Anıtkabir’de Atatürk’e söven aşağılık soytarı

Anıtkabir’de Atatürk’e söven aşağılık soytarı

Ahmet Hakan

Ahmet Hakan
ahmethakan@hurriyet.com.tr
Hürriyet, 22 Temmuz 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

ÇÜŞ ARTIK ÇÜŞ BE!

Mezara gidip mezarda yatana küfretmek! Bu nedir yahu! Nereden çıkmıştır bu hayâsız tutum? Hangi kinin, hangi nefretin ürünüdür bu? Bir insan aşağılık olur da bu kadar mı olur? Bir insan soytarı olur da bu kadar mı olur?
*
YUH ARTIK YUH BE!

Milletin en umutsuz zamanında İstiklal Savaşı’nı örgütledi diye mi Atatürk’ten bu kadar nefret ediyorsun? Yüz yıl sonra başına gelecek belaları yüz yıl önce gördü diye mi kinin var Atatürk’e? Nedir senin derdin a be şuursuz bünye!
*
YETER ARTIK YETER BE!

Bütün olumsuzluklara rağmen yaşadığın ülke bugün Ortadoğu’da pırıl pırıl parlıyorsa Atatürk sayesinde! Yaşadığın ülkenin bu coğrafyadaki diğer tüm ülkelerden bir farkı varsa Atatürk sayesinde! Bu mudur Atatürk’ün suçu a be dangalak?
*
DUR ARTIK DUR BE!

Sana sev diyen yok. Sana takdir et diyen yok. Sana kıymet bil diyen yok. Sana öğren diyen yok. Sana anla diyen yok.
Hatta sana aşağılık olma, soytarı olma diyen bile yok. Sana söylenen tek bir şey var: Azıcık saygılı ol a be ahlaksız!

Anıtkabir’de Atatürk’e söven aşağılık soytarı

ANITKABİR KÜFÜRCÜSÜYLE İLGİLİ BEŞ ÖNEMLİ NOKTA

– BİRİNCİ NOKTA: Anıtkabir küfürcüsünün hakkında soruşturma açılması, yakalanması, gözaltına alınması önemli… Ancak sonucu da önemli… Bakalım pankart açanlara yapılan muamele mi yapılacak bu şahsa?
*
– İKİNCİ NOKTA: Başörtüsüne falan bakılıp da sakın bir genellemeye gidilmesin. Bu şahsa tepki gösterenler arasında yığınla başörtülü de var.
*
– ÜÇÜNCÜ NOKTA: Bu şahsın bir provokasyon oyununun parçası olduğunu söyleyenler var. Adli makamlar, bunu da ortaya çıkarmalı.
*
– DÖRDÜNCÜ NOKTA: Eğer gerçekten de provokasyon maksadıyla bu yapılmışsa… Bu şahsa “milleti millete kırdırmaya çalışmak” suçundan da ceza verilmeli.
*
– BEŞİNCİ NOKTA: Hakaretin, küfrün çifte standardı olmaz… Ya hakarete, küfre karşısındır ya da değilsindir. Adamına göre tutum alınmaz.
==========================================
Dostlar,

Ahmet Hakan‘a nesnelliği ve duyarlığı için teşekkür ederiz..

En önemli soru; bu kızı kimlerin nerede ve nasıl yetiştirdiğidir!
Cumuriyetin okullarında laik – akılcı – sorgulayıcı – bilimsel – nesnel eğitim almış olsa böylesine kindar – nefret dolu olabilir miydi Cumhuriyeti yoktan var eden Mustafa Kemal ATATÜRK‘e?
Bu kız kaç yaşındadır ve Erdoğan’ın “dindar – kindar” neslinden midir?

Erdoğan, Gezi olaylarında bir şehir efsanesi aktarmış ve “..başörtülü bacımızın üstüne .ş.mek suretiyleeeee!…” diyerek bir ciddi ve ağır ajitasyon yapmıştı. Video kayıtlarının ellerinde olduğunu da söylemişti, birkaç gün içinde basına vereceklerdi ama yıllardır böylesi bir video kaydı çıkarılamadı..

