ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın Küçük Genel Kurul Konuşması..


Dostlar
,

ADD Küçük Kurultayı sürüyor..

Biz katılmadık..
(Tüzük gereği, Bilim Danışma Kurulu Üyesi olarak katılma hakkımız var..)

Umarız, kış ortasında, Örgüt emekçilerinin özverilerine değer, beklenen yararı sağlar.

Sn. Genel Başkan’ın Küçük Kurultay’ı açış konuşmasını paylaşmak istiyoruz.
(http://www.add.org.tr/index.php/dernegimiz/yonetim/genel-baskanimiz/1091-add-genel-baskan-say-n-tansel-coelasan-n-kuecuek-genel-kurulunda-yapt-g-konusman-n-metnidir)

Yararlı ve bilgilendirici bir konuşma..
Ancak tek boyutlu.. Yalnızca dersaneler  – eğitim sorununa odaklanmış..
Oysa Türkiyemizin sorunları geniş bir yelpazeye dağılıyor..

Dava arkadaşlarımıza gönülden kolaylıklar diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
8.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
ADD Bilim Danışma Kurulu Yazmanı
www.ahmetsaltik.net

==============================================

ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın
Küçük Genel Kurulda Yaptığı Konuşma Metni

07 Aralık 2013, Batıkent – ANKARA

portresi
Değerli konuklar; önceki Genel Başkanlarımız,
Değerli Bilim Danışma Kurulu Üyeleri,
Değerli Şube Başkanları ve katılımcılar

Hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Her yıl Kasım ya da Aralık ayı içinde tüzük gereği Şube Başkanlarımızın ve siz değerli katılımcıların katkısı ile Küçük Kurultay düzenliyoruz. Bu toplantılarda bir yandan;
ülke sorunları üzerinde tartışıp, Atatürkçü Düşünce Derneğinin yeni yılda yol haritasını çiziyoruz, diğer yandan da, örgüt içi sorunlarımızı tartışıp çözüm üretiyoruz.

Amaç: Cumhuriyet’in temel niteliklerinin korunarak ileriye taşınmasında,
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin görevini gereği gibi yapmasını sağlamak.

Hatırlarsınız, 2012 Haziran Genel Kurulunda sizlere söz verdik:
ADD, olarak Cumhuriyet yıkıcılarına karşı Kuvvay-ı Milliye’nin öncü gücü olarak, halkın genetiğinde var olduğuna inandığımız “Cumhuriyet bilinci” ile Cumhuriyete sahip çıkma refleksini harekete geçirip, O’nun korku duvarını yıkmasını,
bu gidişe DUR demesini, EL koymasını sağlayacaktık.

Sözümüzde durduk. Sizleri çok yorduk. Eylem yorgunu oldunuz ama başardık.

2013 Taksim direnişinin arkasında; bizim 19 Mayıs 2012’de Samsun’da başlattığımız,
bugüne kadar 10’u bulan, öncüsü olduğumuz kitlesel eylemler var.

Geçen yıl 29 Ekim’de Ulus’ta ilk gazı sizin Genel Başkanınız, ben yedim.
Sonra alışkanlık oldu.

Bugün; halk artık korku duvarını aşmış, Cumhuriyet yıkıcılarına DUR demiş,
sürece el koymuştur.

İstedikleri kadar biber gazı – toma – basınçlı su sipariş etsinler. Geriye dönüş yok.

AMA görevimiz bitmedi: İktidarıyla – muhalefetiyle siyasetin, halkın sesini iyi duyması,
doğru algılaması ve halkın iradesine aykırı politikalara yönelmemesi noktasında onları izleyeceğiz, gündemi takip edeceğiz ve Atatürkçü Düşünce İlkeleri doğrultusunda siyasete söylemlerimizle, gerekirse eylemlerimizle yine yol göstermeye devam edeceğiz.

Bu yıl 7-8 Aralık (bugün ve yarın) yapacağımız 2 ayrı gündemli toplantıda yine ülke ve örgüt sorunları üzerinde yoğunlaşacağız.

