Etiket arşivi: Anayasa md. 56

Türk Tabipleri Birliği’nden Artvin / Cerattepe Direnişine Destek

TTB_logosu

Dünden beri Artvin’de insanlar ve öbür canlılar gözyaşartıcı gaza boğuluyor.
Artvinliler bu şiddete şimdiki ve gelecekteki kuşakların yaşam hakkını, yaşam alanlarını savunmak için mücadele etmeleri nedeniyle maruz bırakılıyor. (17 Şubat 2016)

BASIN AÇIKLAMASI

Artvin Halkının Sağlığına, Yaşamına, Yaşam Alanlarına Saldırının
Derhal Durdurulmasını Talep Ediyoruz

Dünden beri Artvin’de insanlar ve öbür canlılar gözyaşartıcı gaza boğuluyor.
Artvinliler bu şiddete şimdiki ve gelecekteki kuşakların yaşam hakkını,
yaşam alanlarını savunmak için mücadele etmeleri nedeniyle maruz bırakılıyor.

Biz hekimler artık çok iyi biliyoruz ki; biber gazı insanları, canlıları hasta ediyor, öldürüyor, canlarına sağlıklarına zarar veriyor. Tıpkı bozulan ve kirlenen çevrenin hasta ettiği,
öldürdüğü gibi.

Artvin halkı 25 yılı aşkın süredir, suyunun, havasının kaynağı, yağmurda, karda çevre felaketlerinin önleyicisi Cerattepesini korumak için barışçıl bir biçimde demokratik
hak arama mücadelesini sürdürüyor.

Sermaye, yöre halkına ve hukuka karşın Cerattepe’ye el koyma isteğinden vazgeçmiyor.
Oysa daha 2013’te Artvin Cerattepe’de açılması planlanan “Cerrattepe Bakır Madeni” projesi için Rize İdare Mahkemesi dedi ki;

  • Planlanan bu maden faaliyetinin yaşama geçirilmesi Artvin ilini yöre sakinleri açısından yaşam alanı olmaktan çıkarır.
  • Bu maden projesi ile etkisi altında bulunan yaşam alanları ve koruma altındaki alanlar
    bir arada olamaz”

Yani Rize İdare Mahkemesi Ya madeni ya da Artvin halkını tercih edin dedi.

Bu karar yok sayılarak hukuksuz biçimde bir kez daha çevre etki değerlendirme (ÇED)
olumlu işlemi tesis edilerek yaşam alanları madencilerin çıkarlarına feda edilmek isteniyor.
Bu hukuksuz işleme karşı açılan dava halen daha devam etmektedir.

Uzun bir süreden beri çadır nöbeti tutarak yaşam alanlarına sahip çıkan, şiddete başvurmaksızın demokratik haklarını kullanan Artvin halkına, orada yaşayan canlılara yoğun biber gazı ile yapılan müdahale, kullanılan şiddet yaşam ve sağlık hakkının ölçüsüz bir biçimde ihlal etmektedir.

Artvinliler’in yaşam alanlarını savunmaları en temel haklarıdır. Halkın ve gelecek kuşaklarun yaşam ve sağlıklarının korunması mücadelesini etkisizleştirmek için
ülkenin pek çok noktasından getirilen çevik kuvvetlerle desteklenen güvenlik güçlerinin şiddetine son verilmesi, Artvin halkına karşın yaşam alanlarını yok edecek madencilik projesinden vazgeçilmesi çağrısında bulunuyoruz.

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

Fotoğraf: DHA

============================================

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz  yasal meslek örgütümüz (6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası), yukarıdaki basın açıklamasını web sitesinde yayımladı.

Söz konusu maden alanını işletecek olan, Bay RTE’ye yakın Bay Mehmet Cengiz olup,
Milletin a…’a koyacağız diyebilen yüz kızartıcı küfürü yapan adamdır!
Bütün Türkiye’ye çok ciddi özür borcu olan ve pek çok hak yoksunluğu ile hukuksal olarak “yaptırım” görmesi gereken bu zat, tersine Devletten ve AKP iktidarından “umur” görmektedir. Bu etik – ahlak – hukuk dışı durum halkın adalet duygusunu derinden zedelemektedir. En ağır biçimde küfür edilerek vicdanlarda aşağılanma duygusu oluşturulan Ulusumuz,
yaşadığı örselenmeyi (travma) unutmuş değildir. AKP’nin kendisine “dost” olmadığını da yaşayarak acı biçimde görmektedir  Esas olarak bu tür travmaların olumsuz etkilerinin,
onurlu insanlar (halkımız!) üzerinde uzun yıllar sürdüğü de bilinmektedir.

