Putin duyurdu: Koronavirüse karşı geliştirilen ilk aşı tescil edildi

Rusya Devlet Başkanı Putin; Rusya Sağlık Bakanlığı, Gamaley Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Enstitüsü tarafından geliştirilen koronavirüs aşının tescil edildiğini açıkladı. Putin, “Kızlarımdan biri aşıyı yaptırdı” dedi.

https://www.birgun.net/haber/putin-duyurdu-koronaviruse-karsi-gelistirilen-ilk-asi-tescil-edildi-311533 11.08.2020

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, koronavirüse karşı geliştirilen ilk aşının tescil edildiğini açıkladı. Putin’in açıklamasına göre, Rusya Sağlık Bakanlığı, Gamaley Epidemiyoloji ve Mikrobiyoloji Enstitüsü tarafından geliştirilen koronavirüs aşısını tescil etti. Rusya böylece koronavirüs aşısını tescil eden ilk ülke oldu.

Sputnik Türkiye‘nin aktardığı habere göre, hükümet yetkilileriyle bir toplantıda Putin, “Bildiğim kadarıyla, bu sabah dünyada bir ilk olarak yeni tip koronavirüse karşı geliştirilen aşı tescillendi” dedi.

“AŞI GEREKLİ TÜM DENEMELERDEN GEÇTİ”

Rusya Sağlık Bakanı Mihail Muraşko’dan kendisini aşı ile ilgili bilgilendirmesini isteyen Putin, “Yine de aşının oldukça etkili olduğunu, kararlı bir bağışıklık oluşturduğunu biliyorum. Tekrarlıyorum: Aşı gerekli tüm denemelerden geçti” dedi.

Koronavirüse karşı geliştirilen ilk aşı üzerinde çalışanlara teşekkür eden Putin, bunun dünya için çok önemli bir adım olduğunu vurguladı.

“KIZIM AŞIYI YAPTIRDI”

Aşının kalıcı antikor ve hücresel bağışıklık oluşturduğunu belirten Putin, “Bunu çok iyi biliyorum, zira kızlarımdan biri aşıyı yaptırdı. Kendisinin bu bağlamda deneyde yer aldığını düşünüyorum.” diye konuştu.
==============================

Dostlar,

Sevindirici bir gelişmedir kuşkusuz.
Rusya’nın bu aşıyı geliştirip üretebilmesi için gerekli sağlık insangücüne ve teknik donanıma sahip olduğunu biliyoruz.. Başta BSL4 düzeyinde viroloji AR-GE laboratuvarı ve yetkin Virolog – Epidemiyolog – Halk Sağlığı uzmanı sağlık takımı (ekibi).

Ancak ülkenin Sağlık Bakanlığınca aşının onanıp ruhsatlandırılması yetmez.
Mutlaka, DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ya da yetkilendirdiği (akredite ettiği) uluslararası kaynak (referans) laboratuvarlarca da sonuçların test edilip onanması gerekir.

3 temel adım bu süreçte irdelenecektir :

GLP (Good Laboratory Practice) : İyi Laboratuvar Uygulamaları
GMP (Good Manufacturing Practice) : İyi Üretim Uygulamaları)
GCP (Good Clinical Practice) : İyi Klinik Uygulamalar..

Bu ana koşulların / standartların alt adımları da var elbette. Ruhsat almadan önce 3. aşamaya (faza) gelinmiş olması, yani birkaç on bin gönüllü insan üzerinde aşının denenmiş olması gerek. Ek olarak 2 büyük sınav söz konusu :

1. Etkinlik : Yeterince koruyucu olacak; süre ve koruma düzeyi bakımından
2. Güvenilirlik : İstenmeyen / yan etki ve komplikasyonlar son derece sınırlı olacak maliyet / yarar irdelemelerinde (analizlerinde).

Söz konusu aşının 2’li bir bağışık yanıt oluşturduğunu anlıyoruz :

a. Hücresel bağışıklık ki görece daha uzun süre kalıcıdır (T hücreleri)
b. Hümoral bağışıklık; antikor üretimi.. (IgG ve IgM)

Aşının bu yeteneklerini yayınlanacak bilimsel makalelerde göreceğiz dileriz. Öte yandan, “kalıcı” bağışıklık sağlandığını söylemek şu aşamada çok zor hatta olanaksız çünkü salgın daha 7-8 aylık “bebek” yaşında.  Bu sonuca varabilmek için zaman çok kısa. Ancak bağışık yanıtın olsa olsa birkaç hafta, dahası 1-2 ay koruyucu düzeyde sürdüğünü söyleyebilirsiniz, hepsi o denli!
****
Aşı örnekleri uluslararası yetkili kaynak (referans) laboratuvarlarda DSÖ gözetiminde test edilip onaylanmadan ölçüsüz bir iyimserlik yanlıştır. Doğru olan ise bilimsel özenliliktir (ihtiyatlılık; scientific precautionary principle).

