SENİ YERLER YERLER..

RİFAT SERDAROĞLU

SENİ YERLER YERLER

(Denenmişi, tekrar denemek aptallıktır. Denenmişi, iki kere denemek geri zekalılıktır. Denenmişi, üçüncü-dördüncü kez denemek ise düpedüz, hainliktir.)

Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin kafaları karışık. Cevap aradıkları soru;

“Amerika’nın, Barzani ve bölge ile Türkiye’ye söylenmeyen bir hesabı var mı?…”

Yerli, yabancı tarihçiler tarafından doğrulanmış, yaşanmış gerçeklerden bazılarını aktaralım ve kimlerin gizli hesabı olabilir, görelim;

*Amerikalı misyonerler ilk kez 1797’de (215 yıl önce) Osmanlı topraklarına geldiler
ve“azınlıklar” üzerine araştırmalarına başladılar.

24 yılda yani, 1821’de bu araştırmaları sonuçlandırdılar.

*1870’de Türkiye’deki Amerikalı-İngiliz-Alman Protestan misyonerlerinin ve Fransız Katolik misyonerlerin sayısı 1317 idi.

*Amerikalı misyonerlerin etkisiyle Ermeniler bazı yerlerde başkaldırı hareketleri başlattılar.

1862’de (150 yıl önce) Zeytun’da (Maraş-Süleymaniye İlçesi), 1863 te Van’da, 1865’te Çarsancak’ta(Tunceli-Mazgirt-Akpazar) ayaklandılar. Zeytun isyanında, Maraş’taki Amerikan Koleji
ve misyonerler açıkça başrolü oynadılar.

*1868’de Amerika, Maraş’ta temsilcilik açtı ve konsolos atadı.

*2. Abdülhamit döneminde, Osmanlı’daki Amerikan okulları 400’ü geçiyordu.

*Amerikan diplomat ve misyonerlerin raporlarına göre, Bağımsız Ermenistan’ın kurulabilmesi için Doğu Anadolu’daki Türklerin temizlenmesi şarttı. Bunun için silahlı isyan gerekiyordu. Oysa o dönemde gayrimüslimlerle ilgili en ufak bir problem yoktu. Amerikalı misyonerlerin azınlıkları, kendi dinî-siyasi ve ekonomik yararları doğrultusunda kışkırtmaları sebebiyle “Ermeni meselesi” ortaya çıktı. Ermeniler de Amerika’nın verdiği rolü başarıyla oynadılar.

*1906-1922 yılları arasında, yani 16 yılda Anadolu ve Kafkasya’da 500 bin insanımız Ermeniler tarafından katledildi.

*Buna rağmen Amerika ve Avrupa’da “Vahşi Müslümanlar, Ermenileri kesiyor” diye yaygara koparıldı. Yayınlar yapıldı, kiliselerde ayinler düzenlendi.

*ABD, Türkiye’nin işgalinde en önemli rolü oynadı. İngiltere ve Yunanistan’ı taşeron olarak kullandı. İzmir’e önce iki Amerikan zırhlısı ile Deniz Piyadeleri geldi, sonra Yunan donanması…

*ABD Başkanı Wilson, 8 Ocak 1918’de Kongre’de, kurmak istediği yeni dünya düzeni için
14 ilke açıkladı. En önemli ilkelerinden biri Osmanlı Devleti ile ilgili
9. İlke idi; “Osmanlı’da, Türk olmayan halklara bağımsızlık verilmelidir…”

Amerika bu kararıyla Anadolu coğrafyasını paramparça etmek istediğini açıklamış oldu.

*Sevr öncesi ABD Başkanı Wilson, Ermenistan sınırını şöyle çizmişti;

Erzurum-Trabzon-Van-Bitlis-Van Gölü’nün büyük bir bölümü.