Bu sosyal psikolojik / politik sosyolojik sorunsal bir yana, Artvin’in eşi bulunmaz doğasını hoyratça tahrip edecek maden arama izni (ruhsatı) nasıl verilebilir? Böylesi bir ruhsata
nasıl olumlu ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) Raporu verilebilir??

Başbakanlığının son dönemlerinde bütün maden arama izinlerini Bay RTE’nin tekelinde topladığı ileri sürülmüştü. Bir Başbakan neden böyle yapar? Ülkenin Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı (son AKP Hükümetinde RTE’nin damadı Albayrak!?) ne güne durmaktadır?
Bu davranış hukuksal olarak bir yetki gaspı ve kamu yönetimi ilkelerine ters olmanın yanı sıra politik olarak da ciddi soru işaretleri uyandıran bir fiyaskodur. “Niçin” sorusuna Bay RTE’nin hiçbir biçimde akılcı, hukuka, devlet geleneklerine,, uygun yanıt vermesi olanağı yoktur.
O zaman da apaçık şaibe altında kalırsınız..

*****
Sorunun bir başka boyutu Anayasa’nın 56. maddesidir. Bu madde, açıkça Yurttaşa çevreyi geliştirme, koruma ve kirlenmesinin engellenmesi görevi vermektedir Devlet ile birlikte.
Bu düzenleme yurttaşa hem Anayasal buyruk hem de anayasal bir yetkidir.
Sorumluluk doğal olarak yetkiyi doğurur. Yurttaşın çevreyi koruma – geşiştirme ve
kirlenmesini engelleme davranışı gösterMEmesi anayasal suçtur!

Artvin halkı, Cerattepe’de bakır madeni açılmasını, Anayasanın anılan maddesi bağlamında çevreyi geliştirme, koruma ve kirlenmesinin engellenmesi görevi kapsamında görmektedir. Takdiri ve değerlendirmesi bu yöndedir. Bu kanaat ve kararın tersi yöndeki tercihten değersiz olduğunu savlamak olanaksızdır. Dahası, 1 ya da birkaç kişinin çıkarı, şirketlerinin kârı,
yöre halkının yaşam hakkını sınırlama, doğayı tahrip etme hakkı asla ver(e)mez.

Çevreyi korumak, geliştirmek ve kirlenmesinin engellenmesini istemek, 3. kuşak insan hakları kapsamındadır. Demokratik ülkeler artık bu aşamadadır. Ülkemizde ise, AKP ile birlikte
en temel insanlık hakkı olan SAĞLIKLI YAŞAM HAKKI bile tehdit altındadır ve çiğnenmektedir.

Hiçbir iktidar döneminde bunca çok insanımız yaşamını yitirmemiştir!
Niçin?? Nereye dek?? Eli kanlı iktidarların sonuç aldığı görülmüş müdür? 

Silahsız ve şiddet kullanmayan, suç işlemeyen ve suça teşvik etmeyen bırakın yasal – anayasal, evrensel hakkı ve görevi olan direniş gösteren Artvin halkının üstüne güvenlik güçlerini orantısız güç kullanarak salmak, olsa olsa AKP iktidarı gibi açık faşizme geçmiş
bir siyasal anlayışın ürünü olabilir.

Ek olarak, Anayasa md. 34 de toplantı gösteri yürüyüşü hakkını düzenlemektedir.
Artvin halkının direnişi bu anayasal madde bağlamında da AKP iktidarınca çiğnenmek istemektedir… Bu yazının yazıldığı 18 Şubat 2016 günü saat 23:45 dolayında binlerce Artvinli dev bir yürüyüşe geçmiş ve Valilik önünde toplanarak Atvin’i haramzadelere bırakmayacaklarını haykırmaktadırlar.. Ankara’da gün içinde yapılan destek eyleminde polis 11 dolayında insanı gözaltına almıştır. Oysa gözaltını gerektirecek bir davranış olmamıştıri Polis yetkilerini aşarak hem Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Yasayı hem de Polis Vazive ve Selahiyetleri yasasını çiğnemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararları, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri sırasında zorunlu (mücbir) sebepler olmadıkça suç bile işlense eylem hakının engellenmemesi, hukuka aykırı eylemin belirlenerek sonrasında işlem yapılması yönündedir.

