Bankacılık sektörü enflasyona – durgunluğa meydan okuyarak hızla büyüyor ey halkım!

Bankacılık sektörü enflasyona – durgunluğa meydan okuyarak hızla büyüyor ey halkım!

Bankacılık sektörünün Ocak-Mayıs döneminde net kârı
geçen yıl aynı döneme göre %27 artarak 13.9 milyar TL oldu!

(AS: Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) aylık verilerine göre Mayıs sonunda sektörün aktif büyüklüğü %11 artışla 2.41 trilyon lira TL olurken, krediler de aynı dönemde %10 artarak 1.51 trilyon TL’ye ulaştı.

Sektörün sermaye yeterlilik rasyosu (AS: oranı) %15.45, takipteki alacaklar oranı da %3.35 olarak gerçekleşti. Bu oranlar geçen sene Mayıs sonu itibariyle sırasıyla %15.31 ve %2.88 olarak gerçekleşmişti. (http://www.hurriyet.com.tr/bankalarin-kari-artti-40123807)

==========================================

Dostlar,

Yüreğimiz yangın yeri.. 41 insan öldü dünkü Atatürk havaalanı saldırısında.
200’ü aşkın yaralı var..
Ancak kıyamet de kopsa sermayemizin amiral gemileri olan bankaların kârı;

– düzenli ve
– enflasyonun çok üzerinde oranla büyüyor..

******

Bu tablo oldukça önemli..

  • Bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü, 2016’nın ilk 5 ayında %11 artışla 2.41 trilyon lira TL oldu. Bu rakam, 2016 devlet bütçesinin (530 milyar TL gelir beklentisi) 5 katından biraz fazladır.
  • Bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü, 2016’nın ilk 5 ayında %11 artışla 2.41 trilyon TL oldu. Bu rakam, 2016 için toplam ulusal gelir (TUG) beklentisinden de fazladır. RG’de yayımlanan OVP ve Orta Vadeli Mali Plan uyarınca 2016 sonunda TUG (GSMH) beklentisi 736 milyar $ olacaktır. 2016 yılortası Dolar kuru iyimser olarak 3 TL alınırsa, 736 milyar Dolar, 2,208 Trilyon TL tutmaktadır. 2016 Mayıs sonunda Türkiye’de bankacılık sektörünün ulaştığı büyüklük ise 2,41 Trilyon TL ile, 2016 sonunda erişilmesi umulan (?) 80 milyon insana ait tüm ülke gelirinin 200 milyar TL daha fazlası durumda..
  • AKP iktidarı 3 Kasım 2002 seçimini %34 oy ve TBMM’de %67 temsille kazanırken, propagandasının omurgası “3 Y” ile savaşıma dayanıyordu.. Bunlar;
    – YOKSULLUK
    – YOLSUZLUK
    – YASAKLAR… idi..

    Hey gidi AKP heeey…. Nereden nereye???
    Tam bir sadaka toplumu yarattı.. Üstelik partiye- tarikatlara muhtaç – bağımlı..

    Sermayenin tunç yasası işliyor
    ve AKP’nin fanatik dinci – faiz karşıtı – helalci (!) kesimleri de dahil, yerel – küresel sermaye ittifakının çelik blokunca terbiye edilerek teslim alındığı görülüyor.

  • Artık “AKP’nin dini – din anlayışı” vahşi kapitalizm ile uyum içindedir ve onun hizmetindedir.
    FETÖ – cemaatı tasfiye edilerek AKP, arabaya tek başına koşulmaktadır..
    Kumarhane kapitalizminin saltanatının sürdürülmesi için icat edilen “Ilımlı İslam” silahı işlevi artık AKP üzerindedir.

    Tanrım, bu ne büyük bir zillettir!
    İslamiyet sefil durumda, Batı’nın oyuncağıdır!

    O denli ki; 2014 sonunda 10 390 $ olan kişi başına gelir 10 280 Dolara, GSMH 823 milyar dolardan 720 milyar dolara 100 milyar dolar gerilerken, 80 milyona masal anlatılarak ekonominin %4 büyüdüğü yalanı söylenebilmiştir!
    Söylediğiniz yalan öylesine büyük olmalı ki, söyleyen bile inanmalı!

