Etiket arşivi: “Albay İsmet” Bey

Silah arkadaşlığıyla başlayan ve cumhuriyetin kuruluşuyla süren yol arkadaşlığı: Atatürk-İnönü Gerçeği

Alev Coşkun
Alev Coşkun
11 Aralık 2022, Cumhuriyet
Silah arkadaşlığıyla başlayan ve cumhuriyetin kuruluşuyla süren yol arkadaşlığı: 
Atatürk-İnönü Gerçeği

Atatürk’ü sonsuza uğurlayalı 84 yıl oldu. Her 10 Kasım’da olduğu gibi bu yıl da O’nu özlemle andık; Cumhuriyet ilkelerine ve toplumu dönüştürme yolunda yarattığı Aydınlanma Devrimlerine bağlı kalacağımızı içtenlikle yineledik. Bu yazımızda Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşı İnönü ile ilgili konular üzerinde duracağız. Kimi yanlışları belgelere dayanarak düzelteceğiz.

Atatürk 1881, İnönü 1884 doğumlu oldukları için Harp Okulu ve Harp Akademisi’ni birkaç yıl farkla aynı dönemlerde okudular. İmparatorluğun yıkılmakta olduğunu görüyorlardı. Her ikisi de Osmanlı’nın son döneminde değişik cephelerde Yemen, Libya, Çanakkale, Diyarbakır ve Suriye’de savaştılar. Çanakkale Savaşlarındaki başarılardan sonra Mustafa Kemal, 16. Kolordu Komutanlığı’na atandı ve Mart 1916’da orduya bağlı olarak Diyarbakır’da görevlendirildi. II. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa sağlık nedenleriyle İstanbul’a gidince, komutanlığa vekâlet etmek için 16. Kolordu Komutanı Mustafa Kemal görevlendirildi.

YILDIZIN PARLADIĞI AN

Palu ilçesinde bulunan II. Ordu Komutanlığı Karargâ’na giden Mustafa Kemal Paşa’yı, 25 Kasım 1916’da Ordu Kurmay Başkanı Albay İsmet Bey karşıladı. Bu ilk görev karşılaşması yıldızın parladığı andı. Askeri konumda ast-üst ilişkisi içinde başlayan bu ilk çalışma arkadaşlığı 1937 yılına dek 22 yıl sürdü. Mustafa Kemal’in Diyarbakır’daki bu görevi nedeniyle daha 1917 yılında Albay İsmet’e verdiği sicil, O’nu nasıl beğenip takdir ettiğinin somut belgesidir. İşte bu sicilden kimi pasajlar:

  • Ciddi, faal, düşüncesi gayet açık ve yüksek fikirli..İyi bir görüş yeteneğine ve olayları süratle algılama yeteneğine sahip… Askerliğe ilişkin değerlendirmeleri kapsamlı… Doğru ve duraksamadan karar verebilme ve hareket etme yeteneğine sahip… Mükemmel bir ahlaka sahiptir… Üstlerinin ve astlarının güvenini ve sevgisini kazanmıştır… Orduda ve memlekette üstleneceği önemli vatan görevlerinde kendisinden büyük hizmetler beklenir.”

Askerlik tarihinde bir komutanın, kendisine bağlı olarak görev yapan bir subaya bu derece övücü bir sicil verdiği pek nadirdir. Atatürk, kendisiyle birlikte çalışan hiçbir arkadaşına böylesine etkili bir sicil vermemiştir. Atatürk, İnönü’yü 1916 Kasım ayında Diyarbakır’da keşfetmişti. O tarihten sonra, 1916’dan 1918 yılı ekim ayındaki Osmanlı’nın son savaşı, Suriye Savaşı’na kadar emir komuta ast-üst düzeni içinde savaş cephesinde birlikte çalıştılar.

(Savaş bitmiş, Cumhuriyet kurulmuş… İki yol arkadaşının Anadolu gezisinden hemen önce çekilmiş bir kare.)

GENELKURMAY BAŞKANI ve CEPHE KOMUTANI

23 Nisan 1920’de Meclis açılınca, Albay İsmet Bey, Mustafa Kemal’in isteğiyle Genelkurmay başkanı oldu. Görevi Kuvayı Milliye’nin düzenli ordusunu kurmaktı. Ardından Batı Cephesi Komutanlığı’na getirildi. Milli Mücadele’de, Atatürk’ün en güvendiği Batı Cephesi komutanı olarak görev yaptı. II. İnönü Savaşı ile ilgili savaş telgrafları çok anlamlıdır. Cephe komutanı Albay İsmet Bey’in 1 Nisan 1921 gecesi Ankara’ya gönderdiği telgraf “Düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza terk etmiştir.” cümlesiyle bitiyordu. 1 Nisan 1921’de Mustafa Kemal, İsmet Paşa’ya aşağıdaki telgrafla karşılık verdi.

‘TERSİNE DÖNMÜŞ TALİH’

  • Bütün dünya tarihinde sizin İnönü Meydan Savaşlarında üstlendiğiniz görev kadar ağır bir görev üstlenmiş komutanlar pek azdırSiz orada yalnız düşmanı değil milletin makûs (tersine dönmüş) talihini de yendiniz… Adınızı tarihin şeref abidelerine yazan ve bütün millette size karşı sonsuz bir minnet ve şükran duygusu uyandıran büyük savaş ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı gösterdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş parıltılarıyla dolu bir geleceğin ufkuna da baktığını söylemek isterim.” 

Atatürk’ün bu telgrafı askerlik edebiyatının bir yapıtı olarak savaş tarihine geçmiştir. Atatürk’ün bu telgrafıİnönü’ye verdiği değeri ve O’nun geleceğinin ne derece parlak olduğunu göstermesi nedeniyle önemlidir.

LOZAN’DAKİ SIKINTI

Milli Mücadele’nin kazanılmasının ardından, Mudanya ve Lozan başarıları birbirini izledi, Lozan’da en son aşamada, çetin görüşmeler ve tartışmalar sonunda bir uzlaşmaya varılmıştı. Başdelege İsmet İnönü, durumu Ankara’ya bildirdi, barış antlaşmasını imzalamak için Ankara’dan yetki istedi. Üç gün geçtiği halde yetki bir türlü gelmiyordu. Başbakan Rauf Orbay işi yokuşa sürüyor, yetki kararını bir türlü göndermiyordu. Başbakandan beklediği yanıtı alamayan İnönü, 18 Temmuz 1923’te Mustafa Kemal’e başvurmak gereğini duydu. Telgraf şöyle bitiyordu:

“Eğer hükümet, kabul ettiğimiz noktalardan dönmemizde kesin olarak direniyorsa bizden imza yetkisini alın… Bu durum, bizim için yeryüzünde görülmemiş bir utanç olursa da yurdun yüksek çıkarları kişisel düşüncelerin üstündedir.” 

