Doğan Kuban: Umutsuzluk Yakışmaz

Doğan Kuban: Umutsuzluk Yakışmaz

Orhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet, 01.04.2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kırmızı Kedi, “Cumhuriyet Bilgeleri” başlığı altındaki serisinin ilk kitabını Doğan Kuban Hoca’nın yazılarına ayırdı: İflah olmaz iyimser bir bilge olan Kuban Hoca’nın kitabının adı: Umutsuzluk Yakışmaz.
Önce kitabın başlığının çağrıştırdıklarının peşinden gidelim: Doğan Hoca’nın bir umut insanı olduğunu bilirim. Türkiye, Osmanlı ve Rönesans tarihine, Türkiye’nin kuruluşuna ve yarattıklarına ve geleceğe yaklaşımı, derin analizleri hep umut taşır. Kuban, tarihin üzerinden adeta koşar adımlarla geçer, dönemleri birbirine bağlar ve vardığı sonuçların hakikatin bir parçası olmasına ve yeni geleceğin kurulmasında basamaklar oluşturmasına çaba gösterir ve hepimizin önüne ödevler koyar.

Toplumların yönü nereye? 
Kitabın adı Karamsarlığa Yer Yok da olabilirdi. Hocanın bu umudunun kaynağı, tarihe geniş zaman dilimlerinden bakışıdır. Geçmiş gerçekten geriye değil ileriye, kötüye değil daha iyiye, kötümserliğin yoğunlaştığı zamanlarda birden iyimserliğin çiçek açtığı zamanlara doğru ilerler.
“Geçmiş daha iyiydi” sözü bazen özlemle dile getirilir ama gerçekten geçmiş daha iyi miydi ve neye göre, hangi açıdan, yaşamın hangi kalemine göre? Toplumların ve insanlığın gerilediğini mi söyleyeceğiz yoksa ilerlediğini mi… Her ne denli insanlık çok temel sorunlarına henüz kalıcı çözümler ortaya koyamamışsa da ve geleceğin meşalesi gürül gürül yanıyor olmasa da, geleceğe yaklaşımımızın iyimser olmasından vazgeçebilir miyiz?

İyilik ve kötülük birlikte var
İyilik ve kötülük iç içedir. İnsanlığın çabası iyiliğin hep üstün geleceği, ağırlıkta olduğu bir yaşam varlığını hedefler. Felsefe de iyiyi, güzeli, hakikati arayış içindedir. Öyle midir gerçekten, yoksa salt umudu koruma düşüncesinin dışavurumu mudur? Umut, yaşamın, daha iyiyi arayışın ve güzelliğin adıdır. Bundan vazgeçmemiz mümkün mü?
Yitirdiğimiz eleştirel düşünen aydınlarımızdan Ahmet Cemal, Kuban’ın yazıları için “Türkiye’nin yakın kültür tarihinin ender rastlanır bir saydamlıkta çözümlemesidir.” diyordu; “Tarihimizin gerektiğinde en uzak köklerine kadar uzanan bu çözümleme, bütünüyle eleştirel düşünce temeli üzerinde yükselmiştir.”
Kuban’ın haftalık yazıları, önce Cumhuriyet Bilim ve Teknik’de, iki yıldır da Herkese Bilim Teknoloji’de büyük bir merakla okunuyor ve toplumda derhal binlerce paylaşıma konu oluyor. İki Bilge konferanslarının meraklıları tanıktır: Yaşadığımız kötücül siyasi ve toplumsal durumlar karşısında yükselen “Eyvah!” söylemlerine karşı, Doğan Kuban bilgece umudu yeşertmiştir ve çağdaş yaşamı belirleyen ögelerin herkesi birleştireceğini ve kimsenin bunun dışında kalamayacağını söylemiştir.

