Tüm Sağlık Çalışanlarına Güvenceli İş Güvenceli Ücret Güvenceli Gelecek

TTB_logosu

BASIN AÇIKLAMASI

Tüm Sağlık Çalışanlarına Güvenceli İş Güvenceli Ücret Güvenceli Gelecek
Sağlıkta taşeron çalıştırmaya son verilsin!

Sağlık emekçilerine karşı yeni bir saldırı hazırlığı ile karşı karşıyayız. Sağlık hizmetlerinin
bir işletme mantığı ile, daha çok kar etmek amacıyla sunulmasını öngören Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın ardından şimdi sağlık çalışanları daha da güvencesiz çalışmaya mahkum edilmek isteniyor.

Bilindiği gibi AKP hükümetinin çıkardığı ilk yasalardan olan ve 10.6.2003’te RG’de
yayımlanan 4857 sayılı İş Kanunu ile taşeron çalıştırma biçimi yerleşik duruma getirilmiş idi. Esnek ve güvencesiz çalışma temel çalışma rejimi haline getirilmek için 4857 sayılı
İş Yasası içinde pek çok yasal düzenleme yer almıştı.

Sağlık emekçilerinin mücadeleleriyle taşeron düzeninin hukuksuzluğu hem mahkemelerce
hem de toplumun geniş kesimlerince kabul edilmişti. Hiçbir AKP hükümetinin uymadığı mahkeme kararlarına karşı 64. Hükümet de hastanelerde taşeronu yasallaştırma çabası içinde. Seçimlerden önce “taşeron işçilere kadro müjdesi” diye manşetler attıranlar, seçimlerden sonra “Asıl iş-yardımcı iş” ayrımı ile taşeron köleliğini kalıcı hale getirmeye çalışıyorlar.
Sağlık hizmeti üretiminde çalışan hemşire, ebe, sağlık memuru, teknisyen, sosyal hizmet uzmanı, hasta bakıcı, bilgi işlem çalışanları, sağlık temizlik işçisi ve hastane yemekhane ve güvenlik işçileri asıl işi yapmaktadır. Sağlık hizmetleri bir bütündür. Yasal ve insancıl olan,
tüm sağlık emekçilerinin ayrımsız, kayıtsız, koşulsuz kadrolu çalışması, güvenceli bir işe kavuşmasıdır.

Seçimlerden önce taşeron işçilerine verdikleri sözleri seçimlerden sonra unutanlar,
bununla da yetinmiyor. 657 sayılı yasayla bir ölçüde iş güvenceleri olan emekçileri de güvencesizleştirme planları yapılıyor. 657 sayılı yasa ile kazanılmış hakları gasp ederek,
tüm emekçileri güvencesizlikte eşitlemek istiyorlar.

Güvencesizlik, salt sağlık çalışanlarını değil sağlık hizmeti alan herkesi tehdit etmektedir.
Daha çok kar elde etmek için sağlık emekçilerini bir “maliyet” ögesi olarak gören ve
emeklerini değersizleştiren anlayış, sağlık hizmetlerinde paran kadar sağlık anlayışını da egemen kılmaktadır. İşte bu anlayışın bir sonucu olarak sağlık hizmetleri işçi sınıfının geniş kesimleri için ancak asgari düzeyde ulaşılabilen bir hizmet durumuna gelmiştir.
Sağlığın bir kamu hizmeti olduğu unutturulmuştur.

Toplumun hasta olmasını engellemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin altı giderek boşaltılmıştır. Bunun sonucu olarak tedaviye yönelik hizmetlerde bir patlama yaşanmış, sağlıksız bir toplum sermaye için “fırsat” olarak görülmüştür.

Sağlık emekçilerinin güvenceli bir iş mücadelesi, kamusal ve nitelikli bir sağlık hizmeti mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Sağlık hizmetlerinin bir kamu hizmeti olduğunu unutturmak isteyenlere karşı, hastayı müşteri – sağlık çalışanlarını köle olarak görenlere karşı mücadeleye devam diyoruz.

  • Taşeron sağlık işçilerinin tümüne kadro istiyoruz!
  • 657’den gelen sınırlı iş güvencemize dokunulmasına izin vermiyoruz!
  • Sürekli düşen döner sermayeden değil genel bütçeden karşılanan insanca ücret istiyoruz!
  • Ve aldığımız eğitime, verdiğimiz emeğe yakışır emekli maaşı istiyoruz!

Bu istemler için işyerlerimizden başlayarak, tüm sağlık kurumlarında bilgilendirme standları açıp, imzalar toplayacağız.

