Etiket arşivi: Yılmaz Özdil

Atatürk zehirlendi mi?


Atatürk zehirlendi mi?

 

Yılmaz Özdil

 

Yandaş gazete “Atatürk’ü İsmet İnönü zehirledi diye manşet attı ya…
Atatürk ve İnönü tarafı palavra ama, zehirlenme olduğu doğru!
* * *
17 Kasım 1938, saat 23.45
Dolmabahçe Sarayı
Atatürk’ün naaşı, muayede salonundaki katafalkta yatıyordu. İlk gün, 200 bin dolayında kişi, bayrağa sarılı tabutun önünden ağlayarak geçmişti. 2. gün hava çoktan kararmış, geceyarısı olmuştu ama, kuyruğun ucu hâlâ Ortaköy’deydi. 150 binden çok kişi ısrarla oradan ayrılmıyor, saraya girmek için sıra bekliyordu, insan seliydi.
*
Maalesef, izdihamdan dalgalanma oldu, durun ittirmeyin demeye kalmadı, giriş kapısının önünde, saat kulesi’nin çevresinde çığlıklar yükseldi, atlı polisler arkadan yüklenen kalabalığı dağıtana kadar iş işten geçti, facia oldu, insanlar sıkıştı, ezildi, 11 kişi yaşamını yitirdi.
*
Ertesi günkü gazeteler, hükümetin resmi tebliğini yazıyordu… Denizyolları işletmesi müdürü Raufi Manyas’ın kızı Bilun, 16 yaşındaydı. İstiklal caddesi 236 numarada oturan bayan Anna, 58 yaşındaydı. Bayan Roya Kişnir ve kızı Bella Kişnir, İstiklal caddesi Yıldız apartmanında oturuyorlardı. Bakırköy’den Hatice hanım, aşçıydı, 55 yaşındaydı. Kurtuluş’tan Diyamandi, sütçüydü, 40 yaşındaydı. Topkapı Arpaemini yokuşunda oturan Abdülhamid, 50 yaşındaydı. Aksaray Laleli’de oturan bayan Kevser Mehmet, 35 yaşındaydı. Tarlabaşı 19 numarada oturan Satenik Ohannes, 35 yaşındaydı. Saint Benoit Lisesi öğrencisi Paul Kuto, henüz 15 yaşındaydı. Ve, Beyoğlu Lüksemburg otelinde kalan Leon.
*
Müslüman, hıristiyan, musevi, Türk, Rum, Ermeni… “Ne mutlu Türküm diyene”ye dua etmek için, saygılarını sunmak için kuyruğa girmişlerdi. Ortak payda’ya ortak gözyaşı döküyorlardı.
*
E şimdi bakıyoruz…
*
Gayrimüslimden vazgeçtik, müslümanı bile senden-benden diye ayıran… Etnik kökeni boşverdik, kendisine biat etmeyenleri insan’dan bile saymayan… 77 yıl önce yanyanayken,
77 yıl sonra kızlı-erkekli aynı kuyrukta beklenmesine bile tahammül edemeyen…
Vedalaşmak için cenaze törenine gelenlerin kimlikleri ortadayken,
Atatürk’e hâlâ utanmadan “ırkçı” diyen bir zihniyet tarafından sürükleniyor Türkiye.
*
Kıssadan hisse.
Atatürk’ü elbette kimse zehirlemedi ama…
Özellikle son yıllarda “milletin nasıl zehirlendiğini” açıkça gösteriyor yukardaki liste!

Melih Gökçek doğru söylüyor

Melih Gökçek doğru söylüyor

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil
SÖZCÜ
, 26.3.15

Tayyip Erdoğan: Yolsuzluk dendiğinde şunu anlarım, devletin kasası soyuluyor mu, soyulmuyor mu? Devletin kasasından soyulan bir şey yok, ayakkabı kutusundakiler Halkbank’tan soyulan para değildir.
*
Tayyip Erdoğan: Rıza Sarraf hayırseverdir.
*
AKP milletvekili Metin Külünk: 17 Aralık insanların günah işleme özgürlüğüne müdahaledir, Allah’ın hududuna müdahaledir.
*
Akp milletvekili Burhan Kuzu: İnternetteki ses kayıtları doğru bile olsa, inanan yok.
*
Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Yiğit Bulut: İnsan yolsuzluk yapabilir, hepimiz insanız ama, yolsuzluk yapıldı diye bunu hükümete yapıştırmaya çalışmak… İşte işin operasyon kısmı burası.
*
Erdoğan Bayraktar: Ne yaptıysam, başbakanın talimatıyla yaptım, başbakanın istifa etmesi lazım.
*
Muammer Güler: Oğlum biraz pintidir, işyerini kapatınca kasalarını da eve taşımış.
*
Zafer Çağlayan: Uzay gemisi yapmamızı engellemeye çalışıyorlar.
*
Egemen Bağış: Hediye Türk geleneğidir.
*
Y
olsuzluk komisyonu üyesi Akp milletvekili Ayşe Türkmenoğlu:
Bakanlar her şeyi kabul etse bile, suç işlediklerine dair şüphe uyanmadı bende.
*
İlahiyatçı Hayrettin Karaman: Yolsuzluk başka şey, hırsızlık başka şeydir,
yolsuzluğa hırsızlık demek dinen iftiradır.
*
İlahiyatçı Ali Rıza Demircan: Tapeleri dinlemek, o tapelere inanmak, haramdır,
o tapeleri dinleyenler dinimize göre yoldan çıkmıştır.
*
Çarşaflı yazar Emine Şenlikoğlu: Bugün biri sordu, o kaset doğru olsa ne derdin?
Dedim ki, dindarlar zekatını yoksullara ulaştırmak için başbakana vermiş olabilir.
*
Akp milletvekili Mehmet Metiner: Para dolu ayakkabı kutularını oraya polisler koydu.
*
Başbakanlık danışmanı Etyen Mahçupyan: Yolsuzluklar palavra değil,
ama, Akp seçmeni rasyonel bir tercih yaptı.
*
Abdurrahman Dilipak: Yolsuzluk yok demiyorum… Ama, halk kirli oyunun farkına vardı, Ak Parti’ye sahip çıktı. Selam ve dua ile.
*
Havuzcu müteahhit Nihat Özdemir: Evet, 100 milyon dolar verdim ama, borç verdim.
*Milletin orasına koyacağını izah eden müteahhit Mehmet Cengiz: Bu cümleleri millete bir hakaret olarak sunmaları, şahsımı kamuoyu önünde itibarsızlaştırma faaliyetinin bir parçasıdır.
*
Fehmi Koru: Tayyip Erdoğan’ın kendisine ait olmayan bir paraya tamah edeceğine
asla inanmam. İsterseniz saf deyin bana, inanmam.
*
Bülent Arınç       : Melih Gökçek Ankara’yı parsel parsel satmıştır,
paralel yapının kucağında oturmuştur,
biz kimin nerede havlayacağını iyi biliriz,
Gökçek’in yaptığı tetikçiliktir,
Gökçek’le ilgili 100 konuyu 8 Haziran’dan itibaren konuşmak isterim.
*
Melih Gökçek: Başbakanım emretti, sustum, konuşmayacağım,
çünkü bizim partimiz CHP değildir, Ak Parti CHP değildir.
*
Dün, AKP’ye seçim şarkısı önermiştim.
Bugün de CHP’ye slogan önerim var.
Ben olsam, Melih Gökçek’in fotoğrafıyla “CHP, AKP değildir” lafını afiş yaparım!

====================================

Dostlar,

Tam bir şaşkınlıklar komedyası yaşıyoruz…

Heeey Dante, duyuyor musun??

Yaşasaydın, görkemli ve kadim kaç bin yılın İlahi Komedya‘sının pabucunu dama atacak

“Türkiye – AKP İlahi Komedyası” nı yazardın..
İnan, çok daha hızla ve de insanlık durdukça klasik ötesi olurdun..
Her çağda çok çok okunurdun, yazdıklarından insanlar yolsuzlukların daniskasını öğrenirdi..
Mideleri bulanırdı, kusarlardı..

