Tehditler ve tuzaklarla dolu düzen değişmeli

Tehditler ve tuzaklarla dolu düzen değişmeli

sol.org tr. 21/06/2018
Alıştırdılar…

Demokrasiyi seçim, seçimi sandık, sandığı çoğunluk olarak göstermeye; kaybettikleri seçimi gecikmeden yenileyip çoğunluğu almaya, baskın seçime, seçime istedikleri partileri davet etmeye, seçim barajını kaldırmayıp siyaset uzlaşması ve barışı kandırmacasıyla ittifaklara alıştırdılar.

Hukuksuzlukları hukuk yapmaya, Anayasayı istedikleri zaman istedikleri gibi değiştirmeye, adaleti yandaşlaştırmaya alıştırdılar.

Dini yargıya, hukuka, siyasete, topluma şırınga etmeye alıştırdılar.

OHAL’e, OHAL’i her şeye gerekçe göstermeye, OHAL’de hukuksuzluğa ve Anayasa değiştirmeye, OHAL’de seçim yaptırmaya alıştırdılar.

Tehditlerle ve tuzaklarla toplumu manipüle (AS: manuple) etmeye alıştırdılar.

Kandıra kandıra yönetmeye alıştırdılar.

Kazanırlarsa OHAL’i kaldıracaklarmış. Seçimden önce kaldırmadılar. Neden kaldırsınlar; tehdit olarak tutmak, olası seçim sonuçlarına göre OHAL koşullarını kullanmak varken, yeni OHAL KHK’leri ile korku salmak varken neden kaldırsınlar.

Erdoğan ne diyor OHAL için: Şu anda bu işi ciddi manada yumuşattığımız için 24 Haziran’dan sonra neşter vurabiliriz, ara verebiliriz. Herhangi bir sıkıntı olduğu anda tekrar getirilebilir.

Kime göre sıkıntı? Bu tehdit değil de nedir?

Yeni rejimde artık bakanlar kurulu yok. OHAL ilanında ve uzatılmasında, TBMM onayı ile Cumhurbaşkanı yetkili. OHAL KHK’si de yerini cumhurbaşkanlığı kararnamesine bırakacak.

  • OHAL’i kaldırmak yetmez. OHAL hukuksuzlukları, hak ihlalleri, mağduriyetleri de tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılmalı. OHAL zararları karşılanmalı. Sorumlular da cezasını çekmeli.

31 OHAL KHK’si yüzlerce maddesiyle yasalaştı. Bunlar mevzuattan tek tek ayıklanmadan OHAL kalksa ne olacak?

Anayasaya uyum KHK’leri için Yetki Kanunu çıktı, gereği hâlâ yapılmadı. Neden yapsınlar; olası seçim sonuçlarına göre CB’nin ant içerek göreve başlayacağı tarihe kadar düzenleme yapmak varken neden yapsınlar.

Tehditlerden biri de yeniden seçim kararı… AKP kaybederse yeniden seçim tehdidi… Kaybederlerse, cumhurbaşkanı ile parlamentonun çoğunluğu aynı partiden olmazsa seçimi yenileyeceklermiş. Birileri çıkarı için karar veriyor, halk da uysun isteniyor. İstedikleri olmazsa “Suruç” tehdidi, şiddet ve saldırı tehdidi, OHAL tehdidi

Tehdit ve tuzaklarla, hukuksuzluğun hukukuyla yürütülen seçim nasıl demokrasinin olmazsa olmazı sayılır?

“Ağır soru” denmesin. Daha ağırı var.

Soru, iktidar partisi AKP’nin tehdit ve tuzaklarıyla, hukuksuzluklarıyla destekli. Daha ağırını ise düzen partileri ve bu partilerden başka seçenek olmadığını, mutlaka onlara destek verilmesi gerektiğini dayatanlar yapıyor. Düzeni, piyasacı ve gerici yapısıyla, sömürü politikasıyla ve sınıfsallığıyla bütünsel olarak karşısına alanlara, “bu düzen değişmeli” diyenlere karşı açık ya da örtülü baskıda ortak çok.

İşçi sınıfına ve devrimci mücadeleye inanmayı ertelememizi, yalnızca Erdoğan ve AKP’yi yıkmaya kilitlenmemizi, yıkmak için de sınıfsal karşıtımız olan sermayeyi ve sınıfsal mücadele vermeyen partileri görmezden gelmemizi, sömürücülerle uzlaşmamızı söyleyen, tavsiye eden, hatta baskı yapan demokratlar/solcular var.

Bu Düzen Değişmeli” seçim bildirisinde söylediklerimizi haklı bulan “ama”cılar var. “Yıkalım ama düzene dokunmayalım” diyenler var. Yalnızca edilgen bireyler istiyorlar; sandıktan sandığa siyaset yeter diyorlar. Bireysel ve toplumsal hak ve özgürlükler sınırlanabilir, sermaye özgürlüğüne dokunulmasın diyorlar.

  • Dinsel özgürlük Aydınlanmanın, NATO yurtseverliğin, sermaye emeğin üstündedir diyorlar.

Emek mücadelesini kesici birçok etkiye, zorunlu arabuluculuk kurumuna karşı, grev yasaklarına karşı tavır akıllarına bile gelmiyor. Sömürünün yasalarını, sınıfsal mücadeleyi unutun diyorlar. Sermayenin sınırsız tahakkümüne, emperyalizmin taleplerine, dinsele dokunmasak; düzen partileriyle uzlaşarak AKP’yi yıksak; gereğine sonra baksak diyorlar.

