ÇANLAR SUSMAZ BAYRAKLAR İNMEZ

ÇANLAR SUSMAZ BAYRAKLAR İNMEZ

Rıfat Serdaroğlu

Rifat Serdaroğlu
https://rifatserdaroglu.com/, 24.08.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Dünyanın yeni delisi Trump, Avrupa Birliği Ülkeleri için de yaptırım kararı aldı ve uygulamaya başladı!
Siz, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinden örneğin Almanya Şansölyesi Merkel’den; (hani tesadüfen zengin olmuş, 300 Milyar Avro bütçe FAZLASI veren ülke var ya hah işte tam orası) “Eyy Almanlar; Trump’ın bu yaptığı, doğrudan kilisedeki çanlarımıza ve bayraklarımıza karşı yapılmış ekonomik bir saldırıdır” dediğini duydunuz mu?

Duyamazsınız! Çünkü Avrupalı yöneticiler hayal aleminde yaşamazlar.
Plan yaparlar, strateji geliştirirler ve sonuca giderler.
“Yol bulmak”, “Sıfırlamak”, “Hırsızlık oğuldan babaya değil babadan oğula geçer”, “Fakir, çalmasını bilmediği için fakirdir” gibi ahlak dışı anlayışları yoktur! Vatandaşlarına asla yalan söylemezler.
Almanya, bankalarının tamamını yabancılara satmaz. Stratejik Kuruluşlarını dağıtmaz. Bir otoyolu veya köprüyü, maliyetinin 5-6 katına mal edip milletini soydurmaz!
Avrupa’da bu soygunlara vatandaşları izin vermez. Bunları yapmaya yeltenen, yoldan çıkan bir yönetici olursa, kamuoyu ile basını ile yargısı ile ona dünyayı dar ederler.

Saatçi Zafer-
Eskort Egemen-
Boyunsuz Muammer-
İ. Melih Gökçek-
Okçu Bilal-
alışveriş için mağazayı tümden kapatan eşler

gibilerini orada asla göremezsiniz. MAN Adası ve Malta Dövizleri gibi rezilliklere meydan verilmez. Niyetlenen kendini yargıcın karşısında bulur. Deniz Feneri e.V gibi soygunlara anında müdahale edip, karara bağlarlar. Avrupa’da kimse hırsızı korumaz!

Peki, ne yapar bu Avrupalılar?
ABD’ye nasıl karşılık vereceklerini veya vermeyeceklerini, ekonomilerinin dayanma güçlerini, ilmi olarak belirlerler ve diplomasiyi kullanarak bu sıkıntılı durumdan çıkmaya çalışırlar…

Biz ne yapıyoruz?
Yıllarca borç aldık, borcu üretim ve istihdam değeri olmayan yerlere gömdük. Yandaşları beslemek için, gereksiz büyüklükte yatırımlar yaptık, sonunda duvara dayandık!
Sonra zavallılar gibi başladık, ezanımıza bayrağımıza saldırıyorlar diye bağırmaya!
Gerçek şudur :
Akşamdan yediğin hesapsız hurmalar, sabah kıçını tırmalar. Bizimkisi de o hesap. Göm borç aldığın parayı taşa toprağa, benden sonra ne olursa olsun.

Size iki örnek vereyim :
-Bayburt-Gümüşhane Havaalanı için müteahhite yıllık 2 milyon yolcu garantisi verildi. 20 yıl boyunca bu garantiyi döviz olarak ödeyeceğiz.
Bayburt 80 bin nüfuslu, Gümüşhane 170 bin nüfuslu. İki il 250 bin kişi. Bu 250 bin vatandaşımız, yılda 8’er defa uçsalar ancak yandaş müteahhite verilecek para tamamlanacak. Uçmazlarsa Türk Milleti olarak bu parayı bizler uçacağız! Bu iki ilimizin yakınında rahatlıkla kullanabilecekleri 1,5 saat mesafeli Trabzon ve Erzurum Havaalanları da var. Bu parayı bir fabrika, bir üretim tesisi için kullansak daha akılcı olmaz mıydı?