Bu istemler çevresinde bir araya gelen, Türk Tabipleri Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği,
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Devrimci Sağlık İş Sendikası,
Türk Hemşireler Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği ve Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği ile kol kola omuz omuza olmaya devam edeceğiz!

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI
DEVRİMCİ SAĞLIK İŞ SENDİKASI
TÜRK HEMŞİRELER DERNEĞİ
SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ
TÜM RADYOLOJİ TEKNİSYENLERİ VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ
TÜRK MEDİKAL RADYOTEKNOLOJİ DERNEĞİ

====================================

Dostlar,

Elbette biz de tüm bu istemleri haklı, yerinde bukuuyor ve aynen katılıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
21 Aralık 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Taşeron Ölümdür; Yasaklansın!


Taşeron Ölümdür, Yasaklansın!

Başta Türk Tabipleri Birliği (TTB) olmak üzere sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri, Soma’da yaşanan işçi kıyımının birinci ayı olan 13 Haziran Cuma günü TBMM Dikmen Kapısı önünde düzenledikleri basın açıklamasında, taşeron işçilerin iş güvencesi, işçi sağlığı güvenliği sorunları ile sendika ve toplu sözleşme hakkına dair yaşadığı sıkıntıları çözmek yerine kamu kurumları başta olmak üzere her alanda taşeronun önünü açacak nitelikte düzenlemelere sahip olan yasa tasarısına karşı tepkilerini dile getirdiler.

Bazı CHP ve HDP milletvekillerinin de destek verdiği eylemde basın açıklaması metni, Dev Sağlık-İş Genel Başkanı ve DİSK Genel Sekreteri Dr. Arzu Çerkezoğlu tarafından okundu.

Yapılan açıklamada, iktidarı döneminde taşeron işçi sayısını neredeyse on katına çıkaran AKP hükümetinin, Türkiye’yi bir taşeron cumhuriyeti yapmak için bir adım daha attığı belirtilerek, “Bizler bu ülkede sağlık ve sosyal hizmeti üreten emekçiler olarak insanca yaşam ve güvenceli iş talebimiz için mücadeleye devam edeceğiz. Halkın sağlık ve sosyal hizmet hakkı için ve biz sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin insanca koşullarda yaşayıp çalıştığı bir ülkede yaşamak için AKP’nin torba yasasına ve sağlıkta taşerona hayır diyoruz!” denildi.

TTB’nin çağrısıyla tabip odaları da bulundukları illerde sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri ile birlikte “TAŞERON ÖLÜMDÜR, YASAKLANSIN” başlıklı basın açıklamaları düzenledi.

BASIN AÇIKLAMASI

TAŞERON ÖLÜMDÜR, YASAKLANSIN!
13 Haziran 2014

            Soma’da resmi rakamlara göre 301 maden emekçisinin hayatını kaybettiği büyük işçi kıyımının üzerinden bir ay geçti. Bir kez daha gördük, sermayenin sınırsız kar hırsı işçilerin kanıyla, canıyla palazlanıyor. Bir kez daha gördük, sınırsız kar hırsı taşeron düzeniyle katmerleniyor.

            Yıllar önce Sağlık Bakanlığı bir taşeron bakanlığına çevrilirken bizler bu kuralsız, güvencesiz çalıştırma biçimine itiraz etmiştik. Hükümetin Sağlıkta Dönüşüm programına karşı verdiğimiz uzun ve meşakkatli mücadelenin sloganlarından birisi de “Sağlıkta taşeron ölüm demektir” idi. Gelinen noktada taşeron çalışma Türkiye’de çalışma hayatının kanayan bir yarasına dönüştü. Yıllardır inşaatlarda, tersanelerde gün be gün gelen iş kazaları haberleri ve son olarak Soma’da her birimizi yasa boğan 301 insanımızın hayatına mal olan katliam itirazımızın ve tespitimizin haklılığını bizlere gösterdi.

            Biz sağlık örgütleri yaşanılan tüm facialardan sonra bu vahşi ve kuralsız çalışma düzeninin ortadan kaldırılması, taşeron çalışmanın yasaklanması sonucunu çıkarttık. Fakat hükümet bu manzaradan aksi bir sonuç çıkararak taşeronu kaldırmak yerine başta kamu hizmetleri olmak üzere yaşamın her alanında yaygınlaştıracak bir yasayı gündeme getirdi. Bakanlar Kurulu tarafından 30 Mayıs’ta içinde maden işçilerinin çalışma koşulları ve “alt işveren” uygulamasına dair düzenlemelerin yer aldığı “İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” olarak geçen bir “torba yasa” TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gönderildi.

