Etiket arşivi: ADD Genel Yönetim Kurulu

Mudanya Antlaşması…


Dostlar,

Sayın Ahmet Gürel ile ADD Genel Yönetim Kurulu‘nda birlikte görev yaptık.
Halen ADD Bilim – Danışma Kurulu‘nda birlikteyiz. Başarılı bir İnşaat Mühendisi olan sevgili adaşımız, aynı zamanda derinlemesine bir Cumhuriyet tarihi araştırmacısı ve usta bir fotoğraf sanatçısıdır. Yüzlerce görsel Aydınlanma konferansı sunmuş (olasılıkla bizim 1450’yi bulan rakamımızı geçmiştir??), filmler çekmiş, sergiler açmıştır. Yaklaşık 10 yıldır da İzmir’de Uşakizade Latife Hanım Köşkü müdürüdür.

Görüldüğü gibi, Cumhuriyet tarihimiz bakımından son derece ciddi ve parlak bir başarı olan Mudanya Ateşkes Antlaşması‘nın 91. yılında, Cumhuriyet gazetesine başkaca makale yazan çıkmamıştır!?

Sevgili Gürel aşağıda bu tarihsel olayı ustaca özetlemiş. Biz yinelemeyelim.
Ancak şunu anımsatalım ki, Mudanya Ateşkesi bir anlamda Mondros Silah “Bıraktırması” Antlaşması’nın bit tür rövanşıdır. [“Bıraktırması” dedik, gerçek budur, çünkü tek yanlı olarak Osmanlı ordusuna silah bıraktırılmıştır.] Ardından Lozan Barış Antlaşması görüşmeleri başlatılmış ve izleyen yıl içinde, 1 yıl dolmadan,
6 Ekim 1923’te İstanbul, üzerinde  güneş batmayan imparatorluk olan (o zamanın ABD’si!) İngiltere’nin işgalinden kurtarılmıştır. Sultan Mehmet’in, 100 Yıl Savaşları ile iyice zayıflayarak içinden çürümüş Bizans’ın başkenti Konstantinapolis’i almasında, resmi tarihin alaladığı ölçüde bir fevkaladelik yoktur. Varsa bile, aynı Osmanlı, başkenti İstanbul’u bile işgalden koruyamamıştır.

İstanbul’u 2. kez ve gerçekten fetheden, Gazi Mustafa Kemal Paşa olmuştur.. ;
Bu tarihsel gerçeği yeni-Osmanlıcılar görmezden gelmek yerine saygı ve şükranla karşılamalıdırlar.

Sevgi ve saygı ile.
11.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Mudanya Antlaşması…

portresi

AHMET GÜREL 
Latife Hanım Köşkü Müdürü

 

 

“Büyük Taarruz” sonucunda İzmir’in Yunan işgalinden kurtarılmasıyla Türk ordusu Trakya ve İstanbul’a yöneldi. Aynı anda Türk ve İngiliz birlikleri çatışma noktasına geldiler. O sırada Gazi, İzmir’de Uşakizade köşkündedir. Köşk, başkomutanlık karargâhıdır. Yabancı devlet adamlarının biri gidip diğeri gelmektedir. 18 Eylül 1922 günü Fransız Yüksek Komiseri General Pelle, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın karargâhtaki konuğudur.

Yapılan görüşmeleri Paris’in “Le Temps” gazetesi başyazarı şöyle yorumlar: 

“General Pelle ve Amiral Dumesnil’in İzmir’de Mustafa Kemal Paşa’yla buluşmaları, durumun aydınlığa kavuşmasına çok yardım etti. Çeşitli kaynaklardan alınan çelişkili haberlerin aksine, Mustafa Kemal Paşa görüşünü değiştirmemiş. Misakı Milli’de belirtilen isteklere bağlı olduğu kanısına varıldı. Öte yandan Mustafa Kemal Paşa’nın siyasal bir gerçekçi olduğu ve Doğu sorununa barışçı çözüm bulmaya çalıştığı anlaşıldı.”

23 Eylül 1922 günü, Başbakan Poincore’nin mesajını getiren Fransız devlet adamı Franklin Boullion köşke gelecektir. Boullion’un getirdiği mesajda, “Mudanya’da bir ateşkes toplantısı yapılması”önerilmektedir. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 29 Eylül 1922 günü “Müttefik” devletlere Mudanya ateşkes görüşmelerini kabul ettiğini bildirir.
İnönü Savaşları ve Batı Cephesi’nin muzaffer komutanı İsmet Paşanın,
3 Ekim 1922 tarihinde başlayacak görüşmelerde TBMM hükümetini temsili kararlaştırılır. Fevzi ve Refet Paşalar da görüşme boyunca heyette yer alırlar.

