Etiket arşivi: 12 Mart 1971 Balyoz Harekatı ve BÜYÜK GÖZALTI

Erdoğan’ın darbe tezgahı ve siyasal iktidarın tam fethi

Erdoğan’ın darbe tezgahı ve
siyasal iktidarın tam fethi

Kemal Erdem
http://sendika10.org/2016/07/erdoganin-darbe-tezgahi-ve-siyasal-iktidarin-tam-fethi-kemal-erdem/, 19 Temmuz 2016

Cemaat’in kadrolarının Ordu içinde tek tek tasfiye edilmesi onun işine gelmiyordu.
O bu tasfiyeyi daha büyük amaçları için bir “siyasal kaldıraç” olarak kullanmak istiyordu. Denetimli bir şekilde Cemaat’in Ordu içindeki kadrolarını bir ikilem içerisine soktu, hiç acele etmeden  onların etrafını sararak onlara darbe yapmaktan başka bir yol bırakmadı. Bu yola başvurdukları andan itibaren de zaten hazırlıklı olan Erdoğan,
bu darbenin arkasına asıl kendi darbesini yerleştirdi.

(AS: Darbenin 1 numarası ilan edilen Hava Org. Akın Öztürk’ün elini RTE hararetle sıkmakta!?
Bu orgeneralin YAŞ’ta emekli edilmemesi için AKP – RTE’nin çooook baskı yaptığı da yazıldı.)

15 Temmuz günü akşam saatlerinde başlayan ve 16 Temmuz günü sabaha kadar süren ve Erdoğan tarafından hazırlanan ancak Fethullah Gülen Cemaati’nin kullanıldığı bir darbe tezgahı çok açık bir şekilde sahneye kondu. Bütün dünya bir Erdoğan ve AKP şovuna tanıklık etti.

Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler, Erdoğan ile AKP hükümetinin Gülen Cemaati’nin darbe faaliyetlerinden haberdar oldukları ve darbenin içine sızarak bu darbeye bir “düşük” yaptırarak asıl kendi darbelerini gerçekleştirmiş olduklarını göstermektedir. Erdoğan birçok kez yaptığı gibi, bu kez de kendi düşmanlarının hatalarını kendisine müttefik yaparak ve “gelen kuvvetin yönünü tersine çevirerek” kendi asıl amacına ilerleyen bir strateji uygulamıştır..

Erdoğan, MİT aracılığıyla darbeyi önceden denetim altına alarak ve denetimli bir şekilde gelişmesini sağlayarak, Gülen Cemaati’nin bu hatasını devleti ve siyasal iktidarı tam
ele geçirmek için kullanmıştır. 15 Temmuz darbesi, MİT tarafından Gülen Cemaati’nin darbesine düşük yaptırılarak gerçekleşmiş ve bu düşük darbe aracılığıyla asıl darbeyi Erdoğan yapmıştır. Yani darbe içinde darbe yapılmıştır.

Darbe sonrasında yaşananlar ve ortaya çıkan bilgiler bu iddiamızı doğrulamaktadır.

MİT’in uzun zamandan beri Ordu içinde Gülen Cemaati’nin adamlarını izlediği ve
bu grubun bir askeri darbe hazırlığı içinde olduğu biliniyordu.İşte bununla ilgili haber:

“Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantıları olduğu iddia edilen Akın Öztürk’ün ‘darbe yapabilecek potansiyele sahip olduğunun’ geçen yıl bir grup subay tarafından Genelkurmay Başkanlığı’na bildirildiği öğrenildi.

Türk Silahlı Kuvvetleri, devletten temizlenmeye başlanan FETÖ bağlantılarına sahip general ve amirallerin önümüzdeki günlerde yapılacak olan Yüksek Askeri Şura’da emekli edileceklerinin belli olması üzerine Orgeneral Öztürk’ün düğmeye bastığı ortaya atılan iddialar arasında. Eğer darbe başarılı olsaydı, Akın Öztürk Genelkurmay Başkanı olacaktı.” (hurriyet.com.tr/16 Temmuz 2016)

Ama kanımızca Erdoğan ve hükümet, bu grubu tek tek izlememekteydiler ama bu darbenin içine de adamlarını sızdırarak ve başarısız bir darbenin ortaya çıkmasını sağlayarak,
bu başarısız darbeyi bastırma görünümü altında bütün muhalefeti de bastırarak Erdoğan’a Başkanlık biçimi altında Tek Adam Diktatörlüğü’nü açmak istiyorlardı.