    Allahaşkına söyler misiniz, GSMH’nın büyümesinin – küçülmesinin ölçütü GSMH (TUG : Toplam Ulusal Gelir) ve onun nüfusa bölünmesiyle bulunan kişi başına yıllık gelir değil de nedir? Türkiye’nin bu masalsı büyümesinin iktisat tarihinde ve dünyada örneği var mıdır?

******

Aaaaah gariban kardeşim aaaah…bir de sen bu muazzam sömürünün ve merhum Yaşar Nuri Öztürk‘ün ünlü kitabında haykırdığı gibi “ALLAH ile ALDATMA” nın ayrımına
(farkına) varsan!?

Nazım Hikmet 1947’de ne denli ustaca ve yürek yakıcı biçemle (üslupla) yazmıştı o şiiri :

*****

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
– demeye de dilim varmıyor ama –
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
******
alkan içindeysek…

Uyan artık ey millet uyan!

Bu gidişle tarih sahnesinden silineceksin..
Büyük ATATÜRK’ün Sevr’i tanımlarken uyardığı gibi..
O’nun sayesinde ırzına geçilmekten, soykırımdan, assimilasyondan, vatansızlıktam, dinsizlikten, zilleten, tarihten silinmekten kurtuldun..
Bir 90 yıllık “parantez” yaşadın Atatürk sayesinde! Şimdi onu kapatmak istiyorlar..
Aklını başına alırsan yaşam hakkın olur.. yoksa ne onur kalır ne de yaşam..
Haberin ola..

Ülke Aydınlarının daha ne yapmasını istiyorsun?

Ölüyorlar, hapislere giriyorlar, kanser oluyorlar, inme – kalp krizi geçiriyorlar,
felç oluyorlar, ruh sağlıklarını ve onurlarını yitiriyorlar. Sürgün ediliyor damgalanıyor, dışlanıyorlar.. Genç yaşta gelecek kariyerlerini yitiriyor, emekli ediliyor, işten atılıyorlar!

Bir faninin ödeyebileceği en ağır faturaları ödüyor bu ülkenin namuslu aydınları, askerleri..

Ama yetmiyor be kardeşim… Deriiiiiin mi derin gaflet uykusundan uyanmıyorsun!?

Ne yapmalı seni bu derin hipnozdan, etik – moral tüm değerlerinden koparılmaktan,
deserebre (beyni alınmış) – sosyal paralizi (toplumsal felç) halinden çıkarmak için?

Ne, ne, ne yapmalı??? Zaman da çok daraldı anlıyor musun??

Sevgi ve saygı ile.
29 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

resmi_portresi

 

 

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

İslam dünyasının iki büyük ismi var: Türkiye’de Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Mısır’da Said el Ashmawi’dir. Her ikisi de İslam’ın siyasallaşmasına, bilim ile, akıl ile ve dürüstlükle karşı çıktılar. İslam’ın din olarak kalmasına katkıda bulundular.

Sibel Özbudun, Mısır’ın Devlet Güvenliği Divanı’nın başkanı  ve aynı zamanda Cairo Üniversitesinde hukuk bilimi hocası Muhammed  Said Ashmawi‘nin “İslam” adlı 1987’de yayınlanan kitabını  1993 yılında dilimize çevirmişti. Kitabın Türkçe çevirisinin 14’üncü sayfasında Abbasi devletinin ilk halifesi El Saffah’ın tüyler ürpertici vahşetini şöyle anlatmaktadır:

İlk Abbasi Halifesi Ebu’l el Saffah, hayatta kalan Emevileri sarayına davet ederek tüyler ürpertici  tarzda öldümtüş, ardından henüz soğumamış cesetleri üzerine halı ve sofra örtüsü serdirerek komutanlarıyla birlikte üzerlerinde yemek yemiş, karnını doyurduktan sonra da bundan daha lezzetli bir yemek yemediğini söylemiştir.