(İsmet İnönü ve Lozan Barış Konferansı, 1. Dönem çalışmalarına katılan TBMM temsilcileri.)

Konuyu yeniden inceleyen Mustafa Kemal, TBMM başkanı olarak Dışişleri bakanı ve Türk başdelegesi İnönü’ye hemen ertesi günü şu yanıtı verdi:

Hiç kimsede kararsızlık yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak ve içten duygularımızla kutlamak için, antlaşmanın imzalandığını bildirmenizi bekliyoruz, kardeşim!”

Böylece Orbay-İnönü anlaşmazlığına ve Lozan’da varılan sonuçlar için de son noktayı koyan Mustafa Kemal, İsmet Paşa’ya olan güvenini de bir kez daha gösteriyordu. İnönü de Atatürk’e şu içtenlikli sözlerle teşekkür etmişti : ‘HIZIR GİBİ YETİŞİRSİN’

  • “Her dar zamanımda Hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et (düşün). Büyük işler yapmış ve yaptırmış adamsın. Sana merbutiyetim (bağlılığım) bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim pek sevgili kardeşim, aziz Şefim!” 

Daha sonrasını biliyoruz Cumhuriyet ilan edilince 30 Ekim 1923’te, İnönü Cumhuriyet’in ilk başbakanı oldu. Fethi Okyar’ın 103 günlük başbakanlığı çıkarılınca 1923-1937 yılları arasında İnönü, tam 14 yıl 8 ay 13 gün başbakanlık yaptı. Cumhuriyet yasalarının kabul edilmesi, uygulanması, kurumların kurulması, birbirini izleyen Aydınlanma Devrimlerinin yürütülmesi görevlerini üstlendi. İnönü şöyle diyor:

  • Yakın anlaşma, yakın tanışma ve toplumla ilgili düşüncelerde aynı yönde hareket etme
    Bu hayat, Atat
    ürk’ün ölümüne kadar devam etti. Demek 1916’dan 1938’e kadar 22 sene
    ” 

İnönü şöyle devam ediyor:

  • Bu 22 yıl memleketin yeni kuruluşunun yeni devrinin büyük olayların bir oluşum dönemidir… Olayları olduğu gibi görenler var, gerçekte olduğunun tam tersi biçimde değerlendirenler var (Abdi İpekçi, İnönü Atatürk’ü Anlatıyor)

İnönü bu sözleriyle özellikle Atatürk Devrimlerinin uygulama yıllarını ve 1937’de başbakanlıktan ayrılışından sonraki günleri anlatmak istiyor.

AYRILMA

20 Eylül 1937 tarihinde, Atatürk-İnönü arasında var olan uzlaşmayla İnönü’nün bir buçuk ay izinli olması uygun bulunmuştu. Devlet yönetimindeki birlikteliğe son verilmiş olmasına karşın birbirini tamamlayan bu iki kişilik arasındaki arkadaşlık ve dostluk bitmemişti. İnönü, daha başbakanlıktan ayrıldığı günün ertesinde (21 Eylül 1937) Türk Tarih Kurumu Kurultayı’nı Dolmabahçe’de Atatürk’ün yanında izlemişti. 

Atatürk’ün kendisi hakkındaki düşüncesini öğrenebilmek için de toplantı sırasında İsmet İnönü bir kâğıdaAkşama benimle gelecek misin? Demek bana çok dargın değilsin?” diye yazıp O’na uzatmıştı. Atatürk de buna karşılık “Hayır, her şeyi unuttum; bildiğin gibi arkadaşım ve kardaşımsın” diye yazarak eski bağlılığın sürdüğünü belirtmişti.

İzinli olarak ayrılmasına karşın İnönü, Atatürk’le birlikte Ege Manevralarına katılmış, kuruluşuna kendisinin katkıda bulunduğu Nazilli Basma Fabrikası’nın açılış töreninde de (9 Ekim 1937) bulunmuştu. Ancak izin süresi dolmadan 25 Ekim 1937’de başbakanlıktan istifa etmişti. Atatürk, aynı gün (25 Ekim 1937) O’na verdiği yanıtta şöyle diyordu:

  • Şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da en büyük ve en önemli hizmetlere olan yüksek liyakatinizin (yeteneğinizin) takdirkârı olduğumu burada da tekrar etmekten haz duyarım.” 

Atatürk, başbakanlıktan ayrılan İnönü’nün makam aracını kullanmasını da istemişti. İnönü, başbakanlıktan ayrılmasından dört ay sonra, 19-20 Şubat 1938’de Atatürk’ün davetlisi olarak Dolmabahçe’de konuk edildi. Ayın 24’ünde Atatürk’le birlikte Ankara’ya döndüler. Atatürk artık hastalığının son dönemine girmişti ve Dolmabahçe’de tedavi görüyordu. Son günlerinde Atatürk ile İnönü arasında ilişkilerin kesildiği yazılıp çizilmiştir. Oysa, ölümünden yalnızca 3.5 ay önce Temmuz 1938’de Lozan’ı anımsayan Atatürk, 25 Temmuz 1938’de İnönü’ye “takdir ve tebriklerini” belirten bir telgrafı İnönü’ye gönderdi. Ertesi gün İnönü

  • “Büyük Atatürk, velinimetim (bana en büyük iyiliği yapan büyüğüm) Atatürk
    Derin tazimle (saygıyla) ve dayanılmaz bir 
    özleyişle ellerinizden öperim
    diyerek yanıt veriyordu. Birbirleriyle küs olan insanlar böyle mi yazışırlar

Bu dönemde Başbakan Celal Bayar, Salih Bozok, Dr. Tevfik Rüştü Aras ve Sabiha Gökçen, Atatürk’ten İnönü’ye muntazam haber getiriyorlardı. İnönü de düzenli olarak Atatürk’e mektup gönderiyordu. Örneğin Ağustos 1938, 5 Ekim ve 28 Ekim 1938 tarihlerinde İnönü’nün Atatürk’e yazdığı içtenlikli mektuplar, İnönü Vakfı Arşivi’nde korunmaktadır. Bu arada, İnönü’nün hasta olduğu haberini alan Atatürk, kendisine bakan yabancı doktorları Ankara’ya göndermek istemişti. Atatürk ile İnönü arasında ast-üst ilişkisini aşan ve çok yakın arkadaşlık ilişkisini ortaya koyan yeni belgeler ortaya çıkmıştır. Şimdi gelelim bu son belgelere.

