DÜNYA BORCA GÖMÜLÜYOR !

DÜNYA BORCA GÖMÜLÜYOR !

Yani…herkesin eli başkasının cebinde 😄

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Değerli arkadaşlar,

Dünyadaki tüm ülkelerin dış borçlarının toplamı 2005’te 16 trilyon $ iken, 2018’de 76,6 trilyon $ oldu ve Dünya gelir toplamı 84,8 trilyon $’ın %90’ına erişti…

Son 4 yılda, Dış Borç yükünün artış hızı %1,5’tir ve ortalama GDP (AS: Gross Domestic Product, GSYİH) artış hızı %5’in altındadır; yani Borçlanma küresel denetim altına girmiş görünüyor… Böyle giderse, Dünya nüfusunun 9 milyara ve GDP toplamının 190 trilyon $’a erişeceği 2035 yılında Dünya Borç/Gelir oranının %50 düzeyinde kalabileceğini söyleyebiliriz… (GDP ~ milli Gelir)

Dünyanın en çok dış borcu olan ülkesi ABD aynı zamanda 20,5 trilyon $ ile yıllık geliri en yüksek ülkesidir. ABD Dünya nüfusunun %4,3 kadarı ama Dünya toplam Gelirinin %24’ünü alıyor. ABD’nin dış borcu gelirinin %115’idir… Hollanda’nın dış borcu gelirinin 5 katından fazladır..

Bu yüksek borç / gelir oranı hemen tüm gelişmiş ülkelerde görünen bir durumdur… Ülkelerde düşük işsizlik, düşük enflasyon buna karşın yüksek gelir göz önüne alındığında, Ekonomilerinin yüksek derecede rekabet gücü olan üretken ekonomiler olduğu hemen fark ediliyor.

Bu ekonomiler birbirlerine yüksek derecede “bağımlı / entegre” serbest pazar (kapitalist) ekonomilerdir… Bu mekanizmaya entegre olamayan (AS: eklemlenemeyen) düşük verimli zayıf ekonomilerde dış ticaret dengesi kurulamadığından, dış borçlar ödemesi zorlanıyor ve ara giderek açılıyor.

Türkiye’nin dış borç yükü 2019 başında 460 milyar $ olup Ulusal Gelirin %67’si kadardır ve olasılıkla 2023’te bu orantı %100 düzeyinde (Gelir = Borç) olacaktır. Türkiye için hiç de hoş bir görünüm değil. Kaygılarımla. æ
_____________
Kimi ülkelerin Borç / Gelir Oranı (%)

Çin 15               G. Kore 27          Brezilya 30       Rusya 40          İngiltere 313
Türkiye 67       ABD 115            Polonya 70        İtalya 124         Hollanda 522 !!
Almanya 141    İspanya 167        Fransa 243        İsviçre 269

Fotoğraf açıklaması yok.
==========================================

Dostlar,

DIŞ BORÇLAR
ÜLKEMİZİ İFLASA SÜRÜKLÜYOR!

Dış borçlar roket hızıyla artmakta, AKP “2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğiz” masalları anlatırken, 2023’te “salt dış borç” ulusal geliri aşacak gibi gözüküyor.. Bu iflas demektir, moratoryum demektir! Ne yazık ki bu büyük tehlikeyi biz sitemizde yazalı çoook oldu :
Birkaç noktanın altını yeniden ve özenle çizmek gerek :

1. Menderes – Bayar ikilisinin DP hükümeti 1950’de iktidara gelmiş, 8 yıl sonra 1958’de Türkiye’yi iflasa sürükleyerek borçları ödeyemediğini açıklayarak Moratoryum (iflas!) ilan etmişti. Ülkemizin altın stokları askeri uçaklarla Londra’ya taşınıp rehin edilmiş ve IMF güdümünde yeni borçlar alınmıştı. Oysa CHP – İsmet Paşa, 2. büyük savaştan – kıtlıklardan.. geçirdiği ülkemizde gene de yaklaşık 200 ton altın devretmişti Demokrat Parti iktidarına.