*Yahudiler, 1896’da Teodor Herzl kanalıyla Abdülhamit’ten Filistin topraklarını istedi. Osmanlı’nın tüm borçlarını ödemeyi teklif ettiler. Abdülhamit bu teklifi kabul etmedi. Başına gelmeyen kalmadı.

*Rusya; Kürtçülük ve Ermeni fitilini ateşledi.

Barzani aşireti (Davutoğlu’nun ağabeyinin aşireti) Rusya’dan yardım aldı ve
Ermeni çetecilerle beraber hareket etti.

Bugün, PKK terör örgütünün yarıdan fazlası Ermeni ve Suriyeli teröristlerden oluşmaktadır..

*1923 Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusu imzalandı.
Sadece Amerika bu güne kadar Lozan Antlaşmasını imzalamadı !…
(A. Saltık’ın notu : Çok büyütmemek gerekir çünkü gözlemci idi taraf değildi…)

Sayın Erdoğan;

Gördüğünüz gibi ciddi devletlerin her durum için birkaç tane hesabı var.
En önemli kozları ise, diğer devletlerin içinden bazı siyasetçileri kullanmalarıdır.
Bunların çeşit-çeşit hesapları var da sizin, kurulmakta olan “Büyük Kürdistan” ile ilgili herhangi bir hesabınız var mıdır, yoksa Eşbaşkanlık görevinizin gereğini mi
yerine getiriyorsunuz?

Eğer görebiliyorsanız, dünün Amerikan okullarının yaptığını bugün,
özellikle Türk ve Müslüman ülkelerde Cemaatin okulları yapıyor.

Şimdi anladınız mı, elin adamını niçin çiftliklerde, villalarda, kuş sütüyle besliyorlar
ve koruyorlar?…

Şimdi anladınız mı, 19 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta yaşadığımız feci olayların kökünün
taa 1862’deki Zeytun olaylarında olduğunu ?…

Sayın Erdoğan;

Bu ülkeyi yönetebilmek için tarihi doğru bilmek, okumak ve öğrenmek gerek.
Cihan Devleti olan bu ülkeyi, izbe köşelerde Türk düşmanı, din adamı geçinen
cahil yobazların kulaktan dolma ve uydurma bilgileriyle yönetemezsiniz.

Yönetmeye kalkarsanız sizi yerler, yerler.
Sizi ham yapar bu zilliler..

Sağlık ve başarı dileklerimle, 03 Ağustos 2012

RİFAT SERDAROĞLU

rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

TARİHE NOT DÜŞÜYORUZ

TARİHE NOT DÜŞÜYORUZ

Bazı okurlarımız, “yazıyorsunuz, yazıyorsunuz da ne oluyor? Duvardan ses var bunlardan yok. Bunların hak-adalet-insaf duyguları kalmamış. Kul hakkı yemekten bile korkmuyorlar, sizin de başınıza bela açacaklar, sizin için korkuyoruz..” diye mesaj gönderiyorlar.

Bazı okurlarımız ise artık, siyasi olarak eyleme geçme zamanının geldiğini,
aktif siyasete dönmemiz gerektiğini söylüyorlar.

İlk olarak;

Bu bademlerden korkan, onlardan beter olsun. Onlar, bizler gibi insanları gördüklerinde, ışığı gören yarasalar gibi karanlıkların dibine kaçarlar.

Atatürk- aydınlık-çağdaşlık-medeniyet-gerçek demokrasi- kalkınmışlık-zenginlik-refahın hakça paylaşılması-kardeşçe huzur içinde olmak ve sadece Allah rızası için inancını yaşamak, bunların ilacıdır. Bu değerleri koruduğumuz ve yücelttiğimiz takdirde bunlar, köküne kibrit suyu dökülen ağaç gibi kurur giderler…

İkinci olarak;

Türkiye’nin başına gelen dertlerin önemli nedenlerinden biri de, “hırsları, akıllarının üzerine çıkmış siyasetçilerdir.”

