Etiket arşivi: Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar

Yanıtlanmayan ve sorulmayan sorular

Yanıtlanmayan ve sorulmayan sorular

Naci BEŞTEPE
E. Tümgeneral

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Yine şehitlerimiz var (AS: 31 Mays 2017 gecesi helikopter kazası).
Oysa halk oylamasında “evet” çıktı! 13 yiğit. Kahramanlar yatağı Türk Ordusunun 13 aslanı. Saygı onlara, selam onlara. Türk milletinin kahramanları tükenmez. Yiğitler sırada bekler. Nice şehitler veririz bu vatan ve millet uğruna. 15 Temmuzcular kadar kıymetleri bilinmese de.

1 Haziran 13 00 haberlerinden sonra TRT Radyo-1’de “15 Temmuz Programı” nı dinliyorum. Vatandaş kahramanlığını anlatıyor;
Yollar tutulmuş, köprüden atlamış. Araba iterken elini cam kesmiş, gazi olmuş. Gnkur’un önüne gelmiş “Allahu ekber!” diye bağırmışlar, silahlı askerler korkup kaçmış.
Gerçi duvardan içeri girememiş ama olsun, gene de kahraman gazi…
13 şehidimiz üç gün sonra unutulur. Temmuz yaklaşıyor, görün tantanayı. TSK, terör, sınır ötesi, moral hepsi bir yana atılır…

AÇIKLAMA-MA

Soner Yalçın 31 Mayıs’ta (AS: 2017) köşesinde; 15 Temmuz öncesi “FETÖ askeri darbeye hazırlanıyor” diye yazanların “Genelkurmay PKK ile mücadele ediyor, bu tür yazılar moral bozuyor” diye eleştirildiğini yazdı. Aynı söylem artarak sürüyor
Gnkur. Bşk. Org. Akar’ın TBMM Araştırma-ma Komisyonu’na yazdığı mektup açıklandı.

Terörle mücadele devam ederken komisyon çalıştığına göre biz de değerlendirme yapabiliriz. Yeni bir şey yok.
TSK içindeki FETÖ’cü yapılanma bilgileri son dönemdeki MİT-Emniyet raporu ile sınırlı imiş de 30 Ağustos’taki YAŞ’ta gereken yapılmak üzere hazırlık yapılıyormuş.
Org. Özel döneminde yağmaya başlayan ihbarlar, şikayetler, makaleler, kitaplar ne olmuş?
Yok sayılmış. Mektup öyle diyor.
MİT’e giden binbaşının ihbarından büyük bir olay olacağını anlaşılmış.
Ne yapmış? Hava sahasını kapatmış, uçuşları durdurmuş. 30’dan çok askeri uçak indirilmiş. Güzel. Olması gereken yapılmış.
Peki, Malatya’dan kalkış yapıp “Alana dön!” çağrısına uymayan helikopterlerle ilgili bilgi gelmiş mi, gelmemiş mi, ne yapılmış?
Kara Havacılık Okulu’ndaki helikopterler kontrol ettirilmiş. Hangarlar kapalıymış. Ala.
Açıkta park durumundaki helikopterlere ne yapılmış?

SORMA-MA, ARAŞTIRMA-MA

Komisyonun sorup yanıtı geçiştirilenler yanında sormadığı pek çok soru var.
İşte birkaçı :

Fehmi Koru bile Korg. Aksakallı’nın değindiği konuyu sordu. Komisyon sormadı.
Neden personele “mesaiye devam” emri verilmedi?
Hatta alarm verilip dışardakiler de göreve çağrılsa daha uygun olmaz mıydı?
Gnkur. Bşk. ÖKK. lığındaki töreni neden bir gün öne aldırdı?
Törenden sonra MİT Başkanı ile baş başa saatlerce ne konuştular?
“Aile sohbeti, özel yaşam” kabul edildi ki oraya girilmedi.
MİT Bşk. Cumhurbaşkanı’na ulaşmaya ve uyarmaya çalışırken Gnkur. Bşk. en azından Başbakan’ı neden aramadı?
Bir binbaşı MİT’e gitmiş. Asker şahıs başvurusunu kime yapacağını bilmez mi?
Neden üst komutanlığa gitmemiş?
O binbaşının MİT’ten öğrenilip hemen çağrılması ve sorgulanması gerekmez miydi?
Tümg. Dişli’yi 17 yıl neden yakınında tuttu?
Tuğg. Partigöç hakkındaki MİT-Emniyet raporlarına neden itibar etmedi?

Derdest edilen birinin içerdeki odaya geçip namaz kılmasına izin verilir mi?
Derdest edilen birinin emri dinlenir mi?
Derdest edilen diğer generallerin elleri, ayakları, gözleri bağlı iken Gnkur. Bşk.
neden bağlanmadı?

Akıncılar’dan dönerken neden Tümg. Dişli ile birlikteydi? Dişli’ye “Ne anlatacağız?” diye neden sordu? ve neden “Teşekkürler evlat” dedi?

Son ve en önemli soru : Darbe girişimi sırasında komuta katını işgal etmekteydiniz?
Komutan sorumluğunu yerine getirdiniz mi?

Komisyonun görev alanı dışına çıktığı için ben devam ettireyim :

  • Getiremediyseniz istifa etmeniz gerekmez miydi?

