Onur Öymen : Seçimlerin düşündürdükleri

Seçimlerin düşündürdükleri

Onur Öymen 

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri sonuçlandı. Bu seçimler, başkanlık rejimini getiren anayasa değişikliğinin uygulamaya konulmasını engellemenin son fırsatıydı. CHP ve İyi Parti ve o partilerin cumhurbaşkanı adayları, yeniden parlamenter rejime dönüş için gerekli adımları atacaklarını açıklamışlardı. Seçim sonuçları, maalesef bu fırsatın şimdilik kaçırıldığını gösteriyor.

Aynı şekilde OHAL’in sona erdirilmesi, demokrasi önündeki engellerin kaldırılması, özgürlüklerin çağdaş ülkelerdeki düzeye getirilmesi gibi vaatlerin de yaşama geçirilmesi zaman alacak ve yeni cumhurbaşkanının takdirine kalacak.

Ülkemizin ciddi ekonomik sorunlarının köklü çözümlere kavuşturulması için muhalefet partilerinin ve adayların önerilerinin şimdi dikkate alınarak uygulamaya konulacağının işareti de görülmemektedir.

Sayın İnce’nin 50 gün gibi kısa bir zaman içinde hazırlanıp yürüttüğü seçim kampanyasında seçmenlerin %30’unu aşkın bir bölümünden oy alması gerçekten büyük başarıdır. Ancak, bu gibi seçimlerde amaç adayın ve partisinin eski oy düzeylerini yükseltmekten ibaret değil, seçimi kazanmaktır. Maalesef, Sayın İnce’nin ifadesiyle “yorgun ve yıpranmış bir adayın” kendisinden yaklaşık on milyon daha çok oy almasını doğal karşılamak mümkün değildir. Aynı şekilde partinin bu denli önemli bir seçimde eskisinden daha az oy alması üzüntü ve kaygı vericidir.

Gelecekte başarılı sonuçlar almanın en önemli yollarından biri, anayasa referandumunda ve bu seçimde yapılan hataları bütün boyutlarıyla ortaya çıkarmaktır. Partinin izlediği politikalar, söylemler niçin daha geniş kitlelerin desteğinin sağlayamamıştır? Bunda partinin temel ilkeleri ve ideolojisi doğrultusunda, birlik içinde bütün birikimini seferber edememesinin de rolü olmuş mudur?

En önemli soru bence şudur: Parti aynı politikalar, aynı söylemler ve aynı yönetimle daha başarılı sonuçlar alabilir ve iktidar şansını yakalayabilir mi?

Çağdaş demokrasilerde özellikle bu gibi özel önem taşıyan seçimlerde başarılı sonuç alamayan partilerin liderlerinin sorumluluğu doğrudan üstlenmeleri ve bunun gereğini yapmaları gelenek durumuna gelmiştir. Yeni hayallerin, yeni umutların yeşertilebilmesi bu gibi cesaretli adımlar atılmasıyla olanaklı olabilecektir.

Atatürk’ün şu sözleri herkes için esin kaynağı olmalıdır:

  • ‘Hayal ettim, hayalimin önündeki manileri tespit ettim.
    Manileri kaldırdığımda, hayalim kendiliğinden gerçekleşti.’

Saygılar, sevgiler, 25.6.18
=============================================
Dostlar,

SEÇİM MATEMATİĞİ A-NORMALDİR;
AKIL DIŞI BİR KURGU – SONUÇ MUDUR?

Sayın Öymen örtük – açık “kurban” istiyor..
Kendince CHP’nin başarısızlığının diyetini Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu‘na yüklemeye çalışıyor.
Ceberrut konjonktürü, küresel destek ve işbirliğini ve daha pek çok etmeni; OY SAYIMINA müdahale (manüplasyon) olasılıklarını yersiz komplo kuramları sayıyor galiba..

CB adayı M. İnce’nin oylarının 15 milyon ve %31’ler düzeyinde çıkması açıklanabilir, anlaşılabilir ve kabul edilebilir değildir.

24/25 Haziran 2018 gecesi yaşanan birkaç saatlik ‘karartma‘ döneminde neler olmuştur, mutlaka bilmek istiyoruz. 