AKP iktidarı ne hukuk, ne yasa, ne hak, ne töre ve gelenek dinleMEmektedir.
Halkın sırtından polis – jandarma copunu – dipçiğini, biber gazını – basınçlı suyu eksik etmeyerek nereye varabileceğni düşünüyor AKP iktidarı ve İçişleri Bakanı Efgan Ala??
Nereye denli??
Bu baskı meşru direniş hakkını bilemez mi?

Ayrıca, AYYÖŞ (Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı) de bu tür girişimlerde
yöre halkının onayına başvurulmasını gerektirmektedir.

AKP iktidarı apaçık hukuk ve insanlık dışına bir kez daha düşmüştür.
Söz konusu polis – iktidar saldırısı derhal durdurulmalı ve sükunetle, katılımcı olarak
konu bir kez daha irdelenmelidir.

Artvin halkının hukuka uygun ve tümüyle meşru direnişini selamlıyoruz.

AKP iktidarını hukuk dışı güvenlik gücü kullanma zorbalığını durdurmaya çağırıyoruz.

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ’in Cerattepe diernişine destek posteri için lütfen tıklayın:

Cerattepe_EGITIM-IS_20.2.16

Sevgi ve saygı ile.
18 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!


Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!

Dostlar,

Lüleburgaz’dan dostumuz Sn. Hakan DEDEOĞLU aşağıdaki çığlık mektubunu iletiyor.
İbretle okuyalım..

  • Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!

Önceki hafta, bu uyarıyı yapan Edirne Devlet Hastanesi uzmanlarından
Dr. Dilek Tuncer’in (öğrencimizdi..) Edirne Valisince görevden alınmasını
açıkça hukuk dışı bir zulüm – keyfilik – terör olarak ilan etmiş ve kınamıştık.
Dr. Tuncer’in derhal görevine iade edilmesini istemiştik. Nitekim öyle oldu
ve Sağlık Bakanlığı denetçisi Dr. Tuncer’i görevine iade etti.
(Edirne Valisi; kanser uyarısı yapan doktoru görevden aldı)

Şimdi ise tüm yaşamı Trakya’da (Lüleburgaz’da) geçen, Endüstri Mühendisi ve
çevre gönüllüsü – çalışanı, TEMA Vakfı eylemcisi dostumuz Hakan Dedeoğlu
acı gerçekleri yazıyor..

Mızrak çuvala sığar mı? Bu bağlamda çok sayıda bilimsel araştırma var elde.
Edirne valisi hışımla bir devlet memurunun üzerine gideceğine görevini yaparak Anayasa md. 56‘daki yükümünün gereğini yapsın! Halkla işbirliği yapsın. Anayasa md. 56’yı okusun. Orada çevreyi koruma ve geliştirmenin Devlete ve yurttaşa ortak hak ve ödev – yüküm olarak verildiğini görecektir. Yurttaş Dedeoğlu, Yurttaş Dr. Dilek Tuncer (Tucer) Anayasal görev – yükümlülük ve haklarını kullanıyorlar.

Tersini yapmaları istenmeyendir, Anayasal görevini savsaklamaktır.

3 hafta sonra 20-24 Ekim 2014 günlerinde Edirne’de yapacağımız 17. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi‘nde bu konuları konuşacağız. Kongre konusu “Çevre ve Halk Sağlığı” Edirne Valisini de, Kırklareli ve Tekirdağ valilerini de bekleriz. Bilimsel araştırmaların sonuçlarını dinlesinler ve durumun ne denli ciddi – ivedi olduğunu
bir kez daha görüp hemen gereğini yapsınlar dileriz..