HER AY MAAŞ VERİYOR 

İnönü’nün başbakanlığı döneminde 1925 yılından 10 Kasım 1938 tarihine kadar 13 yıl kesintisiz olarak Atatürk’ün İnönü’ye her ay kendi banka hesabından para verdiğinin belgeleri ortaya çıktı. Atatürk, 1925-1929 arasında İş Bankası’ndaki kendi hesabından her ay İnönü’ye o günün parasıyla 1000 TL gönderiyordu. Ocak 1929’dan Eylül 1937’ye kadar sekiz yıl bu ödeme 2000 TL olarak yapılmış, Eylül 1937’de İnönü’nün başbakanlıktan ayrılmasından sonra da Ekim 1937-Kasım 1938 arasında bu ödeme 3000 TL’ye çıkarmıştı. Bu ödemelerin belgelerine gelince...

BELGELER

(Atatürk’e ait İş Bankası hesap özeti.)

Prof. Dr. Uğur Kocabaşoğlu, birlikte çalıştığı altı araştırmacı arkadaşıyla, yayımladığı 732 sayfalık Türkiye İş Bankası Tarihi adlı önemli kitabında, Atatürk’ün ödemeleriyle ilgili yedi adet belgenin fotokopilerini vermiştir. Bu yazımızda bu belgelerin yalnızca iki tanesini kullanıyoruz. İnönü’nün başbakanlığa gelişinden, Ocak 1925’ten, Atatürk’ün vefat ettiği 10 Kasım 1938 tarihine dek Atatürk’ün kesintisiz olarak İş Bankası’ndaki kişisel hesabından her ay İnönü’ye para gönderdiği bu dekontlarla sabittir.  Yukarıda belirtildiği gibi İnönü’nün banka hesabına önce 1000 TL, 1929-1937 arasında her ay 2000 TL ödeme yapılıyordu.

Ekim 1937, İnönü’nün başbakanlıktan ayrıldığı tarihtir. Eğer bir dargınlık söz konusu ise bu aylık ödemenin o tarihte durdurulması gerekirdi. Ama bu tarihten sonra Atatürk’ün kişisel hesabından İnönü’ye ödemeler artırılarak sürdürülüyor. Ekim 1937’den Kasım 1938’e dek her ay İnönü’ye Atatürk’ün kendi hesabından gönderdiği para 3000 TL’ye çıkmıştır. Ayrıca 1924-1926 arasında, Atatürk’ün İş Bankası’ndaki hesabından İnönü’ye toplam 65 bin 150 lira gönderilmiştir. Bu ek paranın Pembe Köşk’ün genişletilmesinde ve onarımında kullanıldığı anlaşılıyor.

(Atatürk’e ait 4 No’lu hesap, İnönü’ye gönderilen aylıklar görülüyor.)

İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker’in bir açıklamasına göre, “Atatürk aile ortamı özlemini Pembe Köşk’te gideriyordu. O’nun için bu para köşkün genişletilmesinde kullanılmıştır. Ayrıca köşkün genişletildiği ilk yıl bir yılbaşı gecesi kordiplomatiğe Atatürk, bu köşkte yemek ve balo vermiştir.” 

Atatürk bu ödemeleri“1 Aralık 1924 tarihli mektup emri ile” İş Bankası’ndaki 2 numaralı kişisel hesabından yaptırmıştır. Atatürk’ün İş Bankası’ndaki 2 No’lu, 4 No’lu, 4 No’lu mükerrer ve 5 No’lu hesaplarının olduğu bu kitaptaki belgelerden anlaşılıyor. Atatürk’ün Ocak 1925’ten başlayarak her ay kendi kişisel hesabından para vermesi, İnönü’nün başbakanlıktan ayrıldıktan sonra bu ödemeyi yükselterek ödemeye devam etmesi, vasiyetine İnönü’nün çocuklarının öğrenimi için ayrıca bir para koyması aralarındaki bağın ne denli güçlü olduğunu gösterir.

Kanımızca, Atatürk, İnönü’nün çok dürüst olduğunu iyi biliyordu. İnönü devlet malına, devlet hazinesine (beytülmal) el sürmez ve sürdürmezdi. O’nun daha güvenli çalışması için Atatürk böyle bir yola gitmiş olabilir. Unutmayalım, Atatürk ortaçağı yıkıp çağdaş bir toplum, çağdaş bir devlet yaratmak istiyordu. Bunu yaparken giriştiği Aydınlanma Devrimi atılımlarında en yakın çalışma arkadaşı Başbakan İnönü’ydü

Bu belgelerle, “Atatürk ve İnönü dargındı, Atatürk İnönü’ye dargın öldü” gibi sözler çökmüş, değerini yitirmiştir.

BİRİNCİ ve İKİNCİ ADAM

Ünlü romancı Kemal Tahir, 1992’de yazdığı “Anadolu Savaşı” adlı makalesinde ilginç bir değerlendirme yapmıştır. Şöyle ki:

  • “Anadolu savaşı ve sonrasında, Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa’yı Birinci ve İkinci Adam diye değerlendirmek aptallık olur. Bunlar birbirleriyle kıyaslanmayacak, birbirlerine hiç benzemedikleri için işe yarayacakları yerlerin ayrı olması bakımından, birbirlerini -eseri- tamamlayan iki birinci insandır. Biri -Mustafa Kemal- karanlıkta çıkar yolu bulmanın, bu yolu dövüşerek açmanın ve kurtuluştan sonra rotayı tekrar ve kolayca karanlığa götürmesi mümkün bütün eski ve tehlikeli yol işaretlerini söküp yenileriyle değiştirmesini bilen; öteki de bu aydınlıkta, devleti bütün korkulu sarsıntılardan ihtiyatla atlatan adamdır. Bu açıdan Mustafa Kemal’e, bizim toplumumuzun özelliklerini taşıyan ‘ihtilâlci’, İsmet Paşa’ya da tarihteki en büyük devlet adamlarından biri demek doğru olur.”

