Etiket arşivi: E. Amiral Türker Ertürk

Mustafa Kemal’in Askerlerine 6 Ay Orduevi Yasağı!?

Displaying 558976_184484055088881_1634977931_n.jpg

Mustafa Kemal’in Askerlerine 6 Ay Orduevi Yasağı!?

Dostlar..

  • ERGENEKON, BALYOZ VE CASUSLUK GİBİ OPERASYONLARLA
    ZİNDANLARA ATILAN SİLAH ARKADAŞLARINA SAHİP ÇIKAN VE
    “VAR­Dİ­YA BİZ­DE PLAT­FOR­MU­”NUN HER CU­MAR­TE­Sİ GÜ­NÜ
    DÜ­ZEN­LE­Dİ­Ğİ
    “SES­SİZ ÇIĞ­LI­K” EY­LEM­LE­Rİ­NE KA­TIL­ARAK
    DEMOKRATİK TEPKİLERİNİ GÖSTEREN, 
     ÜLKEMİZİN BÖLÜNÜP PARÇALANMASINA SEYİRCİ KALMAYAN EMEKLİ KOMUTAN VE
    SİLAH ARKADAŞLARIMA BU MUAMELEYİ REVA GÖRENLERİ,
    TSK. EMEKLİSİ T.C. VATANDAŞI,
    “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ASKERİ” SIFATIMLA, ŞİDDETLE KINIYOR VE PROTESTO EDİYORUM…

diyor Sayın Kemal ADAL..

Katılmamak olası mı??

**********

Değerli E. Amiral Sn. Türker ERTÜRK ise,
yine bütünüyle katıldığımız aşağıdaki dizeleri yazmış :

portesi_resmi

SEVGİLİ YURTSEVERLER,

BİZE KARŞI 6 AY SÜRE İLE GETİRİLEN ORDUEVLERİNE GİRMEME YASAĞI, ÜLKEMİZİN DÜŞMAN TARAFINDAN İŞGAL EDİLMİŞ
OLMASININ AÇIK BİR KANITIDIR.

BU DÜŞMANLIKLAR VE İŞBİRLİKÇİLİĞİ HALEN İŞGALE KARŞI
SÜRDÜRDÜĞÜMÜZ SİYASAL MÜCADELEYİ SEKTEYE UĞRATMAYACAĞI GİBİ, AZMİMİZİ MİSLİ İLE ARTTIRACAKTIR.

ERGENEKON, BALYOZ VE CASUSLUK GİBİ OPERASYONLARLA
ZİNDANLARA ATILAN
SİLAH ARKADAŞLARINA SAHİP ÇIKMAYAN
ve ÜLKEMİZİN BÖLÜNÜP PARÇALANMASINA SEYİRCİ KALAN

NECDET EFENDİ‘nin

BU YAKLAŞIMI BİZİ ŞAŞIRTMAMIŞTIR.

BU MÜCADELEDE İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ KUVVET,
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK‘ün DEDİĞİ GİBİ,
DAMARLARIMIZDA BULUNAN ASİL KANDA MEVCUTTUR.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

**********

Biz konuyu dün (7.12.13) SESİZ ÇIĞLIK eyleminde, E. Tümg. Naci BEŞTEPE’nin saygıdeğer eşleri Derya BEŞTEPE’nin katılımcılara duyurması ile öğrendik..

Acı acı tebessüm ettik.. Katılanlar yer yer yuhladılar, yer yer “yazıklar olsun” dediler.
Protesto alkışları oldu..

Umarız ve dileriz bu uygulama bir biçimde yanlış anlaşılmıştır..
Çünkü tümüyle anlamsız ve yersizdir..
Etkili olması hiç mi hiç beklenmez..
Bu uğurda savaşım (mücadele) verenler çok daha öte bedelleri göze almışlardır.
Yitirecekleri çok şey yoktur.. “Can” ları haksız – adaletsiz biçimde yıllardır tutsaktır..

Bu yasaklama Türk Genelkurmayına asla yakışmıyor..
Necdet Özel Paşa, kendi saygınlığına ve TSK’nın artakalan kurumsal saygınlığına
böylesine ağır zarar verici bir işlemin sorumlu imzası olamaz, olmamalıdır!

İnanamıyor, inanmak istemiyoruz..

Özel Paşa, böyle bir yanlış yapıldı ise, en yüksek rütbemizle

  • “T.C. YURTTAŞI” olarak sizden rica ediyoruz..

Bu ürkünç (vahim) hatayı derhal düzeltiniz efendim..
Ülkemizi ele güne rezil etmeyiniz efendim..
Bu kadarı da olmaz efendim..

2_buklum_selam_veriyor

 

 

Sevgi ve saygı ile.
8.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

MİLLÎ MERKEZ BURSA KURULUŞ TOPLANTISI

Değerli Dostlarımız,

Millî Merkez Bursa Temsilciliğinin kuruluşu, 24 Temmuz 2013 Çarşamba günü,
MM Yönetim Kurulu Üyeleri; E. Amiral Türker Ertürk ve Genel Sekreter
Haluk DURAL‘ın katılacakları
portresi_papyonluportresi
“Atatürk’te Birleşmek;
Millî Meclis-Millî Hükümet”

konulu bir söyleşinin de yer aldığı toplantı ile gerçekleştirilecektir.
Bilgilerinize sunar, değerli katılımlarınızı bekleriz.
Saygılarımızla,
Haluk DURAL
MM Genel Sekreteri

MİLLÎ MERKEZ BURSA KURULUŞ TOPLANTISI

24.07.2013

BURSA

Tarih          : 24 Temmuz 2013, Çarşamba

Saat : 20.oo -23.00

Yer    : Ördekli Kültür Merkezi, Demirtaşpaşa Metrosu Yanı

KONUŞMACILAR

E. Tuğa. Türker ERTÜRK, MM Yönetim Kurulu Üyesi

Haluk DURAL, Millî Merkez Genel Sekreteri

İletişim : Av. Halil Yeşilyurt,  0535-310 0563

Söyleşi Sonrası

Milli Merkez Bursa Temsilciler Meclisi Ve Yönetim Kurulu Seçilecektir

OPERASYONLARA GEÇ REAKSİYON GÖSTERMEK


OPERASYONLARA GEÇ REAKSİYON GÖSTERMEK

portresi_sade

 

 

E. Amiral Türker ERTÜRK

 

Bugün size başka bir konuyu yazacaktım ama medyada gördüğüm bir haber nedeniyle fikrimi değiştirdim. “Askeri okulların yapısı değiştiriliyor“ başlıklı haberde
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran,
Deniz Harp Okulu
öğrencilerini hedef alan karalama kampanyasını
Meclis gündemine taşındığını belirtiyor.

Oran yaptığı açıklamada;

  • “Harp okullarında ve askeri liselerde neler oluyor? 
    Kimse askeri okulları kendi ideolojisi ve talepleri doğrultusunda dizayn etmeye kalkışmamalı, bu hareketlerin sonu ülkemiz için gerçekten vahim olur.“ diyor.

Kediyi bile kurban etmedim

Bu açıklamalar doğru olmasına doğru ama yeni bir şey değil ki!
Bu köşenin sahibi bu saldırıların en yoğun olduğu dönemde Deniz Harp Okulu Komutanlığı yaptı. Bu saldırılara karşı mücadele etti ve komutanlarının sahip çıkmaması nedeniyle istifa etti. Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, bu saldırılar sırasında değil bir öğrencimi, kontrolümde bulunan bir kediyi bile kurban etmedim ve emrimde bulunan herkese sonuna kadar sahip çıktım.