Komünist olduğunuzu birazcık unutsanız diyorlar… Tüm sorunların, yozlaşma ve çürümüşlüklerin, eşitsizlik ve adaletsizliklerin, sömürünün kaynağı aynı: kapitalist emperyalist düzen… Düzen, gericiliği de yanına alarak aynı kaynaktan besleniyor. 24 Haziran seçimlerine “Bu Düzen Değişmeli” diyerek girmekle, seçimlere sokulmayan Türkiye Komünist Partisi program ve ideolojisini 17 bağımsız adayla seçim hattına taşımakla, sömürü ve gericiliğe karşı sömürülenlerin, Bilimin ve Aydınlanmanın yanında tavır almakla, “siyasal uyuşukluk” içinde boğulup kalmamakla, örgütlü sınıfsal mücadeleyi vazgeçilmez kılmakla ne kadar yerinde ve ilkeli davrandığımız kat kat kanıtlanıyor.

Gerçeklerin üzeri ne seçimlerle ve düzen parlamentosuyla ne cumhurbaşkanlığı etiketli başkanlıkla ve anayasal hükümdarlıkla ne de dinsel ya da şoven perdelerle kapatılabilir; sınıflı toplumda sınıfsallık yok sayılamaz.

Düzeni korumak isteyenlerle bu düzen değişmeli diyenlerin farkı, düzenin zincirine bağlı kalıp mücadele edileceğini sanmakla, zinciri kırıp atmak için mücadele arasındaki farktır.
================================

Bağımsız aday, Anayasa Mahkemesi emekli raportörü sayın Ali Rıza Aydın‘a seçimde başarı diliyoruz…

Sevgi ve saygı ile. 24 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

BASKIN SEÇİMDE NÜKLEERCİLERE YİNE OY YOK!

BASKIN SEÇİMDE NÜKLEERCİLERE
YİNE OY YOK!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Küresel neo-liberal kapitalist emperyalizmin çok yönlü saldırıları altındaki bölgemiz ve Türkiye türlü oyunlarla istikrarsızlaştırılarak olağanüstü hal ve savaş koşullarında hileli referandumlarla anti-demokratik başkanlık sistemine ve hukuka aykırı yeni kurallarıyla bir baskın erken seçime sürüklenmiştir. Bir emek ve demokrasi birliği olan Nükleer Karşıtı Platform, bu anti-demokratik ve hukuksuz dayatmaları reddetmektedir. Nükleer enerji santralleri ve silahlara karşı demokrasi, barış ve güvenlik mücadelemiz, kesinlikle ve ancak evrensel insan haklarına ve hukuka dayalı demokratik parlamenter bir sistemde başarıya ulaşabilir.

ÜLKEMİZİN NÜKLEER BATAKLIĞA SÜRÜKLENİŞİ DERİNLEŞMEKTEDİR

Emperyalist güdümlü tek adam ve OHAL koşullarında ülkemizin adım adım bir nükleer bataklığa sürüklenişi derinleşmektedir. Hükümet, yaşamsal önemdeki kararları ısrarla, her türlü hukuksal ve siyasal denetimden kaçırıyor. Mersin ve Sinop’ta yaşayan yurttaşlarımız başta olmak üzere Türkiye halkının itirazı yok sayılmaya devam ediliyor. Ülkemiz ve bölge ülkeleri insanları için büyük tehdit oluşturan NATO-ABD nükleer silahları da topraklarımızda ulusal irademizin geçersiz olduğu askeri üslerde saklanmaya devam ediliyor. 7 Temmuz 2017’de BM’de oylanan ve ezici bir çoğunlukla kabul edilen Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasının oylamasında NATO ülkelerinin boykotuna ülkemiz de katılıyor.

BASKIN SEÇİMDE OYLAR EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİNE

Nükleer Karşıtı Platform olarak Türkiye’nin geleceği nükleer tehdit altındayken 24 Haziran’da halkımızı açıklıkla nükleer karşıtı, emek, demokrasi ve barıştan yana adaylara oy vermeye çağırıyoruz.

AKKUYU, FUKUŞİMA OLMASIN!

Yineliyoruz: Akkuyu’ya yapılacak nükleer santral, Mersin’in yaşamsal öneme sahip değerlerine tarıma, hayvancılığa ve ekosisteme vurulacak büyük bir darbedir. Uluslararası sözleşmeyle hukuksal denetimden kaçırılan Akkuyu NGS ile ilgili açılan ÇED iptali davasına siyasal iktidarın doğrudan ve açık müdahalesine tanık olduk. Rusya ile olan jeopolitik hesaplar, enerji ve kamu yararı tartışmalarını çoktan gölgede bıraktı.

SİNOP, ÇERNOBİL OLMASIN!

Sinop’ta yapılmak istenen nükleer santral, çevre düzeni planlarında gizlenmeye devam edilirken şimdiden 650.000 ağaç kesildi ve kesilmeye devam ediyor. Öte yandan Japonya Hükümeti, Fukuşima’nın yarattığı tahribatı (yıkımı) yıllarca gideremeyecek durumda olmasına ve iki halkın yoğun tepkisine karşın bu anlaşmayı imzalayabilmiştir. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinde yapılması zorunlu olan Halkın Katılımı Toplantısı’na Sinop Halkı alınmadı. Nükleer karşıtlarına soruşturma açılırken, yıllardır düzenlenen nükleer karşıtı miting bu yıl OHAL yetkileri ile yasaklandı.