Biz üzerimize düşen görevleri, elimizden geldiği kadarıyla yaptık.
Bundan sonra yapmamız gereken;

Bölünmüş-parçalanmış Merkezin- Merkez Sağın bir araya getirilmesi için
gayret göstermek olabilir.

Bunun için daha zamana ihtiyacımız var.

Maalesef, milletin daha görecekleri var. Yani çile henüz dolmadı…

Bizim yaptığımız, “Tarihe not düşmek ve haksızlığa uğramış vatanseverlerin morallerini yüksek tutmağa” çalışmaktır.

Türkiye’de bugün yaşanan “hukuk ihlalleri” , “haksız tutuklamalar”, “tutuklamanın cezaya dönüşmesi” “insanların sahte dijital delil bozuntularıyla hapse atılmaları”, “çekilen işkenceler”, “ölüp giden canlar”…

Bunların hesabını tek-tek, tarihe kaydediyoruz.

İnsan ömrü için 5 yıl, 10 yıl, 12 yıl çok uzun zamanlardır. Zamanında bu sıkıntıları yaşamış biri olarak bunu çok iyi biliyorum ve bugün sıkıntı çekenlere dayanma gücü vermesini, Allah’tan diliyorum.

Ama bu uzun süreler, milletlerin hayatında birer nokta gibidirler.
Yassıada yargıçlarını hatırlayan var mı? Ya 12 Mart işkencecilerini, 12 Eylül’ün beşlerini?..Kimse bunları hatırlamaz bile.

Fakat bir Menderes’i, bir Deniz Gezmiş’i, bir Uğur Mumcu’yu Türk Milletine unutturmak mümkün mü?

Yapılması gereken bu sıkıntılı günlerde saflarımızı sık ve kalabalık tutmak olmalıdır.

Yelpaze geniş tutulmalıdır. Herkes eteğindeki taşı dökme zamanıdır.

Türk Vatanını sevmek-Atatürk’e ve ilkelerine bağlı olmak- demokrat olmak-
Lâik Cumhuriyete inanmak- çağdaş ve hoşgörülü olmak ve beraber yaşamak isteyen herkesi kucaklamak vazgeçemeyeceğimiz değerlerimiz olmalıdır.

Çünkü; Ülkemiz bu kez yerli işbirlikçilerin, eşbaşkanların, ümmetçilerin, cemaat ve tarikatçıların, önce mücahit sonra müteahhit sonra da her şeye müsait olan tırnakçıların tehdidi altındadır..

Zaman birlik ve beraberlik zamanıdır.

Perşembe günü bazı gazetelerimizde, adını şimdiden “Unutulmayacaklar” listesine yazdıran değerli bilim adamı Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın bir duyurusu yayınlandı.

Yüreğinin bir yerinde Allah korkusu, adalet duygusu, insan saygısı olan yöneticilerin, bu duyuruyu okuyup utanmaları lazım.

Adamcağız feryat ediyor;

“Benim suçum ne, benimle ilgili her sahte delili çürüttüm, buna rağmen 3 yıl 4 aydır tutukluyum, bu zulme, bu adaletsizliğe niçin maruz bırakıldım??” diyor…

Vicdan sahibi olan hangi insan; Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Haberal tutuksuz yargılanırsa, kaçacak veya aradan 3 yıl 4 ay geçtikten sonra delilleri karartacak, diyebilir ki?..

Bu adam ve öbürleri neden hala tutuklular?

Dünyanın demokratik ülkelerinden hangisinde böyle haksız ve zalimce uygulama var?

Ey TÜSİAD’ın, TOBB’un, İşveren-İşçi Sendikalarının, Sivil Toplum Örgütlerinin, sözüm ona özgür Üniversitelerimizin ve basının değerli yöneticileri;

Bu haksız uygulamalar, TSK’nın Genel Kurmay Başkanı’nın “Terörist”, eşkıya başı Barzani’nin “Devlet Adamı” muamelesi görmesi, insanların haksız yere yıllarca hapislerde çürümeleri sizin canınızı acıtmıyor mu?