Tıbbiyede Psikiyatri derslerinde de okunurdun Dante;
bir topum nasıl sosyal şizofreniye sürüklenir;
yazdıkların ibretle – dehşetle – isyanla öğretirdi,, kuşaktan kuşağa..

Kadim Dante, iyi ki görmedin bunları; inan sen de ortadan ikiye bölünür,
inanmazdın görüp – duyduklarına, bir dissosyatif sendrom olgusu da sen olurdun..

Sevgi ve saygı ile.
26.03.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

1 Hafta Sonra Özgecan Aslan’ın Aziz Hatırasına…


1 Hafta Sonra Özgecan Aslan’ın Aziz Hatırasına…
Yılmaz Özdil’in yazısı ve bizim yorumlarımız..

Ozgecan_Mersin'de_olduruldu_14.02.15
ÖZGECAN…

portresi_kravatli


Yılmaz Özdil
Grammy ödülleri dağıtıldı.

Sam Smith sildi süpürdü, dört kategoride ödül kazandı, “stay with me” yılın şarkısı oldu. Beyonce, Grammy koleksiyonunu 20’ye çıkardı. Kırmızı halının en sansasyonel ismi,
gene Madonna’ydı. Rihanna pembe elbisesiyle sükse yaptı. Miles Cyrus, Katy Perry,
Lady Gaga, herkes oradaydı, e kambersiz düğün olmaz, Kim Kardashian da oradaydı.
Naklen yayınlandı, dünya televizyonlarında bir milyar kişi tarafından izlendi.
Geceye damgasını vuran ise, Obama’ydı.
*
ABD başkanı, sürpriz şekilde, video konferansla törene katıldı. Ekrana kilitlenmiş
bir milyar insanın gözünün içine bakarak “kadına şiddete son” çağrısı yaptı.
*
ABD’de her 5 kadından 1’inin cinsel saldırıya veya saldırı girişimine uğradığını,
her 4 kadından 1’inin aileiçi şiddete maruz kaldığını söyledi.

“Zihniyetlerin ve davranışların değişmesi konusunda, sanatçıların çok önemli gücü var.
Şiddetin tolere edilmediği, mağdurların desteklendiği, tüm kadın ve erkeklerin hayallerini
takip ettiği bir kültür yaratmak, elimizde… Hepinizden, kadına yönelik şiddetin sonlandırılması kampanyamıza destek istiyorum.” dedi.
*
Obama’dan sonra sahneye Brooke Axtell isimli bi kadın çıktı. Aileiçi şiddet mağduruydu.
Bir milyar insanın gözünün içine bakarak, şu cesur konuşmayı yaptı: “Yakışıklı, karizmatik bir adamla birlikteydim. Bir yıllık ilişkiden sonra, hiç tahmin etmezdim, beni taciz etmeye başladı. Ondan korkuyordum. Bu halde olmaktan utanıyordum. Beni ölümle tehdit ettiğinde, kurtarılmam gerektiğini anladım. Anneme anlattım. Aileiçi şiddet merkezine gitmemi önerdi, yardım almam için beni teşvik etti. Annemin bu sözleri, hayatımı kurtardı. Gerçek sevgi,
başka bir insanın değerini hiçe saymak demek değildir. Gerçek sevgi, utandırmaz ya
da taciz etmez. Eğer size saygı göstermeyen bir ilişki içindeyseniz, sevilmeye değer olduğunuzu bilmenizi istiyorum. Lütfen yardım isteyin. Çağrınız sizi kurtaracak. Karanlık gecelerinize
bir yardım eli uzanmasına izin verin. Gerçekte kim olduğunuzu bilin. Sevilmeyi hakeden, değerli biri olduğunuzu bilin.”
*
Kadına yönelik şiddete dur denilmesi için, gelmiş geçmiş tüm kampanyalardan daha sarsıcıydı. Bizzat ABD Başkanının katılımıyla, küresel mücadele çağrısıydı.
*
Obama’nın

“Mağdur kadınlar için, zihniyetlerin değişmesi için hepinizi destek vermeye çağırıyorum..” dediği dakikalarda… Bizim asrın liderinin zihniyeti gene aynı zihniyetti.
Şiddet kavramına yalnızca “din” gözlüğüyle bakıyor, ABD’de öldürülen 3 müslüman genç için “Obama’ya sesleniyorum, eyyy Obama nerdesin, biz siyasiler ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz..” diyordu.
*
Bizim asrın liderinin, ABD’de öldürülen müslüman gençler için Obama’ya hesap sorduğu dakikalarda… 20 yaşındaki üniversite öğrencimiz Özgecan’a (AS: Soyadı Aslan),
evine gitmek için bindiği dolmuşta tecavüze kalkıştılar, başaramayınca bıçakla
delik deşik ederek öldürdüler, ormana götürüp benzinle yaktılar, dereye attılar.
*
Eyy Obama…
Sen ne sorumsuz herifsin kardeşim, bu kaçıncı Özgecan?

====================================

Dostlar,

1 hafta geçti aradan Özgecan Aslan hınharca katledileli..
AKP iktidarı hangi kurumsal – sistematik – mevzuat destekli önleyici girişim sergiledi??
Hiç!
Tersine TBMM’de ülkemizi dünya aleme rezil rüsva eden AKP şiddetini ibretle izliyoruz..
Sözde “iç güvenlik yasası” çıkmazsa “seçimlerin silahların gölgesinde yapılacağını” (!) bildirerek halkını tehdit eden ve güvenliği sağlayamayan bir aciz AKP iktidarı..
Hamaset ve duygu sömürüsü dışında tam bir fiyasko…
Kamuoyunun ve bizim de bu siteden dile getirdiği, önerdiği önlemlerin hangisi gerçekleşti?
Şunları yazmıştık aşağıdaki makalemizde :

“TÜRKİYE AKP-RTE’nin CEHENNEMİ KISIR DÖNGÜSÜDEN ÇIKARILMALIDIR”(http://ahmetsaltik.net/2015/02/23/turkiye-akp-rtenin-cehennemi-kisir-dongusuden-cikarilmalidir/) :

“Bir kez daha çağrımızdır : Ülke hızla normalleştirilmelidir.
Başbakan Davutoğlu yaşamının kumarını oynamaktadır.
Üstüne düşen tarihsel görevden, sorumluluktan kaçmamalı ve bu cehennmi kısır döngüyü durduracak tüm çabaları hem de ivedilikle sergilemelidir.”

  • Devletin, Özgecan Aslan’ın ailesine yurttaşın can güvenliğini sağla(ya)madığı için maddi ve manevi tazminat yükümü ve
    açık özür borcu vardır..

Bunu bekliyoruz…

Olayı protesto eden kadınların bile üzerine polisi salarak gaz püskürtmesini kınıyoruz..

12. CB Bay RTE, Özgecan’ın katlini “dans ederek” protesto eden gençleri dinci dar kültürü nedeniyle anlamayarak “lanetlemesi” çok ağırımıza gitmişti..
Bu davranışın apaçık suç olduğunı bu sitede yazdık..
Biz, “incitsek de incitmeyecek” ve devlet başkanının düştüğü elem veren duruma düşmeyeceğiz.. “Lanetleme” sözcüğünü kullanmayacağız ama polisin kadınların üzerine
bile biber gazı sıkarak şiddeti sürdürmesini ciddi kaygıyla karşılıyoruz..

Bu aculluklara ve hukuk dışı uygulamalara artık son verin eyyy AKP iktidarı ve Bay RTE!

Ses tonunuzu düşürün,
ötekileştirmeyi, nefret – kin – intikam söylemlerinizi derhal durdurun!
Eendice ve sakin konuşun, uygar tartışmaya açılın, kadını aşağılayıcı – ikinci sınıf gösterici ve toplumdam dışlayıcı söylemleri hemen durdurun..
AİHM’nin yaptığınız itirazı da reddetmesi üzerine,
artık bu zorunlu din dersi dayatması zulmüne derhal son verin..

Toplumu – devlet düzenini dincileştirme sevdanızı kesin..

Laik Cumhuriyet değerlerine saygı duyun..