OYLAR, DEMOKRASİYE

Nükleerin zararları, hukuk ve demokrasi alanında görülmeye başladı. Nükleer enerji teknolojisinin taşıdığı riskler bütün dünyada kabul edilmiş; Almanya, Japonya başta olmak üzere birçok ülke nükleer santrallerden vazgeçtiğini açıklamıştır. AKP, otoriter, antidemokratik ve tek adam iktidarına hizmet edecek nükleer bir güç edinmeye çalışmaktadır. Nükleer santral peşinde olan ülkelerin gizli ajandalarında nükleer silah gücüne sahip olma isteği bulunduğu genel olarak dünya kamuoyunca kabul edilmektedir. Oysa insanlık, yaşamı ve doğayı tümüyle ortadan kaldıran nükleer silahları mahkum etmiş, biyolojik ve kimyasal kitle kırım silahları gibi yasaklamıştır. Yerli ve milli olduğu aldatmacası politikalarla yaşam hakkımız emperyalist çıkarların taşeronlarına feda edilmektedir. Teknoloji fetişizmi ve popülist propaganda ile ülkemiz nükleer atık çöplüğü haline getirilmek istenmektedir. Nükleer santral olmayan Türkiye’de İzmir-Gaziemir’deki nükleer atıklar, çevreyi tehdit etmeye devam etmektedir.  Nükleer maceraya sürüklenmiş bir Türkiye’de hiçbir yurttaşın hukuk güvenliği ve yaşam hakkı güvencesi kalmayacaktır. Nükleer enerji sorunu, bir teknoloji sorunu olmanın ötesinde siyasal bir tercih sorunudur. 24 Haziran’da tercihimiz demokrasiden ve yaşam hakkından yana olacaktır.

OYLAR, NÜKLEER KARŞITI ADAYLARA

Nükleer karşıtlarının sesinin halkın en yüksek kürsüsünde dile getirilmesine ihtiyaç var.

  • Rusya ve Japonya ile imzalanan anlaşmalar feshedilmelidir.
  • NATO nükleer silahları ülkemizden çıkarılmalı,
  • emperyalist üsler kapatılmalı,
  • emperyalist bloklardan çıkılmalıdır.

Birleşmiş Milletlerde kabul edilen Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması, yeni oluşacak TBMM’de onaylanmalıdır.

Küresel emperyalist kapitalizmin derinleşen kriziyle dünya ölçeğinde giderek artan savaş ve emek düşmanı faşizm koşullarında, kirli, pahalı ve yok edici bir nitelik taşıyan bu projelere karşı yerel, ulusal ve küresel emek ve demokrasi güçleriyle direnmek gerekiyor. Örgütlü emek tabanından geliştirilen bir demokrasi talebiyle nükleer enerjiye, silahlara, nükleer savaşa, nükleer atıklara karşı insanca yaşam hakkını, barışı savunan, ekolojik değerleri koruyan ve aydınlık toplumsal geleceğin varlık koşullarını gözeten adaylara oy vereceğiz. 07.06.2018

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM – NKP Bileşeni NÜSED
=================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz NÜSED (Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği), NÜKLEER KARŞITI PLATFORM – NKP‘nin bileşenlerinden biri.

24 Haziran kritik seçimlerine sürüklenirken, ülkemizin önemli sorunlarından biri olan 3 NGS (Nükleer Güç Santrali – Akkuyu, Sinop ve İğneada) dayatması sorununu gündeme taşımak istedik.

Ayrıca,

  • DOĞU AKDENİZ ÇEVRECİLERİNİN (DAÇE) 2018 CUMHURBAŞKANLIĞI ve MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMLERİ İSTEMLERİ’

ni de bu bağlamda sitemizde paylaşmak istiyoruz.. 4 sayfa kapsamlı olan bu önemli – teknik metnin mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor.. Lütfen tıklar mısınız..

DACE_2018_SECIM_BILDIRGESI

Sevgi ve saygı ile. 07 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
NÜSED
Üyesi, 2010-12 Dönemi 2. Başkanı
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

OKURLARLA DERTLEŞMEK!

Konuk yazar      : Ertan URUNGA, E. Askeri Yargıç

OKURLARLA DERTLEŞMEK!
Antalya, 11.05.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Sevgili Dostlar,

Bildiğiniz gibi uzun zamandan beri ülkemizi hallaç pamuğu gibi atıp savuran kinci ve dinci bir iktidarın yönetimi altında, geriye kalan ömrümüzü çoğu zaman “Ne olacak bu memleketin hali pür melali?” diyerek, kimi zaman da Bu kadarı da olmaz ki! diye yakınarak, sancılar içinde sürdürmeye çalışıyoruz.

Öyle ki bugün; yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurtuluş ve kuruluş devrimleriyle başımızın göğe erdiği o aydınlık günlerin onur ve kıvancını yaşayan sade yurttaşlar olarak, çağdaş ve güzel ülkemize asla yakıştıramadığımız AKP’nin devr-i iktidarında geçen 16 karanlık yıldan beri bütün ekonomik varlık ve ulusal değerlerimizin arsız bir mirasyedi hovardalığı içinde vahşice tüketildiğini, ulusumuzun şan ve şerefinin büyük bir sapkınlık içinde haince ayaklar altına alındığını, giderek artan iç ve dış sorunlarımızın yanında yoksulluk ve yolsuzluk savlarının da halk içinde doruğa çıktığını görmeyen, görüp de söylemeyen kimse kalmamıştır artık. Hatta bu manzarayı gören yabancı dostlar (!),  İzmir’de denize döktüğümüz o Emperyalist uşakları bile, “Bizim o tarihte yapamadığımızı, şimdi Akepeliler yapıyor”diye, hani neredeyse buzuki çalıp sirtaki oynayacaklar!