Atatürk ile İsmet İnönü’nün kendi özel unsurları (ögeleri) içinde ölçüp biçmek, değerlendirmek, yargılamak gerekir. İnönü’yü en iyi değerlendiren kişi Atatürk’tür. Yoksa, Milli Mücadele’de O’nu Genelkurmay başkanı, ardından cephe komutanı yapar mıydı? En kritik bir dönemde 1924-1937 arası O’nu başbakanlıkta tutar mıydı? O’na ölünceye dek kendi hesabından düzenli para öder miydi? 

Tüm bu nedenlerle “Atatürk-İnönü son dönemde dargındılar” savı geçerliğini yitirmiştir.

KAYNAKLAR

  • Şerafettin Turan, İsmet İnönü, Kültür Bakanlığı, 2000.
  • Şerafettin Turan, Atatürk, Bilgi Yayınevi, 2017. 
  • Uğur Kocabaşoğlu, Türkiye İş Bankası Tarihi, İş Bankası Kültür Yay., 2011. 
  • Alev Coşkun, Asker İnönü, Kırmızı Kedi, 2019. 
  • Alev Coşkun, Diplomat İnönü: Lozan, Kırmızı Kedi, 2019.
  • Mümtaz Soysal, Anayasaya Giriş, İmge Yayınları, 2011.

19 Mayıs’ın 102. yıldönümü

Alev Coşkun

Atatürkçüler, Cumhuriyet felsefesine inananlar 19 Mayıs 1919’a çok önem verirler. Çünkü 19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal’in Milli Mücadele için eyleme başladığı tarihi gösterir. Atatürk, Nutuk’ta da “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” diye başlar. Konuyu kısaca irdeleyelim:

Karadeniz bölgesinde Rumlar çeteler oluşturmuş, çatışmalar başlamıştı. 21 Nisan 1919’da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Osmanlı hükümetine Karadeniz Bölgesi’ndeki bu çatışmaların durdurulması için bir nota verdi. Eğer önlem alınmazsa Samsun’a asker çıkarıp bölgeyi güvence altına alacaklarını da belirtti. Osmanlı hükümeti, o sırada İstanbul’da boşta olan Mustafa Kemal Paşa’yı bu görev için uygun gördü.

NEDEN MUSTAFA KEMAL?

Mustafa Kemal’in görevlendirilmesi konusunda değişik görüşler vardır. Kimileri bu ünlü generalin İstanbul’dan uzaklaştırmak istenmesini ileriye sürerler. 29 Nisan 1919’da Harbiye Bakanlığı’na çağırılan Mustafa Kemal’e bu görev teklif edilince, duraksamadan kabul etti.

YETKİ KARARNAMESİ

Kendisine geniş yetkiler veren kararnameyi Genelkurmay 2. Başkanı, eski cephe arkadaşı Kazım İnanç Paşa ile birlikte hazırladılar. Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay kitabımızda bu konu ayrıntılarıyla ve belgelere dayalı olarak anlatılmıştır.

HEYECAN VE DUDAKLARINI ISIRMA

Atatürk, görevi kabul edip görüşmelerini bitirdikten sonra, içinde bulunduğu ruhsal durumu daha sonraları gazeteci Falih Rıfkı Atay’a anlatmıştır. Falih Rıfkı Atay ve gazeteci Mahmut Soydan’a anlatılan bu hatıralar 1926 yılının mart ayında Hakimiyet-i Milliye, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yayımlandı. Bu anılar, daha sonra Falih Rıfkı Atay’a tarafından “Atatürk’ün Bana Anlattıkları” adıyla bir kitap halinde yayımlandı. (1) Atatürk, şöyle anlatıyor:

Bakanlıktan çıkarken heyecandan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önünde geniş bir âlem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim…”

Bu paragraftaki anahtar noktalar şunlardır:
1. Heyecandan dudaklarını ısırdığımı hatırlıyorum.
2. Kafes açılmıştı.
3. Uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.

Atatürk neden “dudaklarını ısırıyor”, neden “uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim” diyor? Bu anahtar cümleden kafasındaki planın gerçekleşmesi için kendisine bir hareket alanı yaratıldığını anlatmaktadır.

‘BENİ ANLAYAN SUBAYLAR BUL!’

Atatürk, Harbiye Bakanlığı’ndaki  görüşmelerden sonra Şişli’deki evine giderken, yaveri Cevat Abbas’a: “Cevat, şimdi beni anlayan ve bana samimiyetle bağlanacak ve işten ziyade maksadına hadim olacak (hizmet edecek) yetenekte bir yaver, bir emir subayı ve yardımcı subaylar bul” emrini verdi. (2) Buradaki tanımlama önemlidir. Mustafa Kemal, “Maksadına hizmet edecek” subay istiyor. Anadolu’da girişeceği Kuvayı Milliye örgütlenmesini ve bağımsızlık savaşını anlayacak ve bu amaç için hizmet edecek subayların bulunmasını istemektedir. Bu yazının başında, görev verilmeseydi zaten Anadolu’ya geçmeyi planladığını belirtmiştik. Şimdi o konunun ayrıntılarına geçelim.

AŞAMALARI

Mustafa Kemal, İstanbul’a Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından 14 gün sonra 13 Kasım 1918’de geldi. Önceleri Harbiye Bakanı olup, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın kötü uygulamalarını engellemek istedi. Bu istek gerçekleşmedi. Arkadaşlarıyla hükümeti ele geçirme projesi üzerinde duruldu. Yabancı askerlerin işgali altındaki İstanbul’da bunun olanaksız olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bu arada 21 Aralık 1918’de Osmanlı Meclisi kapatıldı. Mustafa Kemal, Ocak 1919’da uygun bir zaman ve ortamda Anadolu’ya geçmek düşüncesi üzerinde durmaya başladı.