CHP milletvekili Dursun Çiçek, CNN Türk’e yaptığı bir değerlendirmede üstü örtülü bir şekilde bu darbede MİT’in rolünü sorgulamış ve bu kadar yaygın bir örgütlenmeden MİT’in haberinin olmamasının mümkün olmadığını ve de bu darbenin bilerek Erdoğan ile hükümet tarafından önünün açıldığını belirtmiştir:

“Bu kadar yaygın bir örgütlenmeyi istihbaratın önceden görmemesi anlaşılır gibi değildir. Milli İstihbaratın ve Cumhurbaşkanının bu örgütlenmeden önceden haberdar olup
önlem almış olması gerekirdi. Kuşku var; acaba bilerek mi tedbir alınmadı? Genelkurmaybaşkanı’nın darbeciler tarafından denetim altına alındığının anlaşılmasından sonra yerine hemen atama yapılmalıydı, gecikilmiştir. Atama zamanında yapılsaydı
darbe girişimi daha az zararla engellenirdi” (hurriyet.com.tr/17 Temmuz 2016)

İlginç bir şekilde 17/24 Aralık 2013 operasyonlarından sonra, Emniyet ve Yargı içinde büyük bir temizlik yapan Erdoğan, Cemaat’in Ordu içindeki uzantılarına dokunmadı.
Hatta bu durum kamuoyunda büyük bir eleştiri konusu oldu. Bugün ortaya çıkan tablodan da anlaşılmaktadır ki, Erdoğan Cemaat’in Ordu içindeki uzantılarına bilerek dokunmayarak ve etrafını tümden kuşatarak, onları başarısız bir darbe girişiminin içine çekerek, bu darbeyi bastırma görünümü altında kendi darbesini derinleştirmek ve iktidarı tam ele geçirmek istemekteydi. Ordu içindeki Cemaat kadrolarını teker teker tasfiye etmek varken, bunu yapmayarak, onları kendi darbesini gerçekleştirmek için kullanmıştır.

MİT bu darbenin neresindedir?

Bu darbeyi uzun zamandan beri izleyen MİT, hangi adamlarını bu darbeciler içine sokmuştur ve bu darbecileri nasıl kendi kucaklarına düşmeleri için manüple etmiştir? Darbecilerin zamansız bir şekilde harekete geçmeleri için hükümet, bu darbeci kadrolara operasyon olacağı haberini yaymış ve onlar da bu durum karşısında hemen harekete geçmek zorunda kalmışlardır. İşte bununla ilgili Cumhuriyet’te Ahmet Şık’ın haberi:

“ Ankara’dan istihbarat kaynaklı birtakım iddialar: Ordudaki Cemaat kadrolarına yönelen soruşturmalarla ilgili 16 Temmuz sabah erkenden operasyonların ilk dalgasının yapılmasına karar verildi.  İzmir askeri casusluk davası kumpas soruşturmasın savcısı Okan Bato’nun şüpheli listesindeki askerlerin tamamı hakkında gözaltı kararı var. Bunun dışında komuta kademesindeki birçok rütbeliyi kapsayan gözaltı kararı verilmişti.

Savcı Bato’nun, Ağustos şurasından önce operasyonların başlatılması önerisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanmıştı. Gözaltı kararları ve yapılacak operasyonlarla ilgili Genelkurmay’a bilgi verildi onay alındı. Bu sabah 04’te operasyonlar başlayacaktı. Aralarında darbe girişimine kalkışanların da bulunduğu, haklarında gözaltı kararı verilen tüm askerler teknik takip altındaydı.