Saldırılardan kaçmak için değil daha iyi mücadele edebilmek için istifa ettim.

Yaşamımın hiçbir evresinde gazetecilik ve siyaset rüyalarımı süslememesine rağmen bu işlerle uğraşmaya başladım. Çünkü Deniz Harp Okulu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırı ara hedefti, esas hedef Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Türk Devrimleri ile şekillenen Türkiye Cumhuriyeti’ydi.

Operasyonların arkasında Cemaat var

Tam 3 yıldır yazdım, televizyonlarda, konferanslarımda konuştum ve anlatmaya çalıştım;

  • Niçin Deniz Harp Okulu’nun ve Türk Deniz Kuvvetleri’nin bir numaralı hedef olduğunu!
  • Niçin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarsızlaştırılmaya ve etkisizleştirilmeye çalışıldığını!
  • Esas hedefin Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimi olduğunu!
  • Operasyonları yapanın polise ve yargıya sızmış olan Cemaat olduğunu!
  • Bu operasyonlarda emperyalizmin ve AKP iktidarının cemaate destek olduğunu!
  • Ergenekon ve Balyoz gibi davaların bu amaçlara hizmet ettiğini!

Bununla da yetinmedim. Yaklaşık 2,5 yıl önce

CHP Genel Başkanı’na gittim.

Kendisine Deniz Harp Okuluna ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne niçin saldırıldığını, arkasındaki hedefi ve saldıranların kimler olduğunu, Teğmenlere yapılan ahlaksız operasyonları, Alevi öğrencilere karşı Cemaat tarafından yapılan cadı avını bütün çıplaklığı ile anlattım, belgeledim ve belgeleri kendisine verdim. Ayrıca bu olayları halka anlatalım ve Meclis gündemine taşıyalım teklifini yaptım!

Kılıçdaroğlu belgeleri ne yaptı?

Merak ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu benim kendisi ile paylaştığım bu bilgileri ve belgeleri CHP Gurubu ve yöneticileri ile paylaşmış mıdır? Yoksa çöpe mi atmıştır. Sayın Oran’ın açıklamalarına bakılırsa bu bilgiler en azından kendisi ile paylaşılmamış gözüküyor.

Oran “ Askeri okulların yapısı değiştiriliyor “ diyor. Çok doğru ama gerçekte ülkenin yapısı değiştiriliyor bu konuda bir sözü var mı? Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini değiştirmeye çalışan yeni anayasa çalışmaları bu amaca yönelik, bunun için bir şey diyecek mi? Yalnızca sorunu söylemek yetmez. Bu sorunun kaynağını, arkasındaki güçleri ve amaçlarını da halka anlatmanız ve bunu tersine çevirmek için
bir irade ortaya koymanız gerek. Eğer bunu yapmaz iseniz sorunun parçası olmaktan öteye gidemezsiniz.

Rejim değişikliği anayasası

Askerlere operasyon yapılmasaydı, teğmenlere ve öğrencilere ahlaksızca
iftiralar atılmasaydı, Ergenekon, Balyoz ve Casusluk gibi davalar olmasaydı biz bugün komşularımıza istikrarsızlık ve terör ihraç etmiyor olurduk ve rejim değişikliği anayasası peşinde koşmuyor olurduk.

Türkiye dahil dünyanın hiçbir yerinde rejim değişikliği demokratik ve hukuksal kurallar içinde kalınarak yapılamaz ve yapılamamıştır.
Böyle bir rejim değişikliği ancak darbe ile yapılır.

Türkiye’de rejim değişikliğinin önünü açabilmek için başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarına karşı darbe başlatılmış ve darbe kapsamında yurtsever siyasetçiler, aydınlar, bilim insanları, gazeteciler ve askerler zindanlara atılmıştır.

Sonuç odaklı değil faaliyet odaklı

Bu büyük resim görülmeden, bu resim tüm çıplaklığı ile halka anlatılmadan, yapbozun küçük parçaları ile uğraşmak sonuç odaklı değil, faaliyet odaklı olur.

Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun kurumlarına karşı yapılan darbe operasyonlarına geç reaksiyon göstermek, bilerek veya bilmeyerek
bu darbenin arkasında olmak demektir.

  • Bugün gerçek darbeyi Mısır’da değil,
    Türkiye’de 11 yıllık AKP iktidarının icraatlarında aramak gerekir.
  • Bugün gerçek bir halk hareketi bu darbe girişimine karşı Türkiye’de tecelli etmektedir.
    Kaybettiğimiz 5 yurttaşımız ise bu halk hareketinin şehitleridir.

Saygılar sunarım.

KRİKET SOPASI


KRİKET SOPASI

portresi_sade

 

E. Amiral Türker ERTÜRK

 

 

Erdoğan ve AKP iktidarına karşı tepkili olan demokratik halk hareketi hem yayılıyor
hem de daha pasifist ve barışçıl eylemlerle tüm dünyayı kendisine hayran bırakıyor.

Bu eylemler Türklerin yoğun olarak yaşadığı yer kürenin her yerinde de yayılmaya devam ediyor. Bugün Londra’da eylem var. İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)

  • “Değerli Yurtseverler, Türkiye’de AKP diktatörlüğüne karşı direnen milletimize destek amacıyla 21 Haziran Cuma günü Londra’da İngiliz Parlamentosu önünde toplu bir şekilde duran adam’ oluyoruz. Eylem saat 6’da başlayacak
    ve gün batımında bitecektir.” 
    duyurusu yapmış.

Sevgili okurlar,

Önünde “Duran adam“ eyleminin yapılacağı İngiliz Parlamentosu geçmişi, tarihi ve özellikleri ile bizimki de dahil olmak üzere öbür parlamentolardan epeyce farklıdır.

Dünyada demokratik sisteme sahip devletlerin hemen hepsinde anayasanın üstünlüğü ilkesi geçerlidir. Örneğin ABD, Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde parlamentolar anayasalarının çizdiği sınırlar içinde ve kurucu ideolojilerinin çerçevelerine göre yasama yetkisini kullanırlar. Ülkemizin parlamentosu olan TBMM’de bu sınıflandırmaya dahildir.

Yani bunun anlamı şudur; Meclisimiz kurucu ideolojimizi, tekil yapımızı, Türk kimliğini, hukukun üstünlüğü ilkesini, egemenliğin kaynağını değiştiremez ve toplumsal yaşamı
dini referans yaparak düzenleyemez. Bunlar Anayasamızın değiştirilemez maddelerinde özetlenmiş olup bunları değiştirmeye çalışmak çatışmadır, savaştır, kandır ve gözyaşıdır. Aynı şey ABD ve Fransa için de geçerlidir.

Kadını erkek, erkeği kadın yapmak

İngiltere’de ise bu sistemin tam karşıtı vardır. İngiliz Parlamentosu hukuken sınırsız yasama yetkisine sahiptir. Bugün önünde eylem yapılacak Parlamentonun, maddeten olanak içinde olan her şeyi yapabileceğine inanılır. Hatta bunu daha iyi anlatabilmek için “İngiliz Parlamentosu’nun kadını erkek, erkeği kadın yapmak dışında her şeyi yapabileceği“ söylenir.

İngiliz Parlamentosu’nun yetkisi hukuksal olarak sınırsız gözükmesine karşın ve üzerinde onu bağlayacak bir anayasa olmamasına karşılık, eylemsel olarak durum
böyle değildir. O’nu sınırlandıran görünmez kurallar vardır. Halkın duygularını,
ülkenin tarihini, geçmişini ve geleneklerini dikkate almak zorundadır.

