Etiket arşivi: grizu patlaması

Madencinin kaderi!

authorMERDAN YANARDAĞ 

GÜNCEL16.10.2022, BİRGÜN

Erdoğan, Bartın – Amasra kömür madenlerinde yaşanan faciaya “kader” diyor. İnanç merkezli bilgi anlayışını kamusal yaşamın ve devlet işlerinin eksenine yerleştirmeye çalışan AKP iktidarı, tam anlamıyla bir Ortaçağ anlayışını temsil ediyor. Israrla vurguladığım gibi, zaten bu nedenle AKP muhafazakar değil, siyasal ve toplumsal yaşamın bütün alanları dini esaslara göre yönetmek isteyen islamcı bir parti oluyor.

Madencinin kaderi!Bartın ili Amasra ilçesinde bir kamu kuruluşu olan Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) bağlı maden ocağının 300-350 metre derinliğinde bu hafta sonu (14 Ekim akşamı) meydana gelen grizu patlamasında -bu yazının kaleme alındığı saat itibarıyla- tam 41 madenciyi, dünyanın en ağır işlerinden birinde çalışan emekçi kardeşlerimizi kaybettik. İşte, yukarıda ifade edilen inanç merkezli bir bilgi anlayışı, yani akıl ve bilimin esas alınmasını reddeden anlayışın sahibi olan iktidar, olan bitene yine “kader” dedi. Üstelik 2019 tarihli bir Sayıştay raporunda, açıkça patlama riskine işaret edildiği ve önlem alınması istendiği halde.

Erdoğan, daha önce de bu işin (madenciliğin) doğasında kazaların ve ölümün olduğunu söylemişti. Dolayısıyla olup bitenler, takdiri ilahiydi, doğal karşılanmalıydı.

Amasra kömür işletmelerinin önünde madenci eşleri feryat ederken, çocuklar şaşkın ve korku dolu bakışlarıyla olan biteni anlamaya çalışırken, olay yerine gelen iktidar yetkililerinin arasında Diyanet İşleri Başkanı da vardı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “kader planlaması” eksenli konuşmasını yaptıktan sonra, sözü doğal olarak dua etmesi için Ali Erbaş’a verdi. Oysa, artık ne çıkarılacak kömür ne de Ali Erbaş’ın edeceği dua babalarını kaybeden madenci çocuklarının yüreklerini ısıtabilirdi.

Yeni düzenin temeline din, siyasal erkin merkezine de Diyanet yerleştirilmeye çalışılıyordu. Erdoğan’ın konuşması, yaklaşık 300 yıllık bir aydınlanma ve modernleşme tarihine, mücadelesine ve birikimine sahip büyük bir ülkenin, nasıl bir rotaya sokulmak istendiğinin ifadesi gibiydi.

  • “Şu anda bizim mevcut ocaklarımızın içinde Amasra Kömür İşletmeleri bizim en ileri imkanlara sahip olan ocak olmasına rağmen, birileri bununla tabii dalgasını geçebilir, ama biz kader planına inanmış insanlarız. Kader planına inandığımız için bunun ne dünü ne bugünü ne de yarını olmayacaktır. Bunlar her zaman olacaktır, bunları da bilmemiz lazım. Maden kazalarını inşallah tarihe gömmek için elimizden gelen gayreti göstermenin içindeyiz.” (R. Tayyip Erdoğan, Bartın Amasra, 15 Ekim 2022).

İnanılır gibi değil, ama AKP lideri tam olarak böyle söyledi. Bu yaklaşım devleti, akıl ve bilimden koparan, İslam dünyasının Geç Ortaçağı’na iade eden tutumun tipik bir örneğiydi. Erdoğan, “Biz kader planlamasına inanmış insanlarız” derken, kendi inancının toplum ve devlet yönetiminde de esas olacağını varsayıyordu. Tedbir almasına alacağız, ama bu yaşadıklarınız, doğaldır diyordu.

İnsanlar, Erdoğan-AKP iktidarının aldığı kararların arkasında hep bir mantık, rasyonel bir gerekçe aradı. Özellikle eğitimli kesimler, beyaz yakalılar “Bu kadarı da olmaz” diye düşünüyor ve mutlaka Erdoğan iktidarının attığı adımların arkasında bir hesap olabileceğini varsayıyor. Özellikle AKP iktidarının “inşa dönemi” dediği, ve “liberallerle yollarını ayıracağını” ilan ettiği 2015 sonrasında bu şaşkınlık daha da arttı.