15 Temmuz gündüz saatlerinde teknik izleme yapan birimler olağan dışı hareketlilik gözlemlendiğini rapor etti. Ancak ne olduğu anlaşılamadı. 15 Temmuz gecesi ise darbe girişimi ortaya çıktı. Tahminen daha ileri tarih için planlanan darbe girişiminin B planı devreye sokuldu. Jandarma ve Hava Kuvvetleri merkezli darbe girişiminin beyni Cemaat. Sayıca çok büyük değillerdi ve ordu içinden destekleri zayıf kaldı. AKP ve Erdoğan karşıtı asker ve sivillerin kendilerine destek vereceklerini, AKP yanlılarına karşı yanlarında duracağını düşündüler.” (Ahmet Şık, Cumhuriyet, 16 Temmuz 2016)

Erdoğan’ın amacı tek Cemaat’in kadrolarını Ordu içinde tasfiye etmek değildi. Ama bu tasfiyeyi bütün siyasal iktidarı ve özellikle Başkanlık Sistemi’nin önündeki engelleri kaldırmak için de kullanmak istiyordu. Cemaat’in kadrolarının Ordu içinde tek tek tasfiye edilmesi O’nun işine gelmiyordu. O, bu tasfiyeyi daha büyük amaçları için bir “siyasal kaldıraç” olarak kullanmak istiyordu. Denetimli bir şekilde Cemaat’in Ordu içindeki kadrolarını bir ikileme soktu; hiç acele etmeden, onların etrafını sararak onlara darbe yapmaktan başka bir yol bırakmadı. Bu yola başvurdukları andan başlayarak da
zaten hazırlıklı olan Erdoğan, bu darbenin arkasına asıl kendi darbesini yerleştirdi.

Cemaat’in darbesinin bastırılmasından sonra, bu rüzgarı arkasına alan Erdoğan, 2500 savcı ve hakimi, Anayasa Mahkemesi’nin iki üyesini ve HSYK’nın beş üyesini hemen tasfiye etti. Sanki Ordu’daki darbeyi bu kesimler yaptı? Zaten uzun zamandan beri, Erdoğan’ın yargıyı ve Anayasa Mahkemesi’ni yüzde yüz ele geçirmek için planlar yaptığı yazılmaktaydı ve Erdoğan’ın yargıyı yüzde yüz ele geçirme planının bu darbe tezgahı olduğu da açığa çıkmış oldu.

Erdoğan’ın “15 Temmuz Darbesi” tümüyle psikolojik savaş yöntemleri üzerine oturan bir darbedir. Darbenin bastırılması görünümü altında asıl darbenin yapılması yeni bir taktik değildir. Aynı darbeyi AKP-Cemaat ittifakı, Ergenekon Komplosu ile Kemalistlere karşı yaptı. Mağduriyet yaratarak kitleleri kazanmak daha etkili olduğu için, bu tür psikolojik operasyon destekli darbeler daha tercih edilmektedir. Çünkü böyle darbelerde bastırmanın şiddeti daha yüksek olmakta ve istenilen siyasal amaca yürümek daha kolay olmaktadır. Cemaat’in polis ve yargı içindeki tasfiyesine benzer bir tasfiye Ordu’da yapılmış olsaydı, bunun Erdoğan için çok bir getirisi olmayacaktı.

Bu darbeye MİT’in önceden hazırlıklı olduğu ve her şeyin en ince ayrıntısına dek
düşünüldüğü, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ve Kuvvet Komutanları’nın darbe boyunca enterne edilmelerinden bellidir. Genelkurmay Başkanı’nı gerçekten darbeciler mi rehin aldı yoksa darbeciler içindeki MİT’çiler mi rehin aldı? Erdoğan darbe sırasında
Hulusi Akar’ın ve Kuvvet Komutanları’nın kendisine karşı olası bir başka darbeye girişmelerini önlemek ya da Cemaat ile birlikte hareket etmelerini önlemek için,
bilerek Hulusi Akar’ı ve Kuvvet Komutanlarını enterne ederek ve emir-komuta zincirini askıya alarak işlerin ters gitmesinin önünü kesmiştir. Hiç kuşkusuz bunları hemen bilemeyiz ancak Erdoğan’ın darbe mekaniğinin mantığından bunlar çıkmaktadır.