Hukuksuzluklar sizi ilgilendirmiyor mu?

Diliniz mi tutuldu?

O kadar mı korkuyorsunuz?

“Yahu arkadaş, burası çadır devleti mi, babanızın çiftliği mi” diyecek kadar da cesaretiniz yok mu?…

Sizler susmaya devam ettiğiniz sürece, sıranın size gelmesinin kaçınılmaz olduğunu görmüyor musunuz?…

Bize, “niçin yazıyorsunuz” diyen değerli okurlar;

İşte bunları tarihe not etmek için yazıyoruz.

15-20 sene sonra bugünlerde yaşadıklarımızı okuyan gençler, doğruları okuyabilsinler, bizim neslimiz gibi ödlek olmasınlar, vatanlarına sahip çıksınlar diye yazıyoruz.

Bu kadarı için bile yazmak, tarihe not bırakmak, yetmez mi?…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 04 Ağustos 2012

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

KARDEŞLİK HUKUKU

KARDEŞLİK HUKUKU

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. (Anayasa md. 104)

Cumhurbaşkanı Gül, Ankara turu sırasında şunları söyledi;

“Günü geldiğinde de biz kendi aramızda otururuz, konuşuruz ne yapılacaksa en doğrusunu hep beraber yaparız. Ayrıca şunu sizler de biliyorsunuz, bir kez daha hatırlatmak isterim herkese. Sayın Başbakan Tayyip Bey ile olan arkadaşlığımız, ilişkilerimiz kardeşlik hukukunun da ötesindedir…”

Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir kabile devleti, bir çadır devleti gibi yönetildiğinin en açık ifadesidir.

Cumhurbaşkanı ile Başbakan, ister oturarak, ister ayakta durarak, ister yatarak konuşsunlar, hukuk devletinde ikisi arasındaki resmi ilişkinin sınırları Anayasa
ve yasalarla çizilmiştir.

Bu çizgilerin aşılması veya yok sayılması tümüyle cehalet ve çapsızlık örneği olur.
Cumhurbaşkanlığı makamını “Devremülk Yazlık Ev” sananlar, neredeyse biraz ben oturayım, sonra sen gene oturursun, daha sonra da çocuklar gelsinler, diyecekler!…

Birbirlerinden kaçırmaya çalıştıkları koltuk, babalarından bu ikiliye miras kalmamıştır. O makamın sahibi Türk Milletidir. Türk Milletinin bu kez kendisinin seçeceği bir makam için, iki sene önceden pazarlık ve polemik yapmak, Türk Milletine yapılabilecek en büyük hakarettir. Bu da kimsenin haddi değildir.

Gelelim aralarındaki “özel hukuka…”

Cumhurbaşkanı Gül;

“Tayyip Beyle arkadaşlığımız, ilişkilerimiz, kardeşlik hukukundan da ileridir” demektedir.

Kardeşlik Hukukundan daha ileri bir yakınlık ne olabilir? İnsana, kardeşinden daha yakın kim olabilir? Sevdiği, eşi desek bildiğimiz kadarıyla bunlar arasında öyle bir ilişki yok !…

Aile Hukuku desek, iki Sayın Hanımefendi’nin birbirlerinden hiç haz etmedikleri,
Emine Hanımın eline ilk fırsat geçtiği anda gereğini yapacağını bilmeyen yok!..

Bir zamanlar Beşşar Esad’a da “Aile Hukuku” kapsamında yaklaşmışlardı.
Şimdi Esad, Esed oldu, neredeyse adamın ipini bizimkiler çekecek…

O zaman, kardeşlik hukukundan daha ileri olan hukuk nedir? Ne olabilir?