Her şeye karşın OHAL baskısını sürdüren AKP’nin tüm Devlet olanaklarını sonuna dek ve çok katı kullanarak, medyayı susturarak, yönlendirerek…
elde ettiği sonuç; her tür baskıya, hakarete, aşağılamaya, hak çiğnemlerine.. demokratik değerleri savunan kesimlerin direncini bir kez daha ve çok güçlü olarak kanıtladı. Toplumsal barışı çok önemsiyoruz; ama… 

AKP = Erdoğan SEÇİMİ YİTİRMEYİ BİNLERCE KEZ HAK ETTİLER!

  • CHP’nin / Millet ittifakının CB adayı Muharrem İnce’nin görkemli İstanbul mitingi, 23.6.18.. Şimdiye dek görülen en kalabalık miting.. 6,742 milyon rekor katılım oldu!
    İzmir 3, Ankara 2 milyon.. 3 büyük kent 12 milyon oy ediyor!?
  • CHP‘li seçmenler stratejik oy kullanarak hem İYİ Parti’yi hem de HDP’yi deyim yerinde ise ”emzirdi” ler. (aşağıdaki karikatürde fikir bizim; çizim, resim sanatçısı Birsen İğci Saltık’ın..)
    Bu da oy oranının %25’in altına düşmesinin temel nedeni oldu. Ne ağır yük CHP‘ye..! İYİ Parti için 15 ödünç vekil çok ustaca bir girişimdi sağolsun Kılıçdaroğlu..
  • Fakat 24/25 Haziran 2018 gecesi, mutlaka açıklanması gereken kritik – karanlık – stratejik manevralar oldu!

Seçim matematiği sağlıklı değil! 

YSK sandık verileriyle CHP – İYİ Parti ve HDP’nin elindeki verilerin örtüşüp örtüşmediğini bilmeliyiz. İYİ Parti kıl payı %10.. HDP %1-2 fazla.. Baraj altında kaldılar da bu “bonus” lara fit mi oldular? Bu 3 parti sorumuzu yanıtlasın; yurttaşlara, STK’lara bu açıklamalarını doğrulama olanağı versin.. YSK’daki ıslak imzalı tutanaklar korunsun. Gerekirse uluslararası hakemler, Noter çağrılsın.

  • AKP’den bir de SEÇİM DARBESİ yemeyelim!

Bu şaibe toplumda huzur, BARIŞ bırakmaz!
Er ya da geç gerçekler öğrenilir; keser döner, sap döner, hesap da döner; TAMAM mı!?

Seçim sayımına güvenmiyoruz, güvenemiyoruz.. Ama hile yapanlar gerçeği biliyor.
Altlarının boşaldığını biliyorlar. Bulundukları yeri hak etmediklerini de..

Seçim matematiği, Siyaset bilimi kurallarına uymuyor, açıklanamıyor.
Kurla dışı, istisna bir seçim ise değil; açıklanabilmeli siyaset bilimince..

O halde bir kez daha soruyoruz :

  • 24 / 25 Haziran 2018 gecesi hangi oyunlar – senaryolar, B – C planları uygulandı da bu akıl – mantık dışı kurgu – sonuç elde edildi??

Erdoğan’ın dehşet veren sözlerini unutmayalım.. İbretle anımsayıp paylaşalım…
Huylu huyunu terk eder mi?!

file:///G:/ST3%20DOCS/Ki%C5%9Filer/RTE/RTE%20z%C4%B1rvalar%C4%B1.htm 

Sevgi ve saygı ile. 26 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Korkut Boratav : 2016’da AKP’nin fay hatları

2016’da AKP’nin fay hatları

portresi1

 

Prof. Dr. Korkut Boratav

AKP’nin, devleti ve toplumu İslamcı faşizm doğrultusunda biçimlendirme programı pürüzsüz sürdürülebilecek mi? Bana kalırsa, görünüşte sağlam olan iktidar blokunu aşındırabilecek kırılganlık öğeleri, “fay hatları” var. 2016’da bunların çatlaklara yol açması mümkündür.
Bu fay hatlarından bazılarını tartışalım.