Oysa iktidarın attığı bazı adımların, aldığı bazı kararların, ortaya koyduğu kimi yaklaşımların arkasında akılcı bir neden yoktu. Yani yukarıdaki soruya verilecek yanıt, basitçe ‘hayır’ olacaktı. Çünkü, ne ilk bakışta ne de son çözümlemede, iktidara yön veren temel siyasetlerin akılcı bir gerekçesi bulunmuyordu. Sadece doğa olayları da değil, toplumsal, ekonomik ve siyasal gelişmeler ve olaylar karşısındaki yaklaşımın da rasyonel bir gerekçesini aramak saçmaydı. Tıpkı, ülke ekonomisinin yıkıcı bir krize savrulmasını tetikleyen faiz indirme kararlarıyla ilgili tartışmalarda oldu gibi.. Erdoğan, “Bu konuda Nass (Kuran’ın hükmü) ortada. Nass ortada olduğuna göre sana, bana ne oluyor. Olaya buradan bakacağız ve ona göre de adımımızı atacağız.” dediğinde de, olayın arkasında akılcı bir gerekçe arayanlar şaşırmıştı. Yoktu çünkü..

Teolojik literatürü dikkate almayan bir perspektiften bakıldığı sürece, AKP iktidarının bazı kritik adımlarını anlamak mümkün değildir. İslamcıların siyaset tarzı olan “takiyye” anlayışının laik dünya ve sol tarafından bugüne kadar yeterince dikkate alanmamasının bedeli, ne yazık ki ağır olmuştur.

İslam dünyası, bin yıldır tanrı/ inanç merkezli bilgi anlayışını benimseyen, akıl yerine nakli, yani tanrı kelamı olan kutsal sözü, vahiyi esas alan, bunun dışındaki her arayışı kâfirlik sayarak reddeden bir çizgi üzerinde ilerliyor. Egemen islam yorumu günümüz dünyasında budur. Siyasal islamcılığın temelini oluşturan anlayış da aynıdır. Bu olgu dikkate alınmadan, islamcı hareket ve iktidarların izlediği siyasetleri tam olarak kavramak mümkün değildir.

  • Müslüman dünya hâlâ kendisine özgü karanlık bir Ortaçağın içinden geçiyor.

Bu bir geç ortaçağdır. Bu dünyanın tek istisnası, bütün kusurlarına karşın Cumhuriyet Türkiye’siydi. İslamcı hareket onu da büyük ölçüde imha etti.

Bu bağlamda, 2023’te ülke, iş cinayetlerine kurban edilen emekçilerin başına gelenlerin “kader” mi, yoksa akıldan / bilimden kopuşun ve kâr hırsının bir sonucu mu olduğuna karar verecek. Türkiye’deki bölünme ve mücadele safları işte bu kadar nettir.

Önlem alamadılar ama şov yapmasını çok iyi biliyorlar!

Can Ataklı'ya 10 bin 110 lira adli para cezası verildi

Acı haber akşam saatlerinde geldi. Bartın’ın Amasra ilçesindeki kömür madeninde patlama olmuştu. Çok sayıda maden işçisi toprağın altında kalmıştı.

Kurtulan var mıydı, kaç kişi can vermişti, ilk anlarda elbette bilinemiyordu. Ancak saatler ilerledikçe facianın korkunçluğu ortaya çıkmaya başladı. Bu yazıyı gazeteye gönderdiğim sırada ölen madenci sayısı 41 olmuştu. Dilerim sayı daha da yükselmesin.

Maden faciası ile birlikte iktidarda ve saray medyasında bir panik başladı. Facianın üstü örtülmeliydi. Olan olmuştu, gözler başta Türkiye Taşkömürü Kurumu olmak üzere iktidarın bu faciada hiçbir hatasının olmadığı anlatılmalıydı. Facianın olduğu yere hemen başta Enerji ve İçişleri bakanları olmak üzere iktidar yetkilileri koştu. Şunu söylemeyim ki, elbette böyle bir olayda ilgili bakanlar ve diğer yetkililer öncelikle facia yerine koşacaklardır. Bunda gariplik yoktur, olması gereken budur ve bu gerek yerine getirilmiştir. Bu nedenle bakanlara söyleyecek sözüm yoktur. Ancak gereğinin yerine getirilmesi önceliğin faciaya neden olan etmenlerin üzerini kapamaya çalışmak olamaz. Enerji Bakanı hemen açıklama yaptı. Patlamanın nedenini açıkladı. Saray medyası bunu hemen büyük başlıklarla duyurdu.

Bartın’daki patlamada 41 madencinin ölümü tüm ülkeyi derinden sarstı.