Umut, yaşamın adıdır 
Kötülükler, önünde sonunda hep yıkılmıştır, bunun nedeni belki de, insanlığın akış yönü iyilikten yana olduğu içindir.
Bu akışın, yazgısal bir yaklaşımda bulunursak büyük bir bilgelik içerdiğini söyleyebiliriz. Yani, tek tek bireylerin düşüncesinden bağımsız, uzun erimde iyiliğe koşan, umudu içselleştirmiş bir bütünsel insaniliğin varlığını belki düşünmeliyiz… Çünkü yıkıntılar arasından toplumların dünyası her zaman yeniden kurulur.
Belki insanlığın geçmiş yaşamından yeterince ders alamadığından veya kötülüğün geçici egemenliğini engelleyemediğinden, sistemde bir yanlışlıktan bahsetmeliyiz.
Umutsuzluk Yakışmaz kitabının konuları ve içerdiği düşünceler üzerine iz sürüyorum kaçıncı kez. Toplum, Çağdaşlık, Kültür, Düşünce, İslam, Kent, Kaos, Cumhuriyet başlıkları altında toplanmış 58 yazının her biri, bir Rönesans insanının eleştirel süzgecinin nasıl çalıştığının ders dolu örnekleridir. Kimi kez cehaleti ele alır yerden yere vurur, kimi kez de kurtuluşun yolu olarak halkın aydınlatılmasını önerir.
Ben ise halkın yüz binlerce öncü kadrosunun adanmışlığıyla toplumun değişebileceğini düşünürüm.
Umutsuzluk dağıtır, bireyi içine kapatır, onun tüm ilişkilerini kopartır ve salgın hastalık gibi yayılmasını sağlar. Kötülüğün sürmesine yarar.
Oysa düşünceye, insana, aydına Umutsuzluk Yakışmaz, hiç mi hiç!
Kuban kitabıyla hepimizi her şeyi yeniden düşünmeye çağırıyor.
=========================================
Dostlar,

Gecenin 04:23’ünde dostumuz sevgili Orhan Bursalı’ya da, bu nefis kitabı yazan hocamız bilge insan Doğan Kuban’a da selam olsun.. Alıp okuyacağız hızla..

Biz de Kuban hoca ve Bursalı gibi iyimseriz..;

Batı emperyalizminin ve yerli maşalarının sömürgeleştirmek istedikleri halkların öncelikle UMUDUNA SALDIRDIĞINI düşünüyoruz. En stratejik hedef budur.. Sömürgelerde UMUT KIRILMALIDIR öncelikle ve hızla.. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir..

Dolayısıyla, sömürgelerde – sömürgeleştirilmek istenen coğrafyalarda ve de post-modern sömürü dizgesinde AYDINA YARAŞAN, umudunu asla ver-me-mek-tir!

  • Umut, direnenlerin en büyük ve etkili silahıdır. O kale “düşmediği” sürece sömürgenlere geçit yoktur..

Savaş bu eksende yürütülür hep..

ODTÜ Felsefe bölümünden Prof. Ahmet İNAM hocamızın da enfes bir kitabı var :

  • UMUTSUZLUK AHLAKSIZLIKTIR!Bu da okunmalı..
    İnsanlık onuru, geç de – güç de olsa hep ama kazanıyor, kazandı ve kazanacak!Mustafa Kemal ATATÜRK‘ten yaklaşık 100 yıl sonra, tuhaf – ilginç bir döngüsellikle gene kuşatmadayız içeriden – dışarıdan; ancak diyalektik bir zorunluk ki; gene biz = AYDINLANMA kazanacağız..

    İnsanlık onurunun bitmeyen enerjisiyle savaşıma devam :

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak..

    Gazi’ye vefa borcumuz, çağcıl Rönesans işlevimiz – yükümümüz bu, 21. yy. şafağında; Türkiye’de, kadim Anadolu’da..

    Kolay gele!

    Sevgi ve saygı ile. 02 Nisan 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Bir toplumun intiharı

Cumhuriyet : Olaylar ve Görüşler

Bir toplumun intiharı

Toplum olarak ruh sağlığımızın pek yerinde olmadığı ortada.
En basit insan ilişkilerinden, yurttaş-devlet arasındaki ilişkilere dek
büyük bir şiddet, vurdumduymazlık, acımasızlık egemen.
Unutmamak gerekir ki, başla gövde birbiriyle uyum gösterirler.

[Haber görseli]

Gordon Marshall’ın tanımına göre Toplum, genel olarak ortak bir kültürü paylaşan,
belirli bir toprak parçasında yerleşik ve kendilerini birleşik ve özgün bir varlık olarak gören insanlardan oluşur.

