Etiket arşivi: takva

Aydınlardan, Zülal Kalkandelen için ortak açıklama: ‘Yanındayız, gericiliğe geçit vermeyeceğiz’

Aydınlardan, Zülal Kalkandelen için ortak açıklama:

‘Yanındayız, gericiliğe geçit vermeyeceğiz’

Aydın, gazeteci, sanatçı ve akademisyenler, dinci çevrelerin tehdit edip hedef gösterdiği gazetemiz yazarı Zülal Kalkandelen için “Zülâl Kalkandelen’in Yanındayız… Gericiliğe Geçit Vermeyeceğiz…” başlıklı bir metne imza attı.

01 Ekim 2022, Cumhuriyet  cumhuriyet.com.tr

Aydınlardan, Zülal Kalkandelen için ortak açıklama: 'Yanındayız, gericiliğe geçit vermeyeceğiz'

Son dönemde köşe yazıları nedeniyle özellikle dinci çevrelerce hedef gösterilen gazetemiz yazarı Zülal Kalkandelen’e aydın, gazeteci, sanatçı yazar ve akademisyenlerden destek geldi.

  • “Zülâl Kalkandelen’in Yanındayız… Gericiliğe Geçit Vermeyeceğiz…” 

başlığıyla yapılan açıklamada,

  • “Bugüne dek sayısız tehdit alan, tecavüzle tehdit edilen, savunduğu görüşleri nedeniyle cinsiyetçi hakaretlerle üzerinde baskı kurulmaya çalışılan Zülâl Kalkandelen’in yanında olduğumuzu ilan ederiz.” denildi.

Destek metni şöyle                   :

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Zülâl Kalkandelen, laikliği, eşitliği, yaşam hakkını ve özgürlüğü savunan yazıları nedeniyle gericiler tarafından sistematik bir şekilde hedef gösterilmektedir.

Son olarak İran’da ‘İslami kurallara uygun örtünmediği’ gerekçesiyle katledilen Mahsa Amini hakkında yazdığı makalenin ardından, Yeni Akit Gazetesi ve gazetenin yazarlarından Ali Karahasanoğlu tarafından kezlerce hedef gösterilen Kalkandelen’in can güvenliği açıkça tehlikeye atılmaktadır.

Bugüne dek sayısız tehdit alan, tecavüzle tehdit edilen, savunduğu görüşleri nedeniyle cinsiyetçi hakaretlerle üzerinde baskı kurulmaya çalışılan Zülâl Kalkandelen’in yanında olduğumuzu ilan ederiz.

  • Laikliğin savunulmasının suç gibi gösterilmesine alışmayacağımız gibi, laikliği, özgürlüğü ve eşitliği savunanların suçlu gibi gösterilmesine geçit vermeyeceğiz.

Biz aşağıda imzası olanlar, ülkemizdeki yıkımın sorumlularını, laikliği tasfiye edenleri, emekçileri yoksulluğa itenleri tanıyoruz.

Zülâl Kalkandelen’e yapılan tehditleri ve hedef gösteren açıklamaları, haber ve paylaşımları kınıyor, hiçbir tehditten korkmuyor, bu gerici karanlığın dağılması için mücadele etmeye devam ediyoruz.”