Erdoğan ve AKP’si böylesi olaylarda neden susmaktadırlar?
Tavşana kaç, tazıya kaç taktiği midir bu? Oysa uygun gördükleri en küçük ayrıntıya bile zaman ayırmakta, ilgilenmektedirler.
Neden yüksek sesle ve göğüslerini doldurarak, içtenlikle ve kararlılıkla bu tür olayları kınamamaktadırlar?

Erdoğan Balyoz – Ergenekon davalarında “savcı” lığa soyunmuştu. Bu davada da yapar mı?

Ve AKP = RTE, “dindar ve kindar” kuşaklar yetiştirme dayatmasını sürdürecekler midir? Yeni Milli Eğitim bakanı Prof. Ziya Selçuk ne buyuracaklar? Her yer İHL yapıldı, durum bu’

Son soru      :

Erdoğan “Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz..” demekle kalmadı, müfredatı bu yönde yozlaştırmakla da yetinmedi;

  • “.. dininizi ve kininiz eksik etmeyin!” diye de gürledi ayrıca. Daha önce de birkaç kez sorduk ve hiç yanıt alamadık .
  • İslamiyet dahil, insanları kindar – kinci yetiştirmeyi öğütleyen herhangi bir kitaplı din var mıdır yeryüzünde?
  • “Dininizi ve kininizi eksik etmeyin” derken din kini, kin de dini mi besleyecektir? Hangi din kinden beslenebilir, İslamiyette – Kuranda böyle bir şey var mıdır? Hangi kin bir dini ayakta tutabilir?
  • Bunca ağır tutarsızlıklar karşısında tek bir ilahiyat hocası neden ağzını aç(a)mamaktadır!? Bu tutum Müslümanlığa, bilim ahlakına –  etiğine sığar mı?
  • Erdoğan’ın bu sözleri apaçık din – İslamiyet dışıdır ve kendisi de çok ağır günah işlemiştir, işlemektedir.. Bu sözler din dışıdır, küfürdür.

    İşte sonuçlar görülüyor artık. Çoook alametler belirdi..

Küfürcü kızımızın makyajı, kaliteli gözlüğü, bakışları yerli yerinde maşallah..
Kapkara çarşaf neyi örtüyor acaba? Hani erkekleri tahrik etmeyecekti? O duruş ve bakışlar??

Safiye İnci adlı bu kız, yaşamının baharında ağır bir sabıka aldı.
Kendisinden daha çok O’nu bu hale düşüren siyasetçiler, aile, eğitim kurumları…. değil mi?

Her şeyde bir hayır vardır.. der atalar..
Bu musibetten Türkiye, AKP, Erdoğan bir ders çıkarır mı acaba??
Herkes bir vicdan muhasebesi yapmalıdır.. Yarın çok geç  olmasın!

4 yıl İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı + 16 yıldır Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamında toplam 20 yıl geçiren bir insan artık “insan-ı kamil” olur, “pir-i pak” olur, “adam gibi adam” olur, 81 milyonu sevgi ve eşitlikle kucaklar.. Erdoğan’dan bunları bekliyoruz ülkemiz, halkımız ve de kendisi – partisi için..

Sevgi ve saygı ile. 23 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

OKURLARLA DERTLEŞMEK!

Konuk yazar      : Ertan URUNGA, E. Askeri Yargıç

OKURLARLA DERTLEŞMEK!
Antalya, 11.05.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Sevgili Dostlar,

Bildiğiniz gibi uzun zamandan beri ülkemizi hallaç pamuğu gibi atıp savuran kinci ve dinci bir iktidarın yönetimi altında, geriye kalan ömrümüzü çoğu zaman “Ne olacak bu memleketin hali pür melali?” diyerek, kimi zaman da Bu kadarı da olmaz ki! diye yakınarak, sancılar içinde sürdürmeye çalışıyoruz.