Grizu patlaması

Vay canına, faciaya grizu patlaması neden olmuş. İyi de bunu açıklamak için uzman olmaya gerek yok ki, zaten ilk andan itibaren biliniyor bu gerçek. Ama bilinmeyen şu: Grizu patlaması neden oldu? Bir ihmal var mı? İşte saray medyasında ve devletin ilgililerinden bunu öğrenebilirsen öğren, ama öğrenemiyoruz. Oya Enerji bakanı yakın bir tarihte bu madeni ziyaret etmiş ve “alınan önlemlerle burada kaza ihtimali neredeyse sıfıra indi” demişti.

Peki bu ne? Bunu da “Allah’ın takdiri” diye mi geçiştirecekler? Grizu patlamasının nedeni sanki sıradan bir olaymış gibi üzerinde bile durulmadı, ama “Cumhurbaşkanının talimatıyla” bakanların hemen olay yerine koştuğu, “devletin bütün gücüyle” seferber olduğu “AFAD’ın fedakarca çalıştığı” anlatılmaya başlandı. Hepsi doğru olabilir. Olmalıdır da.

Arkadaşlarını kurtarma çalışmasına katılan madenciler…

Ancak bir devlet, medeni bir devlet bu üstün başarı ve fedakarlığı kazadan sonra değil önce gösterebilmelidir.

  • Dünyada artık “grizu patlaması” diye bir şey yok.
  • Türkiye’de ve bir de Çin’de hala bu facialar yaşanırken hiçbir medeni ülkede artık ne grizu patlaması ne de maden kazaları oluyor.

Bu iktidar döneminde dehşet verici maden kazaları yaşadık. 301 insanımızı yitirdiğimiz Soma’nın acısını hala yüreğimizde. Ne yazık ki iktidar denetim ve önlem almakta ne kadar başarısız oluyorsa yaşanan her faciadan bile bir şov yapma fırsatını yaratmada çok başarılı.

SORDUM ÖĞRENDİM

Tarihin en büyük maden kazaları… Tarihlerine bakın lütfen

Amasra’da yüreğimizi dağlayan maden kazasını ve nedenini öğrenince ister istemez dünyada ve Türkiye’de yaşanan büyük maden kazalarına bakmak istedim. Bugüne kadar kayda geçmiş en büyük maden kazası 1942 yılında Çin’de yaşanmış. Bu kazada tam 1549 kişi ölmüş. Şimdi yıllara göre en büyük maden kazalarına bir göz atalım :

■ 12 Aralık 1866’da İngiltere’de, Güney Yorkshire’daki Oaks Kömür Ocağı’nda iki ayrı grizu patlamasında 361 kişi hayatını kaybetti.

■ Fransa’da 10 Mart 1906’da meydana gelen kazada, bin 99 kişi hayatını kaybetmiş.

■ 14 Ekim 1913 tarihinde İngiltere’nin Galler bölgesindeki grizu patlamasında yaşamını kaybedenlerin sayısı 439 olmuş.

■ 5 Aralık 1914’te Japonya’nın Kyuşu adasında Mitsubişi Hojyo Kömür Madeni’ndeki grizu faciasında 687 madenci ölmüş.

■ 9 Mayıs 1960’da Çin’de metan gazı patlamasının yol açtığı kazada, 684 kişi hayatını kaybetmiş.

■ 1963’te Japonya’da yaşanan grizu faciasında 458 madencinin yaşamını yitirirken 833 madenci de yaralanmış.

■ 6 Haziran 1972’de şimdi adı Zimbabve olan Rodezya’da art arda yaşanan grizu patlamaları sonucu 436 işçi can verdi. Madeni su ve çamur basması nedeniyle 438 madencinin cesedi bile bulunamadı.

■ Hindistan’da 28 Mayıs 1965’te yaşanan grizu patlaması ve ardından çıkan yangın sonucunda 375 madenci hayatını kaybetmiş.

■ Yine Hindistan’da, 27 Aralık 1975’de’deki grizu patlamasında 372 madenci öldü.

Başlıkta özellikle tarihlere bakmanızı rica ettim. Görüldüğü gibi dünyada büyü kayıplara yol açan grizu patlamaları en son 1975’te meydana gelmiş. Örneğin İngiltere taaa 1866’dan sonra bir kez de 1917de bir facia yaşamış ardından İngiltere’de ciddi kayıplara yol açan kömür madeni kazası olmamış. Oysa Türkiye’de daha çok yeni yaşadık büyük bir faciayı. 13 Mayıs 2014’te ağır ihmaller sonucu Soma’da yaşanan büyük kazada 301 işçimizi kaybettik.