Belki de başta gelen Kürt sorunudur. Burada birkaç soru söz konusudur.
İktidar blokunun Kürt hareketine karşı son aylarda uyguladığı şiddet yöntemlerinin arka planı,
iç gerilimleri nelerdir? Kısa vadede tasarımı nedir?
Kürt hareketinin de silahlı ve siyasi kanatlarının kısa ve uzun vadeli hedeflerinin,
mücadele yöntemlerinin arka planındaki farklılaşmalar, iç gerilimler nelerdir?
Bu sorulara ışık tutacak, uzantıları kavrayabilecek bilgiden, melekeden yoksunum.
Kürt sorununun AKP için oluşturduğu fay hattını bu nedenle tartışmaya kalkışmayacağım.
***
İkinci fay hattı, Başkanlık rejimini hayata geçirme hedefi tıkandığı takdirde aktif hale gelecektir. Zira, Türkiye’de faşizme biçimsel geçişin en kritik adımı başkanlık rejimidir.
Anayasa modellerini tartışmak gereksizdir. Bu gündemde ısrar eden Erdoğan’ın kimliğine,
1982 Anayasası’nı ihlâl eden uygulamalarına bakın, tasarımın ana öğeleri ortaya çıkacaktır.

Hedeflenen rejimde, muhalefetin de yer aldığı bir parlamento varlığını sürdürecek;
veto hakkı kesin olacak; ülke büyük ölçüde Başkanlık Kararnameleri ile yönetilecek;
yargı tamamen Başkan’ın denetimine geçecek; düzen-dışı muhalefet adım adım yasa-dışı kılınacak; emniyet ve ordu yetersiz kalınca

sınıfsal tahakküm sivil milisler, gerekirse “ölüm mangaları” ile hayata geçirilecektir.

Bu, Latin Amerika-türü faşizmlerin başkanlık rejimidir. Gündemde olan da budur.

1982 Anayasası ile İslamcı faşizme geçiş mümkün olabilir; ama acele ediyorlar.
Anayasa değişikliği TBMM’de gerçekleşecektir. Parlamentodaki partiler anayasayı görüşmeye başladıklarında sonraki yol haritasına katılmış olacaklardır.

Kritik parti CHP’dir.

Katılmayı reddederse, anayasa müzakereleri fiilen iki parti ile sınırlı kalacak;
meşruiyet  sorgulamasına yol açacak; tıkanabilecektir.

CHP yönetimi bu algılamayı yapmaktan ısrarla kaçınıyor.
AKP’nin projesine katılıyor; “hangi tür başkanlık?” sorusunu dahi tartışacağını belirtiyor.

Kasım seçimlerinden sonra şunları yazmıştım:

CHP yönetimine, milletvekillerine, örgütlerine bir çağrı yapmalıyız:
AKP ile Anayasa müzakeresine oturmayınız; zira hedef 2010 Anayasa değişikliklerini
bir adım öteye taşımak; Başkanlık rejimi aracılığıyla faşizmin yasal altyapısını oluşturmaktır. İki parti anlaşarak Anayasa değiştirilemez. Kapıyı aralamayın; durduramazsınız.”

Bu ve benzeri çağrılar yaygınlaşırsa, etkili olabilir;
CHP’yi bu teslimiyet  çizgisinden caydırabilir.
Başkanlık rejimi arayışının önlenmesi faşizme geçişi frenlediği için iktidar blokunu da zayıflatacaktır.
***
Üçüncü fay hattı, AKP’nin Ortadoğu projesinin bir skandala dönüşmesi halinde çalışacaktır.
Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi bu projeyi iflas ettirmiştir. Esad’ın katılacağı
barış müzakereleri kesinleşmektedir. AKP’nin 2011 sonrasında Sünni Ortadoğu liderliğine dönük hedefi, Müslüman Kardeşler’in yenilgisiyle çökmüş;
Esad karşıtı Suudi-Katar-Türkiye cephesi düzlemine gerilemişti.

Hayalperest bir liderlik tutkusunun iflasını aşan, daha ağır sonuçlar gündeme gelebilir.

Batı medyası, bir süreden beri Türkiye’nin sözü geçen ve diğer cihatçı gruplarla kirli ilişkilerini haberleştirmekteydi. Suçlamalara, ABD’nin yarı-resmi çevreleri de katılmaktaydı.
Son bir örnek  vereyim: Amerikalı emektar ve emekli istihbarat personelinden oluşan
Veteran Intelligence Professionals for Sanity grubu, ABD ve Rusya Dışişleri Bakanları’na (Kerry ve Lavrov’a) açık bir muhtıra yolladı ve iki bakanı, Ağustos 2013’te Suriye’deki
sarin gazı saldırısına ilişkin gerçekleri açıklamaya davet etti. Mektup, Türkiye’yi suçlayan bir dizi olguyu sıralamaktaydı. (Bkz. consortiumnews.com, 22 Aralık 2015).