1988 – 2004 arasında 16 yıl Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde hizmet veren
bir öğretim üyesi olarak biz de yöre sorunlarını yakından biliyoruz. Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği’nde, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı olarak üniversitede
bu sorunlarla hep içiçe olmuştuk..

Sevgili Hakan Dedeoğlu arkadaşımızın ciddi uyarıları ve önerileri aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
02.10.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

Trakya Halkı Ölüyor : Ergene ırmağı ölüm saçıyor!

Hakan_Dedeoglu_Luleburgaz

 

 

Hakan Dedeoğlu

 

 

Ergene Nehri’nin doğduğu noktadan, denize döküldüğü noktaya kadarki
283 km’de yaşanan kirliliklere Edirne Valisi Şahin “dur” dedi! 

Doğduğu noktada, suyu içilebilir olan ve ergenlikdoğurganlık, üretkenlik gibi anlamlara gelen Ergene’nin, Tekirdağ İli itibarıyla zehirlemeye, yok etmeye başlaması çok ciddi bir sorundur. Ülkemizin belki de en kirli nehri olan Ergene, ilk önce Trakya’nın, sonra da Türkiye’nin sorunudur. Bir zamanlar bereket saçan Ergene, artık ölüm saçmaktadır.

Kanser hastaları ölümden uzak durabilmek için mücadelelerine her yeni günde, yeniden başlamaktalar. Edirne’de Trakya Üniversitesi, İstanbul’da ise Çapa ve
Cerrahpaşa’da hastalıklarına çare aramaktalar. Parası ve imkanı olan mücadelesine devam ederken, parası ve desteği olmayanlar ne yazık ki mücadeleyi sürdürememekteler. Sanıyorum bu yaşananları da bazı yöneticiler “kader” diye niteleyeceklerdir; ancak bizler bunu kabul edemeyiz. Tüm bu yaşananların sebebi açıktır: Genel ve yerel iktidarların sorumsuz tavrı ve çoğunluğun sessiz kalışı…

Bölgemizdeki sorunlar apaçık ortadayken, ‘Ergene Nehri’nin suyuyla yetişen ürünler kanser yapıyor’ diyen sorumluluk duygusu sahibi bir doktor geçen hafta Edirne Valisi tarafından görevinden alındı!

Neden sonra, Edirne Valisi Şahin, görevden uzaklaştırdığı Dr. Tucer’i görevine
iade ederken -etmek durumunda kalırken- görevden uzaklaştırmaya kansere ilişkin açıklamanın değil, açıklamanın izinsiz ve bilimselliği kanıtlanmamış verilere dayandırılarak yapılmasının yol açtığını ifade etti. Ergene ve Meriç sularıyla sulanan ürünlerde kimyasal atık maddelere rastlandığı yıllardan beri bölgede yapılan akademik çalışmalarla birçok kez kanıtlandı. Bu gerçek bir yana, Trakyalılar olarak, aslında Vali Bey’e teşekkür borçluyuz. Doktor Tucer’in görevini yapmasına müdahale ederek Ergene’nin yıllardan beri artarak devam eden sorununun gündeme gelmesini sağladı! Daha sonra baktı ki olay değişik ve müfettiş raporu farklı, geri adım attı ve doktoru tekrar görevine iade etti.

Bundan sonra, Vali Bey’in gelişmelerin tüm safhalarıyla ilgilenmesi ve bu konuda gösterdikleri duyarlığı her yönüyle devam ettirmesi ve görev sorumluluğu yerine getirerek halkın sorumlarını dikkate alması koşul olmuştur. Çünkü kamu görevlisinin sorumluluğu sorunların izlemcisi olmaktır, sorunları izleyenleri sindirmeye çalışmak olmamalıdır. Gerçeklerden kaçarak kurtulamayız. Ertelemek de çözüm olamaz. Trakya’da yaşananlar insanımızın yazgısı olmamalıdır. Siyaset, erkin tahakkümünde değil, halkın yararının peşinde olmalıdır.

Yaşanan gelişmelerin ardından, İpsala Çeltik Üreticileri Birliği de bir basın açıklaması yaparak yapılacak açıklamalarda çeltik üreticilerinin de durumlarının dikkate alınması gerektiğini ve herhangi bir bilimsel veriye dayalı olmaksızın gelişigüzel bir şekilde önüne gelen herkesin açıklama yapmasını uygun bulmadıklarını ifade etmişler. Sonrasında onlar da Dr. Dilek Tucer hakkında İpsala Cumhuriyet Başsavcılığı’na
suç duyurusunda bulunmuşlar.

