM başkanı seçilen İsmail Kahraman adlı kişi, “laiklik” ,ilkesi Anayasa’dan kalkmalıdır diyebilmektedir. Aslında  İslamı mezhep ve farklı yorumların neden olduğu cinayetlerden kurtaracak tek  araçtır laiklik ilkesi, bunun ayırdında değil.

Bugün komşu İslam ülkelerinin barış  içinde birbirlerini öldürmeden yaşayabilmesinin, bilim ve teknolojide geri kalmışlığını gidermenin çözümüdür laiklik ilkesi.

Laiklik ilkesini anlayabilmek için belli bir kültür düzeyinde tutarlı olmak gerekir.

Böyle biline çare buluna. 24.6.2016

Dr. Ölçen

==============================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizden 1-2 yaş daha kronolojik olarak büyük olan değerli aydın, bilge insan  Sayın Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN’in yukarıda aktardığımız makalesi çok önemlidir..

Dini siyasete alet ederek insanları, merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok önemli kitabına ad olarak verdiği biçimde ALLAH İLE ALDATMA‘ya çalışanların bağışlanır yanı yoktur. Bu utanmazlığı Ortaçağ’da Katolik Kilisesi ve sözde Hıristiyan din adamları, başta Papa, yapmaktaydı. İslam hala, Hıristiyanlığın 500 (beş yüz!) yıl önceki sefil durumunda ne yazık ki.. RTE de önceki günlerde bu acınacak durumu kabul ve itiraf etti ve sorunu Kuran’ın iyi okunmamasına bağladı. Ancak bu konuşması bir hafızlık kursu törenindeydi! Yani Kuran’ı Arapça, anlamadan ezberleme!? Yine nafile çaba..

Tanrı kutsal kitabı üstelik de bilmediğimiz bir başka dilde ezberleyelim diye mi yolladı, anlayıp uygulayalım diye mi? “Müslümanlar” akıllarını da kökten teslim edeceklerine minik minik sorular sorsalar ya? Korkmasınlar, dinden çıkmazlar. Şimdiki durumda zaten din içre değiller ki! Hem Kuran bilmem kaç yerinde “Siz hiç düşünmez misiniz?” diye uyarmaz mı??

Bir süre daha dirense de, Türkiye’de de Diyanetin kapısına “95 Tezi” asacak yerli Martin Luterler çıkacaktır.

Belki de Luter’in andığımız görkemli Manifestosu’nun 500. yılında, 2017’de!

Bu kadim topraklar ve uygarlık; Hallac-ı Mansur’u, Pir Sultan’ı, Hacıbektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi, İbni Haldun’u, İbni Sina’yı, İbni Rüşt’ü, Farabi’!yi, Al Gebra’yı, Harun Reşit’i, Nizam-ül Mülk’ü, Prof. Aziz Sancar’ı, Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ü ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü doğurmadı mı?? Direniş boşunadır, meczuplar ve mensuplar tarihin tekerlekleri altında ezilecektir.

Çareyi kadim İmanuel Kant 1784’te yazdığı ünlü ve görkemli “AYDINLANMA ÜZERİNE” adlı makalesinde göstermişti :

  • SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! …
    (Aklını kullan, aklını fark et, aklın var, kullan onu, kulan onu, aklını kullan!!)

Selam olsun insan aklının özgürleşmesine ve ayağa kalkarak bir kez daha
HOMO ERECTUS (2 ayağının üzerine kalkan insan) olma kavgasına!
Büyük ATATÜRK yaşamda en gerçek yol göstericinin AKIL ve BİLİM olduğunu
haykırmadı mı? Bizlere bıraktığı biricik tinsel kalıtın (manevi mirasın) AKIL ve BİLİM olduğunu bir an bile unutursak maliyeti nice olur?

Söyleyelim, çoook ağırdır : Birkaç yüzyıl sürebilecek bir karanlık tarihsel döneme batış!

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Prof. Dr. Rennan Pekünlü’nün yargılanmasına devam

Prof. Dr. Rennan Pekünlü’nün yargılanmasına
yarın devam edilecek

Cezaevi’nde 4 ay 16 gün kalıp tahliye olduktan sonra dört türbanlı öğrencinin daha şikâyeti üzerine yeniden yargılanmaya başlayan Prof. Dr. Rennan Pekünlü’nün duruşmasına yarın devam edilecek. İlk yargılamanın adil yapılmadığı iddiasıyla AİHM’e başvuran ve başvurusu kabul edilen Pekünlü’nün yargılanması hakkında, “AİHM’deki davanın bekletici mesele olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine” yarın karar verilecek.

Ahmet Çınar
17 Eylül 2015

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nde görev yaparken türbanlı öğrencilere Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM kararlarını hatırlattığı için türbanlı bir öğrencinin şikâyeti üzerine “eğitim özgürlüğünü ihlal”gerekçesiyle yargılanan, 2 yıl 1 ay hapis cezası alan ve 4 ay 16 gün Foça Cezaevi’nde yatan Prof. Dr. Rennan Pekünlü, dört ayrı türbanlı öğrencinin daha şikâyeti üzerine benzer bir davadan yargılanmaya devam ediyor. Pekünlü’ye açılan ikinci davanın duruşması 30 Haziran 2015’te İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Ancak Pekünlü“ilk davada adilane yargılanmadığı”iddiasıyla AİHM’e başvurmuş, AİHM başvuruyu kabul etmişti. Pekünlü’nün yarınki duruşmasında, “AİHM’deki davanın bekletici mesele olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine” karar verilecek.