UYGUN BİR ZAMANDA…

Mustafa Kemal o günleri şöyle anlatıyor:

  • “Kendi kendime şu kararı verdim: Uygun bir zaman ve fırsatta İstanbul’dan kaybolmak, basit bir tertiple Anadolu içlerine girmek, bir müddet isimsiz çalıştıktan sonra, bütün Türk milletine felaketi haber vermek. İçimde çok dikkatle gizlediğim bu sırrı vakti gelmedikçe kimseye söylemedim.” (3)

Mustafa Kemal, Ocak 1919 ortalarında eski cephe arkadaşı Albay İsmet Bey’i Şişli’deki eve çağırdı. Şişli’deki evde teke tek geçtiği bilinen görüşmede Mustafa Kemal’in İnönü’ye sorduğu soru görüşmenin anlam ve kapsamını açığa çıkartır:

HİÇBİR SIFATI OLMADAN…

Mustafa Kemal, İnönü’ye, “Hiçbir sıfatı ve yetki sahibi olmaksızın Anadolu’ya geçmek ve orada milleti uyandırarak kurtuluş çareleri aramak için en uygun bölge ve beni o bölgeye götürecek en kolay yol hangisi olabilir?” sorusunu sordu. Bu soru, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçip, emperyalistlere karşı ulusal direnişe geçme kararını verdiğini gösteriyordu.

Şimdi bu görüşmenin ayrıntılarının Mustafa Kemal’in yine kendi anlatımından izleyelim :

“ (İsmet İnönü) ‘Karar verdin mi?’ dedi.

‘Şimdilik bundan bahsetmeyelim, bana memleketi, milleti ve orduyu anlayıp bilen, vaziyeti yakından gören, tehlikeden şüphesi olmayan bir arkadaş gibi cevap ver!’

İsmet Bey masanın kenarındaki sandalyeye ilişti ve derin derin düşünmeye başladı. O sırada ben salonun içinde dolaşıyordum. Bana sesleninceye kadar gezindim. Birdenbire, ayağa kalktı, gülerek: ‘Yollar çok, mıntıkalar çok!’ dedi.”

GEBZE – TAVŞANCIL – DEĞİRMENDERE ÜZERİNDEN GİZLİCE ANADOLU’YA GEÇME PLANI

Mustafa Kemal’in gizli olarak Anadolu’ya geçişte izleyeceği yol.

Gebze-Tavşancıl, Yarımca, Değirmendere geçişi haritası.

(Kaynak: Başyaver Cevat Abbas’ın hatıraları ve Atilla Oral’ın makalesi)

Bu noktada, Mustafa Kemal’in öteden beri kafasında oluşturduğu gizlice Anadolu’ya geçme kararını uygulamaya geçirdiğini görüyoruz. Yaveri Cevat Abbas Bey’e, Kocaeli bölgesinde bir geçiş yolu planlamasını ve bu geçiş yolunun güvenliğinin sağlanması için Kocaeli bölgesinde küçük küçük silahlı birlik oluşturulması talimatını verdi. Başyaver Cevat Abbas’ı dinleyelim:

“Gebze, İzmit ve Değirmendere istikametini (yönünü) etüt ettim. Gerektiğinde ikimize canlarıyla, başlarıyla katılacak yerli ve göçmenlerden, özverili vatanseverlerden küçük küçük silahlı kuvvetler bulabilmiş ve kumandanımın yanına dönmüştüm. Atatürk, arz ettiğim vaziyet ve faaliyeti çıkar yol bulmuş ve bu küçük teşkilatımızın tamamıyla emniyet edilir (güvenilir) bir hale gelmesini ve ormanların yapraklanmasını beklemeyi faydalı gördü ve bu ilişkinin sürdürülmesine emir buyurdu.” (4)

Cevat Abbas, Tavşancıl’da Yahya Kaptan’la ilişki kurdu ve Kuvayı Milliyeci Yahya Kaptan, gönüllülerden bir birlik oluşturdu. Atatürk, neden bir an evvel Anadolu’ya geçmedi sorusuna kendisi şöyle yanıt vermiştir :

DAVUL ZURNAYLA HAZIRLIK OLMAZ

Mustafa Kemal, hazırlıklarını gizlice yapıyordu, şöyle diyor: “Tahmin edersiniz ki fikir hazırlıkları, seferberlikte (savaşta) asker toplamak için olduğu gibi davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında tevazu ile (alçakgönülle) çalışmak, kendini silmek, karşısındakine samimi bir kanaat ilham (gönüle doğan şey) etmek lazımdır.”

Mustafa Kemal, İstanbul’da altı ayda yaptığı çalışmayı bu iki paragrafta birkaç cümle ile özetliyor ve “düşün hazırlıkları, davul zurna ile sağlanamaz” diyor. İstanbul’da işte bu geniş çerçeve içinde sabırla çalışıyordu. Anadolu’ya geçerken tüm önlemleri almak istedi. Öncelikle Ali Fuat Cebesoy’un Şubat 1919’da kolordusunun başına gitmesini sağladı. Böylece Anadolu’da çalışma yapacağı güvenlikli bir alan hazırlanmış oluyordu. Böyle bir alan hazırlığı olmadan Anadolu’ya geçmek çok tehlikeli olurdu.

  • İngilizler ya kendisini kolaylıkla tutuklar ya da beş kuruşluk bir kurşunla kendisini kolayca öldürecek işbirlikçiler bulurlardı.

ANADOLU’YA GEÇER GEÇMEZ…

19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal, orada fazla kalmadı. Bir an önce Anadolu içlerine geçmek istiyordu. Nitekim beş gün sonra Havza’ya hareket etti ve 25 Mayıs 1919 günü Havza’ya ulaştı. Burada 12 Haziran’a kadar 18 gün gün kaldı ve kafasında oluşturduğu Milli Mücadele’nin örgütlenme planını uygulamaya başladı.

18 GÜNDE ÜÇ EYLEM, ÜÇ GİRİŞİM…

1. Bütün Anadolu’da işgallere karşı mitingler, toplantılar yapılması için genelge yayımladı.
2. Anadolu’dan İstanbul Hükümeti’ne ve İstanbul’daki yabancı işgal güçleri temsilcilerine protesto telgrafları gönderilmesini istedi.
3. Anadolu’dan toplanıp İstanbul Hükümeti’ne ve İstanbul’a gönderilmekte olan “silah sürgü kolları”na el koydu. Bu son hareket, Mondros Ateşkes Antlaşması’na açıkça bir tavır alıştı.