  • Dünyada büyük kazalar neredeyse 40 yıl önce sona ererken biz ne yazık hala grizu patlamaları nedeniyle nice insanımızı yitiriyoruz.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

İlk iş sosyal medyaya saldırmak

Amasra’daki grizu faciasını olabildiğince perdelemek amacıyla polisin sanal devriyesi de göre aldı. “Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı” yönetimindeki birimler Amasra’daki maden ocağında meydana gelen patlamaya ilişkin sosyal medya platformlarında vatandaşlarımızı kin, nefret ve düşmanlığa alenen tahrik etmek ve provokatif içerikli paylaşımlarda bulunmak iddiasıyla 12 hesap hakkında soruşturma başlatmış. Kimdir bunlar? Ne yazmışlar? Halkı nasıl kin ve nefret ve düşmanlığa tahrik etmişler bilemiyoruz tabii. Muhtemelen hepsi “no name” yani isimsiz-yumurta kafa kişilere aittir. Aklı başında hiç kimse böyle bir olay üzerine halkı tahrik etmeye kalkmaz. Ancak şunu da biliyoruz ki Emniyet artık bu tür olaylarda ihmal olduğunu söyleyenleri bile halkı tahrik etmek, nefret suçu işlemekle suçluyor.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Son 20 yılın kayda geçen büyük maden kazaları

Medeni ülkelerde artık neredeyse hiç maden kazası olmuyor. Olsa bile önceden alınmış ciddi önlemler sayesinde can kaybı hiç yaşanmıyor. Son 20 yılın maden kazalarında Soma birinci sırada. Maden kazaları Türkiye’den sonra en çok Çin’de oluyor. Bu da gerek önlem alınması gerekse işçi haklarına saygı açısından bu iki ülkenin ne kadar geride kaldığını gösteriyor. Şimdi bakalım son 20 yılda hangi ülkelerde can kaybına neden olan maden kazaları meydana gelmiş;

2005 Çin: Sunjiwan maden faciası, 209 ölü
2006 Polonya: Halemba Kömür Madeni faciası, 23 ölü
2006 Çin: Nanshan Kömür Ocağı faciası, 24 ölü
2007 Rusya: Ulyanovskaya maden faciası, 108 ölü
2009 Çin: Heilongjiand maden patlaması, 104 ölü
2012 Çin: Xiaojiawan Kömür Madeni faciası, en az 45 ölü
2017 İran: Zemestan Yurt kömür madeni faciası, 35 ölü
2010 Türkiye: Karadon maden kazası, 30 ölü
2010 Amerika: Upper Big Branch madeni faciası, 29 ölü
2010 Şili: Copiapo maden kazası, 33 işçi 70 gün sonra kurtarıldı
2009 Türkiye: Bursa grizu patlaması, 19 ölü
2014 Türkiye: Soma faciası, 301 ölü
2014 Türkiye: Ermenek maden faciası, 18 ölü

Yerin altında can veren 301 emekçi unutulmadı

ŞÜKRÜ KARAMAN
GAZETECİ

14 Mayıs 2022 Cumhuriyet

Ocakta çıkan yangından ötürü 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma faciasının üzerinden 8 yıl geçti.

13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük maden kazası olarak arşivde yerini alan iş cinayetinde yaşamlarını yitiren gariban emekçileri her yıl saygı ile anıyor Türkiye.

Saatlerce göçük altında kurtulmayı bekleyen işçilerin cansız bedenleri çıkarıldığında gözyaşları sel olmuş, ailelerin feryatları göğü delmişti. Türkiye acılı ailelerle birlikte ağlamıştı yerin yüzlerce metre altında, “Bir avuç kömür için” yaşamlarını yitiren emekçilere.

Yaptıkları zor ve kutsal görev kadar yüce gönüllüydü o madenciler. Göçükten sağ çıkarılan işçilerden birinin sedye kirlenmesin diye “Çizmelerimi çıkarayım mı?” sözleri hâlâ belleklerdeki yerini koruyor. Böylesine alçakgönüllü emekçilerdi onlar.

ACILAR KATLANDI

O acı, kahredici görüntüler göz önüne geldiğinde, anımsandığında yürekler yeniden dağlanıyor. İş cinayetinin üzerinden sekiz yıl geçmesine karşın, ailelerin ilk günden beri dile getirdiği adalet feryatları hâlâ sürüyor.

Ocakta yeterli önlemleri almayarak kazaya davetiye çıkaran firma sahibi ve yöneticilerin sorumsuzluklarının bedelini ödemeden cezaevinden tahliye olmaları yıllardır adalet arayan madenci ailelerinin acısını daha da katladı.