Rusya’yı, başlangıç da olsa bu doğrulanması gereken, doğrulanmasını dilediğimiz başarılarından dolayı bilim emekçilerini ve onları destekleyen Rus devletini kutluyoruz..

İnsanlığın pek çok açıdan böylesine başarı öyküsü ve gerçekleşen büyük adımlara öyle çok gereksinimi var ki..
***
Öte yandan R.T. Erdoğan‘ın, DSÖ verileriyle aşı geliştirme yolunda dünyada 3. ülkeyiz bağlamında sözleri çok acı vericidir. Bu içerik gerçek dışıdır, gerçekleşmesi olanağı da yoktur yukarıda belirtilen nedenlerle. Ancak neden R.T. Erdoğan böylesine pervasızca yanıltılmaktadır çevresince?? Narsistik kişilik danışmanlara yeter etik gerekçe, hukuksal güvence, meşru kalkan olabilir mi??
Bu uğurda bir ülke, bir halk feda edilebilir mi?? Nereye dek?!!

Kaldı ki Erdoğan’ın böylesi bir kısır döngüyü algılayıp (?), dikkate alıp doğrudan bilgi edinme kaynaklarını açık tutma yükümü yok mudur? Bu olgu ürküntü vericidir ülkemizin bekası bakımından.

DSÖ kaynaklarında, bu sitede yayınladığımız, TV konuşmalarımızda son haftada dile getirdiğimiz üzere, 165 noktada aşı geliştirme çabası sürdüğü, 5 ülkede 3. aşamaya (faza) gelindiği geçen hafta açıklanmıştı. DSÖ kaynaklarında, 165 noktada aşı geliştirme çabası sürdüğü, 5 ülkede 3. aşamaya (faza) gelindiği geçen hafta açıklanmıştı.

İngiltere, Astra-Zeneca ile yürütülen aşı çalışmasıyla ilgili 20 Temmuz’da yayınlanan makalede 2. faz sonuçlarının umut verici olduğu ve istenen bağışıklığı sağladığı duyuruldu.

CanSino: Çin merkezli bir başka aşı çalışması olan Cansino da viral vektör türünde aşı geliştiriyor. Çin ordusunda 3. Faz denemelerine başlanan aşının da daha önceki fazlardaki etkisi The Lancet dergisinde incelenmişti.

Sinovac: Eski bir yöntem olan ‘inaktif virüs’ tekniğine göre hazırlanan bu aşıda, enfekte etme özelliğini yitirmiş olan virüs insana verilerek, vücudun hastalığa bağışıklık kazanması hedefleniyor. Haziran’da 1. ve 2. fazda kritik bir yan etki gözlemlenmediğini açıklayan şirket, 3. faz çalışmasını Brezilya’da sürdüreceğini duyurdu. Bu yöntemin dezavantajı, üretiminin uzun ve maliyetli olması. Zayıflatılmış ya da öldürülmüş virüs ile üretilen aşılarda bu virüslerin çoğaltılması için milyarlarca yumurta gerekli.

Sinopharm: Çin merkezli bir başka aşı çalışmasında da ‘inaktif virüs’ yöntemi kullanıyor. Şirket 3. faz çalışmalarını Abu Dabi’de yürütüyor.

Moderna: ABD’de geliştirilen bu aşı, daha önceki aşılardan farklı olarak virüsün kendisinin değil, genetik materyalinin (RNA) vücuda şırınga edilerek bağışıklık oluşturmayı amaçlıyor. Üretimde büyük avantajlar sağlayacak bu yöntemin başarılı olursa, aşı teknolojisinde çığır açabileceği öngörülüyor. Moderna da 3. faz çalışmalarına geçtiğini duyurdu.

Görüldüğü gibi Türkiye ilk 3’te yok!