            Söz konusu yasa taslağında maden işçilerinin çalışma koşullarına dair kısmi iyileştirmeler bulunmakla beraber 650 bini kamuda çalışan 1 milyon yüz bin taşeron işçiyi ilgilendiren çalışma yaşamına dair düzenlemeler de bulunuyor. Tasarı taşeron işçilerin iş güvencesi, işçi sağlığı güvenliği sorunları ile sendika ve toplu sözleşme hakkına dair yaşadığı sıkıntıları çözmek yerine kamu kurumları başta olmak üzere her alanda taşeronun önünü açacak nitelikte düzenlemelere sahip. Yasaya dair temel itiraz noktaları üç işçi konfederasyonu tarafından hükümete iletilerek bu konuda kısmi geri adım attırılması sağlandı. Fakat yasanın ruhunu oluşturan taşeron çalışmayı kamuda başat çalışma biçimi haline getiren düzenlemelerde bir değişiklik yok.

            Bu düzenlemeden en çok da 150 binden fazla taşeron işçi ile sağlık ve sosyal hizmetler alanı etkilenecek. Sağlıkta dönüşüm programı ile sağlık hizmeti paralı hale getirilip, özelleştirilmişti. Bu piyasalaştırma dalgası sağlık emekçilerinin güvencesizleştirilmesiyle kol kola yürümüştü. Şimdi çıkarılmak istenen yasa ile sağlık emekçilerinin geleceği ve halkın sağlığı taşeron şirketlerin insafına terk ediliyor.

            Yeni yasayla iktidar taşeron çalışmayı yerleşik hale getiriyor, yıllardır sağlık alanında tümüyle yasadışı biçimde yaygınlaştırılan taşeronlaştırmaya yasal kılıf hazırlanıyor. Bu Yasa tasarısı ne anlama geliyor?

            Yıllardır taşeron işçiye müjde, kadro haberleri ile gündeme gelen yasada taşeron işçilerin iş güvencesine dair hiçbir düzenleme yok. Kamuda çalışan işçilere kadro söylentileri ile pazarlanan yasada buna dair hiçbir ifade yer almamaktadır.

            Yasa, taşeron işçilerin her işçinin iş kanunundan doğan mevcut haklarını bir yenilikmiş gibi sunarken, başta sendika ve toplu sözleşme hakkı olmak üzere taşerona karşı temel savunma araçlarını da ellerinden alınıyor almaktadır.

            Yasa taşeron işçilerin kadro ve iş güvencesine dair temel umudu olan muvazaa tespitini uzatarak zorlaştırıyor.

            Yasa ile birlikte sağlık çalışanları açlık sınırı altında sendikasız bir şekilde çalıştırılmaya devam edecek, iş güvencesinden mahrum kalacaktır.

            Yasa ile birlikte sağlık hizmeti üretim süreci ihale masalarının konusu olacaktır. Çünkü hastanelerin dezenfeksiyonundan, servis hizmetlerine, tıbbi sekreterlikten laboratuvar hizmetlerine kadar tüm hizmetler ihaleye çıkarılacaktır. Tek amaç, ucuz ve güvencesiz işçiliktir. Her şey “maliyet unsuru”!

            Çok tehlikeli iş yeri statüsünde olan hastanelerde, iş güvenliği önlemleri kâğıt üzerinde bırakılıyor. Taşeron şirketlerin keyfi bildirimleri esas alındığı için birçok işyerinde sağlık hizmeti veren emekçiler sağlık çalışanı olarak tanımlanmıyor. Özel koruma ve çalıştırma düzeneklerinden yararlanamıyor.

            Sağlık çalışanlarının geleceği ve hastalarımızın sağlığı taşeron şirketlerin üç kuruşluk karı için akıl almaz oyunlarına kurban ediliyor.

            İktidarı döneminde taşeron işçi sayısını neredeyse on katına çıkaran AKP hükümeti, Türkiye’yi bir taşeron cumhuriyeti yapmak için bir adım daha atmıştır, bu uğurda halkın sağlığını tehlikeye atacak kadar da gözünü karartmıştır.

            Bizler bu ülkede sağlık ve sosyal hizmeti üreten emekçiler olarak insanca yaşam ve güvenceli iş talebimiz için mücadeleye devam edeceğiz. Halkın sağlık ve sosyal hizmet hakkı için ve biz sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin insanca koşullarda yaşayıp çalıştığı bir ülkede yaşamak için AKP’nin torba yasasına ve sağlıkta taşerona hayır diyoruz!

            İNSAN İHALEYLE ÇALIŞTIRILMAZ; SAĞLIKTA TAŞERON OLMAZ !

Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
Türk Tabipleri Birliği
Türk Dişhekimleri Birliği
Türk Hemşireler Derneği
Ebeler Derneği
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği
Türk Medikal Radyo Teknoloji Derneği
Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği

 

 

Soma’da Yaşanan Bir İş Cinayetidir; Failleri Bellidir!


Dostlar
,

Acıyla paylaşırız…

Bu sitede, her konuda olduğu gibi nesnel gerçekleri paylaşmayı sürdüreceğiz..

Zırva tevil götürmüyor..

AKP ve yandaşları tüm hünerlerine (!) karşılık yalın geçeği örtemiyorlar, örtemeyecekler..

Acı gerçekler ortaya er ya da geç çıkarılacak ve sorumlularından mutlaka
hukuksal hesabı sorulacaktır..

İşletmeye ve hükümete göre her şey 4/4’lük ama gene de kaza bu işin fıtratında (doğasında) var..

Yadsınamayan bir gerçek var ki, “yaşam odası” (var mıydı??) kapalıdır!
Veeee yenisi yapılmaktadır.. Şirket yönetimi de bu sabah basın açıklamasında kabul ve itiraf etti.. Mızrak çuvala sığmıyor.. “Yaşam odaları” yaşam kurtarmak için her zaman hazır bulundurulmak zorundadır. Hem de yeter sayıda.. Varlık nedenleri bu..
Kapalı tutulmak için değil… Yenisi yapılıyorsa, eskisi bozulmuş – işlevsiz demektir. Dolayısıyla saatler içinde bu eksik giderilecek, giderilene dek de madene işçi alınmayacaktır! Denetim nerededir?? Denetim raporlarında bu konuda ne yazılı?
Bu işletmede 1 tanecik mi “yaşam odası” vardır? Toplam 10-12 işçi kapasiteli olarak??
Galeriler 10 km uzunluğa erişiyor.. Derinlik 2000 m ve 1 vardiyada 800 dolayında çalışan.. Standartlar böyle mi? 1 tanecik mi? Çok mu pahalı?
Biz söyleyelim; 50 bin € dolayında ve Türkiye’de de üretimi olanaklı..
Orta derecede lüks bir otomobil fiyatına..
Şirket sahibinin arabası ne marka bilmiyoruz ama, birkaç yaşam odasının
parasal ederidir belki de?

O yüzden mi Başbakan Erdoğan, bir emekçiyi tokatlıyor?
Bu olağanüstü haklılık mı ki; Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel nam yiğit (!)
yere düş(ürül)müş ve 2 jandarmanın tuttuğu kişiyi hınçla tekmeleme hakkı veriyor??

Aşağıdan çıkan işçiler geçeği anlatmaya başladı..

“Gaz maskeleri çürümüş, hiçbir işe yaramadı, kullanamadık, çıkarıp attık..”  diyorlar..
(NTV, 13:00 haberleri, 16.5.14)

Zerre kadar vicdanları ve görev namusları, Allah korkuları varsa Hükümet,
hemen kamuoyundan özür dileyerek görevden çekilmeli ve hiç olmazsa nesnel bir incelemenin yapılabilmesinin, gerçeklerin ortaya konmasının önünü açmalıdırlar.

Hükümet gitmeyecekse; hiç gecikmeden tarafsız ulusal ve uluslararası kurum – kuruluşlardan oluşturulacak bir uzmanlar kuruluna olayı inceleme ve bilimsel rapora bağlaması için tam yetki vermelidir.

Daha önce de, katliamın sabahında yazdık (SOMA’da İŞ CİNAYETİ SORUMLULARINI LANETLİYORUZ!; http://ahmetsaltik.net/2014/05/14/somada-is-cinayeti-sorumlularini-lanetliyoruz/DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) ve ICFTU (Uluslararası Özgür İşçi Sendikaları Konfederasyonu) gibi kurumlar kendiliklerinden bu bağlamda Türkiye’ye başvuruda bulunmalıdır.
AKP iktidarından çağrı beklemenin anlamı ve gereği yoktur.

TTB’den (Türk Tabipleri Birliği) ve TMMOB (Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği), ODTÜ – İTÜ gibi köklü üniversitelerden, işçi sendikaları konfederasyonlarından temsilciler alınmalı ve bu bilimsel – teknik kurul raporunu saydam biçimde kamuoyuna açık olarak hızla hazırlamalıdır.

AKP ve ilgili şirket gerçekten “masum” ise neden böyle bir yolu açmazlar ki??

Yargı elini çoook çabuk tutmalı ve yasal tüm yetkilerini kullanarak olaya derhal
el koymalı; kanıtlar karartılmadan kendisi yetkin ve namuslu bilirkişiler atayarak
çıplak maddi gerçeğin ortaya konması için, hemen ardından da yine gecikmeden, adaletin gerçekleşmesi ve devasa toplumsal örselenmenin (travmanın) sarılabilmesi için elinden geleni yapmalıdır.