Bugünün gündemi: Türkiye’nin gündemi ve ADD.

Benim, izninizle çerçevesini çizmeye çalışacağım güncel konularda,
Bilim Danışma Kurulu üyelerimiz kendi görüşlerini sizlerle paylaşacak.

Cevaplanmasını istediğimiz soruların cevaplarını da birlikte,
tartışarak bulmaya çalışacağız.

Ortaya çıkacak sonuçların 2014 yılı seçim sürecinde örgütümüzün eylem ve söylemlerine ışık tutacağını umuyorum.

(1) Ben dershaneler üzerinden cemaatle – iktidar arasında yaşanan ve bugün
üstü örtülmeye çalışılan kavgayı, Cumhuriyetin tasfiye süreci ile ilgisi nedeniyle
önemli buluyorum ve tarihe not düşmek istiyorum.

Yaşanan, bir eğitim tartışması değildir.

2004 tarihli MGK toplantı tutanakları basına yansımamış, sonrasında tarafların birbirini suçlayan ifadeleri basında yer alamamış olsa idi, konu bir eğitim konusu olarak kapanabilirdi.

Ancak basında yer alan suçlamaların arkasında cemaatle – iktidar arasında
derin bir iktidar savaşı olduğu anlaşılıyor.

Bizi ilgilendiren yönü ise, taraflar birbirini suçlarken, Devlet içinde yapılanmış,
yasa dışı bir örgütlenmenin özellikle 2007 sonrasında çeşitli tertip ve operasyonlarla, Cumhuriyetin tasfiyesine yönelik olarak çalıştığı da ortaya çıkıyor.

Aslında herkesin bildiği, resmen kabul edilmeyen (F) tipi örgütün yasadışı varlığı
kendi ifadeleri ile kanıtlanıyor.

Önümüzde büyük bir suç (Cumhuriyet yıkıcılığı) ve suç ortaklığı var.

Biz bu kavganın tarafı değiliz.

Ama (bana ne) diyemeyiz.

Türkiye’nin siyasi gündemini gerici odaklar arasındaki rekabetin belirlemesine
göz yumamayız.

Buradan Cumhuriyet Savcılarını göreve çağırıyorum; yöneticileri ve sözcüleri tarafından varlığı itiraf edilen, Başbakan tarafından da varlığı teyit edilen bu yaşa dışı örgüt hakkında ne yapıyorsunuz?

(2) Buradan (Eğitime) geçiyorum.

Cemaatin dershaneler içinde payı %20 imiş. 700 dershane Cemaatin, olmayan hukuki varlığının elinde.

Emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden ve bu hali ile laik ve milli (ulusal) olmaktan çıkmış
eğitim sistemini yeniden laik ve milli yapmanın yolu nedir?

Sinan Meydan son kitabında:

  • “Cumhuriyet, 1945’ten bugüne kadar zaman zaman artan ya da azalan
    ama kesintisiz devam eden bir biçimde Atatürkçü yani Tam Bağımsızlıkçı
    ve laik çizgiden, tam bağımlı ve dinci bir çizgiye sürüklenmiştir.”
    diyor.

Katılıyorum. Gerçekten, 2. Dünya Savaşı sonrasında, siyasetin ABD’nin çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirdiği karşı-devrim sürecinde; 1949 yılında ABD – Türkiye arasında imzalanan Eğitim Antlaşması çerçevesinde TÜRK TARİHİ
yeniden yazılmıştır ve bu tarihten sonra, bugüne kadar da okullarımızda okutulan TARİH, genelde Türkiye’nin ulusal (milli) çıkarlarına değil, Emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmiştir.

1990 başlarında ise ABD, BOP kapsamında yeni nesiller yetiştirmek üzere AB ise üyelik sürecinde; demokrasi – insan hakları – azınlık hakları gibi gerekçelerle
bizden Tarihimizle yüzleşmemizi, tarih kitaplarını yeniden yapmamızı istemişler,
bu istekleri de yerine getirilmiştir.