Biliyorsunuz İngiltere’de trafik bize ve tüm Avrupa’ya göre terstir ve soldandır.
Örneğin Parlamentoları, bu tersliğe ve Avrupa ile uyumsuzluğa son vermek maksadı ile trafik düzenini değiştirip sağa alabilir. Bunu yapmaya hakkı vardır. Ama yapamaz!
Daha açık olarak ifade etmek gerekirse, İngiltere’de iktidar sahipleri son 11 yılda AKP’nin ülkemizde yaptıklarının yüzde birini yapsalar halk onları Londra’nın içinden geçen Thames nehri boyunca kriket sopası ile kovalar.

Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde sandıktan çıkarak iktidara gelenler ülkelerini keyfince yönetmek ve her istediklerini yapmak hakkına sahip değildir.

Demokrasi salt sandık demek değildir!

Demokrasinin olmaz ise olmazlarının başında basın özgürlüğü ve düşüncelerin özgürce açıklanabilmesi gelir. Bu anlamda ülkemiz AKP iktidarında çok gerilere gitmiş ve sınıfta kalmıştır. İkide bir referandum diyor ne kadar demokrat olduğunu anlatmak için. Bu yaklaşım bile diktatör olduğunu ve Hitler’e özendiğini gösterir.
O da başı sıkışınca referandum yapardı.

Geçende Arınç, “Duran adam” eylemleri ile ilgili açıklama yaparken aklınca dalga geçmeye çalışıyor. Bu eylemlerin nedeni sizsiniz! Erdoğan ve AKP iktidarının ülkemize, değerlerine, özgürlüklerimize, yaşam tarzlarımıza, kahramanlarımıza olan düşmanlığınız ve emperyalist işbirlikçiliğinizdir. Sorun sizsiniz! Siz gitmeden bu ülkeye ne yazık ki
huzur gelmeyecek.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik açıklama yapıyor,
sosyal medyada etik değerlerden sözediyor ve tehditler savuruyor. Ayrıca sosyal medya aracılığı ile “İnsanların isyana teşvik edildiğini, öfkenin kabarmasına yol açıldığını, kin ve nefret duygularının körüklendiğini..“ söylüyor.

Erdoğan’ın sicili bozuk!

İnsanda biraz utanma duygusu olması gerek. Etik değerlerden sözedebilmek için
etik değerlerin ne olduğu bilmek ve bunları içselleştirmek gerek. Ayrıca kin ve nefret duygularını körüklemek suçunun işlendiğinden sözetmeden önce lütfen çevresine ve biat ettiğine baksın bir kez!

Başbakan Erdoğan halkı sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığını göstererek
kin ve düşmanlığı açıkça tahrik etmek suçunda dolayı hüküm giymiş, hapis yatmış olup sabıkalıdır. Sayın Erdoğan’ın bu konuda sicili bozuktur. Temiz kağıdı vermezler!

Ayrıca cezasını çekmiş bunlar geride kalmıştır diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır.
Bu olaylar başladığından beri açıklamalarına, söylemlerine bakın notu verin.

“Eylemciler Cami’ye girdiler ve içki içtiler!“ açıklamasını nasıl izah edeceğiz.
Yalan olduğunu bile bile söyledi! Bu halkı birbiri ile kapıştırma gayreti değil mi?
Normal bir ülkede olsak böyle bir başbakan ya istifa ettirilir ya da görevden alınır.

Eylemlerde dikkati çeken şey, taşınan Türk Bayrakları, Atatürk posterleri ile Erdoğan ve AKP’ye yönelik nefret içeren dövizlerdir. Sanırım bunun anlamı Milli değerlerimizin, özgürlüklerimizin tehdit altında olduğu ve bu tehdidi gerçekleştirenin de Erdoğan ve
AKP iktidarı olduğudur. Bunu anlamaz veya anlamamakta direnirseniz sorunu çözemeyiz.

Sanırım İngilizlerin kriket sopası ile yapacağını biz kızılcık sopası ile yapmalıyız.

Saygılar sunarım. (21.6.13)

SAVAŞIN UZAMASI


SAVAŞIN UZAMASI

portresi_gulumseyen

 

 

 

 

 

E. Amiral Türker ERTÜRK

Anadolu, tarihin hiçbir döneminde üzerinde barındırdığı toplumlara bu kadar düşmanlık yapan bir iktidar tarafından asla yönetilmedi. Hainlikler bir değil, beş değil, on değil.

  • Erdoğan liderliğinde Türkiye, ABD ve İsrail’den aldığı vekaletle
    Suriye’ye ve öbür bölge ülkelerine karşı örtülü olarak savaşmaktadır
    .

Bu kapsamda Reyhanlı’da terör saldırısı olur ve 51 yurttaşımız yaşamını yitirir.
Bu köşeyi izleyenler bilirler, böyle bir saldırıyı beklediğimizi yazmıştık.

Saldırının arkasında kimin olamayacağı açıkken, iktidar yetkilileri bu saldırının arkasında olamayacak olanı Suriye’yi gösterdiler. Hiçbir araştırma yapmadan
sıcağı sıcağına bu açıklamanın nedeni ABD ile birlikte bir an önce Suriye’ye
müdahale etme ve Beşar’ı devirme arzusundan kaynaklanıyordu.

Yani bizim gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlardı! Çocuklarımızı,
kendi çıkarlarıyla bütünleştirdikleri emperyalizm adına Suriye’ye ölüme göndermek için bile bile yalan söylüyorlardı! Evet, biz bu yalanı biliyorduk ama ele geçirilmiş
mütareke basınımız bunu halkın gözünden kaçırmaya çalışıyordu.

Bir başbakan düşünün böyle bir terör saldırısından sonra yaklaşık % 70 oy aldığı Reyhanlı’ya gidemiyor ve tam anlamıyla söylemek gerekiyorsa ABD’ye patronunun yanına kaçıyor. Çünkü Reyhanlı, terör saldırısının arkasında Suriye’nin olmadığını, esas sorumlunun Erdoğan ve AKP iktidarı olduğunu biliyor ve infial halinde!
İşte Erdoğan Reyhanlı halkının kendisini sorumlu tutan bu kızgınlığından korkuyor maazallah ellerinde kalırım diye tabanları Atlantik ötesine doğru yağlıyor.

Yas ilan edilmeliydi

Reyhanlı Cumhuriyet tarihimizin bugüne dek tanık olduğu en kanlı terör saldırısıdır. Dünyanın neresine giderseniz gidiniz, işgal altında olmayan ve düşmanları tarafından yönetilmeyen tüm ülkelerde böyle bir olay karşısında ulusal yas ilan edilir ve bayraklar mezestre (yarıya indirmek) edilir. Bu konuyu atlanmasın diye sıcağı sıcağına da yazıp ilgililere hatırlatmıştık ama işgal altında olduğumuzu unutmuştuk!

Sonra öğreniyoruz ki, ülke olarak Suriye’ye karşı arkasında olduğumuz

  • El Nusra terör örgütünün 3 araca bomba yüklediği ve Türkiye’de bir saldırı peşinde olduğu istihbaratını Jandarma üretmiş ve yetkililere takdim etmiş.
  • Fakat yetkililerimiz olayın sorumluluğunu Suriye’yi yıkma peşinde olduğu için
    bunu dikkate almamışlar.

Soruyorum size :

  • Ülkemize bundan daha büyük düşmanlık olabilir mi?
    Ülkemize karşı bir terör saldırısı yapacağı istihbaratı almışsınız, hiçbir önlem almıyorsunuz ayrıca arkasında kim olduğunu bildiğiniz halde Suriye’nin üstüne yıkmak için halkınıza yalan söylüyorsunuz!