Kutsal kitabın mürekkebi kurumadan İslam, iki devletinin en kanlı savaşımını yaşamıştı. Çünkü iktidar hırsı, İslam’ın önünde yer alıyordu, şimdiki gibi.

Emevilerin son halifesi Mervan II’yi Mısır’a kadar kovalayan  Suriye Valisi Abdullah b. Ali nasıl bir sonuçla karşılaştı? Ebu Müslim’in üzerine yürüyeceğini öğrenince 17 000 Horasanlı askeri bir gece içinde öldürtmüş, buna karşın Ebu Müslim karşısında yenilgiye uğrayarak yedi yıl tutsak kaldığı harab evin yıkıntısı altında can vermişti.

Kitabının başında bunları niçin yazıyor Said el Ashmawi? İslam’ın böylesi cinayetlerden uzaklaşabilmesi için  o dinin siyasallaşmaması gerektiğini  ileri sürüyor ve Türkçeye çevrilen kitabının 17. sayfasında şunları yazıyor:

Dinsel siyasetin sloganları çeşitli biçimler almaktadır. Egemenlik yalnız Allah’a aittir (gibi) İslam rejimini kurmak için dinsel hükümet gereklidir, düşman yönetici ve aydınlara karşı cihad açılmalıdır, dar’ül harp, dar’ül salam’a (sallallahü aleyhi ve sellem’in kısaltılmışına) eklenmelidir. Aksi halde ona savaş açmak gerekir, gayri Müslimlerden haraç alınmalıdır. İslam, din ve adalettir. Müslümandan başka milliyet, İslam ümmeti dışında mensubiyet olamaz.

Bütün bu kestirmece sloganlar, propaganda kurallarına uygun,yani özgün ahlâksal değerleri göz önünde bulundurmaksızın kişiyi doktrine edinceye dek tekrar tekrar ve başına vurma esası uyarınca işlemektedir. Bu mesafeyi, siyasal ve eylemci İslamî köktendincilik arasında görebilmek için bilimsel temelleri tartışmaya açmak gerekli…

Said el Ashmawi’nin 1987’de yazıklarını bugün Türkiye’de AKP iktidarı İslam’ı siyasallaştırarak uygulamaya başlamış ve  başlangıçtaki başarısını; cemaet egemenliği yandaşlığıyla  ele geçirerek sonraları o cemaetleri kendisine özgü yargısıyla birlikte yok oluşa sürüklemiştir. Bugün artık Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini ters yüz etmeye sıranın geldiği sanılmaktadır ki; bunun AKP’nin sonunu getireceğinin halâ farkında değildirler. Çünkü AKP iktidarının hıyanete varan gafleti  milyonlarca Mustafa Kemal’leri yarattı.

AKP’nin aksak iktidarının İslam dininin insancıl ve çağcıl Ayetlerine nasıl ters düştüklerini görelim:

Nisa Suresi’nin 58’nci Ayetinde “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle mi hükmediyor?” R.T. Erdoğan ve yandaşları  Maide Suresinde 8. Ayet’te “Bir topluluğa duyduğunuz kin siz adaletten saptırmasın” hükmüne saygı duyuyor mu? Nahl Suresinin 90. Ayeti ve de Mümtehine Suresi’nin 8. Ayetleri, “Allah’ın adalet ve iyilik yapmayı ve sizi yurtlarından çıkarmayan kimselere iyilik etmeyi adaletli davranmayı” önermesine saygı duyduklarını ileri sürebilir misiniz? Yalancı tanıkların ifadeleriyle binlerce yurtseverin Silivri ve Hasdal zindanlarına atılmasının adaletsizliği yine yargı kararlarıyla ortaya çıkmadı mı? Maide Suresinin 42. Ayeti “Allah’ın adalet yapanları sevdiğini” anımsıyor mu R.T. Erdoğan ve beraberindekiler.  Saff Suresinin 3. Ayetinde yapamayacağınız şeyi söylemenin Allah yanında ne büyük, ne çirkin kabahattir..” kuralına uyuyor mu,  AKP’nin yetkili üyeleri ve R.T. Erdoğan?