TSK’da derdest edilen bir komutanın otoritesi sarsılmaz mı?
Göğsünüzü gere ger komutanlık yaptığınızı düşünüyor musunuz? (02 Haziran 2017)
==========================================
Dostlar,

E. Tümg. Sayın Naci Beştepe, TSK’da önemli görevler üstlenmiş ama NATO misyonu olmamıştır.. Bu husus, altı çizilmesi gereken bir özelliktir.

Emekliliğinden sonra köşesine çekilmemiş, yurt savunmasını sivil yurttaş olarak yürütmüştür.
Pek çok demokratik – yasal hak arayışında sokaklarda yay yana yürümüş, hukuk dışı polis şiddeti ile karşılaşmışızdır.. Tümüyle anlamsız – gereksiz hatta açık suç oluşturan orantısız polis müdahalesi.. Basınçlı su ve biber gazı.. Bolca.. Yakın uzaklıktan, yüzüne yüzüne…
Olmadı copları konuşturmak, hede gözeterek plastik mermi kullanmak..
Yerlerde ezerek sürüklemek..Düşman hukukunu bile aşan gaddarlıkla..

İnsanlık suçu gerçekte bunlar…
Bir ülkenin profesörü, emekli generali.. sokakta yürümeye zorlanmış ve bu demokratik hakkını kullanmaktan başka çıkar yol görememiş ise orada zaten olağandışı bir durum vardır.. Geçelim sonrasını.. yürüyüşte polisin faşist zihniyetle yönlendirilişini, kin – intikam aracı yapılışını..

İşte böyle bir kişi E. Tümg. Naci Beştepe ve bu yazısında son derece önemli soruları var
TBBM Araştırma-MA / Sorma-MA Komisyonuna.. (Acı veren ironi kaçırılmasın..)
Geçmişte birlikte çalıştığı şimdiki Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar‘a da elbette.

  • Ne yazık ki TBMM Komisyonu tam bir fiyaskoya imza attı ve 15 Temmuz felaketini örtbas etti.Ama FETÖ ile savaşım (mücadele) gerekçesiyle ülkede tam bir cadı avı, ne denli karşıt (muhalif) varsa, yaratılan bu fırsatla tasfiyesi tam gaz sürüyor.. 11. ayı bitmek üzere OHAL’in, 140 bin dolayında insan açığa alındı – ihraç edildi.. 40 bine yakını cezaevlerine kondu fakat hala sonu gelmedi, getirilemedi nedense (!)Fakat böyle kalmayacaktır, gerçekler inatçıdırlar ve 1’den çok yerde belgeleri bir biçimde arşivlenmiştir.. Mutlaka uç, hatta patlak verirler vakti – saati geldikte..

    Tıpkı Ergenekon – Balyoz ve türevi kumpas davalardaki iktidar – FETÖ işbirliğinde olduğu gibi. Erdoğan o karanlık zamanlarda Başbakan olarak gürlüyor ve ”Ben bu davanın savcısıyım!” diyordu.. Şimdi durum daha az ürkünç (vahim) değil;

  • FETÖ gerekçesiyle, OHAL çelik yumruğu ile akla – hayale gelen gelmeyen ne varsa yapılıyor Türkiye’ye.. Örn. Üniversite hocaları kendi dekan – rektörlerini seçmekten acizdirler ve tüm rektörleri tek başına partili Cumhurbaşkanı atamaktadır. Ama seçimlerde Cumhur’un oyu kutsal!
  • Tüm yollar, kadir-i mutlak TEK ADAM’a, 21. yy. padişahına çıkıyor!
    Adı Cumhurbaşkanlığı sistemi ve dünyada eşi benzeri olmayan bir ucube..Demokrasi, hukuk devleti, temel insan hak ve özgürlüklerini geçiniz efendim;
    can güvenliği bile kalmamıştır, bırakılmamıştır bu ülkede AKP iktidarının 15. yılında..

    Dünya, söylenceye (efsaneye) göre 900 yıl yaşayan Sultan Süleyman’a bile kalmadı..
    Atatürk Türkiye’sinin muazzam devrimci birikim ve bilinci, Cumhuriyeti emanetçisi 21. yy. kuşakları bu kumpası da yarmayı mutlaka başaracaktır.

  • Zamanın ruhu, Türkiye’de çağdışı bir rejimi sürgit kılmaya ne yazık ki (!) / ne mutlu ki
    el ver-me-mek-te-dir.. Bu böylece bilinmeli ve herkes haddini bilmelidir!Sevgi ve saygı ile. 09 Haziran 2017, Datça

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Sn. Beştepe’nin 2 Haziran 2017’de yazdığı yazı bize yeni ulaştı…

Rifat Serdaroglu : GENELKURMAY BAŞKANI..

GENELKURMAY BAŞKANI..

 

Rifat Serdaroglu

Türk Ordusunun yazılı tarihi Büyük Hun İmparatoru Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan MÖ 209 yılında başlar. Yani bizim Milli Ordumuz 2225 yaşında, gelenekleri-görenekleri, engin tarih hafızası olan bir ordudur.

AKP İktidarında, dönemin Başbakanı Erdoğan ve dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bilgileri, izinleriyle FETÖ militanları, bu tarih hafızasının bulunduğu “Kozmik Odaya” girdiler. Buradan alınan bilgiler yabancı istihbarat örgütleriyle paylaşıldı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Özel Paşa ve şimdiki Başkan Akar Paşa zamanında, Türk Ordusu tarihinin en büyük darbesini yedi. Hele 15 Temmuz’dan sonra yapılan tahribat, hiçbir düşman ordusunun yapamayacağı kadar büyük oldu. 15 Temmuz ile ilgili görüşlerimizi daha önce yazmıştık.