Kurulan kimi üniversite (Bilgi, Sabancı), vakıf ve enstitüler eliyle çıkarılan Alternatif tarih kitapları, dergi ve proje çalışmalarıyla, “demokrasi” adına, Samuel Huntington’un (Atatürk’ün mirasından kurtulun!) temel ilkesine uygun olarak Cumhuriyet yıkıcılığına soyunulmuştur.

Yalnızca bir örnek vereyim : Halil Berktay, 84.000 AVRO karşılığında ABD’ye yaptığı “İzmir’in yakılmasının yarattığı sosyal travmalar” projesiyle İzmir’i Yunanların değil,
bizim yaktığımızı ve Rumlara etnik temizlik yaptığımızı kanıtlamaya çalışmaktadır.

Hüseyin Aygün’ün akıl hocası da anlaşılan Halil Berktay’dır.

Örnekleri çoğaltmak kolay. Kısa geçiyorum.

Son 10 yılda ise bu konuda çok önemli adımlar atılmıştır: AB tarafından yayınlanması istenen kitaplar yayınlanmış, tüm eğitim sistemi yeniden biçimlendirilmiştir.

SOROS bu sürece Açık Toplum Enstitüsü aracılığı ile katkı vermiştir.
Öğrencileri, gençleri, tarih öğretmenlerini hedef alan, amacı, Türkiye’de Avrupa Kimliğini güçlendirmek olan projeler üretilmiştir. “İnsan Hakları” vurgusuyla yapılan çalışmalarda Ulusal Kimlik, Türk Kimliği eleştirilmektedir.

Yine bu dönemde TUSİAD tarafından hazırlatılan TARİH kitaplarından Türk – Türklük –
Ulusal Kurtuluş Savaşı – Ulus Devlet kavramları çıkartılmış, Atatürk ağır şekilde eleştirilmiştir.

Bugün İlköğretim 8. Sınıf Devrim tarihi kitabında 10. Yıl Nutku yok.

Yine TUSİAD ve Tarih Vakfı tarafından AB destekli Alternatif tarih kitapları hazırlatılmıştır. Talim Terbiye Kurulu ve Tarih Vakfı birlikte ders kitapları müfredatını köklü bir şekilde yenileme çalışmalarını sürdürmekteler. Çalışmanın temel özelliği, Atatürk – ulus devlet – milli kimlik karşıtlığıdır.

Açıkça söylenebilir. Türkiye’de ABD ve AB istekleri doğrultusunda yeni bir TARİH yazma görevinin hazırlıkları TUSİAD ve TARİH VAKFINCA YÜRÜTÜLÜYOR.

TARİH VAKFININ 2005 yılında hazırlattığı (20 yy. Dünya ve Türkiye) kitabında;

– Ulus devletin modası geçmiştir.
– Ulus kimliğine kör bağnazlıkla sarılmaktan vazgeçilmelidir.
– Kurtuluş Savaşı önemli bir savaş değildir.

vurgusu yapılmakta, 333 sayfalık kitapta Kurtuluş Savaşı yalnızca 2 sayfa tutulmaktadır.
Tüm ideolojilere yer verildiği halde, Atatürkçülük (Kemalizm) kavramları
yalnızca okuma parçalarında belge olarak adı geçen 3 askeri bildiride vardır:

12 Mart – 12 Eylül – 28 Şubat
Askeri Bildirileri. (darbe ideolojisi olarak)

Devam ediyorum..

Tek parti dönemi Faşizmle özdeşleştirilmiştir.
1923 devrimi küçültülürken / 1946 sonrası yüceltilmektedir.
Kitapta Köy Enstitüleri yoktur.
İrtica tehlikesi yer almamaktadır.

Sonuç                    :

Bugün MEB ders kitapları ve çeşitli fonlarla beslenen vakıf ve kurumlarca hazırlattırılan alternatif Tarih kitapları ile Cumhuriyet tarihi altüst edilmiş, vatanseverler hain, hainler kahraman yapılmıştır.