Ülkeyi hızla normalleştirin…

İlk olarak TBMM’deki faşist dayatmanız olan sözde İÇGÜVENLİK YASA TASARISINI
geri çekin.. 132 maddelik torba – ucube yasa tasarısının iç güvenlikle ne ilgisi var??

3 Y sorununu çözme sözünüzü ve milletvekili yemininizi unutmayın..

Yoksulluk / Yolsuzluk / Yasaklar…

Bunları çözecektiniz.. Millet buna inanıp size oy verdi..
Tam da tersine ülkeyi 3Y batağına soktunuz..
Hemen her bakımdan başarısız oldunuz ve ülkeyi bölünme – iç savaş eşiğine sürüklediniz..

Süleyman Şah Türbesi’ne dönük son fiyasko operasyonunuz tuz biberi oldu.

Ülkeyi dış savaşın da eşiğine getirdiniz..

Burakın gidin, düşün yakamızdan, 80 milyon insanın geleceğini karartmayın!

Sevgi ve saygı ile,
23.02.2015

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İki kadın milletvekili kendi kendini darp etti


İki kadın milletvekili kendi kendini darp etti
!

Yılmaz Özdil

21 Şubat 2015, SÖZCÜ

AKP’nin polisi Ali İsmail Korkmaz’ı sopalarla döve döve öldürdü.
AKP’nin valisi çıkıp “Kamera kayıtlarını inceledik, bunu yapan kesinlikle polis değil,
kendi arkadaşlarına zarar verip, ‘polis yaptı’ süsüne büründürmeye çalışıyorlar.” dedi.
*
Asrın lideri Soma’ya gitti vatandaşa yumruk attı. Yumruk atarken çekilmiş cep telefonu görüntüleri, Tanganika’dan Patagonya’ya dek dünyanın tüm televizyonlarında yayınlandı.
AKP sözcüsü Hüseyin Çelik çıkıp, “biri ortaya bir yalan atar, sonra kendisi de inanmaya başlar, söylentilere itibar etmeyin, o sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim, böyle bir görüntü yok.” dedi.
*
Asrın liderinin danışmanı, polis tarafından yere yatırılan madenciye tekme attı.
Tekme görüntüsünü Eskimolar bile seyretti. Pişkin pişkin doktora gidip “Bana şiddet uygulandı, ayağım zarar gördü..” diyerek, yedi günlük rapor aldı.
*

“Erkek şahısların üstü çıplaktı. Kafalarında siyah bantlar vardı. Kenara, duvar dibine çekildim. Tişörtünde Che Guevara resmi bulunan bayan şahıs, ani şekilde başörtümü tutarak yukarıya doğru kaldırdı, Tayyip’in o…sunu buldum beyler, gelin s…in diye bağırmaya başladı. Kızımın bebek arabasını tuttuğum için kaçamadım. Erkek bir şahıs sol yanağıma tokat attı, sırtüstü yere düştüm. Kalabalık grup etrafımı sardı, tükürmeye, tekmelemeye başladılar. Beni tekmelerken, şerefsizin evladı, o… çocuğu, eşarplı kaltak, Devrim yapacağız, kökünüzü kazıyacağız, hayvan kaltak, Tayyip’i de seni de s…p yollayacağız şeklinde yüksek sesle hakaret ettiler. Şişman yapılı, etli geniş burunlu biri bebek arabasını sallıyordu, arabanın içindeki kızım aşağı yukarı zıplıyordu. Üç dört kişi benim üzerime idrarlarını yaptılar. Bir kadın, başörtüsüne işeyin, başörtüsüne işeyin diye bağırıyordu. Etrafımdaki şahıslar bana tekme atmaya devam ediyordu. Tam bu esnada bir şahıs, başıma doğru erkeklik organıyla sürtünmeye başladı. Başka bir şahıs, benim arkama geçerek cinsel bölgesiyle sürtünüyordu. Vücudumun değişik yerlerinden cinsel saldırıda bulunanlar vardı. Emekleyerek kaçmaya çalıştım, başaramadım, bir ara kafamı kaldırdığımda baş kısmımdan sürtünmek suretiyle cinsel saldırıda bulunan şahsın uzun yüzlü, kemikli ve çıkık burunlu olduğunu gördüm. İnönü stadında araba yakıyoruz diye bağırma sesi duydum. Etrafımdaki şahıslar dağıldılar. İnönü stadyumuna doğru yürümeye başladılar. Yerden kalktım, bebek arabasının yanına gittim, altı aylık kızım ağlıyordu, sol ayak diz altında sıyrık vardı, kanamıştı, sol kolunda morluk vardı. Bana cinsel saldırıda bulunan şahısların arkasından baktığımda, iki şahsın ellerinde bira şişesi olduğunu, bira şişelerini karşılıklı tokuşturduktan sonra içtiklerini, kahkahalar atarak güldüklerini gördüm. Üç dört dakika sonra eşim geldi. Ağlıyordum. Eşim ne olduğunu sordu. Üzüntümden,
eşimin bana saldıran şahıslara karşılık vereceğini bildiğimden dolayı kendisine
bir şey söylemedim. Evimize geldik. Temizlenme hissiyle duşa girdim. Bacaklarımda almış olduğum darbelerden dolayı morluklar vardı. Üç dört gün dışarı çıkamadım. Yaşadığım korku neticesinde bebeğimi emziremedim, sütüm kesildi..”

diye ifade verildi.
*
Sekiz ay boyunca “Benim başörtülü bacıma saldırdılar, görüntüler elimizde..” diye bağırdı.
Sekiz ay sonra mobese kayıtları ortaya çıktı. Başından sonuna, yalandı.
*
Ve görüntüleri alenen seyrettik. Pervin Buldan, Sebahat Tuncel tartaklandı.
HDP milletvekillinin kafası yarıldı. CHP milletvekilinin kaburgası kırıldı.

AKP milletvekili gayet güzel izah etti…

“Kadın milletvekilleri bizi taciz etti, iki kadın milletvekili kendi kendilerini darp ettiler,
öbürleri de ayağı takılıp düştü.” dedi.
*
Her açıdan görüntüsü var, CHP milletvekilini sırtüstü merdivenlerden ittirdiler.
Ahmet Kiziroğlu çıktı, gözümüzün içine baka baka, “CHP’li bir başka CHP’liyi tutmak isterken merdivenden düştü, ortada hiçbir AK Partili yok..” dedi.
*
Hani geçenlerde bi Suudi imam “Dünya dönmüyor, sabit duruyor, eğer dünya dönseydi,
Çin’e giden uçak havada durduğunda, Çin’in uçağa doğru gelmesi gerekmez miydi?” dedi ya… O imamı bu seçimde AKP’den milletvekili adayı yapmakta fayda var.
Tam grup başkanvekili olacak adam, biçilmiş kaftan.

=======================================

Dostlar,

AKP ve şürekası işte böyle akıl dışı ve dürüstlük dışı işler yapıyor..

İnsanın yüzü kızarıyor onlar yerine..
Bunca kepazeliği hiçbir terazi kaldırmaz..

Herhalde “necip” (soylu) AKP seçmeni halkımız 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde
“gereğini” yapacaktır??

Bu arada, usta ve yürekli gazeteci Yılmaz Özdil’in yaptığına
“ipliğini pazara çıkarmak.. “ diyorlar galiba..

Kalemine sağlık Yılmaz kardeşimiz..