  • 15 Temmuz, AKP’nin mevcut rejimi yıkmak,
    yerine İslam Devletini kurmak için kurguladığı
    “Kontrollü bir darbe” kalkışmasıdır.

Tarihte bunun benzeri çok örnekleri vardır. Hitler, yönetimi seçimle ele geçirdikten sonra Parlamento Binasını (Reichstag) kendi adamlarına yaktırmış ve suçu rakiplerinin üzerine atarak, aldığı olağanüstü yetkilerle faşizmi inşa etmiştir. Hitler’in Alman Parlamentosundan aldığı yetkilerle, Erdoğan’ın Türk Parlamentosundan aldığı (Kanun Hükmünde Kararname) yetkisi arasında, şaşılacak benzerlikler vardır. Hitlerin bu çılgınca kanlı hevesi, 2. Dünya Savaşına ve %33’ü asker, %67’si sivil olmak üzere yaklaşık 65 milyon insanın ölümüne sebep oldu!

15 Temmuz’dan sonra, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın da katılımıyla Türk Ordusu paramparça edilmiştir.
-Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanına,
-Yüksek Askerî Şûra, Başbakana,
-Kuvvet Komutanları, Milli Savunma Bakanına,
-Jandarma Genel K. ve Sahil Güv. K, İçişleri Bakanına,
-Askeri Okullar, Eğitim Bakanlığına,
-Askeri Hastaneler, Sağlık Bakanına,
-Askeri Yargı, Adalet Bakanına bağlanarak Ordudaki emir-komuta zinciri parça-parça edilmiştir. Bir yerde çok başlılık varsa, orada dirlik-birlik-birliktelik kalmaz.

Ve tüm bu değişiklikler Türk Milletinden, TBMM’den kaçırılarak, KHK kullanılarak yapılmıştır. Türk Milletine, bu değişikliklerin gerekçesi olarak “Darbeci FETÖ” ile mücadele gösterilmiştir.

  • Gerçekte, AKP ve Erdoğan’ın derdi FETÖ ile mücadele değildir!

Eğer niyet bu olsa;
– 14 yıl FETÖ’nü kucağında taşıyıp FETÖ toplantıların da salya-sümük ağlayanlar,
Ankara’yı parsel-parsel FETÖ’ne satanlar, (AS: Bülent Arınç’ın TV kameraları önünde açıkladığına göre Ankara Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek)
– Yargıyı FETÖ’nün emrine veren Adalet Bakanları,
– Okullarımızı Cemaate teslim eden Hüseyin Çelik gibi M. Eğitim Bakanları…

niçin serbest de zavallı askerler-öğretmenler-polisler neden zindanda?
Hangi vicdan, hangi hukuk ahlakı bunu kabul eder?

  • Bademlerin niyeti, FETÖ ile mücadele görüntüsüyle
    muhalifleri, aydınları, gazetecileri hapse tıkıp,
    Orduyu güçsüz hale getirip mevcut rejimi değiştirmektir.

Maalesef, Genelkurmay Başkanlığı gibi yüce bir makamı işgal edenler
bu oyuna ya alet olmaktalar ya da görmemektedirler…

Genelkurmay Başkanı Akar’ın Türk Milletine bir açıklama yapma zorunluluğu vardır.

– Türk Ordusu için yapılan son değişikliklerde sizin tam mutabakatınız var mı?

– Jandarmanın tüm ülkedeki görevlerini bir Orgeneral yönetemeyecek, sigorta acentesi sahibi, Erdoğan’a hırsız diyen sonra da biat eden Süleyman Soylu daha iyi yönetecek ha?
– GATA ve Askeri Yargının başındaki değerli Komutanlar görevlerini yapamayacaklar,
Sağlık Bakanlığını “Menzil Tarikatına” peş keş çeken Bakan ile
– Yargıyı FETÖ’ne devreden yaylı Bakan mı yapacak?

Akar Paşa, eğer üstünüzdeki üniformayı Atatürk’ün de giydiği bir üniforma olarak görüyorsanız, çıkın Türk Milletine

  • “Benim Orgenerallerim, Soylu-Bozdağ kadar becerikli değillerdir, bu yüzden yönetim yetkileri ellerinden alınmıştır” deyin!
    Böyle düşünmüyorsanız, her onurlu insanın müracaat edeceği bir kurum olduğunu
    size hatırlatmak isterim; İstifa etmek! Çok mu zor? Bence Yüce Divan‘da hesap vermekten çok daha kolay..

Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Aralık 2016
=====================================
Dostlar,

Bir de yorum ekleyelim bu yazıya :

  • Ben şahsen sayın Rifat Serdaorğlu’nun düşüncelerine acı acı katılıyorum.
    Özellikle bu soruyu ben de sayın Hulusi Akar’a soruyorum.
  • Durum vahimdir vahim! Çözüm için TBMM hükumeti gereklidir. Anayasa değişikliği de gereklidir. Ama onların yaptıkları öneriler değildir Eksik aksak olan. 166. maddeyi açık seçik yazsınlar. Fiyat artışlarına izin vermeyecek ve TBMM üyelerinin de anlayabileceği açıklıkta
    (Böyle yazdığıma sakın alınmayın, TBMM üyesi seçilmek için okuryazar olmak yeterlidir..) yazılmalıdır. DENK bütçe yapılacağı ve laik eğitime dönüleceği hayatı %5 ve daha fazla pahalandıran hükumetlerin TBMM tarafından görevlerinden alınacakları Anayasamıza yazılmalıdır. Bu katkılarla önemli  tarihi yazıyı sunuyorum.
    (Dr. Aytekin Ertuğrul, Em. Deniz Tabip Albay)
    ===========================================

“15 Temmuz” ile ilgili görüşlerimizi biz de bu sitede daha ilk günlerde yazmıştık :

  • 15 Temmuz, AKP’nin mevcut rejimi yıkmak,
    yerine İslam Devleti kurmak için kurguladığı
    “Kontrollü bir darbe” kalkışmasıdır.

