YOK SAYILAN 3 KADIN

Dostlar,
Sayın Rifat Serdaroğlu‘ndan müthiş bir yazı ulaştı. PKK’nın içyüzünü,
Paris’te öldürülen PKK’lı 3 kadın olayının ve İmralı ile sürüdürülen / dayatılan “barış sürecinin” arkaplanını bütün çıplaklığıyla ortaya koyan çok önemli bir yazı.
Tarihsel değerde belki de..
Sayın Serdaroğlu’na teşekkür eder, bu çok başaılı ve uygun zamanlamalı yazısı için kutlarız.Eski Sağlık Bakanı (DYP’li) Sayın Rifat Serdaroğlu salt saptama yapmakla da kalmıyor. Başbakana, Genelkurmaya, MİT’e, Emniyet’e net çağrıları var..

Bu yazı çok okunmalı ve Türkiye gözünü açmalı artık..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 18.1.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================================RİFAT SERDAROĞLU

portresi

YOK SAYILAN 3 KADIN…

Bugün, size Türk Toplumundan özellikle saklanan bir gerçeği,

  • Kürt kökenli kadınlara PKK Terör örgütü yöneticileri tarafından uygulanan işkenceleri

ve bunlardan yalnızca biri olan “3 Kadının” yaşadıkları vahşeti anlatacağım.
Değerli Yazar-Gazeteci Kıymet Nadir Bindebir 2010 yılında bu konuda bir yazı yazmıştı.

Eşimin ve benim tüylerimizi diken-diken eden bu yazıyı hiç unutmadım.
Kıymet Nadir Bindebir yazısını, 1991’den 2003’e kadar yani 12 yıl dağ kamplarında sürünmüş PKK militanı Kürt kızı Dilaram’ın “Özgürlüğe Kaçış” adlı romanından derlemişti.

HEVİDAN

“Korucu kızı Hevidan çok küçüktü, 12 yaşındaydı.

Apo’nun çıkardığı “Korucu kızlarını kaçırıp PKK’lı yapma” kanunuyla kaçırılıp getirilmişti.

1997 yılında 16 yaşına basmıştı. Kaçma planları yaptı ama anlaşıldı, tutuklandı. İnfaz kararı verildikten sonra Hevidan’ın eline kazma-kürek verip mezarını kazdırdılar. Temmuz sıcağında çukur açarken söylediği türkü dağlarda yankılanıyordu. Son isteği sorulduğunda af dilemedi. ‘Kahrolsun Apo!’ dedi,
o köylü kızı. ‘Ahım sizin boynunuzda kalacak’ diye bağırdı!

İnfaz mangasındaki tek bacağı protezli Siirtli Rengin, Hevidan’ı gözünü kırpmadan taradı. Ölmüyordu bir türlü. Kadınlar başını taşlarla ezerek öldürdüler!”

**********

DİLARAM

Öcalan’ın Şam’daki evine Yoğunlaştırma Evi denir.
Yoğunlaştırma Evine bakire genç ve güzel kadınlar alınır.
Vahşi herif, ‘Çöl Güzeli’ kızlardan hoşlanırdı ama sarışınlara daha çok ilgi duyardı. Ben de Yoğunlaştırma Evine çağrıldım.

Apo bir gün beni masaja çağırdı. Gittim, ılık su dolu leğendeki ayaklarını yıkadım. Hani köy ağaları gibi. Beni azarlamaya başladı, bilmiyorum diye. Sırtüstü uzandı, şimdi bütün vücuduma, dedi. Anladım neler olacağını.
Çünkü cinsel istek uyandığını gördüm.
Soyun, dedi. Soyundum. İç çamaşırlarını da çıkar, dedi.
Ayağa kalkıp sarılıp sıkınca korktum. Kendimi savunmak için Apo’ya vurdum.
3 yumruk attı yüzüme ve kafama. Küfretti bana.

‘Düşkün, fahişe, rezil kadın.
Seni özgürleştirmeye, tabulaştırdığın zincirleri kırmaya çalışıyorum.’ dedi.