* Yaklaşık 60 yıl sonra bir kez daha mı uluslararası iflasa sürükleniyoruz??
Hiç kimse kendini kandırmasın; yukarıda adı geçen ve dış borç / ulusal gelir oranı bizden yüksek olan ülkelerin ciddi döviz gelirleri vardır.. Borç ödeme kapasiteleri bizden çooook yüksektir. ABD’yi hiç saymamak uygun olur çünkü dilediği zaman Dolar basma olanağına sahiptir (Senyoraj hakkı!?); borcunu kendi parasıyla ve karşılıksız ödeme olanağı demektir bu. Nitekim 2007-2008 küresel bunalımında, toplam küresel gelirin 1/10’u gibi olağanüstü yüksek oranda, toplam 6 trilyon $ para basarak kendi şirketlerini iflastan korumuştur. Bu muazzam emisyon (para basma) Dünya’da değişik biçimlerde emilmiş (absorbe edilmiş), ABD’de enflasyon olmadığı gibi Doların değeri de hemen hemen hiç düşmemiştir.
Dolayısıyla ABD Dünyayı haraca bağlamıştır, dünya halklarının sırtından geçinmektedir. Bu bakımdan Dolar’ın küresel rezerv para olması, ABD harami mali imparatorluğunun sürdürülebilmesi için yaşamsal önemdedir. 1990’a Irak’ta Saddam’ın petrolü Dolar ile satmayacağını ilan etmesi kendi sonunu getirmiştir. İran’a acımasız ve bitmeyen ambargonun altında da bu ülkenin dış ticaretinde Dolar kullanmak istememesi yatmaktadır.
Ne var ki, bu imparatorluk sonsuza dek yaşayacak değildir, nitekim çatırdamaktadır son yıllarda.
Her yıl en az 200 milyar $ dış girdiye (sıcak paraya) mahkum olan Türkiye’nin yüksek cari açığı, yapısal bir sorundur. Cari açığın en önemli kalemi enerji dışalımıdır ve yıllık 60 milyar Dolara yaklaşmaktadır. Türkiye, salt dış kaynağa, yabancı sermayeye değil, dışalımını yaptığı yüksek teknoloji ürünlerine de bağımlıdır. 100 Dolarlık dışsatım için 70 Doların altına inmeyen dışalım girdisi zorunludur (dışalıma bağımlı dışsatım hastalığı!).
Türkiye içte ve dışta borç bulmak için çok yüksek faiz ödemekte.
470 milyar Doları aşan çok yüksek salt “dış” borcun, değil ana parasını, faizini bile ödemekte zorlanmaktadır. Oysa AKP 2002 sonunda iktidar olduğunda toplam dış borç 129 milyar $ idi.. 2018 sonlarında Hazine %7,5 fahiş faiz ile, tefeci faizi ile borçlanmıştır. 1986-2003 arasında 8.2 milyar dolarlık, 2003-2017 arasında 60 milyar dolarlık özelleştirme yapan Türkiye, özelleştirmenin yarattığı sorunları kavrayamıyor.  Tersine, en son şeker fabrikalarında olduğu gibi, gözü kara yeni özelleştirmeler yapıyor. Döviz cinsinden yüksek faizli borcunu ödeyebilecek üretimi yok! Bu çark elbette tıkanacaktır, hem de çok sürmeyebilir..
Bu bakımdan Türkiye’nin çok ivedi (acil) ve köktenci (radikal) önlemler alma zamanı geldi :
Öncelikle demokratik – laik sosyal hukuk devletine dönüş ilk ve temel koşuldur.
1. Nüfus artış hızı asla teşvik edilmemeli, tersine birkaç yılda %1’in altına çekilmelidir.
2. Yaşamın her alanında en üst düzeyde tasarrufa dayalı yaşam biçimleri uygulanmalıdır.
Örn. Sağlık sektöründe koruyucu sağlık hizmetlerine mutlak bir öncelik verilmelidir.
3. Üretim seferberliği başlatılmalı, yerli ürünlerimiz dışarıya pazarlanmalıdır.
4. Hiçbir alanda israfa yer verilmemelidir.
5. Sayıları 4 milyonu aşan yabancılar bölgede barış sağlanarak ülkelerine gönderilmelidir.
6. Türkiye bölgede aktif tarafsızlık politikaları ile askeri harcamalarını azaltmalıdır.
7. Nitelikli insangücü yetiştirme ve AR-GE, öncelikli politikalar olmalıdır.
8. Toplu taşıma, demir ve denizyolu taşımacığı teşvik edilerek akaryakıt tasarrufu sağlanmalı, türev giderler sınırlandırılmalıdır.
9. Tüm kamu kurumlarının harcamaları etkin biçimde Sayıştay deneyiminde olmalı, bu raporlar kamuoyu ile paylaşılmalı ve sorumlularından hesap sorulmalıdır.
10. Kritik özelleştirmeler geri alınmalı, yeniden devletleştirilerek millileştirilmeli ve üretime koşulmalıdır. Yeni özelleştirme ve Yap İşlet Devret (BOT) imtiyazlarına son verilmelidir.
……..
AKP iktidarı = Erdoğan, ölçüsüz din sömürüsü ve türevi irrasyonel (akıl dışı) politikalarının çıkmaza saplandığını ar – tık görmelidir. 21. yy’ın şafağında şeriat düzenlerine yer yoktur. Bu yapılar tarihsel ömürlerini tamamlamıştır ve ilerlemeci tarih öğretisinde yerleri yoktur.
Bilimsel akılcılık dışında hiçbir rotaya yer ve olanak yok – tur..
Kör inadı sürdürmek “beka sorunu” nun ta kendisidir! Hem de çok geç değil..
Sevgi ve saygı ile. 05 Şubat 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Onur ÖYMEN