-Tüm statlarımıza bakın! Üç büyüklerinkiler hariç, tamamının maç başına seyirci ortalaması 3-5 bin kişidir! Stat kaç kişilik? 40 bin-50 bin-60 bin! Ne gerek var? Her ile 15-20 bin kişilik statlar yap, artan para ile üretim tesisleri aç. Yoo olmaz! Niçin olmaz? O zaman avantayı, ortaklığı nasıl kapacağız?

  • Behey Müslüman, kendi insanını, kendi ülkeni soyuyorsun, hiç utanmaz mısın?

Değerli Okurlar;
Türk Milleti olarak iki önemli işimiz var!

-AKP’nin bizleri bilerek düşürdüğü bu durumdan, egemenliğimizi tamamen kaybetmeden nasıl çıkarız?
-Bizi hangi siyasi parti bu çukurdan çıkarır?

Yanıtınız varsa lütfen gönderin!
Özellikle CHP ve İYİ Parti yetkilileri! Tatiliniz bittiyse, ne düşündüğünüzü
Türk Milletine lütfen anlatır mısınız? Biz düşüncelerimizi yine açıkça ve mertçe pazartesi günü sizlerle paylaşacağız…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
====================================
Dostlar,

Bir kez de biz soralım :

  • Behey Müslüman, kendi insanını, kendi ülkeni soyuyorsun, hiç utanmaz mısın?

ATATÜRK, 1 $ = 1,26 TL olarak bıraktı 1938’de. Erdoğan 2002 sonunda 1 $ = 1,61 TL’den aldı, 1 $ 6 TL’yi buldu.

Gerekçe hep aynı ve hazır : “Dış güçler!”
Reçete de şablon : “Bizim Allahımız var”
İslam inancına göre Allah tüm insanları yaratmadı mı?
Erdoğanizm, Allah’a da el koyacak!
Bayram iletisinde ABD’nin yaptığı ‘bayrağa ve ezana saldırı’ dır dedi..

  • Mide bulandıran, sınır tanımaz, damardan hamaset ve aldatma nereye dek?

Halk elbet uyanacak, yoksullaştırma diz çökertiyor!

Siyaset etiği
 en başta halka doğru söylemeyi, dürüstlüğü gerektirmiyor mu?

Dindar değil dinci, hatta din sömürgeni, dinbaz AKP siyaseti bu kuraldan bağışık mı
(muaf mı)??

İnsanlığın 1. kuralı DÜRÜSTLÜK değil mi! AKP İslamında Dürüstlük yer almıyor mu?
Kur’an
müslümanlara DÜRÜST olmayı emretmiyor mu?

Yoksa, ‘dar-ül harp’ ilan ettiğiniz Türkiye’de, her taraf viraneye döndürülene dek Kur’anı askıya mı aldınız? Kim ve hangi yetkiyle?

Cihat hukuku mu ilan edildi Anadolu’da? Nedir bu yaptıklarınız??
Nerede duracaksınız??
*****

Durum ”kritik” aşamadadır ve Muhalefet ortak davranmalı ve bu ağır bunalım için TBMM’yi hemen toplantıya çağırarak çare üretmelidir. Israrla şu isteği öncelikli gündemde tutmalıdır :

  • Emekçilerin ücretlerinde, yıl sonu beklenmeden enflasyonun altında kalmamak üzere hemen iyileştirme (zam!) yapılmalıdır. 
  • On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. 
  • Haramzadelerin borçlarını Devlet olarak yüklenemezsiniz!
  • Bedeli rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu çöküşten masum Halk değil, iktidar ve onlar sorumlu.
  • Basın, bu sefillikten kendini kurtarmalı; evrensel görevini yapmalıdır. Basın etiğinin tüm dünyada geçerli kuralı, DÜRÜST – DOĞRU HABER, özgür yorumdur.. Haber ver kardeşim, halka gerçek – çıplak haberleri ver ve.. Dilediğince yorumla. Halkın beynini yıkama!

    Öyle sanıyoruz ki, yandaş basının içine düştüğü , düşürüldüğü ahlaki sefaletin bir örneği daha tarihte yoktur ve olmayacaktır.