Bunu kendileri de görüp telaşa kapılmış olacak ki; çareyi OHAL koşullarında Meclisin kararını beklemeye bile gerek görmeden Erken Seçim ilan etmekte bulmuş, böylece kaygan ve eğik bir zeminde kerhen seçim yarışına girilmiştir.

İKTİDARIN AYMAZLIĞI                                                                                                

Bu şekilde, ülke koşullarının uygun olmadığı bir zamanda alınarak bütün topluma dayatılan Baskın Seçim Kararı, aslında bağnaz AKP iktidarının ülkeyi yönetemediğinin açık itirafı ve hezimetidir. Durumun bu denli ürkünç (vahim) olmasına karşın; büyük bir aymazlıkla devletin Anayasal yapısını değiştiren, ülkenin sabit ekonomik varlıklarını kendi çıkarları için sonuna dek kullanan ve halen Türk ulusunun yaşam alanı olan Vatan topraklarını, Cumhuriyetin mirası ve kamunun malı olan Fabrikaları, ‘Özelleştirme’ adı altında yabancılara haraç-mezat satmayı sürdüren iktidar partisinin; bu akıl almaz aymazlığı karşısında, yarın iktidara gelecek partinin bu zorlukları aşması için yılların yetmeyeceğine kuşku yoktur.

PUSUDAKİ TEHLİKE                                                                                                            

Bu nedenle, seçim yarışına balıklama atlayan muhalefet partilerinin bunları da düşünüp gerekli önlemleri şimdiden alması, ülkemizin geleceği açısından olduğu ölçüde, kendileri için de yararlı olacaktır. Aksi takdirde enkaz altında kalınacağı ve iktidarın yeniden Cumhuriyet düşmanlarının eline geçmesi gibi pusuda bekleyen büyük bir tehlikenin de ortaya çıkacağının, asla göz ardı edilmemesi gerekir.

Öte yandan, geçen yıl Anayasa’da yapılan değişiklikler, 16.04.2017’de yapılan Halkoylaması ile kabul edildiğinden; 24 Haziran 2018’de 600 milletvekili ile birlikte, Devlet içindeki bütün erklerin tek kişinin elinde toplandığı ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen, dünyada bir örneğine bile rastlanmayan, kerameti kendinden menkul bir Rejimin; Cumhurbaşkanı mı – Devlet Başkanı mı – Parti Başkanı mı, neyin başı olacağı önceden bilinmeyen ‘Tek Adam’ için de oylama yapılacak olması, bu seçimlerin büyük önem kazanmasına yetmiştir.

SEÇİM YARIŞI SÜRÜYOR

Cumhur İttifakına karşı CHP’nin adayının kim olacağı merakla beklenirken,  siyasal partilere tanınan sürenin son gününde yapılan açıklamayla bu adayın, partinin emektarlarından Sayın Muharrem İNCE olduğunu öğrendik. Toplum içinde dik duruşu, dürüstlüğü ve mücadeleci kişiliğiyle öne çıkan ve bizim de Atatürk ilkelerine bağlılığı ile tanıyıp ülkemizi aydınlık günlere taşıyacağına güvendiğimiz Sn. İNCE’nin adaylığının ülkemize hayırlı olmasını dileriz.

Bu arada Mecliste gurubu bulunmadığı için gerekli olan yüz bin seçmenin imzasını toplamakta zorlanan Vatan Partisi’nin adayı Sayın Doğu PERİNÇEK’in de, aday gösterme yönteminde mevcut hukuk dışı anti-demokratik engelleri; değişik partilerden aydın yurttaşların ‘demokrasinin erdemi adına’ verdiği imza desteğiyle, sürenin son günü barajı aşarak adaylığının kesinleşmiş olmasını biz de sevinçle kutlarken, kendisinden daha önce ulusal davalarımızda gösterdiği o övülesi çabaları ile elde ettiği zaferlerine yenilerini katmasını da bekleriz elbet!

Son olarak;  güzel Antalya’da Büyükşehir ve Muratpaşa Belediyesi Meclis üyeliği görevlerinden istifa ederek CHP saflarında milletvekili aday adayı olduğunu kamuoyuna ilk duyuran ve Antalya’nın dünyanın gözde kentleri arasında yer almasında büyük emeği geçen, gazetemizin sahibi ve yazarı olarak da hepinizin yakından tanıdığı Sayın Songül BAŞKAYA’nın, coşkun alkışlarla karşılanan bu kararını açıklarken; bir kadın milletvekili olarak TBMM çatısı altında “7 gün 24 saat halkımızın hizmetinde olacağım” sözü de Antalya’nın Gururu olmuştur.

Bu olumlu gelişmelere bakınca, ben de Kırk Haramilere; Artık TAMAM diyorum.

Değerli okurlara da umut ve umut dolu, aydınlık günler olsun!
Saygı ve sevgilerle..
======================================
Dostlar,

ERDOĞAN’ın DERİN AÇMAZLARI ve
İFLAH OLMAZ DİNCİ HAYALLERİ..

Değerli Em. Askeri Yargıç Sayın Ertan Urunga‘nın sitemize “yazarak” gösterdiği ilgi bizleri mutlu kılıyor. Engin birikimi ve deneyimi başlıbaşına önemli ve öğretici, ayrıca kalemi de (artık klavye!) oldukça güçlü Sn. Urunga’nın.. Tüm titizliğimize karşın yazılarında önemli içerik – biçim, noktalama yanlışları göremiyoruz.. Ne güzel !