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Basında yer alan bilgilere göre  Yunanistan Dışişleri Bakanı Nicos Kocias yaptığı bir konuşmada “Kıbrıs’ta müzakere masasında artık güvenlik ve garantiler konusu var. Bunu, BM Genel Sekreter’i de İsviçre’deki müzakerelerde kabul etti. Dolayısıyla daha öncekine göre çok daha iyi pozisyondan başlayacağız.” demiş. Geçen yıl İsviçre’nin Crans Montana şehrinde yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, BM Genel Sekreteri Guterrez, hazırladığı raporda, garantiler sisteminin sürdürülemez olduğu görüşünü dile getirmişti. Türkiye ise daima garantiler konusunun müzakereye açık olmadığını vurgulamıştı. Buna karşılık KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakerelerin Guterrez prensipleri üzerinden sürdürülebileceği yolunda bir açıklama yapması, Türk tarafının garantiler konusunu görüşmeye hazır olduğu izlenimi yaratmış ve bu Türkiye’de tepkiyle karşılanmıştı. 

Nicos Kocias’ın bu kez yaptığı açıklama sanki iki taraf arasında garantilerin görüşülebileceği konusunda bir ön uzlaşmaya varıldığı izlenimi vermektedir. 

Bu konuda Yeniçağ gazetesine verdiğim demeçte özetle şunları söyledim:

Türkiye’nin Londra ve Zürih antlaşmalarından kaynaklanan güvenlik ve garanti hakları müzakere edilemez.Kıbrıs sorununun özünde bu yatıyor. Türkiye, 1974 yılında  Londra ve Zürih antlaşmalarındaki garanti hakkına dayanarak müdahalede bulunmuştur. Garantilerden vazgeçmek demek Kıbrıs’ı Girit gibi teslim etmek demektir. Toprak, garantiler ve oradaki askerlerimizin varlığı, bizim kırmızı çizgilerimizdir. Aksi takdirde Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayamayız. Umut ediyorum ki, Türkiye bunu kabul etmeyecektir. KKTC Başkanlığının böyle eğilimleri olduğu yolunda basında haberler çıkıyor. Ancak Türkiye’nin böyle bir çizgiyi kabul etmesi son derece sakıncalıdır. Garantilerden vazgeçilmesi Kıbrıs’ın tümüyle teslim edilmesi anlamına gelir. Bu Rumların ve Yunanistan’ın istemiydi ve BM Genel Sekterinin raporunda da garantilerin müzakere edilebileceği yönünde görüşler vardı ve biz ona çok tepki göstermiştik. 

“ Bu yaklaşım kabul edilirse Kıbrıs’tan asker çekilmesi de gündeme gelebilecektir. O zaman da geriye gerçekten fazla bir şey kalmayacaktır. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yüzbinlerce soydaşımıza karşı tarihi bir sorumluluğu vardır. Kıbrıs harekatını yapan Bülent Ecevit‘e, ayrıca Rauf Denktaş‘a karşı da manevi sorumluluğumuz var. En kötü durumlarında bile devletler kimi temel çıkarlarından fedakarlıkta bulunamazlar. Yunanistan Dışişleri Bakanının sözlerini sanki Türkiye garantiler konusunu müzakere etmeyi kabul etmiş gibi değerlendirmek yanlış olur. Bu olacak şey değildir. Türkiye’nin bunu kabul ettiğine ilişkin bir işaret henüz yoktur. Umarım ki hiç olmaz. Türkiye’nin böyle bir vahim hatayı yapabileceğine ben ihtimal vermek istemiyorum.”

=====================================
Dostlar,

Çooooooooook kritik koşullar içindeyiz.

Türkiye çok ağır bir iç – dış borç bunalımı içinde AKP = Erdoğan’ın mutlak sorumluluğu ile.
Değil Demirel’in 1965’lerde itiraf ettiği “70 Cent’e muhtacız”; “1 Cent’e” muhtaç durumda..

Böylesi zamanlar Batı emperyalizminin özellikle kurguladığı ortamlardır ve olağan koşullarda ileri süremedikleri her türlü  ağır – kabul edilemez istemlerini masaya koyarlar. Büyük olasılıkla, AKP = Erdoğan ile perde gerisinde “dış kredi” karşılığında böylesine kabul edilemez pazarlıklar yapılıyordur ki; durup dururken kamuoyuna bu haberler sızdırılarak hem kamuoyunun tepkisi ölçülüyor hem de alıştırılıyor..

Dolayısıyla, 16 yıldır ülkeyi Batı ve dinci rantiye adına yağma ve talan eden iktidar; şimdi bunun çok ağır bedelini, iktidarda kalma adına, hayal bile edilemeyecek ödünleri vererek ödemek / ülkemize ödetmek isteyebilir.. Bu çok tehlikeli bir durumdur.

  • Hem AKP iktidarı = Erdoğan‘ı bu kumardan – ihanetten kesin olarak kaçınmaya çağırır,
    hem de tüm Türkiye’yi bu bağlamda son derece uyanık olmaya davet ederiz..

Sayın Öymen’in uyarısını bütünüyle paylaşıyor, destekliyor ve kendisine teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com