Mezhep Savaşları


E. Amiral Türker ERTÜRK

portresi_sade

MEZHEP SAVAŞLARI

Bugün emperyalizmin Türkiye’nin de içinde bulunduğu geniş Ortadoğu coğrafyası üzerinde yapmak istediği ve bu konuda epeyce mesafe kaydettiği işlerin başında
Sünni-Şii eksende bir mezhep kavgasını başlatmak gelmektedir.

Enerji kaynakları bakımından dünyanın en zengin yeri olan ve bu zenginliği en az 50 yıl daha sürdüreceği bilinen bu bölgede emperyalist hegemonyanın devam ettirilebilmesi ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleştirilebilmesi için mezhep ayrılığı üzerinden çatışmalar zincirini başlatmak büyük önem arz etmektedir.

İsrail’in 14 Mayıs 1948’de bağımsız devlet olarak kurulmasından itibaren bugüne kadar bölgenin ana anlaşmazlık konusu Filistin sorunu ve bunun üzerinden Arap-İsrail çatışması idi.

Şimdi bu anlaşmazlığı ve bunun üzerinden gelişen Arap-İsrail çatışmasını ikinci plana itecek olanSünni-Şii savaşının bölgeye egemen olması için yatırımlar yapılmakta ve bu savaşı yaygınlaştıracak ve uzun sürdürecek nifak tohumları ekilmeye çalışılmaktadır. Bölgede İsrail’in güvenliğini sağlamak ve Nil-Fırat arasında İsrail’i emperyalizmin temsilcisi olarak etkin bir bölge gücü yapabilmek için bu şarttır.

Otuz Yıl Savaşları

Tarih göstermiştir ki, tüm savaşlar ve çatışmalar görünen neden ne olursa olsun daima siyasi ve ekonomik çıkarların üzerine oturur. Haçlı seferleri ve 1618-1648 arasında Avrupa’da gerçekleşen ve adına Otuz Yıl Savaşları denen mezhep savaşlarında da gerçek neden siyasi ve ekonomikti.

Arkasındaki esas neden siyasi ve ekonomik de olsa, din ve mezhep eksenine oturan anlaşmazlıklarda ve savaşlarda ayrımlar çok keskinleşir, taraflar daha acımasızlaşır,
bir araya gelip anlaşmazlıkları gidermek güçleşir ve başlayan bir savaşı durdurmak
çok zorlaşır.

Türkiye bacağı Alevi-Sünni çatışması olan ve geniş Ortadoğu bölgesinde ateşlenen ve yaygınlaşması için üzerine petrol dökülen Sünni-Şii mezhep savaşı ile ulaşılmak istenen belli başlı hedefleri şu şekilde sıralayabiliriz;

*Bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve mezhepsel kompartımanlara ayırmak,

*Ulus devletlere son vermek,

*Arap Milliyetçiliğini yok ederek en az 100 yıl Arapların bir araya gelmesinin
önünü kesmek,

*İslam’ı radikalleştirmek ve Batı dünyasının birlikteliği için ihtiyaç duyulan düşman ihtiyacını karşılamak,

Müslümanı Müslümana kırdırmak

* Antiemperyalist tavır sergileyen ve hegemonyaya direnen İran’ın başını çektiği Şiileri yalnızlaştırmak ve Sünniler için düşmanlaştırmak,

*Sünni İslam’ı dönüştürmek ve işbirlikçi hale getirmek,

*Müslümanı Müslümana kırdırmak ve enerjisini birbirini tüketmek için harcatmak,

*Kukla Kürt Devleti oluşumunun önündeki engelleri kaldırmak,

*Bu anlaşmazlıklarla ve savaşlarla bölgeyi Batı’nı hakemliğine ve arabuluculuğuna
daha fazla mecbur etmek,

* Ve bölgenin enerji kaynaklarını götürmektir.

Bölgede Müslüman Kardeşlerin desteklenmesi ve Mısır’da İslami diktatörlük peşinde olan Mursi’nin arkasında durulmasının nedeni budur.

Anımsarsanız yaklaşık bir yıl önce 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Sedat Laçiner 27 Aralık 2011’de TRT’de “Bir insanın Şii olması Hıristiyan olmasından kötü, çünkü Hıristiyan nihayetinde ehli kitaptır; üç dinden bir tanesidir.
Allah onu selamete erdirebilir, belki de cennete de koyabilir. Şii ise sapkınlık var, orada dini bozmaya çalışmak var.“
 demişti.