Titrediğimi görünce kovdu beni. ‘Sen köle kalacaksın’ diye bağırdı.
Ama bu daha ilk denemeydi. Dışarıda bekleyen tecrübeli kadınlar beni
psikolojik olarak hazırlanma toplantısına çağırdı. Ağladım. İçlerinden biri,
Osmanlı Sarayındaki Valide Sultan gibiydi. Beni azarladı.
Başkan bizi özgürleştiriyor. Sen özgürleşmek istemiyor musun?
Başkana erkek gözüyle bakıyorsun.

  • O Başkan; O zincirlerimizi kıran bir peygamber.’

Beni akşam yemeğinden sonra yine çağırdı Apo. Bu kez çözülmüştüm.
Kime derdimi anlatacaktım? O ana kadar ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım. Bekâretimi aldı.”

**********

ROHAN

7 aylık hamile Rohani’nin Zele’de infaz edildiğini Osman Öcalan da
Cemil Bayık da iyi biliyor. Çünkü onlar karar verdi. 1991’den beri arkadaşımdı.
Suriye-Kamışlılı’ydı. Son isteğini sordular :

‘Çocuğumun hayatını bağışlayın. O doğduktan sonra beni idam edin’ dedi.

Suçu biriyle ilişki kurmasıydı. Babasına dokunmadılar.
Rohani, karnını kuşakla bağlıyordu ama büyüyünce gizleyemedi.
Açığa çıktı. İnfaz manga komutanı, Cemil Bayık’a Rohani’nin son isteğini söyledi.
Cemil Bayık, ‘Hayır, idam edin’ dedi. Karnında bebeğiyle öldürüldü.”

**********

PKK’lı kadınların yaşadığı bu ve benzeri binlerce vahşet “Yok” sayıldı.

Kimse görmedi, bilmedi.

Yaşar Kemal-Orhan Pamuk-Elif Şafak-Kandil Bülbülü Hasan Cemal-

Hepimiz Ermeni’yiz diyenler bu vahşeti hiç görmediler.

PKK ve Öcalan canisi tarafından hayatları-namusları-onurları çalınan ve

“bunları T.C. Askeri öldürdü” denilip bir çukura atılan zavallı kadınları
kimse görmedi, onlar için iki satır yazmadı, bir Fatiha okumadı.

Sevgili AKP’li dostlar;

İşte sizlere “Çözüm” diye içirilen zehir bu. Genel Başkanınız, eli kanlı katile
“Siyasi Lider” payesi verip, sizlere çözüm diye şehit kanlarını içirecek.

Yoksa akan kanın durmasını, ölümlerin bitmesini hangi vicdan sahibi insan istemez.

Fakat anlaşılmayan konu şudur:

Bu katiller sürüsü ile çözüm aramak, Azrail ile alay etmeye benzer.

  • Kendi kökeninden kadınlara, hem de karnında bebek olduğu halde acımayan mahlûklara ve onların tecavüzcü başkanlarına,
    hangi “aklı kıt” güvenebilir ki?

*Türkiyeli Başbakan                                              ;

Sizin deyiminizle, “Sürecin devamı için”  görüşmeyi şart koştuğunuz İmralı Canisini şimdi daha iyi tanıdınız. Size önerim, Öcalan’a eskortluk yapacak yeni bir birim oluşturmanızdır. İmralı Canisi rahatlarsa, müzakereler daha iyi geçer.

Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Hürrem’in giysilerinden rahatsız olan siz,
yukarıdaki gerçek olaylara ne diyeceksiniz?

*MİT Müsteşarı Hakan Fidan                                    :

Siz T.C. Devletinin bir memurusunuz. Öncelikli göreviniz, yukarıda anlattıklarım gibi binlerce olayın arşivlerinizde bulunan belge ve kayıtlarını çıkarmak ve
Türk Milletine bu çapulcuların gerçek yüzlerini anlatmak olmalıdır.

Önce görevinizi yapın, Türk Milleti kiminle pazarlık yaptığınızı iyice bilsin;
sonra isterseniz Öcalan ile isterseniz Kandil’deki canilerle buluşmaya gidersiniz.