Bir yandan vahşi devalüasyon ile gazete – TV…. yayıncılığının maliyetleri katlanacak, öbür yandan RTÜK ha bire cezalar yağdıracak ve sermaye de reklam ambargosu uygulayacak; Saray’ın sesi basıncık ile demokrasi olacak öyle mi? Bu senaryo 1800’lerde çökertildi!

Sevgi, saygı ve endişe ile. 25 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Brunson bahane devalüasyon şahane!

Brunson bahane devalüasyon şahane!

Emre Kongar
Cumhuriyet, 21.08.2018

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Erdoğan/AKP iktidarı sadece Cumhuriyetin devlet kurumlarını ve adalet mekanizmasını yok etmekle kalmadı, ülkenin ekonomisini, yani üretim gücünü de sakatladı: 
Türk Lirası’nın devalüe edilmesi yani yabancı paralar karşısında değerinin düşürülmesi, kaçınılmaz bir sonuçtu! 
Bunu gören iktidar, önce seçimleri öne aldı… 
Sonra, bir Evangelist (Evanjelik) misyoner olan Pastör (rahip/papaz) Brunson üzerinden, Halkbank bağlantılı bir krizi, Trump’a İsrail’de tutuklu olan kadını serbest bıraktırarak ama karşılığında bu Pastör’ü bırakmayarak, ön plana çıkardı. 
Krizin sonucunda, Trump ve şürekâsı, Türkiye’ye karşı bazı ekonomik ve siyasal önlemler aldı. 
İktidar bunu bahane ederek, güya “boykot etmek için”, zaten artık kaynak sıkıntısı çekmeye başladığından, bazı ABD ürünlerinin ithal vergilerini artırdı ve halkın üzerine yeni bir yük daha bindirdi. 
Bu ekonomik ve siyasal kriz sırasında Türk Lirası yaklaşık % 50 oranında devalüe edildi. 
Devalüasyon, iktidarın mali ve ekonomik politikaları sonunda zaten zorunlu hale gelmişti ve bekleniyordu.
İktidar bu devalüasyonu, “Onların doları varsa, bizim de Allahımız var” ve“Ekonomimize yönelik saldırının, doğrudan ezanımıza ve bayrağımıza yönelik saldırılardan hiçbir farkı yoktur” diyerek Türkiye’ye karşı bir dinsel ve milli saldırı sonucu olarak kamuoyuna yansıttı. 
Bütün medya ellerinde olduğu, bütün gazete ve televizyonlar “Milli ve Dini” seferberlik mesajları ile beyin yıkadığı için, ekonomik ve mali yapının tahribinden kaynaklanan bu zorunlu devalüasyon örtbas edilmiş görünüyor. 
Ama sadece “görünüyor”, çünkü bu devalüasyonun sonuçları sabit ve dargelirli halkımıza çok acı zamlar biçiminde geri dönmekte ve günlük yaşamı gerçekten çok zorlaştırmakta olduğu için, bir süre sonra, dini ve milli seferberlik nutuklarının karın doyurmadığı anlaşılacak. 
Bu durum iktidara olan desteği azaltacak; desteğinin azaldığını gören iktidar daha da sertleşecek; temel hak ve özgürlükleri iyice sınırlayacak ve kısıtlayacak; böylece Demokrasi talepleri bilinç ve anlam kazanacak; ama bu süreçte toplumun ödeyeceği bedeller çok çok artacak! 
Yine de moraliniz bozulmasın, 

  • Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni Demokratik hedefinden saptırmak kolay olmayacak! 

DİREN HUKUK VE ADALET…  DİREN DEMOKRATİK CUMHURİYET! 

Not: 
Bayramınız kutlu olsun. 