Ertan bey yazısını bize e-ileti ekinde sunarken, yazıların altında bizim koymaya (ç)alıştığımız katkıları çok değerli bulduğunu da eklemiş sağolsunlar..
(…Siz de uygun görürseniz, yazımın sitenizde yayımlanmasını ve hatta büyük bir yetkinlikle kaleme alıp yazılara renk ve anlam kazandıran o harika değerlendirmelerinizi de esirgemezseniz eğer, buna da çok sevinirim elbet…)

Hoşgörünüzle bu yazının bizde uyardığı çağrışımları kısaca aktaralım :

Erdoğan bir konuşmasında karşısındakilere;

Dindar bir nesil yetiştireceğiz..
Dininizi ve kininiz eksik etmeyin.. buyurmuştu!?

Her 2 tümce de ciddi – ağır yanlışlar içeriyor. İlki bakımından şunlar söylenebilir :
T.C. Anayasasında (md. 2 ve 24 vd.), LAİK bir devlet olarak tanımlanmaktadır. Laik devlet, siyaset bilimi ve kamu – anayasa hukuku öğretisinde (doktrininde) yurttaşlarının dinsel inanç ve kanaatleri ile ilgilenmeyen, Ernest Rennan‘ın tanımıyla bu değerlere adeta sağır – kör olan Devlettir (AYM kararlarında kaynak gösterilmiştir). Dolayısıyla Laik devlet herhangi bir din – mezhep – inanç kümesine hizmet edemeyeceği gibi karşısında da olamaz ve ülkenin laik ulusal eğitim sistemini bu kapsamda tanımlayıp dönüştüremez; “dindar kuşaklar” (!?) yetiştirmeyle işlevlendiremez. Böylesi bir görevi ve yetkisi yoktur. Toplum, aileler uygun gördükleri din eğitimini çocuklarına sağlarlar. Erdoğan’ın bu sözü ve eylemi Anayasamıza açıkça aykırıdır; eylemli olarak (de facto) anayasa çiğnemidir (ihlalidir) ve TCK karşısında açık suçtur.

İkinci tümce daha da ürkünçtür (vahimdir). Hiçbir Dinsel inanç sistemi “kin – kindarlık” öğütlemez ve bu kavramları dışlar. İslam dininde de, Kuran’da da bu yönde bir içerik yoktur. Daha somut söylemek gerekirse “Müslüman kindar olamaz!” Erdoğan bu sözü ile bir ideolojik dinci militan gibi davranmış ve açıkça “DİN DIŞINA DÜŞMÜŞTÜR!”

Geçelim öbür dinsel inançları, İslamiyette “kin – kindarlık” yok – tur”!

  • Erdoğan insanları dinden çıkarmakta, adeta dinlerinden etmektedir!

Bu durumun, Müslümanlığı ile övünen ve bunu siyasete açıkça alet eden Erdoğan için “vahim ötesi” bir açmaz olduğu kesin ve nettir. Ne yazık ki, bir fetva kurumu olmasa da Diyanet, bu bağlamda herhangi bir açıklama yapmayarak fiyaskoya, – ağır suç şirk koşmaya- ortak olmuştur!

İlahiyat fakültelerinden de “tık” çıkmamaktadır. Kahreden bir suskunluk ve teslim oluş niyedir!?

Ülke genelinde itiraz eden sınırlı kişi – çevrelerin çığlıkları ise yandaş hatta sahibinin sesi basın (!?) tarafından boğulmuştur, boğulmaktadır

Ancak halkın sağduyusu, derinden ve sessizce, bu arsız saptırmayı etkisizleştirmededir bereket!
Kadim Anadolu insanının gelenekleri ve töresi, giderek bilgeliği bu hırçın dalgaları kırmış, kıracak görünüyor.. Ne denli içtenlikli – bilinçlidir bilinmez ama Erdoğan da çark etmiş ve 24 Haziran 2018 kritik seçimi eğik düzleminde “Gençler, sıkıldınız değil mi? Sizleri belli kalıplara zorlamayacağız..” demek zorunda kalmıştır. Ancak Erdoğan’ın söz ve eylemlerindeki tutarsızlıklar ciddi bir güven bunalımı doğurmuştur. Bu, yeni ve zorunlu bir taktik takiyye midir?

Uygar dünyanın birkaç yüzyıl önce çok kanlı iç savaşlar sonrasında çözdüğü ve kalıcı barışa erişmesini sağlayan laik – seküler düzeni 21. yy’ın şafağında Türkiye’de sorunsal yapmak, hele güncel siyasete alet etmeye – istismara kalkışmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır, olamaz da.

Hele hele Suudi Arabistan bile, ABD dayatması olduğunu Veliaht Prens Salman’ın ağzından itiraf ettiği “Vahhabi İslamı – Çöl şeriatını” terk ederken! Suudi Arabistan’ı Türkiye ile ikame etmeye kalkmak, akıl fukaralığının en son kertesi olsa gerektir ve bu topraklarda yeri yoktur!

Not   : S. Arabistan ile aynı saatlerde namaz kılmak için yaz saati uygulamasını yasayla kaldıran ve küçücük çocuklar dahil sabahın karanlığında insanların yollara düşmesini dayatan zorba uygulama, tarihin sayfalarına kaydedilmiştir.. Hazindir ki; S. Arabistan Hicri takvimi terk edip Miladi takvime geçince, Türk insanı bu dinci – faşist takıntı eziyetinden kurtulabilecektir..