Yine Ordu içindeki Cemaat kadrolarının, Yüksek Askeri Şura öncesinden sıkıştırılarak darbe için harekete geçmelerinin sağlanması da manidardır. Her şeyin Erdoğan ve hükümetin lehine olacak şekilde gelişmesi, tesadüf ile açıklanacak bir durum değildir.

Bir başka ilginç durum da MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “haklı” çıkmasıdır. Kendi partisindeki muhaliflerin hareketini her fırsatta Cemaat’in MHP’yi ele geçirme girişimi olarak sunan Bahçeli’nin, Erdoğan’ın bu darbe girişiminden haberdar olduğu ve gizli bir şekilde Erdoğan ile ittifak yaptığı anlaşılmaktadır. Bahçeli’nin partisindeki muhalifleri Cemaat ile ilişkili göstermesi tesadüf değil, Erdoğan ile yapmış olduğu gizli anlaşmanın sonucudur. Bahçeli’nin “haklı” çıkması dahi , bu darbenin perde gerisinde Erdoğan tarafından uzun zamandan beri hazırlandığının açık bir göstergesidir. Bahçeli kendi koltuğunu kurtarma karşılığında, Erdoğan’ın darbesinde figüran olmayı kabul etmiştir.

Erdoğan 15 Temmuz olaylarında göründüğü gibi masum değildir. Cemaat’in darbesinin arkasına kendi darbesini yerleştirmesi görüşü ne komplodur ne de yabana atılacak bir fikirdir. Karanlıklar Prensi Hakan Fidan, IŞİD üzerinden Türkiye’ye füze attırarak Türkiye’nin Suriye’ye girmesine temel hazırlamayı biliyor da, Cemaat üzerinden bir provakasyon ile darbe yapmasını mı bilmiyor ? Yoksa insanlar Erdoğan ve AKP’nin bu kadar akıllı ve yetenekleri olmadıklarını mı düşünüyorlar? Bu insanlar sandığımızdan da akıllı ve zeki insanlar.

15 Temmuz olaylarında karanlıkta kalan ve tuhaf birçok olay var. Darbeciler linç edildiği için ve tamamen itibarsızlaştırıldığı ve de tamamen kendilerini ifade etmeleri engellendiği için, hükümetin her dediği kamuoyu tarafından hemen doğru kabul edilmekte ve “yutulmakta”dır. Örneğin bu tuhaf olaylardan birisi de Meclis’in bombalanması olayıdır.
Bu bombalamayı gerçekten kim yaptı? Bu bombalamanın hükümete yarayacak bir şekilde gerçekleşmesi tuhaftan da öte ve bu 15 Temmuz darbesinin en karanlık taraflarından birisidir. Darbeciler darbe ile başka siyasal güçleri de kendi yanlarına çekmek istiyorlardı
ve TRT’de yayınladıkları bildiride de “demokratik ve parlamenter sisteme ve de insan haklarına saygılı bir sistem” kurmak istediklerini belirttiler. Bunun tersi olan bir eylemi niçin yapsınlar? Buradan da Meclis’in kimin tarafından bombalandığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Bunun gibi bir sürü olay vardır: Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nın tutuklanması, Erdoğan’ın kaldığı otelin bombalanması, Saray’ın bombalanması, MİT’in taranması, Erdoğan’ın uçağının sözde jetler tarafından taciz edilmesi vs. Bütün bunların doğruluğunu kim teyit edecek ve bunu yapanlar gerçekten kimdi? Hükümetin adamları mıydı yoksa darbecilerin adamları mıydı?