Açıktır ki, paydaşlardan herhangi birinin zarar göreceği bir düzenlemeyi savunmak olanaklı değil. Ancak “pirincimizde sorun yok” diyerek sorumluluktan sıyrılmamız da maalesef olanaklı değildir. Görmekteyiz ki, bugün ülkemizde en kolay şey ölmek! Karşılaşılan sorunlar o denli çok ki insanlarımız çaresizlik içinde oradan oraya koşturuyorlar.

Gerçekler böyle ise tüm taraflara sormak durumundayım:

Trakya Üniversitesi Onkoloji Servisi’ndeki (Kanser tedavi merkezinde) hasta sayısı
her geçen gün neden artmaktadır? Bu konudaki sorumluluk kimlerindir?
Ayrıca Trakya’daki 3 İlden en çok kirliliği üreten Tekirdağ İli olduğuna göre;
Edirne Valisinin Ergene’deki kirlilik nedenlerini Kırklareli ve Tekirdağ valileri ile görüşmesi gerekmez mi? Sorunları görmek, çözmek ve sağlıklı şekle sokmak yöneticilerin görevleri değil midir? Gelinen noktada Ergene’nin kirlenme nedeni
ne yalnızca görevden alınan doktordur, ne bizleriz ne de tek başına şudur budur!

Trakya’daki kirlilik ortalama 40 yıllık bir geçmişe dayanmaktadır. Trakya’da 1970’li yıllarda başlayan kirlilik, İktidarlar değişse de yanlış uygulamalar sonucunda bu noktaya ulaşmıştır. Bu şekilde sürerse sonuç daha da kötüye gidecektir. Trakya Üniversitesi’nde binlerce insanımıza kanser konusunda hizmet verilmekte olduğu bilinmektedir.
Sağlık Bakanı Edirneli (AS: Dr.Mehmet Müezzinoğlu) olduğundan, kendisinden beklentimiz açıktır. Bu konuda gerekli yatırımların hızla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İnsan yaşamında hiçbir konu sağlıktan daha önemli değildir.

Konu, siyaset üstü olup insanımızın geleceği açısından çok önemlidir.Konu ile ilgili olarak daha 1999’da TEMA Vakfı bünyesinde Ergene Nehri’nin doğduğu noktadan başlayarak, Lüleburgaz’ın Ovacık Köyü’ne dek noter ve basın kuruluşları huzurunda
13 noktadan alınan toprak ve su örneğinin İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yapılan analizler sonucunda nehir suyunun son derece kirli (hatta kirlinin ötesinde kötü durumda) olduğu kanıtlanmış ve bu durum basınla paylaşılmıştır.

Daha sonra TEMA Vakfı olarak, 2005 yılında, Lüleburgaz’ın içinden geçen dereden noter eşliğinde üç noktadan aldığımız su örneklerini İstanbul Teknik Üniversitesi’ne gönderdiğimizde çıkan olumsuz sonuç da yine ciddiye alınmamıştı.

“Ben gelirsem en iyisini yaparım” hamasi siyaseti ne yazık ki bölgeyi bu hale getirmiştir. Çözüm bulmak için dürüst ve içten olmak gerek şarttır. Yeter şart ise bunun için
belli bir bilgi birikimi ve kapasitenin bulunmasıdır.

Geçtiğimiz Mart ayında da HaberTürk TV’den İlknur Adalı ile birlikte Ergene Nehri’ndeki sorunlarla ilgili olarak, Çorlu Sağlık Mahallesi’nden ve sonrasında Uzunköprü’den aktardığımız görüntülerle sorunları yeniden gündeme taşımıştık.

Trakya’nın atardamarı olan Ergene’nin kirlilikle beraber toplardamara dönüşmüş hali, bölge insanının içinde bulunduğu durumu özetlemektedir. Topraktaki verimlilik
yok edilmekle, bununla birlikte, insanlarımız hızla ölmektedir. Bu, intiharın bir başka biçimidir.