Resmi tarihle yüzleşme adı altında, kamuoyu, ABD-AB istekleri doğrultusunda yazılacak
YENİ BİR TARİHE alıştırılmaktadır :

– Atatürksüz,
– TÜRK kimliğini dışlayan,
– ulus devleti yıkan,
– bölmeyi kolaylaştıran,
şeriat devletine giden yolu açan bir TARİH anlayışı.

Sonuç : Laik ve milli olmaktan çıkmış, Cumhuriyet yıkıcılığına hizmet eden bir
eğitim sistemini yeniden milli ve laik yapmanın yolu ne olabilir?

Kanımca: Milli ve laik eğitim, ancak

emperyalizmin boyunduruğundan çıkmakla,
BATI ile hesaplaşmakla mümkün.

Teşekkür ediyorum. 07.12.13

Tansel ÇÖLAŞAN
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı

Tahliyemi halka borçluyum!

Tahliyemi halka borçluyum!

Önceki gün serbest bırakılan kanser hastası Mete Diş:

Tahliyemi halka borçluyum.

Kanserli_Mete_Dis_tahliye_edildi_26.5.13

19 Aralık Hayata Dönüş Operasyonu’nun yıldönümü (19.12.2000; 2’si asker 30’u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı) nedeniyle 2010 yılında yapılan eylemde gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak cezaevine konulan kanser hastası
Mete Diş, önceki gün avukatına dahi haber verilmeden tahliye edildi. 26 yaşındaki Diş,
yasaların herkese eşit şekilde uygulanmadığını belirterek:

  • “Adalet mahkemelerde değil meydanlarda. Benim tahliye edilmemi adalet değil halk sağladı. 19 Mart’ta hâkim karşısına çıktım. Mahkemenin, hasta tutuklularla ilgili yasal düzenlemeye göre beni tahliye etmesi gerekiyordu ama etmedi. O yasa, devrimci halk çocuklarına işlemedi.” dedi.

Mete Diş, cuma günü 19.00 sıralarında tahliye edildiğini öğrendi ve Kandıra F Tipi Cezaevi’nden 21.30 sıralarında çıktı. Otobüs durağında saatlerce oyakınlarının gelmesini bekleyen Diş, sonunda ailesine, arkadaşlarına, yoldaşlarına kavuştu.

“Mete yarım özgür” diyen baba Mete Diş, içeride bir sürü hasta mahkûm varken
oğlunun serbest bırakılmasına tam sevinemediklerini vurguladı. Diş, oğlu için yürütülen kampanyaya destek veren milletvekilleri Hüseyin Aygün, Veli Ağbaba ve
Akif Hamzaçebi’ye de teşekkür etti.

Kelepçeli tedavi

İlk özgür gününde sorularımızı yanıtlayan Mete Diş de hastalığının nasıl ortaya çıktığını ve gördüğü insanlık dışı muameleyi anlattı.

Tecridin insanı yavaş yavaş tükettiğini, bedeninin çevikliğini yitirdiğini, yürürken aksamaya başladığını dile getiren Diş, bir süre sonra kasığında da ağrılar hissetmeye başlayınca cezaevi doktoruna gitmiş.

Diş, “Bu yılın ocak ayıydı. Cezaevi doktoru ilaç tedavisi yapıp sonra düzelmezse hastaneye sevk edecekti. Israrım sonucu SEKA Hastanesi’ne sevk edildim.
Kanser teşhisi bu şekilde konuldu.
Acil ameliyata alındım, tek testisim alındı. Hastanede 3 gün kaldım. O da doktorun ısrarı ile olmuş. Cezaevi yönetimi operasyondan sonra hemen hastaneden çıkarmak istemiş..” dedi. Bakımı ve tedavisi koğuşundaki arkadaşları tarafından yapılan Mete Diş, hastanede mahkûm koğuşu olmadığı için kemoterapiye ring aracında elleri kelepçeli olarak götürülüp getirilmiş. Mahkûm koğuşu olan bir hastanede tedavisinin sürmesi için Maltepe Cezaevi’ne nakledilen Diş’e yönelik insanlık dışı muamele burada da
devam etmiş. Diş burada yaşadıklarını da şöyle anlattı:

“Tek kişilik hücrede kalıyordum. Kullandığım ilaçlar çok ağır. Sık sık midem bulanıyor ve kusuyordum. Kimseye sesimi duyuramıyordum, kapılar açılmıyordu. Hücremde buton yoktu. Bir gece çok sancım oldu. Bir saat kapının ağzında yardım bekledim. Cezaevinin hemen yanındaki hastaneye götürülmem 2 saat sürdü.”

Tekrar Kandıra F Tipi Cezaevi’ne nakledilen Mete Diş’in ilaçları da bir ay boyunca bulunamadı. Hastalığının ilerlemesine karşın eski ilaçlarını kullanmak zorunda kalan Diş’e ilaçlarını hastane değil arkadaşları buldu. Ağır kemoterapi seansları sonra ateşi yükselen, görmemeye başlayan Diş’e yardım eden kişi aynı koğuşta kaldığı,
memurlara yönelik operasyonlarda tutuklanan Dr. Cem Coşkun olmuş.
DHKP-C üyeliğinden yargılanan Diş’in bir sonraki duruşması da 6 Haziran’da
Çağlayan Adliyesi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
(26 Mayıs 2013, Cumhuriyet)

=====================================

Dostlar,

Bu konuda epey yazı yazıldı bu sitede..

Yoruma gerekyok yukarıdaki haberin..

Dileriz bu insanlık suçları zaman aşımına uğramadan yasal hesabı sorulur..

Aşağıdaki mevzuat – yasa bilgisini bir kez daha paylaşmış olalım..

Ceza_Muhakemeleri_Yasasi_infazi_erteleme

 

 

 

 

 

 

Sevgi ve saygı ile.
26.5.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

YAŞASIN AB!

E. Amİral Türker Ertürk

portresi_sade

YAŞASIN AB!

Geçtiğimiz Salı, Kılıçdaroğlu yaptığı grup konuşmasında iki önemli mesaj verdi. Bunlardan birincisi CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler’e Meclis’te
“Ana dilde savunma” görüşmeleri sırasında yaptığı konuşma ile ilgili yaptığı uyarı,
ikincisi ise Erdoğan’a gönderme yaptığı Şangay eleştirisi.

Esasında her iki mesajın gönderilmek istendiği yer ABD ve AB idi. Anlamı şudur; AKP’nin önüne koyduğunuz yol haritasını aynen uygularız.
Bunu AKP gibi kırmadan dökmeden yaparız. NATO ve AB’ye bağlıyız.

Birgül Ayman Güler üzerinden gönderilen mesajı izleyen yazımızda irdeleyeceğiz. Bugünkü konumuz Başbakan üzerinden gönderdiği mesaj olacak.

Kılıçdaroğlu Erdoğan’a Eğer siz ‘AB’den çıkacağım’ diyorsanız o zaman millete çıkıp hesap vermek zorundasınız. Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Kiminle konuştunuz, kime danıştınız. Eğer Şangay İşbirliği Örgütü’ne girecekseniz, NATO’yu ne yapacaksınız?” diyor.

Biz de merak ediyoruz Kılıçdaroğlu hangi AB’ye girmek istiyor? İflas eden AB’ye mi? Ülkemizin bölünmesi ve kimliğimizin çatlatılması projelerine ve operasyonlarına destek veren AB’ye mi? Türkiye’nin AB kapısında itilip kakılmasına ve horlanmasına razı mı? İkinci sınıf bir üyeliğe evet mi? Müştemilatta kapıcı olarak yaşamamızı mı istiyor? Kamuoyu yoklaması yaptırdı da halkın AB’ye katılmak istediğini mi söylüyor?