BSL4 düzeyinde Viroloji laboratuvarı yok! Refik Saydam Ulusal Referans Laboratuvarındaki BSL3 donanımlı.
****
Türkiye’nin mazlum – alınteri ulusal kaynakları 18 yıl boyunca talan edilmeyip, net 2 Tr$ servet yurtdışına aktarılmayıp, 0,5 Tr$ salt betona gömülmese idi; AKP iktidarı ve Türkiye bugün tıkanmazdı.. Geçelim BSL4 düzeyinde viroloji AR-GE laboratuvarı için yaklaşık 1+ milyar $ yatırım yapmayı; korona salgınını bastırarak sönümlendirmek için köktenci önlem olan 14 gün tam kapatmayı (lockdown) bile finanse edecek yaklaşık 50 milyar $ kaynağı Tek Adam iktidarı, ne acıdır ki bulamamaktadır!..

Salgın, yine ekonomik kulvardaki isyan ettiren çaresizliklerin ürünü popülist seçimlerle, irrasyonel açılım – saçılımlarla sürmekte ve kahrolası bedel; masum binlerce insanımızın önelenebilecek iken ÖNLENEMEYEN biçimde kurban edilmesiyle ödenmekte!

Sevgi, saygı,kaygı ve UMUT ile. 11 Ağustos 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

SU – ENERJİ – DOĞALGAZ DOSYASI : Rus Gazına Alternatif Doğu Akdeniz Gazı

SU – ENERJİ – DOĞALGAZ DOSYASI :
Rus Gazına Alternatif Doğu Akdeniz Gazı

Prof. Dr. ÇAĞRI ERHAN
Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü

Türkiye-Rusya ilişkilerindeki gerilim devam ediyor. Her ne kadar, krizin başladığı günden
bu yana ilk üst düzey temas iki ülkenin dışişleri bakanları arasında Belgrad’da 3 Aralık’ta (2015) yapılmış olsa da, çözüme ilişkin herhangi bir somut öneri dile getirilmiş değil. Aksine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, her geçen gün konuya ilişkin söyleminin tonunu sertleştiriyor. Rusya Federasyonu Parlamentosunda yaptığı son konuşmada kullandığı ifadeler hiçbir diplomatik nezaket kuralına uymadığı gibi, devam eden sürecin iki ülkeye verdiği zararı artırıyor.

image001

Türkiye iki haftayı aşkın süredir Rusya konusuyla uğraşırken, Kıbrıs’ta da ilginç gelişmeler yaşanıyor. KKTC cumhurbaşkanlığına Mustafa Akıncı’nın seçilmesinden sonra tekrar hız kazanan Türk ve Rum tarafı arasındaki müzakerelerde çözüme yaklaşıldığı yönünde sinyaller geliyor. Hatta her iki taraftan da çok önemli bazı isimler Nisan 2016’da Ada’nın geleceğini tayin edecek bir referandumun yapılması kararına çok yaklaşıldığını söylüyorlar. Hatırlanacağı gibi, daha önceki BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın himayesinde yürütülen görüşmeler sonrasında 24 Nisan 2004’te yapılan referandumda, Kıbrıs Türk halkının %65’i çözüme “evet” derlerken, Kıbrıslı Rumların %75’inin “hayır” oyu vermesiyle Annan Planı raftan kalkmıştı.

Annan Planı’ndan bugüne geçen sürede köprünün altından çok sular aktı. Her şeyden önce GKRY 1 Mayıs 2004’ten başlayarak AB üyesi oldu. Dolayısıyla, bir çözüme ulaşıldığı takdirde Kıbrıs Türkleri de AB’ye girmiş olacaklar. Ama AB tek ve bütünleşmiş bir Kıbrıs’ta ısrarcı olduğundan, KKTC’nin varlığı sona erecek. En iyi ihtimalle Kıbrıs Türk tarafı bir federe devlet çatısı altında, bütünleşmiş ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit haklara sahip bir parçası hâline gelecek. Aradan geçen son 12 yılda meydana gelen bir başka önemli değişiklik de,
Arap ayaklanmaları sonrasında bölgede ortaya çıkan siyasi tablo.
Özellikle Suriye’de yaşananlar bağlamında Ada’nın stratejik önemi arttı.

Ada’daki İngiliz üsleri Suriye’deki çeşitli gruplara yönelik operasyonlarda bir süredir kullanılıyor. İngiltere Parlamentosu’nda geçen hafta alınan karar çerçevesinde bu üslerin önümüzdeki günlerde daha yoğun biçimde gündeme geleceği tahmin edilebilir. Yine Suriye gelişmeleri sebebiyle Doğu Akdeniz’deki Rus askeri mevcudiyetinin artması, sorunlu bölgeye çok yakın bir konumda bulunan Kıbrıs’ın gündemde olmasına yol açıyor. Son olarak, 2004’te sadece fizibilite aşamasındayken, Mısır-İsrail-Kıbrıs Adası üçgeninde bulunan ve bazı parsellerde çıkartılmaya başlanan doğalgaz, bölgenin jeopolitik öneminin yeniden tanımlanmasına yol açtı.