*Bülent Arınç Başbakan Yardımcısı                            ;

İnanın sizi çözmekte, anlamakta çok zorlanıyorum.
Türk Milleti Atatürk için gözyaşı döker, siz Seyit Rıza için,
Türk Milleti şehit subay Kubilay için gözyaşı döker, siz Derviş Memed için,
Türk Milleti PKK’nın öldürdüğü kadınlar-çocuklar için ağlar, siz ölüm emri veren Sakineler için.
Siz başörtüsünü namusunuz kabul edersiniz, sonra tecavüzcü katil ile kol kola çözüm ararsınız! Bu nasıl bir anlayış!

**********

Türk Ordusunun Genelkurmay Başkanının, MİT Müsteşarının, Emniyet Genel Müdürünün ellerinde bulunan; PKK’nın yaptığı örgüt içi infazlar, işkenceler, cinayetler, hırsızlıklar, haraçlar, uyuşturucu ticareti, PKK’nın nihai hedefi ile ilgili belge ve bilgiler önce Türkiyeli Başbakan’a, sonra da Türk Milletine açıklanmalıdır.

Açıklayın,

  • Türk Milleti AKP İktidarının kimlerle pazarlık yaptığını anlasın.

Açıklayın yoksa sizler de bu belanın altında ezileceksiniz.

Sağlık ve başarı dileklerimle.
15 Ocak 2013

RİFAT SERDAROĞLU
riftserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

MAĞDURE..

RİFAT SERDAROĞLU



MAĞDURE

Başbakan Erbakan’ın yardımcısı Tansu Çiller, Salı günü ifade vermek üzere Savcılığa gitti. Ankara Başsavcı Vekili O’nu Adliyenin kapısında;

“Hoşgeldiniz Sayın Başbakanım” diye karşıladı. Tıpkı Genelkurmay Başkanını ve Orgenerallerini; “Hoşgeldiniz Sayın Komutanım” diyerek karşıladıkları gibi !…

Çiller; “Geldim, belgelerin tümünü gördüm. Açıklamamı TBMM Komisyonunda yapacağım.” diyerek, ifade vermeye değil, savcının ifadesini almaya geldiği havasını verdi…

Özel Yetkili Savcı Mustafa Bilgili’ye yardımcı olmak üzere düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak isterim. Tansu Çiller açıklamasını 7 Kasım’da TBMM Darbeleri İnceleme Komisyonu’nda yapsın, ben de o zamanki DYP Genel İdare Kurulunda ve DYP Meclis Grubunda yapılan konuşmaları ve bildiklerimi sizlere anlatacağım.

Sayın Savcı;

*Devleti yöneten Başbakan-Başbakan Yardımcısı gibiler “Dürüst, namuslu ve Şeffaf” olmadırlar.
*Servetlerinin hesabını Yargıya ve Kamuoyuna açık-net-doğru olarak vermelidirler.
*Servetlerini, “Çıkına-Annesinin yastığının altına- Çocuklarının pipisine” bağlamamalıdırlar.
*Hizmetçilerinin üzerine çiftlik alıp, önce inkar edip sonra kabul etmemelidirler.
*Başka ülkenin vatandaşı olmamalıdırlar. Yabancı ülkeye vatandaş olurken,
öncelikle “o ülkenin menfaatlerini koruyacakları” yeminini etmemelidirler.
*Servetleriyle ülkelerine yatırım yapmalıdırlar. Başka ülkelere yatırım yapmaları, ülkelerine güvenmedikleri anlamına gelir.
*Birbirlerini “Hırsızlıkla-Mürteci olmakla” suçladıktan sonra,
“TBMM Komisyonlarında aklanmayı” hükümet kurmanın öncelikli şartı yapmamalıdırlar.
*Genel Seçim öncesi vatandaşa verdikleri sözlerin aksine, kendilerine oy verenlerin iradelerini yani “Milli İradeyi” satmamalıdırlar.
*Uluslararası Bankerlerin oyununa gelip, ülkeyi ekonomik krize sokarak, kendi servetleri kat-kat arttırırken, milletin servetini bir gecede yarı yarıya azaltmamalıdırlar.
*Cesur olmalıdırlar. Milli irade yara aldığında susup, koltuklarına yapışmadan konuşmalılar, tavır almalıdırlar. Aradan 15(ON BEŞ) yıl geçtikten sonra konuşmamalıdırlar. Kendi ayıplarını ve yüreksizliklerini bilip, susmalıdırlar.
*Bu kişiler kooperatif ve imar planlarında yapılan yasa dışı oynamalarla bir günde 500 Milyon Dolar rant sağlamamalı ve sağlatmamalıdırlar.
*Bu kişiler, “Milletvekilleri ikna odası”, “Milletvekilleri Borsası” konusunda ne biliyorlarsa isim-isim konuşmalıdırlar. Herkesin haysiyet ve namus anlayışının kendilerinki gibi olmadığını anlamalıdırlar.
*TBMM’de ettikleri yemine (Devletin varlığı ve bağımsızlığı + Atatürk İlke ve Devrimleri + Lâik Cumhuriyet ilkesine uymak) sadık olmalılar ve ettikleri yemini, siyasi çıkarları uğruna çiğnememelidirler…