Sevgi ve saygı ile. 15 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

GÜL, AKAR, VATAN

GÜL, AKAR, VATAN

Naci BEŞTEPE
E. Tümg.

Baskın seçimle İYİ Parti’nin önünü kesmeyi planladılar.
Yüksek Sadakat Kurulu (YSK) “Hazır!” tekmilini verdi.
Çok yüksek ahlaklı(!) bir siyaset yürütülmekteydi.
CHP örnek bir davranışla hileli oyunu bozdu.
Çalınmak üzere olan demokratik hakları kurtardı.
AKP-MHP çıkar birliği cephesinden hemen saldırı başladı.
Hem de suçlamaların her biriyle ilgili kendilerinin onlarca bagaj kusuruna rağmen.

GÜL
Abdullah Gül’ün aday olamayacağı baştan belliydi. Erdoğan’ın karşısına çıkamazdı.
Çıksa da SP’nin %1.5 olan oyunu ancak %3’e yükseltebilirdi.
Akşener, Gül’ün çatı adaylığını reddederek akıllı bir siyaset izledi.
Çatı adayı kim olursa olsun iki turlu seçim için riskliydi.
Şimdi RTE’nin işi çok zor. Hatta kaybetmesi yüksek olasılık.

AKAR
Gül’ün bir puan koparmasını bile hazmedemeyen RTE önce Bülent Arınç’la görüştü.
Herhalde hal-hatır sormak için değildi. Ardından Gnkur. Bşk. Akar ile sözcüsü Kalın’ı Gül’e yolladı. (Habertürk ve CHP açıklamalarına göre) Resmi üniforma ve devletin helikopteri ile.
Densizliğe bakın. CHP veya başka biri yapsa RTE dünyayı yerinden oynatırdı.
“Darbeciler… Askeri vesayetçiler…Askeri siyasete soktular… Bunların geçmişi böyle, 27 Mayıs’ta böyle yaptılar…” ve daha neler derdi neler.
Şimdi savunma durumunda olduğu için Kılıçdaroğlu’na 15 Temmuz darbeciliği çamuru atıyor. Kendi haltını örtsün diye. Ancak o çamur, o gün vekillerini Meclise yığan kişiye bulaşmaz.
Ya Akar’ a ne demeli? Gül’ün okul arkadaşıymış.
Ben Mayıs 2017’de Hyde Park fotoğrafını yazdım diye Aydınlık sansürlemişti.
Temel’in dediği, ”Ha şimdi ne oldiii?” Vatan Savaşı bitti mi de Akar’a kızılıyor.
O Akar, aynı Akar. Harbiyelilerin dediği gibi “Su uyur, Hulusi akar”
Mehmetçiğin komutanına yakışmıyormuş. Nuri Pakdil’i ziyaretinden sonra, 6 Şubat 2017 tarihli Aydınlık yazımda, “Astlarınızı utandırmayın“ diye yazdığım için hakkımda savcılığa suç duyurusunda bulundu. Özetle, Garp Cephesinde değişen bir şey yok.
Erdoğan’ın ABD’ye karşı vatan savaşı ne kadar doğruysa Akar’ın işgal ettiği makama uygunluğu da o kadar doğru. Kuraldır; eşya doğasına uygun durur.

VATAN PARTİSİ
Vatan Partisi’nin Akşener karşıtlığını ve CHP ile uğraşmasını da anlamlı bulmuyorum.
Akşener FETÖ’cüymüş. AKP ve RTE’den daha FETÖ’cü bulamazsınız.
Benim bildiğim muhalefet, iktidarı hedefler, iktidardakilerle uğraşır.
Muhalefete muhalefet, yanlış hedefe ateştir. Bu yüzden partiden ayrılmalar oluyor.
Oysa şu aşamada en uygun hal tarzı

  • Vatan Partisi’nin “HUZUR/VATAN” veya neyse adı CHP-İYİP-SP ittifakı içinde yer almasıdır.

Tek kişi de olsa Doğu Perinçek’in Meclise girmesi ülke yararınadır. Hem AKP’nin ABD-AB-NATO bağlarını çözmede, hem hukuk ve öbür dış ilişkiler alanlarında çok büyük katkılar sağlar.
Fedakar-cefakar-vatansever Vatan Partililer de Mecliste temsil olanağı bulmuş olur. Yıllardır sürdürdükleri vatan mücadelesinin karşılığını almış olur. Çabalar bu yönde yoğunlaşsa çok daha iyi olur. Gecikildi bile.

Döviz kurları konusunda haklı çıkmaktan yorulduk!

Döviz kurları konusunda haklı çıkmaktan yorulduk!

Uğur Civelek

Uğur Civelek
Aydınlık Gazetesi, 28.4.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Baskın seçim kararının alınmasında en önemli faktörün ekonomi cephesindeki sorunlar ile ilgili olduğu görüşü genel kabul görüyor. Fakat nedir bu sorunlar dendiğinde, herkes ayrı telden çalıyor ve 24 Haziran sonrasına ilişkin olası eğilimler pek konuşulmuyor. Meclis çatısı altında temsil edilen siyasi partilerin, Batı’ya selam vermekten öteye bu önemli konu ile ilgilenmediği dikkat çekiyor. Can derdindeki iş dünyası ve finansal kesim de, sorunların sonuçlarını alalamaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyor.