Sayın Rifat Serdaroğlu‘nun aynen yukarıda vurguladığı gibi!

Sevgi, saygı ve kaygı ile.
19 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Ünv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   
profsaltik@gmail.com

Erdoğan’ın darbe tezgahı ve siyasal iktidarın tam fethi

Erdoğan’ın darbe tezgahı ve
siyasal iktidarın tam fethi

Kemal Erdem
http://sendika10.org/2016/07/erdoganin-darbe-tezgahi-ve-siyasal-iktidarin-tam-fethi-kemal-erdem/, 19 Temmuz 2016

Cemaat’in kadrolarının Ordu içinde tek tek tasfiye edilmesi onun işine gelmiyordu.
O bu tasfiyeyi daha büyük amaçları için bir “siyasal kaldıraç” olarak kullanmak istiyordu. Denetimli bir şekilde Cemaat’in Ordu içindeki kadrolarını bir ikilem içerisine soktu, hiç acele etmeden  onların etrafını sararak onlara darbe yapmaktan başka bir yol bırakmadı. Bu yola başvurdukları andan itibaren de zaten hazırlıklı olan Erdoğan,
bu darbenin arkasına asıl kendi darbesini yerleştirdi.

(AS: Darbenin 1 numarası ilan edilen Hava Org. Akın Öztürk’ün elini RTE hararetle sıkmakta!?
Bu orgeneralin YAŞ’ta emekli edilmemesi için AKP – RTE’nin çooook baskı yaptığı da yazıldı.)

15 Temmuz günü akşam saatlerinde başlayan ve 16 Temmuz günü sabaha kadar süren ve Erdoğan tarafından hazırlanan ancak Fethullah Gülen Cemaati’nin kullanıldığı bir darbe tezgahı çok açık bir şekilde sahneye kondu. Bütün dünya bir Erdoğan ve AKP şovuna tanıklık etti.

Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler, Erdoğan ile AKP hükümetinin Gülen Cemaati’nin darbe faaliyetlerinden haberdar oldukları ve darbenin içine sızarak bu darbeye bir “düşük” yaptırarak asıl kendi darbelerini gerçekleştirmiş olduklarını göstermektedir. Erdoğan birçok kez yaptığı gibi, bu kez de kendi düşmanlarının hatalarını kendisine müttefik yaparak ve “gelen kuvvetin yönünü tersine çevirerek” kendi asıl amacına ilerleyen bir strateji uygulamıştır..

Erdoğan, MİT aracılığıyla darbeyi önceden denetim altına alarak ve denetimli bir şekilde gelişmesini sağlayarak, Gülen Cemaati’nin bu hatasını devleti ve siyasal iktidarı tam
ele geçirmek için kullanmıştır. 15 Temmuz darbesi, MİT tarafından Gülen Cemaati’nin darbesine düşük yaptırılarak gerçekleşmiş ve bu düşük darbe aracılığıyla asıl darbeyi Erdoğan yapmıştır. Yani darbe içinde darbe yapılmıştır.

Darbe sonrasında yaşananlar ve ortaya çıkan bilgiler bu iddiamızı doğrulamaktadır.

MİT’in uzun zamandan beri Ordu içinde Gülen Cemaati’nin adamlarını izlediği ve
bu grubun bir askeri darbe hazırlığı içinde olduğu biliniyordu.İşte bununla ilgili haber:

“Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantıları olduğu iddia edilen Akın Öztürk’ün ‘darbe yapabilecek potansiyele sahip olduğunun’ geçen yıl bir grup subay tarafından Genelkurmay Başkanlığı’na bildirildiği öğrenildi.

Türk Silahlı Kuvvetleri, devletten temizlenmeye başlanan FETÖ bağlantılarına sahip general ve amirallerin önümüzdeki günlerde yapılacak olan Yüksek Askeri Şura’da emekli edileceklerinin belli olması üzerine Orgeneral Öztürk’ün düğmeye bastığı ortaya atılan iddialar arasında. Eğer darbe başarılı olsaydı, Akın Öztürk Genelkurmay Başkanı olacaktı.” (hurriyet.com.tr/16 Temmuz 2016)

Ama kanımızca Erdoğan ve hükümet, bu grubu tek tek izlememekteydiler ama bu darbenin içine de adamlarını sızdırarak ve başarısız bir darbenin ortaya çıkmasını sağlayarak,
bu başarısız darbeyi bastırma görünümü altında bütün muhalefeti de bastırarak Erdoğan’a Başkanlık biçimi altında Tek Adam Diktatörlüğü’nü açmak istiyorlardı.