Ben geçen cuma, Hatay Arsuz’da Füsun Sayek’i anma etkinliklerinde “Çok Kültürlülük ve Toplum” adlı bir konferans verdim ve orada, barış içinde birlikte, mutlu bir biçimde yaşayan farklı kimliklerin güzelliğini gördüm. Arsuzlulara gösterdikleri konukseverlik için teşekkür ediyorum. Öyküsü www.kongar.org adresli internet sitemde.
===========================================
Dostlar,

Biz de başından beri soygun – talan ekonomisinin kaçınılmaz kıldığı zorunlu devalüasyonu nasıl halktan gizlemeye, maskelemeye çabaladığını yazdık.. Sitemizin manşetinde güncel makalelerimizde sorunu sürekli ve kapsamlı, erişebildiğimiz açık kaynak verilerle işledik :

Manşette şu dizelere de yer verdik :

ATATÜRK, 1 $ = 1,26 TL olarak bıraktı 1938’de. Erdoğan 2002 sonunda 1 $ = 1,61 TL’den aldı, 1 $ 6 TL’yi buldu. Gerekçe hep aynı ve hazır : “Dış güçler!” Reçete de şablon : “Bizim Allahımız var” İslam inancına göre Allah tüm insanları yaratmadı mı? Erdoğanizm, Allah’a da el koyacak! Bayram iletisinde ABD’nin yaptığı ‘bayrağa ve ezana saldırı’ dır dedi.. Mide bulandıran, sınır tanımaz, damardan hamaset ve aldatma nereye dek? Halk elbet uyanacak, yoksullaştırma diz çökertiyor! Siyaset etiği en başta halka doğru söylemeyi, dürüstlüğü gerektirmiyor mu? Dindar – dinci AKP bu kuraldan bağışık mı (muaf mı)??

Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi.. 7 TL’nin altına “inen” Dolar sevindiriyor mu!!?? 5 TL felaket olur derken 6 TL’ye bayram mı edeceğiz? Ne var ki, Standard and Poors dün (18.8.18) Türkiye raporunda hem kredi (borç alabilme yeterliği!) notunu düşürdü hem de 2018 sonu $ kurunu  6.90 TL olarak kestirdi! AKP = Erdoğan her şeyin yolunda olduğunu, hiiiiiç endişe etmememiz gerektiğini söyleyip duruyor madem;

  • Emekçilerin ücretlerinde, yıl sonu beklenmeden enflasyonun altında kalmamak üzere hemen iyileştirme (zam!) yapılmalıdır. 
  • On milyonlarca masum insanı göz göre göre yoksullaştıramazsınız. Bedeli rantiye sınıfı ödemeli. Çünkü bu çöküşten masum Halk değil, iktidar ve onlar sorumlu.

Bu arada AKP müritlerinin ”epey” yastık altı döviz – altın stoku olduğunu izliyoruz.. TL’ye geçiyorlar biraz.. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi? 

MB rezervleri 96-98 milyar dolar eriyerek kritik 30 milyar doların altına indi – indirildi!Kısa vadeli borçlar bile MB döviz rezervlerini çok aşıyor! Dalgalı kura karşın epeydir ertelenen DEVALÜASYON FİİLEN ve HIZLICA ya-pıl-dı, yapılmakta.. Tam bir yangın! Ülke alev alev.. Tek sorumlusu kesin olarak AKP = RTE! Ekonomik savaş halka masal..

  • Bayram sonrası TBMM mutlaka toplanmalı. AKP sorunların tartışılmasını ve halkın gerçekleri öğrenmesini istemiyor. TBMM’ye saygısı olsa böyle yapar mı? Göstermelik Meclis, baskı altında yargı ile medya ve tam bir Erdoğan mutlakiyeti! Demokratik Cumhuriyet sizlere ömür; ”seçilmiş” (!) hükümdar Erdoğan! Üst-orta gelir düzeyinden alt-orta sınıfa ülkesini yoksullaştıran AKP! Demokratik Cumhuriyetten otokrasiye, geriye savrulan ülkemiz..
  • Brunson krizi çıkarılmasa idi, birkaç ay sonra ekonomi gene dibe vuracaktı..

  • AKP = RTE öylesine çaresiz ki; varlık barışı = kirli para aklamada tüm sınırlar kaldırıldı..
  • ABD, AKP kendisiyle kirli pazarlık yapıyorsa, bunu dünya kamuoyuna açıklamalıdır.
    Açıkladı nitekim.. Bir de çengel sorumuz vardı. O da yanıt buldu ABD açıklamasıyla :
    Lütfen tıklayınız :Beyaz Saray, Wall Street Journal’a sızdırdı: Türkiye, Brunson karşılığında Halkbank cezasının kaldırılmasını istedi!