İçişleri Bakanı “Jandarma’nın bu istihbaratını sızdıranı yakaladık.“ diyor.
Demek istiyor ki bizim yalancı olduğumuzu, halkı aldattığımızı, vatan ve millet düşmanı olduğumuzu ifşa eden ve bizi suçüstü yapan adamı yakaladık! Aferin size!
Bu düşmanlıklar ve hainlikler mutlaka yargılanmalıdır!

Başbakan Erdoğan yürüttüğü işbirlikçi politikalar nedeniyle sorumlu olduğu terör saldırısını ve bir dizi Suriye’ye ABD ile birlikte müdahale tekliflerini cebine koyarak
çoluk çombalak ABD’ye gider ama eli boş geri döner.

Çünkü ABD, Rusya ve Çin vetoları nedeniyle stratejisinde değişiklik yapmıştır.
Ama ABD’nin nihai hedefi olan Beşar’ın yıkılması, Suriye’nin etnik ve mezhepsel olarak ayrışması, kukla Kürt devletinin kurulması, Türkiye’de rejim değişikliğinin yapılması planlarında bir değişiklik yoktur.

Vekaleten savaşa devam!

  • ABD ve İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar eliyle sürdürdüğü
    vekalet savaşına uzun soluklu olarak devam edecektir.

Savaşın uzun sürmesi, bölgenin daha çok istikrarsızlaşmasına ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşmesine yönelik elverişli koşulların daha çok oluşmasına
yardımcı olacaktır.

Suriye’de vekaleten savaş uzadıkça, etnik ve mezhepsel koalisyon olan bu ülkede her geçen gün birlikte yaşamanın koşulları ortadan kaldırılmaktadır.
Savaşın uzun sürmesi, Suriye’de altyapıyı tahrip etmekte ve taş taş üstünde kalmamaktadır. Bu durum savaş sonrası yeni inşa programı içinde aynen Irak’ta olduğu gibi Batı için iş ve yatırım olanakları sağlayacaktır.

Savaşın uzaması Irak’ı ve Lübnan’ı da çok yakından etkilemekte, bu ülkelerdeki
iç barışı dinamitlemekte ve hatta Arapların en az yüzyıl daha bir araya gelmesini engelleyecek Şii-Sünni çatışmasını tetiklemektedir.

Savaşın uzaması İran’ı da muhtemel bir müdahale öncesi istikrarsızlaştırmakta,
altını oymakta ve İslam dünyasını birbirine karşı kamplaştırmaktadır.

Savaşın uzaması bölgede ikinci bir İsrail olacak Kürt devletinin parçalarını birleştirebilmenin fırsatını yakalattıracaktır.

Savaşın uzaması; bölgenin en büyük taşeronu olan

Türkiye’yi rejim değişikliğine, bölünmeye ve çözülmeye yönelik olarak istikrarsızlaştıracak ve AKP iktidarını daha fazla ABD’ye mahkum ettirecektir.

Saygılar sunarım. 28.5.13
İLK KURŞUN

İSVEÇ : YILDIRIM ve YARAMAZ..


İSVEÇ : YILDIRIM ve YARAMAZ…

E Amiral Türker ERTÜRK

portresi_gulumseyen

Geçtiğimiz Çarşamba günü (22 Mayıs) 19 Mayıs Atatürk’ün Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle düzenlenen etkinlikte konuşma yapmak için Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) çağrılısı olarak İsveç’in başkenti Stokholm’deydim.

İsveç 450 bin km² yüzölçümü ve 9,5 milyon nüfusu ile çok güzel, temiz, gelişmiş,
alt yapı sorunu olmayan, düzenli ve sorunları az olan bir ülke. Meşruti monarşi ile yönetiliyor. Saab, Volvo, Ericsson, Ikea, Daf, Scania, Electrolux gibi daha bir sürü dünya markasının çıktığı yer. Eğer rakamları konuşturmak gerekirse, 42 bin $ ile kişi başına yıllık ulusal gelir açısından dünya 8’incisi, demokrasi endeksinde dünya 4’üncüsü, insansal gelişmişlik sıralamasında ise dünya üçüncüsü bir ülke.

Uzun yaşamak, sağlıklı ve nitelikli yaşamak, gönenç (refah) içinde ve varsıl (zengin) olmak, eğitimli ve öğretimli olmak anlamına gelen insani gelişmişlik sıralamasında ülkemizin 186 ülke arasında 90’ıncı olduğunu göz önüne alırsanız İsveç’in bu sıralamada dünya 4’üncüsü olmasının ne anlama geldiği sanırım daha iyi anlaşılır.

İsveç’in en büyük sorunu bu ülkede insanlar kolay kolay ölmüyor! Kaza da pek olmuyor.
Erkeklerin ortalama ömrü 81 kadınların ise 84 yıl. Burada insanların gelecek korkusu yok. İnsanların sosyal güvenceleri çok yüksek! Yoksulu az, varlıklısı az, neredeyse ülke nüfusunun %90’ı orta sınıf. Darısı başımıza ne diyelim!

İsveç’te nüfusun %87’si Hıristiyan ve Martin Luther felsefesini esas alan Lutheran mezhebinden. Nüfusun geriye kalanı ise Katolik, Ortodoks, Müslüman, Musevi ve Budist! İsveçliler için dünyanın en az dindar insanları denilebilir. Ayrıca kindar da değiller! Doğum, ölüm ve evlenme törenleri dışında halk kiliselere pek gitmiyor.

Demirbaş Şarl

Avrupa’nın kuzeyinde bir İskandinav ülkesi olan İsveç bize uzak gibi görünmesine karşın geçmişte müttefikimiz bile olmuş. Karadeniz’in kuzeyinde Prut ırmağı kıyısında 1711’de yapılan Prut savaşında İsveç birlikleri, kralları XII. Karl emrinde Osmanlı Sadrazamı Baltacı Mehmet Paşa komutasında Ruslara karşı savaşmışlar.

Babasının ölümü üzerine 1697’de İsveç Kralı olan XII. Karl, tarihimizde bilinen adıyla
namı diğer Demirbaş Şarl’dır. Bu adla anılmasının nedeni ise tarihsel gelişmeler.

Bugünkü Ukrayna sınırları içinde kalan Poltova’da 27 Haziran 1709’da İsveç ve Rus orduları karşı karşıya gelir. Bu savaşta Rusların komutanı olan Çar I. Petro, İsveçlilere tarihlerinin en büyük yenilgisini tattırır ve İsveç Kralı XII. Karl canını zor kurtararak 1500 askeri ile birlikte Osmanlıya sığınır.

İsveç Kralı’nın Padişah III. Ahmet döneminde gerçekleşen bu sığınması oldukça
uzun sürer. O zaman Osmanlı toprağı olan bugünkü Moldova sınırları içinde bulunan Bender’de 5 yıl yaşar ve ülkesini buradan yönetir. Prut savaşına buradan katılır. Amacı Osmanlıyı ikna ederek Ruslara karşı kesin sonuçlu bir savaş daha yaptırmaktır. Başarılı olamaz, artık ülkesine dönmesi istenir ve biraz da arzu edilmeyen bu uzun süreli kalış nedeniyle Demirbaş Şarl alarak adlandırılır. Sonunda Osmanlı birliğinin korumasında Macaristan ve Almanya üzerinden ülkesine döner.