Bu akıl, bilim ve izandan yoksun sözler üzerine Türkiye’deki Alevi ve Caferiler tepki göstermiş, insanlar arasında kin ve nefret duygularını körüklemeye yönelik bu açıklamalar için yargı yoluna gideceklerini ifade etmişlerdi. Laçiner bunun üzerine
“tam olarak ben bunu söylemek istemedim” dediyse de, söylediklerini densizlik ve maksadını aşan sözler olarak kıymetlendirmek biraz saflık olur.

Mezhepsel kışkırtıcılık yapılıyor

Biliyorsunuz Irak Başbakanı Maliki Erdoğan’ı bölgede mezhepsel kışkırtıcılık yapmakla suçlamaktadır. Aynı yönde suçlama Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından da yapılmaktadır. Rusya ve İran’da Türkiye’nin bölgede mezhepsel kışkırtıcılık yaptığını söylemektedir.

4+4+4 adı altındaki orta çağ karanlığının eğitim sistemi, okullarda kıyafet serbestisi, Diyanet’te ülkemizde yaşayan Alevi ve Caferileri yok sayan hoşgörüsüz Sünni köktendinci yapılanma,Karacaahmet Cemevi’ne karşı “ucubedir” söylemi, Cemevleri’ni ibadethane saymayan ve ancak kültür evi olabilirler yaklaşımları, emperyalistler tarafından dizayn edilen Sünni-Şii mezhep çatışmasının değirmenine bilinçli olarak taşınan sulardır.

AKP yönetiminde ülkemiz, göz göre göre etnik ve mezhepsel bir iç savaşa doğru koşar adımlarla gitmektedir. Çünkü emperyalizmin çıkarları bunu gerektirmektedir. Çünkü emperyalizm tarafından operasyonla getirilmiş olan Erdoğan görevini yerine getirmektedir.

Yaklaşmakta olan bu iç savaş için Sünni, Alevi ve Caferi yurttaşlarımızı sağduyulu ve uyanık olmaya davet ediyorum. Ama aynı daveti yetkililer için yapamıyorum.
Çünkü Türkiye’de yönetim mekanizmasını ele geçirenler emperyalizmin bölgemizde ve ülkemizde tetiklemeye ve yaygınlaştırmaya çalıştığı bu mezhepsel savaşın tarafıdırlar.

Saygılar sunarım. (25.12.12)

============================================

Dostlar,

E. Amiral Türker Ertürk’ten, dehşet verici uyarılarla dolu bir yazı..

Özellikle şu 2 paragraf ürpertici :

  • AKP yönetiminde ülkemiz, göz göre göre etnik ve mezhepsel bir iç savaşa doğru koşar adımlarla gitmektedir. Çünkü emperyalizmin çıkarları bunu gerektirmektedir. Çünkü emperyalizm tarafından operasyonla getirilmiş olan Erdoğan görevini yerine getirmektedir.
  • Yaklaşmakta olan bu iç savaş için Sünni, Alevi ve Caferi yurttaşlarımızı sağduyulu ve uyanık olmaya davet ediyorum. Ama aynı daveti yetkililer için yapamıyorum.

Çünkü Türkiye’de yönetim mekanizmasını ele geçirenler emperyalizmin bölgemizde ve ülkemizde tetiklemeye ve yaygınlaştırmaya çalıştığı bu mezhepsel savaşın tarafıdırlar.

Serinkanlılıkla okunmalı ve “bir şey yapılmalı”, “bir şey yapılmalı”..
hem de tez elden..

Sevgi ve saygı ile.
25.12.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Türkiye’ye Sorular…

Türkiye’ye Sorular…

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
ADD Genel Yön. Kurulu Üyesi
Cumhuriyet 01.06.2002
(www.ahmetsaltik.net, 28.6.12)

Vicdanlı, vefalı ulus evlatları, bu kritik sorulara hemen ve ciddi yanıtlar aramalıdır.
Küresel kuşatmadan çıkış, ancak bu arayışla olanaklı. ADD’nin 1-2 Haziran 2002’deki 7. Kurultayı vesilesiyle ulusumuzun dikkatine sunuyoruz. Emperyalizmi dize getirerek tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik temelinde, mazlum uluslara örnek Cumhuriyetimizi, Atatürk öncülüğünde kuran ulusumuz;
80 yıl sonra yine, küreselleşmiş emperyal çökertme saldırısı ile yüz yüze ve tek dünya devleti hedefleyen Elit’in sermaye imparatorluğu ile hesaplaşmaya sürüklenmekte. Durum ürkünç, örtülmekte.. Aymazlık, sapkınlık ve hıyanet kol kola. Bu kayış durdurul(a)mazsa, sonuç Sevr ‘in rövanşı!.