Öyle bir noktadayız ki, AKP iktidarının Suriye’deki geçmiş ve süregelen ilişkileri
medya malzemesi olmanın ötesine geçmektedir. Zira, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Aralık’ta üst üste oybirliğiyle üç karar aldı.

  • IŞİD ve Nusra’nın terörist örgütler olduğu tekrar kayda geçti;
  • Suriye’deki diğer silahlı gruplardan hangilerinin “terörist” olarak tanımlanması için bir çalışma başlatıldı;
  • BM üyelerinin (dolayısıyla Türkiye’nin) bu gruplara giden para, insan ve teçhizat akımlarını durdurma yükümlülükleri de vurgulandı.

    Türkiye’nin Suriye’deki marifetleri, artık, BMGK kararları çerçevesinde mercek altındadır.

Türkiye, bu durumda Güvenlik Konseyi’nin kararlarını çiğneyen “terör destekçisi devlet” konumuna sürüklenir mi? Desteklediği örgütlerin işlediği savaş suçları, Türkiye’yi yönetenlere Güvenlik Konseyi üzerinden Uluslararası Ceza Mahkemesi yolunu açar mı?

2011 sonrasında AKP’nin Suriye’ye müdahalesi uluslararası hukuku, T.C. Anayasası’nı
ihlal etti. Ancak unutmayalım ki, Türkiye bu marifetleri tek başına işlemedi. 2013’e kadar
ABD Türkiye’yi suça teşvik etti; CIA-MİT ortaklığı oluştu. Bizimkiler ölçüyü kaçırınca Amerikalılar ses çıkarmadı; denetleyemeyince de önlemediler. Suç ortaklığı nedeniyle, Türkiye’nin geçmiş marifetlerine dönük iddialarda ABD Türkiye’yi yalnız bırakmaz.

Ne var ki, BMGK kararlarından sonra dahi sürdürülen “terör finansmanı” suçlamaları
söz konusu olunca durum değişebilir. Rusya IŞİD’in petrol ticaretinde Erdoğan ailesini suçlamıştır ve iddialarını sürdürmektedir. Bu dalga, BMGK kararının ihlali ötesine de taşınabilir. Rusya, Çin, ABD, Türkiye’nin de üye olduğu, terör finansmanını ve kara para aklamayı önleme amacıyla oluşmuş bir uluslararası kuruluş var: Financial Action Task Force (Türkçesi: “Finansal Eylem Görev Gücü”). Rus istihbaratının dosyaları,
Türkiye’nin bu örgütün “kara listesi”ne alınmasına yol açabilir.

  • Uluslararası kurumlara taşınan kara para dosyalarının AKP’nin iktidar blokunu
    sarsacak
    dış sarsıntılara yol açması söz konusudur.
    Bu fay hattı, AKP için sürekli bir tehdittir.
    ***

    AKP iktidarını tehdit eden dördüncü fay hattı, anti-faşist bir cephenin oluşması,
    yaygınlaşması ve etkili hale gelmesi halinde harekete geçebilecektir.

AKP, muhalefetin parlamento ile sınırlı kalmasını hedeflemektedir. Büyük medya adım adım teslim alınmakta; parlamenter muhalefet dahi kamuoyunca izlenememektedir.
Muhalefetin TBMM dışına taşınmasını gerekiyor. Sosyal medyanın, sokağın, bildirilerin, imza kampanyalarının, var olan tüm yayın olanaklarının sonuna kadar kullanılacağı bir
anti-faşist muhalefet dalgası oluşturulabilir mi?

Burada sosyalist bir çekirdeğin belirleyici bir rol taşıyabileceğini düşünüyorum.
Şu şartla ki, sosyalist akımların, hareketlerin, bireylerin önemlice bir bölümü, kuram, siyaset, taktik, strateji ayrılıklarını, örgütlerini korumakla birlikte,
anti-faşist bir cephe hedefi etrafında birleşebilsinler

Kürt siyasetini şimdilik dışarıda tutalım.
AKP’ye karşı “demokrat” başlığı altında toplayabileceğimiz muhalif çevreleri
sosyalist bir çekirdeğe göre nasıl sınıflandırabiliriz? İdeolojik-politik konumlardan
hareket edelim. Ortaya çıkan iki kanadın (sosyalistlerin de eklenmesiyle)
Türkiye halkının üçte birini temsil edebileceğini düşünüyorum.