Sanayileşmeyle birlikte Çerkezköy’den, Trakya’ya giren kirlilik Çorlu’ya, Muratlı’ya, Lüleburgaz’a doğru yayılmıştır. Yıllarca iş-aş konusunun yanlış anlaşıldığı artık açıktır. İstihdam yaratmak adına başlatılmış gibi gösterilen süreç, Trakya halkını yok eden bir şekle dönüşmüştür. Bugün yaşananlar ne yazık ki “İstanbul’un taşı toprağı altın” diyen zihniyetin neden olduğu sorunların uzantılarıdır. Öncelikle İstanbul’u yok edenler, gelinen noktada Trakya’yı bitirme yarışı içindedir.

Trakya’daki kirlilik algısını yönetenler geçmiş yıllarda olduğu gibi bu kez de farklı bir atak ile zaman kazanıyorlar ve bunu da ne yazık ki başarıyorlar! Buna engel olabilmek adına, ben, tüm tarafları bir bütün halinde hareket ederek bölge zenginliklerimize
sahip çıkmaya davet ediyorum. Bunlardan biri olan çeltik üretiminin önemi konusunda daha tutarlı stratejiler uygulamalı ve sorunu açıklık içinde halkımızla paylaşmalıyız. Trakya Üniversitesi’nin pirinç konusunda yaptığı inceleme sonuçlarını halkımızla paylaşması gerekir. Yerel pirinç üretiminin yerine ithalat yoluyla getirilen ürünlerin
kendi ürettiğimizden daha sağlıklı olduğunu da düşünmüyorum. Ancak kendi topraklarımıza sahip çıkmadığımız zaman bölge çıkarlarımızı korumak olanaklı olmayacaktır. Pancar üretiminde yaşanılan sorunlar pirinç üretiminde yaşanmamalıdır.

Trakya’nın topraklarını – sularını talan edenler, kirletenler ne yazık ki bizlerle birlikte değiller. Kirlettiği bu topraklarda oturmayanların bölge insanının sorunlarını algılama şansı olamaz! Bu yüzden bizim yaşadıklarımızı yaşamıyor ve bizleri
kesinlikle anlamıyorlar.

Ancak şu bilinmelidir ki; un temelli ürünler, pirinç ya da öbür birçok ürün açısından hepimiz aynı gemideyiz. Tüm bu sorunlarla yüzleşme zamanı gelmedi mi?
Geldi de geçiyor bile!

GELECEĞİNE SAHİP ÇIK!

Hakan Dedeoğlu  
LÜLEBURGAZ

BİR KEZ DAHA BİZ KAZANDIK!

Dostlar,

Sevgili kardeşimiz Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, çeyrek yüzyıla varan meslektaşımızdır.
Halk Sağlığı + Epidemiyoloji uzmanıdır.
Son yıllarda Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanıdır.
O göreve doçent olarak atanırken bilimsel dosyası hakkında olumlu rapor yazan
5 profesörden biri olarak kıvançlıyız..

Sevgili Onur hoca, Dilovası yöresinde çevresel toksisite çalışması yaptı.

Bebeklerin ilk kakalarında (mekonyum) ve annelein ilk sütlerinde (kolostrum) bile
ağır metaller saptadı! Bunlar çevresel kökenli idi.

Ayrıca yöre halkında kanser ölümleri, benzer koşullardaki (karşılaştırılabilecek)
toplum kesimlerinin 3 katı idi!

Çalışmalarını tümüyle bilimsel yöntemlere uygun yürütmüştü.
Ölçümler TÜBİTAK laboratuvarlarında yapılmıştı.

Onur hoca verilerini yerel yöneticilerle paylaştı..

Doğallıkla basınla da!

Başka türlü yapabilir miydi?

Halkın bilgi edinme hakkı yok mudur?

Anayasa md. 56.

“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” demez mi?

Ayrıca çevrenin koruynması görevini açık açık Devlete ve yurttaşa ortak ödev
vermez mi?

Dr. Hamzaoğlu hem bilim insanı, hem deyurttaş olmanın zorunlu gereğini yapmıştır.

Kendisine “şarlatan” diyen Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı mahkum erilmiştir.