Öyle ki bugün; yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurtuluş ve kuruluş devrimleriyle başımızın göğe erdiği o aydınlık günlerin onur ve kıvancını yaşayan sade yurttaşlar olarak, çağdaş ve güzel ülkemize asla yakıştıramadığımız AKP’nin devr-i iktidarında geçen 16 karanlık yıldan beri bütün ekonomik varlık ve ulusal değerlerimizin arsız bir mirasyedi hovardalığı içinde vahşice tüketildiğini, ulusumuzun şan ve şerefinin büyük bir sapkınlık içinde haince ayaklar altına alındığını, giderek artan iç ve dış sorunlarımızın yanında yoksulluk ve yolsuzluk savlarının da halk içinde doruğa çıktığını görmeyen, görüp de söylemeyen kimse kalmamıştır artık. Hatta bu manzarayı gören yabancı dostlar (!),  İzmir’de denize döktüğümüz o Emperyalist uşakları bile, “Bizim o tarihte yapamadığımızı, şimdi Akepeliler yapıyor”diye, hani neredeyse buzuki çalıp sirtaki oynayacaklar!

Bunu kendileri de görüp telaşa kapılmış olacak ki; çareyi OHAL koşullarında Meclisin kararını beklemeye bile gerek görmeden Erken Seçim ilan etmekte bulmuş, böylece kaygan ve eğik bir zeminde kerhen seçim yarışına girilmiştir.

İKTİDARIN AYMAZLIĞI                                                                                                

Bu şekilde, ülke koşullarının uygun olmadığı bir zamanda alınarak bütün topluma dayatılan Baskın Seçim Kararı, aslında bağnaz AKP iktidarının ülkeyi yönetemediğinin açık itirafı ve hezimetidir. Durumun bu denli ürkünç (vahim) olmasına karşın; büyük bir aymazlıkla devletin Anayasal yapısını değiştiren, ülkenin sabit ekonomik varlıklarını kendi çıkarları için sonuna dek kullanan ve halen Türk ulusunun yaşam alanı olan Vatan topraklarını, Cumhuriyetin mirası ve kamunun malı olan Fabrikaları, ‘Özelleştirme’ adı altında yabancılara haraç-mezat satmayı sürdüren iktidar partisinin; bu akıl almaz aymazlığı karşısında, yarın iktidara gelecek partinin bu zorlukları aşması için yılların yetmeyeceğine kuşku yoktur.

PUSUDAKİ TEHLİKE                                                                                                            

Bu nedenle, seçim yarışına balıklama atlayan muhalefet partilerinin bunları da düşünüp gerekli önlemleri şimdiden alması, ülkemizin geleceği açısından olduğu ölçüde, kendileri için de yararlı olacaktır. Aksi takdirde enkaz altında kalınacağı ve iktidarın yeniden Cumhuriyet düşmanlarının eline geçmesi gibi pusuda bekleyen büyük bir tehlikenin de ortaya çıkacağının, asla göz ardı edilmemesi gerekir.

Öte yandan, geçen yıl Anayasa’da yapılan değişiklikler, 16.04.2017’de yapılan Halkoylaması ile kabul edildiğinden; 24 Haziran 2018’de 600 milletvekili ile birlikte, Devlet içindeki bütün erklerin tek kişinin elinde toplandığı ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen, dünyada bir örneğine bile rastlanmayan, kerameti kendinden menkul bir Rejimin; Cumhurbaşkanı mı – Devlet Başkanı mı – Parti Başkanı mı, neyin başı olacağı önceden bilinmeyen ‘Tek Adam’ için de oylama yapılacak olması, bu seçimlerin büyük önem kazanmasına yetmiştir.

SEÇİM YARIŞI SÜRÜYOR

Cumhur İttifakına karşı CHP’nin adayının kim olacağı merakla beklenirken,  siyasal partilere tanınan sürenin son gününde yapılan açıklamayla bu adayın, partinin emektarlarından Sayın Muharrem İNCE olduğunu öğrendik. Toplum içinde dik duruşu, dürüstlüğü ve mücadeleci kişiliğiyle öne çıkan ve bizim de Atatürk ilkelerine bağlılığı ile tanıyıp ülkemizi aydınlık günlere taşıyacağına güvendiğimiz Sn. İNCE’nin adaylığının ülkemize hayırlı olmasını dileriz.