İMZACILAR

Abdurrahman Bayramoğlu, Avukat
Ahmet Müfit Bayram, Şehir Plancısı, Yazar
Ahmet Saltık, Prof. Dr.
Akasya Kansu Karadağ, Dr. Hukukçu, İlerici Kadınlar Derneği (İKD) GYK Üyesi
Alev Doğan, Gazeteci – Gazete Manifesto Haber Müdürü
Ali Özgür Dedeoğlu, Eğitimci
Alime Mitap, Ressam
Alp Atamanalp, Yazar
Arzu Becerik, Avukat, İlerici Kadınlar Derneği (İKD) Danışma Kurulu Üyesi
Atilla Hekimoğlu, Avukat
Atilla Özsever, Gazeteci, Yazar
Aydemir Güler, TKP Parti Meclisi Üyesi, Yazar
Aygun Zerger, Emekli Memur
Aysel Tekerek, Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Genel Başkanı
Ayşe Sarısu Pehlivan, Yargıçlar Sendikası Başkanı
Ayşegül İbici Oruçkaptan, Peyzaj Mimar
Aziz Konukman, Prof. Dr.
Barış Pehlivan, Gazeteci-yazar
Barış Terkoğlu, Gazeteci – Yazar
Barış Zeren, Yazar
Barkın Asal, Dr.
Bengisu İçten, Avukat
Berin Ötenel, Tiyatro Sanatçısı
Berkay Çelen, Avukat
Bilgütay Hakkı Durna, Avukat
Burçak Özoğlu, Akademisyen – Sol Portal Yazarı
Candan Badem, Akademisyen
Celil Denktaş, Yazar
Cem Alptekin, Avukat
Cengiz Kılçer, Şair, Yeni Ülke Dergisi Yayın Kurulu Üyesi
Ceyda Karan, Gazeteci
Çetin Yüksel, Avukat
Çiler Dursun, Prof. Dr.
Damla Özen, Tiyatro Sanatçısı
Deniz Aslan Şenkal, Genel Sağlık-İş Denetleme Kurulu Üyesi
Derman Boztok, Dr.
Doğan Erkan, Avukat
Ekim İsmi, Yeni Ülke Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
Ekin Şen, Yazar
Ender Helvacıoğlu, Bilim ve Gelecek Genel Yayın Yönetmeni
Engin Ayça, Sinema Yönetmeni
Engin Solakoğlu, Yazar
Erdal Atıcı, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı
Erendiz Atasü, Yazar
Erhan Karaçay, Mühendis
Fatih Yaşlı, Yazar – Akademisyen
Fevzi Engin, Dr.
Fırat Arapoğlu, Eleştirmen – Yazar
Fulya Durak, Avukat
Galip Yalman, Prof. Dr.
Gönül Erdem, Avukat
Gül Erdost, Sosyal Hizmet Uzmanı
Güldeste Dedeoğlu, Genel Sağlık-İş Denetleme Kurulu Sekreteri
Gülsen Tuncer, Sinema ve Tiyatro Sanatçısı
Gülsün Gökalp, Spiker- Program Yapımcısı
Güvenç Dağüstün, Müzisyen
Haluk Polat, Müzisyen – Eğitimci
Hasan Aktaş, Eğitimci
Hasan Kırlangıç, İYİ-SEN Başkanı
Hasan Sivri, Gazeteci-yazar
Hatice İkinci, Gazeteci
Hayri Kozanoğlu, Prof. Dr.
Hikmet Koyuncuoğlu, Avukat
Hüseyin Esentürk – Devrimci 78’liler Federasyonu Ankara Derneği Başkanı
Hüseyin Özel, Prof. Dr.
Ilgın Su, Yapımcı
İbrahim Fikri Talman, Emekli Yargıç, Avukat
İlkay Ersus
İlke Çandırbay, Avukat
İlke Kızmaz, Müzisyen
İlker Cenan Bıçakçı, Prof. Dr.
İlknur Başer, Sol Parti Başkanlar kurulu Üyesi
İnci Boyacıoğlu, Doç. Dr.
İsmail Hakkı Tombul, Sosyalist Güç Birliği Yürütme Heyeti Üyesi
İzge Günal, Prof. Dr.
İzzeddin Önder, Prof. Dr.
Kaya Güvenç-TMMOB Eski Başkanı
Kemal Parlak, Sınıf Tavrı Sözcüsü
Kıymet Coşkun, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkan Vekili
Korkut Boratav, Prof. Dr.
Korkut Kanadoğlu, Prof. Dr.
Kurtuluş Kılçer, TKH Merkez Komite Üyesi
Lale Büyük Efe, Avukat
Mahmut Aslan, Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Genel Sekreteri
Mercan Erzincan, Müzisyen
Merdan Yanardağ, Gazeteci-yazar
Metin Filorinalı, Avukat
Metin Yaltı, Avukat
Murat Akad, Dr.
Murat Çelik, Avukat
Murat Şeref Baba, Avukat
Murtaza Demir, Yazar,  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı
Mustafa Büyüksipahi, Gazeteci-Cumhuriyet.com.tr Genel Yayın Yönetmeni
Mustafa Demir, Eğit-Der Eski Başkanı
Mustafa Kemal Erdemol, Gazeteci – Yazar
Mustafa Türkeş, Prof. Dr.
Mutahhar Askari, Öğretmen – Yazar
Müjde Tozbey Erden, Avukat, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı
Müslüm Kabadayı, Yazar
Namık Koçak, Gazeteci – Yazar
Nazım Turan, Avukat
Necati Çıtak, Dr.
Necdet Pamir, Mühendis, Yazar
Necdet Seferoğlu
Neval Ogan Balkız, Dr. Hukukçu
Nida Açıkalın, Avukat
Nuray Atalayer, Dr.
Nuray Yenil, İlerici Kadınlar Derneği (İKD) Genel Sekreteri
Oğuz Gemalmaz, Sendikacı
Oğuz Oyan, Prof. Dr.
Oğuz Türkyılmaz, TMMOB Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu Başkanı
Orhan Gökdemir, Gazeteci – Sol Haber Portalı Yazarı
Orhan İzzet Kök, Avukat
Ömer Faruk Eminağaoğlu, Hukukçu
Önder İşleyen, Sol Parti Başkanlar Kurulu Üyesi
Örsan Öymen, Prof. Dr. Yazar
Özge Yücel, Doç. Dr.
Özgen Seçkin, Yazar-Yayıncı
Özgür Aydın, Prof. Dr.
Özgür Eryılmaz, Avukat
Özlem Şen Abay, Avukat
Pelin Yücel, Avukat
Rengin Gönenç, Avukat
Rıfat Okçabol, Prof. Dr.
Sadık Albayrak, Yeni Gelen Dergisi Yazı İşleri Müdürü
Sadık Usta, Yazar
Savaş Karabulut, Dr.
Sedat Vefa Bostan, Avukat
Selin Aksoy, Avukatlar Sendikası Başkanı
Semiha Özalp Günal, Yrd. Doç. Dr. İlerici Kadınlar Derneği (İKD) GYK Üyesi
Serdar Şahinkaya, Yazar – 21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu Koordinatörü
Serpil Güvenç, Yazar
Several Ballıkaya, Avukat
Seyhan Erdoğdu, Prof. Dr.
Suat Özeren, Dr. İktisatçı
Şule Akıncılar
Tamer Akgökçe, Hukukçu
Taner Timur, Prof. Dr. Yazar
Tarık Doğan, Dr. Genel Sağlık-İş MYK üyesi
Tolga Binbay, Doç Dr. Yazar
Turgay Develi, Gazeteci – Yazar
Tülin Tankut, Yazar, İlerici Kadınlar Derneği (İKD) Danışma Kurulu Üyesi
Tümay Çetin, Avukat
Umut Kuruç, İlerici Kadınlar Derneği (İKD) Genel Başkanı
Yaşar Aydın, Birgün Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü
Yaşar Yamaç, Tüm Emekli Sen Tunceli Şube Temsilcisi
Yeliz Toy, Eğitim-İş Bursa Şube Başkanı
Zerrin Bayraktar, Prof. Dr.
=====================================
Dostlar,

Bu metine elbette biz de imza koyduk.

Zülal Kalkandelen’in söz konusu yazısı aşağıdadır, bütünüyle paylaşıyoruz…
***

Zülal Kalkandelen
Zülal Kalkandelenzulal.kalkandelen@cumhuriyet.com.tr Son Yazısı / Tüm Yazıları

Şeriat bir kadının daha canını aldı!

18 Eylül 2022, Cumhuriyet


Mahsa Amini…
İran’da 22 yaşında bir kadın…

Kıyafetinin “İslami örtünme kurallarına uygun olmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınırken şiddet gördü, komaya girdi ve cuma günü yaşamını yitirdi.

Gözaltına alınmadan bir saat önce çekilmiş, gülümsediği bir fotoğrafı var. Sadece iyi duygular yansıtan güzel yüzündeki o içten gülümseme yok edildi; 

  • 21. yüzyılda bir devletin görevlileri, saçı gözüktüğü için bir kadını döverek katletti!

Cuma akşamı bu cinayete isyan edenlerin Amini’nin kaldırıldığı hastanenin çevresindeki protestolarını gösteren videolar yayıldı. Sokaklarda halkın “Diktatöre ölüm!”, “Kız kardeşimi öldüreni öldürürüm!” sloganları yankılanırken bir grup kadın başörtülerini çıkararak “IŞİD’li şerefsizler!” diye bağırıyordu.