Bir uçta liberal başlığı altında toplayabileceğimiz bir kanat var. Bir bölümü kendilerini
“liberal sol”, “sosyal demokrat” olarak da tanımlayabilir. AB ile yakınlaşmaya,
temsilî demokrasiye önem verilir. “Askerî vesayet” karşıtlığı birleştirici bir öğedir.
İnsan haklarına, hukuk devleti ilkelerine ve Kürt hareketinin taleplerine yüksek duyarlılıklar
söz konusudur.

Diğer uçta Cumhuriyetçi başlığı altında toplayabileceğimiz bir kanat var. Başta laiklik
olmak üzere “Cumhuriyet değerleri” üzerinde yüksek duyarlılık söz konusu. Pozitif anlamda bağımsızlık, negatif anlamda anti-emperyalizm bu değerlerin içinde yer alıyor.
Üniter devletin parçalanma olasılıklarına ilkesel karşıtlık önem taşır.
Sermayenin hegemonyasına, neoliberalizme direnen, kamucu eğilimleri içeren,
kendilerini solda gören öğeleri de var.

Bu kanatların fikir, medya ve siyaset  dünyalarındaki temsilcilerini adlandırmayı okuyucuya bırakayım. Ancak, her iki kanadın da 2015 ortamında Türkiye’nin faşizme sürüklenmesine karşı, farklı gerekçelerle de olsa, şiddetli rahatsızlık duyduğunu belirleyebiliyoruz.
Ne var ki, geçmişe uzanan, bugüne de taşınan çeşitli etkenlerle birbirlerini sevmiyorlar; kendiliğinden bir araya gelmeleri mümkün değil.

Anti-faşist bir cephenin oluşmasında sosyalist bir çekirdeğin sözünü ettiğim her iki kanatla da kişisel, organik ilişkileri, geçişlilikleri vardır. Bu önemli bir avantajdır. Bu kanatlar arasında anti-faşist bir mücadelenin köprülerini, olsa olsa sosyalistler kurabilir.

Bu köprüler, adı ne olursa olsun, anti-faşist içerik taşıyan bir cepheye dönüşebilirse,
iktidar blokunda ciddi kırılmalara yol açabilir. Haziran kalkışması kendiliğinden oluşan
bu türden (ve sola dönük) bir cepheydi. AKP, bu nitelikteki bir direnme hareketinden
ürktüğü için şiddete başvurdu.

Egemen odaklar, kendilerini tehdit eden güçleri, düşmanları kolayca teşhis ediyorlar.
Bir anlamda cephe yoldaşlarımızı bizlere gösteriyorlar; birleşmenin reçetesini veriyorlar.

Gereği bize düşüyor.

=============================================

Evet dostlar,

Üstad Prof. Dr. Korkut Boratav (DTCF’nden 1940’larda sürülen, yurt dışına gitmek zorunda bırakılan Prof. Dr. Pertev Naili Boratav’ın oğlu), SBF’den emekli İktisat hocası büyüğümüz,
80 yaşını aştı ama bereket hala ülkemize çooook değerli katkılarını sürdürüyor..
Katıksız bir toplumcu (sosyalist), doğrultu tutarlığı içinde, özsaygısı ve özgüveni dorukta, uluslarası ün sahibi İktisat hocası.. Ölçüsüz bir yurtsever…

Yüksek zekasının ürünü olan bu seçkin makale, ülkemize bir 2016 armağanı gibidir.
Mesajını doğru anlamak ve uygulamak, AKP’den kurtulmak zorundayız.
AKP – RTE’nin inanılmaz ağır suçlara bulaştığı – bulaştırıldığı artık biliniyor.
Elbette bu kullanışmışlığın, taşeronluğun ağır bir bedeli olacaktır, olmalıdır.
Öte yandan, bu veriler yabancıların elinde  çok ciddi şantaj aracı olabilirler.

AKP – RTE buradan, kendi suçluluğundan önemli çıktı elde edebilir;
yine mağduru oynar iç kamuoyu önünde.. Dış güçler üstüne gelmektedir.. İftira atmaktadırlar.. Bu basit manüplasyona Türkiye’de kanacak ve AKP’ye oy akıtacak milyonlar
yerli yerinde duruyor!

İkincisi tüm ülkemiz açısından daha da ciddi sakıncalar içeriyor :
Uluslararası Suça bulaştırılan / bulaşan AKP – RTE ikilisinin Batı’nın emperyalist
çıkarları doğrultsunda daha da acımasız – ölçüsüz kullanılması..

