SEVR Antlaşması’nın 94. Yıldönümü…

SEVR Antlaşması’nın 98. Yıldönümü....

Dostlar,

Geçtiğimiz yıl bu gün, son Osmanlı Padişahı Vahdettin‘in onadığı lanetli Sevr Antlaşması’nın 93. yılında sizlerle paylaştığımız dosyayı güncelleyerek sunuyoruz.

Türkiye yangın yeri,, Ekonomi çöktü.. Tek sorumlu AKP = Erdoğan..

Bu gün Sevr’e kimse değin(e)medi dolayısıyla..
Oysa bu gün yaşadığımız 1920’nin Sevr’inin güncel uzantısı gibi değil mi??
Tam bağımsızlığınızı yitirirseniz olacağı budur..

10 Ağustos 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK

=======================
Türkiye’nin 12. CB / Yarıbaşkanı seçimi ne yazık ki ülkemizin gündemini kilitledi.

Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nu resmen bitiren ve anayurt Anadolu’nun bile işgalini öngören bu lanetli Antlaşma’nın unutulmaması ve genç kuşaklara tarih bilinci verecek biçimde sürekli işlenmesi gerek..

SEVR paçavrasını yırtan ulus kahramanlarına, başta önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, 94 yıl sonra bitmeyen bir şükran ve minnetle..

Yeni Osmanlıcıların da aklını başına alması dileğiyle..
Böylesi bir yok edici Antlaşmaya Vahdettin’in onay verdiğini unutmadan..

Bir de, 2. Padişah Orhangazi’dan başlayarak tüm Osmanlı Padişahların eşlerinin, dolayısıyla 3. padişah sonrası padişah analarının Türk olmadığını unutmadan..

Basit ama, anlayana anlamlı bir hesap yapalım :

36. ve son Padişah Vahdettin’in Oğuzların Kayı boyundan genetik kalıtım oranı
(1/2)^34 = 11 milyarda 6’ya düşmektedir. Hala biyolojik – etnik olarak Asya Türkmen genetiğinden söz edilebilir mi? O halde bu “Atalarımız Osmanlılar” ne demektir??

Sevgi ve saygıyla.
11.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

==============================================


SEVR ANTLAŞMASI’nın 93. YILDÖNÜMÜ..

Bu gün, 10 Ağustos 1920’de hain Osmanlı Padişahı 6. Mehmet Vahdettin ve
Sadrazamı Damat Ferit’in Sevr Anlaşması’nı Fransa’da bağıtlayışlarının
93. yıldönümü..

1. Dünya Paylaşım Savaşı sonunda 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkesi ile fiilen çökertilen Osmanlı Devleti, Sevr Antlaşması ile tümüyle parçalanıyor ve hukuksal olarak da ortadan kaldırılıyordu. Türklere, İstanbul dolayı ile Anadolu’nun ortasında Akdeniz ve Ege’ye kapalı küçük bir toprak parçası (280 bin km2, şimdiki topraklarımızın 1/3’ü kadar) bırakılıyordu. Aşağıdaki haritaya bakınız lütfen..

Bu sınırlı toprakların bile Yengin (galip) İtilaf Devletleri gerek görürse (!) işgali
Sevr Antlaşması’na göre olanaklıydı (md. 206).

Bu boğulmaya isyan, zincirleri kırma bağlamında Mustafa Kemal Paşa tarafından
30 Ağustos 1922’de “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” buyruğu ile veriyordu. Ege ve Akdeniz’i bir bütün görerek denizlere açılmak, özgürleşmek, Sevr’i yırtmak için..

İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan, Ermeni birlikleri öz yurdu bile tümüyle işgal ediyordu. Boğazlar uluslararası güce bırakılıyordu. Ordu’nun tank, ağır top, uçak ve gemilerine el konuyor; asker sayısı elli bin ile sınırlanıyordu. Azınlık hakları Türklerin haklarını aşıyordu.

Tam bir aşağılanma, onursuzluk ve tutsaklık hatta Türkleri tarihten yok ediş belgesi idi Sevr!

  • Bir Ulusa topyekun suikast (soykırım!) girişimi!

Atatürk Sevr Antlaşmasıyla ilgili olarak şunları söylemişti SÖYLEV‘inde :

  • “Siyasi, adli, iktisadi ve mali bağımsızlığımızı imhaya ve sonuç olarak
    yaşama hakkımızı inkar ve ortadan kaldırmaya yönelik olan
    Sevr Antlaşması bizce mevcut değildir.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa ile İnönü, başta dava ve silah arkadaşları ulusumuza öncülük ederek, tarihte benzeri olmayan bir Kurtuluş Savaşı verdiler ve bu uğursuz ihanet belgesini, şanlı İstiklal Savaşımız ile yırtıp attılar. Bize, Lozan Antlaşması ile Ulusal And (Misak-ı Milli) sınırları içindeki bugünkü güzelim yurdumuzu, özgürlüğümüzü ve onurumuzu sağladılar (24 Temmuz 1923).