Genetik olarak geri zekalı

AB’nin lider ülkesi Almanya’da 2002-9 arasında Berlin Eyaleti Maliye Bakanlığı görevini yapan Thilo Sarazzin “Türklerin ve Arapların genetik olarak geri zekalı olduklarını“ iddia ediyor. “Almanya kendini yok ediyor.“ (Deutscland schafft sich ab) adlı kitabı 2010’da çıkmış ve bugüne kadar 2 milyon satmış. Demokrat kesimlerin tepkilerine rağmen Sarazzin, mensubu olduğu Sosyal Demokrat Parti (SPD) tarafından ihraç edilmemiş. Anlaşılan Hüseyin Aygün’e benzer görevi (Söylemek istenenleri ama söylenemeyenleri söyleme) var.

2011‘de emekli olan ve 35 yıl Almanya’nın çeşitli kentlerinde ilkokul öğretmenliği yapan Ursula Sarazzin’de 2012’de çıkardığı “Cadı avı“ (Hexenjagd) adlı kitabında,
eşi Thilo Sarazzin’in kışkırtıcı tezlerini destekliyor.

Berlin’in Neukölln ilçesinin Sosyal Demokrat (SPD) Belediye Başkanı Heinz Buschkowsky, kendi bölgesinde yaşayan Türklere karşı ön yargı ile yaklaşan
“Neukölln her yerde“ (Neukölln ist überall) adında kitap yazıyor.

2005’te zamanın Berlin Hür Üniversitesi Rektörü Prof. Dieter Lenzen, Niedersachsen Eyaleti’nde yapılan sözde bilimsel araştırmaya dayanarak, Türk öğrencilerin geri zekalı olduğunu anlatmaya çalışıyor. Lenzen şimdi de Hamburg Üniversitesi Rektörü.

Asıl bomba, geçen yılın son ayı Alman Federal Meclisi’nde Müslüman ve Musevileri yakından ilgilendiren sünnete izin verilip verilmemesinin oylanmasıdır.
Gerekçe, sünnet olanların 18 yaşından küçük oldukları için kendi istekleri ile değil ailelerinin isteği ile oldukları yönündedir. Fakat aynı şey vaftiz için niye düşünülmemiştir? Hıristiyan kültürüne özel bir ayrıcalık mı vardır?

Bugün Türkler Almanya’da 50 yılı aşkın süredir yaşıyorlar. Artık dördüncü kuşak var! Ama yabancı karşıtlığı özellikle Türk ve Müslüman düşmanlığı her geçen gün Almanya’da ve Avrupa’da yaygınlaşmaktadır.

Almanya’da işsizlik oranı % 10’u geçiyor. Türklerin işsizlik oranı % 30’un üstünde,
bu oran Berlin’de % 50’yi aşmıştır.

Yabancılar günah keçisi

Bugün Almanya ve Avrupa’da büyük bir ekonomik kriz mevcuttur.
Bu kriz yapısaldır ve kolay geçeceğe benzememektedir. Dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin doğuya doğru kaydığı düşünülürse yapısal ve sistemsel değişiklikler yapmadan veya savaş çıkmadan bu durumun düzelmesi mümkün değildir.

  • Almanya’nın 82 milyon nüfusunun 7 milyonu yabancıdır. Bu yabancı nüfusun
    3 milyonu Türk, 1 milyonu da Arap’tır. Bu nüfus Almanya’nın günah keçisidir!

Günah keçisine, gerçek sorunları perdelemek için ihtiyaç vardır.
Almanya’nın en büyük sorunu gelir bölüşümündeki adaletsizliktir.
Münih-Magdeburg arasındaki ekonomik uçurum gibi.

Büyük ekonomik kriz yaşayan Avrupa ve Almanya göçmenlerin uyum sorunlarını, sünnet, töre cinayetleri, zorunlu evlilik ve eğitim problemlerini işleyerek kendi kapitalist düzeninin sistemsel krizini gölgelemeye ve gündem değiştirmeye çalışmaktadır.