Açıkçası İlk Kuvayı Milliye girişimi Havza’da başlamıştı. Sonunda 8 Haziran’da İstanbul’a geriye çağırıldığı olayın kısa gelişimi şöyledir:

Mustafa Kemal, Havza’da bu girişimleri başlatınca İngilizler harekete geçtiler. İngiliz Karadeniz Orduları Komutanı General Milne, 6 Haziran’da yani Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişinden yalnızca iki hafta sonra İstanbul Hükümeti’ne yazdığı yazıda, “Mustafa Kemal ve yanındakiler derhal geriye çağrılmalıdır. Onun yurtiçinde dolaşması kamuoyunu tedirgin ediyor” diyordu.

İki gün sonra 8 Haziran 1919’da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, İstanbul Hükümeti’ne verdiği notada: “Samsun ve dolaylarında endişe veren olaylar gelişmektedir. Mustafa Kemal bunlara liderlik ediyor. Derhal geriye çağrılmalıdır” diyordu.

Aynı gün, 8 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişinin 19. gününde Harbiye Bakanlığı Mustafa Kemal’e bir talimat göndererek İstanbul’a geri dönmesini emrediyordu. Mustafa Kemal, bu emirlere uymadığı için 23 haziran 1919’da tayin edildiği görevinden azledildi. 8 Temmuz 1919’da Erzurum’da savaş meydanlarında kazandığı generalliği tüm rütbe ve nişanları elinden alındı. Ordudan tart edildi, çıkarıldı. Bütün bunlar, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişinin 50. gününde oluyordu. Bu durum, Mustafa Kemal’in açıkça kafasındaki planı Anadolu’ya geçer geçmez uygulamaya soktuğunu göstermektedir.
===============
Bu yazı, Alev Coşkun’un Cumhuriyet Kitaplarından çıkan “Samsun’dan Sonra En Zor 19 Ay” adlı kitabından özetlenmiştir.


(1) Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, Cumhuriyet Yayınları, 1998.
(2) Alev Coşkun, Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, Cumhuriyet Kitapları, s.382, 383.
(3) Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Bana Anlattıkları, age, s.109. Cevat Abbas, Yeni Sabah, 21 Mayıs 1941, s.1-5; Tur gut Gürer (der.) Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas, s. 222; Atilla Oral, “Yahya Kaptan ve Kuvayı Milliye”, Bütün Dünya, 1 Ekim 2006, s.20-26.
(4) Atay, age, s.111; Görgülü, age, s.184.

OSMANLIDA SON DÖNEM EĞİTİM

OSMANLIDA SON DÖNEM EĞİTİM


Prof. Dr. Süleyman Tolun
Devlet Başkanı, bu gün Osmanlı’nın son dönem eğitim düzeyiyle ilgili açıklamalar yapmış. Okuma oranı %50’ydi, sonradan savaşlar ve Harf Devrimi tesiriyle düştü diye de eklemiş.
Ben de biri iki kelam edeyim:
1* 1914’te Osmanlı’da yalnızca ABD’nin tam 426 MİSYONER OKULU bulunuyordu.
2* Bu okulların büyük bir bölümünün bina ruhsatları bile yok. Okulda eğitim veren öğretmenlerin ağırlıklı bölümü Houston merkezli misyoner teşkilatı olan Board kuruluşundan geliyor. Okullardaki müfredat tümüyle bağımsız. Osmanlı, bu okullara diş geçiremiyor.
3* Bu okullarda 25 bin dolayında öğrenci bulunuyor. Aynı zamanda yine salt ABD’nin 9 hastanesi ve 10 dispanseri bulunuyor. Bu teşekküllerin 1879’daki maddi büyüklüğü tam 100 milyon $ ediyor ki o dönem için bu çok büyük bir para.
4* Peki ABD’nin onca yoldan gelip ülkede böyle teşkilatlanmasının ardındaki neden ne ola?
Onu da bizzat Houston merkezli Board kuruluşundan Roger R. Trask’ın 1924 tarihli raporundan anlıyoruz:
5* ABD tüm bu yığılmayı 1830 (AS: 1838 İngiliz Ticaret Anlaşması) yılında imzalanan Ticaret antlaşmasının barındırdığı “KAPİTÜLASYONLARA” dayandırıyor. Hani şu Lozan’da kaldırılan… Bu antlaşmaya göre ABD istediği yerde konsolosluk açıyor. Sonra da okulu o bölgede kurup MİSYONERLİĞE başlıyor.
6* Bu okullarda yetişenler daha sonra Adana’da örgütlenip devleti tehdit eden sorunlar çıkardı.
Abdülhamit kimi okulları kapatmaya niyetlenince ABD, Kentucky isimli savaş gemisini İzmir’e gönderdi. Geri adım atıldı. Üstüne 1902’de misyonerlere yeni haklar tanındı.
7* İnanmayan varsa The New York Times’ın, 20 Kasım 1900 tarihli baskısının “Warship Send to Turkey” başlıklı haberini okuyabilir. Osmanlı eğitim hususunda özellikle 1850’lerden sonra ipin ucunu böyle kaçırmıştı.
8* Osmanlı ipin ucunu kaçırmıştı derken temelsiz konuşmuyorum:
1891 ve 1894 tarihli Zühtü Paşa imzalı,
1892 tarihli Mihran Boyacıyan imzalı,
1898 tarihli Şakip Paşa imzalı eğitim raporlarını okudum. Osmanlı fark etmiş. Ama geç kalmış.
9* Mihran Boyacıyan, raporunda aynen şöyle yazmış: “Yapılan düzenlemelerle birlikte kötü gidiş engellenememiştir. Lübnan elden çıkmak üzeredir ve memurlar dışında Türkçe konuşan kimse bulunmamaktadır.” Lübnan’da Fransız-Amerikan okulları çekişiyordu.
10* Bu okullar daha sonra görevlerini çok iyi yerine getirdiler.
Bulgar okulları Bulgaristan’ın kuruluşunda,
Merzifon okulu Pontus isyanında,
Adana okulu Ermeni isyanında,
Güneydoğudaki okullar da Fransız işgalinde,
adeta karargah görevi üstlendi.
11* Milli Mücadele bu içerideki hainlerle mücadele için az mı çile çekti?
Bakın o dönem Albay olan İsmet Bey neler anlatıyor:
(TBMM Zabıt Ceridesi, Devre:1, İçtima: 1, C. 4, 2. Bs., 1942, s. 296)
12* İşte, tüm bu eğitim kapitülasyonları Lozan’da “istisnasız” kaldırıldı.
Okulların elindeki tüm imtiyazlar alındı. Hepsi, “Türk Kanunlarına” uymak ve “Misyonerlik yapmamak” zorunda bırakıldı.
13* Tehvid-i Tedrisat Kanunu, 1924,1925 ve 1926 genelgeleri ile hepsi hizaya sokuldu.
1926 tarihli Board raporunda şu yazıyordu:
Gelişmeler üzerine misyonerler son derece umutsuz duruma düşmeye başladı. (James L. Barton, Status and Outlook of Missionary Work in Turkey, s. 2.)
14* Cumhuriyet politikaları sayesinde misyoner okulları hareket olanağı bulamadı. Hepsi tek tek kapandı. 1928’de misyonerlik faaliyeti belirlenen Bursa Okulu kapatıldı.
1930’lara gelindiğinde 6 Amerikan okulu kalmıştı. Nereden nereye…
15* ABD son şans olarak Türkiye’ye büyükelçi ataması yapıp Joseph Grew isimli bir “misyoner okulu savunucusu” göndermişti. Ama Türkiye ona da kale gibi direndi.
Dönemin eğitim bakanı Mustafa Necati bu başarının mimarıdır.
16* Nitekim Grew, 3-17 Temmuz 1929 tarihlerinde hazırladığı durum değerlendirmesi raporunda kapitülasyon rejimini hatırlatan herhangi bir söz veya hareketten özenle kaçınmak gerektiğini ifade etmiştir. (Joseph C. Grew, Yeni Türkiye, s. 130.)
Çok uzatmayayım. Sözün özü…
Son dönem Osmanlı’nın hatalarını söylemek, yanlışlarını anlatmak Osmanlı düşmanlığı değildir.
Cumhuriyet, o yanlışları da temizleyip, milleti misyoner belasından kurtarmıştır.
Siz, Harf Devrimi nedeniyle Atatürk’e sövenlerin hiç Osmanlı döneminde sayısı 500’ü aşan MİSYONER OKULLARI nedeniyle Osmanlı padişahlarına “LAF ETTİĞİNİ” gördünüz mü?
Göremezsiniz. Zaten mesele laf etmek, sövmek değil. Yanlışı bilip doğruyu yapmak. Birilerinin temelsiz şekilde Atatürk’e sövdüğü gibi, bizlerin de son dönemlerinde “büyük hatalar yapılmış olmasına karşın” dönüp Osmanlı’ya sövmek gibi çabası olmamalı.
Okursun.
Yanlışı belirlersin.
Ders alırsın.
İbret alırsın.
Doğrusuna gayret edersin.
İlke bu olmalı.