CHP milletvekili Dursun Çiçek, CNN Türk’e yaptığı bir değerlendirmede üstü örtülü bir şekilde bu darbede MİT’in rolünü sorgulamış ve bu kadar yaygın bir örgütlenmeden MİT’in haberinin olmamasının mümkün olmadığını ve de bu darbenin bilerek Erdoğan ile hükümet tarafından önünün açıldığını belirtmiştir:

“Bu kadar yaygın bir örgütlenmeyi istihbaratın önceden görmemesi anlaşılır gibi değildir. Milli İstihbaratın ve Cumhurbaşkanının bu örgütlenmeden önceden haberdar olup
önlem almış olması gerekirdi. Kuşku var; acaba bilerek mi tedbir alınmadı? Genelkurmaybaşkanı’nın darbeciler tarafından denetim altına alındığının anlaşılmasından sonra yerine hemen atama yapılmalıydı, gecikilmiştir. Atama zamanında yapılsaydı
darbe girişimi daha az zararla engellenirdi” (hurriyet.com.tr/17 Temmuz 2016)

İlginç bir şekilde 17/24 Aralık 2013 operasyonlarından sonra, Emniyet ve Yargı içinde büyük bir temizlik yapan Erdoğan, Cemaat’in Ordu içindeki uzantılarına dokunmadı.
Hatta bu durum kamuoyunda büyük bir eleştiri konusu oldu. Bugün ortaya çıkan tablodan da anlaşılmaktadır ki, Erdoğan Cemaat’in Ordu içindeki uzantılarına bilerek dokunmayarak ve etrafını tümden kuşatarak, onları başarısız bir darbe girişiminin içine çekerek, bu darbeyi bastırma görünümü altında kendi darbesini derinleştirmek ve iktidarı tam ele geçirmek istemekteydi. Ordu içindeki Cemaat kadrolarını teker teker tasfiye etmek varken, bunu yapmayarak, onları kendi darbesini gerçekleştirmek için kullanmıştır.

MİT bu darbenin neresindedir?

Bu darbeyi uzun zamandan beri izleyen MİT, hangi adamlarını bu darbeciler içine sokmuştur ve bu darbecileri nasıl kendi kucaklarına düşmeleri için manüple etmiştir? Darbecilerin zamansız bir şekilde harekete geçmeleri için hükümet, bu darbeci kadrolara operasyon olacağı haberini yaymış ve onlar da bu durum karşısında hemen harekete geçmek zorunda kalmışlardır. İşte bununla ilgili Cumhuriyet’te Ahmet Şık’ın haberi:

“ Ankara’dan istihbarat kaynaklı birtakım iddialar: Ordudaki Cemaat kadrolarına yönelen soruşturmalarla ilgili 16 Temmuz sabah erkenden operasyonların ilk dalgasının yapılmasına karar verildi.  İzmir askeri casusluk davası kumpas soruşturmasın savcısı Okan Bato’nun şüpheli listesindeki askerlerin tamamı hakkında gözaltı kararı var. Bunun dışında komuta kademesindeki birçok rütbeliyi kapsayan gözaltı kararı verilmişti.

Savcı Bato’nun, Ağustos şurasından önce operasyonların başlatılması önerisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanmıştı. Gözaltı kararları ve yapılacak operasyonlarla ilgili Genelkurmay’a bilgi verildi onay alındı. Bu sabah 04’te operasyonlar başlayacaktı. Aralarında darbe girişimine kalkışanların da bulunduğu, haklarında gözaltı kararı verilen tüm askerler teknik takip altındaydı.

15 Temmuz gündüz saatlerinde teknik izleme yapan birimler olağan dışı hareketlilik gözlemlendiğini rapor etti. Ancak ne olduğu anlaşılamadı. 15 Temmuz gecesi ise darbe girişimi ortaya çıktı. Tahminen daha ileri tarih için planlanan darbe girişiminin B planı devreye sokuldu. Jandarma ve Hava Kuvvetleri merkezli darbe girişiminin beyni Cemaat. Sayıca çok büyük değillerdi ve ordu içinden destekleri zayıf kaldı. AKP ve Erdoğan karşıtı asker ve sivillerin kendilerine destek vereceklerini, AKP yanlılarına karşı yanlarında duracağını düşündüler.” (Ahmet Şık, Cumhuriyet, 16 Temmuz 2016)

Erdoğan’ın amacı tek Cemaat’in kadrolarını Ordu içinde tasfiye etmek değildi. Ama bu tasfiyeyi bütün siyasal iktidarı ve özellikle Başkanlık Sistemi’nin önündeki engelleri kaldırmak için de kullanmak istiyordu. Cemaat’in kadrolarının Ordu içinde tek tek tasfiye edilmesi O’nun işine gelmiyordu. O, bu tasfiyeyi daha büyük amaçları için bir “siyasal kaldıraç” olarak kullanmak istiyordu. Denetimli bir şekilde Cemaat’in Ordu içindeki kadrolarını bir ikileme soktu; hiç acele etmeden, onların etrafını sararak onlara darbe yapmaktan başka bir yol bırakmadı. Bu yola başvurdukları andan başlayarak da
zaten hazırlıklı olan Erdoğan, bu darbenin arkasına asıl kendi darbesini yerleştirdi.

Cemaat’in darbesinin bastırılmasından sonra, bu rüzgarı arkasına alan Erdoğan, 2500 savcı ve hakimi, Anayasa Mahkemesi’nin iki üyesini ve HSYK’nın beş üyesini hemen tasfiye etti. Sanki Ordu’daki darbeyi bu kesimler yaptı? Zaten uzun zamandan beri, Erdoğan’ın yargıyı ve Anayasa Mahkemesi’ni yüzde yüz ele geçirmek için planlar yaptığı yazılmaktaydı ve Erdoğan’ın yargıyı yüzde yüz ele geçirme planının bu darbe tezgahı olduğu da açığa çıkmış oldu.