HSYK bölgeye hemen yeni görevlendirme yapmamalıdır.
Bu girişim “doğal yargıç” ilkesine aykırıdır.
Yerel yargı birimleri destek isterlerse,
en yakın yerlerden geçici görevlendirmeler yapılmalıdır.

Evet, AKP iktidarı; eliniz temizse, şirketin sözcülüğünü ve savunmanlığını bırakıp
önerdiğimiz inceleme – soruşturma yollarını açın.. Şirket sahibi ve 3 tepe yöneticisi bile kendilerini savunurken Başbakan – Enerji Bakanı – Hükümet sözcüsü kadar agressif değiller??!!

Sevgi ve saygı ile.
16 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=============================================================

TTB_logo

Manisa’dan
Ortak Basın Açıklaması

 

 

 

Kimden: Tabip Manisa <manisatabip@manisatabip.org.tr>
Tarih: 15 Mayıs 2014 18:43
Konu: Soma-ortak açıklama metni
Kime: Tabip Manisa <manisatabip@manisatabip.org.tr>

Soma’da Yaşanan Bir İş Cinayetidir; Failleri Bellidir!

Bilindiği üzere 13 Mayıs 2014 Salı günü saat 15.00 sularında Manisa ili Soma İlçesi Eynez bölgesinde, Soma Kömürleri Yeraltı Kömür İşletmeleri’ne ait özel bir
kömür madeninde trafo patlaması sonucu olduğu söylenen yangın meydana geldi.

Yaklaşık 700 kişinin madende mahsur kaldığı kazada, olaydan  2  gün sonrasında,
15 Mayıs 2014’te toplam 274 kişinin öldüğünün açıklanmasına karşın,
ne yazık ki ölü sayısının gerçekte çok daha fazla olması beklenmektedir.
Bu haliyle bile bu kaza Türkiye’de yaşanmış en büyük maden kazasıdır.
Ölenlere  rahmet dilerken, Soma’da her ailenin madenle bir ilişkisi olması nedeniyle
tüm ailelerde acılar olduğunu biliyor, sabırlar diliyoruz.

Halen yerin yüzlerce metre altında kendilerine ulaşılmaya çalışılan kardeşlerimizle ilgili umutlarımızı sürdürmek istiyoruz.

Madenci ölümlerine “güzel öldüler”, madenlerdeki iş cinayetlerini “mesleğin fıtratı” diye izah eden bir iktidar döneminde Soma’daki maden kazalarına baktığımızda;
2013 yılında Soma‘da özel sektöre ait madenlerde neredeyse her ay kaza olduğunu
ve ölümler meydana geldiğini görüyoruz.

Biz biliyoruz ki, bu katliam “kaza” ile olmamıştır.
Ve yine çok iyi biliyoruz ki, önceki cinayetlerde olduğu gibi işçi kardeşlerimizin ölümü yazgı (kader) değildir.
Özelleştirme ve taşeronlaştırma politikalarını yaşama geçirenler
Soma’da yaşananların başlıca sorumlularıdır.

Yıllarca kamu eliyle üretimin yapıldığı madenler, özel sektöre devredildikten sonra
iş kazalarında patlama yaşanmıştır. 2002’den 2011 yılına dek kömür madenlerindeki
iş cinayetleri %40 artmıştır. Bunun nedeni özelleştirmedir, taşeronlaştırmadır,
maliyetleri düşürmek için işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin savsaklanmasıdır.

Bu dönüşüm sayesinde Soma’da katliamın yaşandığı işletmenin patronun övündüğü rakamlar ortaya çıkmış, kömürün tonunun maliyetini 130 dolardan 23 dolara düşmüştür. Bu tasarrufun bedeli de yüzlerce işçinin ölümüyle ödenmiştir.

Özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları sonrası Türkiye ölümlü maden kazalarında Avrupa’da birinci sıraya yükselmiştir.
Dünyada ise bu alanda ilk üç sırada yer alan Türkiye,
maalesef bu yıl birinciliği kimseye kaptırmayacaktır.

AKP’nin iktidarı süresince işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı çıkarılan yasalarla
taşeron şirketlere devredilmiş, ağır ve tehlikeli işlerde işçi başına düşen süre
(AS: gözetim süresi!) azaltılmış, iş güvenliği önemsizleştirilmiştir.