Bu arada Mecliste gurubu bulunmadığı için gerekli olan yüz bin seçmenin imzasını toplamakta zorlanan Vatan Partisi’nin adayı Sayın Doğu PERİNÇEK’in de, aday gösterme yönteminde mevcut hukuk dışı anti-demokratik engelleri; değişik partilerden aydın yurttaşların ‘demokrasinin erdemi adına’ verdiği imza desteğiyle, sürenin son günü barajı aşarak adaylığının kesinleşmiş olmasını biz de sevinçle kutlarken, kendisinden daha önce ulusal davalarımızda gösterdiği o övülesi çabaları ile elde ettiği zaferlerine yenilerini katmasını da bekleriz elbet!

Son olarak;  güzel Antalya’da Büyükşehir ve Muratpaşa Belediyesi Meclis üyeliği görevlerinden istifa ederek CHP saflarında milletvekili aday adayı olduğunu kamuoyuna ilk duyuran ve Antalya’nın dünyanın gözde kentleri arasında yer almasında büyük emeği geçen, gazetemizin sahibi ve yazarı olarak da hepinizin yakından tanıdığı Sayın Songül BAŞKAYA’nın, coşkun alkışlarla karşılanan bu kararını açıklarken; bir kadın milletvekili olarak TBMM çatısı altında “7 gün 24 saat halkımızın hizmetinde olacağım” sözü de Antalya’nın Gururu olmuştur.

Bu olumlu gelişmelere bakınca, ben de Kırk Haramilere; Artık TAMAM diyorum.

Değerli okurlara da umut ve umut dolu, aydınlık günler olsun!
Saygı ve sevgilerle..
======================================
Dostlar,

ERDOĞAN’ın DERİN AÇMAZLARI ve
İFLAH OLMAZ DİNCİ HAYALLERİ..

Değerli Em. Askeri Yargıç Sayın Ertan Urunga‘nın sitemize “yazarak” gösterdiği ilgi bizleri mutlu kılıyor. Engin birikimi ve deneyimi başlıbaşına önemli ve öğretici, ayrıca kalemi de (artık klavye!) oldukça güçlü Sn. Urunga’nın.. Tüm titizliğimize karşın yazılarında önemli içerik – biçim, noktalama yanlışları göremiyoruz.. Ne güzel !

Ertan bey yazısını bize e-ileti ekinde sunarken, yazıların altında bizim koymaya (ç)alıştığımız katkıları çok değerli bulduğunu da eklemiş sağolsunlar..
(…Siz de uygun görürseniz, yazımın sitenizde yayımlanmasını ve hatta büyük bir yetkinlikle kaleme alıp yazılara renk ve anlam kazandıran o harika değerlendirmelerinizi de esirgemezseniz eğer, buna da çok sevinirim elbet…)

Hoşgörünüzle bu yazının bizde uyardığı çağrışımları kısaca aktaralım :

Erdoğan bir konuşmasında karşısındakilere;

Dindar bir nesil yetiştireceğiz..
Dininizi ve kininiz eksik etmeyin.. buyurmuştu!?

Her 2 tümce de ciddi – ağır yanlışlar içeriyor. İlki bakımından şunlar söylenebilir :
T.C. Anayasasında (md. 2 ve 24 vd.), LAİK bir devlet olarak tanımlanmaktadır. Laik devlet, siyaset bilimi ve kamu – anayasa hukuku öğretisinde (doktrininde) yurttaşlarının dinsel inanç ve kanaatleri ile ilgilenmeyen, Ernest Rennan‘ın tanımıyla bu değerlere adeta sağır – kör olan Devlettir (AYM kararlarında kaynak gösterilmiştir). Dolayısıyla Laik devlet herhangi bir din – mezhep – inanç kümesine hizmet edemeyeceği gibi karşısında da olamaz ve ülkenin laik ulusal eğitim sistemini bu kapsamda tanımlayıp dönüştüremez; “dindar kuşaklar” (!?) yetiştirmeyle işlevlendiremez. Böylesi bir görevi ve yetkisi yoktur. Toplum, aileler uygun gördükleri din eğitimini çocuklarına sağlarlar. Erdoğan’ın bu sözü ve eylemi Anayasamıza açıkça aykırıdır; eylemli olarak (de facto) anayasa çiğnemidir (ihlalidir) ve TCK karşısında açık suçtur.