Emekçilerin ailelerine verilen sözler orada kaldı, büyük çoğunluğu yerine getirilmedi, acıları ile baş başa kaldılar. Babası ekmek parası uğrunda öldüğünde çocuk olanlar bugün birer delikanlı ve genç kız olarak yaslı şekilde öğrenimlerini sürdürüyor.

KÖTÜ BİRİNCİLİK

Dünyanın en zor mesleğidir maden ve kömür işçiliği. Yerin yüzlerce metre altından kömür çıkarmak için girdikleri ocaklarda her an ölüm ile burun burunadır eli yüzü kömür karası ile kaplanmış maden emekçileri.

Orhan Veli’nin ,

  • “Alnımdaki yüz karası değil kömür karası.
    Böyle kazanılır ekmek parası”

diye tanımladığı maden işçiliği, kömür işçiliği en zor, zor olduğu kadar saygı duyulması gereken mesleklerin başında gelir. Ocaktaki grizu patlamasından ya da yangından göçük altında kalarak yaşamlarını yitirmeleri veya sakat (engelli) kalmaları maden işçilerinin yazgısıdır adeta.

Onlar bu yazgıyı, umarsızlıktan, işsizlikten bilerek, kabullenerek inerler yerin yüzlerce metre altındaki ocaklara, her an göçük altında kalma kaygısı ile ekmek uğruna sallarlar kazmayı. Ölüm riski çok fazla olsa da başka şansları, seçenekleri yoktur onların kömür işçiliğinden gayrı. Tek amaçları asgari ücret veya biraz üzerindeki maaşla ailesini geçindirebilmek, muhannete muhtaç olmadan yaşamlarını sürdürebilmek, çocuklarının geleceğini garanti (güvence) altına almaktır.

Beklenmedik bir göçük, yangın veya grizu patlaması yaşamlarını sonlandırır, geride gözü yaşlı eş, ana, baba ve çocuk bırakarak göçerler bu fani dünyadan. Birlikte çalıştığı arkadaşının cenazesini ocaktan ağlayarak çıkarırlar, dönerler ocağa yine sallarlar kazmayı. Bir avuç kömür için, bir ömür verirler.

KÂĞITTA KALMAMALI

  • Türkiye  günde beş emekçinin yaşamını yitirdiği iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada.

Övünülmeyecek Avrupa şampiyonluğu hiç yakışmıyor ülkemize. Kötü birincilikten kurtulmak için kaçak ocakların ve işyerlerinin daha fazla denetimine, önlem almalarına, sıkı kurallara ve emekçi eğitimine gereksinim var.

İş cinayetlerine daha fazla kurban vermemek için Soma faciasının ardından 2014 yılında imzalanan 176 sayılı  “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi” ile taraf olduğumuz iş güvenliğine ilişkin 155, 187 sayılı ILO sözleşmeleri ve ilgili yasalar ödünsüz uygulanmalı, kâğıt üzerinde kalmamalı.

ONUR ÖYMEN :Halk TV’de Soma maden felaketi ile ilgili olarak söylediklerim..


Halk TV’de Soma maden felaketi ile ilgili olarak söylediklerim.. 

Portresi_ATA_ile

 

Onur ÖYMEN

 

 

 

Dün akşamki (AS: 18 Mayıs 2014) Halk TV yayınında Soma’da yaşanan
maden felaketi ile ilgili olarak söylediklerim
özetle şunlar:

-Bu olayın başka ülkelerde de benzerleri her zaman görülen sıradan bir kaza olduğu söylenemez. İstatistiklerinn tutulduğu 1375 yılından bu yana, yani 600 yılı aşkın zamandan beri bu büyüklükten daha büyük kaza sayısı 23’tür. Bu kazaların da büyük bölümü grizu patlamasından kaynaklanmıştır. Maden yangını sonucunda bu denli çok insanın yaşamını yitirdiği kazaların sayısı çok azdır.

Bu olayın teknik ve yönetseli boyutları üzerinde duruluyor ama siyasal sorumluluk boyutu biraz geri planda bırakılıyor. Oysa çağdaş ülkelerde son zamanlarda yaşanan ve
çok sayıda insanın yaşamını yitirdiği kimi kazalarda Başbakanların doğrudan siyasal sorumluluğu üstlenerek istifa ettikleri görülüyor.

– Örneğin Japonya’da Tsunami faciasından sonra bir nükleer reaktörün hasara uğraması (AS: 11 Mart 2011, Fukuşima) ve insan sağlığını tehdit edecek radyasyon sızıntısının ortaya çıkmasından sonra Başbakan istifa etti. O bu tesisin doğrudan sorumlusu değildi. Ama gerekli önlemleri daha önceden yeterince alınmamasının
siyasal sorumluluğunu üstlendi..

