Etiket arşivi: cadı avı

KHK’ler; imzacı akademisyenleri cezalandırma fırsatçılığına mı dönüşüyor?

KHK’ler; imzacı akademisyenleri cezalandırma fırsatçılığına mı dönüşüyor?

(AS : Bizim konuya ilişkin kapsamlı irdelelememiz yazının altındadır..)

Ankara Üniversitesi’nde imzacı akademisyenlere yönelik hak ihlalleri artıyor! Yeni çıkan kanun hükmünde kararname ile ‘Fethullahçı örgüt’le hiçbir ilişkisi bulunmayan 8 öğretim görevlisinin işine son verilirken, fiili baskı ve cezalandırmalar da artarak sürüyor…

[akademisyen]
(Son Güncelleme 02 Eyl `16 11:31)

Bercan Aktaş

Üniversitelerin açılmasına kısa bir süre kala açıklanan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile birlikte çok sayıda akademisyen kamu görevinden çıkarıldı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 21 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında yayınlanan yeni KHK’de ‘Fethullahçı Terör Örgütü’yle hiçbir bağı bulunmayan akademisyenlerin de görevlerine son verildiği görülüyor. Bu uygulamanın yaşandığı kurumlardan bir tanesi de Ankara Üniversitesi…

[gozalti15temmuz]


SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI DA ATILMA GEREKÇESİ

Ankara Üniversitesi’nde işten çıkarılan 21 akademisyenin 8’i “Barış İçin Akademisyenler” bildirisinin imzacısı. Toplam 120 imzacı akademisyenin bulunduğu Ankara Üniversitesi’nde kamu görevinden çıkarılan 8 imzacı akademisyenin bir diğer ortak özelliği ise geçtiğimiz senelerde rektörlüğün tutumunu eleştiren twitter ve e-posta gönderileri nedeniyle haklarında rektörlük soruşturması açılmış olması. Bu durum, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş’in 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında alınan önlemleri aynı zamanda kendi döneminde soruşturulan akademisyenleri cezalandırmak amacıyla da kullanıp kullanmadığı sorusunu akla getiriyor. Zira Ankara Üniversitesi Rektörlüğü bu yılın başından beri imzacı akademisyenlere dönük hak ihlallerini sürdürüyor.

Rektörlüğün “Barış için Akademisyenler” bildirisini imzalayan akademisyenlere ocak ayında açtığı soruşturma sözlü savunmaların alınmasına rağmen halen tamamlanamadı. Böylelikle akademisyenler aylardır “haklarında soruşturma yürütüldüğü” gerekçesiyle hak ihlallerine maruz bırakıldılar. Bu ihlalleri dört başlıkta toplamak mümkün.

[erkanibisrektor]

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş’in, 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL sürecini, ‘imzacı akademisyenleri cezalandırmak’ için kullandığı iddia ediliyor.

Birincisi; soruşturmanın sonuçlandırılmaması akademisyenlerin yurtdışı görevlendirme taleplerinin geri çevrilmesine zemin oluşturuyor. Böylece akademisyenler yurtdışında ders veremiyor, konferanslara katılamıyor ve araştırmalarını sürdüremiyor. İmzacı akademisyenlerden Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alev Özkazanç’ın çalışmalarına bir süre yurtdışında devam etmesine fiilen izin verilmemesinin üstüne Özkazanç rektörlüğe bir açık mektup yazmıştı. ABD’de bulunan Northwestern Üniversitesi’nin güz eğitim yılında ders vermesi için davet ettiği Yrd. Doç. Dr. Barış Ünlü’ye de aynı şekilde izin verilmedi.

[alevozkazanc]

Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alev Özkazanç da, çalışmaları ‘fiilen’ engellenen akademisyenlerden…

İletişim Fakültesi’nde bulunan imzacı akademisyenler ise iletişim alanında dünyanın en prestijli kongrelerinden birisi olarak kabul edilen “Uluslararası Medya ve İletişim Araştırmaları Birliği’nin (IAMCR)” bu yıl İngiltere’de düzenlenen konferansına davet edilmelerine rağmen toplantıya katılamadı. Bu defa gerekçe olarak 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kamu görevlilerine getirilen yurtdışı yasağı gösterildi; ancak Türkiye’deki başka üniversitelerden aynı konferansa rektörlük izinleri ile katılım sağlandı. Öte yandan 15 Temmuz sonrasında YÖK’ün yurtdışında halihazırda görevli bulunan akademisyenlerin geri çağrılması yönündeki talimatı da Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından sadece imzacı akademisyenler için uygulanmış durumda. Yurtdışı görevlendirmelerle ilgili bu örneklerin çoğaltılabileceği imzacı akademisyenler tarafından ifade ediliyor.