Sayın Savcı;
Şevket Kazan’ı da dinleyecekmişsiniz. Ona, Çiller hakkındaki söylediklerini ve elindeki Çiller dosyalarını sorunuz. Bu belgeler gazetelerde ve televizyonların arşivlerinde de mevcuttur.
Ayrıca Anayasamızın 174. Maddesi ve bu madde ile ilgili kanunlar yürürlükte iken, Başbakanlık Konutundaki Tarikat-Cemaat önderlerinin davetini ve Erbakan-Çiller Hükümeti zamanındaki “Lâiklik İlkesi” aleyhine verilen beyanatların da sorulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının incelenmesi
sizlerin yolunuzu açacak ve adaletin tecellisi sağlanmış olacaktır…

Sayın Savcı;

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelini oluşturan Anayasamızın ilk üç maddesine gönülden bağlı(!) “Erbakan-Çiller” Refahyol Hükümetinin gerçek yüzü, Savcılığınızın yapacağı titiz araştırma sonucu mutlaka ortaya çıkacaktır. Aylardır tutuklu olarak yargılanmayı bekleyen Profesör Kemal Gürüz ve öbür Askerler de suçlarını öğrenmiş olacaklardır. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Sağlık ve başarı dileklerimle. 05 Ekim 2012

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

TÜRK ORDUSU HAPİS

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu

TÜRK ORDUSU HAPİS

*Sizinle savaşan Türk Ordusu içerde

*Sizin için hukuku yok ettik…

Bu iki cümle, Başbakan Erdoğan’ın emri ile Oslo’ya, PKK Narko-Terör örgütünün Avrupa’daki sözcüleri ile “T.C Devleti adına” görüşmeye giden MİT Müsteşar Yardımcısı tarafından söylendi. Bu sözler söylenirken şimdiki MİT Müsteşarı Hakan Fidan da onaylıyordu.

*Bu sözler, Başbakan ve MİT Müsteşarı tarafından hiçbir zaman yalanlanmadı.
*MİT Müsteşar Yardımcısı bu sözleri, kendisini oraya gönderen Başbakan’ın izni ve bilgisi olmadan söyleyebilir mi?

*Görüşmeye giden devlet görevlilerini Oslo’ya kendisinin gönderdiğini Başbakan Erdoğan kezlerce açıklamadı mı?

*O zaman, o toplantılarda söylenen ve imza altına alınan ve İngiltere arşivinde bulunan belgeler Başbakan Erdoğan’ı bağlamaz mı?

-Hem öyle bir bağlar ki, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, peşinden gider.

Şimdi, Erdoğan’ın MİT Müsteşarını ve Yardımcısını, Cumhuriyet Savcılarının elinden kurtarmak için gösterdiği telaşı, bir gecede kanun çıkarmayı ve Savcıların darmadağın edilmesindeki telaşın sebebini anlayabildiniz mi?

Türkiye’de “Hukukun bağımsızlığı ve tarafsızlığı” bizzat AKP Hükümeti tarafından iğfal edilmiştir.

Erdoğan’ın konuşmalarından, uygulamalarından onlarca örnek vermek mümkündür. Elimizdeki tüm belgelerle iddiamızı kanıtlayıp, ileride Yüce Divan için tarihe not düşmüş olmak bizim boynumuzun borcudur.

Buraya kadar söylenenler ışığında Balyoz Davasının kararlarına bakınca;

*Adil Yargılanma herkesin hakkıdır. Bu hak o ülkenin şerefidir.