Ahlak polisi, protestoya katılan kadınları çığlık çığlığa, tartaklayarak gözaltına alırken çevredekiler ise sadece izliyordu. Bir korku/gerilim filminden sahneler değil, İran’da gerçek hayattan görüntülerdi bunlar…

Devlet görevlileri, Amini’nin polis aracında dövüldüğünü inkâr etse de olayın tanıkları var. Yapılan resmi açıklamada, genç kadının kalp krizi geçirerek öldüğü söyleniyor. Oysa ailesi, hiçbir sağlık sorunu olmadığını belirttiği Mahsa’nın gözaltına alınıp hastaneye getirildiğinde koma halinde olduğunu ve yetkililerin beyin ölümünün gerçekleştiğini söylediklerini belirtiyor.

Kalp krizi geçiren bir hastanın kulağının yanından kan akar mı? Amini’nin hastanedeki odasında kulak ve boyun çevresinin bandajla sarıldığı ve solunum tüplerine bağlandığı görülüyor.

İran Devlet Başkanı İbrahim Reisi, 15 Ağustos’ta kadınların kamusal alanda ve internetteki görüntülerinde kıyafetlerinin İslami kurallara uygun olması için daha katı cezalar getiren bir yasa imzaladı. Göreve geldikten hemen sonra, “ahlak polisi” olarak bilinen din polisini canlandırdı.

Kadın hareketi, İran’da ulusal güvenliğe tehdit olarak görülürken; Mahsa Amini, Reisi’inin İran toplumu üzerindeki “Batı etkisine” karşı “sıfırdan İslamlaştırma programının” kurbanlarından biri oldu. 

Bu olayın olduğu gün Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Takva, haya ve tesettür” başlıklı cuma hutbesinde ise “Örtünmenin sadece kadını ilgilendirdiği ve başörtüsünden ibaret olduğunu zannetmek ciddi bir yanılgıdır” denildi.

Buradan bir kez daha söyleyelim: Kadınların bedeni ile uğraşmayın!

SİYASAL İSLAMIN YARATTIĞI CEHENNEM

Siyasal İslam işte budur; sokaklarda dövülen, itilip kakılan, hakaret edilen, yerlerde sürüklenen kadınlar gösterir size.

Siyasal İslam budur; “din adına” kadınları ve farklı düşünenleri katlettirir.

Siyasal İslam budur; yaşam tarzınıza, kimliğinize, cinsel yöneliminize, düşüncelerinize, inancınıza karışır.

Siyasal İslam budur; erkeği “efendi” ya da “sahip”, kadını “köle” gibi görür.

Siyasal İslam budur; yobazlığı şahlandırırken yaşam sevincini öldürür.

Siyasal İslam budur; din tüccarları kesesini doldururken, yoksul halkı sömürür.

Siyasal İslam budur; ahlakı kadınların saçı ve bedeni üzerinden tanımlarken katilleri, tecavüzcüleri, soyguncuları korur.

CAN ALAN KARANLIĞA KARŞI LAİKLİK!

Laiklik, işte bunlara karşı var! Bu yobazlığı, kadını erkekten aşağı gören gericiliği önlemek için var.

Kadının toplumsal hayatta hak ettiği saygınlığı elde etmesi için var.

Yasaların referanslarını dinden değil, evrensel hukuk normlarından alması için var.

Halkın kimsenin “tebaası” değil, bu ülkenin eşit yurttaşları olması için var.

Devlet, kimseye inanç, düşünce, yaşam tarzı, cinsel yönelim üzerinden müdahale edemesin diye var.

Laiklik, insanca çağdaş bir yaşam için var.

Her şeyden önce kadınlar için var!

Bakmayın siz, “Burkanın karanlığını seviyorum” diyerek Fransa’dan gazel okuyan sosyolog unvanlı Nilüfer Göle gibilere, “burka” ile simgelenen karanlık, Mahsa Amini gibi kadınları yaşarken hapseden ve bir gün canını da alan karanlıktır.
===================================

DİNDARLIK ve DİNCILİK ÜZERİNE ÇOK KISA NOTLAR

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Dindar takva sahibidir. Takva, Yaradana, tüm insanlara, canlılara ve doğaya karş daima (AS: sürekli) sorumluluk bilinci ile hareket etmek ve kendini, kendi yanlış ve kusurlarını düzeltmek için sürekli olarak çabalamaktır.

Dindarın “elinden, dilinden, belinden“, işinden, komşuluğundan, arkadaşlığından, dostluğundan, terazisinden, ölçüsünden, yaşantısından kimse zarar görmez.

Dindarın yüzü güleç, bakışları ve davranışları babacıldır. Yardımseverdir. Yokluğu aranan, varlığı istenen ve güç veren kişidir.

Dinci ise ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan dinden geçinen ve dinsel duygu ve hassasiyetleri (AS: duyarlıılıkları) kendi çıkarı için kötüye kullanan ve dinden geçinmek için değişik, özel çıkar amaçlı dinsel, siyasal, ekonomik, mesleksel… örgütler kuran ya da benzer amaclı örgütlere katılan kişidir.

Dinin hangi konularını ve bu konuların her birini ne tip insanlara karşı kendi çıkarına dönük kötüye kullanacağı hususunda uzmanlaşmıştır. Dilinde ve bakışlarında yerine göre nefret ya da gönül çelici yumuşaklık, yalakalık; kalbinde kin ve düşmanlık, aklında ise hile ve tuzak hiç eksik olmayan yerine göre fesat ve ikiyüzlü kişidir.

Dindar inancında samimidir (AS: içtenliklidir). Her türlü gösteriş ve cakadan uzak durur. Kendi özünü sorgular.

Dinci ise dinin daha çok reklam, gösteriş ve cakaya uygun olan biçimsel kısmını (AS: bölümünü) kullanma peşindedir. Hep başkalarına din (!) ve ahlak (!) ayarı vermeye çalışır.
***
DİNDAR dostlarınız çok olsun, hiç eksilmesin.

DİNCİLER ise ömür boyu yaşamınızın her alanından, ekonomik siyasal, kültürel, sosyal ve özellikle de dinsel ve ahlaksal yakınınız ve yörenizden uzak olsunlar.

Kurban’ın İşlevini sorgulayalım : “Boşuna kurban kesip durmayın!”

01.09.2017 için güncellenmiştir..

Kurban’ın İşlevini sorgulayalım mı ??