Bu son iki unsuru yan yana değerlendirdiğimizde, yani Rusya’nın artan askerî yığınağını ve Kıbrıs dolayındaki zengin doğalgaz rezervlerini aynı tablo içinde gördüğümüzde,
Putin’in sadece DAEŞ’le mücadele için Suriye’ye müdahale etmekte olmadığı
çok net ortaya çıkar. Rusya bir yandan, Doğu Akdeniz enerji rezervlerinin çıkartılıp işletilmesinde söz sahibi olmak istiyor, hem de ekonomisinin en önemli ihraç kalemi olan
enerji ham maddelerinin fiyat istikrarını korumak için, kendi çıkarlarına aykırı olabilecek şekilde söz konusu enerji kaynaklarının Avrupa pazarına girişini denetlemek istiyor.

Türkiye-Rusya ilişkileri bugünkü durumunda olmasaydı bile Ankara tarafından mutlaka değerlendirilmesi gereken Doğu Akdeniz enerji rezervlerine erişim, bir süre daha eski durumuna dönmesi olanaklı gözükmeyen ilişkiler nedeniyle bugün daha da öncelikli duruma gelmiş bulunujyor.

İşte bu noktada, Kıbrıs’taki müzakerelerin gidişatına ilişkin Türkiye’nin dikkate alması gereken çok önemli bir parametre daha ortaya çıkmış durumda. Kıbrıs enerji kaynaklarının paylaşımında, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin yerinin ne olacağı kuşkusuz masada pazarlıklara konu edileceklerin arasında sayılıyor. Fakat enerji kaynakları söz konusu olunca ister istemez başka devletler de çeşitli yollarla Kıbrıs’ta çözüm sürecine kendi çıkarları doğrultusunda müdahil olmaya çalışıyorlar. GKRY ile ‘özel’ finansal ilişkileri olduğu kadar, doğalgaza da ilgi duyan Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov geçen hafta Kıbrıs’ta, Rum yetkililerle bu konuları görüştü. Lavrov’dan bir gün sonra ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Ada’daydı. Lavrov’dan farklı olarak, Türk tarafıyla da bir araya gelen Kerry’nin dosyasında enerji konusu da yer almaktaydı.

Türkiye ile KKTC arasında enerji konusunda ne gibi bir eşgüdüm mekanizması olduğunu bilmiyorum. Ankara eğer Kıbrıs müzakerelerinin bu boyutuna zamanında ve güçlü bir biçimde müdahil olursa, Doğu Akdeniz gazının en makul güzergâh olan Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevk edilmesi mümkün olabilir. Bu durumda, orta vadede Türkiye’nin Rusya’ya doğalgaz konusundaki bağımlılığı da hafiflemiş olur. Yunanistan, Türkiye’nin bu yöndeki olası hamlesini engellemek için Türkiye-Rusya krizinde kendisini Moskova’nın yanında konumlandırdı bile. Herhalde Yunanistan’ın bu pozisyonu alması sadece ‘Ortodoks Dayanışması’ yüzünden değil…

==================================

Dostlar,

Çağrı hocayı en azından on yıldır izleriz.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki kariyer gelişimini,
Uluslararası İlişkiler alanındanki uzmanlığını,
ATAUM bünyesindeki AB çalışmalarını..
DYP Genel Başkan yardımcılığı görevini..
Sanırız 2003 sonlarıydı, Kendileri genç bir doçent iken, Ankara’da bir panelde
merhum Prof. Türkan Saylan, merhum Prof. Alpaslan Işıklı, Mustafa Balbay ile birlikte
aynı masada konuşmacı idik.

Isikli_Erhan_Saylan_Balbay_SALTIK

Sayın Prof. Erhan’a, Kemerburgaz Üniversitesi Rektörlüğü görevinde başarılar dileriz..

*****
Sayın Erhan, yuarıdaki yazısında Türkiye’nin son derece önemli bir sorunsalına (problematiğine) değinmekte. İç içe geçip sarmal olmuş bir karmaşık sorunlar yumağına.