İslam’un kutsal kitabında bu hükümlere ve ASR Suresine niçin saygı duymuyorlar? Çünkü İslam dinini siyasal araç olarak kullanmanın peşindeler. Mısırlı  Said El Ashmawi, siyasallaşan dinin din olmaktan çıkacağını haklı olarak ileri sürmekte. Kitabının başlarında siyasallaşan dinin tüm sakıncalarını anlatırken Said el Ashmawi, aslında AKP iktidarını bizlere tanıtıyor gibidir.

Islam tarihinde zulüm  zulmü ve şiddet şiddeti yaratmıştır. 20’nci yüzyıl sonunda bunun en bağnaz örneklerini Iran-Irak savaşında gördük. İslamın İslamı yok etmeye çalıştığı o savaşta  ne yazık ki her iki taraf da ölen askerleri için  şehit oldukları açıklanmıştı!

Ülkemizde de İslam siyasallaşmayı sürdürürse, kendine özgü meczuplarını yaratacaktı elbet. “ Hak ve Hakikat” adında parti kuran Dursun Güneş adlı bir meczup “kesmeye geliyoruz, kesmeye!”  diye bağıracaktır elbet.

Ashmawi, tüm insanlık için olduğu gibi Islam için de gerekli  ”Renaissance”ın  gerçekleşmesinin   yaşamsal önemde olduğunu vurgulamakta ve kitabının 19’uncu sayfasında şunları yazmaktadır:

Din ile siyaseti birbirinden ayırırken, siyasal eylemin ne kutsal ne de yanılmaz olan basit ölümlerin bir nedenidir ve yöneticilerin Tanrı’nın değil, halkın tercihi olduğunu nitelemek istiyoruz. Bu ayırımı,  laiklik yani dinsizlik olarak nitelemek, ancak ortalığı karıştıran ve bulandıran partizanca bir fanatizmin eseri olabilir. Çünkü ancak bu (din ile siyaseti birbirinden) ayırım İslam’a hizmet eder ve onu yüceltir, siyasal amaçlarla sömürülmesinin önüne geçer.

Said el Ashmawi, Mısır’da bunları yazarken 30 yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetinde TBMM başkanı seçilen İsmail Kahraman adlı kişi, “laiklik” ,ilkesi Anayasa’dan kalkmalıdır diyebilmektedir. Aslında  İslamı mezhep ve farklı yorumların neden olduğu cinayetlerden kurtaracak tek  araçtır laiklik ilkesi, bunun ayırdında değil.

Bugün komşu İslam ülkelerinin barış  içinde birbirlerini öldürmeden yaşayabilmesinin, bilim ve teknolojide geri kalmışlığını gidermenin çözümüdür laiklik ilkesi.

Laiklik ilkesini anlayabilmek için belli bir kültür düzeyinde tutarlı olmak gerekir.

Böyle biline çare buluna. 24.6.2016

Dr. Ölçen

==============================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizden 1-2 yaş daha kronolojik olarak büyük olan değerli aydın, bilge insan  Sayın Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN’in yukarıda aktardığımız makalesi çok önemlidir..

Dini siyasete alet ederek insanları, merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok önemli kitabına ad olarak verdiği biçimde ALLAH İLE ALDATMA‘ya çalışanların bağışlanır yanı yoktur. Bu utanmazlığı Ortaçağ’da Katolik Kilisesi ve sözde Hıristiyan din adamları, başta Papa, yapmaktaydı. İslam hala, Hıristiyanlığın 500 (beş yüz!) yıl önceki sefil durumunda ne yazık ki.. RTE de önceki günlerde bu acınacak durumu kabul ve itiraf etti ve sorunu Kuran’ın iyi okunmamasına bağladı. Ancak bu konuşması bir hafızlık kursu törenindeydi! Yani Kuran’ı Arapça, anlamadan ezberleme!? Yine nafile çaba..