“Boşuna kurban kesip durmayın!”

Evet dostlar..

Teşekkürler aydın din bilgini Sayın İhsan ELİAÇIK… Size aynen katılıyoruz.. Aynen, yazdıklarınıza (makale aşağıda) uygun davranıyoruz.. Yazsak ayıp olur, yazmasak olmaz??..

ADD’ye burs bağışı yapıyoruz..
TSK’ya “kurban bağışı” yapıyoruz ama “kurban kesmek için” değil!
– Üniversitemizin – derneklerin giysi ve eşya bankalarına gereksinim dışı fazlalıklarımızı aktarıyoruz.. Bunları birer “kurban” olarak görüyoruz.
Kurban sözcüğünün asla dar anlamda “hayvan kesmek (boğazlamak” OLMADIĞINI çook iyi biliyoruz.

Diliyoruz toplumsal – siyasal örgütlenmemiz bunlara gereksinimi en aza indirsin.
Hakça bir üretim – paylaşım düzeninde yoksul  – yoksun kalmasın ya da en aza indirilsin..
O aşamaya dek SOSYAL DEVLET, YOKSULLUK SİGORTASI‘nı kurumlaştırsın ve insanların onuru incinmeden gereksinimleri toplumsal dayanışmanın doğrudan aracı olan adil vergiler üzerinden karşılansın. Türkiye’de olmayan 9. sigorta kolu AİLE SİGORTASI” artık kurulsun.. AKP 15 yıldır bunu kasten yapmayıp insanların yoksulluk, yoksunluk ve çaresizliklerini acımasızca OY’a dönüştürme politikaları izledi.

Örn. TOKİ son 10-12 yılda 1 milyona varan konut fazlası yarattı, lüks konutlar yaptı
ama ülkemizin üniversite öğrenci yurdu gereksinimini bilerek ve isteyerek çözmedi. Öğrenciler ve aileleri yandaş tarikat ve cemaatlerin kucağına, beyni yıkanıp mürit yapılmak üzere terk edildi. Tüm bunları yapacaksınız, bir yandan da sözümona “kurban” ibadeti yapacak, birkaç günde 3 milyon dolayında masum hayvanı boğazlayacaksınız.. 10 milyar TL’ye varan yapay ve verimli olmayan bir ekonomik hareketlilik yaratarak savunacaksınız!. Bunca ikiyüzlülük hangi dinde olabilir ki?? Ya da dini böyle yorumlayanlara ne demeli?

  • Çok merak ediyoruz : Türkiye’de derin dondurucu satışları kurban bayramı öncesinde neden artıyor??!

Yurttaşımız “ALLAH DEVLETE – MİLLETE ZEVAL VERMESİN” demeyi sürdürsün.
Şu ya da bu kişi, vakıf – derneğe, partiye değil; DEVLETE “dua” (teşekkür!) etsin..
O tarikatın – bu cemaatın mensubu – müriti olmasın, meczuplaşmasın..
Cumhuriyetin başı dik onurlu yurttaşı olsun! Bu da HALKÇI EKONOMİ ile olur..
KüreselleşTİRmeci = Yeni emperyalistlerin vahşi kapitalist piyasacılığının girdaplarında Türkiye Cumhuriyetini ve yurttaşını öğüterek değil!
*****
Ülkemiz çoooook borçlu.. Hayvan varlığımız çok yetersiz.. (40 yıl önce kişi başına 2, şimdilerde yarım tane!) İthal kurbanlık olur mu?? Borçlu insan kurbanlık hayvan verebilir mi (“kesebilir mi?” demiyoruz! ) Tanrı’ya? Yanıt “hayır” ise borçlu ülke kurbanlık ithal edebilir mi? Elbette hayır!

“Kurban” asla salt kesimlik hayvan anlamına gelmiyor..
Prof. Yaşar Nuri hocadan da öğreniyoruz; Peygamber tek bir kez hayvan kesmiş,
o da konuklarına ikram etmek için.. Artık bu halkı aldatmaktan utanmak gerekir..
En ağır ahlaksal sorumluluk da Diyanet İşleri Başkanlığına ve siyasilere düşer.

  • 1-2 günde 3 milyona yakın hayvanı boğazlamak kanlı bir zulümdür, israftır,
    çevreye ağır kirliliktir, doğa katliamıdır, hayvan haklarına en ağır saldırıdır..
    Kitle psikolojisinde vahşeti, saldırganlığı… canlı – diri tutup sürdürmektir.
  • Oysa bu ilkel şiddet dürtüleri toplumsal bellekte zamanla sönümlendirilmelidir.
  • IŞİD, RTE’nin – Davutoğlu‘nun saçma sapan sözlerinde olduğu gibi din eğitimi olmayışının değil, tam da tersine din adına bu vahşet öğretilerinin yansımasıdır; CİHAT’tır!

İnsanların artık 21. yy’da, Peygamberden 1400 yıl sonra aklını başına alması gerek..
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) bugünler içindir..
Milyarlarca TL Devlet bütçesini yiyip oturmak için değildir.
Topluma bir aydınlık yol göstermek içindir; dinin bilimsel – akılcı yorumu içindir.
İlahiyat Fakülteleri neden susar? İşlevleri nedir?
Toplumu hurafelelere boğup rantını devşirmek için mi??

“Diyanet hurafe üretiyor.. ” diye yazan Prof. İlhan Arsel‘e ülkeyi dar ettiniz;
adamcağız gurbetlerde (ABD’de) sıla özlemiyle yaşadı uzun yıllar ve orada öldü.

Turan Dursun‘u hem hiç hazmedemediniz hem de garibandı, Vehbi Koç’un damadı değildi, hukuk profesörü de değildi merhum İlhan Arsel gibi; “karanlıkta bırakılan” bir cinayetle en üretken döneminde susturdunuz. Ama yazdıkları artık kalıcıdır.. Milyonlara erişmiş ve uyandırmıştır. O, “Din Bu mu?” diye soruyordu.
Yanıt veremediniz, kurşunlattınız.
Siz gerçekten dindar mısınız, her türlü araçla dini siyasetin – ekonominin – uçkurun…. emrine veren bir mafyatik güruh musunuz?? Kimsiniz siz?

Marks asla ‘din afyondur’ demdi; ”kapitalizm dini bir afyon gibi kullanıyor” dedi. Sizin yaptığınız tan da bu değil mi??