İkinci tümce daha da ürkünçtür (vahimdir). Hiçbir Dinsel inanç sistemi “kin – kindarlık” öğütlemez ve bu kavramları dışlar. İslam dininde de, Kuran’da da bu yönde bir içerik yoktur. Daha somut söylemek gerekirse “Müslüman kindar olamaz!” Erdoğan bu sözü ile bir ideolojik dinci militan gibi davranmış ve açıkça “DİN DIŞINA DÜŞMÜŞTÜR!”

Geçelim öbür dinsel inançları, İslamiyette “kin – kindarlık” yok – tur”!

  • Erdoğan insanları dinden çıkarmakta, adeta dinlerinden etmektedir!

Bu durumun, Müslümanlığı ile övünen ve bunu siyasete açıkça alet eden Erdoğan için “vahim ötesi” bir açmaz olduğu kesin ve nettir. Ne yazık ki, bir fetva kurumu olmasa da Diyanet, bu bağlamda herhangi bir açıklama yapmayarak fiyaskoya, – ağır suç şirk koşmaya- ortak olmuştur!

İlahiyat fakültelerinden de “tık” çıkmamaktadır. Kahreden bir suskunluk ve teslim oluş niyedir!?

Ülke genelinde itiraz eden sınırlı kişi – çevrelerin çığlıkları ise yandaş hatta sahibinin sesi basın (!?) tarafından boğulmuştur, boğulmaktadır

Ancak halkın sağduyusu, derinden ve sessizce, bu arsız saptırmayı etkisizleştirmededir bereket!
Kadim Anadolu insanının gelenekleri ve töresi, giderek bilgeliği bu hırçın dalgaları kırmış, kıracak görünüyor.. Ne denli içtenlikli – bilinçlidir bilinmez ama Erdoğan da çark etmiş ve 24 Haziran 2018 kritik seçimi eğik düzleminde “Gençler, sıkıldınız değil mi? Sizleri belli kalıplara zorlamayacağız..” demek zorunda kalmıştır. Ancak Erdoğan’ın söz ve eylemlerindeki tutarsızlıklar ciddi bir güven bunalımı doğurmuştur. Bu, yeni ve zorunlu bir taktik takiyye midir?

Uygar dünyanın birkaç yüzyıl önce çok kanlı iç savaşlar sonrasında çözdüğü ve kalıcı barışa erişmesini sağlayan laik – seküler düzeni 21. yy’ın şafağında Türkiye’de sorunsal yapmak, hele güncel siyasete alet etmeye – istismara kalkışmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır, olamaz da.

Hele hele Suudi Arabistan bile, ABD dayatması olduğunu Veliaht Prens Salman’ın ağzından itiraf ettiği “Vahhabi İslamı – Çöl şeriatını” terk ederken! Suudi Arabistan’ı Türkiye ile ikame etmeye kalkmak, akıl fukaralığının en son kertesi olsa gerektir ve bu topraklarda yeri yoktur!

Not   : S. Arabistan ile aynı saatlerde namaz kılmak için yaz saati uygulamasını yasayla kaldıran ve küçücük çocuklar dahil sabahın karanlığında insanların yollara düşmesini dayatan zorba uygulama, tarihin sayfalarına kaydedilmiştir.. Hazindir ki; S. Arabistan Hicri takvimi terk edip Miladi takvime geçince, Türk insanı bu dinci – faşist takıntı eziyetinden kurtulabilecektir..

Sevgi ve saygı ile. 15 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com