Bir yandan “kadim Kıbrıs davası” (“sorunu” diyemiyoruz elbette), bir yandan Türkiye’nin muazzam enerji girdisi gereksinimi ve finansmanı, bir yandan da büyük hata ile düşürülen
Rus uçağıyla birlikte giderek kördüğümleşen Rusya – Türkiye ilişkileri..

Bay RTE Başbakan iken, Dışişlerinin yetenekli ve birikimli uzmanlarını “monşerler” diyerek kendince aşağılamaya kalkmıştı!? Ne var ki zamanla fahiş hatasını gördü ve ancak ve yalnızca onlarla dış politikayı yürütebileceğini çok net biçimde kavradı..

Fakat Anayasa’ya açıkça aykırı bir biçimde ve olağanüstü yanlışlar, tehlikeli – serüvenci adımlarla, CB makamından dış politikayı yürütmeye çabalıyor. Oysa bu bağlamda anayasal yetkisi yok.. Halk tarafından seçilmiş olmasının ardına geçerek demokrarik parlamenter rejimi başkalaştırmaya ve kendi meşruiyetini büyütmeye çabalıyor de facto adımlarıyla.
Her gün ve her yerde hiç gerekmediği halde birkaç kez konuşarak..
Hem de bağıra – çağıra, karşıtlarını aşağılayarak, ötekileştirerek, düşmanlaştırarak
bilinçli bir gerilim yaratıyor, halkı kutuplaştırıyor ve kasıtlı sürdürdüğü bu şiddet söylemiyle kendi kabulleriyle genelde az eğitimli politik tabanını tutmaya (konsolide etmeye) uğraşıyor.

Türkiye yalnızlaştırılıyor ve itibarsızlaştırılıyor giderek.
Değiştiremeyeceği komşularıyla düşmanlaştırılarak giderek Batı – Atlantik ittifakının içine çaresiz – seçeneksiz ve devasa sorunlarıya çekilerek daha da uydulaştırılıyor,
bağımsızlığını yitiriyor..
Son örneği İsrail ile yumuşamaya malum çevrelerce onur kırıcı biçimde zorlanmış olması..

Bu gidişin hızla durdurulması gerekiyor. Temel tarihsel sorumluluk Başbakan’da. 
Davutoğlu Uluslararası İlişkiler alanı profesörü olmasına karşın, geçelim iç politikayı,
dış politikada da ağırlığını bir türlü koyamıyor.. Fakat siyasal – hukuksal sorumluluk kendidinde.
Türkiye girdaptan girdaba sürükleniyor ve “asrın lideri tek adam” durdurulamıyor!?

Bu tablo;

Türkiye’nin bekası açısından son derece risklidir, kabul edilemez ve sürüdürülemez!

Termodinamik yasalarıyla söyleyelim; Tayyip bey frenlen(e)mezse 2 seçenek var bu durumda;

1. Kapitonaj
2. Eksplozyon..

Artık danışmanları açıklayıversin bunların ne demek olduğunu yarıtanrılaş(tırıl)an Erdoğan‘a..

Sevgi ve saygı ile.
20 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Ankara-Moskova Krizinin Olası Sonuçları?


Rusya Slav Araştırmaları Merkezi
|27 Kasım 2015 Cuma

Ankara-Moskova Krizinin Olası Sonuçları?

Sabir Askeroğlu

24 Kasım’da Türk F-16 savaş uçakları tarafından vurulan Rus Su-24 bombardıman uçağının düşürülmesi Moskova ile Ankara arasında diplomatik krize neden oldu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ürdün Kralıyla bir araya geldiği Soçi’de Türkiye’ye yönelik ağır eleştirilerde bulunarak, “yaşananları ciddi bir şekilde değerlendireceğini, ancak yapılanların ciddi sonuçları olacağını” söyledi. Putin’in ardından Rusya’da Türkiye’nin “cezalandırılması” için birçok “hevesli” teklif dile getirildi. Ancak, Türkiye ile ilişkilerini ilgilendiren kararı verecek olan Kremlin, bu konuda daha temkinli davranmaya çalışmaktadır.

Hem Moskova’da hem de Ankara’da uçağın düşürülmesiyle ilgili farklı görüşler mevcuttur. Türk Genelkurmay Başkanlığı tarafından Rus uçağının Türk hava sahasını ihlal ettiğini ve Türk pilotları tarafından yapılan uyarılara uymayan “uyruğu belli olmayan” uçağın “algılanan tehdit” nedeniyle düşürüldüğünü dile getirmektedir. Bunu doğrulayan harita ve ses kaydını kamuoyuna sunmuştur.