672, 673, 674, KHK


ATAMA VE YÜKSELTİLME BEKLEYENLERE ‘FİİLEN’ HAK KAYBI

İkinci olarak; yurtdışı görevlendirmelerin yapılmamasına bağlı gelişen kadro ataması ve yükseltilme sorunları açığa çıkıyor. Böylece Ankara Üniversitesi öğretim üyeliğine atanma ve yükseltilme ilkeleri arasında yer alan iki madde yerine getirilemez hale geliyor. Üniversitenin yardımcı doçentliğe atama için akademisyenlere zorunlu kıldığı uluslararası bilimsel toplantılarda sözlü bildiri sunma ve akademisyenin alanı ile ilgili en az 3 ay süreyle yurtdışında çalışma deneyimine sahip olma gereği atama ve yükseltilme bekleyen akademisyenler tarafından yerine getirilemediği için özlük hakları fillen ihlal ediliyor.

Kadroya atanma ve yükseltilmeyle ilgili sorunların bundan ibaret kalmayacağı ve gelecekte imzacı akademisyenlerin yükseltilme, atanma ve yeniden atanmalarına yönelik bir takım fiili engellemelerin gündeme gelebileceği kaygısı da akademisyenler tarafından dile getiriliyor. Geçtiğimiz aylarda Hukuk Fakültesi’nde imzacı bir öğretim üyesinin, daha önce görülmeyen bir biçimde sözleşmesinin uzatılmaması ve görevine son verilmesi bu kaygıların gerçek bir temele dayandığını da gösteriyor.

İNKILÂP TARİHİ DERSİ DE SBF’DEN ALINDI

Üçüncü sorun; hem öğretim görevlilerini hem de Ankara Üniversitesi’nde lisansüstü eğitim görmek isteyen öğrencileri ilgilendiriyor. Temmuz sonunda Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı yüksek lisans programlarının öğrenci kontenjanları açıklandığında Siyasal Bilgiler, İletişim ve Dil Tarih Coğrafya fakültelerindeki bazı programların kabul edebileceği öğrenci sayısının düşürüldüğü ve bazılarına da hiç kontenjan açılmadığı görüldü. Örneğin Siyaset Bilimi, Sosyoloji, İnsan Hakları ve Afrika Çalışmaları programlarına yüksek lisans için kontenjan verilmedi; geçtiğimiz yıl 10 öğrenciyi kabul eden Uluslararası İlişkiler bölümü’de kontenjan 3’e, Kadın Çalışmaları’nda 10’dan 5’e, Gazetecilik bölümünde ise 10’dan 3’e düşürüldü. Gerekçe olarak bu ana bilim dallarında bulunan kayıtlı öğrenci sayısının fazlalığı gösterilmiş olsa da, programların yoğun olarak imzacı akademisyenlerin ders verdiği alanlardan seçilmesi akademisyenlerin fiili olarak cezalandırıldıkları kaygılarına yol açarken aynı zamanda da aday öğrencilerin bu programlardan mahrum kalmasına yol açıyor…

Dördüncü olarak; yıllardır Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kendi öğretim elemanları tarafından verilen “Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi” dersi geçtiğimiz haftalarda fakültenin elinden alınarak Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü’ne devredildi. 12 Eylül’den beridir üniversitelerde okutulması zorunlu hale getirilen bu dersi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde veren öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. Barış Ünlü bu uygulamanın asıl gerekçesinin Türkiye tarihine eleştirel yaklaşmaları olduğunu düşünüyor. Ünlü’ye göre Kürt ve Ermeni meselelerinin anlatılması rektörlük tarafından sakıncalı bulunuyor.

4 ÖNEMLİ FAKÜLTENİN BULUNDUĞU CEBECİ KAMPÜSÜ HEDEF OLUYOR

Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü Siyasal Bilgiler Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Eğitim Fakültesi ve İletişim Fakültesi’nden oluşuyor. Bu fakülteler Türkiye’de ele aldıkları konular üzerine eleştirel düşünen ve araştırma yapan sayılı kurumlar arasında gösteriliyor. Dolayısıyla özellikle son dönemde Cebeci Kampüsü’nde bulunan fakülteler ve öğretim elemanları nefret söylemi saçan bazı basın organları tarafından hedef haline getiriliyor.