Ateşkes

İngiltere’yi General Harrington, Fransa’yı General Charpy, İtalya’yı da General Mombelli’nin temsil ettiği Mudanya görüşmelerinde, ateşkesle doğrudan ilgili durumda bulunan Yunan delegeler, görüşmelere katılmayıp açık denizde
bir İngiliz gemisinde beklemişlerdir.

Generallere Mudanya görüşmelerinin ilk gününü İsmet Paşa şöyle anlatır:

“Heyeti kabul ettim, masada yer gösterdim. Harrington’u sağıma aldım.
Fransa temsilcisini karşıma, İtalyan generali de soluma oturttum. Fakat ben generallere yer gösterirken onlar biraz şaşırdılar. Meğer başkanlığı ve müzakereyi yönetmeyi, kendileri için düşünmekteymişler.”

İsmet Paşa, ev sahibi durumunda müttefik devletler generallerine masada
yer gösterince, toplantıya kimin başkanlık yapacağı kendiliğinden çözüme kavuşur. Zaman zaman gergin anların yaşandığı, hatta görüşmelerin kesilmesi tehlikesinin doğduğu safhalar yaşanır. İsmet Paşa’nın masaya yumruk attığı ve Türk ordusunun yeniden harekât hazırlıklarına giriştiği görüşmeler, 11 Ekim 1922 tarihinde
uzlaşmayla sonuçlanır.

  • Mudanya’da TBMM siyasal bir zafer kazanmış ve Kurtuluş Savaşı
    fiilen sona ermiştir.

İstanbul, Boğazlar, Doğu Trakya savaşsız kurtarılmıştır. İstanbul’un TBMM hükümetine bırakılmasıyla Osmanlı devleti de başkentsiz kalmıştır. Böylece Türk yurdunun paylaşılması tasarıları sona ermiştir. 30 Ekim 1918 tarihinde “Mondros” Ateşkes Antlaşması’nın başlattığı yenilgi süreci, Mudanya’da geçerliliğini yitirmiştir.
Türk tarafına Lozan’da “bir barış antlaşmasının yapılması” için öneride bulunulmuştur. Atatürk’ün deyişiyle “milletin makûs talihini yenen” kader arkadaşı İsmet Paşa’nın Mudanya’daki bu başarısı, O’nun yalnızca bir asker olmayıp,
iyi bir diplomat olduğunun da kanıtıdır.

Osmanlı Devletinin 1897 Savaşı’nda Yunanistan’a karşı galip gelmesine karşın,
Batılı devletler masada Yunanistan sınırını hep büyütmüşlerdir. İlk kez, emperyalist ülkelerin öncülüğünde Anadolu’ya çıkan Yunanistan, Anadolu’da 1212 gün kalmış
ve Anadolu’nun her yanı kan gölü olmuştur. Bu kez, Mudanya’da müttefik işgalcilerin karşısında teslimiyetçi Osmanlı yerine küllerinden doğan TBMM ordularının komutanları vardır.

Sonuç

Mudanya Ateşkes Antlaşması, emperyalist ülkeler karşısında verilen Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bize eşit koşullar sağlamıştır. Tam bağımsızlığı, “kayıtsız koşulsuz egemenlik” ilkesiyle elde etmenin büyük başarısıdır. İnönü, Mudanya’daki kazanımı, Lozan’da “yedi düvele” karşı sürdürerek, tarihteki onurlu yerini almıştır.

ADD Genel Yönetim Kurulu Toplantısı Sonuç Bildirgesi – 29.06.2013

Dostlar,

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği), aylık olağan toplantısını bu gün yaptı ve akşam saatlerinde  bir sonuç bildirgesi yayımladı.

İçeriğini bizim de paylaştığımız bildirge aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
29.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
ADD Bilim – Danışma Kurulu Üyesi
Eski Genel Başkan Yardımcısı
www.ahmetsaltik.net

=========================

ADD Genel Yönetim Kurulu Toplantısı
Sonuç Bildirgesi – 29.06.2013

29.06.2013 tarihinde yapılan ADD Genel Yönetim Kurulu toplantısında örgütümüz sorunları tartışılmış, ülkemizde yaşananlar mercek altına alınarak aşağıdaki konuların kamuoyuna duyurulmasına karar verilmiştir:

Taksim Gezi Parkı‘ndaki rant çalışmaları ile başlayan, iktidarın on yıllık uygulamalarına tepki olarak tüm yurda yayılan, herhangi bir suç örgütünün parmağının bulunmadığı gençlik hareketinin masumiyetinin, Papua Yeni Gine başbakanı tarafından bile anlaşılmasına karşın, ülkemizi yönetenlerce anlaşılamaması derin bir çelişkidir.