Bu tablo karşısında halkımız ne denli saflaşma sağlayabilir, öngörmek çok zordur.

Dünkü (02.01.2016) manşetteki yazımızı şöyle bağlamıştık :

  • Ülkemiz ve dünya gündemi çok ağır ve yakıcı sorunlarla dopdolu..
    2016’da işimiz hiç kolay değil.. Ama mutlaka başaracağız..
    Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacak, yaşatılacak;

    Yüceler Yücesi Atatürk’ümüzün kesin buyruğu – hedef attığı şaşmaz ok böyle!

*****
Reçetemiz birleşmekte
..
Kimlerin birleşmesi gerektiğini Emperyalizm ve AKP – RTE vurarak gösteriyor bize..

Asgari müşterek de belli..

– Türkiye’nin hızla bir İslami faşizme sürüklenmesini durdurmak:

Yani, daha önce de yazdığımız üzere FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK CEPHE!

En ivedi adımlardan biri de CHP’nin derhal, sözde yeni Anayasa yapma tuzağı masasından kalkması..
Tarihsel bir misyonla, kendine – özüne – köklerine dönerek önümüze düşmesi..

Sevgi ve saygı ile.
03 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

1 KASIM 2015 SEÇİM SONUÇLARI ve 2023’e DOĞRU TÜRKİYE

1 KASIM 2015 SEÇİM SONUÇLARI ve 2023’e DOĞRU TÜRKİYE


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Seçim sonrası erken dönem hatta akut yorumlar, değişik içeriklerle basında görülmeye başlandı. Kuşkusuz bu “şok” tablosu atlatıldıkça –ki hızla geçirilmelidir– travma sonrası daha gerçekçi, serinkanlı çözümlemelere gereksinim ivedidir. Kestirmeden söylemek gerekirse;

Durum ciddidir, çoook ciddidir.

2023 hedefleri olarak “Anadolu Federe İslam Devleti” ni örtük / açık gündem olarak koyan tutkun ve kararlı bir siyasal kadro, 13 yıldır bu doğrultuda kesintisiz olarak yapageldiği köktenci girişimlere ek olarak bir 4 yıl daha süre, “altın fırsat” kazanmıştır.. Hem de 317/550 vekille.. (%49 oyla vekillerin %58’ini sağlayan adaletsiz seçim sistemiyle! 270 vekil çıkartacak iken barajlı D’Hondt sistemiyle fazladan 47 vekile sahip olarak!??) TBMM Başkanlığını daalacaktır AKP, Cumhurbaşkanlığı bu kadronun elindedir ve tüm devlet bürokrasisi kapıcısına dek yıllardır AKP’nin mutlak buyruğundadır.

2019’un 10 Ağustos’unda AKP 26. dönem TBMM’de tek başına 63. hükümet iken Cumhurbaşkanlığı seçimine gidilecektir.. Bu çok büyük bir avantajdır Tayyip bey ve AKP için; eğer bu arada BAŞKANLIK REJİMİ‘ne geçilmemiş olursa.. 63. Hükümet bir kazaya uğramazsa..

Bu da çok zor görünmüyor. MHP hemen her yerde beklenmedik / beklenen destekler verebilir AKP’ye geçmişte hep olduğu üzere.. 317 + 40 = 357 ile Anaysa 330 oyla değiştirilir ve halk oylamasına gidilir. Bir biçimde “halledilir”.. Erdoğan Cumhur’u nasılsa o yüksek ikna gücüyle yoluna koyar…

HDP bile kimi “orta boy – irice ödünlerle” Tayyip Beyin Başkanlık özlemine sıcak bakabilir.. Anayasa değişikliği oylaması gizli yapılacağından (Anayasa md. 175), CHP ve öbür muhalefet vekilleri gizli oylamada ne yapar, bilinmez..

2015-19 arası 4 yılda 26. TBMM’de zaman, AKP – RTE tarafından özellikle hızlandırılacaktır. Cumhuriyetin kazanımlarından geriye ne kaldı ise,
2023’e dek “aşamalı halletme” yerine, ne olur ne olmaz kaygısıyla “hızlandırarak halletme” yöntemine başvurulacaktır. Nitekim dün, “AÇILIM” ucubesinin kuramsal – düşünsel mimarlarından AKP’nin yeni
Van milletvekili Prof. Beşir Atalay, sıcağı sıcağına “Açılımı” hemen gündeme getirmiştir. Çünkü bu misyon AKP’ye uluslararası güçlerce zimmetlenmiştir.