İsmet İnönü’nün Türk Tarihindeki Onurlu Yeri / Honourable Place of Ismet INONU in Turkish History


İsmet İnönü’nün Türk Tarihindeki Onurlu Yeri

İsmet İNÖNÜ..

Soyadını, kazandığı 2 önemli muharebenin epey ardından 1934’te çıkan Soyadı Yasası ile aldı.

Mustafa Kemal Paşa’nın en yakın dava ve silah arkadaşı idi.
Mustafa Kemal Paşa, anılarında aktardığı üzere, daha Samsun’a çıkmadan, “Albay İsmet” Bey’i İstanbul Şehzadebaşı’ndaki evinde ziyaret ederek planlarını harita üzerinde paylaşmıştı.

İsmet Bey “Ben de geleyim mi?” demişti hemen, duraksamadan..

Mustafa Kemal Paşa ise O’nun İstanbul’da kalarak görev üstleneceğini belirtmişti.

İlk TBMM’de ve sonrasında da omuz omuza oldular.
Mustafa Kemal Paşa’nın Başbakanlığını 12 yıl kesintisiz üstlendi..

6 – 10 Ocak 1921; 1. İnönü Muharebesi

Yunanların bize saldırmalarının en temel nedeni Çerkez Ethem isyanından yararlanmaktır. Ayrıca ;

1- Yeni yeni toparlanan düzenli Türk ordusunu dağıtmak.
2- Sevr Antlaşması’nı TBMM’ye kabul ettirmek.
3- Ankara’yı alıp TBMM’yi dağıtmak.

Yunan ve Türk birlikleri arasında sayısal ve donanım bakımından aleyhimize büyük farklar olduğunu da belirtmek gerekir. Bu arada, Yunanların en büyük tahrikçisi ve destekçisinin İngiltere olduğunu da belirtmek gerek.

I. İnönü Muharebesinin Sonuçları (6 – 10 Ocak 1921)

1- Batı Cephesinde TBMM ve düzenli ordunun ilk başarısıdır.
2- TBMM ve düzenli orduya duyulan güven artmıştır.
3- İsmet Paşa albaylıktan generalliğe terfi etmiştir.
4- Askere alım işleri hızlanmıştır.. Daha önce % 40’lar bulan askerden kaçma sorunu vardı.

Böylesine önemli iki cephe savaşının başında, “Albay İsmet” Bey vardır. Mustafa Kemal Paşa, görevlendirebileceği birkaç paşa olmasına karşın neden “Albay İsmet Bey”i seçmiştir ??

Bu büyük başarı nedeniyle BMM soluk almış, uluslararası alanda
eli güçlenmiş ve aşağıdaki çok önemli kritik işleri gerçekleştirmiştir :

Moskova Antlaşması : 16 Mart 1921
İstiklal Marşı’nın kabulü : 12 Mart 1921
Londra Konferansı : 23 Şubat 1921
Afgan Dostluk Antlaşması : 1 Mart 1921
Teşkilat-ı Esasiye Kanunu : 20 Ocak 1921 (Osmanlı’dan sonra ilk anayasa..)

II. İnönü Muharebesinin Sonuçları (23 Mart-1 Nisan 1921)

1. İnönü zaferinin ardından Londra Konferansında İtilaf devletleri istedikleri antlaşmayı BMM’ye onaylatamayınca, Yunan ordusuna destek vererek yeni bir saldırı başlatmışlardır.

Londra konferansı sırasında zaman kazanarak toparlanan Yunan ordusu,
TBMM’nin düzenli birliklerini yenerek Ankara’ya ulaşabileceğini düşünmekteydi.