Cebeci Kampüsü’nün bazı basın organlarında bu tür haberlerin konusu olması ve öğretim elemanlarına zaman zaman adli soruşturmaların açılması fakültelerle rektörlük arasındaki gerilimi tırmandırıyor. Bu gerilimin bazı ana bilim dallarında uzun süredir atamaların yapılmaması, yeni kadro verilmemesi, öğretim üyelerine açılan idari soruşturmalar biçiminde yansıdığı ve son dönemde Barış İçin Akademisyenler bildirisine Hükümet’ten gelen tepkilerin de zaten uzun süredir var olan bu uygulamaları meşrulaştırdığı ve nihayetinde soruşturma geçirmiş 8 imzacı akademisyenin kamu görevinden çıkarılmasına kadar işin vardığı düşünülüyor.

Bütün bu sürecin geldiği son aşamada ise Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nün fakülte dekanları ile görüştüğü; dekanlardan, imzacı akademisyenlere imzalarını geri çekmelerini telkin etmelerini istediği, aksi takdirde kamu görevinden uzaklaştırma cezası ile karşı karşıya olduklarının belirtildiği iddia ediliyordu. Ayrıca Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbiş’in bir senato toplantısında katılımcılara akademisyenler hakkında yürütülen idari soruşturmanın sonuçlandığını, soruşturma dosyalarının kamu görevinden uzaklaştırma talebiyle YÖK’e gönderildiğini söylediği ve YÖK’ün de bu dosyaları Rektör İbiş’e KHK doğrultusunda işlem yapması için iade ettiği iddialar arasındaydı.

‘YENİ BİR AŞAMA’

Ancak akademisyenler bu süreçte hiçbir tebligat almadıkları gibi sürecin nasıl ilerletildiği konusunda da bilgilendirilmemiş durumda. Bu nedenle imzacı akademisyenler hem öğrencilerine hem de kendilerine açılan soruşturmaların yeni hak kayıplarına yol açmayacak bir biçimde sonuçlandırılmasını talep eden bir mektubu da geçtiğimiz günlerde rektörlüğe iletti. 672 sayılı KHK’nin ekinde yayınlanan kamu görevinden çıkarılanlar listesinde Ankara Üniversitesi’nden imzacı ve daha önce sosyal medya ve e-posta paylaşımları gerekçeleriyle soruşturma geçiren akademisyenlerin bulunması hak ihlallerinin yeni bir aşamaya girdiğini de gösteriyor.

======================================================

Dostlar,

Yukarıdaki yazıyı, bize e-ileti ile ulaşan aşağıdaki erişkeden (linkten) aldık ve aynen sunduk.

http://www.gazeteduvar.com.tr/analiz/2016/09/02/khkler-imzaci-akademisyenleri-cezalandirma-firsatciligina-mi-donusuyor/

Ankara Üniversitesi’nin çok kıdemli bir öğretim üyesi (Tıp Fakültesi) ve bir mezunu (Mülkiye – SBF) olarak elbette bizi yurttaş sorumluluğunun ötesinde ilgilendiriyor yukarıdaki gelişmeler.

Adı geçenlerin bir bölümünü doğrudan tanıyoruz, bir bölümü üniversitede akademisyen arkadaşlarımız, bir bölümü Mükiye öğrenciliğimizden (2011-16) hocalarımızdır..

Rektör Sn. İbiş, Tıbbiyeden sevgili “Erkan arkadaş” ımızdır.

İnsanların en yüce onursal değerlerinin başında ADALET DUYGUSU ve beklentisi gelir..

Ankara Üniversitesi, Türkiye Cumhuriyet’inin kurduğu, temellerinde Büyük ATATÜRK‘ün harcının bulunduğu kadim ve çok özel, çok değerli, büyük ve ünlü bir üniversitedir.

Rektör Sn. İbiş, Türkiye’nin kritik bir döneminde 2. kez 4 yıllığına rektörlük onurunu yaşıyor.
Hiç kuşkumuz yok, Üniversitemizin bu zor yılları en az zararla atlatması için elinden geleni yapacaktır, yapması gerekir, bunu kendisinden özellikle dileriz.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ tartışmasız baş tacı ederek şaşmaz bir pusula edinilmelidir.

Kimsenin hakkı yenmemeli, adaletsizliğe uğratılmamalıdır.
Hele hele özlük hakları titizlikle korunmalı, giderimi (telafisi) olanaksız girişimlerden özenle kaçınılmalıdır. Suç ve cezası kişiseldir; aile, kurumlar ve 3. kişiler haksız bedel ödememelidir.