O nedenledir ki bugün madende kaç işçinin olduğu bilinmemektedir, kaç kişinin öldüğü bilgisine net ulaşılamamaktadır. Ocaktaki gaz oranı izlenmemekte, ocaktaki gazların oranları konusunda net bilgi alınamamaktadır. Ancak tüm bunlara karşın madende
her şeyin kuralına ve yasaya uygun olduğu söylenip, tersini söyleyenler ise kötü niyetliler olarak tanımlanmaktadır.

Yakınlarının durumunu öğrenmek isteyen insanlar yetkililerden net bir yanıt alamamakta, ölü ve yaralı sayılarının gerçeği yansıtmadığı düşünülmektedir.

Türk Tabipleri Birliği ülkemizde yaşanan doğal ya da insan eliyle oluşmuş
tüm olağan dışı durumlarda sağlıkla doğrudan ya da dolaylı ilgili tüm yaşananların izlemcisidir ve bu görevini asla bırakmayacak, yaşanan yitikler hakkında kamuoyunu nesnel bir gözle bilgilendirmeye ve yitiklerin hesabını sormayı sürdürecektir.

Soma’nın, Manisa’nın ve Tüm Türkiye’nin başı sağolsun.

  • Bir avuç kömüre bir ömür verenlere selam olsun!

Yüz karası değil kömür karası,
Böyle kazanılır ekmek parası.

Türk Tabipleri Birliği
Türk Dişhekimleri Birliği
Manisa Tabip Odası
Manisa Diş hekimleri Odası

Şehir Hastaneleri İçin “Yargı Engelini Aşma Yasası” Çıkarılıyor

 
Dostlar,

21 Şubat 2013 günü, bizim de katıldığımız bir eylemden kesitler..

“Kamu-Özel Ortaklığı” ile ilgili bu sitede epey yazı var..

Sağlık Bakanlığı da tasfiye ediliyor ve artık bu Bakanlık sağlık hizmeti sunmayacağı gibi sağlık kurumu ve sağlık personeli sahibi (istihdam edicisi / kamu işvereni) de olmayacak..

Bakanlık çekilip yerine sermeye / şirketler (yerli + yabancı) sürülecek.

Yandaşlar halkın sırtından zengin edilecek..

Tek sözcükle “FECİ” bir yasa..

AKP bunu da yapacak mı?

Kararlılar..

Çünkü AKP’li vekillerin ezici bölümü “biat kültürü” müridi.

Bu zinciri kurabilecekler mi?

Bu bildiriyi okusalar?

Ya da Yasa taslağını okusalar??

TTB Başkanı’nın kendilerine yazdığı mektubu okusalar?

TTB’den bir brfing alsalar??

Halkımız da olup biteni görse ve sağlık hakkına sahip çıksa?

21.2.13 günü 12:30 – 13:00 arası TBMM Dikmen kapısı önünde bir avuç yurtsever sağlıkçı bu gerçeklerş haykırmaya çalıştık.

Satılık basın gene yoktu.

AKP’nin de ülkemizin de encamı hayrola diyelim..

Sevgi ve saygı ile.
22.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================

TTB_logosu

Şehir Hastaneleri İçin “Yargı Engelini Aşma Yasası” Çıkarılıyor

Başbakanın “kuvvetler ayrılığı yüzünden bu fakirin 6 yıllık hayali gerçekleşmiyor”, “yargı son derece lüzumsuz şeylere takılarak engel oluyor, projeler yürümüyor” dediği efsane ‘Şehir Hastaneleri’ sürecinde yeni bir aşamaya gelindi. Türk Tabipleri Birliği’nin açtığı iptal davalarında yargının yürütmeyi durdurma gerekçelerini ortadan kaldırmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi bir yasa çıkarıyor!

Bu amaçla çıkarılan Kamu Özel İşbirliği yasa tasarısının görüşmeleri TBMM’de başladı. Başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere Sağlık Meslek Örgütleri 21 Şubat 2013 tarihinde TBMM Dikmen Kapısı önünde basın açıklaması yaparak, Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nı protesto etti.

Basın açıklamasına, Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel ile aralarında Prof. Dr. Hülya Güven’in de bulunduğu bazı CHP’li milletvekilleri de destek verdi. Basın açıklamasında, TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan, Türk Dişhekimleri Birliği 2. Başkanı Serdar Sütçü, SES Genel Başkanı Dr. Çetin Erdolu, Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel ve CHP Milletvekili Hülya Güven birer konuşma yaptı. Konuşmalarda, yasanın geri çekilmesi istenerek, vicdanı olan tüm milletvekilleri

  • “5 Yıldızlı Soygun Yasası”na‘HAYIR’ demeye çağırıldı.

BASIN AÇIKLAMASI
21 Şubat 2013

Duydunuz mu? Türkiye Büyük Millet Meclisi Bir Yasa Çıkarıyor!