  • Çengel soru           : Türkiye’ye %40 yakıcı devalüasyon, bu -ortak- senaryo ile mi dayatılıyor yoksa?? Ya da AKP, zorunlu kaldığı vahşi devalüasyonu bu yapay krizle mi maskeliyor?!

  • Çare                           Muhalefet partileri her şeyi ertelemeli ve ortak, yapıcı muhalefet yürütmeli. Halka her şeyi açıklamalı ve çözüm önerileri üretmeli. Seçim öncesi Demokrasi İttifakı sürmeli. CHP adına İnce değil, Parti yetkilileri konuşmalı. Hazine, şirketlerin – bankaların borcunu asla üstlenmemeli! Ama pek çok yandaş şirketin dış borçlarına kur farkı dahil Hazine garantisi verdiniz!?! Örn. Şehir hastaneleri talanı! İyi yönetim bu mu?

Manşeti her gün değişen oranlarda güncellediğimizden, içerik yitiği oluşmaması için zaman zaman yazılarımızın içine aktararak arşivlemiş oluyoruz.. Şimdi de yaptığımız gibi..

Sevgi ve saygı ile. 23 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

95. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

95. YILINDA
SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

Dostlar,

Bu bağlamda önceki yıllarda yazdıklarımızı yeniden paylaşalım..
1 Kasım 1922 idi Mustafa Kemal Paşa’nın başında olduğu yeni kurulmakta olan Türk devletinin saltanatı kaldırması. Lozan görüşmelerine Sevr’e imza koyan Osmanlı Saltanatı da çağrılınca, Kemal Paşa’nın sabrı taşmıştı. Gerçekte içinden çürümüş bu kuruma daha fazla dayanılamazdı. Halifelikten ayrılarak Saltanat kaldırıldı. Zaten Sevr’i onayladıkları için Millet Meclisince “hain” ilan edilmişlerdi.

Kutluyoruz bu büyük Devrimci adımı atan eylemcileri.. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere O’nun dava ve silah arkadaşlarını. Ne var ki, geçen yıla göre AKP = R.T. Erdoğan saltanatı son 1 yılda biraz daha pekiştirildi. Hele gayrımeşru = geçeresiz = yok hükmünde olan 16 Nisan 2017 halkoylamasının kıl payı farkla “evet” yönünde çıkarılmasının ardından Erdoğan AKP’li Cumhurbaşkanı oldu ve eylemli olarak yarıbaşkanlık rolü üstlendi. Uluslararası kamuoyu Türkiye’yi bir saltanat, diktatörlük gibi görmeye başladı, dışlamalar, vize yasakları vb. başladı!
O denli ki, CHP Gn. Bşk. Yrd. Bülent Tezcan, AKP Gn. Başkanı Erdoğan için “Faşist diktatör, diktatörün şeddelisi” ifadelerini kullandı ve saatler içinde hakkında adli inceleme başladı ve Erdoğan suç duyurusunda bulundu..

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan eleştirilerinde, siyaset yaparken AKP Gn. Başkanı gibi davranıyor, ağır – ölçüsüz bir dil kullanıyor sıklıkla ama benzer – yakın ton ve dozda eleştiri aldığında Cumhurbaşkanı kalkanının ardına geçerek bu sıfatla davacı oluyor!? Bu durum siyaset etiğine asla sığmadığı gibi adil, hakkaniyetli, dürüst, eşitlikçi, hukuka uyarlı değil ve silahların denkliği ilkesine de açıkça ters düşüyor.

  • 2019 yerel – genel ve Cumhurbaşkanlığını da AKP = Erdoğan alırsa karşı devrim tamamlanabilir!

Türkiye’de pek çok insan bu ciddi tehdit ve tehlikenin ayrıdında; sorun dağınıklıkta. Etkili bir siyasal önderlikle AKP = RTE karşıtı toplum kesimlerini bir seçim ittifakında toplamak olanaklı. Dileriz bu siyasal girişim önümüzdeki aylarda gerçekleşir ve Türkiye 21. yy’da çağdışı bir yönetime savrulmaktan kurtulur.