Konusu suç oluşturmayan bir bildiriye imza atmak, tartışmasız bir demokratik haktır.
Söz konusu Bildiriye biz imza koymadık içeriğine katılmadığımız için; ancak akademisyenlerin ifade özgürlüklerini kullanma haklarının yanında duran, sonraki bir başka bildiriye imza verdik.

Kişilerin, kurumların hele 3. kişilerin hak yitiklerine neden olabilecek tüm girişimler özenle
ve hızla geri alınmalı, herkes ülkemizin  normalleşmesine katkı vermelidir.

  • FETÖ yapılanması ve hukuk dışı, asla kabul edilemez eylemlerinin asli sorumlusunun
    son yarım yüzyıldır sağcı – dinci siyasal iktidarlar, özellikle AKP (kendi itiraflarıyla!) olduğu yalın ve çarpıcı gerçeği akıldan hiç çıkarılmamalıdır. Hukuksal deyimiyle birncil (asli) kusur siyasal iktidarların, ikinci (tali) kusur ilgili kişilerin ve kurum – kuruluşlarındır.
    Dolayısıyla günümüzde kişi ve kurumlara fatura keserken – bedel ödetirken ortaçağın
    yüz kızartıcı ve bağışlanamaz CADI AVINA asla izin verilmemelidir, verilemez!
  • İlle de HUKUK DEVLETİ – HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ! Herkese ADALET!

*****
“Teenni” çok eski bir sözcüktür ama nice görgü ve deneyimden imbiklenerek günümüze dek gelmiştir, hala yaşayan dil dağarcığındadır kadim işlevi nedeniyle. Onu yaşatalım lütfen..

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Y. Doç. Dr. Barış ÜNLÜ‘den henüz doktoralı öğretim görevlisi iken ATATÜRK İLKELERİ ve İNKILAP TARİHİ dersini Mülkiye öğrencisi iken (2011-16) aldık. Osmanlı’nın derinliklerinden alınan ders, bir türlü Cumhuriyetin kurulmasına ve devrimlerine gelemedi nedense!? Önceki yıllarda da böyle olduğunu öğrendik. Sınavda da Kürtçülük propagandasına dönük, sözde Ermeni soykırımını savunan yönde sorular geldi. Anadolu’da etnik – demografik yapılanma vs.. Atatürk devrimlerinin 1 teki ele alınmadı.. Kendisini bizzat eleştirdik.
Ankara Üniv. akademik elemanlarının kapalı iletişim ortamı “ankclub” da yazdık, sert biçimde eleştirdik (yanıt alamadık). Dr. Ünlü’nün yukarıdaki savunmasına katılmıyoruz; sorun Ermeni ve Kürt sorununa eleştirel bakış ile sınırlı değil. Dr. Ünlü’nün bilim insanı nesnelliği ile davranması gerek. Bu tutum düzeltilmeyince, Rektörlük dersi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü‘ne vermiştir, özünde doğru olmuştur.

Kimler, niçin, nasıl yaptılar?

Kimler, niçin, nasıl yaptılar?

portresi

Prof. Dr. Erol MANİSALI
Cumhuriyet, 23.08.2016

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’nin içine sürüklendiği kaos ortamını anlayabilmemiz için üç ‘soru’nun yanıtını iyi görebilmemiz gerekir:

1- Türkiye (ve bölge) için yapılmak istenenler nelerdir?
2- Yapmak isteyenler kimlerdir?
3- Amaçlarına ulaşmak için kullandıkları araçlar nelerdir?

Türkiye’de yapmak istedikleri :

1) Kürdistan’ın büyük bir ayağının Türkiye’nin güneydoğusunda oluşmasını istiyorlar. Irak tamamlandı. Suriye tamamlanmak üzere, Türkiye’nin eli kolu bağlandı; Güneydoğu’da terörist örgütler legalleştirilerek belirli bir noktaya getirildiler.
PKK ve YPG, ABD ve Avrupa’dan her türlü desteği aldı ve almakta. Siyasi, askeri ve mali öğeler dahil.

2) Lozan’ın çözülmesini istiyorlar. Zaten Kürdistan kurulursa, Lozan ortadan kalkmış olur.

3) Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’de çok stratejik bir konumda bulunan Kıbrıs’tan (ve KKTC’den) tasfiyesini istiyorlar.