AV. ÜLKÜ: MAHMEKE“BEKLETİCİ MESELE”HAKKINDA KARAR VERECEK

Pekünlü’nün avukatı Murat Fatih Ülkü soL’a yaptığı açıklamada;

Geçen duruşmada biz 9. Asliye Mahkemesi’ne iki sebepten ‘bekletici mesele’ başvurusu yapmıştık. İlki AİHM’de süren ve müvekkilimin ceza alıp hapiste yattığı ilk davada yargılamanın adilane olmadığı iddiasıyla açtığımız davaydı. İkinci ise olayla ilgili Ege Üniversitesi’nde süren soruşturmanın halen devam ettiği gerekçesiyle ‘bekletici mesele’ başvurusu yaptık. Yarın İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi, bu iki nedenin ya da iki nedenden birinin ‘bekletici mesele’ olup olmadığına karar verecek. Bekletici mesele olarak değerlendirip davayı bekletmeye de alabilir ya da karar  verebilir. Yarınki duruşmada göreceğiz.” dedi.

Prof. Dr. Rennan Pekünlü başvurusunu AİHM kabul etti

Rennan Hoca’nın davası 18 Eylül’e ertelendi

PROF. DR. RENNAN PEKÜNLÜ DAVASI NEDİR?

Türbanlı öğrencilerine AYM, Danıştay ve AİHM kararlarını hatırlatan Prof. Dr. Rennan Pekünlü’ye “öğrencileri sınıfa almadığı” iddiasıyla dava açılmış, İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13 Eylül 2012’de verdiği karar sonucunda Pekünlü 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Türkiye’deki akademi ve bilim çevreleri cezanın haksız olduğunu iddia ederek infazın ertelenmesi ve yeniden yargılanması için imza toplamış fakat cezanın infazı durdurulmamıştı. Dava sürecinde üniversitedeki görevinden alınan ve emekliye ayrılan Pekünlü, Kasım 2014’te Foça Açık Cezaevi’ne girmişti. 4,5 ay sonra tahliye olan Pekünlü aleyhine başka dört türbanlı öğrenci aynı iddiasıyla yeni bir dava açılmıştı. Pekünlü şimdi de benzer iddialarla İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaktadır. Öte yandan Pekünlü, avukatı aracılığıyla ilk davadaki yargılamanın adilane olmadığı iddiasıyla AİHM’e başvurmuş, başvurusu kabul edilmişti.

=========================

Dostlar,

Türkiye’nin yüz kızartıcı durumlarından biri..
Bu sitede Pekünlü olayı ile ilgili 10’dan az olmayan yazı yazıldı.

Dreyfus davasını geçmiştir.
Yapılan zulümdür, kasıtlı bir gözdağıdır.
Türkiye’nin dincileri “surda gedik” açtırmamaktadır; taktik budur. Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yüksek yargı kararları hatta içtihatları ayaklar altındadır.Bu mahkemeler kendi içtihatlarını çiğnemişlerdir.

AİHM yarın “hak ihlali” derse maddi – manevi tazminatı Devlet ödeyecek. Bu kararı veren yargıçların sorumluluğu olmayacak mı? Yargıçlık makamı tüm sorumluluklardan bağışık mıdır? Prof. Pekünlü dincilerin gazabına uğramış ve günah keçisi ilan edilerek linç edilmek istenmektedir.

Bu süreçte TÜMÖD Ege Üniversitesi temsilcisi Prof. Kayhan Kantarlı hoca, ileri yaşına karşın çok büyük çaba göstermiştir, kendisine şükran borçluyuz. Ege Üniversitesi rektörlüğünün dava sırasında mahkemeye gerekli belgeleri sunmaması hatta yanıltıcı belge yollaması ayrı bir utanç kaynağı. O makma açılan dava ise bitmeyip sürüyor.. Rennan hoca için ise “hüküm” hızla geliyor?!

AİHM’ni daha hızlı karar vermeye, Türk yargısını da insaf ve adalete çağırıyoruz.

Rennan hocaya dayanışma duygu ve düşüncelerimizi sunuyoruz. Türkiye elbette bu sözde İslam Ortaçağı‘nı da aşacaktır.. Batı’da olduğu gibi, birkaç yüzyıl gecikmeyle olsa da..

Paris Karnaval Müzesinde sergilenen insan derisi ile kaplı anayasaları anımsamadan edemiyoruz…

Vah insanlık vah… insanlık hala emeklemekte..
Aklını farkedip yaşamı sorgulamamakta..
İmmanuel Kant‘ın feryatları da kulaklarımıza yankılanıyor !

SAPERE AUDE, SAPERE AUDE..
(Aklını fark et, aklını kullan..)

Sevgi ve saygı ile.
17 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com