Uzunca bir süredir Türk lirası dalgalı bir şekilde değer kaybediyor; bu duruma paralel olarak artan enflasyon baskıları, hem faizleri yükseltiyor ve hem de beklentileri olumsuzlaştırarak riskten kaçınma eğilimini güçlendiriyor. Kaybedecek çok şeyi olanlar, bu olumsuzlukların kökenine inmek yerine sonuçları ile uğraşarak kalan enerjilerini tüketiyorlar. 2001 yılından bu yana ülkemizde uygulanan dalgalı kur sisteminin, iflas etme aşamasında olduğunu ve sorunları ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramadığını kimse dile getirmiyor!

KİRLİ DALGALANMALAR

Dalgalı kur sisteminde faizleri, araç kullanımında tam özerk olması gereken para otoritesi belirler; döviz kurları ise arz ve talep koşullarına göre piyasada oluşur. Ülkemizdeki uygulama bu kapsama giriyor ve kirli dalgalanma olarak tanımlanıyor. Kirli dalgalanmada faizler ekonominin koşullarına göre değil, döviz kurlarını ihtiyaç duyulan şekilde yönlendirmek için kullanılıyor. Döviz kurları gerileyip Türk lirası değerlendikçe, enflasyon baskıları da azaldığı için faizler hızla gerileyebiliyor; tam aksine döviz kurları yükselmeye başladığında ise, bu eğilimi ve yaratacağı olumsuzlukları engellemek adına faizlerin artırılması gerekiyor.

Bu hafta içinde toplanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, Türk lirasındaki yıpranma eğilimini terse çevirmek ve maliyet kökenli enflasyon baskılarının artmasını engellemek adına Geç Borçlanma Penceresi faiz oranını %0.75 oranında yükseltti. Fakat umulan sonuç ortaya çıkmadı! Dahası son 4 yıldır faizlerde yapılan yukarı yönde ayarlamalar, döviz kurlarının yükselmesini ve sorunların ağırlaşmasını önleyemiyor! Finansal yapı, yeterli faiz artışı konusunda açık artırmaya çıkıyor ve kısa vadeli düşünme zaafı nedeniyle bindiği dalların kesildiğini göremiyor!

BAŞARI ŞANSI YOK!

Giderek olumsuzlaşan küresel koşullar da, sonucun olumsuz olmasında belirleyici oluyor. Riskten kaçınma eğilimi dalgalı bir şekilde etkinliğini sürdürdüğü için, hiç istenmeyen durumlarla karşılaşmak kaçınılmaz hale geliyor. Çaresizlik nedeniyle, başarısızlığı giderek büyüyen kirli dalgalanmaya alternatif üretilemiyor. Siyasi irade ve iş dünyası ile finansal kesim arasındaki uzlaşmazlıklar derinleşiyor. Sorunlar ağırlaştıkça fiyat istikrarı hedefinden uzaklaşılıyor. Gerçekçi olabilenler, döviz kurları ve faizlerin yükselmeye devam edeceğini söylemekten ve haklı çıkmaktan yoruluyor. Başarısızlığı faizlerdeki yukarı yöndeki ayarlamaların yetersizliğinde arayanlar veya faizlerin gerilemesini umanlar kaybetmeye devam ediyor.

Giderek olumsuzlaşan küresel koşullara rağmen, kirli dalgalanma uygulamasının başarı şansı yok! Seçimlerden sonra işbaşına gelenlerin bu gerçeği ne ölçüde dikkate alacaklarını bilmiyoruz! Yanlışlarda ısrar edilmeye devam edilmesi durumunda, gelişmelerin kontrolden çıkması ve zincirleme iflaslar nedeniyle etkisi uzun sürecek bir bunalıma girilmesi olasılığı artıyor. Enflasyon ve işsizlik seri bir şekilde artarken, ekonomik daralma kaçınılmaz hale gelebilir; gerek kamunun ve gerekse mali sektörün durumu 2001 yılını bile aratacak açmazlara sürüklenebilir.

  • Son 15 yıl genelinde hesapsızca alınan riskler çok ciddi bir karabasana dönüşebilir.

YABANCILAR FARKINDA

Bu durumun kısmen farkında olan yabancı yatırımcılar, seçimler öncesinde risklerini olabildiğince azaltmaya çalışıyor. Ülkemizi yönetmeye talip olanlar ise ne olup bittiğini tam anlamadan gelişmeleri seyrediyor ve kesinlikle güven veremiyor; Batı yanlısı yaklaşımlar ile durumu düzeltebilecekleri izlenimi yaratarak vatandaşı aldatmaya çalışıyorlar!

Kambiyo rejiminde kapsamlı değişiklikler yapmadan ve Batı’nın tavsiyeleri ile bu açmazdan çıkma şansımız kalmadı!

Kemerleri bağlayarak zor günlere şimdiden hazırlanmak, ülkeyi yönetmeye talip olanları bu konularda sıkıştırarak gereken ayarı vermek ve doğru sandıkları yanlışlardan vazgeçmeye zorlamak daha yararlı olabilir!
======================================
Dostlar,