*Demokratik bir ülkenin varlığını sürdürebilmesi, insanların huzur ve güven içinde olabilmesi için “Hukukun Bağımsızlığı” şarttır. Türkiye’de bu şart, bizzat
AKP Hükümeti tarafından yok edilmiştir.

Maalesef Türkiye’de Hukuk bağımsız değildir. Kimsenin hukuk güvencesi kalmamıştır!…

*Cemaatin elemanları- CIA Ajanlarıyla beraberce düzenlenen sahte dijital delillerle insanlar tutuklanmış, mahkeme itirazlar karşısında “sağır”, haksızlıklar karşısında “kör” olmuştur.

Bu mahkeme kararları Türk Milletinin nezdinde, aynen Yassıada Mahkeme kararları gibi yok hükmündedir..

*Bu mahkemenin kararları, birer “Rozet Madalya” haline getirilip, Genelkurmay Başkanının ve Ordu Komutanlarının göğüslerine asılmalıdır. Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman’a da mutlaka birer tane verilmelidir.

Bu haksızlıklar ve kanunsuzluklara karşı mücadele etmek hepimizin görevidir. Bir gün “Hukuk” herkese lazım olacaktır. Siyasi görüşleriniz ne olursa olsun, neye inanırsanız inanın, bu cinayetlere karşı çıkmak insan olmanın, özgür bireyler olmanın ilk şartıdır.

Edirne’den Hakkari’ye, Samsun’dan Mersin’e “Bu vatan Benim” diyen herkes,
Ahlak anlayışında Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı,
Vatan sevgisinde Mustafa Kemal’i rehber kabul edenler bu hukuk gaspına karşı çıkmalıdırlar.

Bugün susanlar, sinenler, korkanlar bilsinler ki, iktidarların emrine girmeyi kabullenmiş hukuk adamları,
seri katillerden çok daha tehlikelidirler.

Yarın kimi, nerede vuracakları belli olmaz…

Sağlık ve başarı dileklerimle. 25 Eylül 2012

ÖZEL ERGENEKONCU

ÖZEL ERGENEKONCU

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu

Elinde suç aleti olarak Türk Bayrağı var mı? Var, hem de sopalısından
ve de en büyüğünden!…

“Bayrağa Saygı Yürüyüşü”ne katılmış mı? Katılmış yahu, görmüyor musun,
boy-boy resimleri var.

25 Mart 2005, Diyarbakır, Bayrağa saygı yürüyüşünde Bilgin Balanlı ve Necdet Özel (Ahmet Saltık arşivinden)

O zamanki Komutanı ve baş Ergenekonculardan Orgeneral Bilgin Balanlı ile kolkola
yürümüş mü? Hem de nasıl, can cana- et ete yürümüşler. Balanlı Türk Bayrağını bir sallarsa, (Necdet) Özel Paşa on sallamış…

İyi de, askeri darbe yapacağı iddia edilen Komutan tutuklu, hapiste.

Balanlı Paşanın karşısında esas duruşta duran ast rütbeli Özel Paşa nerede?
Türk Ordusunun başında !…

Nasıl bir ordu bu? Komutanlar darbeci, yardımcılarının hiçbir şeyden haberi yok.
Komutanlar darbe yapacaksa, tek başlarına mı yapacaklar?
Orgeneral bilecek, planlayacak, darbeye karar verecek ama Korgeneralin haberi bile olmayacak. Böyle bir şey olabilir mi?

Orgeneral Balanlı, mahkemede yaptığı savunmasında;

“Sahte dijital kayıtlarda tespit edilen sahteciliklerin sayısı 2 bine yaklaştı.
Sahtecilikleri bilimsel olarak kanıtlanan rapor sayısı 20’yi geçti.” dedi.

Orgeneral Balanlı ile birlikte bayrak sallayan, O’nun emrinde çalışan şimdiki
Genelkurmay Başkanı, hiç olmazsa silah arkadaşlarına kurulan bu dijital tuzaklar hakkında tek kelime etti mi?
Etmedi, edemedi!…

Çok özelsin, çok güzelsin, Özel Ergenekoncu tombalak paşa…

İŞTE BUDUR BU!