Dileriz zaman bizi yanıltır; AKP – RTE Devlet aklıyla ılımlılaşır!?..

Sonuç olarak; 7 Haziran’dan bu yanan AKP – RTE tarafından özel yöntemlerle terbiye edilen Cumhur’un 1 Kasım 2015 seçiminde koyduğu yeni “istendik” iradesi, AKP’yi tek başına iktidara getirdiğinden, bu kez RTE – AKP tarafından uygun bulunmuştur!..

Egemenlik bağsız koşulsuz AKP – RTE’nindir.

Türkiye’nin tersyüz edilmiş hazin ve çıplak siyasal gerçeği,
alaturka demokrasisi işte budur!

Gelişmeler, kimi köşe yazarlarının magazin basını biçemiyle (üslubuyla) hedonik sırıtmalar eşliğinde açıklanacak ölçüde yalın değildir;
tersine çok boyutludur ve asla sığ değildir.

Çok ama çok tehlikeli ve stratejik derecede kritiktir.

Türkiye’nin Cumhuriyetçi aydınlarına, uluslararası topluma ve Tarihe
kaygı ile sunarız..

“Cumhuriyet yaşasın” diyen başta AKP’liler olmak üzere tüm yurttaşlara da..
Çünkü içine girdiğimiz süreç, Cumhuriyet’in tasfiyesine kilitli!

Sevgi ve saygı ile.
02 Kasım 2015, Ankara

Ekmeleddin İhsanoğlu Hakkında 40 Yıllık Meslektaşının Mektubu..


“Efendiler, sırası gelmişken, aziz Milletime şunu tavsiye ederim ki;

başının üzerine çıkaracağı adamların kanındaki öz cevheri
çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an bile geri kalmasın.”
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Ekmeleddin İhsanoğlu Hakkında 40 Yıllık Meslektaşının Mektubu..

Dostlar,

Türkiye 10 Ağustos’a (2014) doğru doludizgin bir geri sayım düzleminde sürüklenmekte. Ülkenin yaşamsal sorunları ana gündemde değil..
Varsa yoksa, 11,5 yıldır siyasal ihtiraslarını bir türlü doyuramayan bir siyasal kadronun yeni ve bitmeyen beklentileri ülke gündeminin ana konusu..

Sorun salt bir Cumhurbaşkanı seçimi değil..
Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmez zaten Parlamenter rejimlerde.
Bu amaçla halkın önünde sandık konduğunda artık Parlamanter demokratik rejim başkalaştırılmış (metamorfoz) demektir. “Sandıklı Cumhurbaşkanı” da artık Başkan’dır ve ülke büyük ölçüde “Başkanlık rejimine kaydırılmış” demektir.
Siz buna dilerseniz “yarı başkanlık” da diyebilirsiniz geçiş döneminde ve kimi tepkileri yumuşatmak için..

  • Başkanlık rejimi federal devletlerin rejimidir!

Dolayısıyla ilk fırsatta Türkiye’ye dayatılacak olgu budur;
tepeden tabana indirilerek federatif yapı ülkemize de dayatılacaktır..

Bu politik stratejinin kaldırım taşlarıdır döşenen.. Ancak biz ülkenin sokulduğu
bu uğursuz rotayı unuttuk, bize unutturuldu, 3 adayı konuşur olduk sabah akşam…

Bize ulaşan bir yönlendirilmiş iletide CB adaylarından Sn. Ekmeleddin İHSANOĞLU anlatılmakta.. Prof. Dr. A. Tarık Pekel imzalı kısa yazıda, Prof. Pekel Ankara Üniv. Kimya Bölümünde uzun yıllar birlikte çalıştıklarını belirterek O’nu 40 yıldır tanıdığını
hatta daha iyi tanıyan olmadığından bu yazıyı yazmayı görev bildiğini aktarıyor..

T.C. 12. Cumhurbaşkanı adayı Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bir BİLGE olduğunu belirtiyor.. O’na referans veriyor apaçık..