Tanrı kutsal kitabı üstelik de bilmediğimiz bir başka dilde ezberleyelim diye mi yolladı, anlayıp uygulayalım diye mi? “Müslümanlar” akıllarını da kökten teslim edeceklerine minik minik sorular sorsalar ya? Korkmasınlar, dinden çıkmazlar. Şimdiki durumda zaten din içre değiller ki! Hem Kuran bilmem kaç yerinde “Siz hiç düşünmez misiniz?” diye uyarmaz mı??

Bir süre daha dirense de, Türkiye’de de Diyanetin kapısına “95 Tezi” asacak yerli Martin Luterler çıkacaktır.

Belki de Luter’in andığımız görkemli Manifestosu’nun 500. yılında, 2017’de!

Bu kadim topraklar ve uygarlık; Hallac-ı Mansur’u, Pir Sultan’ı, Hacıbektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi, İbni Haldun’u, İbni Sina’yı, İbni Rüşt’ü, Farabi’!yi, Al Gebra’yı, Harun Reşit’i, Nizam-ül Mülk’ü, Prof. Aziz Sancar’ı, Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ü ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü doğurmadı mı?? Direniş boşunadır, meczuplar ve mensuplar tarihin tekerlekleri altında ezilecektir.

Çareyi kadim İmanuel Kant 1784’te yazdığı ünlü ve görkemli “AYDINLANMA ÜZERİNE” adlı makalesinde göstermişti :

  • SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! …
    (Aklını kullan, aklını fark et, aklın var, kullan onu, kulan onu, aklını kullan!!)

Selam olsun insan aklının özgürleşmesine ve ayağa kalkarak bir kez daha
HOMO ERECTUS (2 ayağının üzerine kalkan insan) olma kavgasına!
Büyük ATATÜRK yaşamda en gerçek yol göstericinin AKIL ve BİLİM olduğunu
haykırmadı mı? Bizlere bıraktığı biricik tinsel kalıtın (manevi mirasın) AKIL ve BİLİM olduğunu bir an bile unutursak maliyeti nice olur?

Söyleyelim, çoook ağırdır : Birkaç yüzyıl sürebilecek bir karanlık tarihsel döneme batış!

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

SOMA FACİASI İÇİN UMUT ORAN’ın SORU ÖNERGESİ; OKMEYDANI’nda 2 YENİ KURBAN ve BAŞBAKAN ERDOĞAN’ın HALKA “KAN TACİRLERİ” DEMESİ ÜZERİNE AKP’ye ÇOOOK KRİTİK UYARILAR

 

SOMA FACİASI İÇİN UMUT ORAN’ın SORU ÖNERGESİ;
OKMEYDANI’nda 2 YENİ KURBAN ve BAŞBAKAN ERDOĞAN’ın HALKA
“KAN TACİRLERİ” DEMESİ ÜZERİNE AKP’ye ÇOOOK KRİTİK UYARILAR..

Prof.Dr. AHMET SALTIK
www.ahmetsaltik.net  

CHP’nin çalışkan ve üretken İstanbul milletvekili Sayın Umut Oran, büyük emek isteyen bir soru önergesi hazırlamış. Pek çok uzmanın bile tümüyle oku(ya)madığı 600 sayfaya yakın DDK (Devlet Denetleme Kurulu; Anayasa md. 104 ve 108) raporunu (17 Mayıs 2010’da 30 madenciyi kurban alan Zonguldak Karadon faciası üzerine..) özenle incelediği ve can alıcı sorun noktalarını saptayarak sıkı bir soru önergesi durumuna getirdiğini sevinçle izliyoruz. (Bu Rapora http://www.tccb.gov.tr/ddk/ddk49.pdf adresinden erişilebilir..)

Bu arada hükümetin 2 sorumlu bakanlığı olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın görevlerini gereğince yapmadığı da
hemen anlaşılıyor..

Yine de ortalıkta siyasal sorumlu yok değil mi?? Sorumluluk teknik düzeyde
birkaç elemana yüklenecek ve ilahların gazabı sönümlendirilecek değil mi?

Yok, yok, bu kez o denli kolay değil.. “Resmi” 301 (fazlası??!) kurbanın 5’i maden mühendisi.. Bu kez güneş balçıkla sıvanamayacak..