Yunan saldırısının amaçları şunlardı:

• Londra Konferansı’nda İtilaf devletlerinin teklif ettiği barış antlaşmasının
TBMM tarafından onaylanmasını sağlamak.
• Ankara’yı işgal ederek TBMM’yi dağıtıp ulusal direnişe son vermek..
23 Mart 1921’de geniş bir cepheden saldırıya geçen Yunan ordusu, İnönü mevzilerinde
ikinci kez durdurularak geri püskürtülmüştür. Asker sayısı ve silah-cephane donanımı bakımından yine aleyhimize büyük farklar vardır. Öyle ki, TBMM muhafız taburu (dikkat, bir alay bile değil…) bile cepheye gönderilmiştir.

Savaşın Sonuçları :

• TBMM, Batı cephesindeki 2. büyük utkusunu kazanmıştır.
Bu durum TBMM’ye duyulan güvenin artmasını sağlamıştır.
• Yunan ordusunun yenilmesi İtilaf devletleri arasındaki görüş ayrılıklarının artırmıştır.
• İtalyanlar ve Fransızlar işgal ettikleri yerleri boşaltma kararı almışlardır.

I. ve II. İnönü Muharebeleri, düşmanı oyalayarak zaman kazanılmasını sağlamıştır.
II. İnönü Utkusu nedeniyle Mustafa kemal Paşa, İsmet Paşa’ya gönderdiği telgrafta
şunları ifade etmiştir;

  • “…Siz orda yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini (
    kara bahtını) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki karabahtlı topraklarımızla beraber bütün vatan en ücra köşesine kadar
    sizin zaferinizi kutluyor…”
    TBMM Reisi Mustafa Kemal

Böylelikle, emperyalist destekli Anadolu’daki Yunan işgalini püskürtebilmek için Sakarya Savaşı’na dek TBMM ve Türk Ordusu toparlanma zamanı kazanmıştır.

Bu arada İtalyan ve Fransızların işgal ettikleri yerlerden geri çekilmeye başlamaları çok önemlidir. İtilaf devletleri arasında artık görüş ayrılıkları, çatlama başlamıştır ki bu olgu son derece önemli bir stratejik kazanımdır.

Sakarya Savaşı’nda İnönü..

«Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa Hazretleri derin bir zekâ, yorulmaz bir kararlılık ve faaliyetiyle gece gündüz harekâtın en ufak noktalarına varıncaya kadar etkili olmuş ve son derece geniş bir görüşle ordusunu sevk ve idare ederek bu başarı ve zafere ulaştırmıştır.”

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK (SÖYLEV)

Özellikle, Türkiye’nin başdüşmanı ve işgalcisi, İnönü ve Atatürk’e Lozan görüşmelerinde kan kusturan İngiltere Başbakanı Winston  Churchill’in İnönü’ye mektubuna dikkat :

  • “ Tarih, general olarak kazandığınız zaferlerden başka, Türkiye’yi
    2. Dünya Savaşı’nın vahim tehlikeleri içinden nasıl sıyırıp geçirdiğinizi, aynı zamanda Mustafa Kemal tarafından çetin mücadelelerle kurulmuş olan liberal ve gelişmiş hükümeti nasıl “koruduğunuzu hayranlıkla yazacaktır. ”

Lozan’da Baş Delege İsmet İnönü’nün ısrarla, bilerek, tasarlayarak, bıktırırcasına, hatta bir psikolojik savaş ögesi olarak kullandığı tekerleme şöyleydi :

“Bütün uygar uluslar gibi, özgürlük ve bağımsızlık istiyoruz!”

Yüce Atatürk, Lozan kahramanı İnönü için aşağıdaki anlatımı kayıtlara geçirmiştir :

• ” Lozan Barışı, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türk ulusu için siyasal bir utku (zafer) oluşturan bu Antlaşma’nın, Osmanlı tarihinde benzeri yoktur. Ulusumuz, bununla gerçekten övünebilir ve Türk Ulusunun yüksek bir yapıtı (eseri) olan bu Antlaşma’nın yüksek değerini değerlendirmesi gelen gençliğin, bunu geçmişte yapılmış antlaşmalarla karşılaştırması gerekir. Bu nedenle, Lozan görüşmelerinde her türlü siyasal mücadelelere göğüs gererek sonucu elde etmede bir zekâ göstermiş olan İsmet Paşa Hazretleri’ni saygı ile anmak görevimdir.”
(1927, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt V, syf. 47)

Lozan görüşmelerinde Lord Kürzon ile aralarında geçen bir konuşmayı İnönü şöyle aktarmaktadır :

“ Aylardır müzakere ediyoruz. İstediklerimizin hiçbirini alamıyoruz.
Biliniz ki, geri çevrilen isteklerimizin hepsini cebimize atıyoruz. Yorgun ve yoksul bir ulussunuz. Ülkeniz yıkık. Yarın, bunları onarmak ve kalkınmak için bizden yardım isteyeceksiniz. -ABD temsilcisini işaret ederek- para bende, bir de O’nda var. O zaman cebimizdekileri çıkarıp birer birer önünüze koyacağız.” (15 Eylül 1980, DTCF, Ankara)

İsmet İnönü : “ Biz haklıyız. Lozan’da hakkımızı mutlaka alacağız.
Bugün biz bunları alalım. Şayet yarın kapınıza gelirsek, siz de dilediğinizi yaparsınız.”..

İnönü, Gazi’ye Lozan’dan yazdığı bir mektupta, “Velinimetim Efendim!” diye başlamakta ve “..beni görseniz tanıyamayacaksınız.. birkaç ayda saçlarım bembeyaz oldu..” diye sürdürmektedir.

SON SÖZ : Tarih, kahramanlarına saygılı, vefalı olmayan toplumların yükselemediklerinin örnekleriyle doludur. Türk toplumu, kendisine ölçüsüz hizmetler eden İnönü’nün aziz anısına saygılıdır. Bir avuç kendini bilmez saçmalıyor, kimi derslerden O’nun adını çıkarma zavallılığı sergiliyorlar.

Ama tarihsel gerçekleri asla değiştiremeyeceklerinin ayırdındalar mı?

Tipik bir örnek verelim :

ABD başkentinin adı nedir? Washington.. Kökeni nedir?
ABD kurtuluş savaşı önderi General George Washington’un adıdır.
Bundan rahatsız olan tek 1 ABD’li var mı ? Yok. Niye?
Başkentimiz “kaza ile” diyelim Ankara yeine “Kemalkent” olsaydı?

Hatadan dönün, tarihe saygılı olun; saygın İsmet İNÖNÜ ile uğraşmayın!

Sevgi ve saygı ile.
25 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net