Güney Kore’deki Feribot kazasından sonra Başbakan istifa etti.
O da feribotun kaptanı veya kurtarma ekibinin başı değildi ama siyasi sorumluluğu üstlendi.

-Letonya’da bir alışveril merkezinin çatısının çökmesi üzerine başbakan istifa etti.
O da bu binanın mimarı veya mühendisi değildi ama gerekli denetimlerin yapılmamasından kendisi siyaseten sorumlu gördü.

– Muhalefetin kimi Bakanları eleştirirken Başbakanın sorumluluğunu ön plana henüz çıkartmamış olması bence eksikliktir. Böyle bir yaklaşım bu felaketten siyasal avantaj sağlama girişi olarak değerlendirilemez. Üstelik Türkiye’nin Avrupa ülkeleri arasında
iş kazalarından ölümlerde 1. sırada yer alması mutlaka siyasal sorumluluk doğurmalıdır.

-Ayrıca Uluslararası Çalışma Örgütü‘nün devlete ve maden sahiplerine sorumluluklar yükleyen Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Konusundaki 176 sayılı Sözleşmesini Türkiye’nin hala imzalamamasının bir siyasal sonucu olmalıdır.
İlgili bakanın “Bizim mevzuatımız bu Sözleşmeden ileridir..” yolundaki sözlerini
kabul etmek olanaklı değildir. Sözleşmeyi imzalayan 26 ülkenin yasaları acaba Türkiye’nin gerisinde olduğu için mi o ülkeler bu sözleşmeyi imzalamışlardır?

-Başbakanın bu olay vesilesiyle iki gazeteciyi suçlayıcı ifadeleri ve bunların görevden alınması için gazete sahibine çağrıda bulunması çağdaş demokrasilerde örneği
pek görülmeyen bir durumdur. Benzeri drumlara ancak totaliter devletlerde rastlanıyor. Nazi döneminde Almanya’da 1300 gazeteci görevden alınmıştı. 2. Dünya Savaşından sonra Amerika’da McCarthy‘nin estirdiği baskı ortamında da pek çok aydın, sanatçı
ve gazeteci sıkıntı çekmişti. Ancak McCarthy döneminin sona erdirilmesinde özgürlüklere sahip çıkan gazetecilerin büyük rolü olmuştu. Önemli olan basının
siyasal baskılara direnme gücünün olup olmamasıdır. Ne yazık ki, kimi kez, yansız sayılan basında da baskılara boyun eğme işaretleri görülüyor. Cumhuriyetin değerlerini savunanların görüşlerine medyada pek rastlanmıyor. Kendi kendine sansür yaklaşımları yaygınlaşıyor.

-Gazetecileri değerlendirme görevi hükümetlere değil, okuyuculara ait bir görevdir.

Başka ülkelerde büyük maden kazaları olduğu zaman ileri teknolojiye sahip ülkelerden yardım istenmesi doğaldır. Şili, sağladığı dış tekniik yardımların katkısıyla
33 madenciyi 69 gün yer altında yaşatmayı ve sağ salim kurtarmayı başarmıştı.

  • Acaba Soma faciasında Hükümet yabancı ülkelerin yardım tekliflerini
    niçin reddetti?
  • Acaba madendeki eksiklerin yabancılar tarafından görülmesi
    arzu edilmediği için mi?

Başta siyasal sorumluluk konusu olmak üzere, bütün bu konular muhalefet partilerince gecikmeden ve ülkenin gündemi değişmeden ele alınmalı ve gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. 

Saygılar, sevgiler.
Onur Öymen

World Day for Safety and Health at Work – Dünya İş Sağlığı Günü


28 Nisan Dünya İş Sağlığı Günü
28th April, World Day for Safety and Health at Work 

2014-01-11 20.50.57

 

 

 

 

 

 

Dünyanın bütün emekçilerini en derin saygılarımızla selamlıyoruz.

Dostlar,

Türkiye’miz, 1919’da kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü ILO‘ya
1932’de üye olmuştu.

Büyük ATATÜRK döneminde..

1936’da da, 151 sayılı Amele Kanunu‘nu saymazsak ilk İş Yasası’na sahip olmuştuk.

BM’nin İş-İşçi Sağlığı ve Güvenliği, çalışma yaşamı alanlarında bir uzman kuruluşu olan ILO (BM sisteminin bir tür Çalışma Bakanlığı gibi),
her yıl 28 Nisan Dünya İş Sağlığı Günü‘nde bir tema belirleyerek
yıl içinde ele alınmasını sağlıyor..

Bu yılın tematik alanı, 28 Nisan 2015’e dek İŞYERİ KİMYASALLARI..