Demirbaş Şarl bu 5 yıllık süre içinde Türkçe öğrenmiş ve Osmanlı Donanma gemilerinin resimlerini çizerek ülkesine göndermiştir. İsveçliler bu çizimlerden yola çıkarak iki gemi dizany etmişler ve bunlardan biri yüzyıllar boyunca İsveç donanmasının sancak gemiliğini yapmıştır. Demirbaş Şarl bu iki gemiyi Türkçede çok sevdiği iki ad olan Jilderim (Yıldırım ) ve Jarramas (Yaramaz) olarak adlandırmış. Ayrıca Kral İsveç Donanması’nın sancak gemiliğini yapan Jarramas’ın sancağına Osmanlıyı simgeleyen bir de hilal işareti koydurmuştur.

Binbaşı Pravitz

Konu İsveç olunca 1915’te Osmanlı topraklarında Alman ordusuna mensup bir gözlemci olarak doğu cephesinde görev yapan İsveçli Binbaşı Hjalmar Pravitz’den
söz etmemek yanlış olur.

Pravitz’in 23 Nisan 1917’de “Nya Dagligt Allehanda“ adlı İsveç gazetesinde yazdığı makalede özetle; Anadolu’ya ilk geldiğinde kısmen Amerikalı gezginlerin etkisiyle Ermenilerin Türkler tarafından katledildiğine ilişkin önyargılı bir bakış açısına sahip olduğunu, ancak üzücü olaylar görmekle birlikte, kesinlikle planlı bir zulme, katliama tanık olmadığını, tehcirin zorunlu nedenlere dayandığını ayrıntıları ile anlatmıştır. Binbaşı ayrıca bu konuyu 1918’de yayınlanan “İran Anılarım“ adlı kitabında da işlemiştir.

İsveç’e etkinlikten bir gün önce geldim ve mümkün olduğunca bana eşlik eden
TGB’li gençlerle birlikte Stokholm’ü gezmeye çalıştım. Harika bir deniz müzeleri var. Demirbaş Şarl’ın anıtını gördüm, tarihi geçmişi anımsadım ve fotoğraf çektirmeyi
ihmal etmedim. Parlamento binasını görmek istedim, etrafında gezerken içeri girmek istediğimi söyledim, hemen girişim yaptık ve 5 dakika sonra dinleyici koltuklarında kendimi oturumu izliyor buldum.

349 üyeli İsveç Meclisi’nde sandalye sayısı en fazla Sosyal Demokratlara ait olmasına karşın, 4’lü Sağ koalisyon ülkede iktidarda. Ekonomi Bakanı’nın sorulan sulara hesap verişini izledim. Muhalefet soruyor hatta saldırgan biçem (üslup) kullanmasına karşın Bakan oldukça sakin, halk adına sorulan bu sorulara yanıt vermeye çalışıyordu. İsveç’te iktidar Allah’a değil halka hesap veriyor! Keşke görmüş olsaydınız! İsveç’in efsane Başbakanı Olof Palme’nin 28 Şubat 1986’da öldürüldüğü yere gittim. Daha bir yığın anılarım var!

İsveç’te Başbakanı, Bakanları hatta Kralı ve Kraliçeyi yolda, alışverişte kanal kenarında koşarken görmek ve rastlamak çok olağan! Değil yüzlerce, görünürde bir korumaları bile yok! Bu arada trafik cezası ödemek bu vekillerin ağrına gitmiyor!
Burada siyasetçilerin en önemli özelliği mütevazi olmaları ve halktan biri gibi yaşamaları!

Katıldığım 19 Mayıs etkinliği gerçekten çok başarılıydı. İsveç’te yaşayan
Türk toplumunu duyarlı ve ülkemizde yaşananlar nedeniyle çok endişeli gördüm.
AKP politikalarının burada da toplumumuzu ayrıştırdığını ve birbirine karşı düşmanlaştırdığını gözlemledim.

Saygılar sunarım. 23.5.13

ÇARLİ KONTROL NOKTASI

E. Amiral Türker ERTÜRK

portresi_gulumseyen

ÇARLİ KONTROL NOKTASI

Bugün size Atatürkçü Düşünce Derneklerinin düzenlediği panellere katılım için gittiğim Almanya’dan bir izlenimimi daha aktaracağım. 23 Şubat günü Berlin’de katıldığımız
Direnen Suriye, Patriotlar ve Türkiye
 paneli özellikle “soru ve yanıt “ bölümünün oldukça uzaması nedeniyle çok geç tamamlandı. Ertesi sabah
erkenden, başka bir panel için Almanya’nın diğer bir kentine gidecektik.

Halbuki Berlin’e gelmeden görmeyi planladığım iki yer vardı. Birincisi,
tarihi Berlin duvarının geçtiği Çarli Kontrol Noktası’nda açıldığını duyduğum
“Yıkılması gereken daha çok duvar var”
 adlı sergi ile daha önce geldiğimde
görme fırsatını yakalayamadığım Almanya Federal Meclis binası girişinde bulunan anıttı.

Gece ve çok soğuk olmasına karşın, Almanya TGB Başkanı Beyhan Yıldırım
isteğimizi kırmadı, bize eşlik ederek buraları gezdirdi.

Bildiğiniz gibi Berlin Duvarı, Soğuk Savaş döneminde Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya kaçmalarını önlemek amacıyla Doğu Almanya Meclisi’nin kararı ile
13 Ağustos 1961’de yapımına başlanan 46 km uzunluğunda bir duvardır.

Utanç Duvarı

Batı’da yıllarca “Utanç Duvarı” (Schandmauer) olarak adlandırılan ve Batı Berlin’i Doğu Almanya içinde adeta ada gibi izole etmeye ve abluka altına almaya çalışan
Berlin Duvarı, Doğu Almanya’nın 9 Kasım 1989’da isteyen vatandaşların
Batı’ya gidebileceğini açıklamasıyla geçerliliğini yitirmiş ve resmi olarak yıkımına
13 Haziran 1990’ta başlanmıştır. Günümüzde ise duvarın kimi kesimleri ibret olması açısından anıtsal olarak gelecek kuşaklara aktarılmak üzere eski durumunda bırakılmıştır.

Çarli Kontrol Noktası (Checkpoint Charlie) ise bölünmüş Berlin’de Doğu-Batı geçiş kapıları olarak kurulan ve 1961-90 arasında kullanılan 3 kontrol noktasından biridir. Öbürleri Helmstedt’te Alfa Kontrol Noktası ve Dreilinden’de Bravo Kontrol Noktasıdır.

Soğuk Savaş’ın en zor günlerinde 27 Ekim 1961’de Sovyetler Birliği ve ABD tankları Çarli Kontrol Noktası’nda karşı karşıya gelmişler ve 16 saat boyunca eller tetikte
ama tek kurşun atmadan beklemişlerdir. O tarihte atılacak tek kurşunun 3. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olacağı hala düşünülmektedir.

More Walls to Tear Down

Görmeye gittiğimiz sergi işte tam burada idi. Serginin adının “More Walls to
Tear Down“ (Yıkılması gereken daha çok duvar var)
 olması ilgimi çekmişti!
Merak ettiğim için gitmek istedim. Gerçekten yıkılması gereken daha başka duvarlar nelerdi?

Sergide sekiz ülkenin devlet başkanları diktatör olarak resmedilmişti. Bunlar Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat, Kuzey Kore Kim Jong-İl, Çad Devlet Başkanı İdris Deby, Sudan devlet Başkanı Ömer El Beşir, Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe, Burma (Myanmar) Devlet Başkanı Thein Sein, Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ve İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat olarak gösterilmekteydi.

Sergide ilk dikkatimi çeken, diktatör olarak gösterilen liderlerin ırkçı bir yaklaşımla resmedildiğiydi. Afrikalı liderlerin yüzleri kara olarak Asyalı Kim Jong-İl’in yüzü sarı olarak boyanmıştı. Adeta “Beyaz ırkın üstünlüğüne siyah ve sarı ırkın geri ve aşağılık olduğunu“ iddia eden faşist ve ırkçı yaklaşımlara gönderme yapmaktaydı.