“ILIMLI İSLAM” da ne ola ki? İslam dinini, ihtirasları aklını fersah fersah aşan
bir emekli ilkokul mezunu vaiz üzerinden emperyalizmin hizmetine sokmadınız mı?

Bayramda olsun dürüst olun; açık olun, insan olun!

Sevgi ve saygıyla. 25.09.2015, Manavgat

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net, profsaltik@gmail.com

*****
Geçen yılki yazımızı aynen yineliyoruz…

Bu yıl da “Kurban Bayramı” öncesi “derin dondurucu” reklamları ve satışı çoook artmuş..
Neden acaba??

Bu yıl Datça Billurkent’te bir ilke tanık olduk!

– ……. şu şu şu kişiler 1, şunlar şunlar… 2’şer kurban kesmişlerdir.. Hayırlı olsun..

Duyurusu yapıldı sitenin sesbüyütürlerinden (hoparlör)!
Bizler AKIL’dan kopan ve sapan, gösterişe – ticaret alet edilen İslam dini gerçeğine dönsün diye yırtınırken geldiğimiz yere bakın! “Kurban kesenler” tatil sitesinde adlarıyla ve kesitkleri kurban sayısıyla reklam ediliyor.. Oysa ibadet gizli değil midir? Bu davranış şirk değildir de nedir??

Sevgi ve saygı ile. 11 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net, profsaltik@gmail.com
==========================================

İhsan Eliaçık: “Boşuna kurban kesip durmayın”

Ihsan_ELIACIK

(DHA) İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, kurban bayramı ile ilgili çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. (http://www.msn.com/tr-tr/haber/turkiye/)

 

– Kurbanın yanlış anlaşıldığını savunan ve
hayvanların boşa kesildiğini

belirten Eliaçık, bunun İslam öncesi bir kültürün devamı olduğunu,
Sümerler’de gereksinim fazlası tapınağa getirilen malların üzerinin “Tanrı malı” diye damgalanarak gereksinim sahiplerine bırakıldığını anlattı.

Bu kültürün İslamiyette de sürdüğünü belirten Eliaçık, Adilmedya.com sitesindeki yazısında ”Mekke’de çıkan Peygamber Hz. Muhammed de, insanlara aynı şeyi anlattı.
Dedi ki; burası Allah’ın evidir, gereksiniminden çok olanı herkes buraya getirsin.
Getirdiler ve oraya bıraktılar. Üzerinde, Allah’ın ismi anılmak, üzerine Tanrı malı damgası vurulması kültürünün devamıdır.” dedi ve şöyle devam etti:

”Üzerine Allah’ın adı anmayı, bıçağı eline alıp, Bismillahirrahmanirrahim diyerek,
böyle fışkırtarak hayvanın kanını dökmeye çevirdiler. Üzerinde Allah’ın adı anılmak
bu değildir! Üzerinde Allah’ın adı anılmak demek; ben bu keçiyi, koyunu, deveyi, kamuya, yoksula, gitsin diye adıyorum demektir. Üzerinde yazıyor işte Tanrı malı, eskiden böyleydi, Kuran’dan sonra buna, üzerine Allah’ın adını anmak dendi. Bu sözler, bu hayvan kamu malıdır, yoksulun malıdır, kimse almasın.. demektir. İşte bunlara [hedy] denilir.”

KESMEKLE ALAKASI YOKTUR!

”İlk bakışta bunların, kesmekle alakası yoktur.” diyen Eliaçık şunları yazdı:

”Fakat daha sonra, uzak diyarlardan gelenler (hacılar) olduğu için, o hayvanlardan kesip, o insanların karınlarını doyurmak için de kullanılmıştır. Zamanla, önceki asıl görevi unutulup, kesme ön plana çıkarılarak, getirilip kesiliyor, bırakılıp gidiliyor şekline dönüştü. Kuran geldiğinde Araplar bunu zaten yapıyorlardı, Kabe‘nin etrafı, kesilmiş kurbanlarla doluyordu. Kuran geldi ve bu insanlara dedi ki :

Bu kestiğiniz hayvanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz, ulaşacak olan sizin takvanızdır.
Bu şu demektir: Bunları kesiyorsunuz da, bunlar bana ulaşmıyor, dolayısı ile,
kesip durmanıza gerek yok;

– siz asıl, kendi aranızdaki davranışlarınıza bakın,
– birbirinize iyilik etmeyi öğrenin,
– adaletle davranın,
– işçinizi ezmeyin,
– kimseyi sömürmeyin,
– kul hakkı yemeyin..

Ben bunlara bakarım, kestiğinize ve kana değil! Bunu açıkça söylüyor. Fakat bunu da şöyle anladılar: Tamam, Allah ete ve kana bakmaz, takvaya bakar, yani bıçağı eline alır, hayvanı keserkenki duygularına bakar, bunu Allah için kesiyorum derken ki duygularına bakar, takva budur, diyorlar. Böyle yorumladılar.”

BOŞA KESİP DURMAYIN

”Ben bu yoruma da katılmıyorum, yanlış bir yorumdur.

Kuran diyor ki; “Onların etleri kanları Allah’a ulaşmaz!”

Yani, boşuna kesip durmayın! Allah diyor ki, onlar bana ulaşmaz, Ben sizden iyilik, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, merhamet, sevgi, bunları bekliyorum; karz-ı hasen, salat, zekat, ihtiyaç fazlasını verme, isar, birbirinize kendinizi feda etme, yoksulları gözetme, zayıfın elinden tutma, düşmüşü kaldırma, bunları bekliyorum, takva budur.
Her yeri kan gölüne çevirdiğin zaman, Allah bundan mutlu oluyor değildir.
İşin aslı buydu, sonra döndü dolaştı ve başka bir şeye dönüştü.”

BEN 20 YILDIR KESMİYORUM

”Bakın, açık açık söylüyorum. Ben kendimi söyleyeyim, yirmi yıldır bayramda hayvan kesmiyorum. Ama; gurban, yakınlaşma, garip gureba ile yoksulla yakınlaşma bayramını çok seviyorum. Hayvan kesmiyorum ama bayram kutluyorum. Bayram çok güzeldir.”

Not : Bu yazının tümünü pdf olarak indirmek için lütfen tıklayınız..

Kurban’in_islevini_sorgulayalim_mi_bosuna_kurban_kesip_durmayin

Bayram’a evet; Kurbana hayır!


Bayram’a evet; Kurbana hayır!

Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

Değerli arkadaşlar,

Kurban Bayramı geldi; yıllardan beri söyleye geldik, ama hiçbir şey değişmedi, yürek burkan sahneleri görmemek için dua edeceğiz… Ekte 2010 yılında “Hac ve Kurban” üzerine yazdığım makaleyi iletiyorum.. Bu makalenin sonunda şöyle demişim :

  • Kurban kelimesinin etimolojisinde de hayvan veya canlı ile doğrudan bir ilişki yoktur “Kurban” yüce bir kutsallığa, (Tanrı’ya) adanmak üzere özverili armağandır. İlla da bir hayvan öldürmek isteniyorsa, insanlar öncelikle benliklerinde  taşıdıkları ve ilkel güdülerini yöneten “içerideki hayvan”ı öldürseler, insanı yücelten en makbul kurban şeklini bulmuş olurlardı. Dinlerin asıl isteği de bu olmalıydı herhalde…
  • ….Umarım, İslâm dinini zahiri (görüntüsel) olarak değil batini (içsel) anlamda algılayıp yorumlayan aydın, yurtsever din önderleri KURBAN kavramının ARMAĞAN olduğunu hatırlayarak,  dini vecibelerin daha nezih bir üslupla, kansız eda edilmesine önayak olurlar. Çünkü artık sadece hayvanlarımızı değil, Hayvancılığımızı da bütünüyle kurban eder duruma geldik.
  • Gerçekten de bugün Türkiye’de yerli üretimden adam başına düşen hayvansal besin miktarı (Protein) 1970’teki değerin yarısından azdır.

Ayrıca Değerli Din adamı İhsan Eliaçık‘ın bu konudaki aydınlatıcı yazısını da aşağıya alıyorum.

Sevgilerimle. æ

*******************

BAYRAMA EVET;
KURBANA HAYIR !

İhsan Eliaçık
Emekli Müftü

Kurban ne anlama geliyor?
Kurban Bayramından ne anlamamız lazım?

Gurbân (kurban) kelimesi “yakınlaşmak” demektir; aynı zamanda, yumuşak g (ğ)  ile söylendiğinde, ğarip (garip), ğurebâ (gureba) aynı kökten gelen kelimelerdir. Garip, gureba kelimeleri, Kuran’ın kullandığı kavramlar. [Yalnız kalmış, garip kalmış bir yetime…] diye de, Beled Suresi’nde geçer.

Kurban, gariplerle, kimsesizlerle, yoksullarla, itilmişlerle, dışlanmışlarla, ötekileştirilmişlerle yakınlaşmak, onlarla hemhal olmak demektir. Peygamberimiz bu bayramda yani garip gureba ile yakınlaşma bayramında, sabah, bayram namazından sonra ilk yaptığı şey, ashab-ı suffa diye bildiğimiz, gariplerin, yoksul kimselerin, evsiz sahabelerin kaldığı yere gelip, onlarla bayramlaşmak idi. Kendi evinden ve ailesinden, eşlerinden önce, kimsesiz, garibân diye ifade ettiğimiz sahabelerle bayramlaşırdı. Onlarla kahvaltı eder, sohbet eder, gününü onlarla geçirmeye gayret ederdi. Bu, sadece bayramlarda değil, başka zamanlarda da böyle idi.

Malum, İslam’ın ilk doğuş yıllarında Müslümanlar günlük toplanırlar, yani salât ederlerdi. Hayye ale’ssalâh diye çağırılırlar, bu, haydin yardımlaşmaya ve dayanışmaya demekti. Ve herkes toplanır. Abdest alınır, salâta katılırken el yüz yıkanır, toplantıya temiz çıkılır. Ve insanlar, çalıştıklarında, ürettiklerinde hayvan olarak ihtiyaçtan fazla ne varsa, onu salât toplantısına getirirler, onu orada ihtiyaç sahibi alır. Bunu haftalık olarak Cumada, yıllık olarak da hacda yaparlar.

Kameri aylara göre, yılın son ayı Zilhicce ayıdır. Zilhicce, hac sahibi, ziyaret sahibi ay demektir. Zilhiccenin dokuzuncu günüde, Arabistan’ın hatta Dünyanın her yerinden gelenler, Allah’ın evinin etrafında toplananlar, Arafat’ta vakfeye dururlar, sonra Kâbe’yi tavaf ederler. Herkes, bulundukları yerden, ihtiyacından fazla ne varsa oraya getirir, Cumada haftalık yaptığımızı, orada yıllık olarak yaparız ve başka diyarlardan gelen ihtiyaç sahipleri de, onları oradan alır. Şimdi bu, dünya genelinde oluyor. Peygamberimiz zamanında Mekke çapında ve giderek Arabistan çapında oluyordu. Peygamberimiz vefat ettiğinde, İslamiyet Arabistan dışına çıkmamıştı. Allah’ın evi Kâbe, kamuyu temsil ediyor. O zamanların tarım toplumunda, ihtiyaçtan fazlası dendiğinde, koyun, deve akla geliyordu ve onun ihtiyaçtan fazlasını Kâbe’ye getiriyorlardı. Ne için? İhtiyacı olan alsın, taşımada, çift sürmede kullansın diye. O hayvan, bir anlamıyla sermaye olmuş oluyor, oraya kesilmesi için geliyor değil.

Bu, aynı zamanda, eski bir kültürün (İslam öncesi kültürün) devamıdır. Sümerlerde ihtiyaç fazlası tapınağa getirilen mallar yine koyun, deve, inekti. Orta doğu halkları binlerce yıl, sermaye olarak bu hayvanları kullandı, bunlardan iki tanesine sahip olursan yoksulluktan kurtuluyordun. Bunlar getiriliyordu ve üzerlerine “Tanrı malı” diye damga vuruluyordu ve ona kimse dokunamıyordu. Neden? Çünkü o, mabede getirilmiş. O kimin hakkı? İhtiyaç sahibinin, yoksulun hakkı. Ona dokunamazsın. Tanrı malı, demek, yoksulun hakkı demek. O hayvanların üzerine çentik atılarak işaretleniyordu. Tanrı malı olduğunu bildiren işaretler, Sümerlerden Fenikelilere geçerek, matematikteki x, y, w ifadeleri doğdu. Dil bilimde, bu böyle anlatılmaktadır. Sümer tapınaklarına bu hayvanlar neden getiriliyordu, orada da mabedin görevi (Cuma toplantısı ve hac ile) aynıydı, ihtiyaç fazlası olan oraya getirecek, ihtiyaç sahibi oradan alacak. Bu kültür devam etti etti etti, Kâbe’ye geldiğinde de, aynı kültürü İslamiyet sürdürdü.