Gerçekten de önemli bir sorun alanı.
Yaklaşık 80 bin kimyasal, çalışma yaşamında kullanımda.
Her yıl çok sayıda yeni kimyasal da kullanıma giriyor.
Üstelik önemli ölçüde güvenlik testleri yapıl(a)madan;
tam toksikolojik profilleri aydınlatıl(a)madan..

Karsinogenetik, mutajenik, genotoksik, fetotoksik, teratojenik, fertilite (doğurganlık) engelleyici.. potansiyelleri bütünüyle aydınlatılamadan..

Dolayısıyla bu kimyasalları açıkçası deneme – yanılma yöntemiyle tanıyarak öğreniyoruz. Bedeli de elbette öncelikle çalışanlar – emekçiler ödemekte.

Dünya Sağlık Örgütü – DSÖ’ye (WHO) bağlı Fransa – Lyon’daki IARC (International Agency for Research on Cancer) laboratuvarları ve IPCS (International Program on Chemical Safety) olanakları da yeterli değil.. Dünyanın bu bağlamda ek kurumsal kapasite yaratma gereksinimi var..

Söz konusu kimyasalların prospektüslerindeki ya da Malzeme Güvenlik
Bilgi Formlarındaki (MSDS – Material Data Safety Sheet) bilgiler çok eksik.

Bu sorun önümüzde ciddi bir meydan okuma (Challenge) olarak duruyor.
Dileriz gelecek 28 Nisan’a dek (2015) anlamlı çözümler sağlansın..

Dünyanın bütün emekçilerini en derin saygılarımızla selamlıyoruz.

İş kazalarına – iş cinayetlerine kurban gidenlerin acıları yüreğimizi yakıyor.

Meslek hastalığı – iş kazası – işle ilgili hastalıklar nedeniyle engelli kalanların
acıları da yüreğimizde.. Sayılar hala çoook kabarık..

Türkiye, ölümlü (fatal) iş kazalarında Hindistan ve Rusya’nın ardından Dünyada 3.
ve de Avrupa’da 1. sırada..

Kayıtlara girebildiği kadarıyla

– Her yıl 70 bin dolayında iş kazası oluşuyor.
– Her ay 6 bin iş kazası
– Her gün 200 iş kazası
– Her saat 8 iş kazası…
– Her gün 3 ya a 4 iş cinayeti…
– Her gün 6 dolayında emekçinin işgöremez duruma gelmesi..
– Her yıl 25 milyon dolayında iş günü yitiği..

Meslek hastalıklarının ise kökünü kazıdık neredeyse.. (!)
Yılda birkaç yüzü geçmiyor kayda girebilen..
Oysa her yıl onbinlerce yeni meslek hastalığı tanısı beklenir 16+ milyon işçide..
(Artı öbür çalışanlarda..)

Ve de toplam ulusal gelirin %4 – 6.5’i arasında maddi yitik! (ILO uzmanı Takala, 2005).
TSK’ya ayrılan yıllık % 2.3 payın 2 katından çoğu bu alanda etkin önlem almama (proaktif – öngelen politikalar gütmeme) yüzünden yitiriliyor..

Dünya genelinde de rakamlar hiç iç açıcı değil.. Hindistan, Çin ise hızla iyileşiyor.

Büyük endüstriyel kazalarda 10 – 20 – 30 işçimiz telef oluyor ve Başbakan R.T. Erdoğan, 30 işçiyi yutan Zonguldak Karadon faciasında

  • “Bu mesleğin kaderinde ölüm var..” diyebiliyor!?..

Yürek yakan ve % 98’i önlenebilir olan iş kazalarını “yazgı” olarak açıklayarak
çözümün önünü daha baştan kesiyor.

“Prof.” ünvanlı İşletme uzmanı Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, grizu patlaması ile yanarak feci biçimde ölen ve cenazeleri bile bulunamayan 30 işçimiz için
güzel öldüler” (!?!) diyerek hepimizi ve 7 sülalesini utanca boğuyor.

Onlarca işçinin iş cinayetine kurban gittiği olaylarda, adli yargıda davalar ilerlemiyor
ve gerçek sorumlular nedense bir türlü bulunamıyor!?

Türkiye’nin ve Dünyanın kapitalistlerinin
yepyeni bir küresel ahlak kodu sistematiğine gereksinimi var..
Kendiliklerinden edinecekleri de yok!
Türk ve dünya işverenlerinin ciddi matürasyon (olgunlaşma) sorunu sürüyor..
Çook yıllar önce de yazmıştık bu konuyu.
Bu devasa sorun nasıl aşılası ki??
En çok kazanç (kar maksimizasyonu) kapitalizmin tunç yasası olarak kaldıkça..
Anayasa Mahkememiz ve son günlerde atağa kalkan (?!) başkanı Haşim Kılıç,
bir bireysel başvuruda bu yasayı iptal eder mi ki??