Rusya tarafı ise, Suriye tarafından algılanan radarlara göre Türk uçaklarının Suriye hava sahasına geçerek Rus uçağına saldırdığını iddia ederek bunu kanıtlayan herhangi bir kaynak gösterememiştir.

Kimin haklı kimin haksız olduğu tarafların adımlarını belirleyeceği gibi, uluslararası toplumum kimin yanında olacağını da etkileyecektir. Bu nedenle, Rusya medyası ve akademik çevresi panik halinde ve bazen akademik üsluptan uzaklaşarak Türkiye’yi suçlamak için yoğun bir enformasyon savaşını başlatmıştır. Bunun nedeni ise, Rus uçağının düşürülmesinin en büyük sonucunun Rusya’nın “başarılı dış politika” profiline ve uluslararası prestijine Türkiye tarafından darbe vurulmuş olmasıdır.

Moskova’nın Türkiye’ye hamlesine nasıl cevap vereceği tartışılmaktadır. Ekonomik yaptırımlar ilk akla gelen en önem olarak ön plana çıkmaktadır. Rusya’da da en çok konuşulan budur. Örneğin Rus turistlerin Türkiye’ye gelmesinin engellenmesi. Böylece kendi vatandaşlarını ekonomik abluka altında olan ve ilhak sonrası Rusya için bir yük haline gelen Kırım’a yönlendirecektir. Ancak, Rus turistler Türk sahillerinde bulduklarını Kırım’da bulamayacaklardır. Böyle bir kararın Türkiye’ye 3,3 milyar dolara mal olacağı ileri sürülmektedir.

İkinci ekonomik yaptırım, Türk ürünlerinin Rusya’da yasaklanmasına ilişkindir. Kırım ilhakı sonrası Avrupa’nın yaptırımlarına karşı, Avrupa’dan et, tavuk ve diğer gıda ürünlerinin alınmasına yasak getiren Rusya, bu ürünleri Türkiye’den sağlamaktaydı. Ekonomik yaptırımlar sonucu daha pahalıya alan Ruslar, bu kes daha da zor durumda kalacaktır. Türkiye’yle ekonomik ilişkilerini askıya alan Rusya, Batı’nın yaptırımları nedeniyle sorunlar yaşayan ekonomisine yeni bir darbe vurmuş olacaktır. Bu durum, enerji sektörü için de geçerlidir. Rus Enerji Bakanının, enerji sevkiyatı konusunda herhangi bir değişiklik yapılmayacağı yönündeki açıklaması bu nedenledir. Kısası, Rusya ekonomik alanda Türkiye’ye karşı yapacağı her hangi bir yaptırım Rus ekonomisini de aynı derecede vuracaktır.

Rusya’nın bu yöndeki her adımına Türkiye tarafından da karşılık verilecektir. Türkiye’de bazı ürünlerin Rusya’ya ihracatını yasaklayabilir. Batı’nın Rusya’ya karşı ambargolarına katılabilir. Ya da Ankara Rusya’yla gerçekleşen 22 milyar değerinde “Akkuyu” Nükleer Santral inşası gibi büyük projeleri sonlandırabilir.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dimitri Peskov, Putin Rus uçağının düşürülmesine ilişkin herhangi bir askeri karşılık verilmesi söz konusu olmayacağını ve böyle bir gelişmenin yaşanmasına da izin vermeyeceğini, ancak yapılanların sonucunun mutlaka olacağını belirttiğini söyledi. Dolayısıyla Rusya, NATO ülkesi Türkiye’yle bir uçak için doğrudan bir savaşa girmeyecektir. Ancak, Türkiye’yle doğrudan askeri gerginliğe girmek istemeyen Rusya, dolaylı yollardan Türkiye’ye zarar vermek için elinde kartlar bulundurmak isteyeceğini söyleyebiliriz.

Bunun somut sonucu Rusya’nın Suriye’de güçlerini artırması olacaktır. Rusya Genelkurmay Başkanlığı Acil Müdahale Gücü Komutanı Korgeneral Sergey Rudskoy, Suriye’de bulunan Rus üslerinin güvenliği için önlemler alacaklarını açıkladı: Buna göre, Rusya, Birincisi, hava bombardımanlarının tamamı saldırı uçakları desteğiyle gerçekleştirilecek. İkincisi: Hava savunma sistemleri güçlendirilecek. Bu amaçla, S-300 füzelerine sahip “Fort” hava savunma sistemleriyle donatılmış “Moskova” kruvazörü Lazkiye kıyısı bölgelerde konuşlanacaktır. Üçüncüsü: Türkiye’yle askeri ilişkiler sona erdirilecektir. Türkiye’yle askeri iletişimine son verdiğini açıklayan Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Suriye’nin Hmeymim’deki havaalanına S-400 hava savunma sistemleri yerleştireceklerini açıkladı. Bu durum Suriye’deki güç dengesinin değişmesine neden olacaktır.