Sevgi ve saygı ile,
22.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Dans edeceğine bi fatiha oku…

Dans edeceğine bi fatiha oku…

portresi_kravatli


Yılmaz Özdil

Asrın lideri, kadınların protesto dansına sinirlendi,

“Bu ne biçim iştir yaa, ölüm karşısında dans etmek nedir, bunun kültürümüzdeki yeri nedir,
ateş düştüğü yeri yakar,
Özgecan’ın ailesine bir başsağlığı dile, biliyorsan bir fatiha oku..” dedi.
*
Danıştay basıldı; Mustafa Yücel Özbilgin öldürüldü, herkes Kocatepe Camisi’ne gitti,
asrın lideri cenazeye katılmak yerine, Antalya’ya Ak Gençlik Şöleni’ne gitti.
Aslında aileye başsağlığı dileseydi, biliyorsa bi fatiha okusaydı, iyiydi.
*
Aktütün basıldı; 15 şehit vardı, memleket yastaydı, cenazelerin toprağa verildiği gün,
AKP milletvekili oğluna stadyumda sünnet düğünü yaptı, AKP’nin ulaştırma bakanı kirve oldu, akp logolu pasta kesip, davul zurnalarla halay çektiler. Aslında ailelere başsağlığı dileselerdi, biliyorlarsa bi fatiha okusalardı, iyiydi.
*
Afyon’da cephanelik patladı; 25 şehit vardı, şehitler henüz morgdayken, akp’nin valisi akp’nin generaline törenle sucuk hediye etti, “hayat devam ediyor, acımız var diye ara mı verelim” dedi, akp’nin sözcüsü destekledi, “yadırganacak bir şey yok, lokum bile ikram edilir, kahkahalarla gülselerdi yadırgardım” dedi. Aslında ailelere başsağlığı dileselerdi, biliyorlarsa bi fatiha okusalardı, iyiydi.
*
(Akp milletvekili takvimde başka gün kalmamış gibi, oğluna 10 Kasım’da düğün yaptı.
“11 Kasım’da akp kongresi var, 12 Kasım’da boş düğün salonu bulamadık” dedi.
Geriye kalan 362 gün, düğün için uygun değildi demek ki…)
*
Reyhanlı havaya uçuruldu, tarihimizin en ağır terör saldırısıydı, 53 insanımız yaşamını yitirdi. O gece… Akp milletvekili oğluna düğün yaptı, TBMM başkanımız, bakara makaracı bakanımız ve anayasa mahkemesi başkanımızla birlikte 1500 davetli katıldı. Akp milletvekili duygularını twittera döktü, “yaşanan olay düğünümüzün tadını kaçırdı” diye yazdı.
Aslında ailelere başsağlığı dileseydi, biliyorsa bi fatiha okusaydı, iyiydi.
*
Soma’da tarihimizin en ağır maden katliamı yaşandı; 301 işçimiz hayatını kaybetti,
milletin ağlamaktan gözlerine kan oturmuştu, cenazeler toprağa verilirken, akp’liler
akp milletvekilinin kızının düğünündeydi, akpli çevre bakanı twitter adresinden düğünün fotoğraflarını yayınlayıp, “kadim dostumuz Muhyettin beyin mutluluğunu paylaştık” diye yazdı. Memleket karalar bağlamışken, mutluluk paylaşıyorlardı. Düğün fotoğraflarının başköşesinde -bilmiyorum mutluluk gözyaşı döktü mü- Bülent Arınç vardı. Aslında ailelere başsağlığı dileselerdi, biliyorlarsa bi fatiha okusalardı, iyiydi.
*
(Gazze’de kan gövdeyi götürürken, Filistin devlet başkanı Mahmud Abbas, Türkiye’ye geldi. Adamı kolundan tutup, asrın liderinin iftarına götürdüler. Bülent Ersoy, Işın Karaca, Alişan, Ece Erken, Soner Sarıkabadayı, Metin Şentürk, Orhan Gencebay, Mustafa Sandal, Cengiz Kurtoğlu, Yavuz Bingöl, Sinan Özen, İzzet Yıldızhan’la birlikte oturttular. Gazze’de ölü sayısı iki bini geçmişken, Bülent Ersoy’la yan yana poz verdirdiler, kahkahalar eşliğinde selfie çektirdiler. Aslında adama bi başsağlığı dileselerdi, biliyorlarsa bi fatiha okusalardı, iyiydi.)
*
Askeri konvoya pusu kuruldu, 10 şehit vardı, cenazelerin toprağa verildiği gün, asrın lideri cenazelere katılmak yerine, atladı uçağa, eşini, kızlarını, damadını, Ajda Pekkan’ı, 
Sertab Erener’i, Muazzez Ersoy’u yanına aldı, Somali’ye gitti,

Burada insanlık test ediliyor, vicdanlara sesleniyorum” dedi, Ajda’yla Sertab Erener apronda “moral dansı” yaptı…

“Mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca bas bas bağırmayacaksın..

diyen, kanaat önderi(!) AKP türkücüsü Nihat Doğan da oradaydı.
Aslında, şehit ailelerine başsağlığı dileselerdi, biliyorlarsa bi fatiha okusalardı, iyiydi.
*
AKP türkücüsü Nihat Doğan taziyeye gidip, cenaze sahiplerini yumruklayan dünyadaki ilk ve tek kişi, asrın lideri… Kadınlara yönelik şiddetten bahsederken bile kadınlara hakaret edeceğine,
biliyorsa bi fatiha okuyup sussaydı, daha iyiydi.

=======================================

Dostlar,

Usta kalem erbabı Yılmaz Özdil gene müthiş “döktürmüş..” diyelim..
Kalemine sağlık.. Sıkı arşivci ve araştırarakie ek vererek yazıyor sağolsun..

Dün (18.12.15) günü bu sitede Bay RTE’nin bir türlü anlayamadığı “Dans ile protesto” eylemi hakkında aşağıdakleri yazmıştık (http://ahmetsaltik.net/2015/02/18/ozgecan-aslanin-katil-zanlilarindan-baba-necmettin-altindokenin-dehset-dolu-ifadesi/) :

*****

Örn. dans ederek Özgecan’ın öldürülmesini kınayan gençleri bir türlü anlayamadığını önceki gün itiraf ettikten sonra, kendi sınırlı ufuklarının çerçevesini mutlak referans alıp gençlere biliyorlarsa Fatiha okumalarını… vs. önerdi. Dans ederek protesto eylemi – acıları dışavurma yöntemi Bay RTE’ye çook yabancı anlaşılan. Recep beyin tek referansı dinsel veriler..

Oysa Dans, evrensel bir insan eylemidir, bu kadim ritüel, günümüz kitaplı dinleri çıkmadan çoook önceleri pek çok amaçla kullanılagelmiştir. İbadet için, tanrılara kurban (adak) sunarken, bağış dilerken, birşeyler isterken, öfke belirtirken.. Bay RTE’nin İHL eğitimi
dikkate alındığında, böylesi bilgileri edinemediğini anlıyor ve çaresiz hoş görüyoruz.

Ancak daha da ileri  gidip dans eden bu gençleri “lanetlemesi” pek çok bakımdan
hem hoşgörülemez hem de suçtur..

Öncelikle Türkiye’nin içine sürüklendiği şiddet ikliminin 1 numaralı sorumlusunun
kendisi olduğunu bay RTE aynaya bakarak artık görmelidir..

El insaf… “Öfke de bir hitabet yöntemidir..” sözleri kendisinindir ve öfke – nefret söylemini kamuoyu üzerinde etkili olmak adına kendisinin bilerek kullanageldiğini itiraf etmiştir.

Artık bu tür söylemlere son verilmelidir…
*****

Sevgi ve saygı ile,
19.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yılmaz ÖZDİL : Yüce Divan Yüce Meclis


Yüce divan Yüce meclis

portresi_Yimaz_Ozdil_yazdi

 

 

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ
, 21.1.15

 

 