Tam da söylediğimiz buydu.
AKP; Arap Ülkeleri ile gereksiz yere vizeleri kaldırdı, oralarda ne kadar terörist- katil- tetikçi-bombacı-kaçakçı-it-uğursuz varsa Türkiye’ye girdiler.
Emniyetin ve İstihbarat Teşkilatımızın, kişiye dayalı istihbaratı çöktü.
Kim nerede, ne yapıyor, ne planlıyor kimse bilemez hale geldi.

Şanlıurfa Valisi açıklıyor;

Teröristler 3 Ağustos’ta Suriye’den gelip Türkiye’ye girdiler. Karayolu ile seyahat edip 9 Ağustos’ta İzmir-Foça’da bombalı bir eylemde iki askerimizi şehit ettiler,
öbürlerini yaraladılar.

Sonra yeniden karayolu ile Manisa ve Adana’ya gidip, Gaziantep’teki vahşeti planlayanlarla görüşüp, Viranşehir’de polisle girdikleri çatışmada biri ölü öbürü yaralı olarak ele geçirildiler…

Şimdi düşünelim;

Caniler elini kolunu sallayarak ülkeye giriyorlar, günlerce seyahat ediyorlar,
gerekli bomba düzeneklerini, malzemelerini sağlıyorlar, 6 gün sonra Foça’da bombalı eylem düzenliyorlar, iki askerimizi şehit ediyorlar, öbürlerini yaralıyorlar. Sonra Manisa’da, Adana’da geziyorlar. Gaziantep olayını organize ediyorlar. Viranşehir’de polisin rutin denetimine takılıp çatışıyorlar.

Nerede bu istihbarat örgütleri? Ne işe yarar bunlar?

Dediğimiz işte bu. AKP, yanlış uygulamaları nedeniyle Türkiye’nin istihbaratını çökertti.

Örnek mi? Arabanızın trafik sigortası olmadığı halde, teröristlerin bombalarla-silahlarla dolaştıkları güzergahı gezmeye kalkın, mümkün değil yapamazsınız. Herhangi bir denetimde yakalanırsınız ve arabanız trafikten alıkonur.

Bu cinayetlerin ve bundan sonra olacakların siyasal sorumlusu,
Türkiye’nin istihbaratını körelten AKP Hükümetidir.

UFAK AT DA KARGALAR YESİN

Türkiyeli Eşbaşkan Erdoğan’ı Çarşamba günü dinledik.
Bu sözü kendisi söyledi. Palavra konuşanlar, olayları abartanlar için kullanılan bir söz…
Bu hafta basında yer alan iki olayı aktaralım. Kimin ufak atması gerek görelim;

1) Erdoğan, “Türkiye’nin her metrekaresinde hükümetimiz hakimdir, gerisi yalandır.” dedi.

PKK Terör Örgütü, 422 (Dört yüz yirmi iki!) gün önce kaçırdığı 6 Asker – 1 Polis –
1 Kaymakam’ı hala tutsak tutmaya devam ediyor. PKK bu kişileri Türkiye sınırları içinde tuttuğunu açıkladı! PKK’nın elinde esir tutulan Polis Memuru Nadir Özgen’in maaşı da kesildi !…

2) Türkiyeli Başbakan Erdoğan, BDP’li milletvekillerinin PKK’lı teröristlerle yolda öpüşüp koklaşmalarına haklı olarak çok kızdı ve onları kınadı…

Tam o sırada arka sıralardan bir ses duyuldu;

Sen bu teröristlerin ağababası Barzani ile sıra gecesi düzenliyorsun ya !…

Ufak at da kargalar yesin…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 06 Eylül 2012

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11

KAPINIZI DEĞİL, GÖZÜNÜZÜ AÇIN!

KAPINIZI DEĞİL, GÖZÜNÜZÜ AÇIN!