İşte O Yasa İle Tasarlanan ‘Kamu-Özel Ortaklığı’nın
Gerçek Yüzünü Biliyor musunuz?

1-         Devlet Hastaneleri “Kamu-Özel” adı altında özelleştirilip şirketlere devrediliyor.

2-         “Beş yıldızlı otel konforu”, söylemiyle, altından kalkılamayacak kiraların, sağlık hizmet bedellerinin, katkı, katılım paylarının kapısı ardına kadar açılıyor.

3-         Bütün sağlık çalışanlarının iş güvencesi yok ediliyor, şirket taşeronlarının işçisi haline getiriliyor.

4-         Bütün sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinden yapılan ek ödemelerine el konularak, kuşa çevriliyor. Açlık sınırındaki maaşları artırılmıyor.

Sağlık hizmetini, sağlık çalışanlarının haklarını, yani sağlığı bir bütün olarak değiştirecek ve özelleştirmenin önünü tümüyle açacak Kamu Özel Ortaklığı Tasarısı TBMM gündemine getirildi, görüşmeleri de hızla başlatıldı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alınan Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nı görüşürken gerçekleri bilmeleri için bütün milletvekillerine mektup yazdık.  Ancak gördük ki iktidar partisine mensup milletvekilleri mektubumuzu okumamışlar ki böylesi korkunç bir yasaya sahip çıkıyorlar.

Şimdi bizler, bu kez sağlık çalışanlarının örgütleri olarak topluma, bütün üyelerimize ve hala yüreği doğruya ve iyiye kapanmamış milletvekillerine sesleniyoruz;

Bu kanun tasarısındaki yöntem dünyada da bazı ülkelerde uygulanmış,  sağlık alanında, felaketlere yol açmış bir yöntemdir.

Uygulanan ülkelerdeki sonuçlarından yola çıkarak; yüreği ve vicdanı insandan, toplumdan yana olan herkes demektedir ki; Kamu Özel Ortaklığı sağlığa zararlıdır. Sağlık çalışanına da, sağlık hizmeti alacak olana da zararlıdır.

Peki, yararı kime? 2020 yılında dünyada bu yöntemden 7.5 trilyon dolar gelir elde etmeyi hedefleyenlere.

Uluslararası tekellerin ve yerli ortaklarının, karlarını daha da arttırmak için, sağlık çalışanlarını kanıyla canıyla daha fazla sömürmesi yasalaştırılıyor.

Tasarının içine kanun teklifi ile ekledikleri üç madde ile sağlık çalışanlarının zaten düşük, güvencesiz ücretlerine el koyuyorlar. 209 Sayılı Yasa’nın 5. maddesinde yapılan değişikliklerle sağlık çalışanlarına döner sermaye gelirlerinden yapılacak ek ödemelerini düşürüyorlar. Bunu nasıl yapıyorlar? Kanundan “Personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden” ibarelerini çıkarıp, “bu birimlerde görevli personele yapılacak ek ödeme toplamı, ilgili birimin cari yıldaki hizmet bedelinden ayrı olarak faturalandırılan ilaç ve her türlü tıbbi sarf malzemesi gelirlerinin yüzde 45’ini, diğer döner sermaye gelirlerinin ise yüzde 50’sini aşamaz” şeklindeki zor anlaşılır cümleleri ekleyerek…

Halkımıza da sesleniyoruz;

Cebinizden para vermeden, “5 Yıldızlı Otel Konforu”nda olacağı söylenen bu hastanelerden sağlık hizmeti alamayacaksınız.

Hastaneden elde edilecek gelirleri işleten şirket aldığı halde, kirasını, her türlü damga vergisini,harçlarını ve KDV ‘sini devlet yani SİZLER ödeyeceksiniz…

Hastanenin arazisi hazineden yani sizden ama karı işletende olacak.
Açıkçası hastanenin tüm giderleri sizden ama karın sahibi özel şirketler olacak.

Devlet tüm giderleri üstlenirken kârını niçin işletmeci şirkete vermektedir?

Sağlığı hekim, sağlık çalışanları sağlayacak, koruyacak ama hiç söz hakları olmayacak. Patron ne emrettiyse onu yapacaklar. Üstelik emeğin değerini sadece yine patronlar değerlendirecek.

Sağlık hizmetini ‘köleleştirilmiş’ sağlık çalışanı üretecek, hastanenin masraflarını, kirasını,vergisini devlet eliyle SİZLER ödeyeceksiniz ama karını patron alacak.