TBMM lokantasında indiragandi yapıldığı ortaya çıktı.
Meclis personeli olan aşçı ve garsonların, bir özel restoranda
ücretsiz olarak çalıştırıldığı anlaşıldı. TBMM lokantasındaki
yemekler-tatlılar, makam araçlarıyla bu restorana taşındı.
*
TBMM’nin çay ocaklarında katakulli yapıldığı ortaya çıktı.
Çay ocaklarından elde edilen parayla, Meclisteki üst düzey yöneticilerin rant sağladığı iddia edildi.
*
TBMM’nin temizlik malzemesi alımında dümen yapıldığı ortaya çıktı. Adrese teslim ihaleyle tek bir firmanın işaret edildiği anlaşıldı. Öbür firmaların şikayeti üzerine, rekabet şartları oluşmadığı için,
ihale iptal edildi.
*
TBMM’nin bulaşık malzemesi alımında tezgah kurulduğu
ortaya çıktı.
TBMM destek hizmetleri başkanlığı gayet güzel ihale yaptı. İhaleye katılan firmalardan biri Kamu İhale Kurulu’na itiraz etti, ihaleye giren firmalardan hiçbiri şartnameye uymuyor dedi.
Bi baktılar… Hakikaten ihaledeki gayet güzel firmaların hiçbiri şartnameye uymuyordu. Gayet güzel ihale iptal edildi.
*
TBMM’nin kamera sistemi alımında dolap çevrildiği ortaya çıktı. Şartnameye eklenen tuhaf yasaklar sebebiyle, önde gelen firmalar ihaleye katılamadı. Maliyet şişirildi. TBMM Bilgi İşlem’de görevli
bir mühendis, Yargıtay Başsavcılığı’na şikayet dilekçesi verdi,
inceleme başlatıldı. İhale iptal edildi.
*
TBMM’nin server alımında alavere dalavere ortaya çıktı.
Bilgi İşlem Dairesi’nin ihalesiyle, üretimden kalkmış cihazların
satın alındığı iddia edildi. Üstelik, satın alınan sistemin, Meclisteki mevcut server sistemiyle uyumlu olmadığı öne sürüldü.
Yargıtay Başsavcılığı soruşturma başlattı.
*
TBMM’ye bağlı saray ve kasırların talan edildiği ortaya çıktı.
Gümüş şamdanlar, ziller, masa örtüleri, abajurlar buhar oldu.
*
TBMM Vakıfbank şubesinin soyulduğu ortaya çıktı.
Kapıya anahtar uydurularak girildiği ve 150 adet para çekme kartının araklandığı anlaşıldı.
*
TBMM kafeteryasındaki LÖSEV bağış kutusunun çalındığı ortaya çıktı. TBMM basın bürosundaki dizüstü bilgisayarın çalındığı ortaya çıktı. TBMM halkla ilişkiler binasındaki milletvekili odasından
Kuran’ı Kerim çalındığı ortaya çıktı. TBMM tuvaletinde unutulan çantadan iki bin lira çalındığı ortaya çıktı. TBMM başkanlığı,
son 11 yılda TBMM’de 17 hırsızlık olayı yaşandığını, fotoğraf makinesi, cep telefonu, cüzdan, döviz, hatta altın çalındığını açıkladı.
*
TBMM’nin sağlık faturalarında dolandırıcılık yapıldığı ortaya çıktı. Hastanede beş gün yatıp, 266 gün yattım diye fatura getiren var. Sahte ilaç reçeteleri tespit edildi.

– Haftada beş gün tahlil yaptırdığını,
– iki ayda bir gözlük değiştirdiğini,
32 dişine implant çaktırdığını iddia eden milletvekillerimiz var.
*
TBMM’de 1069 adet dokunulmazlık fezlekesi olduğu ortaya çıktı. Yargılanmayı bekleyen dosyalar arasında;

– ihaleye fesat karıştırma var,
– kaçakçılık var,
– nitelikli dolandırıcılık var,
– kalpazanlık var,
– resmi evrakta sahtecilik var,
– zimmet var,
– karşılıksız çek var,
– görevi kötüye kullanma var.
*

TBMM’de 4 bakanın Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemesi konusunda oylama yapıldığı ortaya çıktı.

==================================

Dostlar,

Dün bu gün SÖZCÜ‘den ve çok değerli yazarlarından çok alıntı yaptık..
Sanırız yanlış olmadı..

Bu yazılar gerçekten son derece önemli idi ve paylaşılması gerekiyordu.
Yazanları ve de SÖZCÜ Gazetesi’ni kutlayıp teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygıyla.
22.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Yılmaz ÖZDİL : ÇOCUK CEHENNEMİ


Dostlar,

Çok yoğun bir gün geçirdik..

Öğlen 13:00 – 14:00 arasında SESSİZ ÇIĞLIK eyleminin 117. sinde idik.

14:00’te Güven Park’taki Devrim Şehidi KUBİLAY’ı anma etkinliğine katıldık.

TGB ile birlikte Anıtkabir’e dek yürüdük.

Mozoleye giremedik. çünkü saat 16:00’yı geçmişti.. (!?)

Ardından Birleşik Ressamlar Derneği yemeğinde idik.

Eve gireli birkaç dakika oldu.
Gün değişmeden web sitemize birşeyler yazmak istiyoruz.

Yılmaz ÖZDİL, SÖZCÜ’de ÇOCUK CEHENNEMİ başlıklı çok uzun ama tam bir belgesel nitelikli yazı yazdı. Tarihe not düştü. Kendisini kutlayarak bu yazıyı paylaşıyoruz.

Özenle okunması ve okutulmasında büyük yarar var..

Sevgi ve saygıyla.
27.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==============================================

ÇOCUK CEHENNEMİ

portresi_kravatli

 

Yılmaz ÖZDİL
SÖZCÜ,
27.12.14

 

Bakan çocuklarının yatak odalarından kasaların fışkırdığı, paraların sıfırladığı gün… Konya’da henüz nüfusa kaydedilmemiş bir bebek, camları kırık, naylon örtülü, tek odalı kerpiç evde, donarak can verdi. Ayaz bebek 40 günlüktü.

*

Asrın lideriyiz, stratejik derinliğiz filan diye ortalıkta gezinen arkadaşlar, o kadar hazırlıksız, o kadar dünyadan bi haberdi ki… Musul konsolosluğundan kelle kesenler tarafından kaçırıldığında, Ela bebek 1 yaşındaydı.

*

Ankara’nın hataları yüzünden Reyhanlı havaya uçtu. 52 canımız gitti. Fatmanur’un sadece kolu bulunabildi. Elleri kınalıydı. Bileğinde bileziği vardı. Anca öyle teşhis edilebildi. Anneler Günü’ydü. Fatmanur 2 yaşındaydı.

*

Duble yollarla övünüyorlar, sağlık reformu yaptık falan diye atıp tutuyorlar. Van’ın Çeli mezrası beyaz örtüyle kaplanmıştı, Muharrem’in ateşi çıkmıştı, sayıklıyordu, hastaneye götürmek istediler, yollar kapalı, telefonla yardım çağırdılar, gelen olmadı, Muharrem öldü. Karayolları, sağlık ekipleri, karakol hakkında suç duyurusunda bulunmak istediler. Kolay mı? “Otopsi yapmamız lazım, cenazeyi getir” dediler. Babası, evladının cansız bedenini çuvala koydu, sırtladı, köye kadar 16 kilometre yürüdü. Muharrem 3 yaşındaydı.

*

Kuş gribi salgına dönüşmüştü, hala üstünü örtmeye çalışıyorlardı, hayatını kaybeden çocuklara “kuş gribi değil, zatürree” raporu verilmişti. Kim vermişti bu skandal raporu? Ankara Refik Saydam Hıfzısıhha Entsitüsü Başkanı vermişti. Basın peşine düştü. Aradılar taradılar, bu skandal raporu verdiği gün, hacca gittiği tespit edildi. Mekke’de beş yıldızlı Ümmül Kurra otelinde kalıyordu. Gazeteciler ısrarla telefon ediyor, başkan bey telefona çıkmıyor, eşi açıyor, “bizi rahat bırakın, buraya ibadetimizi yapmaya geldik” deyip, kapatıyordu. Zatürree diye toprağa verilenlerden biri, Şahide’ydi, 4 yaşındaydı.

*

Güneşli, pırıl pırıl bir İstanbul günüydü, kız çocuğu o sabah pek neşeliydi, annesiyle el ele tutuşmuş, hoplaya zıplaya yürüyordu, adımını attı, yok oldu… Evet, aniden yok oldu. Çünkü, karton bisküvi kutusunu ezmişler, düzleştirmişler, rögar kapağı olmayan kanalizasyon çukurunun üstüne örtmüşlerdi. Basan, içine düşüyordu. Mahmutbey’den düştü, kanalizasyonda sürüklendi, cesedini dört kilometre ötede, teee Ataköy’de yüzeye çıkan derede buldular. Yandaş-taşeron müteahhit faciasıydı. Senelik 15 milyar dolar bütçesi olan, rögar kapağı olmayan, bir de vicdanı olmayan şehrin kurbanı olmuştu. Dilara5 yaşındaydı.