Başbakan Erdoğan, teyzesinin cenaze namazını kıldıktan sonra,
imamın elinden mikrofonu kaptığı gibi, cami cemaatine terörü anlatmaya başladı!…

Hızını alamayıp, teröristlerin hepsinin cehennemlik oldukları fetvasını da verdi..
Eh artık bundan sonra PKK kimseyi öldürmez. Adamlar düşünecekler;

“İstanbul İmamının dediğine göre, hepimiz cehennemlikmişiz heval.
Biz yanmışız, artık terör- merör yok” diyecekler, ve çok şükür ki terör bitecek!..
Erdoğan, teyzesinin naşı henüz musalla taşında yatarken yaptığı konuşmasında;

“Terör konusunda önerileri olanlar varsa, biz kapımızı kapamadık, bekliyoruz” dedi.
Ben de kendisine diyorum ki, bu işler kapıyı açmakla olmaz, önce gözünüzü açacaksınız, gerçekleri göreceksiniz… Eğer gözünüzü açmazsanız, PKK çapulcuları
sizi ve hükümetinizi “terör manyağına” çevirirler. Şehit cenazelerine katılmaktan camilerden çıkamaz hale gelirsiniz…

PKK terörünü önlemek için, bizim bildiğimiz olmazsa olmaz şartlar var. Bunlar;

*Eline silah alıp bu ülkenin askerini-polisini, çocuklarını öldüren, sakat bırakan, yakan-yıkan kim varsa, sebebi ne olursa olsun, Türk Güvenlik Güçleri tarafından yok edilinceye kadar bunlarla mücadele edilmelidir. Silah bırakmayan, öldürmeye devam eden bir terör örgütüyle mücadele etmeyip, sözüm ona siyasi çözüm arıyorum diyerek “müzakere” etmek, ihanetle eşdeğerdir…

*Başbakan Erdoğan, başımıza getirilen belaların esas sebebi olan Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanlığından derhal ayrılmalıdır. Bir taraftan şeytanla işbirliği yapmak, diğer taraftan terörden şikayet etmek akıllı ve namuslu adamların işi değildir.

*Kuzey Irak’ta PKK terör örgütünün iki tane koruyucusu vardır. ABD ve Barzani.

Bu ikisinin haberi ve izni olmadan Kuzey Irak’ta dişi sinek bile uçamaz.
Sayıları 5.000’e yaklaşan terörist bir çeteyi, bu ikilinin fark etmemesine
veya sözlerini geçirememesine ancak, geri zekalılar inanır…

ABD, tercihe zorlanmalıdır; Ya Türkiye’yi dost olarak kabul edip gereğini yapacak,
ya da Türkiye’deki pılısını-pırtısını, üssünü-kalkanını neyi varsa alıp,
Kuzey Irak’a gidecektir.

Barzani denen eşkıya da tarafını belirlemelidir. Ya Türkiye’nin dostu olup, akrabadan(!)

Türk ortaklarıyla ticarete ve yol bulmaya devam edip, kendi bölgesinin güvenliğini sağlayacak, ya da düşmanımız olarak kabul edilecektir.

ABD ve Barzani’ye karşı “açığı olmayan” , onlardan korkmayan Türk Devlet adamlarının şunları söylemesi ve sonra da gereğini yapması, bölgedeki dengeleri anında yerine oturtacaktır.

“Bu andan başlaarak, ABD ve Barzani’nin kesin etki alanı olan Kuzey Irak’tan Türkiye’ye bir saldırı olursa, bir Türk’ün burnu kanarsa, Uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımız tereddütsüz kullanılacak ve Barzani’nin karargahı yerle bir edilecektir. ABD’nin Türkiye’de bulunan üsleri , tümüyle Türk Ordusu yönetimine alınacaktır…”

Bunu söyleyebilen ve gerekçelerini açıkça Türk Milleti ile paylaşıp, dediklerini yapan kişi, Türk Milletinin başının dik gezmesine sebep olacaktır. Daha sonra, yapılması gereken ne varsa, gerek kültürel haklar konusunda, gerek ekonomik desteklerde, Türk Milleti olarak beraberce yapılmalı ve demokrasinin standartları yalızca bir bölge için değil, tüm milletimiz için ortak olarak yükseltilmelidir..
Bunları yapabilirseniz size gerçek “Devlet Adamı” derler. Yapamayıp, her cenazede salya-sümük ağlamaya devam ederseniz, size ne derlerse desinler, kimsenin umurunda olmazsınız, değil kapınızı nerenizi açarsanız açın alay konusu olursunuz,
deliğe süpürülür ve unutulup gidersiniz…

Sağlık ve başarı dileklerimle.
25 Ağustos 2012

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11