Üniversite yönetimi de utanıp – sıkılmadan UYARI cezası verebilmiştir.

Bu idari işlemin Sakarya Bölge İdare Mahkemesinde iptal edildiğini sevinçe ve onurla öğreniyoruz.

Bu olayın başından beri geliştirdiğimiz sloganımızı göğsümüz kabararak, coşku ile bir kez daha haykırıyoruz :

  • “ONUR” umuzu KORUYORUZ!

Kotumayı da sürdüreceğiz..

Yaşasın özgür bilim!

Sevgi ve saygı ile.
27.6.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==============================

Prof. Dr. Onur HAMZAOĞLU

BİR KEZ DAHA BİZ KAZANDIK!

Doğa, Toplum ve Bilim kazandı…

Üniversiteleri siyasilere ve sermayeye hizmet etmeye zorlayan kapanı kırdık.

Gezi Ruhu kazandı!

Direnenler kazandı.

Özgür üniversite ve Özgür toplum kazandı.

Öyküyü anımsayalım…

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Dilovası’ndaki  çevre kirliliği konusunda bilimsel araştırma bulgularını açıklayarak halkı bilgilendirdi. Maalesef Kocaeli Üniversitesi bundan rahatsız oldu!!!  Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü kendisinin bilgilendirilmediği ve henüz araştırmanın bir dergide yayımlanmadığı gibi gerekçelerle halkın bilgilenme hakkı ve akademisyenin toplumsal sorumluluğu gibi evrensel ilkeleri çiğneyerek
Prof. Hamzaoğlu’na halkı bilgilendirdiği için UYARI cezası verdi.

Prof. Hamzaoğlu ise bu cezaya Kocaeli 2. İdare Mahkemesi’nde dava açarak
itiraz etti.

Kocaeli 2. İdare Mahkemesi maalesef uyarı cezasını oy çokluğu ile
hukuka aykırı bulmadı.

Bunun üzerine Prof. Hamzaoğlu Kocaeli 2. İdare Mahkemesi kararına
bir üst yargı organı olan Sakarya Bölge İdare Mahkemesi’nde itiraz etti.

Mahkeme;

Üniversitenin Hamzaoğlu’nu suçlarken, hangi davranışının hangi disiplin suçunu oluşturduğunu, suçlamasını hangi delillere dayandırdığını belirtmediğini,
suç oluşturduğunu ileri sürdüğü davranışların hukuksal nitelendirmesini yapmadığını, bütün bunlarla bağlantılı olarak hangi suçun oluştuğunu bildirmediğini, yöntemine uygun olarak savunma hakkının kullanılmasına olanak sağlamadığını, oysa Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca herkesin kendisine yöneltilen isnadın nedeninden ve niteliğinden haberdar olma hakkı olduğunu, bu olmadan savunma hakkının kullanılamayacağını, belirterek disiplin cezası verilmesinin
hukuka aykırı olduğuna ve cezanın oybirliği ile iptaline karar vermiştir.

Mahkemenin tespiti çok yerindedir:
Rektörlük, Soruşturmacı Rektör Yardımcısı, soruşturma hukukuna uygun olarak suçu, suç kanıtlarını belirtememiştir. Çünkü ortada Hamzaoğlu’nun işlediği bir disiplin suçu yoktur…

Ey muktedirler ve onun memurları!

  • Bilim insanlarının çalışmalarını halka adamalarını engelleyemeyeceksiniz!

Gerçekler gizlenemez. Er ya da geç ortaya çıkar, çıkartılır.
Sermaye iktidarının doğayı ve insanlığı, bugünü ve geleceği büyük bir tahribata uğrattığını Onur Hamzaoğlu gözler önüne sererek;
bilim insanlarının onuru olmuş, hepimize cesaret aşılamıştır.

  • Özgür bilgiyi üreteceğiz; toplum özgürleşecek!

Diren Türkiye!

(2013/6/27 Onurumuzu Savunuyoruz <berhansoner@gmail.com>)

Temel İş Sağlığı Hizmetlerinin 1. Basamak Sağlık Hizmetlerine İntegrasyonu, 19. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi Sunumumuz

19._Uluslararasi_ISG_Kongresi_Sunumumuz_Ist._14.9.11