*

İstanbul’da anaokulu öğrencisiydi, tuvalete gitti, elini yıkamaya çalışırken, lavabo yerinden söküldü, üstüne düşerken kırıldı, boğazını kesti. Oracıkta can verdi. Tuvaletler taşerona yaptırılmıştı, lavabo iki vidayla tutturulmuştu, taşıyıcı destek yoktu, nasıl olsa devlet okulu diye kakalanmıştı. Denetimsizliğe, ihmalkarlığa, sorumsuzluğa şah damarından yakalanan Efe, henüz 6 yaşındaydı.

*

Mardin’in Bilge köyünde “törerizm” yaşandı. Herifin biri, namus adı altında kalaşnikofla taradı, 6’sı çocuk, 16’sı kadın, 44 kişiyi katletti. Bu ilkel ülkede doğmaktan başka suçu olmayan çocuklardan biri Yasemin’di, 7 yaşındaydı.

*

Van’da deprem olmuştu, üç ay geçmişti, hala çadırda kalıyorlardı. Annesi dışardayken, ablası sobaya odun atmak istedi, kıvılcım sıçradı, çadır bi anda alev topuna döndü. Bahar uyuyordu, Mikail uyumuyordu ama kaçamadı. İki küçük kardeşini kurtarmaya çalışırken, onlarla birlikte can veren İsmail, 8 yaşındaydı.

*

2013 senesinde 59 çocuk işçi, çeşitli iş kazalarında hayatını kaybetti. Kimisi pres makinesine sıkıştı, kimisi elektriğe kapıldı, kimisi kaynak yaparken tutuştu. Nazar’ın babası işsizdi, mecburen eline bir bez parçası alıyor, kırmızı ışıklarda otomobil camı silerek, evine üç beş kuruş götürmeye çalışıyordu. Kontrolden çıkan tır’ın tekerlekleri altında ezilerek son nefesini verdi. Nazar 9 yaşındaydı.

*

Soma’da…
432 çocuk yetim kaldı.
Yaş ortalamaları 10’du.

*

Konya’nın Balcılar beldesinde kaçak Kuran kursu yurdunda gaz sızıntısından patlama oldu. 17’si kız çocuğu, biri kadın hoca, 18 insanımız can verdi. Ne milli eğitimin izni vardı, ne diyanetin izni vardı, ne deprem raporu vardı, ne itfaiye raporu vardı, ne denetleyen vardı, ne hesap soran vardı… Takdiri ilahi deyip geçtiler. Beyza, Rukiye, Teslime, Hatice, Zehra, Huriye, Ümmünur 11 yaşındaydı.

*

Siirt Pervari’de 13 yaşında anne olan çocuk gelin, 14 yaşında av tüfeğiyle canına kıydı. İsmi Kader’di. Evlendirildiğinde 12 yaşındaydı.

*

Kız çocuğunu, babası yaşındaki, dedesi yaşındaki heriflere satıyorlardı. Para karşılığında 26 erkeğin koynuna sokmuşlardı. Aralarında subay vardı, astsubay vardı, öğretmen vardı, muhtar vardı, kaymakamlık memuru vardı, zabıta vardı, banka veznedarı vardı, esnaf vardı, korucu vardı. Yargılandılar. Çocuk suçlu bulundu… Mahkemeden resmen “kızın rızası vardı, isteseydi karşı koyabilirdi” kararı çıktı. Devlet tarafından ırzına geçilen kız, 13 yaşındaydı.

*

Sigarayı yasakladığını zanneden Türkiye’de uyuşturucu kullanımı, ilkokul seviyesine indi.
En son geçen ay, İstanbul Ağaçlı Rehabilitasyon Merkezi’nde bir çocuk bonzai’den öldü,
14 yaşındaydı.

*

Babalar Günü’ydü. Ekmek almak için evinden çıktı, polis tarafından bibergazı kapsülüyle kafasından vuruldu. Komaya girdi. 269 gün direndi. 16 kiloya düştü. Vebali en ağır 16 kiloydu. Ömrünün son beş gününde, epilepsi krizi geçirdi, kalbi durdu, makineye bağlandı, akciğerinde delik oluştu, beyin fonksiyonları çalışamaz hale geldi, kaybettik. Kaşı kara, gözü kara, o yiğit çocuk 15 yaşındaydı.

*

Devrim şehidi Kubilay’ı anma töreninde konuştu, vay efendim padişahımız efendimize laf söyledi dediler, okulunu bastılar, mahkemeye götürüp, tutukladılar. Hapse tıkılan lise öğrencisi Mehmet Emin,16 yaşında.

*

Çocuklarımıza “bayram” armağan eden Mustafa Kemal vizyonunu… Çocuklarımız için “kabus”a çevirdiler.

*

O nedenle, çocuklar direniyor.
Bakın, AKP iktidara geldiğinde, Ali İsmail Korkmaz 8 yaşındaydı, Mehmet Ayvalıtaş 10 yaşındaydı,Abdullah Cömert 11 yaşındaydı, Ahmet Atakan 11 yaşındaydı, Ethem Sarısülük tıpkı Mehmet Emin gibi 16 yaşındaydı.
Özgürlük bayrağı elden ele taşınıyor.

*

Yazın bi kenara.
Büyükler kıçından korkuyor ama…
Çocuklar götürecek bunları.

METİN FEYZİOĞLU GİRİŞİMİ!

Dostlar,

İzmir’den meslektaşımız Dr. Ceyhun Balcı‘nın değerli yazılarına bu sitede
sıklıkla yer veriyoruz ve sizlerden gelen geridönütlerde de, eksik olmayın,
beğeni algımız var..

Aşağıdaki yazı da sanırız bunlardan biri..

Biz de bu konuyu sitemizde işledik..

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NDEN DEVLET KRİZİNE ÇÖZÜM FORMÜLÜ..

başlığıyla..

  • TBB ve başarılı, pırıl pırıl Ceza Hukuku Profesörü Metin Feyzioğlu‘nu,
    çalışma arkadaşlarını gönülden kutlarız.

tümcelerine yer vermiştik.. Aşağıdaki erişkeden (linkten) okunabilir..

http://ahmetsaltik.net/2014/01/05/turkiye-barolar-birliginden-devlet-krizine-cozum-formulu/, 5.1.14

Yine bu yazımızda şu dizelerin altını çizmiştik :

Sevgili Ceyhun’un yazısının içeriğini paylaşıyoruz..

Bu arada, çooooook deneyimli Yargıtay Onursal (Eski) Cumhuriyet Başsavcısı,
şimdi Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sayın Sabih Kanadoğlu‘nun
yerinde gördüğümüz önerilerinin de mutlaka dikkate alınması gerektiğini,
bir takım çalışmasının yerinde olacağını düşünüyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
7.1.14, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==============================================

METİN FEYZİOĞLU’nun GİRİŞİMİ!

Görsel

METİN FEYZİOĞLU

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin FEYZİOĞLU’nun yaşam öyküsü
ilginç ve bir o denli de dokunaklı! Yılmaz ÖZDİL’in son yazısı okunmalı!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25513430.asp

Özel Yetkili Mahkemeler aracılığıyla yaşama geçirilen hukuk kisveli tertiple ilgili
son girişimi ses getirmiş durumda. Silivri’dekilerle görüşüp onların onayını almış olması, işini sağlama bağladığının kanıtı!

Bu girişime muhalefet kaynaklı tepkiler ilginç! Ana muhalefet önderi ve uluslararası yargıç sıfatlı milletvekilinin sözleri irdelenmeye değer!

Metin FEYZİOĞLU’nu uyarıyorlar! Aman, yolsuzluk güme gitmesin!
Hükümet kendisini temize çıkartmasın.. demekteler.
Sormak gerek! Siz, hiçbir gününüzü bile hem de haksız yere mahpus olarak geçirdiniz mi?

Hem Metin FEYZİOĞLU hem de içerideki yurtseverler sapla samanı ayırt edecek yetenekteler!

  • Kuşkusuz iktidar sıkışmış durumdadır!