Erdoğan’ın “15 Temmuz Darbesi” tümüyle psikolojik savaş yöntemleri üzerine oturan bir darbedir. Darbenin bastırılması görünümü altında asıl darbenin yapılması yeni bir taktik değildir. Aynı darbeyi AKP-Cemaat ittifakı, Ergenekon Komplosu ile Kemalistlere karşı yaptı. Mağduriyet yaratarak kitleleri kazanmak daha etkili olduğu için, bu tür psikolojik operasyon destekli darbeler daha tercih edilmektedir. Çünkü böyle darbelerde bastırmanın şiddeti daha yüksek olmakta ve istenilen siyasal amaca yürümek daha kolay olmaktadır. Cemaat’in polis ve yargı içindeki tasfiyesine benzer bir tasfiye Ordu’da yapılmış olsaydı, bunun Erdoğan için çok bir getirisi olmayacaktı.

Bu darbeye MİT’in önceden hazırlıklı olduğu ve her şeyin en ince ayrıntısına dek
düşünüldüğü, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ve Kuvvet Komutanları’nın darbe boyunca enterne edilmelerinden bellidir. Genelkurmay Başkanı’nı gerçekten darbeciler mi rehin aldı yoksa darbeciler içindeki MİT’çiler mi rehin aldı? Erdoğan darbe sırasında
Hulusi Akar’ın ve Kuvvet Komutanları’nın kendisine karşı olası bir başka darbeye girişmelerini önlemek ya da Cemaat ile birlikte hareket etmelerini önlemek için,
bilerek Hulusi Akar’ı ve Kuvvet Komutanlarını enterne ederek ve emir-komuta zincirini askıya alarak işlerin ters gitmesinin önünü kesmiştir. Hiç kuşkusuz bunları hemen bilemeyiz ancak Erdoğan’ın darbe mekaniğinin mantığından bunlar çıkmaktadır.

Yine Ordu içindeki Cemaat kadrolarının, Yüksek Askeri Şura öncesinden sıkıştırılarak darbe için harekete geçmelerinin sağlanması da manidardır. Her şeyin Erdoğan ve hükümetin lehine olacak şekilde gelişmesi, tesadüf ile açıklanacak bir durum değildir.

Bir başka ilginç durum da MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “haklı” çıkmasıdır. Kendi partisindeki muhaliflerin hareketini her fırsatta Cemaat’in MHP’yi ele geçirme girişimi olarak sunan Bahçeli’nin, Erdoğan’ın bu darbe girişiminden haberdar olduğu ve gizli bir şekilde Erdoğan ile ittifak yaptığı anlaşılmaktadır. Bahçeli’nin partisindeki muhalifleri Cemaat ile ilişkili göstermesi tesadüf değil, Erdoğan ile yapmış olduğu gizli anlaşmanın sonucudur. Bahçeli’nin “haklı” çıkması dahi , bu darbenin perde gerisinde Erdoğan tarafından uzun zamandan beri hazırlandığının açık bir göstergesidir. Bahçeli kendi koltuğunu kurtarma karşılığında, Erdoğan’ın darbesinde figüran olmayı kabul etmiştir.

Erdoğan 15 Temmuz olaylarında göründüğü gibi masum değildir. Cemaat’in darbesinin arkasına kendi darbesini yerleştirmesi görüşü ne komplodur ne de yabana atılacak bir fikirdir. Karanlıklar Prensi Hakan Fidan, IŞİD üzerinden Türkiye’ye füze attırarak Türkiye’nin Suriye’ye girmesine temel hazırlamayı biliyor da, Cemaat üzerinden bir provakasyon ile darbe yapmasını mı bilmiyor ? Yoksa insanlar Erdoğan ve AKP’nin bu kadar akıllı ve yetenekleri olmadıklarını mı düşünüyorlar? Bu insanlar sandığımızdan da akıllı ve zeki insanlar.

15 Temmuz olaylarında karanlıkta kalan ve tuhaf birçok olay var. Darbeciler linç edildiği için ve tamamen itibarsızlaştırıldığı ve de tamamen kendilerini ifade etmeleri engellendiği için, hükümetin her dediği kamuoyu tarafından hemen doğru kabul edilmekte ve “yutulmakta”dır. Örneğin bu tuhaf olaylardan birisi de Meclis’in bombalanması olayıdır.
Bu bombalamayı gerçekten kim yaptı? Bu bombalamanın hükümete yarayacak bir şekilde gerçekleşmesi tuhaftan da öte ve bu 15 Temmuz darbesinin en karanlık taraflarından birisidir. Darbeciler darbe ile başka siyasal güçleri de kendi yanlarına çekmek istiyorlardı
ve TRT’de yayınladıkları bildiride de “demokratik ve parlamenter sisteme ve de insan haklarına saygılı bir sistem” kurmak istediklerini belirttiler. Bunun tersi olan bir eylemi niçin yapsınlar? Buradan da Meclis’in kimin tarafından bombalandığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Bunun gibi bir sürü olay vardır: Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nın tutuklanması, Erdoğan’ın kaldığı otelin bombalanması, Saray’ın bombalanması, MİT’in taranması, Erdoğan’ın uçağının sözde jetler tarafından taciz edilmesi vs. Bütün bunların doğruluğunu kim teyit edecek ve bunu yapanlar gerçekten kimdi? Hükümetin adamları mıydı yoksa darbecilerin adamları mıydı?