Ayrıca algı operasyonunun bir parçası olarak bu liderler ve özellikle İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat çok çirkin olarak tasvir edilmişti. Ama diktatörlüğü ve halkına çektirdiği zulüm konusunda hiç kuşku duyulmayan Suudi Arabistan Kralını ve Katar Emiri’ni bunların arasında göremedik. Halkının üzerine tanklarla yürüyen ve
onların demokratik istemlerini görmemezlikten gelen ve katleden Bahreyn Emiri Hamad bin İsa El Halife’yi de göremedik bu diktatörler arasında.

Burada diktatör olarak resmedilen liderleri ilk sekize bile sokmayacak ne liderler var dünyada ama emperyalizmden yana tavır aldıkları ve işbirlikçilik yaptıkları için demokratik liderler kategorisine yükseltilmişler.

Hayal kırıklığına uğradım

Sergiyi gördükten sonra tam bir hayal kırıklığına uğradım. Sergi için özetle şunu söyleyebilirim:

Batı’da, Avrupa’nın lider ülkesi Almanya’da, başkenti Berlin’de, tarihin çok zorlu bir dönemine tanıklık etmiş bir yerinde kamusal alan, emperyalizmin çıkarları için hegemonyaya direnen liderlerin ve odakların yok edilmesi propagandasına
alet edilmiştir.

Berlin’e yılda 23 milyon turist geliyor. Berlin Duvarı ve tarihi Çarli Kontrol Noktası’nı
her gün 20 bin kişi geziyor. Toplum mühendisliği için çok iyi bir yer seçmişler değil mi?

Sergideki 8 liderden biri olan Ahmedinejat’ın çirkin resmedilmesinin yanında,
gerçekte olmadığı halde yüzüne Hitler’in meşhur bıyığı monte edilmiş.
Artık bu denli açık olan iletiyi anlamak size düşüyor.

Batı için ne olduğunuz değil, kimden yana olduğunuz önemlidir. Eğer kendi ülkenizin çıkarlarından yana tavır gösterirseniz sizi hizadan çıktı olarak değerlendirirler.
Eğer tarafınız Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik Kitabı’nda belirttiği şekilde
“Türkiye küresel yeni düzen çevresinde alt bölgesel düzenleyicisi olabilir.“
 şeklinde emperyalizmden yana ise sizi ödüllendirirler.

Almanya Federal Meclis girişinde bulunan anıtı başka bir yazımda anlatacağım.

100 YIL ÖNCE 100 YIL SONRA


E. Amiral Türker Ertürk

portresi_sade

100 YIL ÖNCE 100 YIL SONRA

Genelkurmay Başkanlığı 100’ü aşkın savaş pilotunun istifası ile ilgili olarak yaptığı açıklamada “Ayrılan her personelin yerine aynı ehliyette başka bir personelin görevlendirildiği ve istifa/emekliliği doğal, kişisel bir hak olduğu unutulmamalıdır.” demiştir.

Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidiniz yüzbaşı rütbesinde (31-37 yaş) ve bu kadar sayıda pilotun bir anda istifa etmesi çok vahim bir olaydır. İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde bile bu sayıda pilotun istifası,
icra edilen görevleri çok ciddi bir biçimde sekteye uğratır ve öncesinde bunu görüp gerekli tedbirleri almayan Genel Kurmay Başkanı’nın görevden alınmasına veya istifa etmesine neden olur.

Genel Kurmayın yaptığı bu açıklama, anormal ve olağanüstü bir olayı normalmiş gibi gösterme çabasıdır. Olay yalnızca pilotlarımızın istifa sorunu da değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı tasfiye amaçlı operasyonlar ve karalama kampanyaları yoğun biçimde sürmektedir.

Daha ne olsun! 5 ay sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı olacağı kesin olan Donanma Komutanı istifa etmiştir, bu normal midir? 400’e yakın muvazzaf ve emekli askerlerin zindanlarda olması sıradan bir olay mıdır?

Türk Silahlı Kuvvetleri personeline karşı ailelerini de hedef alıp canından bezdirmek ve meslekten ayrılmalarını sağlamaya yönelik saldırılar için Genelkurmay Başkanı hangi tedbirleri almış veya almayı düşünmektedir? Genelkurmay Başkanı, personeli için dayanılmaz boyutlara ulaşan bu ağır saldırı ortamında, hele bu yıl zorunlu hizmetin 15 yıldan 10 yıla inmesi ile birlikte çok sayıda istifanın geleceğini görememiş midir?

Yoksa bu sorunları iletmiş de Başbakan’ın mı umurunda olmamıştır?

Nitelikli komuta gücü yok olmuştur!

Dijital terör unsuru sahte ve düzmece delillerle sürdürülen siyasal davalarla, karalama ve itibarsızlaştırma kampanyaları ile mazisi şan ve şerefle dolu kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin moral ve motivasyonu çok kötü durumda olup, nitelikli komuta gücünün çok büyük bir bölümünü kaybetmiştir.

Anayasamızın 117’nci maddesine göre “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
yurt savunmasına hazırlanmasından Meclis’e karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.” 
Başbakan ve Bakanlar Kurulu bu konuda tedbir almadığı gibi
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu duruma düşmesinin önünü açmıştır.

  • Amaçları Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürmek ve
    rejim değişikliği yapmaktır.
  • Bu nedenle Türk Devrimlerine, Cumhuriyetimize,
    Atatürk’e ve askerimize düşmanlık yapılmaktadır.

Askere karşı yapılan düşmanlıklardan küçük bir örnek;

  • Türk Hava Yolları’nda asker kökenli pilotların hemen hemen hepsi
    tasfiye edilmiş, yerlerine yabancılar ve Yunanlar alınmıştır.

Kimdir bu Yunan pilotlar? 8 Ekim 1996’da Sakız adası açıklarında Türk F-16’sını arkadan kahpece vurarak pilotumuz Yüzbaşı Nail Erdoğan’ı şehit eden
Mirage 2000’in Yunan pilotu Grivas’ın arkadaşları ve yurttaşlarıdır.
Pilotumuzun Yunanlar tarafından şehit edildiği gerçeği tam 7 yıl sonra
AKP iktidarı döneminde ortaya çıkmış ama Hükümet kılını bile kıpırdatmamıştır. Askerimizin başına çuval geçirildiğinde de aynı şey yapılmıştır!

  • AKP iktidarında THY, kokpite (pilotun bulunduğu uçuş kabini) besmele ile giren asker kökenli pilotu işten atmak ve yerine istavroz çıkararak giren Ortodoks’u işe almayı istihdam politikalarının gereği saymıştır. 
    Müslüman olduğunu iddia edenlere duyurulur!
  • Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı sürdürülen operasyonların arkasında emperyalizm vardır. 
  • Amacı askerleri hizaya getirmektir. Bu hiza emperyalizmin çıkarına olan, ülkemizi bölecek, rejim değişikliği yaptıracak ve taşeronlaştıracak çizgidir. Bugün esir olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Halkı tarafından kurtarılmadıkça bu hizaya geliş daha da hızlanacaktır.

Ermeniler ve Cemaat

Yaklaşık 100 yıl önce millet-i sadıka olarak adlandırılan Ermeniler,
emperyalizm tarafından türlü vaatlerle kandırılarak isyan ettirildiler.
Belki de bin yıldır huzur içinde beraber yaşadıkları topluma ihanet ettiler
ve Ermeniler; Ruslarla savaşan Türk Ordusu’nu arkadan vurdular.