Madem MİT bu darbe tezgahının içindedir o zaman başka sorular akla gelmektedir:

MİT darbecilerin “beynine” ne kadar sızmış ve onların darbesini ne kadar hükümete yarayacak şekilde manüple etmiştir? Darbeciler içine sızdırılan adamların ne kadarı öldürülmüş ya da çıkan çatışmalar da öldürülmüştür? Ordu içindeki Cemaat kadrolarının
ne kadarı ajanlaştırılarak çift taraflı kullanılmıştır?

Sonra darbede başka tuhaflıklar da vardır. En kötü darbeci dahi, bir darbenin başarısı için siyasal iktidarın başını yok etmek için harekete geçer. Ama darbe boyunca Erdoğan ve Hükümet üyelerine yönelik hiçbir girişim olmadığı gibi, bir de bu siyasiler gece boyunca şov yaptılar (gayet rahat olmalarını da ayrıca bir kenara bırakıyorum). Sürekli bir şekilde Erdoğan ve Hükümet üyelerinin olmadığı yerler bombalandı.

TRT’ye bildiri okutmaya giden grup da tuhaf bir şekilde spikere özel kanalları nasıl keseceklerini soruyordu. Darbeciler her şeyi düşünmüşler ama özel kanalları nasıl keseceklerini düşünmemişler! İnsan sormadan edemiyor: darbecilerin bazı gruplarını
yoksa onlar içine sızmış hükümet ajanları mı darbenin başarısız olması için yönetiyordu? Eğer öyleyse bu ajanlar Meclis’in bombalanması gibi olaylara da karıştılar mı?

Erdoğan darbesinin yöntemi o kadar basittir ki; bu kadar basit bir yöntemin bu kadar büyük politik sonuçlara yol açması oldukça ilginçtir. Erdoğan’ın başından beri yani hükümete geldiğinden beri önceleri Cemaat ile ve daha sonraları ise tek başına bir darbe mekaniği var ve bu mekanizma parçalı bir şekilde ilerlemektedir. Yani Erdoğan’ın siyasal iktidarı
tam ele geçirme yürüyüşü
zamana yayılmış ve parça parça komplolar ve psikolojik savaş yöntemleriyle ilerlemektedir.

Erdoğan’ın darbe mekaniği daha önce Ergenekon Komplosu’nda da gördüğümüz gibi
sert ve yumuşak güçlerin birlikte kullanımına dayanmaktadır. Aynı birlikteliği 15 Temmuz darbesinde de görmekteyiz. Sert güçler de kendi içinde dolaylı ve dolaysız olarak ikiye ayrılmaktadır. Dolaylı güçler gizli olarak kullanılan güçlerdir ve dolaysız güçler ise devletin açık kolluk güçleridir. Yumuşak güçler ise, politik ve ideolojik güçlerdir : Politikacılar, bürokratlar ve gazeteciler gibi. Bu sonuncular, psikolojik savaşın yöntemlerine uygun olarak, sert güçlerin “darbelerini” halka manüple ederek ve algının yönü ile şiddetini değiştirerek vererek, istenilen sonucu geniş kitlelere yayarlar.

Erdoğan kendi darbesinin kollarını üçe ayırarak iktidarın iplerini tam ele geçirmiştir:

1-Halk güçlerine karşı IŞİD ve El Kaide terörü üzerinden darbe vurmuş;

2-Devlet içindeki muhalefete Gülen Cemaati üzerinden bir komplo ile darbe vurmuş.

3-Devletin kolluk güçlerini de “terörle mücadele” görünümü altında kullanarak
bütün muhalefeti bastırmaya çalışmıştır.

Birinci ve İkinci gruptaki güçler dolaylı ve gizli güçler olup, bu güçlerin darbeleri açık
ve dolaysız güçler ile birleştirilerek, bütün toplum zapturapt altına alınmıştır.