Madem MİT bu darbe tezgahının içindedir o zaman başka sorular akla gelmektedir:

MİT darbecilerin “beynine” ne kadar sızmış ve onların darbesini ne kadar hükümete yarayacak şekilde manüple etmiştir? Darbeciler içine sızdırılan adamların ne kadarı öldürülmüş ya da çıkan çatışmalar da öldürülmüştür? Ordu içindeki Cemaat kadrolarının
ne kadarı ajanlaştırılarak çift taraflı kullanılmıştır?

Sonra darbede başka tuhaflıklar da vardır. En kötü darbeci dahi, bir darbenin başarısı için siyasal iktidarın başını yok etmek için harekete geçer. Ama darbe boyunca Erdoğan ve Hükümet üyelerine yönelik hiçbir girişim olmadığı gibi, bir de bu siyasiler gece boyunca şov yaptılar (gayet rahat olmalarını da ayrıca bir kenara bırakıyorum). Sürekli bir şekilde Erdoğan ve Hükümet üyelerinin olmadığı yerler bombalandı.

TRT’ye bildiri okutmaya giden grup da tuhaf bir şekilde spikere özel kanalları nasıl keseceklerini soruyordu. Darbeciler her şeyi düşünmüşler ama özel kanalları nasıl keseceklerini düşünmemişler! İnsan sormadan edemiyor: darbecilerin bazı gruplarını
yoksa onlar içine sızmış hükümet ajanları mı darbenin başarısız olması için yönetiyordu? Eğer öyleyse bu ajanlar Meclis’in bombalanması gibi olaylara da karıştılar mı?

Erdoğan darbesinin yöntemi o kadar basittir ki; bu kadar basit bir yöntemin bu kadar büyük politik sonuçlara yol açması oldukça ilginçtir. Erdoğan’ın başından beri yani hükümete geldiğinden beri önceleri Cemaat ile ve daha sonraları ise tek başına bir darbe mekaniği var ve bu mekanizma parçalı bir şekilde ilerlemektedir. Yani Erdoğan’ın siyasal iktidarı
tam ele geçirme yürüyüşü
zamana yayılmış ve parça parça komplolar ve psikolojik savaş yöntemleriyle ilerlemektedir.

Erdoğan’ın darbe mekaniği daha önce Ergenekon Komplosu’nda da gördüğümüz gibi
sert ve yumuşak güçlerin birlikte kullanımına dayanmaktadır. Aynı birlikteliği 15 Temmuz darbesinde de görmekteyiz. Sert güçler de kendi içinde dolaylı ve dolaysız olarak ikiye ayrılmaktadır. Dolaylı güçler gizli olarak kullanılan güçlerdir ve dolaysız güçler ise devletin açık kolluk güçleridir. Yumuşak güçler ise, politik ve ideolojik güçlerdir : Politikacılar, bürokratlar ve gazeteciler gibi. Bu sonuncular, psikolojik savaşın yöntemlerine uygun olarak, sert güçlerin “darbelerini” halka manüple ederek ve algının yönü ile şiddetini değiştirerek vererek, istenilen sonucu geniş kitlelere yayarlar.

Erdoğan kendi darbesinin kollarını üçe ayırarak iktidarın iplerini tam ele geçirmiştir:

1-Halk güçlerine karşı IŞİD ve El Kaide terörü üzerinden darbe vurmuş;

2-Devlet içindeki muhalefete Gülen Cemaati üzerinden bir komplo ile darbe vurmuş.

3-Devletin kolluk güçlerini de “terörle mücadele” görünümü altında kullanarak
bütün muhalefeti bastırmaya çalışmıştır.

Birinci ve İkinci gruptaki güçler dolaylı ve gizli güçler olup, bu güçlerin darbeleri açık
ve dolaysız güçler ile birleştirilerek, bütün toplum zapturapt altına alınmıştır.

Bir başka nokta da, başta ABD ve Batı olmak üzere, bazı devletlerin Erdoğan’dan kurtulmak için Gülen Cemaati’nin darbesine bel bağlamış olduğunun ortaya çıkmasıdır.
Bu darbenin aslında alttan alta gizli bir şekilde Batı tarafından desteklendiği ve de Erdoğan’dan kurtulmak için Cemaat’e bel bağlandığı anlaşılmıştır. Her işi yüzüne gözüne bulaştıran Batı, bu darbeyi de yüzüne-gözüne bulaştırdı ve Erdoğan’ı hafife almanın bedelini ağır ödedi. Bundan sonra Batı’da daha fazla bombaların ve terör eylemlerinin olacağından artık kuşku yoktur.

  • Türkiye 15 Temmuz’dan başlayarak, Erdoğan’ın sinsi bir şekilde Gülen darbesinin arkasına gizlediği darbe ile daha da karanlık bir döneme girmiştir.
  • Erdoğan 15 Temmuz darbesi ile tek Başkanlık Sistemi’nin önündeki engelleri kaldırmamış ama iktidarın iplerini de tamamen ele geçirerek, bütün ülkeyi tamamen esir almıştır! 

    =================================== 

    Dostlar,23 Temmuz 2016 günü web sitemizde şunları yazmıştık
    (http://ahmetsaltik.net/2016/07/23/anli-sanli-15-temmuz-2016-darbe-girisimi/)

    ANLI ŞANLI 15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ 

    Nedense bize her şey şu acı ibretleri anımsatıyor                        :

    – 1933; Almanya’da Hitler’in Alman Parlamentosu Reichstag’ı yaktırması ve
    ertesi sabah büyük gözaltı ile ne denli karşıtı varsa derdest etmesi..