Bundan birkaç ay önce Başbakan’ın görüşmeyi bile düşünmeyeceği Metin FEYZİOĞLU ile bir araya gelmesi ve birlikte çalışmayı kabullenmesi anlamlıdır.
En azından çok önemli bir kazanımdır!

  • Silivri’nin, Hasdal’ın, Maltepe’nin, Hadımköy’ün ve Şirinyer’in kapılarının açılması ivedi bir gerekliliktir.

Bu doğrultudaki girişimi hükümeti aklamakla özdeşleştirmek doğru bir tutum değildir.

Hükümetin yolsuzluklarına ilişkin savaşım görevi herkesle birlikte siyasilere ve
doğallıkla da muhalefete düşmektedir.

Yurtseverlere yönelik tertibe öteden beri uzak duranların, kendi milletvekillerinin kurtuluşundan sonra konudan iyice uzak durmaları anlamlıdır!

Muhalefete çağrımdır!

  • Bu işlere uzak durmayın!
  • Yurtseverlerin kapatıldığı zindanların kapılarının açılması
    öncelikli görev alanınızdadır.
  • Ayrıca, o kapıların açılışı sizler için de yararlı sonuçlar doğuracaktır.
    Onların özgürlüğü sizlerin savaşımınıza da olumlu katkı koyacaktır!

“Öküz altında uzağı aramak!” size yakışan davranış olamaz!

Metin FEYZİOĞLU’nun bu çok önemli girişimine omuz vermektir size düşen!
Gölge etmek değil!

Dr. Ceyhun BALCI
İzmir, 07.01.2014

Ceyhun_Balci_portresi

BALYOZ; 2007 model arabayla 2003’te kaza yapmak demektir.

Dostlar,

VARDİYA BİZDE Platformu‘ndan bu gün bir cep iletisi – Cİ (SMS) aldım :

  • “BALYOZ; 2007 model bir arabayla
    2003 yılında kaza yapmak demektir.”

2000’e yakın sahteliği bilimsel olarak kanıtlanmış delille esir edilmiş subaylarımız, özgürlüklerinden yoksun bırakılışlarının 2. yılını dolduruyor.
Bu gidişe vicdani tepkinizi ortaya koymak adına, Cumartesi 13:00’te
Sakarya Caddesi’ne gelip, esir subaylarımızın yakınlarına desteğinizi göstermenizi bekliyoruz.

  • Askerin düşmanı; düşmanın askeridir.

VARDİYA BİZDE Platformu.

Bu bağlamda, geçtiğimiz günlerde ODATV‘de (ve Yurt Gazetesi‘nde) yayımlanan Barış Terkoğlu‘nun “ibret verici” yazısını arşivimzden size sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
7.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

O gün oraya Sakine Cansız’ı öldürmeye gitmiştim

Barış Terkoğlu
Yurt gazetesi Odatv.com (20.01.2013)

PKK’nın kurucularından Sakine Cansız, Paris’te iki kadın arkadaşıyla birlikte öldürüldü. Cansız, Diyarbakır’da görkemli bir cenaze töreniyle  gömüldü.
Cansız, dünyanın en kötü on cezaevinden biri olarak gösterilen Diyarbakır Cezaevi’nde de kaldı, dağda da savaştı. Yıllar önce Sakine Cansız’ı öldürmeye giden bir komutan, emekli Albay Levent Göktaş ise Silivri Cezaevi’nde. Göktaş, o gün yaşadıklarını hiç unutmuyor.

Yılmaz Özdil onu şöyle anlatıyor:

Hukuk fakültesi mezunu, işletme masteri yaptı, İngilizce, Arapça, Rusça, Kürtçe bilir, kara kuşak kareteci, hem de üçüncü mertebesinde, yüksek irtifa paraşütçüsü, 15 bin feet’ten 3 bin 500 kez, 30 bin feet’ten 30 kez serbest atlayış yaptı, derin su dalgıcı, uluslararası özel kuvvetler şampiyonasında üç kez dünya şampiyonu oldu, sıkı durun bin 500’e yakın sıcak çatışmaya girdi, Zap kampı basılırken sadece 18 gün içinde 54 kez namlu namluya vuruştu, 3 tane üstün cesaret madalyası var… Bir albay bu.

Tahmin etmek zor değil. Bu kadar meziyeti olan o Albay, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Levent Göktaş.

Tarih: 7 Ocak 2009…
Emekliliğinin ardından avukat olarak yaşamına devam eden Göktaş için o gün diğerlerinden farklı değildi. Ofisinde çalışıyordu. Televizyon açıktı, Ergenekon operasyonlarını gösteriyordu. Çalışma arkadaşı “sence böyle bir örgüt var mı” diye sordu. Göktaş “olmasa bu kadar operasyon yapmazlar” diye yanıt verdi. Derken kapı çaldı. Gelenler polisti. Göktaş’ın ofisinde arama yapacaklardı.
Polis, Göktaş’ın odada olmadığı sırada meşhur 51 No’lu DVD’yi masanın üstündeki bir dosyanın içinde bulduğunu iddia etti.

Gidiş o gidiş… Göktaş’ın tutukluluğu 5. yılında!

SAKİNE CANSIZ ORADAYDI

Levent Göktaş, dün gibi hatırlıyor:

Kuzey Irak harekatındayken birden mesaj geldi. Cudi Dağı Ballıkaya Bölgesi’nde 250 kadar teröristin bulunduğu, içlerinde Cemil Bayık, Sakine (Sakine) gibi üst düzey PKK’lıların da yer aldığı Mehmetçiğin girmesi halinde çok şehit verilebileceği söylendi”. Göktaş’a gelen emir Ballıkaya’ya birliği ile girmesiydi. Göktaş, birliği ile sabaha karşı Ballıkaya’ya sızdığını anlatıyor.
Ve girmeleriyle çatışmanın başladığını…

Çatışma sabah altıdan akşam yirmiye kadar, neredeyse beş metre yakınlıkta yaşanıyor. Levent Göktaş, sert kayaya çarpıyor. Geri püskürtülüyorlar. Bir asker şehit oluyor, 10’u yaralanıyor. Göktaş bundan sonra yaşananları şöyle anlatıyor:“Şehit arkadaşın naaşını bir türlü bulamadık, gece saat bire kadar en az 5-6 kez içeri girdik fakat yoğun ateşle karşılaştığımız için şehit naaşını alamıyorduk.”

CENAZE İÇİN BİR ŞARTIM VAR 

Hava -35 dereceydi. Nefesleri havada bir duman gibi yayılıyordu. Gün ertesine devrildi. Saat 02:00’de telsizden bir ses geldi. Karşıdaki PKK’lı Göktaş’a kod adı olan ‘Ozan’ diye hitap ediyordu. Seslenen PKK’nın bölge sorumlusuydu. “Şimşek” kod adlı PKK’lının sözlerini Göktaş şöyle anlatıyor: “Bakıyorum cenazeyi almak için durmadan aşağı inip çıkıyorsun. Hiç gelme alamazsın ama istersen bir şartla sana cenazeyi veririm.

Göktaş, PKK’lının şartlarını merak etti. Ölen askerini almak zorundaydı.
Şartın nedir?” diye sordu. Aldığı yanıt şöyleydi: “Gidiş yolunuz üzerinde
Armut Boğazı var. İlk girişteki çam ağacı altına yiyecek, oksijen, tentürdiyot, konserve ve pamuk koy. Ancak o zaman izin veririz.
Göktaş  teklifi kabul etti.

Şimşek “Söz mü?” dedi. “Ozan” kod adlı Göktaş “Söz!” diye yanıt verdi.
Şimşek devam etti :

O zaman sabah dokuzda  tek başına aşağı yanımıza gel. Cenazeyi al, git.”.

Göktaş “Tamam.” dedi. Beraber olduğu arkadaşları karşı çıktılar.
PKK, yanlarına gelen Göktaş’ı oracıkta infaz edebilirdi. Göktaş birliğin komutanı olarak son kararı verdi. İnip ölen askerin cenazesini alacaktı.