100 yıl sonra yine emperyalizmin bin bir yalanı ve dolanı ile kandırılan bu kez Müslüman olan ya da Müslüman olduklarını sanan

  • Cemaat; CIA güdümünde askerleri hizaya getirmek için
    Türk Ordusu’nu arkadan vurmuş ve hançerlemiştir
    .

Yüz yıl önce kazanan emperyalizm, yitirenler ve acı çekenler ise Ermeniler dahil bu toprakların insanları olmuştur. Cemaat tarafından kutsal dinimiz kullanılarak kandırılanlar bilmelidirler ki; kazanan yine emperyalizm olacak yitirenler ise
onlar da dahil olmak üzere hepimiz olacağız.

Bu Cumartesi, Türk subayının Balyoz ile esir edilişinin ikinci yılıdır.

Bu nedenle tutuklu eşlerinin kurduğu Vardiya Bizde Platformu’nun
“Sessiz çığlık” adı altında her hafta yaptığı eylemin bu haftaki önemi daha da büyüktür. 

Ankara’da Sakarya caddesinde, İstanbul’da Beşiktaş’ta, İzmir’de Gündoğdu’da ve Bursa’da Şehreküstü meydanında yapılacak haksızlığa hukuksuzluğa ve savunma hakkının yok edilmesine isyan eden demokratik eyleme destek vermek yurtseverliğin gereğidirr.

Saygılar sunarım. (8.2.13)

YAŞASIN AB!

E. Amİral Türker Ertürk

portresi_sade

YAŞASIN AB!

Geçtiğimiz Salı, Kılıçdaroğlu yaptığı grup konuşmasında iki önemli mesaj verdi. Bunlardan birincisi CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler’e Meclis’te
“Ana dilde savunma” görüşmeleri sırasında yaptığı konuşma ile ilgili yaptığı uyarı,
ikincisi ise Erdoğan’a gönderme yaptığı Şangay eleştirisi.

Esasında her iki mesajın gönderilmek istendiği yer ABD ve AB idi. Anlamı şudur; AKP’nin önüne koyduğunuz yol haritasını aynen uygularız.
Bunu AKP gibi kırmadan dökmeden yaparız. NATO ve AB’ye bağlıyız.

Birgül Ayman Güler üzerinden gönderilen mesajı izleyen yazımızda irdeleyeceğiz. Bugünkü konumuz Başbakan üzerinden gönderdiği mesaj olacak.

Kılıçdaroğlu Erdoğan’a Eğer siz ‘AB’den çıkacağım’ diyorsanız o zaman millete çıkıp hesap vermek zorundasınız. Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Kiminle konuştunuz, kime danıştınız. Eğer Şangay İşbirliği Örgütü’ne girecekseniz, NATO’yu ne yapacaksınız?” diyor.

Biz de merak ediyoruz Kılıçdaroğlu hangi AB’ye girmek istiyor? İflas eden AB’ye mi? Ülkemizin bölünmesi ve kimliğimizin çatlatılması projelerine ve operasyonlarına destek veren AB’ye mi? Türkiye’nin AB kapısında itilip kakılmasına ve horlanmasına razı mı? İkinci sınıf bir üyeliğe evet mi? Müştemilatta kapıcı olarak yaşamamızı mı istiyor? Kamuoyu yoklaması yaptırdı da halkın AB’ye katılmak istediğini mi söylüyor?

Genetik olarak geri zekalı

AB’nin lider ülkesi Almanya’da 2002-9 arasında Berlin Eyaleti Maliye Bakanlığı görevini yapan Thilo Sarazzin “Türklerin ve Arapların genetik olarak geri zekalı olduklarını“ iddia ediyor. “Almanya kendini yok ediyor.“ (Deutscland schafft sich ab) adlı kitabı 2010’da çıkmış ve bugüne kadar 2 milyon satmış. Demokrat kesimlerin tepkilerine rağmen Sarazzin, mensubu olduğu Sosyal Demokrat Parti (SPD) tarafından ihraç edilmemiş. Anlaşılan Hüseyin Aygün’e benzer görevi (Söylemek istenenleri ama söylenemeyenleri söyleme) var.

2011‘de emekli olan ve 35 yıl Almanya’nın çeşitli kentlerinde ilkokul öğretmenliği yapan Ursula Sarazzin’de 2012’de çıkardığı “Cadı avı“ (Hexenjagd) adlı kitabında,
eşi Thilo Sarazzin’in kışkırtıcı tezlerini destekliyor.

Berlin’in Neukölln ilçesinin Sosyal Demokrat (SPD) Belediye Başkanı Heinz Buschkowsky, kendi bölgesinde yaşayan Türklere karşı ön yargı ile yaklaşan
“Neukölln her yerde“ (Neukölln ist überall) adında kitap yazıyor.

2005’te zamanın Berlin Hür Üniversitesi Rektörü Prof. Dieter Lenzen, Niedersachsen Eyaleti’nde yapılan sözde bilimsel araştırmaya dayanarak, Türk öğrencilerin geri zekalı olduğunu anlatmaya çalışıyor. Lenzen şimdi de Hamburg Üniversitesi Rektörü.

Asıl bomba, geçen yılın son ayı Alman Federal Meclisi’nde Müslüman ve Musevileri yakından ilgilendiren sünnete izin verilip verilmemesinin oylanmasıdır.
Gerekçe, sünnet olanların 18 yaşından küçük oldukları için kendi istekleri ile değil ailelerinin isteği ile oldukları yönündedir. Fakat aynı şey vaftiz için niye düşünülmemiştir? Hıristiyan kültürüne özel bir ayrıcalık mı vardır?

Bugün Türkler Almanya’da 50 yılı aşkın süredir yaşıyorlar. Artık dördüncü kuşak var! Ama yabancı karşıtlığı özellikle Türk ve Müslüman düşmanlığı her geçen gün Almanya’da ve Avrupa’da yaygınlaşmaktadır.

Almanya’da işsizlik oranı % 10’u geçiyor. Türklerin işsizlik oranı % 30’un üstünde,
bu oran Berlin’de % 50’yi aşmıştır.

Yabancılar günah keçisi

Bugün Almanya ve Avrupa’da büyük bir ekonomik kriz mevcuttur.
Bu kriz yapısaldır ve kolay geçeceğe benzememektedir. Dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin doğuya doğru kaydığı düşünülürse yapısal ve sistemsel değişiklikler yapmadan veya savaş çıkmadan bu durumun düzelmesi mümkün değildir.

  • Almanya’nın 82 milyon nüfusunun 7 milyonu yabancıdır. Bu yabancı nüfusun
    3 milyonu Türk, 1 milyonu da Arap’tır. Bu nüfus Almanya’nın günah keçisidir!

Günah keçisine, gerçek sorunları perdelemek için ihtiyaç vardır.
Almanya’nın en büyük sorunu gelir bölüşümündeki adaletsizliktir.
Münih-Magdeburg arasındaki ekonomik uçurum gibi.

Büyük ekonomik kriz yaşayan Avrupa ve Almanya göçmenlerin uyum sorunlarını, sünnet, töre cinayetleri, zorunlu evlilik ve eğitim problemlerini işleyerek kendi kapitalist düzeninin sistemsel krizini gölgelemeye ve gündem değiştirmeye çalışmaktadır.

Almanya’da Türkler ve Araplar, Avusturya’da Türkler ne ise İspanya, İtalya ve Fransa’da Kuzey Afrikalılar, İngiltere’de Pakistanlılar ve Hindistanlılar, İskandinav ülkelerinde Ortadoğulular aynı şeydir.