    – 1955, 6-7 Eylül rezaletinde Menderes ve DP’nin İstanbul’daki Rum azınlığa kanlı tezgahı..
    – 12 Mart 1971 öncesinde Marmara araba vapurunun batırılması ve olayın solculara yıkılması..
    – 12 Mart 1971 darbesini yapan dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Memduh Tağmaç’ın
    “Sosyal gelişmeler ekonomik gelişmenin önüne geçti.. Bu 1961 anayasası ülkeye bol geliyor..”
    deyişini ve dünyaya örnek 1961 Anayasası’nın güzelim 35 maddesinin sıkıyönetim altında değiştirilerek bu Anayasanın iğdişleştirilmesini..
    – 12 Mart 1971 darbesinde yapılan, binlerce insanı içeren Balyoz Harekatı ve
    BÜYÜK GÖZALTI‘nı… ki merhum Çetin Altan bu yakıcı sorunu önemli bir kitabına konu etmişti :

    Cetin_ALTAN_BUYUK_GOZALTI
    – 12 Mart’ın Anayasa hukuku profesörü Nihat Erim’in “Makable şamil kanun çıkaracağız..” sözü ile hukuk biliminin evrensel ilkelerini ve kendi hukukçu kimliğini ayaklar altına atışını..
    12 Mart döneminde yüzlerce Kemalist subayın tasfiye edilişini..
    – 12 Eylül 1980’e koşar adım sürüklenişimizi ve darbe lideri
    Kenan Evren’in koşulların olgunlaşmasını beklediklerini itiraf eden tüyler ürpertici sözlerini..
    – 12 Eylülcülerin 50’yi aşkın insanın idam edişini (17 yaşındaki
    Erdal Eren’in yaşını büyütüp, bekletip asmalarını!),
    Evren’in “Asmayıp da besleyelim mi??” kepazeliğini..
    – 12 Eylül döneminde yüzlerce Kemalist subayın 10 yıl sonra
    bir kez daha tasfiye edilişini..

    *****

    Garp cephesinde yeni bir şey yok..
    Her şey son derece “Klasik”..
    Yalnız yukarıdaki yazımız ile kalmadık..
    15 Temmuz bağlamında 3-4 yazı kaleme / klavyeye aldık ve benzer değerlendirmeleri yaptık..

    Encamımız hayrola..
    Elbet bu komployu da ülkemiz aşacak.. ama ne zaman ve ne çok ağır bedellerle ?!?

    Sevgi ve saygı ile.
    03 Ağustos  2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

E. ORA. NUSRET GÜNER’İN SAVUNMASI

KOMUTANIMIZ
E. ORA. NUSRET GÜNER’İN
9 HAZİRAN 2015 TARİHLİ SAVUNMASI

1.   9 Haziran 2015 tarihinde, İstanbul Büyükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinde,
“Türk Milletine Savunmamdır” başlığı altında sunduğum savunma aşağıdaki linktedir.

2.   Talimat ile alınan söz konusu Savunma Ankara Adliyesine, yargılamanın yapılacağı
esas mahkemeye gönderilmiştir. Ankara’da 24. Asliye Ceza Mahkemesindeki Yargılama ise 13 Ekim 2015 günü saat 09.30’da yapılacaktır. Bu yargılama sırasında son sözlerimi söyleyeceğim.

3.   Bu mesajı göndermekten amacım; ilgilenebilecek kişi ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, açıklamalarımın Türk Milleti’ne ulaştırılması ve Halkımızın konuya ilişkin bilgilendirilmesidir.

Saygılarımla.

Nusret Güner
Oramiral (E)
T.C. Donanması 45. Komutanı

=================================

Dostlar,

Çok değerli – onurlu – yürekli komutanlarımızdan T.C. Donanması 45. Komutanı
Oramiral (E) 
Nusret Güner, 9 Haziran 2015’te yaptığı savunmasını sanal ortamda paylaştı.
Son savunmasını ise 13 Ekim 2015 günü Ankara’da yapacak.. 24. Asliye Ceza Mahkemesi, 09:30..
Bu yiğit ve kişilikli komutanımıza destek olalım, Ankara adliyesinde salonda bulunalım..Sayın E. Oramiral Güner‘in 14 sayfalık savunma metnini pdf olarak aşağıdaki erişkeden çağırıp okuyabilirsiniz, okumalısınız..

Turk_Milletine_Savunmam_9Haziran2015

Sayın Oramiral’in Orduevlerine girişini önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök denen zat yasaklamıştı.. Ankara Sakarya Meydanı’nda bir SESSİZ ÇIĞLIK eyleminde idik..
Konuşması sırasında, utangaç bir eda ile bu incitici durumu dile getirmişti.
Biz de araya girerek,- Paşam bizim evde kalın her gelişinizde…diye yüksek sesle seslenmiştik. Katılımcılar da yinelemişti bizim tümcemizi..
Kendiliğinden oluşan dayanışma hepimizi duygulandırmış ve yüreklendirmişti..

Dileriz bu utandıran yasaklamayı yeni Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar Paşa kaldırır, kaldırmıştır.. (İzleyemedik ne yazık ki..)

Orduevi yasağı kaldırılmadı ise Nusret Güner Paşa evimizde konaklayabilir
Ankara’ya duruşmaya geldiğinde! Gönüller geniş ola, gönüller!

Sevgi ve saygı ile.
08.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com