Sümer’in peygamberi Sümerlilere bunu anlatmıştı, Babil’in peygamberi Hz. İbrahim Babillilere onu anlatmıştı, Asur’un peygamberi Asurlulara, Ninova’da Hz. Yunus peygamber Ninovalılara onu anlatmıştı. Mekke’de çıkan Peygamber Hz. Muhammed’de, insanlara aynı şeyi anlattı. Dedi ki, burası Allah’ın evidir, ihtiyacından fazla olanı herkes buraya getirsin. Getirdiler ve oraya bıraktılar. Üzerinde, Allah’ın ismi anılmak, üzerine Tanrı damgası vurulması kültürünün devamıdır.

Üzerine Allah’ın adı anmayı, bıçağı eline alıp, bismillahirrahmanirrahim diyerek, böyle fışkırtarak hayvanın kanını dökmeye çevirdiler. Üzerinde Allah’ın ismi anılmak bu değildir! Üzerinde Allah’ın ismi anılmak demek, ben bu keçiyi, koyunu, deveyi, kamuya, yoksula, gitsin diye adıyorum demektir. Üzerinde yazıyor işte Tanrı malı, eskiden böyleydi, Kuran’dan sonra buna, üzerine Allah’ın ismini anmak dendi, bu sözler, bu hayvan kamu malıdır, yoksulun malıdır, kimse almasın demektir.
İşte bunlara [hedy] denilir.

İlk bakışta bunların, kesmekle alakası yoktur. Fakat daha sonra, uzak diyarlardan gelenler (hacılar) olduğu için, o hayvanlardan kesip, o insanların karınlarını doyurmak için de kullanılmıştır. Zamanla, önceki asli vazifesi unutulup, kesme ön plana çıkarılarak, getirilip kesiliyor, bırakılıp gidiliyor şekline dönüştü. Kuran geldiğinde Araplar bunu zaten yapıyorlardı, Kâbe’nin etrafı, kesilmiş kurbanlarla doluyordu. Kuran geldi ve bu insanlara dedi ki, bu kestiğiniz hayvanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz, ulaşacak olan sizin takvanızdır. Bu şu demektir: Bunları kesiyorsunuz da, bunlar Bana ulaşmıyor, dolayısı ile, kesip durmanıza gerek yok, siz asıl, kendi aranızdaki davranışlarınıza bakın, birbirinize iyilik etmeyi öğrenin, adaletle davranın, işçinizi ezmeyin, kimseyi sömürmeyin, kul hakkı yemeyin, Ben bunlara bakarım, kestiğinize ve kana değil! Bunu açıkça söylüyor. Fakat bunu da şöyle anladılar: Tamam, Allah ete ve kana bakmaz, takvaya bakar, yani bıçağı eline alır, hayvanı keserken ki duygularına bakar, bunu Allah için kesiyorum derken ki duygularına bakar, takva budur, diyorlar. Böyle yorumladılar. Ben bu yoruma da katılmıyorum, yanlış bir yorumdur. Kuran diyor ki, onların etleri kanları Allah’a ulaşmaz! Yani, boşuna kesip durmayın. Allah diyor ki, onlar Bana ulaşmaz, Ben sizden iyilik, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, merhamet, sevgi, bunları bekliyorum; karz-ı hasen, salât, zekât, ihtiyaç fazlasını verme, isâr, birbirinize kendinizi feda etme, yoksulları gözetme, zayıfın elinden tutma, düşmüşü kaldırma, bunları bekliyorum, takva budur. Her yeri kan gölüne çevirdiğin zaman, Allah bundan mutlu oluyor değildir. İşin aslı buydu, sonra döndü dolaştı ve başka bir şeye dönüştü.

Bugün yoksul insanlar, çevre baskısında kalarak, ben kurban kesemedi dedirtmem diyor ve gidiyor bankadan bayram kredisi, kurban kredisi alıyor, faizli kredi kartı taksiti ile, kurban borcuna giriyor. Bu insanlara  bu eziyeti yapmaya  kimsenin hakkı yok. Diyanet açıklama yapmalı ve demeli ki, Kuran’da kurban ayetleri, genellikle hacda geçer, şuanda orada büyük bir toplantı oluyor, insanlar uzak diyarlardan geliyor, orada kesilenler hem yenmek hem yoksullara dağıtmak içindir; madem orada bu kesimi yapıyorsunuz, onu üçe bölün, paylaştırın ve yoksullara, garibanlara bunu verin diyor. Bu sözler kimedir, hacılaradır. Bu, hacda sürüp gelen bir kültürdür. Şimdi bunu, hacca gitmeyenlere de teşmil ederek, bütün herkes, giden gitmeyen (hacda olan olmayan), yediden yetmişe, hem de ikişer üçer, dörder tane..! Vatandaşı bunun altına sokmak, bunu yapmazsanız dini vecibeniz yerine gelmez demek, insanlara, kan dökerseniz onu alnınıza sürerseniz, gelecek kurbana kadar günahlarınız af olur, kan aktıkça pir-u pak olursun diye bir itikat telkin etmek, son derece yanlıştır. Böyle şeyler, bu dinde yoktur.

Bakın, açık açık söylüyorum. Ben kendimi söyleyeyim, yirmi yıldır bayramda hayvan kesmiyorum. Ama, gurban, yakınlaşma, garip gureba ile yoksulla yakınlaşma bayramını çok seviyorum. Hayvan kesmiyorum ama bayram kutluyorum. Bayram çok güzeldir. Temiz elbiseler giyiyorsun, küsler barışıyor, insanlar birbirlerine güler yüzlü davranıyor, hediyeleşiyor, karşılıksız yardımlara alabildiğine coşuyor. Kalplere sevinç bırakılıyor, insanlar seviyor, sevgi yayılıyor, ne güzel. Bayramlar ne güzel! Ama, bayramda illa hayvan keseceksin diye bir şey yok kardeşim. Böyle bir dini mecburiyet ve zarurette yok. Allah, herkesten böyle bir şey istiyor da değil. Allah bizden, yardımlaşma, dayanışma, iyilik, güzellik, sevgi, merhamet istiyor, başka bir yarattığı olan hayvanın kanını akıtmanızı değil. Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan, birbirimize karşı yaptığımız iyilikler, doğruluklar, dürüstlükler, isârlardır, burada anlattığımız yardımlaşmalar ve destekleşmelerdir. İslam’ın bu konuda söylediği budur.