Gerek toplumu oluşturan kurumlar ve kişiler arası ilişkiler açısından olsun, gerekse sosyoekonomik düzlemde olsun toplumumuz eğer hemen çağdaş reformlara gidilmezse bilinçli yurttaşlarına katlanılması güç bir yaşam sunan bir coğrafyada yer almış olmak gibi bir duyguyu ve düşünceyi yaşatan bir yabancılaşmayı tattırmış olmaktan öteye gidemeyecektir.

Kültür robotu

Hemen hemen her saat yazılı ve görsel basında yer alan konular toplum olarak ruh sağlığımızın pek yerinde olmadığını gözler önüne seriyor. En basit insan ilişkilerinden, yurttaş-devlet arasındaki ilişkilere dek büyük bir şiddet, vurdumduymazlık, acımasızlık egemen. Demokrasiden hızla uzaklaşmakta olduğumuz bu görüntülerin yer almasında bizim birey olarak hiçbir payımız olmadığı söylenemez.

Şunu unutmamak gerekir ki, başla gövde birbiriyle uyum gösterirler.
Nasıl mı? Halkımızın çoğu ne yazık ki herhangi bir dinsel, siyasal, geleneksel otoriteyi sorgulamayacak ölçüde “kültür robotu” halinde. “Kültür robotu” durumu sanılmasın ki salt eğitim düzeyi düşük toplum üyelerinin bir özelliğidir. Ne yazık ki pek çok okumuş
(aydın demeye dilim varmıyor), toplumun kültürel, gelenekselleşmiş kodlarını içselleştirmiş durumda.

Sonuç odaklı

* Toplum olarak genelde sonuca odaklı değerler sistemine göre hareket ediyoruz.
Oysa süreç odaklı değerler sistemine göre hareket etmek durumunda sistemin işleyiş biçimi konusunda fikir yürütmek olanağı ortaya çıkar. Bu da eleştirel düşüncenin
temelini oluşturur.

* Her zaman haksız da olsa güçlüden yana olmak gibi faşizan bir düşüncenin izleyicisiyiz. Sonra da Türkiye’de hukuk devletinin olmadığı konusunda
görüş bildiriyoruz.

* Güce taparak adaletsizliğinden yakındığımız düzenin işleyişine katkıda bulunmuş oluyoruz.
* Hangi mevkide olursak olalım, hangi yaş ve eğitim düzeyinde olursak olalım
Sezar’ın hakkını Sezar’a vermemekte direniyor ve sonra da toplumda adalet olmadığını haykırıyoruz.
Kişisel ve sosyal ilişkilerimizde birbirimize karşı açık ve güvenilir bir tutum takınmıyoruz. En ufak bir anlaşmazlıkta en hafifinden gözdağı veriyor,
üstünlüğü elden bırakmak istemiyoruz. Oysa demokrasi asla monolog değildir.

* Eğitim sistemimiz ne yazık ki okumuş cahiller ve hiçbir insani duyarlılığı olmayan, sanatla, edebiyatla ilgilenmeyen potansiyel faşistler yetiştirmekten öteye geçemiyor.
* Çocuk eğitimimiz kökten yanlış. Ailelerde çocuğa karşı gösterilen aşırı korumacı tutum, yıllar sonra siyasal düzlemde otorite arayışı içinde olan, hep bir kurtarıcı peşinde koşan, birey olamamış sürü insanı yetiştiriyor.
* Kadın-erkek eşitliğinde geldiğimiz noktayı en iyi medyada her gün yer alan
kadın cinayetleri pek acı bir biçimde açıklıyor. Oysa ataerkil düzenler her zaman faşizmin verimli arka bahçeleridir.

Toplumsal aktörler olarak yaptıklarımızdan sorumluyuz.
İçinde yaşadığımız bu süreçte hepimizin

“Ben bilinçli ya da bilinçsiz edimlerimle bu sürece nasıl katkıda bulundum?”

diyerek şapkayı önüne koymasında sayısız yarar olduğu görüşündeyiz. (5.9.2015)

Yrd. Doç. Dr. Ayşe Atalay

==============================

Dostlar,

Düşündürücü ve çook öğretici bir makale değil mi??
Yazar Sayın Yrd. Doç. Dr. Ayşe Atalay‘a teşekkürlerimizle.
(Kurumsal kimlik belirtilmemiş ama sanırız Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümünde öğretim üyesi..)

Sevgi ve saygı ile.
05.09.2015, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com