Yani Avrupa ve onun en zengini Almanya, üretiminden yeterince pay vermediği ve daralan ekonomisi içinde pay vermek istemediği asli unsuruna, yabancıları hedef göstererek kendini korumaya çalışmaktadır. Ayrıca yaratılan düşman ve ötekileştirilen yabancılar sayesinde ortak Avrupa kimlik bilincini oluşturmaktadırlar.

  • Türkiye’nin AB’ye eşit statüde girmesinin imkan ve ihtimali yoktur.
  • AB’de Türkiye için uygun görülen, kapıcılık veya uşaklıktır.

Bunu anlamamak için ya dangalak olmak ya da işbirlikçi olmak gerekir.

Saygılar sunarım.
1.2.13

ÇELENKLERE VE GELENLERE DİKKAT


Dostlar
,

Paris’te 12.1.13 günü öldürülen 3 PKK’lı kadın operasyonunun ardalanını
bu denli derinlikli ve gerçekçi, sağduyulu irdeleyen bir çözümleme (analiz) sanırım siz de okumadınız.

Sayın E. Amiral Türker Ertürk’e teşekkür borçluyuz..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 19.1.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================

E. Amiral Türker Ertürk

portresi_sade

ÇELENKLERE ve GELENLERE DİKKAT

Paris’te öldürülen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez adlarındaki
3 PKK’lının dün (17.1.13) Diyarbakır’da cenaze törenleri oldu. Bu yazıyı kaleme aldığımda ve gazeteye gönderdiğimde cenazeler Türkiye henüz getirilmiş
ama törenleri yapılmamıştı.

Beklentim, AKP yönetiminde zıvanadan çıkmış Türkiye’de Diyarbakır’da yapılacak törenin Habur rezaletini aratmayacağı yönündedir.

Hükümet tek bir işe odaklanmıştır. Diyarbakır’da yaşanacakları halkın gözünden nasıl kaçırabilirim. Yandaş ve yalaka medya bugünler için vardır. Cenaze sırasında yaşanacakları sizlerin gözünden mümkün olduğunca kaçıracaklar ve bunları normal şeylermiş gibi size takdim edeceklerdir.

Çırnık okurları bilirler, biz bu köşede daha önce de yazdık; 2002’de bitme noktasına gelen, silahlı mücadelede tümüyle yenilen PKK terörünü yeniden diriltmek, azdırmak ve Türkiye’yi pazarlık masasına oturtmak maksadıyla yaptırılan Kürt açılımının ve birbirini izleyen süreç içinde Habur kepazeliğinin, Oslo görüşmelerinin ve en son olarak İmralı açılımının arkasında ABD vardır.

  • Hedef Barzanistan’ı Irak’tan koparmak, Suriye’yi bölerek kuzeyinden denize çıkarmak, Diyarbakır ve havalisi ile birleştirerek federatif yapıda Türkiye’nin korumasına vermek ve kukla Kürt Devleti’ni kurmaktır.
  • Bu özerk yapı uluslaşma sürecinin inşasından sonra zamanı gelince bağımsız devlet olarak Türkiye’den ayrılacaktır.
  • Kuzey Irak petrolleri bu projenin ana havucu, terörün azdırılması ve kırılgan ekonomimizin sürekli ihtiyacı olan sıcak para girişinin engellenmesi ana sopalarıdır.

Projenin planlayıcıları, takipçileri ve destekçileri

Bu projenin planlayıcıları ve sıkı takipçileri ABD ve İsrail’dir.

Bu projeye AB’de destek vermektedir. 

Bunun anlamı şudur:

Projenin gerçekleşmesine engel olmaya çalışan veya çalışacak çevreler, projenin sahipleri ve destekleyicileri tarafından tehdit olarak algılanacaktır.

Emperyalizm ayrıca bir taşla birden fazla kuş vurma peşindedir.

ABD ve İsrail bir gerekçe yaratarak İran’a müdahale peşinde koşmaktadır.

Kukla Kürt Devleti oluşumu projesi, İran’ın tehdit algılamasında en üstte
yer almaktadır. Bunun anlamı, İmralı açılımı ile bu projenin gerçekleştirilmesi yönünde ilerleyen

  • Türkiye, önünde sonunda İran ile savaşmak zorunda kalacaktır.

Kürecik radarına ve Patriot füzelerine bu nedenle ihtiyaç duyulmuştur.

  • Gelelim Paris’teki infazlara...

Çeşitli tevatürler dolaşıyor. Kişisel hırslar, uyuşturucu ve haraçtan elde edilen paraların paylaşımında anlaşmazlık, Türkiye’de çözümü istemeyen derin devlet yapılanması, PKK içi hesaplaşma, çözümü istemeyen İran ve Suriye gibi ülkelerin istihbarat örgütlerinin işi gibi.

İnfazlar Paris’in göbeğinde yapılmıştır.

Avrupa’da özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde Türkiye kökenli Kürt, köktendinci ve tarikat faaliyetleri çok yakından izlenir ve denetim altında tutabilmek için parasal yardım da dahil her türlü destek verilir.

Çoğu zaman bu ögelere örgütlenebilmeleri için kimikez çok ucuza,
kimikez ücretsiz evler ve binalar tahsis edilir.
 Amaç bu örgütleri kendi ülkelerinin güvenliği açısından yakından izlemek, denetim altında tutmak ve gerektiğinde çıkarları için kullanabilmektir.

Fransa’nın yüksek çıkarları

Bu nedenle Fransız istihbaratı, jandarması ve polisinin bilgisi dışında
böyle bir infazın gerçekleştirilmesi olanaksızdır.

  • Eğer failleri yakalanamıyorsa arkasında Fransa’nın yüksek çıkarları vardır. 

Aynen ASALA terörüne şehit verdiğimiz diplomatlarımızın canilerinin bulun(a)madığı gibi.

Başbakan Erdoğan “infazların İmralı sürecine yönelik olduğunu” söylüyor ve Fransa’yı suçluyor. Kandil, AKP’yi suçluyor ve PKK’yi tasfiye operasyonunun bir parçası olarak yorumluyor. BDP sanırım bir yerlerden kulağına sufle edilmiş olacak ki ağız değiştiriyor, İran ve Suriye’yi hedef gösteriyor.

Cinayetlerin sorumlusu Türkiye’deki derin devlet olabilir mi?

Bu en başta neye derin devlet dediğinize göre değişir. Bugün bu derinliği mafya, tarikat (F Tipi Örgüt) ve gladyo (ABD, NATO, CIA) elde tuttuğundan,
soruya mümkündür yanıtı verebiliriz.

İran ve Suriye olabilir mi?

Bu öldürmelerin arkasında İran ve Suriye olabilir mi? Olamaz. Olsa idi, emin olun hemen suçüstü yaparlardı. Zaten böyle bir hata yapılmasını bekliyorlar.
Ama Avrupa çapında genişletilen soruşturmalara bakılırsa suçu İran ve Suriye’nin üzerine atma olasılığını yok saymamak gerekir.

Analizimiz göstermektedir ki;

  • Bu cinayetlerin amacı;
  • Erdoğan-Öcalan ittifakının ve kukla Kürt Devleti’ne gidecek İmralı sürecine direnç gösterenlerin ortadan kaldırılması operasyonudur.
  • Kuşku duymayınız ki, infazın arkasındaki irade ile 
    sürecin arkasındaki irade aynıdır.

İnfaz ettiklerinin cenazelerine çelek ve temsilci göndermek mafya geleneklerindendir. Bu gözle Diyarbakır’da yapılan cenaze törenine sonrasındaki timsah gözyaşlarına dikkat.

Saygılar sunarım.
18.1.13