Bir kez daha hatırlatıyoruz                    ;

Tasarıdaki hükümle tüm tıbbi hizmetlerin de şirketlere devredilmesinin önü açılıyor, ihaleyi alan şirketlerin hastaneleri yönetmesine, hatta ihaleyi alan şirketlere kredi verecek çok uluslu finans kuruluşlarının, uygun görmeleri durumunda hastanelere el koyup yönetmesine izin veriliyor.

Sağlık çalışanlarının iş güvenceleri bütünüyle yok edilip taşeron işçisi haline dönüştürülüyor.

Şehir hastanesi ihalelerini alan şirketlere sanki otoyol işleteceklermiş gibi
toplumu hasta etmek üzerinden %70 doluluk oranı vaat ediliyor.

Hastanelerimize el koyacak şirketlerin gelirleri daha da artsın, kira ödemeleri garanti altına alınsın diye çalışanların ek ödemelerine el konuluyor, buradan hizmet alacakların giderek daha çok katkı katılım payı vermesinin önü açılıyor.

Bu yöntemle yalnızca adında “kamu” kalan hastaneler “işletilmeye” başlanınca, hastaların hastalıkları “gelir getiriyorsa”  ve maliyeti ucuzsa tedavi hizmeti verilmesi
söz konusu oluyor, “karlı” olmayan yani yaşlı, yoksul ve ağır hastaların gerçek tedaviye ulaşmasına engeller bir yasa  getiriliyor.

Üstelik bütün bunlar Türkiye’de halihazırda kullanımda 122.399 (salt Sağlık Bakanlığı’nın) hasta yatağı olmasına, yapımı süren 27 binden fazla yatak olmasına ve ulaşılmak istenen yatak sayısı olan 147 bin hedefine kısa sürede borçlanmadan ulaşılacak olmasına rağmen yapılıyor.

Plan Bütçe Komisyonu’nda Sağlık Bakanı 37 projede toplam 43. 193 yatak yenilemesi yapılacağını ve bunun için 18 milyar 250 milyon TL fizibilite raporu hazırladıklarını söyledi. Bu hesaba göre bir hasta yatağı 422. 522 TL’ye geliyor! Böylesine akıl almaz yüksek rakamların ayrıntılarına dair bugüne kadar herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Bugüne kadar yapılan 14 ihalenin sadece ödenecek yıllık bina kullanım bedeli tutarı, Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı bütçesi kadar olmasına rağmen bu yöntem getiriliyor…

İhale alan şirketlerin alacakları kredilere ve bunların her türlü ek masrafına doğrudan Hazine garantisi veriliyor, her türlü Damga Vergisi ve Harçtan bağışık, KDV’den muaf tutuluyor, torunlarımız bile borçlandırılıyor.

Hastanelerin dışında Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu kendi hizmet binalarında dahi şirketlerin kiracısı haline getiriliyor.

Biz bunları istemiyoruz, Bu tasarının neler getireceğini, neleri götüreceğini bilen hiç kimse buna ‘evet’ diyemez.

Milletvekillerimizi bu “5 Yıldızlı Soygun Yasası”na‘HAYIR’ demeye çağırıyoruz.

Türk Tabipleri Birliği

Türk Dişhekimleri Birliği

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)

Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası

Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Çalışanlarının Sözü Sendikası

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği

Türk Hemşireler Derneği

Türk Psikologlar Derneği

Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği

‘Sağlıkçı olmayan yönetici istemiyoruz’

 

‘Sağlıkçı olmayan yönetici istemiyoruz’

Sağlık emekçileri, 5 yıl herhangi bir iş deneyimi olan birinin dahi kamu hastanelerinde yönetici olmasının önünü açan kanun hükmünde kararnameyi yürüyüşle protesto etti.Türk Tabipleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Dev Sağlık-İş Sendikası, Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Hemşireler Derneği’nin de aralarında bulunduğu 15 sağlık örgütü, Türkiye genelinde eylemler gerçekleştirdi.İstanbul’da Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimlik binası önünde toplanan
sağlık emekçileri;

  • – “Hastaneler halkındır satılamaz”, 
  • “Sağlıkta ticaret ölüm demektir” 

yazılı dövizler taşıyarak sloganlar eşliğinde yürüdü.

Grup adına açıklama yapan İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri
Dr. Ali Çerkezoğlu
;

  • AKP yandaşlarının, vergilerimizle yapılan hastanelerin başına “partisinden veya tarikattan alınan icazetle atandığını” söyledi.
  • TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Osman Öztürk de Türkiye genelinde oluşturulan 87 Kamu Hastane Birliği’nin üst yöneticisi (CEO) olarak atanacak kişilerde, sağlık mensubu olma özelliği aranmadığına dikkati çekti. (http://www.istabip.org.tr/, 7.11.12)