Almanya’da Türkler ve Araplar, Avusturya’da Türkler ne ise İspanya, İtalya ve Fransa’da Kuzey Afrikalılar, İngiltere’de Pakistanlılar ve Hindistanlılar, İskandinav ülkelerinde Ortadoğulular aynı şeydir.

Yani Avrupa ve onun en zengini Almanya, üretiminden yeterince pay vermediği ve daralan ekonomisi içinde pay vermek istemediği asli unsuruna, yabancıları hedef göstererek kendini korumaya çalışmaktadır. Ayrıca yaratılan düşman ve ötekileştirilen yabancılar sayesinde ortak Avrupa kimlik bilincini oluşturmaktadırlar.

  • Türkiye’nin AB’ye eşit statüde girmesinin imkan ve ihtimali yoktur.
  • AB’de Türkiye için uygun görülen, kapıcılık veya uşaklıktır.

Bunu anlamamak için ya dangalak olmak ya da işbirlikçi olmak gerekir.

Saygılar sunarım.
1.2.13

Alevilerin EŞİT YURTTAŞLIK MİTİNGİ Ankara’da yapıldı..

Alevilerden ‘Eşit yurttaşlık’ mitingi

Alevi Dernekleri Federasyonu (ADF) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) öncülüğünde Alevi vatandaşların katılımıyla Sıhhiye Meydanı’nda ”Laik, demokratik Türkiye için eşit yurttaşlık” mitingi düzenlendi.

Alevi vatandaşların düzenlediği “laik, demokratik Türkiye için eşit yurttaşlık” mitinginde binlerce kişi bir araya geldi.

Ankara Sıhhiye meydanında yapılan miting EŞİT YURTTAŞLIK temalı idi.

Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen, yurttaşlar, sabah saatlerinde Ankara Garı önünde toplandıktan sonra Sıhhiye’ye doğru yürüyüşe geçti. Ellerinde

– “Cemevleri ucube değil ibadethanemizdir”,
– “Zorunlu/sorunlu din derslerine hayır”,
– “Laik; demokratik cumhuriyet”,
– “Savaşa hayır”,
– “Yalnızca vatan değil evladım da sağolsun”

şeklinde pankart ve döviz taşıyan binlerce kişinin meydana ulaşmasıyla başlayan mitinge,
bazı siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da destek verdi.

Aralarında İlhan Cihaner, Hüseyin Aygün, Veli Ağbaba, Aylin Nazlı Aka ve Musa Çam‘ın da bulunduğu bazı CHP’li milletvekilleri, BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, CHP genel başkan yardımcıları
Nihat Matkap ve Gökhan Günaydın, KESK Genel Başkanı Lami Özgen ve Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın da katıldığı mitingde, Sol Açık ve Çarşı taraftar gruplarının bazı üyeleri de yer aldı.

Miting, Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un sözleriyle başladı

Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Hüsniye Takmaz, Alevileri tehdit olarak gösteren zihniyetin son 10 yılda kendini daha çok hissettirmeye başladığını savunarak;

Türkiye’de tek inançlı ve tek mezhepli zihniyet doğrultusunda tek tip insan yetiştirilmeye çalışıldığını ileri sürdü.

Kimsenin inancıyla sorunları olmadığını belirten Takmaz, aydın ve çağdaş sünni vatandaşları da yanlarında görmek istediklerini söyledi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın TBMM’nin üzerinde bir kurum gibi çalışmasını asla kabul etmiyoruz.”

ifadesini kullanan Takmaz, laik ve demokratik bir hukuk devletinde fetvalar olamayacağını,
milyonlarca Alevi vatandaşın yok sayıldığını iddia etti.

“4+4+4” eğitim sistemini “4-4-4=0” olarak niteleyen Takmaz,

birçok seçmeli dersin “öğretmen yok, sınıf açılamaz” denilerek seçtirilmediğini ileri sürdü.