Soru 1 : Cumhuriyetin 79. yılında, halkının yarısı yoksul bir ülkenin iyi yönetildiği
söylenebilir mi? Borçları ulusal gelirinin 1.5 katını aşan bir ülke bağımsızlığını sürdürebilir mi?
Hangi acı ‘sürprizler’ ufukta? Çok tehlikeli gelişmelere gebe ülke, stratejik öngörüsüz, yön duygusuz savrularak hangi yıkımlara sürüklenmekte? Atatürk ‘ün “Cumhuriyetçi-Ulusçu tüm güçler”i,
tekelci holding medyası başta, tüm engelleri aşarak ne zaman ‘..bir araya gelecek..’ ?

Soru 2 : ABD, Elit ‘e 6 trilyon $ borçlu bir kuklayken, küresel gelirin %82’sine dünyanın en varlıklı 1/5’i el korken, %80’i Elit 200 dev sermayedarın serveti en yoksul 48 ülkenin gelirine eşitken, dünya gelir dağılımı akıl almaz derecede adaletsiz ve Türkiye, olağanüstü bozuk gelir paylaşımı ile dünyada ilk 10 içindeyken; Atatürk’ün ”Ayrıcalıksız, sınıfsız kaynaşmış bir kitle olacağız!” hedefini hangi ulusal güçler, ne zaman yaşama geçirecektir? Prof. Chossudovsky’nin ”Küreselleşmenin, küresel soygunun maskesi” olduğu uyarısı neden uyanış sağlayamıyor? 5. kol işlevli kimi işbirlikçi medya bu gerçekleri niçin görmezden gelmekte? Sahi, ulusça çoook derin bir hipnozda mıyız?

Soru 3 : “Dinci-bölücü- 2. cumhuriyetçi-yabancı sermaye işbirlikçisi” nin 4 koldan çekiştirdiği, 5. kol görevini mütareke basınını aratmayan tekelci holding medyasının üstlendiği
bu küresel ahtapot operasyonunun taşeronu IMF, DB, DTÖ, AB.. gibi küresel barbarlığın vitrindeki göstermelik aletlerinin oyuncağı olmaya ulusal onurumuz daha ne denli elverecek? AB’nin 4 temel isteği; Ege’de Yunan tezini, Güneydoğu’da kukla Kürt devletini, sözde Ermeni soykırımını kabul, Kıbrıs’ta işgalciliğe (!) son vermek -ki ilk 2’sini TSK savaş nedeni sayıyor!- iken, bu kabul edilemez tek yanlı bağımlılığı ne zaman reddedeceğiz? AB yetkilisi T. Spencer ‘in itirafı gözümüzü açmayacak mı? ”Türklere, ileride AB’nin parçası olacakları yolunda 30 yıldır söz vererek,
hiç dürüst davranmadığımızı düşünüyorum. Çünkü gerçek, AB’nin Türkiye’yi üye kabul etme yolunda
hiçbir niyeti olmadığıdır.” (12.07.99, Cumhuriyet)

DB eski baş ekonomistlerinden Nobel ödüllü Prof. J. Stiglitz ‘in şu değerlendirmesi ne anlama geliyor? “Ülkenin maliye bakanının eline bir yapısal uyum programı tutuşturulur. Bu aslında; kan emicilerin işbaşına geçtiği, bir ölüm fermanıdır!” (28.05.01, Cumhuriyet). “IMF ülkenizi mezata çıkarıyor.. IMF’yi kovmazsanız ya AB’nin ya da Wall Street’in sömürgesi olursunuz.” (22.03.01, Cumhuriyet)

Prof. Manisalı’nın uyarısını fark ettik mi? “Yıl 1994.. AB yetkilisi L. Bretton, raporunda:

‘Türkiye ile imzalanacak Gümrük Birliği tümüyle AB yararınadır: İpler tümüyle elimizde, ..
büyük yararlar sağlayacağız’ .” (Avrupa Çıkmazı adlı kitabından)

* ”Ulusal Program bir aldatmacadır… Türkiye gibi pek çok ülke koloni yapılıyor…
Program başarısız olduğunda Fon’u suçlayamıyorsunuz. Kilit noktalara IMF ve DB yetkilileri atanıyor. Bunların ülke çıkarlarını savunduklarından kuşkularım var!.”
(Prof. M. Chossudovsky, Yoksulluğun Küreselleşmesi adlı kitabından).