  • AKP kadroları bu toplu cinayetin ilk elden ve 1. derece
    asıl sorumlusudur. 

Ceza hukuku deyimiyle “asli fail” dirler.. Siyasal ve hukuksal hesabını verecek ve bedelini er ya da geç ödeyeceklerdir.

Sayın Oran’a bu başarılı ve zamanlaması yerinde soru önergesi (Anayasa md. 98) için teşekkür ederken, ilgili bakanların dürüst ve kapsamlı yanıtlarını bizim de tez elden beklediğimizi belirtmek isteriz.. Sanırız ilgili kamuoyu da öyle.. Cumhurbaşkanlığı
Devlet Denetleme Kurulu’nun 600 sayfaya yakın hazır reçete uzman raporunun bile gereklerini hızla yapmayıp da ne yapacaksınız siz ey AKP iktidarı?

AKP’nin her düzeyden sadık yandaşları, müritleri.. söyleyecek hiç sözünüz yok mu?Vicdanlarınızı mühürlediniz mi, Soma madenlerinin kuytularında betonlayarak
gömdünüz mü?

Türkiye’de her gün birkaç insan ölür – öldürülür duruma geldi!.. 

Son olarak dün İstanbul Okmeydanı’nda 2 yurttaşın öldürülmesi nasıl açıklanacak?
Uğur Kurt (30 y.) ve kimliği belirsiz (neden hala belirsiz??!) 2. bir yurttaş..
Cemevi önünde.. Rahmetli Umut da Alevi.. Gezi’den bu yana öldürülenlerin
hemen hemen hepsi Alevi!?
Ve savcı, neredeyse 24 saat sonra olay yerine gelebiliyor! Yazıklar olsun!
Oysa HSYK, Soma faciasına inanılmaz bir elçabukluğuyla 28 savcı birden
hemen görevlendirebiliyor..

Meksika’da dün polise karşı sularını savunan halk direniyor..
Çok sayıda polis yaralı ama hiç ölen yok.
Halktan çok güvenlik güçleri yaralanıyor.. Başbakan ise halka “kan tacirleri” diyor.. Berkin Elvan adlı 14-15 yaşındaki masum yavrunun öldürülmesini 1. yılında acılarıyla anmak isteyenleri ayrıştırıyor, dışlıyor…

Başbakan bilerek ve isteyerek nefret suçu işliyor.. İnsanlığa karşı suç.. Zaman aşımı yok, hafifletici nedeni de.. Özellikle kaçınması gerekirken taammüden politik tercih bu.. Tabanını dağılmadan kurtarmak biricik tasası!

Bunlar size 12 Eylül öncesini anımsatmıyor mu? Başbakan Erdoğan inanılmaz bir siyasal körlükle -hatta hışımla- yurttaşının can güvenliğini savunmak yerine,
polisin kendini savunma hakkından söz edecek ölçüde kendinden geçmiş ve sağduyudan çok ama çok tehlikeli biçimde uzaklaşmış durumda..
Bir provokasyon varsa onu önlemek ve ayırdetmek de polisin görevi değil mi?
Oysa tüm belirtiler, provokasyonun da sivil giysili polis kökenli olduğu yönünde!
Ne kadar acı..

Siyasal hırs ve hesap verme korkusu Erdoğan’ı çıldırtmış durumda..

Bütün AKP örgütü aynı frekansta mı?
Bu vahim gidişe kim, nasıl ve ne zaman “DUUURRR!” diyecek ?

Siz parti olarak bunu yapmazsanız ülke daha ağır bedeller öder ama bu vahşeti durdurmanın bir yolunu da mutlaka bulur.. İşte o zaman siz hiç ama hiç kimsecikler kurtaramaz..

Artık yeter, artık yeter, artık yeter!..

Duyuyor musunuz, işitiyor musunuz??

Kör gözlerinizi, sağır kulaklarınızı, kilitlenmiş ağızlarınızı ve de mühürlediğiniz vicdanlarınızı açınız..