Takmaz, “Bizim, Kur’an-ı Kerim ya da Hazreti Muhammed’in hayatıyla derdimiz yok. Hazreti Muhammed döneminin devrimcisiydi. Türkiye’de Hazreti Muhammed’in hayatını anlatabilecek bir yiğit var mı? Bunlar anlatsa anlatsa Muaviye’nin hayatını anlatır.” diye konuştu.

Takmaz, Türkiye’nin “haksız bir savaşın” içinde yer almasına istemediklerini de dile getirdi.

‘Zorunlu din dersini kaldıran bir anayasa hepimizin ihtiyacı’

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel de, hükümetin çözeceğiz dediği her konuyu eline, yüzüne bulaştırdığını iddia ederek Alevi çalıştayları ardından Alevi düşmanlığının arttığını, evlerin işaretlenmeye başlandığını söyledi.

Türkiye’nin Alevi-Sünni diye bölündüğünü savunan Özel;

nefret tohumları ekenlerin nefret biçeceğini ifade etti. Özel, “Hükümet ile bürokrasi kendileriyle ilgili sorunları çözmek yerine Alevilerin halletmesi gereken iç sorunlara müdahil olmaya kalkıp, Alevilerin kendilerini nasıl tanımlaması gerektiğini belirlemeye kalkıyor, cemevlerinin ibadethane olup olmadığına kendileri karar vermek istiyor, kendilerine düzmece muhatap yaratmaya çalışıyorlar. Bundan vazgeçin.” diye konuştu.

Suriye’de yaşanan olaylardan yola çıkarak Alevi ve Sünnilerin karşı karşıya getirilmek istendiğini söyleyen Özel, savaş çığırtkanlığı yapılmamasını ve savaşa karşı durulmasını istedi.

Sanatçılardan destek

Konuşmaların ardından sahneye çıkan Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Yavuz Top da sazlarıyla ve türküleriyle vatandaşlarla bir araya geldi. Sivas’ta hayatını kaybeden Muhlis Akarsu’nun anısına da sahneye üzerinde Akarsu’nun fotoğrafı ve sazın bulunduğu bir sandalye yerleştirildi.

Mitingde aralarında Arif Sağ, Belkıs Akkale, Cahit Berkay, Derya Alabora, Edip Akbayram, Eşber Yağmundereli, Fazıl Say, Halil Ergün, Hüseyin Turan, İlyas Salman, Kerem Alışık, Menderes Samancılar, Musa Eroğlu, Onur Akın, Selda Bağcan, Tarık Akan, Suavi, Tuncel Kurtiz, Volkan Konak, Yaşar Kemal ve Yavuz Bingöl‘ün de bulunduğu sanatçı ve yazarların imzaladığı deklarasyon da okundu.

Sanatın gücünü unutmadan birleşmeli ve beraberce yan yana durmalıyız.” denilen bildirgede,
mitingin önemsendiği ve desteklendiği belirtildi. Sahneye çıkan sanatçıların

Uzun ince bir yoldayım“ın da bulunduğu bazı türkülerin seslendirilmesi ardından miting sona erdi.

Arama noktasında gerginlik

Mitinge katılmak üzere alana gelen bir grup, polisin aramasına tepki göstererek polis barikatı yıkarak alana girmek istedi. Polisle grup arasında yaşanan arbedede bazı polisler yere düştü. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği olay sırasında, bazı miting görevlileri de gruba engel olmaya çalıştı.

Çok sayıda vatandaşın katıldığı mitinge çevre illerden gelenleri taşıyan otobüsler, Celal Bayar Bulvarı üzerinde uzun kuyruklar oluşturdu. Havanın sıcak olması nedeniyle mitinge katılanların bir kısmı Sıhhiye Köprüsü altında durdular. Çok sayıda polisin görev aldığı miting alanı, etkinlik süresince polis helikopteri ve yakındaki binaların çatılarındaki keskin nişancılar tarafından da gözlendi.

Alevi-Sünni hiç fark etmez herkes destek olmalı!

(Basın ve Cumhuriyet portalı, 7 Ekim 2012)