Bir başka nokta da, başta ABD ve Batı olmak üzere, bazı devletlerin Erdoğan’dan kurtulmak için Gülen Cemaati’nin darbesine bel bağlamış olduğunun ortaya çıkmasıdır.
Bu darbenin aslında alttan alta gizli bir şekilde Batı tarafından desteklendiği ve de Erdoğan’dan kurtulmak için Cemaat’e bel bağlandığı anlaşılmıştır. Her işi yüzüne gözüne bulaştıran Batı, bu darbeyi de yüzüne-gözüne bulaştırdı ve Erdoğan’ı hafife almanın bedelini ağır ödedi. Bundan sonra Batı’da daha fazla bombaların ve terör eylemlerinin olacağından artık kuşku yoktur.

  • Türkiye 15 Temmuz’dan başlayarak, Erdoğan’ın sinsi bir şekilde Gülen darbesinin arkasına gizlediği darbe ile daha da karanlık bir döneme girmiştir.
  • Erdoğan 15 Temmuz darbesi ile tek Başkanlık Sistemi’nin önündeki engelleri kaldırmamış ama iktidarın iplerini de tamamen ele geçirerek, bütün ülkeyi tamamen esir almıştır! 

    =================================== 

    Dostlar,23 Temmuz 2016 günü web sitemizde şunları yazmıştık
    (http://ahmetsaltik.net/2016/07/23/anli-sanli-15-temmuz-2016-darbe-girisimi/)

    ANLI ŞANLI 15 TEMMUZ 2016 DARBE GİRİŞİMİ 

    Nedense bize her şey şu acı ibretleri anımsatıyor                        :

    – 1933; Almanya’da Hitler’in Alman Parlamentosu Reichstag’ı yaktırması ve
    ertesi sabah büyük gözaltı ile ne denli karşıtı varsa derdest etmesi..

    – 1955, 6-7 Eylül rezaletinde Menderes ve DP’nin İstanbul’daki Rum azınlığa kanlı tezgahı..
    – 12 Mart 1971 öncesinde Marmara araba vapurunun batırılması ve olayın solculara yıkılması..
    – 12 Mart 1971 darbesini yapan dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Memduh Tağmaç’ın
    “Sosyal gelişmeler ekonomik gelişmenin önüne geçti.. Bu 1961 anayasası ülkeye bol geliyor..”
    deyişini ve dünyaya örnek 1961 Anayasası’nın güzelim 35 maddesinin sıkıyönetim altında değiştirilerek bu Anayasanın iğdişleştirilmesini..
    – 12 Mart 1971 darbesinde yapılan, binlerce insanı içeren Balyoz Harekatı ve
    BÜYÜK GÖZALTI‘nı… ki merhum Çetin Altan bu yakıcı sorunu önemli bir kitabına konu etmişti :

    Cetin_ALTAN_BUYUK_GOZALTI
    – 12 Mart’ın Anayasa hukuku profesörü Nihat Erim’in “Makable şamil kanun çıkaracağız..” sözü ile hukuk biliminin evrensel ilkelerini ve kendi hukukçu kimliğini ayaklar altına atışını..
    12 Mart döneminde yüzlerce Kemalist subayın tasfiye edilişini..
    – 12 Eylül 1980’e koşar adım sürüklenişimizi ve darbe lideri
    Kenan Evren’in koşulların olgunlaşmasını beklediklerini itiraf eden tüyler ürpertici sözlerini..
    – 12 Eylülcülerin 50’yi aşkın insanın idam edişini (17 yaşındaki
    Erdal Eren’in yaşını büyütüp, bekletip asmalarını!),
    Evren’in “Asmayıp da besleyelim mi??” kepazeliğini..
    – 12 Eylül döneminde yüzlerce Kemalist subayın 10 yıl sonra
    bir kez daha tasfiye edilişini..

    *****

    Garp cephesinde yeni bir şey yok..
    Her şey son derece “Klasik”..
    Yalnız yukarıdaki yazımız ile kalmadık..
    15 Temmuz bağlamında 3-4 yazı kaleme / klavyeye aldık ve benzer değerlendirmeleri yaptık..

    Encamımız hayrola..
    Elbet bu komployu da ülkemiz aşacak.. ama ne zaman ve ne çok ağır bedellerle ?!?

    Sevgi ve saygı ile.
    03 Ağustos  2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com