“Referans yazısı” aşağıda  (imla yanlışları düzeltilerek) :

*****

Yönlendirilmiş ileti
Kimden: Enis Akdağ 
Tarih: 13 Temmuz 2014 08:31
Konu: Good Morning

Referans yazısı 

EKMELEDDİN İHSANOGLU

Cumhurbaşkalığı seçiminin yaklaştığı bu günlerde çatı adayı olarak tanıtılan Sn. Ekmeleddin İhsanoğlu için kendisini tanıyan veya tanımıyan herkesin fikir beyan ettiği bir kaotik ortamda bulunmamız nedeni ile Türkiye’de O’nu benden daha iyi tanıyabilecek başka
hiçbir kişi olmaması, bu yazıyı yazma sorumluluğunu bana hissettirdi.
Kendisine “Ekmel” olarak hitap ettiğimiz aziz dostumu ilk olarak Türkiye’ye geldiğinde ve benim de doktora çalışmasını yürütmekte olduğum Ankara Üniversitesi Organik kimya bölümünde tanıdım.
Mısır’da aldığı kimya eğitimi ve yüksek lisans tezi Üniversitenin ilgili kurullarında denkliği kabul edildikten sonra, benim de çalışmalarımı yürüttüğüm laboratuvarda doktora çalışmasına başladı. Senelerce gece gündüz laboratuvarda birlikte çalıştık, birlikte yaz tatiline gittik, ailece birlikte yaz tatilleri yaptık, İngiltere’de bile farklı üniversitelerde doktora sonrası çalışması yaparken gene birlikte olduk.
40 yılı aşan bir birliktelik, çocuklarımız büyürken, iyi günde, kötü günde hep beraber olduk. Kendisini bu kadar yakın tanıyan bir kişi olarak
işte Ekmeleddin İhsanoğlu :

Atatürk ve Cumhuriyete inanmış (ne acı değil mi bu çağda hala bunu sorguluyoruz) pozitif bilime ve düşünceye, tertemiz bir geçmişe sahip, tutucu ve bağnaz olmayan ama öte yandan politika için değil inandığı için namaz kılan, laikliğe kesinlikle gönülden inanmış, entellektüel, janti, modern, barışsever bir BİLGEdir kendisi. Ne yazık ki toplumun %100’ünün ‘işte benim Cumhurbaşkanım’ demesi gereken kişi, adaletsiz bir seçim yarışı içinde kendini bulmuştur. Ülkesini seven herkesin oturup bir kez daha düşünmesi gereken bir andır bu an. Ekmel’in seçimi kazanması milletin kazanması, kaybetmesi milletin kaybetmesidir. Keşke dost meclislerinde vatan kurtarma sohbetleri yapmayı seven bizler, oturup bir kez daha düşünsek ve sorumluluk bilinciyle hareket etsek. Aksi takdirde hiç sızlanmaya hakkımızın olmadığını bilerek KARAR VERMELİYİZ.

Prof. Dr. A. Tarık Pekel
******************

Prof. Pekel, “Atatürk ve Cumhuriyete inanmış (ne acı değil mi bu çağda hala bunu sorguluyoruz)” diye giriş yapıyor tanıtımına..

Evet Sn. Pekel, “Atatürk ve Cumhuriyete inanmış”  olmayı çok önemsiyoruz.. Biz bu Cumhuriyeti kolay kurmadık. O’nunla sorunu olan insanları başımıza getirmek istemeyiz. Zaten O’nunla derdi olanlar da
bu görevlere soyunmasalar ne iyi ederler. Öte yandan “Atatürk ve Cumhuriyet’e inanmış” olmak, pozitif bilimin tam da içinde olmak demektir. Sn. Pekel,
ATATÜRKÇÜLÜK = KEMALİZM bilimsel akılcılık ana eksenlidir. Bu olguyu siz de tam olarak anlayamamış olmalısınız ki küçümseyerek yeriyor ve çok yaman bir çelişkiye düşüyorsunuz..

*****
Bu boyutu önemli bir çekince olarak koyduktan sonra, Prof. Pekel’in
Sn. Ekmeleddin İhsanoğlu hakkında yazdıklarını kişisel görüşü olarak saygı ile karşılıyor ve gerekçesini de dikkate alarak önemsiyor,
site okurlarımızla paylaşmak istiyoruz..
Takdir okuyanlarındır.

Biz, yazımızın başına koyduğumuz Yüce ATATÜRK’ün altın öğüdü
hiç aklımızdan çıkarmıyoruz…

“Efendiler, sırası gelmişken, aziz Milletime şunu tavsiye ederim ki; 

başının üzerine çıkaracağı adamların kanındaki öz cevheri
çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an bile geri kalmasın.”

Sevgi ve saygıyla
14.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net