AKP = RTE saltanatına da bir kez daha sağduyu diliyor;
– Cumhuriyetin temel değerlerine saldırıya son vermeye,
– Anayasaya tam saygılı olmaya,
– laik – demokratik – sosyal – hukuk devletine içtenlikle bağlı kalmaya çağırıyoruz.

Bu halk başkasını asla kabul etmiyor ve bir yolunu bulup bu gibileri başından defetmeyi
mutlaka başarıyor..

Sevgi ve saygı ile. 01 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

=====================================================
94. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

Dostlar,

Önceki yıl bu gün,

“90. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

başlıklı bir makalemizi sizlerle paylaşmıştık.. Artık “94 yıl önce..” oldu.. Ama minik bir farkla : Artık nur topu gibi bir “yeni Saltanat” ımız var..

– AKP Saltanatı.. : 2002 – ….
Recep Tayyip Erdoğan Sultan Saltanatı : 2002 – …
– Tayyipgiller Saltanatı : 2002 – …
Devr-i AKP Saltanatı : 2002 – ….
– Reis saltanatı.. uğruna idam cezası geri getirilmeye çalışılıyor..
– Başkanlık Saltanatı
– Türk tipi Başkanlık saltanatı )!?)
– %90 ABD benzeri Başkanlık Saltanatı!
– Halife-Sultan saltanatı.. (Irak ve Suriye “Topraklarımdan çekil; vururum!” diyor?!)
……
Ya da benzerleri.. Acaba gelecek yıl ne adlar koyabiliriz?
Koyabilir miyiz? Yazabilir miyiz??
Uğruna memleketin tüm tersanelerine girildi, tüm kaleleri işgal edildi…..
Ama direneceğiz.. Parlamenter Demokrasiyi koruyacak, güçlendirecek ve Cumhuriyetimizi taçlandıracağız. 1876’da başlamıştık Parlamento’lu yaşam kavgamıza.. Onun gerisine kimler düşürebilir ki Türkiye’yi?? Hangi güç ya güçler??

Sevgi ve saygı ile.
01 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com
============================================
90. YILINDA SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

Dostlar,

Günümüzden 90 yıl önce bu gün, Devrim tarihimizin en önemli dönemeçlerinden biri yaşandı. Ulus’taki küçük, mütevazi binada toplanan yurtsever milletvekilleri, 600 yıllık kadim Osmanlı Saltanatına son verdiler! Söylemesi dile kolay.. Bozkırın ortasındaki
25 bin dolayında nüfusu olan bir Anadolu kasabasının bağrında toplanan Milletin Meclisi, İstanbul’daki Halife-Sultanı artık tanımadığını tüm dünyaya ilan ediyordu.

30 Ağustos 1922 büyük utkusu ve 9 Eylül 1922’de emperyalistlerin maşası işgalci Yunanların denize dükülmesinin ardından, Batı emperyalizmi sıcak savaşa son vermek zorunda kalmıştı. Lozan’da barış görüşmelerine başlanacaktı. Batılı emperyalistlerin işlerine geliyordu 2 başlı bir Türkiye. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları elbette bu oyunu yutmayacaklardı. Ayrıca diyalektik olarak, çürümüş ve
içi boşalmış Osmanlı Saltanatı’na son ölümcül darbeyi vurmanın da tam zamanıydı.
Taktik ve strateji ustası Gazi Mareşal ve TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa,
tarihin deterministik gereklerini yerine getirmde çekince göstermedi. Aşağıda SÖYLEV‘inden aktardığımız paragraf, 31 Ekim / 1 Kasım 1922 gecesi
TBMM Komisyonunda Saltanatı kaldırmada ayak sürüyen vekillere söylendi.
Devrim, kararlılığını elbet vurgulayacak ve demir yumruğunu gerektiği yerde kaçınılmaz biçimde indirecekti. Yapılan, tam da buydu.

Kısa makalemizi ilgi ve bilginize sunarız.