“Menfaat Hukuku” veya “İhanet Hukuku” olabilir mi? Olamaz, olmamalı…

Devletin 1 ve 2 numaralı koltuklarında oturan bu ikilinin “menfaat” veya “ihanet” ilişkileri içinde olmaları düşünülebilir mi? Elbette düşünülemez, düşünülmemeli !…

“Tarikat Hukuku”, “Cemaat Hukuku”, “Şeriat Hukuku” olabilir mi?

Lâik Cumhuriyeti koruyacağına, “namus ve şeref” üzerine yemin eden bu ikili için bence olamaz, olmamalı…

O zaman Sayın Cumhurbaşkanı, “Kardeşlik Hukuku”ndan daha ileri olan ilişkinin adını ve sebebini Türk Milletine açıklamak zorundadır.

Bu ilişki nedir ki, Cumhurbaşkanı seçmek için oy kullanacak Türk Milletini yok sayacak kadar önemlidir?…

Hz. Adem ile Hz. Havva’nın büyük oğulları Kabil’in, kardeşi Habil’i öldürmesine aralarındaki “kardeşlik hukuku” engel olamamıştı.

Danışmanlar kanalıyla yürütülen bu kavganın, ileride Kabil-Habil kavgasını aşacak
bir konuma dönüşmemesi ve bizleri üzecek bir sonuca varmaması için bu
“Özel Hukukun” mutlaka Türk Milleti tarafından bilinmesi gerekir.

Haydi Sayın Cumhurbaşkanı;

Oturun ve bize anlatın. Nedir bu meselenin gerçeği?…

Sağlık ve başarı dileklerimle.

07 Ağustos 2012

PERVASIZ PKK !?

PERVASIZ PKK

Cumhurbaşkanı Gül, Türk Milletine 8 şehit 21 yaralı verildiğinin söylendiği gün bilgisayarının başına geçti ve twitter hesabından şu açıklamayı yaptı :

“Terör örgütü bu Ramazan ayında pervasızca bir plan içerisine girmişti. Buna fırsat vermemek için güvenlik güçlerimiz ön tedbir alıp yoğun bir mücadeleye girdi. Maalesef yüreğimizi dağlayan şehitlerimiz var. Hepsine Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm milletimize de başsağlığı diliyorum…”

Gül’ün kendi elleriyle yazdığı bu düşünceleri bile, bunların PKK Narko-Terör örgütüne ve başımıza bela olan Kürtçülük-Bölücülük olaylarına ne kadar “Şaşı” baktıklarının en açık ifadesidir.

Cumhurbaşkanı olmuş biri, kelimeleri bilerek seçer ve kullanır.

Gül’ün PKK Narko-Terör örgütü için kullandığı en ağır kelime ne; “Pervasız…”

Pervasız; Cesaretli-Karagözlü- Çekinmez-Sakınmaz-Korkusuz demektir.

Gül, daha önce “Açılım” dedikleri saçmalıklar için; “Çok güzel şeyler olacak” demişti,

Aynı Gül, “Her yere, Ne Mutlu Türküm diye yazmak, ilkelliktir” demişti…
Şimdi Cumhurbaşkanı Gül’e beraberce soralım :

*Askerlerimizi-polislerimizi-insanlarımızı şehit eden PKK Narko-Terör örgütünün,
Suriyeli-Ermeni ve Bölücü Kürtçülerden oluşan katiller çetesi yıllardır Kuzey Irak’ta barınmıyor mu?

*Sayıları 3.000 ile 5.000 kişi arasında bulunan bu katiller her türlü yeme-içme-lojistik desteklerini bu bölgeden alıp, sınırımızı geçtikten sonra bizim çocuklarımızı öldürmüyorlar mı?

*9 ay önce, Türkiye’nin göbeğinden kaçırdıkları Asker-Polis-Kaymakamı bu bölgede esir olarak tutmuyorlar mı?

Peki, bu bölgenin tartışmasız tek hakimi Barzani denen babadan çapulcu eşkıya değil mi?

-Siz Barzani’yi Çankaya Köşkünde kırmızı halı ile karşılarken bu soruları sormak aklınıza gelmedi mi?