Suriye’de askeri varlığını artıran Rusya, Suriye iç savaşı içindeki Türkiye karşıtı grupların güçlenmesine destek verebilir. Şam rejimi daha modern silahlara sahip olabilir ve Türkiye için hassas mesele olan Suriye Türkmenlerine karşı daha sert tavır alabilir. Şam yönetiminin “Rus pilotlarının vurulmasından sonra Suriye’deki muhalefetin artık ılımlı olarak görülmeyecek” yönündeki açıklaması bununla ilgilidir. Bunun yanında Şam yönetimi üzerinden Türkiye-Suriye sınırındaki Türk uçaklarını hedef haline getirebilir. Bunu da Suriye’nin egemenliğini ihlal olarak uluslararası toplumda savunmaya başlayabilir.

Rusya’nın Türkiye’ye yönelik dolaylı politikası Suriye’deki PYD’ye silah sağlamak ve Şam yönetimi yanında savaşan Suriye Kürtlerini Suriye krizinin çözümünde önemli aktörler haline getirerek uluslararası toplum tarafından tanınmasını sağlamak olabilir. Uzun zamandan beri “IŞİD’e karşı daha geniş koalisyon” için çabalayan Rusya, PYD’nin de bu koalisyondan yer almasını istemektedir. Ancak Türkiye buna karşı çıkmaktadır. ABD tarafından da IŞİD’e karşı bir müttefik niteliği taşıdığı söylenilen PYD, Rusya’nın da desteğini almak için meşru zemin hazırlanmış olacak.

Ankara-Moskova hattındaki diplomatik kriz iki tarafın siyasetçileri tarafından çözüme kavuşturulması her iki ülke için de en uygun sonuç olacaktır. Ancak Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmüş olması, Türk-Rus ilişkileri açısından olduğu gibi, Rusya’nın uluslararası prestiji açısından da kalıcı iz bırakacaktır.

http://www.21yyte.org/tr/arastirma/rusya-slav-arastirmalari-merkezi/2015/11/27/8349/ankara-moskova-krizinin-olasi-sonuclari 

============================

Dostlar,

Türkiye gündemi son derece hızlı ve karmaşık..
Bunun biraz da kurgulu olduğunu düşünüyoruz.
Kamuoyunun tartışmasının istenmediği, gözden kaçırılmak istenen hususlar var..
Bunlardan biri 64. Hükümetin bileşimi..
Damat beyin (Berat Albayrak) kritik bakanlıklardan birine getirilmiş olması..
Ulusal gelir içinde 1. sayılı kalem enerji dışalımı.. 60 milyar Dolarlar boyutunda.
Maden (örneğin altın!) arama – işletme.. izni verilecek sahalar..
Enerji nakil hatları : Asya – Avrupa arası stratejik boru hatları…

Bir başkası Ali Babacan’ın Başbakan (?!) Davutoğlu’na karşın tasfiyesi..

Bir başkası Cumhuriyet‘e yapılan çok kritik operasyon ve Genel Yayın Yönetmeni
Can Dündar ile Ankara temsilcisinin tutuklanıp hapse atılması..

Tüm bu yaşamsal önemde Türkiye sorunlarının gölgede kalması gerek..
Bir başka önemli, çok sansasyon yaratacak neden – balon bulunmalıydı..
Artık var.. Rusya uçağını düşürme hamaseti..
Çoook derin boyutlu, muazzam maliyetli bir “politik hamle” daha yapılmıştır.
Kesin olarak AKP – RTE’nin ayağına dolanacaktır. 
Ancak ne yazık ki ülkemize maliyeti, öbür “AKP klasikleri” gibi çok ağır olacaktır.

Sevgi ve saygı ile.
27 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Cumhuriyet Gazetesi 26 Ocak 2013 günlü sayısı ve yorumlarımız

Dostlar,

Türkiye kritik günler yaşamakta.
Deniz Kuvvetleri felç edilmiş durumda.
Donanma Komutanı da “..300’ü aşkın deniz subayı topluca casus ve ben de onların komutanıyım, öyle mi?” diye, yüzü olanın yerin dibine batacağı bir gerekçeyle onurla istifasını sundu.. (Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner’den BALYOZ istifası, 24.1.13),

  • Dünyada örneği görülmemiş bir kumpas ile TSK tasfiye edilmekte.
  • T.C. Ordusuz bırakılmakta.