Kuran’da Kurban Ayetleri Haritası diye bir yazım var, buradan ayetleri tek tek inceleyebilirsiniz.

http://www.ihsaneliacik.com/2012/10/kuranda-kurban-ayetleri-haritasi.html

Haccda hayvan kesmek Allah adına bir ritüel değildir, uzaktan gelenleri doyurmak için, et ihtiyacını karşılamak için yapılan kesimdir. Benim görüşüme göre, İslam’da, insanların biyolojik ihtiyacını karşılayacak et tüketimi anlamında hayvan kesimi vardır. Tanrı için hayvan kesimi diye bir şey yoktur. Allah bizden böyle bir şey istememektedir. Bu, Kuran’ın ruhuna da aykırıdır. Yeryüzünde kan dökmek ve fesat çıkarmak, hayvan kanı dahi olsa, Kuran’ın hiç istemediği, hiç hoş karşılamadığı, nefretle karşıladığı bir durumdur.

Bazıları şöyle söylüyor, Müslümanlardaki kurban kesme olayı, insanlardaki şiddet eğilimini, enerjinin toprağa verilmesi gibi, içimizdeki şiddet canavarını, kurban keserek, kan fışkırdığını görerek gideriyormuşuz; böyle kan göre göre, şiddet eğilimini kurbana vererek, hiç olmazsa, insanları kesmekten kurtulurmuşuz. Bunlar, gülünç yorumlardır, bu yorumu yapan adama kahkahalarla gülerler. Açın videoyu bakın! Adam, genci yatırıyor, eline bıçağı alıyor, lebbeyk allahumme lebbeyk diye “dua” okuyorlar ve genci, tıpkı bir koyunu keser gibi Allahu ekber diye diye kesiyor ve kan fışkırıyor! Bu nedir! Herhalde bunu yapanlar, bu kurban kesenlerden olmalı, adam alışmış! Adam genci koyun yerine koydu, ben izleyemedim, tam bıçağı vururken kapattım. Lanetler okuyarak kapattım! Bunu yapanlar kim? Müslümanlar! Kurban vacip diyenler, hayvan kesilmeli diyenler. Allah kan istiyor diyenler! Allah hiç kan ister mi! Yeryüzünde kan dökmek kadar kötü bir şey var mı? Kan dökmek! Hayvan kanı dahi olsa! Barış dinine yakışır mı? Olacak şey mi? Nerden çıkarıyorsunuz bunu? İbrahim aleyhisselam zamanında, insanlıkta, insan kesme olayına Allah müdahale ederek, İbrahim’in rüyası vesilesi ile, durun, Benim için insan kesmenizi istemiyorum demiştir. İbrahim çağında böyle idi. Aradan ikibin yıl geçtikten sonra Muhammed çağında hayvan kesmek Kâbe’ye sıkıştırılarak, Kâbe’nin etrafına mahsus kılınarak, o da, fakiri doyurun, Ben sizden et kan falan istemiyorum, bunlar Bana ulaşmaz diyerek, daraltıla daraltıla iyice kenara çekildi.

Benim görüşüme göre, Peygamberimizden sonra, hayvan kesme olaylarının giderek azalması gerekiyordu. Kuran’ın doğrultusunda daraltılıp, sadece biyolojik ihtiyaç kadar et tüketimine izine dönüşmesi gerekiyordu, İbrahim’den beri gidişat bu yöndeydi. Ama gel gör ki, bu hususta tam tersi bir gidişat olduğunu ve hayvan kesmenin patlama yaptığını, bunun bir bayrama dönüştüğünü görüyoruz, aman Allah’ım! Bu da, Türklerin geninden midir nedir, Araplarda, Farslarda bu kadar yok. Türk illerinden başka diyarlara gittikçe bu iş azalıyor ama burada, acayip bir “kurban kanı akıtmak geni” var. Bu gen nereden geliyor, bunun üzerine düşünmek lazım. Geçen bayramın birinci günü, Kahire’deki bir arkadaşımla konuştum, bayram orada nasıl gidiyor dedim, yolda yürüyorum, tek tük kurban kesen gördüm, birisinin yanına gittim, o da Türk’müş dedi. Araplarda falan bizim gibi öyle yollarda bellerde kurban kesmek bu kadar yaygın değil.

İnsanlar şu soru üzerinde düşünsünler               :

Alevilik ve Sünnilik namaz konusunda anlaşamıyor, biri cemevine gitmiyor, öbürü camiye gitmiyor; Alevi diyor ki namaz yok niyaz var, neden böyle dediğini anlıyorum, çok iyi anlıyorum, bu, Sünniliğin ritüel dayatmasına bir tepki aslında, din ritüeldir demesine bir tepki, hayır, din gönüldür, kalp kırmamaktır, incinsen dahi incitmemektir diyen bir bilgelik var burada, anlıyorum. Camiye gitmiyor cemevine gidiyor, Kâbe’ye gitmiyor, insan Kâbe’dir, yeryüzü Allah’ındır diyor, tamam bunu da anlıyoruz, Sünnilik ne diyorsa, onun ritüelini icra etmiyor, onun yerine başka bir yolu var, bunun da tarihsel, ideolojik birçok nedeni var. Fakat iş kurbana gelince, enteresan bir şekilde (Aleviler ve Sünniler) yekvücut oluyorlar. Bütün cemevlerinin etrafı, bütün camilerin etrafı kurbandan geçilmiyor. Neden! Bu nereden geliyor? Eğer Kuran’dan geliyor dersen, Alevinin Kuran’da geçen Kâbe’yi, Sünniliğin camisini falan herhalde kabul etmesi lazım ama burada başka bir şey var. Kurban denince ikisi neden birleşiyor? Birçok konuda anlaşamayan Alevilik ve Sünnilik, nasıl oluyor da Kurbanda anlaşıyor? Bunu biraz düşünün, neden bu illerde kurbanın bu kadar parlatıldığını anlayacaksınız.

===============================

Dostlar,

Gereği üzerine bu yıl da paylaşmak istedik…

Sevgi ve saygı ile.
24 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com