Sevgi ve saygı ile.
1.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

SALTANAT’IN KALDIRILMASININ ANLAMI

Şu sözler, son (36.) Osmanlı Padişahı Halife-Sultan VI. Mehmet Vahdettin’in :

     “Koşullar ne denli ağır olursa olsun kabul edelim. İngiltere’nin doğudaki bize dost politikası değişmemiştir. Daha sonra bağış ve iyiliklerini kazanabiliriz.”

Ardından, Paris Konferansı’nda Vahdettin’in Sadrazamı ve damadı Ferit Paşa, İzmir için İngiliz işgalini önerir. Buna karşılık, ekonomik, parasal, hukuksal bağımsızlık.. gibi en yaşamsal istemlerden vazgeçer. Hatta, Bakanlıklarda İngiliz Müsteşar bulunması, illerde vali yardımcılığı görevini İngiliz konsolosların yapması ve maliyenin tümüyle İngilizlerin denetimine bırakılması bile Vahdettin tarafından önerilir. Yeter ki, son Osmanlı Padişahı “Halife-Sultan” VI. Mehmet Vahdettin taht ve tacından geri kalmasın. Ülke parçalanmış, açıkça sömürgeleşmiş, ulus tutsaklaşmış ve vatan toprakları bir avuç kalmış olsa da..

Ülkeyi böylesine satan, hain bir Osmanlı saltanatının daha fazla tutulmasının ulusa hiçbir yararı olmadığı ortadayken, Lozan Konferansı’na bağlaşıklarca taraf olarak çağrılınca, Mustafa Kemal Paşa’nın sabrı taşar. Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca emperyalistlerle işbirliği yaparak ülkeyi arkadan hançerleyen Osmanlı Saltanat kadrosunun artık ulusa daha fazla ihanetine katlanılamazdı. Mustafa Kemal Paşa ve Türk ulusu “ya bağımsızlık ya ölüm” ilkesiyle şanlı Kurtuluş Savaşı’nı verirken, Vahdettin ve tayfası düşmanla işbirliği içindeydiler. Yıllarca savaş alanlarında kan, can ve gözyaşıyla kazanılan ulusal bağımsızlığın ve utkunun Lozan Konferansı’nda masada tehlikeye atılmaması gerekiyordu.

İşte bu gerekçelerle, 1 Kasım 1922’de Saltanat ve Hilafet birbirinden ayrılarak Saltanatın kaldırılması, TBMM’de Mustafa Kemal Paşa’nın şu kararlı sözlerinin ardından oybirliği ile kabul edildi :

  • “Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına zorla el koymuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır… Fakat ihtimal, bazı kafalar kesilecektir.”

İşgalci İngiliz dostlarının (!), kendisinin istemini izleyen gün Malaya zırhlısıyla 17 Kasım 1922’de İstanbul’dan Malta’ya kaçırdıkları son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in (Osmanlı tarihinde hiçbir padişahın düşmana sığınmak gibi davranışı görülmemiştir!) Halifeliği de kaldırıldı ve yerine Abdülmecit Efendi seçildi. Böylece ulus yönetiminin demokratikleşmesi ve Cumhuriyet rejiminin yerleşmesi için çok önemli bir adım daha atılmış oldu. Kimi aymazların dediği gibi Mustafa Kemal Paşa diktatör olsaydı, kendisine önerilen Halife-Padişah makamını kabul ederdi. Oysa O, en “büyük yapıtım” dediği Cumhuriyet’in, TBMM istenciyle seçilen demokrat Cumhurbaşkanı olmayı yeğlemiştir.

Böylelikle; Padişahın tebası-kulu olan insanımız, Cumuriyetin yurttaşı olma yolunda çok önemli bir kazanım sağlamıştır. Egemenliğin kaynağı, gökyüzünden yeryüzüne indirilerek Anadolu Aydınlanma Devrimi’nin en önemli adımı atılarak, Türkiye’nin çağdaş dünyada kendine yaraşır yeri pekiştirilmiştir.

Türk Ulusu’na; Anayasamızın 2. maddesinde 6 temel niteliği tanımlı –insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti– olan tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetimizde sonsuza dek onurlu bir yaşam dileriz.

Sevgi ve saygı ile.
1.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com