Aynı zamanda bu gençlerin sırtlarında çantaları, ellerinde karanfiller ve su şişeleriyle başlattıkları eylemde iktidar tarafından ısrarlı bir biçimde suç unsuru yaratılmaya çalışılmış, bu gençlerin suç örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmaları istenmiştir. Çünkü suç örgütüne mensup olmak, ceza yasasına göre ağır bir suçtur. Oysa ortada bir suç örgütü yoktur. Eğer bir örgüte mensup olmak suçsa, siyasi partiler de demokratik kitle örgütüdür. Yani bu durumda meydanlarda miting yapan ve AKP’ye üye olan kişileri de örgüt mensubu diye tutuklanmaya sevk etmek mi gerekmektedir?

Taksim Gezi Parkı’nda, Atatürk Orman Çiftliği’nde yeşili katledenlerin, rengini şehitlerimizden alan al bayrağımızı yeşile boyama çabaları utanılacak niteliktedir.

Ülkemiz başbakanının Gezi Parkı eylemlerinde yaşanmamış çirkinlikleri, ısrarla ve miting meydanlarında dile getirmesi, ortamı giderek germesinin ekonomiye çıkan
ağır faturasının da göz önüne alınması karşısında gerçek suçlunun ülkemiz başbakanının olduğunu ayrıca açıklamaya gerek yoktur.

Bir yandan 1990’lı yılların gençliği, karşısında yine aynı yılların emniyet güçleri karşı karşıya getirilmiş, “destan yazdıkları” gazıyla masum gençler öldürülmüş, yaralanmışlardır. Şimdi de destan yazan bu polislere ulufe dağıtırcasına ikramiye verilmesi garabeti ortaya çıkmıştır.

Sürekli gündem değiştiren hükümetin karanfil atan gençlere bomba ve plastik mermi attıkları, bu arada Güneydoğu’da yaşananları görmezden geldikleri, oralarda göstericiler tarafından taşınan terörist başının posterleri ile terör örgütü PKK’nın paçavralarını
suç saymadıklarını
, hatta bu kentlerdeki TOMA’ları İstanbul’a, Ankara’ya göndererek emniyet güçlerini zayıflattıkları, sonucunda komutanları taşıyan bir helikopterin kurşunlandığı ve karakolların basıldığı düşünüldüğünde; oluşturulan “bizden-onlardan” ayrımını ısrarla dile getirdikleri, böylece olayların durmayacağını,
hatta giderek tırmanacağını tahmin etmek önbilicilik (kehanet) sayılmamalıdır.

Üzerlerindeki psikolojik baskıya, özel yaşamlarına karışılmasına karşı forum düzenleyen gençlere çivili sopalarla, bıçaklarla saldıranların kimden olduğu bilinmektedir.
Ülkenin başbakanının yalnızca kendisine oy verenlerin başbakanıymış gibi
“onları evlerinde zor zapt ettikleri” söylemi de çok vahimdir.
O zaman bizlerin aklına şu soru gelmektedir:
Acaba gençlere saldıran bu eşkıya takımı, başbakanın evde zapt ettiği
kesime mi mensuptur?

Plastik mermiyle şehit edilen gencimizin polis kurşunuyla öldürüldüğünün otopsi sonucu saptamasına karşın, suçsuz kahramanlarımızı gerekçesiz tutuklayan, Silivri’de Hasdal’da ve Sincan’da tutsak eden düşünce sahibi kişilerce gencin katili polisin serbest bırakılması, şehit gencimiz hakkında O’nu kötüleyici dedikodular yayılması, tanıkların gözaltına alınarak, birinin tutuklanması yurtta demokrasi ve hukukun da katledildiğinin açık göstergeleridir. 2 Temmuz’da 20. yılını yaşayacağımız Sivas katliamı sanıklarının da bu zihniyetle yargılandıkları bilinmelidir.

Cizre‘de yaşananlar ve Diyarbakır’daki “kongre”, hükümet tarafından “açılım” sürecine gölge düşürülmemesi gerekçesiyle görmezden gelinmekte, bu vb. hükümet eylem
ve söylemlerinden cesaret alan terör örgütü ve uzantılarının isteklerini giderek yükselttikleri, başbakanın 63 akil adamının hazırladığı sonuç raporundaki istekleriyle, terörist başının bile önüne geçtikleri korkutucu bir biçimde görülmektedir.

Doğru olmadığını kendileri de bilen kişiler tarafından başlatılan, siyasi davalarda
karar aşaması, hükümetin terör örgütüyle birlikte yürüttüğü açılım sürecine uygun bir seyir izlemektedir.

ADD olarak, 15 Temmuz’da Yargıtay’da ve 5 Ağustos’ta Silivri’de, kamuoyunda Ergenekon ve Balyoz olarak bilinen davaların duruşmalarına seyirci kalmayacağımızın, etkin biçimde demokratik tepkilerimizi dile getireceğimizin herkes tarafından
bilinmesi gerekir.

Bu bağlamda, Taksim Gezi Parkı eylemleri sırasında şehit olan polis ve gençlerimiz ile
2 Temmuz’da Sivas katliamında öldürülen şehitlerimizi de saygıyla anıyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 29.06.2013

ADD Genel Yönetim Kurulu