*****

Bağlayalım..
Gün gene üstümüze doğdu. Saat 07:07’yi gösteriyor..
Gün boyu mesaimiz için koşturacağız..

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK : “Yaşamak demek çalışmak demektir.”

Dünyanın bütün emekçilerini en derin saygılarımızla selamlıyoruz.

  • Emek en yüce değerdir ve de..
  • Emeğe saygı insan olmanın baş koşuludur..

Sevgi ve saygı ile.
29 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yazıyı pdf olarak okumak için lütfen tıklayınız…

28_Nisan_2014_Dunya_Is_Sagligi_Gunu-World_Day_for_Safety_and_Health_at_Work-28th_April_2014

=================================================

World Day for Safety and Health at Work
An ILO report shows that while chemicals can be useful, necessary steps should be taken to prevent and control potential risks for workers, workplaces, communities and the environment.

Safety and health in the use of chemicals at work

28 April – World Day for Safety and Health at Work

(http://www.ilo.org/global/lang–en/index.htm#a1, 28.4.14)

“Safety and health in the use of chemicals at work“ is the theme for the 2014 World Day for Safety and Health at Work. Marking the day, an ILO report shows that while chemicals can be useful, necessary steps should be taken to prevent and control potential risks for workers, workplaces, communities and the environment.

Why are chemicals important in the workplace and beyond?

pharmaceuticals that cure illnesses, and cleaning products that help establish hygienic living conditions. Chemicals are also critical in many industrial processes for dev
Chemicals are key to healthy living and modern convenience. They range from pesticides that improve the extent and quality of food production, to eloping products important to global standards of living. 

However, governments, employers and workers continue to struggle to address controlling exposure to these chemicals in the workplace, as well as limiting emissions to the environment. 

Background documents

What are the main threats created by chemicals?

Chemicals pose a broad range of potential adverse effects, from health hazards such as cancers and physical hazards like flammability, to environmental hazards such as widespread contamination and toxicity to aquatic life. Many fires, explosions, and other disasters result from inadequate control of chemicals’ physical hazards.

Is progress being made for the sound management of chemicals?

Significant progress has been made concerning the regulation and management of chemicals in the field of occupational safety and health but more needs to be done. Serious incidents continue to happen and there are still negative impacts on both human health and the environment.

 Promotional materials

Workers who are directly exposed to hazardous substances should have the right to work in a safe and healthy environment and be properly informed, trained and protected.

Can we easily evaluate the impact of chemicals on workers’ health?

It is difficult to determine the extent of health effects in the workplace related to chemical exposures. Because of the complexity of assessing mixtures of chemicals, strategies to prevent harmful exposure tend to focus on individual chemical substances. This is further complicated by the fact that these substances can also be found combined with mixtures in most workplaces. They are rarely assessed or tested in the form of a mixture. Standards for individual chemicals routinely address problems with a single chemical.

Still, the reality is that there are so many chemicals to which workers may be exposed that this substance-by-substance approach will never be able to adequately protect them. Most workers are exposed to mixtures, rather than individual chemical substances, therefore the control of mixed exposures is critical for an effective protective programme. Furthermore, efforts to establish the connection between an exposure to chemicals 20 years ago and a case of cancer today have also been hampered by lack of information about the effects of chemical exposures. Record keeping on effects resulting from exposure to chemicals also needs to be improved.

What are the main recommendations included in the report?

The report calls on governments, employers, workers and their organizations to collaborate in the development and implementation of national policies and strategies aimed at the sound management of chemicals at work. These must comprehensively and simultaneously address the health, safety, and environmental aspects related to the production and use of chemicals. The idea is to maintain the benefits achieved through the production and use of chemicals while minimizing workers’ exposure as well as the emission of chemicals into the environment through national and international action.

A coherent global response is necessary to coordinate the continuous scientific and technological progress, the growth in chemicals production and changes in the organization of work. Likewise, new tools need to be developed to provide readily available information about chemical hazards and risk, and associated preventive and protective measures.

What is a chemical?
  • According to the ILO Convention on safety in the use of chemicals at work, 1990 (No. 170), the term “chemical” refers to chemical elements and compounds and their mixtures, whether natural or synthetic, such as those obtained through production processes.
  • Hazardous chemicals are classified according to the type and degree of their inherent health and physical hazards. The hazardous properties of mixtures composed of two or more chemicals are determined by assessments based on the inherent hazards of their component chemicals.

Partners

Further information