PKK’LILARIN SAYGI DURUŞU

Göktaş kısa ama uzun olan o yolculuğu şöyle anlatıyor:

Sabah 09:00’da PKK’nın yanına indim. Çocuğun naaşı yerdeydi. Yüzü tertemizdi, yıkamışlardı. Yüzüğü parmağında takılıydı. Her şeyi tamdı. Askeri sırtıma aldım. Çıkarken sağ ve solumda kayaların arasında duran PKK’lılar ayağa kalkıp beni selamladılar. Şehidin cenazesini aldım ve yukarı çıktım.”

Levent Göktaş sırtında askerin cenazesiyle yukarı çıktı. Bütün gün savaştığı düşmanlarının arasına silahsız inmişti.
 Çatışma anında O’nu öldürmek için hedef alan PKK’lılar askerini almak için ölümle alay eden bu komutana ve sırtındaki ölüye saygı duruşunda bulunmuştu. Göktaş, ölümle yaşamın iç içe geçtiği bu hikayenin içinde boşlukta yürür gibiydi. “Ozan” kod adlı Levent Göktaş, telsizini açtı. PKK’lılara verdikleri izin için teşekkür etti. PKK’lı komutan da verdiği söz için teşekkür etti.

Göktaş, Armut Boğazı’ndan geçerken arkasında bıraktığı çam ağacının altında konserve, tentürdiyot, yiyecek, oksijen, pamuk dolu bir çuval vardı.

O ARTIK SİLİVRİ GAZİSİ

Levent Göktaş yıllar sonra kendisini savaşa gönderen devlet tarafından “terörist” suçlamasıyla yargılanıyor. Bu kez başının etrafından kurşunlar değil; DVD’ler geçiyor. Karşısında dişe diş savaştığı militanlar değil, “otur yerine “ diye bağıran hakimler var. Savcılar ise özel hayatına dair konuşmalarını, kim olduğunu bilmediği isimsiz ihbar mektuplarını, yüzünü bile görmediği gizli tanık ifadelerini karşısına koymakla meşgul.

Göktaş hikayesini şöyle devam ettiriyor: “Mahkemede şunu söyledim; PKK bile mertçe savaştığımızda bize saygı gösteriyor. Ama uyduruk delillerle bizi buraya tıkanlar ve siz bize saygı göstermiyorsunuz.”

Göktaş, çarpıcı bir karşılaştırmayla sözlerini bitiriyor: “ABD’de bir kahramanlık madalyası almış adam için uçak durduruyorlar. Uçağa binen madalya sahibini ayağa kalkıp alkışlıyorlar. Benim için önemli değil, ben sadece görevimi yaptım. Üç tane kahramanlık madalyası aldım. Ama sıfır saygı,
sıfır sevgi gördüm. Kimsenin umurunda değil.”

Levent Göktaş’ın tutukluluğu geçtiğimiz günlerde beşinci yılına girdi. Yüzlerce çatışmadan sağ kurtulan Göktaş, Silivri’de yaralandı. Katarakt ameliyatı için Silivri Devlet Hastanesi’ne yatan Göktaş’ın gözündeki retina ve kornea tabakası hata sonucu lazerle kesildi. Sağ gözünün görme yeteneği
%30’a düştü
.

Kısacası dağlardan sağ salim kurtulan Levent Göktaş, artık bir “Silivri gazisi”.

Mühim’mat, 25 şehit…

Mühim’mat

Yılmaz Özdil

25 şehit…
7 Eylül 2012, Hürriyet

Su işleri bakanımız “Hindistan’da, Pakistan’da olur böyle şeyler..” diyor.
E madem öyle, git oralarda bakanlık yap diyeceğim ama… Aşağıladığı Hindistan’la Pakistan’ın bırak el bombasını nükleer silahları var, böyle bi facia yaşamadılar.
Böyle şey’lere illa örnek göstereceksen… Böyle şey’i yaşayan ülke başka!
*
Ocak 2009…
Beşar Esad’ın Bodrum’a ailece tatile geldiği, Başbakanımızla sarılıp kucaklaştığı,
Cumhurbaşkanımızın tarihimizde ilk kez Suriye’yi ziyaret ettiği, iki ülke savunma bakanlarının işbirliği anlaşması imzaladığı, sınırda ortak tatbikat yaptığımız günlerdi.
*
İran tarafından kiralanan, İran’ın Bandar Abbas limanından demir alan,
Suriye’nin Lazkiye limanına giden, Rusya’ya ait Rum bandıralı Monchegorsk adlı gemi, Kızıl Deniz’de ABD donanması tarafından durduruldu. Hayrola? Birleşmiş Milletler’in İran’a silah ticaretini yasaklayan ambargosu vardı, aranacak, ne taşıdığına bakılacaktı.
*
Bakıldı, iki ton patlayıcı bulundu. Rum Kesimi’ne baskı yapıldı, Limasol limanına kabul edeceksin, el konulan patlayıcılara bekçilik yapacaksın denildi.
Nerden biliyoruz böyle denildiğini? Wikileaks belgelerinden biliyoruz…
Rum Kesimi, gemiyi mecburen kabul etti, yükü indirdi, Egangelos Florakis
deniz üssü’nün mühimmat depolarına taşıdı.
*
Rum basını isyan etti, kardeşim, İran bu, zurna değil, başımızı belaya mı sokacaksınız manşetleri attı. Rum Savunma Bakanı, n’apayım birader, gidin derdinizi Dışişleri Bakanı’na anlatın, onun başının altından çıkıyor demeye getirdi…
Ki, aynı günlerde Rum Devlet Başkanı’nın Esad’ı yumuşatmaya çalışıp, bir-iki gün idare ediver, halledicem, ABD fena sıkıştırıyor dediği ortaya çıktı.
*
Temmuz 2011…
Bir-iki gün derken, iki sene geçmiş, coğrafyanın tansiyonu değişmiş, Suriye’de
iç savaş başlamış, Rusya ve İran devreye girmiş, salağa yatarak Esad’ın patlayıcılarını hâlâ vermeyen Rum kesimi, güzel bi yaz sabahına uyanmıştı…
Ki, hayalet el dokundu, deniz üssü’nün mühimmat deposu havaya uçtu!
Donanma komutanı dahil, 13 kişi öldü.
*
Ocak 2012…
Saint Petersburg’tan demir alan, Suriye’ye giden, Saint Vincent bandıralı Rus gemisi, yakıt ikmali için Limasol’da demirledi. Rum makamları, sizi rahatsız etmek istemeyiz ama kurallar gereği aramamız gerekiyor dedi. Geminin Rus kaptanı ise, hiç boşuna yorulmayın şekerim, buyrun belgelerimi, harbi harbi 60 ton mühimmat taşıyorum, müşterim de Suriye Savunma Bakanlığı dedi!
*
Batı basını, ki, en başta bizim muhterem basınımız, gemiye el konulduğunu, çünkü,
AB üyesi olan Rum Kesimi’nin Suriye ambargosuna uymak zorunda olduğunu yazdı.
Halbuki kazın ayağı öyle değildi. AB gerçekten el konulmasını istemişti, ancak,
mühimmat deposu’nu unutmayan Rumlar, bu sefer yemezler abi cevabını vermişti.
Rus gemisi depoyu fulledi, püfür püfür gitti.

Ha unutmadan…

Mühimmat deposu patlayınca…
Rum Savunma Bakanı istifa etti. Rum Dışişleri Bakanı istifa etti.
Rum Genelkurmay Başkanı istifa etti.
Televizyonlarda laylaylom sirtaki yapmaya devam etmediler, üç günlük yas ilan ettiler.

Bitmedi…
Yunanistan’a kaçıp, sırra kadem basan Genelkurmay Başkanı hakkında,
Larnaka mahkemesinden tutuklama kararı çıkardılar. Herif, savcıya mektup yazdı, Yunanistan’da yargılanmak istiyorum diye yalvarıyor.

Bitmedi…
Dışişleri-Savunma bakanları yargılanıyor. Devlet Başkanı yargılanıyor!
Soruşturma kurulu oluşturuldu, bu kurulun raporunda asıl sorumluluk devlet başkanı’na aittir denildi, tıpış tıpış gidip, ifade verdi.
*
Adı üstünde…
Mühim’mattır.
Bizde ise insan hayatı su’dan ucuz…
Sanırım o nedenle su işleri bakanı açıkladı!