Bizler; yüce önder ATATÜRK’ün bize armağanı ve kutsal emaneti olan
bağımsız, özgür, demokrat, halkçı, laik ve insan haklarına saygılı, çağdaş
Türkiye Cumhuriyeti’mizi sonsuza dek yaşatacağız.

Tüm Türkiye toplumunu (Atatürk’ün deyimi ile “ahalisini”) bilinç ve kararlılıkla,
varlığımızın özü ve güvencesi olan bu temel değerlere sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Özellikle BOP vb. AB-ABD süreçleriyle sinsice tuzaklanan kimi uluslararası girişimlere karşı son derece uyanık olmak zorundayız. Sözde “Yeni Anayasa”,
dünkü İtilaf Devletleri’nin, günümüzün ise sözde stratejik / trajik müttefiklerinin diplomatik “Yeni Sevr” dayatmasıdır. AB yasama organı AP’nin (Avrupa Parlamentosu), açıkça Sevr’in uygulanmasını isteyen utanmaz istekleri olmuştur
ne yazık ki! Hem de kezlerce..

Ama köprülerin altından çok sular akmıştır.

  • Artık Türkiye halkı uluslaşarak TÜRK MİLLETİ olmuştur

ve bu tür bildik oyunlara gelmeyecek denli deneyimlenmiş, bilinçlenmiştir.

Tarihin “aptallar için tekerrürüne” asla izin vermeyecektir.

Atatürk’ün SÖYLEV’inde vurguladığı üzere;

  • Türk Ulusu’nu tarih sahnesinden silme amaçlı olup, yüzyıllardan beri hazırlanagelen bir “suikast planı” (apaçık SOYKIRIM!) olan meş’um (lanetli) Sevr paçavrasını 

yırtarak bizlere Lozan Antlaşması ile günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası hukukta adeta tapusunu sunan Anadolu İhtilalcilerini ve Anadolu Aydınlanmacılarını, Türk Devrimi’nin harcını kanları ve canları ile karan tüm şehit ve gazilerimizi
(artık hiçbiri yok galiba!?) sonsuz bir minnetle anıyor; kutsal emanetlerini sonsuza dek tam bağımsız ve dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olarak yaşatacağımıza söz veriyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
Elazığ, 10.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Bu Sevr haritası ile Lozan’da sağlanan ve Atatürk’ün büyük çabalarıyla 1939’da Hatay’ın anavatana katılımıyla; ayrıca yine Atatürk’ün başarısı 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tamamlanan günümüz T.C. sınırları (Musul – Kerkük dışında ne yazık ki) Misak-ı Milli karşılaştırıldığında, her şey çok daha net anlaşılacaktır..

Not     : Fransız işgal bölgesi neredeye Karadeniz’e ulaşacak! Niye acaba?
Divriği demir madenlerini de ele geçirmek için!

SEÇSİS ve SEÇİM GÜVENLİĞİ

Dostlar,

Sayın Prof. Ercan, matematik bilgisinin de eşliğinde bu konuları sürekli işlemekte.
30 Haziran 2013’te bu bağlamda “ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DEMOKRASİ OYUNU” konulu bir konferans vermişti. Biz de bu önemli sunumun yansılarını kendilerinin izni ile
web sitemizde paylaşmıştık (http://ahmetsaltik.net/seytan-ucgeninde-demokrasi-2/)

Seytan_ucgeninde_demokrasi_oyunu.æ.pdf
Bu sorunu biz de işledik sitemizde. Temmuz 2007 seçimlerini kapsamlı olarak irdelemiş, 12 sayfalık bir makale yazmıştık :

“SEÇİM GÜVENLİĞİ ve SEÇİM HİLELERİ” başlığıyla da değerlendirmelerimiz olmuştu : http://ahmetsaltik.net/secim-guvenligi-ve-secim-hileleri/, 11.6.13

Bu yazılarımıza da bakılması uygun olur.

Biz Ali hocadan şu noktada / nüansta ayrılıyoruz :

  • Seçim sonuçlarının sayımında sanal ortamda elektronik hile yapılması,
    basit korsan yazılımlarla teknik olarak olanaklıdır.
  • Ancak bunun önüne, teker teker sandık sonuçlarının izlenmesi ile (markaj) geçilebilir.
  • Yine de Yüksek Seçim Kurulu‘nun, partilerin elindeki sandık sayımları ile kendi verileri arasında uyumsuzluk çıktığında kendi kayıtlarını esas alması olanaklıdır.
    YSK kararları da Anayasa’ya göre kesindir ve itiraz olanağı yoktur (md. 79).
    Bankalar, sigorta şirketleri vb. de böyledir.
  • Bu bakımdan, önümüzdeki seçimlerde oy sayım ve dökümleri ELLE yapılmalıdır.