4) İyice küçülmüş ve ulusal askeri, siyasi ve iktisadi çıkarlarını koruyamayan,“Batı’ya bağımlı” bir Türkiye haline dönüştürülmesini istiyorlar. Körfez ülkelerinde olduğu gibi. Bu nedenle dinci örgütleri kullanıyorlar.

Yapmak isteyenler kimler?

Kürdistan projelerini daha önceki yazılarımda BOP’nin amiral gemisi olarak nitelemiştim. Siyasi, askeri, diplomatik ve mali olarak Kürdistan projesine 1984’ten beri destek verenlerin hepsi; ABD, AB büyükleri, İsrail belgelerle ve kendi uygulamaları ile kanıtlanmış isimler. En büyük yardımcıları “dinci örgütler”.


FETÖ de Kürdistan projesinin bir parçası haline sokuldu
. 1980’li yıllarda “devlet”in görememesi yüzünden bugüne kadar geldik ve 15 Temmuz’da, sanki gözümüz yeni açılabildi. Siyasal partiler, Ordu, Meclis herkes aptalı oynadı, günlük konjonktürün içinde bizi boğdular.

En kritik soru; kullandıkları araçlar neler?

Zurnanın zırt dediği yer burası: Türkiye’de Avrupa benzeri demokratik toplumsal örgütlenmeler yerine dinci örgütlenmeleri siyasetin, ekonominin, güvenliğin, adli sistemin odak yerine oturtursanız; Atatürk Türkiye’si ile dünyaya örnek olmuş ve uygarlık yolunda ilerleyen Cumhuriyeti bölüp parçalar ve Afganistan’a çevirebilirsiniz.

Cumhuriyet Türkiye’si, yüz yıllardır karanlık labirentlerden çıkamayan “İslam dünyasının” tek parlayan yıldızı olmuştur. Atatürk Türkiye’sine düşmanlıkları bundan.

  • Uygarlaşma ve çağdaşlaşma gidişini ancak dinci örgütlenmeleri, tarikatları, cemaatleri, mezhepçiliği sistemin odak noktasına oturtursanız engeller, Türkiye’yi parçalayabilirsiniz.

Batı’nın, Cumhuriyet ve Atatürk Türkiye’si yerine “dinci Türkiye’yi oturtması”gerekiyordu. Ve bunu, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri ile “uyumlu İslama”getirip ülkemizi 15 Temmuz ortamına soktular.
Avrupa tarzı toplumsal örgütlenmeler yerine cemaat, tarikat, mezhepçi akımlar ülkeyi yönetmeye başlarsa, Türkiye üzerinde hesap yapanlar amaçlarına ulaşırlar.

  • AKP’nin, Erdoğan’ın, CHP’nin, MHP’nin büyük resmin bir parçası olarak asgari müştereklerde birleşmeleri artık kaçınılmazdır. Nedir bunlar:

– Dinci örgütlenmeler siyasetin dışına itilmelidir.
– Laiklik ve Avrupa uygarlığı esas alınmalı, laiklik korunmalıdır.
– Dış ilişkilerde ABD, AB ve Rusya ile karşılıklı ulusal çıkarlara dayalı, “dengeli” bir ilişki kurulmalıdır.
– Bütün bunlar TBMM’de “demokratik bir biçimde tartışılabilmeli” ve asgari müşterekler oluşturulmalıdır.

Bunu yapamayanlar FETÖ’ye ve arkasındaki odaklara en büyük hizmeti sağlamış olurlar, FETÖ’den farkları kalmaz. Emperyalizm ve “FETÖ’ler” kazanan taraf olurlar.
(http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/589038/Kimler__nicin__nasil_yaptilar_.html)

===================================

Evet dostlar,

Üstad Prof. Erol Manisalı ne denli özlü ve net yazmış! AKP – RTE bunları yapabilir mi, yapar mı dersiniz?? Bize göre çok zor.. Çünkü hala dinci dayatmalar ülkemizin her bir yanında kör kör gözüm parmağına sürüyor.. Taksim’e cami ve kışla, köprülere hep Osmalı – Sünni adlar, özellikle milyonlarca Alevi yurttaşı derinden inciten Yavuz Sultan Selim köprüsü.. Ve geri adım atmayış! FETÖ bağlantılı AKP kodamanlarına, damatlarına dokunamayış.. ama cadı avı devam!