* “IMF reçeteleri uygulayan ülkelerde çöküş hızlanmış; borçlarını ödeme pahasına, insan hakları rafa kaldırılmış, halk yoksulluğun pençesine terk edilmiştir!..”’ (BM İnsan Hakları 2001 Raporu)

* “Biz Küreselleşmenin Anayasası’nı hazırlıyoruz.. hükümetler neyin altına imza attıklarının ayırdında değiller..” ( R. Ruggerio, Eski DTÖ Genel Başkanı, 1997)

Soru 4 : Türkiye’nin 100. doğum yıldönümünü hamasileşmeden, vicdanının ve usunun sesiyle,
bacakları titremeden öngörebilen var mı? Yüce Atatürk’ün “..Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır.”’ güdüsünün limanına sığınmadan, hepimize boyun borcu yüklediğini kavrayarak.. ufukta neler görülüyor? 2020’den önce ülkemizin parçalanmış haritalarını yayımlayanlar düş mü kuruyor?

Soru 5 : Küreselleşme belası’nın totalitarizme hatta faşizme evrildiğini, tüm insanlık için ciddi tehdit içerdiğini algılayabilecek miyiz? Ortaçağ barbarlığı geri mi dönüyor?
Küreselleşme karşıtları a priori dinozorluk mu? Ya haklılarsa?

Soru 6 : Türkiye, kendisini köleleştirerek yok olmaya götürdüğü apaçık olan tüm vaatlerini
ve ilişkilerini askıya alsa, hatta devrimci geleneğiyle reddetse; petrol ve madenlerini işleyerek kazandıkça borçlarını ödese; biz bize yeteriz özgüveni ile Atatürkçü kadroları işbaşına getirse; dünya koşulları da çok elverişliyken ilişkilerinde yeni seçenekler bulsa.. İyice bitkin düşürülmeden emperyalizmle hesaplaşmasını öne çekse… Bugün ham gelebilecek bu öneriler, yarın yitirilmiş altın fırsatlar olmasa?

En az dört önemli sorumuz daha var, ama yer bu kadar.

Son söz : Sözümüz, yüce Atatürk’ün yoktan yarattığı ulus ve vatanın fikri hür, vicdanı hür
ve irfanı hür vefalı evlatlarına… Onlar, dipten gelen dalgayla geç kalmadan silkinecek ve köleleştirilerek yok edilmemize engel olacaktır.

Bu yazı: Cumhuriyetin esenliği adına; yurtsever ulusumuza, tarih boyunca tüm yok ediş saldırılarını
savuşturup onurlu, özgür, tam bağımsız kalmayı bilmiş çilekeş halkımıza; çok kritik bir kesitte,
ADD olarak umutla adanıyor..

=====================================================================================

Dostlar,

1 Haziran 2002’de Cumhuriyet’te yayımlanan bir makalemizde Türkiye’mize birkaç soru sormuştuk..
Ne dersiniz, bu sorulara Türkiye aradan geçen 10 uzun yılda yanıt arayıp üretebilseydi;
bu gün buralarda olur muyduk? Bu soruları sormayı sürdürüyoruz. Akılcı ve uygulanabilir,
doyurucu yanıtlar üretmek zorundayız. Kaçış yok.. 10 yıl sonra bu gün durum çok daha “kritik”!

Ama her koşulda AYDINLANMA kazanacak..

Yeter ki BİR-LE-ŞE-LİM !

Yazı daha kapsamlıydı ve 10 soru içeriyordu. Cumhuriyet gazetesi yayımlarken kısalttı.
Tam metni, “Türkiye’ye 10 Soru” başlığıyla sitemizde pdf olarak yarın (29.6.12) sizlere sunacağız.

Sevgi ve saygı ile.
28.6.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net