Ülke giderek kan gölüne sürükleniyor ve siz AKP’liler körü körüne sadık müritler gibi, “sürü psikolojisi” ile, afsunlanmış – illüzyon içinde, hatta şizoid – yaşamın gerçekliğinden kopmuş biçimde sürüklenmektesiniz..

Vebaliniz öyle büyük öyle büyük ki; insanlık tarihinde sizin kadar siyasal mücrim bir kadro örneği göstermek giderek güçleşiyor..

Fakat ne söylesek boş, ne yapsak değersiz ve anlamsız. Duvara çarpıp dönüyor.
80 yaşında, 60 yıllık bilge hukukçu Yargıtay Onursal Başkanı Prof.Dr.Sami SELÇUK’un Başbakan’a açık mektubu taptaze ama hükümsüz!

Siz hiç aynaya bakmaz mısınız?
Siz hiç başınızı yastığa koyduğunuzda vicdan muhasebesi yapmaz mısınız?
Siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız??
Size ne oldu, ne yapmak istiyorsunuz bu ülkeye ve halka ne, ne, ne ??

12 yıldır yapageldiklerinizin neredeyse tamamının dine – imana – kitaba – peygambere asla sığmadığını ve uymadığını; tersine az eğitimli saf kitleleri ALLAH İLE ALDATMAYI hiç sıkılmadan sürdürdüğünüzü algıla(ya)mıyor musunuz?
Yoksa her şey takiyye mi? Ne uğruna?
Ülke çook kötü yönetiliyor, hatta yönetilemiyor!

Her 2 durumda da bilesiniz ki; insan aklı – idraki yeryüzünde tarihin hiçbir diliminde sonsuza dek tutsak alınamamıştır, alınamaz.. Örneği yoktur.

Her-kesi ve yaşama ilişkin her-şeyi rehin mi alacaksınız?

Gazetecileri kovdurmayı sürdürecek, tazminat-ceza davaları ile teslim alacak;
olmadı ulusun asker – sivil öncülerini sizin de itiraf ettiğiniz üzere tertip/kumpas davalarla zindanlara mı tıkacaksınız? Nereye dek??

Artık insanlar sokaklarda ölümü göze alıyor ve öl-dü-rü-lü-yor-lar!

Çok ama çok emin olunuz ki, kesin sosyolojik olgudur ki;
bu masum insanların ölüsü canlısından daha çok fatura ödetecektir size!

İnsanlar önünde sonunda kralın çıplaklığını görür, haykırırlar ve ayağa kalkarak hesabını da sorarlar.. Tarih de gerçekte bu kanlı ve hazin öykülerin ta kendisidir..
Tabii okumasını bilenlere.. O, kendisinden ders almasını bilmeyenler için hep ama hep “aptallara özgü” biçimde tekerrür edegelmiştir.

Kadim Anadolu halkı – Türk Ulusu ise hep Tarihin yapagalen – yazagelen öznesi olmuştur, nesnesi değil.

*****
Bu dizelerin yazarı 60 yaşını geçmiş, hekimlikte 37 yılını bitirmek üzere olan
çok kıdemli bir tıp hocasıdır.

Ülke ve Ulus için giderek artan çok derin kaygı duymaktadır.
AKP iktidarına bir yurttaş ve bir Halk Sağlığı Uzmanı olarak çok sayıda nesnel – yansız öneride bulunmuş, uyarı iletileri yazmıştır, arşivlerdedir.

Bilmem tüm bunlar sizlere birşeyler söylüyor mu?

Uyarmadınız, söylemediniz, yazmadınız.. denilmesin..

Üstelik çoook türlü tehditler(iniz) altında yaptık bunları ve yapmaktayız.

Elimizden gelen boynumuzun borcudur, böyle biline.

Sevgi, saygı deriiin ACI ve KAYGI ile.
23 Mayıs 2014, Ankara

Not     : Yazıyı pdf olarak okumak için lütfen tıklayınız..

SOMA_FACIASI_ICIN_UMUT_ORAN’in_SORU_ONERGESI_OKMEYDANI’NDA_2_YENI_KURBAN_ERDOGAN’IN_HALKA_KAN_TACIRLER_DEMESI_AKP’YE_UYARILAR