-Başbakan Erdoğan, Erbil’de Barzani ile berber sıra gecesi düzenleyip, şarkılı türkülü eğlence yaparken bunları sordu mu?

-Dışişleri Bakanı, ABD’nin “Pilli Tavşan” dediği Davutoğlu, eşkıya başı Mesud Barzani’ye
“Kak Mesud” yani Mesud abi derken, bunları sormak aklına gelmedi mi?

-Kuzey Irak’ın gerçek patronu Amerika ile bunları konuşmuyor musunuz?…

16 gündür, PKK yerinden bir santim gerilemeden Türk Ordusu ile savaşmaya devam ediyor.
Aynı gece ve aynı anda 3 karakolumuza baskın verip, evlatlarımızı şehit edebiliyor!…
Bu arada Türk Silahlı Kuvvetlerine sadece, bulundukları yerden veya uçaklarla dağı-taşı bombalamak görevi verilmiş, askerin sınır ötesi takip yapıp bu çakalları yok etmesine ise
izin verilmiyor.

TSK’nın başındaki Komutan ise, kendi suçsuz silah arkadaşlarını cemaatin salyalı ağızlarına kurban vermekle meşgul…

Yazılabilecek en açık şekilde yazıyor ve tarihe bir not daha düşüyorum :

2002 yılından bu yana yani 10 yıldır terörle mücadelede yapılan yanlışlıklar, hatalı politikalar nedeniyle verdiğimiz şehitlerimizin, yaralanıp sakat kalan gazilerimizin, yitirdiğimiz insanlarımızın, boşa harcanan ulusal servetlerimizin sorumluları bu alemde de, öbür alemde de- kul huzurunda da, Allah huzurunda da; Gül, Erdoğan ve AKP üst düzey kadrolarıdır.

Bir kısım ödlek, tombalak ve cemaatçi paşalar da suç ortaklarıdır.

Türk Milletinin olayların farkında olan çoğunluğunun kanaati budur…

Ellerinde Türk gençlerinin kanı bulunan Barzani ile kucak kucağa olanlar, sarılıp öpenler, önünde dört ayak duranlar, kırmızı halıda karşılayıp köşklerde konuk edenler,
karşılıklı türkü çığıranlar, yüreği yanan ana-baba-kardeş-sevgililerin ah’ı sizlerin yakalarınızdadır.

Ne yaparsanız yapın, nereye kaçarsanız kaçın, önünde sonunda

Yüce Türk Milletine hesap vereceksiniz…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 06 Ağustos 2012.

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

MÜSLÜM GÜNDÜZ EMNİYET GENEL MÜDÜRÜ OLMALI..

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11
9 Temmuz 2012

*MÜSLÜM GENEL MÜDÜR OLMALI*

Aczmendi’lerin Lideri Müslüm Gündüz, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”nin Emniyet Genel Müdürü olmalıdır. Yakışır. Hem AKP’ye, hem Eşbaşkan Türkiyeli Başbakan Erdoğan’a,
hem de büyük devlet adamı Cumhurbaşkanı Gül’e böyle bir atamaya imza koymak,
çok ama çok yakışır…

Polis Akademisine Başkan olarak, Profesör Remzi Fındıklı’yı atayan kafanın, Müslüm’den başka birini Emniyet Genel Müdürü ataması hem yazıktır, hem ayıptır.
Genel Müdür, Gündüz- Akademi Başkanı, Fındıklı. İkisi de aynısının tıpkısı, ikiz gibi tosunlar!…

Genel Müdür adayım Gündüz, televizyon canlı yayınında;

*”Lâik ve Demokratik Rejim yıkılacak ve şeriat gelecektir. Şeriat’ın gelmesi için
üç aşama vardır. Kalple isteme-dille söyleme-elle düzeltme. Şeriata geçişte elle düzeltme aşamasına gelinmiştir. Ordunun, günü geldiğinde bunu durdurmaya gücü yetmeyecektir. Çok kan aksa da bir aşamadan sonra İran’da olduğu gibi istenilen sonuç alınacaktır*” demişti.