Örn. Tekirdağ Barbaros’ta Burcu sitesi önündeki camide 5 vakit salt ezan değil, uzun uzun ezan öncesi birşeyler okunuyor.. Olağanüstü yüksek hoparlör çıktıları var.. Gece yarısı, sabaha karşı, gök gürlercesine ezan, sela okumaları oluyor.. 100 DbA’yı aşıyor dersek hiç abartı yok.. Belli bir nota da söz konusu değil.. Tutturan tutturduğu gibi okuyor, uzatıyor, detone oluyor.. Hoparlörlerin çıkış gücünü biraz düşürseler de çevrede çok rahat duyulur. Ezan dinlemiyor adeta muazzam bir gürültüyle terbiye ediliyor, azarlanıyor, eziyet görüyoruz. Modern çağda bu gürültü terörü niyedir?? Müslüman insan çevresini rahatsız ederek bunca abartılı, gösterişle mi ibadet eder?? Çevrede hastalar, çocuklar, bebekler, uyku bozukluğu olanlar.. neden dikkate alınmaz? Diyanet İşleri Başkanlığı neden güleryüzlü – çağın koşullarına uyum sağlayan bir İslam anlayışı sergilemez? Ceberrut ve dayatmacı – baskılayıcı tutumda neden ısrar edilir?? İslam Ortaçağı!?

Bu tablo iktidarda AKP – RTE’nin bulunmasından bağımsız değerlendirilebilir mi?? Tekilden kalkarak genele ya da tersi, tümden gelerek tekile… Bunca büyük – vahim stratejik hatalar yapan bir siyasal iktidardan yarattığı sorunları çözmesini beklemek ne denli bilimsel ve gerçekçidir? Siyasetbilimi bu soruya olumlu yanıt veremiyor ne yazık ki..

Bu durumda bir ULUSAL HÜKÜMET formülü akla geliyor.. AKP’nin buna da yanaşacağını hiç sanmıyoruz. Öte yandan ülkeyi yıkıma (felakete) götüren konularda inanılmaz bir sorumsuzluk ve akılsızlıkla, utanmazlıkla “kandırıldık” deniliyor.. Bırak git o zaman, istifa et!

Herkesin derhal aklını başına alması gerek.. Bu 5 taş oyunu değil! 80 milyonluk ülkenin yazgısı rastlantılara ve ehil olmayanlara, hele hele Cumhuriyeti din devletine dönüştürme hedefi olanlara emanet edilemez. Bu durumda AKP – RTE’nin TBMM’de öbür partilerle uzlaşma hatta ortak çalışma yükümü var. TBMM etkin olarak çalışmalı. Fakat bakıyoruz, ülke OHAL koşullarında olmasına karşın, TBMM İçtüzüğünde yeralan OHAL Kararnamelerinin 1 ay içinde görüşülme koşuluna karşın (md. 128), hiçbirini görüşmeden TBMM 1 Ekim’e dek tatilde! Akıl alacak şey değil!

CB Başkanlığında toplanan 27 kişilik Bakanlar Kurulu’nun, daha doğrusu TEK ADAM’ın 2 dudağı arasında çıkan her şey OHAL Kararnamesi oluyor.. Tam bir otoriter totalitarizm!

Anayasa açıkça çiğnenerek Ülkenin yapısı – işleyişi DNA’sına dek değiştirildi 5 OHAL Kararnamesi ile.. 110 vekil ya da anamuhalefet CHP Meclis grubu Anayasa Mahkemesine götürmedi bu OHAL Kararnamelerini!?

TSK, açıkça hınç alınırcasına yerle bir edildi. Bu vahşi coğrafyada güçlü Ordu olmadan ayakta kalınabilir mi??

Bu kritik yanlışlardan hemen dönülmeli! TBMM tatil yapmayıp etkili çalışmalı. AKP, muhalefetin verdiği 15 Temmuz darbe girişiminin TBMM tarafından kapsamlı incelenmesi önergesini neden reddettiğini kamuoyuna mutlaka açıklamalı.. Darbe girişiminin siyasal ayağını karanlıkta mı bırakmak istiyor AKP bu toptancı red kararı ile??

Böyle giderse Türkiye çok daha ciddi açmazlarla karşılaşacak..
Diyalektik çıkarım böyle ne yapalım ki..
3 gün önce Hayrabolu’daki genç, çok mütevazi esnafın sözleri kulaklarımızdan çıkmıyor :

  • Tayyip kendi çalıp kendi oynuyor...

    Sevgi ve saygı ile.
    24 Ağustos 2016, Tekirdağ

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com