Toplamlar da basit hesap makineleriyle yapılmalı, sonra sanal ortama barkod okuyucu benzeri araçlarla (OCR; Optical Character Reading) aktarılmalıdır.
Bu aşamada veri girişi insan eliyle olMAmalıdır.

Doğallıkla, bir cellat – kasap – zangoç gibi seçimde temsil adaletinin (Anayasa md. 67 gereği) enesinde boza pişiren eldeki Seçim Yasası‘nın MUT – LA – KA değiştirilmesi, barajın %5’ler dolayında olması… gereklidir. Yine bu değişikliklerin, söz  konusu seçimden en az 1 yıl önce yapılması gereği de Anayasal bir zorunluktur (md. 67).

Bu değişime AKP yanaşmayacağı gibi, TBMM’deki CHP ve MHP de zor yanaşırlar. BDP barajın düşürülmesine destek verir. CHP de yer yer bu konuyu işliyor.
Bir de Siyasal Partiler Yasası’nda parti içi demokrasinin sağlanması sorunu var.

Nihayet, partilerin seçim işbirliğine – ittifakına da yolu açmak gerek..

Görünen o ki, yoğun kamuoyu baskısı kaçınılmaz.

Düzen partileri statükodan yanadırlar..

En başta da “statükoyu yıkıyoruz” masalları ile halkı kandırmaya çabalayan AKP!

Tüm bu “yasal” düzenlemeler beklerken, onlar sözde “yeni anayasa” yapma peşindeler..

Aşık Veysel‘in deyişiyle “Niyet başka başka olduğundan..” herhalde..

Sevgi ve saygı ile.
16.7.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

SEÇSİS ve SEÇİM GÜVENLİĞİ

Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr. D. Ali Ercan

 

 

Seçim yasasından çok SEÇSİS‘le ilgilenmek, komplo kuramcılarının gazına gelerek, ‘cambaza bak’ tuzağına düşmekten başka bir şey değildir.

– Seçim sandığının başında gözünü dört açan güvenilir bir Parti temsilciniz / gözetmeniniz varsa,

– Bu temsilci Sandığın başlangıçta “boş” olduğuna ve kullanılan oyların askıdaki listeye uygun oluşuna dikkat ediyorsa,

– Oyların sayımından sonra, tutanaktaki rakamları kaydedip Parti Genel Merkezine gönderiyorsa,

– Parti Genel Merkezi Seçim sandıklarından gelen bu rakamlardan Partinin
(ve diğer partilerin) aldığı oyları bire bir takip edebiliyorsa,

ELEKTRONİK YOLDAN OY HIRSIZLIĞI YA-PI-LA-MAZ !!

Elektronik sistemle hırsızlık yalnızca TUŞLARA BASILARAK VERİLEN OYLARDA MÜMKÜNdür;

Bunun dışında, oyların merkezlerde toplanması işleminin doğal olarak Bilgisayarla yapılmasında hiçbir sakınca yoktur; hatta, elle yapılacak işlemlerden çok daha çabuk ve sağlıklıdır.

***
Seçim yasasından çok bu konuda çığırtkanlık yapanlar, bilerek bilmeyerek dikkatleri ikincil bir sorun üzerine çekiyor, ana sorunu görmezden geliyorlar.

Türkiye’deki seçim sistemindeki ana sorun, çarpık mantıklı Seçim Yasası‘ndan kaynaklanan handikaplardır. Örneğin 2002 seçiminde tüm seçmen oylarının dörtte birini alan AKP, Seçim Yasası’na uygun bir biçimde Meclisteki sandalyelerin üçte ikisini
ele geçirdi. Elektronik sistemle falan değil, doğrudan ve açıkça, Yasa aracılığı ile
CHP’nin 560 bin oyunu “çalmış” oldu. Tüm Türkiye genelinde 10 milyon oy,
fazladan AKP hanesine yazıldı. Çıplak GERÇEK budur;

  • Bu seçim yasası geçerli olduğu sürece %35 üzerinde oy alan bir parti
    her zaman Meclis’te salt çoğunluğu yakalar.

Lütfen paranoid komplo kuramcılarının çığırtkanlığına kapılmayalım;
gerçekçi ve etkin önlemler alalım.

Sevgilerimle.æ

Not : 200 bin sandığın her birinin başında gözetmen yoksa, ağlamak, sızlanmak boşunadır.. sonuç her türlü manüplasyona açık olur doğallıkla.
Üstelik kanıtlayamadıkça iftiracı durumuna düşülür.