24 Haziran 2018 Seçimlerine Koşar Adım..

Ekonominin içine sürüklendiği ağır tablodan çok kaygılıyız..
Artık her şeyi açık açık konuşmanın zamanı..
Son 15-16 yılda Türkiye tam anlamıyla talan edildi.
Har vurup harman savruldu.
Kamusal israflar, lüks, debdebe, gösteri,  ayyuka çıktı.
İktidar bu sorumsuzluğu “..itibardan tasarruf olmaz..” diye saçmalayarak geçiştirdi.
Yolsuzluklar.. soruşturulamadı ve belimizi büktü.. Deniz Feneri, 17-25 Aralık, Zarrab!
Örtülü ödenek Başbakan dışında anayasal olarak hala “sorumsuz” Cumhurbaşkanına da verildi ve katlanarak büyüdü..
3,5-4 milyon Suriye – Irak’lı sığınmacının muazzam yükü ekonomiye yüklendi ve harcamalar son birkaç yılda 30 milyar doları aştı..
Yurt dışında pek çok yere “..ensar olacağız..” yardımları bol keseden yollandı.. TİKA uçtu!
Yap – İşlet – Devret politikasıyla yandaşlar ve çocukları – torunları servete boğulurken dış borçlar ve bütçe açıkları büyüdü; yoksuldan – varsıla kurgulu gelir aktarımı yapılarak gelir dağılımı daha da adaletsizleştirildi.. AKP’nin yaratığı Dolar milyarderleri 21 milyon haneden 16 milyon haneyi yoksullaştırdı!
Devasa – gereksiz – hovarda projeler popülistçe ve yerli – yabancı sermayeye rant sunma zorunluğu / misyonu nedeniyle sürdürüldü : 3. Havaalanı, Avrasya Tuneli, 3. Boğaz köprüsü, Körfez köprüsü, Çanakkale köprüsü, Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santralleri..
Dış ve iç güvenlik operasyonları..
Artan OHAL giderleri..

ŞEHİR HASTANELERİ TALANI! SGK açıkları çığ gibi..

Satılmadık kamu malı – Cumhuriyet mirası kalmadı.. Sıra şeker fabrikalarına, ormanlara hatta yeraltı sularına geldi..
Varlık Fonunda 200 milyar doları aşkın ulusal varlık ipotek – rehin konumunda.
Kamunun toplam borcu 900 milyar TL’ye dayanarak bütçeyi geçti.
Toplam dış borç 450 milyar Dolara dayandı. Ülkenin toplam borcu ulusal gelirini aşacak!
Ulusal gelir Dolar olarak toplamda ve dolayısıyla kişi başına son 4-5 yıldır sürekli düşüyor!
İşsizlik, enflasyon, faizler 2 basamaklı ve oralarda demirledi..
Saymakla tüketmek çok güç..
İstense idi bile böylesi bir İFLAS – MORATORYUM tablosunu yaratmak kolay değildi.
Şimdilerde bu tablonun demokratik bir toplumda hukuk devleti ile toparlanması olanaksız’!
Baskı rejimine, katı, kadir-i mutlak tek adam despotizmine, otoriter – totaliter yönetime hatta faşizme mahkum oldu iktidar partisi. Bu mahkumluk ivedileşti üstelik ve 16 ay öncesinden baskın – tuzak seçim dayatmasına dönüştü.
Hiç kuşku yok, iktidar için ciddi bir kumardır bu karar.
Hep yazdık, “sürdüremezsiniz bu yaptıklarınızı..” dedik; “.. politikalarınız sürdürülebilir değil..” dedik. “..Yaşamın gerçeğine aykırı davranıyorsunuz..” diye uyardık.
Son zamanlarda ise “…ülkeyi enkaza çevirdiniz, yeniden iktidar olsanız bile altında kalacaksınız..” diye çığlık attık.. Eğitim sistemini, TSK’yı.. her şeyi, her şeyi çökerttiniz..
Geldiğimiz yer tam da burası. Siz de altında kaldınız kaçınılmaz olarak.

  • “.. Hiç olmazsa Cumhurbaşkanlığını alalım, Partimiz az farkla AKP anamuhalefete düşse bile bu enkazı kaldırmak CHP ve koalisyon ortaklarına kalır.. Ortalığı biraz toparlarlar, bu arada da yıpranırlar.. Anayasa değiştirecek çoğunlukları olmazsa AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dokunamazlar; ekonomideki yangın biraz dinince gene bir erken seçimle AKP’yi yeniden iktidar yaparız..”

AKP = RTE‘nin bir senaryosu da bu olabilir mi?
Aç tavuk rüyasında kendisini darı ambarında görürmüş..
CHP öncülüğünde geniş -şiddeti bırakacak HDP elbette dahil- muhalefet bloku önemli hata yapmazsa AKP = RTE artık bitmiştir.
Artık yeter! On milyonlarca insan burnundan soluyor. Ülke dünyaya maskara edildi!
Yalnız ekonomimizi değil, iç ve dış barışımızı, ulusal değerlerimizi, saygınlığımızı yitirdik. Umudumuz, neşemiz, yaşam sevincimiz yok edilmek isteniyor..

15-16 yıldır bir adam her gün tüm TV’lerde bağıra – çağıra ve öfkeyle konuşuyor, çok ve yersiz – gereksiz – boş konuşuyor. Sıklıkla halka doğruları söylemiyor, ulusu bölüp – düşmanlaştırıyor, azarlıyor, tehdit ediyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, hatta ülke dışına kovuyor.. Yabancı ülkelere çatıyor, ikide bir “aldatıldım” diyerek halkı kandırmaya çalışıyor!
Olabildiğine din – iman – inanç sömürüsü yapıyor; Cumhuriyet’e düşmanlığını sakla(ya)mıyor!

Bunlar olacak ve kabul edilebilecek ve artık daha fazla katlanılabilecek  şeyler değil.

Biz bu Cumhuriyeti sokakta bulmadık, kan ve irfanla kurduk;
bir narsisistin ölçüsüz ve akıl dışı, ülkeyi parçalayacak ihtiraslarına feda edecek değiliz..

2. turda örneğin Abdüllatif Şener gibi uygun bir CB adayı, tüm rakiplerini ezip geçebilir..

Sevgi ve saygı ile. 28 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com