Ne hükümetten tık var ne Genelkurmay’dan..

  • Necdet Özel Paşa, dilinizi mi yuttunuz?

Bu gün ve şimdi konuşmayacaksanız ne zaman konuşacaksınız?
Anlaşılan sonsuza dek susacaksınız.
Peki o makmada oturmaya nasıl devam edebileceksiniz??

Bu soru gelecekte de sorulacak ve çoluk çocuğunuz çok maçup olacak..

Sevgi ve saygı ile.
26.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================

Deniz Kuvvetlerinde Komutan kalmadı!

Balyoz, “askeri casusluk” gibi davalarda tutuklanan askerlere ilişkin açıklama yapan Erdoğan, “İçeride 400’e yakın asker var. Hükümleri kesinse işi bitir.
Ama kesinlik yoksa TSK’deki bütün moralleri altüst eder. Terörle nasıl mücadele edecek bu insanlar?” dedi. Erdoğan “Bunların içinde karacısı var, denizcisi var. Neredeyse komuta kademesinde oralara gönderecek komutanımız kalmıyor. Öyle şey olmaz” diye konuştu. ■

TUTUKLU ASKERLER İÇİN MESAJ

Erdoğan: Komutan kalmadı!

Başbakan Tayyip Erdoğan, çok sayıda TSK mensubunun Balyoz, “askeri casusluk” davaları kapsamında cezaevinde olması nedeniyle komuta kademesinde görevlendirecek komutan bulunamadığını söyledi.

Erdoğan katıldığı televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in zaman zaman “AB’de ne işiniz var?” şeklinde kendisine takıldığını söyleyen Erdoğan, “Putin’e bizi
Şanghay Beşlisi’ne alın
, AB’yi unutalım dedim.” diye konuştu.

Erdoğan, Kürt sorununda çözüm aşamasında önemli yol kat ettiklerini belirterek “Bizler her türlü enstrümanı kullanmaya hazırız. En ufak bir kesinti düşünmüyoruz.” diye konuştu. DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün İmralı’daki görüşmelerden “veto edildiğine” ilişkin değerlendirmeler için Erdoğan,
“Kiminle aklıselim bu iş gidecek bakmalıyız. Tahrike dönüşüyorsa o zaman
aynı şekilde bu yola devam edemeyiz.” 
dedi.

‘TSK nasıl mücadele eder’

Erdoğan darbeler maddesiyle ilgili bir soru üzerine “Şu anda içeride 400’e yakın emekli, muazzaf subay, astsubay var. Mağdur ya da şüpheli olarak gelenler oluyor. Çok daha ağır olanı örgüt kurmaktan, örgüt elemanı olmaktan.
Kesinlik yoksa yüzlerce su
bayı bu şekilde değerlendirirsen, TSK’deki moralleri
alt üst eder. Terörle nasıl mücadele 
edecek bu insanlar? Bu insaların moral değerler, motivasyon noktasında eğer biz darbeyi vurursak, terörle mücadele konusunda çok büyük darbe yeriz. Bunların içinde karacısı var, denizcisi var. Neredeyse komuta kademesinde oralara gönderecek komutanımız kalmıyor. Öyle şey olmaz.” dedi.

  • Çoğunluk yargıya baskının ve yolsuzluğun arttığını düşünüyor,
    serbest kıyafete karşı çıkıyor

AKP’yi kızdıracak anket

  • AKP’li de ‘baskı var’ diyor!

Metropoll Araştırma Şirketi’nin yaptığı araştırmaya göre katılımcıların % 51.7’si gazeteci ve yazarlar üzerinde baskının arttığı, % 54’ü hükümetin yargıya müdahale ettiği düşüncesinde. AKP’li seçmenlerin ise % 32.1’i “baskı arttı” derken % 42’si de “yargıya müdahale ediliyor” görüşünde.

Yolsuzluğa tepki büyüyor

Yolsuzluğun arttığını belirtenlerin oranı genelde %51.9, AKP seçmeninde % 35.1’e kadar çıktı. Ezici çoğunluk okullarda serbest kıyafet uygulamasına karşı olduğunu belirtti. AKP’li seçmenlerin de yarısından fazlası (% 59) uygulamayı desteklemiyor.