Gerçi; İslamcı basın bu yobazı masum göstermek için onu “Fadime’nin bacakları” arasına saklamıştı ama Müslüm, defalarca bu sözlerini tekrarlamıştı…

Çağdaş- Demokrat- AB Üyesi Adayı Türkiye’nin İçişleri Bakanı-Başbakanı-Cumhurbaşkanı, üçlü kararname ile canımızı-namusumuzu-malımızı emanet edeceğimiz polisleri yetiştirecek Akademi’nin başına Profesör Remzi Fındıklı’yı atadılar.
Fındıklı, geçen sene yazdığı kitabının önsözüne şunu yazmış;

*”Bu eser çalakalem, bir anda makaslanarak yazılmış bir çalışma değil.
Denizde inci ararcasına uzun bir birikim, titiz bir çalışma ve emeğin ürünüdür…” *

Bakalım Fındıklı Hoca, bu titiz ve özenli çalışmasında neler demiş;

* Anayasa gizli bir devlet yapılanmasıdır.
* Türkiye’de anayasa yok, paşa yasa var.
* Rektör, Hıristiyanlıkta doğru yolu gösteren adamdır.
* Cumhuriyetin değil, Hukuk Devletinin ilkeleri olur. Cumhuriyet kalplerde değil,
sadece metinlerde ise çökme yolundadır.
* Demokrasi vasat insanlar rejimidir.
* İslami Demokrasi, çoğunluğa değil çoğulculuğa dayanmaktadır.
* Demokrasi bir sağduyu rejimidir, sol kulağını kapatırsan sağduyulu olursun.
* Dinsiz insan, dengesiz ve densiz insandır.
* Lâiklik, din dışı bir hayat şeklidir.
* Türk olmak kader, Müslüman olmak ise takdirdir.
* Bal arıdan, kavga karıdan olur.
* 15’inde kız ya er’de, ya yerde olmalıdır.
* Erkeğin göbeklisi, kadının da bebeklisi makbuldür.

İsteğimde ne kadar haklı olduğumu gördünüz mü?
Allah rızası için söyleyin, Başkan Fındıklı’nın amiri olarak,
Fadimeli Müslüm yakışmaz mı?..
Fındıklı’yı sağına, Müslüm’ü soluna, Feto’yu arkasına, Cübbeliyi önüne,
Kayseriliyi de ayağının altına alan Erdoğan’a, İslam aleminin halifesi olmak
yakışmaz mı? Yakışır, yakışır tosunuma karpuz kabuğu…
Ah, ah erken gittin be Mazhar Osman Hoca, sana öyle ihtiyacımız var ki…

Gelelim zurnanın zart dediği yere;

Müslüm’ün “*elle düzeltmesi*” ile, Fındıklı’nın “*Denizde inci araması”* aynı şeydir.
Elle düzeltme, İslam devrimine karşı olanların ve kendilerinden olmayanların kafalarının kesilerek yok edilme safhasıdır, tıpkı İran’da olduğu gibi.
Denizde inci arama ise, şimdilik söylenebilecek sözlerin dikkatle seçilmesi ve
İslam Mücahidi olacak polis ordusunun büyük bir titizlik içinde yetiştirilmesidir!…

Sayın Rektörler, Sayın TÜSİAD Başkanı, Sayın TOBB Başkanı nasıl memnun musunuz?
Ya siz, Özel Paşa, siz memnun musunuz?
Çünkü öncelikle ve ivedilikle “elle düzeltilecek” olanlar sizlersiniz.
Haydi gazanız mübarek, yolunuz açık olsun.
Nasılsa, beraber yürümüştünüz sizler bu yollarda…

Sağlık ve başarı dileklerimle.